Yüksek Frekanslı 5 Güçlü Kelime…

25399060_1960332394007293_7295373013411079787_n[1]

1- IŞIK…Ruhum ve aklım güzellikle ışıldıyor. Çevreme ışık saçıyorum…

2- AŞK… Hayata ve kendime aşığım. Huzuru ve gerçek aşkı buluyorum…

3- BARIŞ… Çevremle ve kendimle barışıyor ve huzuru yaşıyorum…

4- İNANÇ… Kendime ve kaderimin iyi olacağına inancım sonsuz…

5- BAĞIŞLAMAK… Kendimi ve geçmişimde yaşadığım her şeyi bağışlıyorum…

DUYGUSAL KORUNMA NASIL YAPILIR?

maxresdefault[1]

Enerjiyi, Aura ve çakralarımız yoluyla alırız Diğer kişilerin bizde yarattiğı güçlü duygular, bizi üzen olumsuz haberler (örneğin televizyon yoluyla vs) bize genelde Solar Pleksus (Üçüncü çakra Mide çakrası) çakrasıyla ulaşır Solar Pleksus son derece önemli bir merkez olduğundan, bu bölgenin büzüşmesine neden olacak her şeyden kaçınmamız gerekir Büzüşme durumunda Solar Pleksus, enerji kanallarının kasılmasına, bedensel olarak ise kan damarlarının daralmasına yol açabilir
Korku, öfke ve kıskançlık, Solar Pleksus’u özellikle dengeden çıkarır Solar Pleksus(Üçüncü çakra Mide çakrası) , diğer adıyla “güneş sinir ağı”, bizim duygusal güç merkezimiz olduğundan, böyle bir bozulmanın ardından çoğu zaman tam bir manyetik alan boşalması, yani ciddi bir yorgunluk gelir Pek çok kişi, bir şok veya korkunun akabinde veya başka bir kişinin bir duygu patlaması geçirmesinden sonra, bacaklarının tutmayıp, ellerinin titrediğini ve beyninin adeta boşaldığını hissetmiştir Böylesi durumlardan, bir elimizi Solar Pleksusa koyarak korunabiliriz. Bazen bir elimizi solar pleksusa, bir elimizi de   (Sakral Çakra) göbek deliğinin altına koyarak korunabiliriz Bu bölgede, Aikido’da Ki Point (Ki noktası), Tai Chi’de Dantien, akupunturda ise “enerji denizi” olarak adlandırılan Hara merkezi bulunmaktadır
Örneğin, bir telefon görüşmesi esnasında, boşta kalan elinizi Solar Pleksus bölgesine (Üçüncü çakra Mide çakrasına) koyabilirsiniz… Bu pozisyon, duygusal korunma pozisyonu olarak adlandırılır
Kaynak: “Reiki ve Dynamic Rebirthing” – Horst H Gúnther ve Angelika

Bakalım toplumumuzda erkek ve kadın ne imiş:

slide3[1]
“Erkekler labaratuarlarda sabahlarken,kadınlar pöff;)))
Evlenmemiş erkeğe, BEKAR;
Evlenmemiş kadına, EVDE KALMIŞ KIZ denir..
Erkekler; kendi aralarında,
ÖNEMLİ KONU’ lar üzerinde DÜŞÜNÜR’ ler;
Kadınlar, kendi aralarında,
ÇENE ÇALAR’ lar..
Erkeklerin;
sosyal hayatlarında duydukları ÖNEMLİ HABER’ lerdir, …
Kadınların duydukları DEDİKODU..
Erkek AİLE işleri üzerinde başarılı ise;
AİLE REİS’ i,
kadın başarılı ise;
DİZGİN’ leri ele almış..
Erkek eşiyle ilgiliyse CENTİLMEN,
Kadın kocasıyla ilgiliyse KISKANÇ’ tır..
KIRK’ ındaki erkek;
en güzel çağına gelmiş OLGUN,
kadın KIRK’ ına gelmişse KOCAMIŞ’ tır..
Erkeğin eli açıksa;
AİLE’ sinden hiçbirşey esirgemeyen,
kadının eli açıkca
HAR VURUP, HARMAN SAVURAN’ dır..
Az konuşan erkek; AĞIR BAŞLI,
az konuşan kadın SOĞUK ve KİBİRLİ..
Çok konuşan erkek; İÇTEN,
Çok konuşan kadın; GEVEZE’ dir..
** TOPLUM’ da;
genel KABUL GÖREN durumlara baktığımızda,
ne halde olduğumuzu görüyoruz..
ALLAH,
KADIN’ lara SABIR versin..!!
Sunay AKIN

Oturdum kimsin bakalım sen, adın ne ? dedi..

