BEN HİÇ İNSAN KAYBETMEDİM…

images5EA7TIJV

 

 

Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim,

ya da asla birini severken karşılığını beklemedim…

Dostluğuma değer biçmedim, sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim…

Sevdiysem sonuna kadar gittim, bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim…

Bazen çok kırıldım, bazen belki de kırdım…

Ama hata insana mahsustur dedim..

Affettim, af diledim..

Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim..

Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.

Belki de içten içe sinsice güldüler…

Ama asıl unuttukları şuydu…

Ben aldanmadım…

Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar…

Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için…

Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için..

Oysa ben hiç insan kaybetmedim…

Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar…

 

CAN YÜCEL

YERÇEKİMLİ KARANFİL

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde

Oysaki seninle güzel olmak var

images[2]

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda

Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte

Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil

Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz sessizce.

Edip CANSEVER

Bugün, Her şeyi ilk defa gördüm…

 

HİÇ !!!Hiçliğe uyandım bu sabah.
İzin vermedim dünyanın bugün zihnime dokunmasına.
Sakin, dingin bir gün yaşamak istedim yargısız, yalnız, kendimle başbaşa.
Zihnimdeki o her an kullanıma hazır, önceden tahmin edilebilir, sözcüklere, cümlelere dokunmadım.
Özgür, dünsüz, yarınsız, hesapsız, kuralsız, konuştum kendimle, belki de çok uzun bir aradan sonra.
Ne her şeye uygun nedenlere bulandım.
Ne de neden olabilecek bir şeylere kapıldım.
Zihnimdeki, düşüncelerin oluşturduğu o ağır perdenin ardından bakmadım ben bugün hayata.

İsimsiz, tanımsız, kategorisizdi bugün her şey.
Bir çocuk gibi heyecanla, sadece duyularımı kullanarak yaklaştım hayata.

Bugün,
Her şeyi ilk defa gördüm,
İlk defa duydum,
İlk defa dokundum.
İlk defa kokladım.
Hayatı sadece hissederek yaşadım bugün.

Meğer özlediğim, aradığım her şey, hiçliğin içinde gizliymiş, bugün anladım.

// Haşim Arıkan //