19145965_1922178451334133_7298525916355183008_n[1]

 

Üniversiteyi yeni kazanmıştım. Babamın pek durumu yoktu, ben de biraz para biriktirmek için yazın Bodrum’ a gittim. Bir arkadaşım bir mekanda çalışıyordu, ben de orada işe başladım. Onu ilk kez orada gördüm .Sahneye çıkıyordu, daha yeni yeni tanınıyordu ama..
Sabah oldu, sahnesi bitti, yanımıza geldi ;
Dostum gel otur gel dedi.
Ben utana sıkıla abi iş var dedim.
Ya gel sen, sonra yaparız beraber dedi.
Oturdum kimsin bakalım sen, adın ne ? dedi..
Yusuf dedim.
Ekmek kuyunun dibindedir Yusuf dedi.
Gülümsedim
Okuyorum abi, para lazım dedim..
Aferin dedi
İyi geceler bile demeden gitti..
Sonra hemen hiç selam bile vermeden 2 ay geçti..
Ben babamı kaybettim abi orada çalışırken.
Memlekete gittim.
Mersin’ e.
Baktım kalabalıkta biri var, siyah deri mont, gözlüklü.
Yaklaştı yanıma, olur Yusuf olur..
Hayat bu, kuyudan çıkmaya gayret et sen hep dedi..
Gitti..
Kardeşime bir zarf bırakmış, içinde biraz para ve bir mektup var, bir de banka hesap cüzdanı..
Bütün eğitim masrafların bana ait, kimseye söz etmek yok.
Etmedim abi, kimseye birşey demedim…
O günden sonra abim, babam, herşeyim oldu o benim..
Evlendim, oğlum var bir tane, adı Barış.
Yusuf Sami Atılgan

“Psikolojik Aikido”

AAEAAQAAAAAAAAgTAAAAJDY3MTIzMjBjLTU0M2MtNDA1OS05YWM2LTY2OTk2ZGYwYTAxMA[1]

 

Geçen gün Consious Reminder sitesinde bu makaleye rastladım. Diyordu ki, “Mikahil Litvak, dünyanın en ünlü psikiyatrlarından biri, aşağıdaki kısa 20 öneriyi paylaşıyor. Bunlar kısa olsa da doğru şekilde uygulandığında hayattaki engellerle yüzleşmenizi ve başa çıkmanızı sağlayabilir.”

Dr. Litvak bu sorun çözüm sistemine “Psikolojik Aikido” adını vermiş Haydi, madde madde bakalım isterseniz.
1)Eğer bir kişinin kendi hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoksa ama yine de bir şeyler söylemek istiyorsa, başkaları hakkında olumsuz konuşmaya başlayacaktır.
2)Herhangi bir şeye dalmak istiyorsanız, bilime (bilgiye) dalın, birbirinizi sırtından bıçaklamaya değil.
3)Depresyon kişilere onları içlerine döndürmek ve davranışlarını yeniden değerlendirmeleri için gelir.
4)İnsanlar insanları reddetmez. Bazılarımız en basit haliyle ifade edersek, ilerlemişlerdir ve bazıları arkada kalır. Arkada kalanlar reddedilmiş hissederler.
Eğer siz kendiniz hakkında iyi hissediyorsanız, başkalarının da sizin hakkında böyle hissetmesi ihtiyacınız nerede?
5)Bir şey istiyorsanız, izin istemeyin. Öyle yaparsanız, alamazsınız.
6)Yalnızlığı sevme ve yalnızlıkla başa çıkma becerisi ruhani olgunluğun işaretidir. Gerçekte en iyi yalnızken fonksiyonlarımızı yerine getiririz.
7)Olgunlaşmamış bir kişilik sıklıkla bilgiye sahiptir ancak onu nasıl kullanacağını bilemez, olgun bir kişilik ise bilgiye sahiptir ve kullanır. İşte bu yüzden olgunlaşmamış kişiliğe sahip olanlar diğerlerini eleştirir, olgunlaşmış kişiliktekiler ise harekete geçer.

8)Yargı, ne olursa olsun ne biz ne de karşımızdaki insanlara fayda etmiyor. Yargılamadan konuşalım, yargılamadan düşünelim. Yargılamadan yaşayalım.)
9)Başarıya giden yolu bilmiyorum fakat başarısızlığa giden en kestirme yolu kesinlikle biliyorum: herkesi memnun etmeye çalışmak!
10)Kadın mantığı ya da erkek mantığı diye bir şey yoktur, bilgece düşünebilme ya da düşünememe becerisi vardır.
11)En büyük düşmanınızla tanışmak isterseniz eğer, aynaya bakın. Onunla yüzleşmeye hazır olduğunuzda, başkalarıyla yüzleşirken asla sorun yaşamayacaksınız.
12)Başarılı olun ve aşağılamalar sihirli bir şekilde kaybolur.
13)Bir dostla konuşmak rahatlatıcıdır ama bir düşmanla konuşmak gerçekten
14)Bir romantik ilişkiyi ya da iş ilişkisini bitirmenin tek geçerli sebebi vardır: Sürekli kişisel gelişim ve ilerlemeyi devam ettirme ortamının kaybolması.
15)Mutluluğunuzu dostlarınızla ve hatta düşmanlarınızla da paylaşın.
16)Mutluluğun peşinden koşmazsanız, yaşadığı yeri göreceksiniz. Mutluluk sizi bulacak. Mutluluğun her zaman bulunduğu bir yeri size söyleyeyim: İçiniz. Mutluluğa en kısa yol kişisel gelişiminizden geçer.
17)Mutluluk iyi organize edilmiş hareketin yan ürünüdür.
18)Birisine bir şey kanıtlamak istiyorsanız, o kişi için yaşıyorsunuz demektir. Fakat kendiniz için yaşıyorsanız, kimseye kanıtlayacak bir şeyiniz yoktur.
19)Hayal kurmak ve fanteziler yeteneklerinizin sesidir, bunu böyle kullanın. Diyelim ki bir opera sanatçı olması hayali kuruyorum ama ne gerekli sese ne de kulağa sahibim. Sahneye çıkamam. Ancak, eğer yeteneklerimle uyumlu hayaller kurarsam, çok çabuk onları gerçekleştirebilirim.
20)Boş konuşmalar yerine bir kitap okumak daha iyidir.

Yüksek Bir Zekâ Ve Temiz Bir Kalp: Osho’nun Kulak Vermeniz Gereken 10 Sözü

osho-filoji-1[1]

“ Asi Ruh” olarak da anılan Osho, 1931 yılında Hindistan’ta dünyaya gelmiştir. Daha çocukluk yıllarından itibaren, başkaları tarafından verilen bilgiler ve inançları edinmektense gerçekliği kendisi deneyimleyerek öğrenmekte ısrarcı oldu. 1990 yılına kadar süren yaşam yolculuğu süresince tüm dünyayı yerinden oynatacak söylemler ve bakış açılarıyla hâlâ güncelliğini koruyan sıradışı bir şahsiyet olan Osho, din, felsefe, psikoloji, politika ve insanı ilgilendiren birçok alanda her türlü geleneği temelden sarsan yorumlarıyla büyük ilgi, saygı ve de tepki toplamıştır. İşte Osho’nun sizler için derlediğimiz 12 deyişi;
1. Güçlü rüzgârlar seni oraya buraya sürüklüyorsa, onlara direnme: Onlar, sen direndiğin için güçlü görünüyorlar. Rahatla ve bırak seni götürsünler. Onlarla git, bütün olarak git.

 

2. Gerçek aşkta bölünme olmaz. Sevenler birbirinin içine erir. Sadece egoistçe aşkta büyük bir bölünme vardır, seven ve sevilen ayrılır. Gerçek aşkta ilişki yoktur. Çünkü ilişki kurulacak iki insan yoktur. Gerçek aşkta sadece sevgi olur, bir çiçek açma, güzel bir koku, bir erime, bir birleşme yaşanır.

3. Varlığına bütünüyle sahip çıkmalısın. İyisiyle, kötüsüyle her yönünü kabullenmelisin kendini. Herhangi bir şeyden kurtulmak söz konusu değil. Kimse asla hiç bir şeyden kurtulmuyor, sadece yavaş yavaş her şeyi kabullenmeyi öğren ve hayatının nasıl değiştiğini kendin gör.

4. Bu içsel simyadır: bir sorunu kabul edersen kaybolur ve eğer o sorunla bir çatışma yaratırsan, sorun giderek büyür. Hayat, küçük şeylerden ibarettir, ama eğer küçük şeylere mutluluk katabilirsen, toplamı muazzamdır. O yüzden her şeyi neşeyle yap ve her şey bir duaya dönüşsün. Coşkuyla yap. Olumsuzluklar seni rahatsız etmesin. Karanlığı aydınlatmak için güneş olman gerekmez, bir mum yakman yeterli…

5. Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez. Ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez. Bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşüncelerde bulutlardır. Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen, eğer onları kaçırmazsan, eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve bu çok büyük bir anlayıştır. Bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır. Artık sen uykuda değilsin, artık gelip giden bulutlarla özdeş değilsin, artık sen sonsuza dek baki kalacak şeyin bulutlar değil, mavi gök olduğunu biliyorsun…

6. Hayat öylesine bir gizemdir ki onu kimse anlayamaz ve kim onu anladığını iddia ederse o sadece cahildir. O ne dediğini bilmiyordur, o ne saçmaladığını bilmiyordur. Eğer sende bilgelik yolunda ilerliyorsan anlayacağın ilk şey şu olmalı: “hayat anlaşılamaz.”

7. İlk özür dileyen en cesurdur, ilk affeden en güçlü, ilk unutan en mutlu…

8. Sen cevapları ezberleyip duruyorsun. Ancak bir şeyi unutmuşa benziyorsun; Hayat asla aynı soruyu ikinci kez sormaz.

9. Her zaman ne varsa onu gör, acele etme. Bir şeyi yanlış anlamaktansa, anlamamak daha iyidir.

10. Bir çiçeği çok sevdiysen, bırak yaşasın. Çünkü sevmek sahip olmak ile değil, değer vermek ile ilgilidir…

http://filoji.com/yuksek-bir-zeka-ve-temiz-bir-kalp-oshonun-kulak-vermeniz-gereken-10-sozu/

Varsayımları Bırakın Egonuzu Tanıyın

hqdefault[1]

 

Küçüğüz ama çocuk olamıyoruz. Büyüğüz ama yetişkin olamıyoruz. Çocuk sahibiyiz ama ebeveyn olamıyoruz. Cinsiyetlerimiz var ama kadın ya da erkek olmayı bilemiyoruz. Öğrenci, öğretmen, doktor gibi ünvanlarımız var ama öğrenci, öğretmen, doktor olamıyoruz. Arkadaşlarımız var ama dost olmayı bilemiyoruz. Kelimeleri kullanıyor ama iletişim kuramıyoruz. Sadece şu anda var olabiliyor ama şimdide kalamıyoruz.
Bir şey ile sınırlanmak istemiyor her şey olmaya çalışıyor ama hiçbir şey olamıyoruz.

İşte o zaman varsayımlara sığınıyoruz. Güzel kelimeleri doğru kelimeler, sahte tevazuyu mütevazilik sanıyoruz; başımızı çevirirsek sorunların yok olacağını, iyi dileklerde bulunursak dünyanın iyi bir yer olacağını, inanca sığınırsak her şeyin yoluna gireceğini sanıyoruz. Çabalamadan elde edebileceğimizi, ah bir olanak tanınsa başaracağımızı, anlaşılsak beğenileceğimizi, adalet olsa mutlu olacağımızı, paramız olsa güvenliğimiz olacağını, yakınırsak ilgi göreceğimizi sanıyor, kısacası sanrılar içinde yaşıyoruz.
Yapmamız gereken şey sanrılardan kurtulmak ve egomuzu gerçekleştirmek. Ego’nun aşılması ilk olarak onun gerçekleştirilmesi ile mümkündür. Bu tıpkı rallici olmadan önce otomobil kullanmayı öğrenmeye, yazar olmadan önce okuma yazma öğrenmeye, öğretmen olmadan önce öğrenci olmaya, yetişkin olmadan önce çocuk olmaya benzer.

Bu sebeple de egoyu aşmak için ilk olarak egomuzu gerçekleştirmek lazım. Ego bizim “özgülüğümüz”dür. Yani kendimize “özgü” olma durumumuzdur. Ne tür bir olma haline “özgü” olduğumuzu öğrenmeden bunu aşmaya kalkmak mümkün değildir.
Bir ralliciye özgü yetenekleri olan bir insan aşçı, dansçı olmaya özgü yetenekleri olan bir insan bankacı, şifacı olmaya özgü nitelikleri olan bir insan mühendis olmak durumunda kalırsa nasıl mutsuz olur ve ne yapsa bu mutsuzluğunu geçiremez, kendini ifade edemezse aynı şekilde biz de egomuzu gerçekleştiremeden kendimizi gerçekleştiremeyiz. Kendini gerçekleştiremeyen bir insanın kendini aşması çok güçtür.
Bu sebeple bırakın varsayımları ve ilk olarak egonuzu tanıyın. Onu gerçekleştirin. Onu aşmanın başka bir yolu olmadığını göreceksiniz.
——
Bir yolu başından sonuna yürümeye çalışmak, âşık olmaya benzer: Sevdiğinize ulaşmanızı engellemeye çalışan hiçbir şey sizin için gerçek bir engel değildir. Para, zaman, sağlık, kader, koşullar ve türlü türlü engelmiş gibi görünen tümsekler ve çukurlar gerçekte engel değil âşık olduğunu iddia eden bir şıpsevdinin bahaneleridir. İnsan aşık değilse eğer sevgili sadece sahip olunulacak bir haz nesnesi, ona ulaştıran yol ise çaba hak etmeyecek kadar zorludur. Eğer hedefinize ulaştıran yolda kalbinizi şüphe ile dolduran engeller görüyorsanız bunun tek bir anlamı vardır: âşık değil çapkınsınızdır.
Kalbini kaptırdığı şey ister bir insan, ister bir meslek, bir manevi yol ya da herhangi bir ideal olsun, âşığın tavrı o yolu, tüm zorluklarıyla kat etmek ve hedefine ulaşmaktır. Bir âşık için sevdiğine ulaşmak üzere çıktığı yolda başarısız olmak ve ölmek, elbette ki bir başka yolda başarılı olup güvenli bir hayat yaşamaktan daha anlamlıdır.
Fırtınada yanmaya çalışan bir mum alevi olduğunu anlayan her varlık, varoluştaki tek anlamlı çabanın, kalbini koyduğu bir yolu başından sonuna aşmak olduğunu bilir.

kAYNAK: İNDİGO DERGİSİ yAZAR: CEM ŞEN

Zihni tümüyle özgürleşmişti ve bunu biliyordu.

23550062_10155276420402675_3173776068665516111_o[1]
…sabaha karşı Budha’yı yenemeyeceğini anlayan Mara ilk kez onunla yüzleşti. Budha onu, “Sanrılarımın efendisi nihayet seninle karşılaştım,” diyerek karşıladı.
Mara, “Eğer beni yok edersen, kendini de yok edersin,” diyerek Budha’yı tehdit etti. “Ben senin Egonum. Sen bensin, ben ise senim.”
Budha, “Sen sadece bir sanrısın ve gerçek değilsin,” dedi.
Bunun üzerine Mara, arkasına dönüp arkasındaki sanrısal varlıkları işaret ederek “Benim var olduğuma tanık edecek bir sürü varlık var,” dedi. Tüm sanrısal varlıklar, “Evet evet,” diye bağırdılar bir ağızdan. “Biz sana tanıklık ederiz.” Mara kendinden emin bir gururla Budha’ya döndü ve “Peki sana kim tanıklık edecek?” diye sordu.
Budha elini uzatıp toprağa dokundu ve “Yeryüzü tanığım olsun,” dedi.
Bu sözlerinin üzerine güçlü bir sel, sanrılardan oluşan tüm varlıkları süpürüp yok etti.
Budha yüzünde bir gülümseme ile başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Sabah gökyüzünde tek bir yıldız parlıyordu.
Zihni tümüyle özgürleşmişti ve bunu biliyordu.

İnsanlığın Karanlık Yüzü: 6 Saat Boyunca Kıpırdamadan Duran Kadına Yapılanlar Kanınızı Donduracak

marina-abromovic-sanat[1]

1979 yılında o zamanlar henüz pek tanınmamış olan performans sanatçısı Marina Abramovic, gösteri sanatları tarihinin en unutulmaz, en konuşulan ve belki de en korkunç gösterilerinden birini gerçekleştirdi. Rhythm 0 adını verdiği bu gösteride, yaptığı şey aslında çok basitti. Olduğu yerde sabit durmak. Bunun yanı sıra gösteriyi izlemeye gelenlerin seçimine bırakılmış şekilde, bir masa üzerine birçok farklı eşya ve materyal yerleştirdi. Bu masada çiçekten çikolatalı keke, zincirden bıçağa kadar her türlü rastgele eşya bulunuyordu. Hatta masada bir mermi ve silah bile mevcuttu. Yani ziyaretçilerin iyiyle kötü arasında seçim yapma şansı vardı. Bu objeleri tüm ziyaretçiler istedikleri gibi kullanabileceklerdi.

marina-abramovic-sanat-1[1]

Tüm gösteri boyunca kadın, tıpkı cansız bir obje gibi pasif kalacaktı. Amacı aslında kendini yaşayan bir sanat eseri olarak empoze etmekti. Ancak 6 saat sürecek bu performans denemesinin hayatının en korkunç günlerinden birine dönüşeceğinden haberdar değildi.

marina-abramovic-iskence[1]

İlk başlarda izleyiciler oldukça nazik ve iyi niyetliydi. Kimisi masadaki gülleri kadının eline veriyor, kimi ona kek yediriyor bazıları ise saçlarını okşuyor onunla tokalaşıyordu. Ancak aradan zaman geçtikçe ve performans uzadıkça işin rengi değişmeye başladı. İlk olarak izleyicilerden biri kadına hafif bir tokat attı. Abramovic’in gerçekten de, hiçbir reaksiyon vermediğini farkeden topluluktan bazıları kadına daha sert bir biçimde vurmaya başladı. Az önce kadının elini sıkan, ona gül uzatan insanlar karşılarında gerçekten savunmasız birinin olduğunu kavradıklarında şiddet eğilimi göstermeye başladılar. Ancak olaylar bununla da sınırla kalmadı.

marina-abramovic-silah[1]
Kalabalıktan bir kişi silahı alıp kadının alnına dayadı. Daha sonra kadının vererek silahı boynuna dayamasını sağlayacak bir biçimde yerleştirdi. Bazıları kalemlerle kadının alnına boynuna yazılar yazmaya başladılar. Bunların ardından cinsel tacizler başladı. Bazıları kadının kalçalarını, göğüslerini sıkıştırıyor, kimi onu öpüyor kimi ise yalayarak tükürüyordu! Sonunda kalabalık, kadının üzerindeki eşyaları makaslarla parçalayarak onu çırılçıplak bıraktı. Ancak bununla da yetinmediler.

marina-abramovic-ciplak[1]

Kalabalıktan biri kadının karnını bıçakla çizdi ve diğerleride bundan cesaret alarak onu takip etti. Elbiselerini parçaladıktan sonra, kadının her tarafını bıçaklarla çizmeye ve kadını belli belirsiz bıçaklamaya başladılar. Boyun kısmına çizik atarak kanamasını sağladıktan sonra burada kan emenler bile oldu. Bunun ardından kadını sağa sola cansız manken gibi taşıdılar bu esnada defalarca taciz ettikleri kadına, kalabalıktan bir adam masa üzerine yatırıp tecavüz etmeye çalıştı!

marina-abramovic-iskence-sanati-1979[1]

Sonrasında sağduyulu birkaç kişinin önlemesiyle kalabalık bu fikirden vazgeçti ve kadının çıplak fotoğraflarını çekmeye, bazılarını da eline tutuşturmaya başladılar. Bu esnada kadın gözyaşları içindeydi ancak kalabalık onu bir obje olarak değerlendirme konusunda ısrarcıydı…

 

Vahşileşen çoğunluğa rağmen kalabalık içinde bulunan bir grup insan bu durumdan rahatsızlık duymaya başladı. Ancak cesaret edip bir eylemde bulunamadılar. Ta ki kalabalıktan çıkan bir kadın, Abramovic’in gözyaşlarını silip ona sarılana kadar…

abramovic-gozyaslari[1]

Kadının peşi sıra, sanatçıya yapılanlardan rahatsız olan azınlık grup, onu adeta bir koruma çemberine alarak, kıyafetlerini geri giydirdi, boynundaki yarayı kapattı, vücudundaki diğer kanayan kısımları bantla kapattı ve kadına sigara ikram ettiler.

Bir performans sanatından daha çok toplumsal bir deneye dönüşen bu olay, çoğunluğun birbirinden cesaret alarak içindeki kötülüğü kolayca ortaya çıkarabilmesine karşın, bu durumdan rahatsız olan iyi niyetli kişilerin aynı dayanışma cesareti gösterememesinin ya da bu konuda geç kalmasının nelere sebep olduğunu gözler önüne seriyordu.

marina-abromovic-sanat[1]

 

6 saat sonunda performans sona erdiğinde Abramovic, tekrar hareket etmeye başladığında, kalabalık korkunç biriyle yüzleşmişcesine oradan kaçıştı. Az önce çekinmeden işkence yaptıkları kişinin, tekrar bir birey formu kazanarak hareket etmesi kalabalığı dehşete düşürmüştü…

filoji.com/insanligin-karanlik-yuzu-6-saat-boyunca-kipirdamadan-duran-kadina-yapilanlar-kaninizi-donduracak/

Bir Mucize Ritüeli

Bir-Mucize-Ritüeli[1]

 

Mucizelere inanmayı neden bıraktık ?
Öyle ya çok mantıklı hayatlarımızın içinde mucizelerin ne işi var ? Hepsi hayal ürünü !
Ya mucizeler hala varsa ve biz onları yaratımlarımızdan çıkardıysak …
Özelilikle 70’li yılların Türk filmlerinde mucize niteliğindeki rastlantıları sürekli görürüz ve tepkimiz değişmez :
YOK ARTIK ! Bu kadar rastlantı ancak Türk filmlerinde olur.
Kadın hiç olmayacak bir yerde hiç olmayacak bir adamla karşılaşır ve bamm.. hayatı değişir, o artık çok ünlü bir ses sanatçısıdır.
Adam çok fakirdir ama şans neden ona gülmesindir Ve birden kaderi değişir, hiç tanımadığı Mısır’daki halasından miras kalır.
Çocuk küçükken kötü kalpli gaddar kişiler tarafından kaçırılmış, dilenciliğe zorlanmıştır ancak onun çok sevimli eşeğini açık artırmada öz ablası satın alır …
Yani hayat kötü gidiyorsa birden iyiye neden gitmesin İyiler hep kazanır …
İşte bu durum tam olarak o dönemin toplumunun inanç sistemidir.
İnsanların sokağa çıkarken onları gelip bir mucizenin bulacağı inancı ile yaşayıp yarattığı yıllar …
Biz şimdilerde böyle şeyler yapmıyoruz tabi …
Mesela siz bugün evden çıkarken hangi hissiyatla çıktınız ?
Dünyamızı hiç de eğlenceli olmayan sıkıcı bir düz mantık kapladı.
Hayat bu şekilde heyecanlı ve sürprizlerle dolu değil.
Yarınlar hep aynı ve yaşamak o kadar da çekici değil.
Ta ki siz mucizelere inanıncaya kadar
Açıkçası bir mucizeye inanmıyorsanız, yarın sabah neden şans size gülsün …
Şimdi size çok basit bir ritüel veriyorum. Bir kitapta okudum ve denedim, işe yarıyor.
Hiç olmayacak şey, bir iş adamı bana mesaj attı ve hayallerimi gerçekleştirmeme yelken açtı.
Kaybedeceğiniz bir şey yok, sadece deneyin

“Mucize ritüeli :
Sabah uyanır uyanmaz kimseyle konuşmadan güneşe ve gökyüzüne bakın ve 7 defa “BUGÜN BENİM İÇİN BİR MUCİZE OLACAK” diyin. (Mümkünse sesli)
Ve etkisine inandığınız bir duayı okuyun.
Aynı gün gece yatmadan hemen önce yıldızlara ve gökyüzüne bakın ve 7 defa “YARIN BENİM İÇİN BİR MUCİZE OLACAK” diyin.

Ve yine etkisine inandığınız bir duayı okuyun.
Yine ertesi sabah kalkınca sabah ritüelini, gece olunca gece ritüelini 7 gün boyunca uygulayın.”
…Hepsi bu.
Binlerce katılımcı henüz 1 haftayı tamamlamadan sonuç alıyor. Yani ben de sanırım 2,5 gün uyguladım ve ne olacağına dair bir fikir dahi üretmemiştim.
Çok beklentiye kapıldığımı da söyleyemem…
Bir de daha ilk söylediğim anda enerjinin değiştiğini hissetmiştim, enerji çalışmalarında bu anı yakalarsanız işlem tamam, haberiniz olsun
Ritüelin nasıl işe yaradığına ve mantık arayanlara gelince …
Mantık sıkıcı ise okumayınız
Kaliforniya’daki Hipnoz okulunda aldığım eğitimlerde tek bir temel var, telkinler ! (Hypnosis Motivation Institute )
Siz bu şekilde kendinize telkin veriyorsunuz.
1 kere sesli söyleyince insanın ikna barajı aşılmış olmuyor ancak ikincisi ısrar içeriyor ve sonraki telkinlerde ise artık kontrol bizden çıkıyor ve bu telkinler hayatımızı ele geçiriyor.
Bu sebeple sizin kendinize, toplumun size ve sizin başkalarına tekrar ettiğiniz telkinlere dikkat ediniz, tüm telkinler hipnotik bir dil içeriyor ve bu komutlar doğrudan otonom sistemimize hükmediyor
Sıra dışı sevgilerimle,
Demet Yıldırım

Dipnot : Detaycı ruhlar etkili dua tavsiyesi isteyecek olursa İnşirah Suresi’ni okuyabilirler.
Yada bir Tibet duası veya bir mantra … Neye inanıyorsanız artık

Zaman değişti, mekan değişti, koşullar ve kişiler değişti ama ben ışığa doğru yürümeyi asla bırakmadım mesela.

15369296_10154310212117675_5107014659748222396_o[1]

Kara günlerim oldu benim ama kendimi umutsuzluğa kaptırmadım mesela.

Hatalarım oldu benim ama hiç kötü olmadım mesela.

Düştüğüm oldu benim hayatta, uzun süre yerde de kaldım ama kalkmaya çalışmayı hiç bırakmadım mesela.

Büyük hayal kırıklıklarım oldu benim ama inancımı hiç yitirmedim mesela.

Canımın çok yandığı oldu benim ama acıdan hiç korkmadım mesela.

Paramın çok olduğu zamanlar oldu ama beni hiç esir alamadı mesela.

Yoksulluğun en dibini yaşadım ama ağır başlılığım hiç bozulmadı mesela.

Çok zayıf ve yetersiz olduğum zamanlar oldu ama kalbimdeki ışık hep güçlü oldu mesela.

Çok öfkeli olduğum zamanlar oldu ama adillikten asla sapmadım mesela.

Zaman değişti, mekan değişti, koşullar ve kişiler değişti ama ben ışığa doğru yürümeyi asla bırakmadım mesela.

Cem Şen Hocamdan<3

Dün sabaha karşı kendimle konuştum.

ozdemir-asaf-resimleri-3[1]

 

YAŞ 5
Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu
öğrendim.
YAŞ 7
Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12
Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak
olduğunu öğrendim.
YAŞ 13
Annemle babamın elele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu
ettiğini öğrendim.
YAŞ 15
Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18
İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu
öğrendim.
YAŞ 24
Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.
YAŞ 33
Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu
öğrendim.
YAŞ 36
Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi
hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
YAŞ 38
Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından
anlayabileceğimi öğrendim.
YAŞ 41
Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini
öğrendim.
YAŞ 44
Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim.
YAŞ 46
Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi
öğrendim.
YAŞ 49
Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin
yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
YAŞ 50
Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini
öğrendim.
YAŞ 53
İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55
Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini
öğrendim.
YAŞ 64
Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına
veremeyeceğimi öğrendim.
YAŞ 70
İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82
Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini
öğrendim.
YAŞ 90
Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu
öğrendim.
YAŞ 95
Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.
n sabaha karşı kendimle konuştum.
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum…
~Özdemir ASAF~

Sevdiklerinize Yanınızdayken Sevdiğinizi Söyleyin Güleryüz Gösterin…

alisan-kapaklikaya-kimdir-siyah-pantolon-hikayesi-alisan-kapaklikayanin-biyografisi[1]

Eğitimci-Yazar Alişan Kapaklıkaya, geçtiğimiz günlerde anlattığı “siyah pantolon” hikayesiyle tüm Türkiye’yi ağlatmıştı.

Ailelerden ise çocuklarına sevgilerini göstermelerini istedi. İşte o pantolon hikayesi:
Bizim çocukluğumuzda var yoktu yok vardı. Ne istersek yok. Kıtlık döneminde büyümüşüz anne babamız. Bizde onların kıtlıklarını yaşadığı döneme denk geldik.
Ne istersek yok, pantolon al diyorum mesela, yok diyor. Oyuncak al, kendin yap diyor. Çamurdan oyuncaklarımı yaptım. Babamın iç cebini çıkarıp içine yün doldurup top yaptım. Onunla oynadım. Kız kardeşim bebeklerini kendi dikti. Onun için bir şeyin kıymetini bilmek bizim neslimizde var.
Bir gün babam dedi ki, “size pantolon getiriyim mi?” Biz 3 kardeş elimizi çenemize dayadık hayal kurmaya başladık. Muhtarın oğlunun giyindiğinden bizde pantolon giyeceğiz. Ben ilkokul 3e gidiyorum. Kardeşim bire gidiyor. Diğerimde 6 yaşında. O kadar hayal kuruyoruz ki…
BİZİM ÜMİDİMİZ O MİNİBÜS
Elektrik yok televizyon yok dünyayı tanımıyoruz. Kardeşim Annem, babaannemin çiçekli donunu bozuyor bize pantolon yapıyor. Kardeşim dedi ki senin pantolonun ne renk olur? Dedim siyah keşke benim ki mavi olsa. Niye, dedim. “Siz çiçekli donla okula gidiyorsunuz ya ben pantolonla gideceğim diye hava attı. Durdu babam şehirli ayakkabısı da alır mı” dedi. Ben de kara lastik alır dedim.
Neyse minibüs göründü bir toz kalkıyor, bizim ümidimiz o, beklentimiz o. babam paketleri açıyor bana bir kara pantolon kara önlük beyaz yaka birde siyah lastik. Diğer kardeşime de aynı bana aldıklarından almış.
O hevesle bekleyen bize hava atacak olan Rafet paketleri karıştırdı açtı baktı yok! Babama döndü umutla baktı “hani bana”? Dedi.
Babam,“oğlum bir daha gidişte alacam sana” dedi.
Kardeşim ağlaya ağlaya çıktı odadan. Babamın gözlerinden yaş süzüldü. Akşam sofrada hiçbirimiz konuşamıyoruz sadece kardeşimin sesi geliyor. İçli içli ağlayan bir çocuk sesi.
Ben sabah okula gittim, geldiğimde kardeşim “ay ne güzel yakışmış bir kere giyebilir miyim?” dedi. Bende “olmaz toz edersin ”dedim. İkinci gün yalvardı vermedim üçüncü gün de vermedim. Dördüncü gün bana “sana çok güzel yakışıyor ayağında da ayakkabı çok güzel duruyor belki bana da yakışır” dedi.
“Uzun gelir” dedim, “ucunu kıvırırım” dedi. “Toz edersin” dedim, “kilimin üstünde giyeceğim” dedi. Aynanın karşında bir kere bakayım dedi.
“Yarın cuma okuldan gelince 5 dakika giyeceksin toz etmeyeceksin” dedim. Gece yatağa 4 kardeş uzandık beni dürttü ve dedi ki ”caymadın demi? “Ben uyuyamıyorum yarın pantolon giyeceğim” dedi.
Sabah okula giderken oda kalktı, “bugün erken gel tamam mı, ben seni kapının eşiğinde bekliyorum” dedi. Okula gittim 3. ders saati geldi, kapı açıldı müdür öğretmene bir şey söyledi söylediği şeyden olsa gerek rengi attı öğretmenin.
Bana, “Alişan yavrum eve gider misin? Baban seni bekliyormuş” dedi. Kendi kendime kardeşim babamı ayarttı pantolonu giymek için beni okuldan çağırttırıyor diyorum.
Okuldan çıktım köylülerde bizim eve gidiyor. Sokağın başına geldim kardeşim kapının başında bekleyecekti ya yoktu. Avluya bir girdim bütün köy bizim avluda annem kendini yerden yere atıyor.
“Rafet’i verin bana, yavrumu verin, yaralı kuzumu verin.”
Meğer yaşlı bir amca yeni aldığı traktörle, bizim kapının önünden geçerken kardeşimi görmemiş ve kardeşim traktörün altında kalıp can vermiş. Ben kardeşime pantolon giydireceğim gün kardeşim öldü.
BABAM SEVGİYİ ALAMADIĞI İÇİN BİZE VERMEYİ BİLEMEDİ
Babam sevgiyi alamadığı için bize vermeyi bilemedi. Seviyordu gösteremiyordu. Bizi kucaklayamadı, bağrına basamadı. Sevginizi gösterin sevdiklerinize. O gün ne oldu biliyor musunuz?
Cenaze yıkandı babam kefene koyarken ben alacam dedi. Kardeşimi kucağına aldı ve dedi ki “Rafet ben seni mezara değil pazara götürüp pantolon alacaktım oğlum, kalk seninle pazara gidelim” dedi.
Keşke sağken söyleseydi. Bizim, o sevgiyi duymak için çok bekledik ama duyamadığımız bir ortamda babam kardeşimin duymayacağı bir zamanda bağırarak feryat ediyordu. Bugün çocuklar bizde bulamadığını cep telefonda arıyor çünkü başka arayışlara giriyor.
Çocuklarımızın köşe başlarında kötü yollara düşürmek için bekleyen insanlar, anne babalarından daha güler yüzlü davranıyorlar?

Çocuklarınıza- sevdiklerinize- yanınızdayken ve sağken sevdiğinizi söyleyin Güleryüz gösterin…

 

Bir Şaman öğretisi şöyle der:

23319003_10155659790105498_360532835756379289_n[1]

 

Bir Şaman öğretisi şöyle der:
Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz…
Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendileri için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgar kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur:
Her şey birbiri için yaşar!
Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur…
Eski çağlarda yürürlükte olan bir anlayıştı bu.
Bütünlüğü anlatırdı, özü iki cümleydi:
“Ben, biz olduğumuz zaman ben olurum.”
“Ben, ben olduğum için sen, sensin.”
Kam Davulu

Başkalarının ne düşündüğünü umursayanlar, onların mahkumu olurlar.

23031568_10214343406202337_6844657743983345295_n[1]

Başkalarının ne düşündüğünü umursayanlar, onların mahkumu olurlar. Kendine inancı olan bir kimse başkalarını ikna etmeye çalışmaz. Kendini bilen kimse başkalarının onayına ihtiyaç duymaz. Bir kimse kendini benimsediğinde, tüm dünya onu olduğu gibi kabul eder.
En büyük erdem içinde kendi benliğin olmaksızın bir eylemde bulunmaktır. En büyük şefkat karşılıksız vermektir. En iyi savaşçı telaş etmeden önderlik eder, öfkelenmeden savaşır, karşı karşıya gelmeden üstesinden gelir.
İnsanlara liderlik etmek istiyorsanız, onlarla birlikte yürüyün.
Lao Tzu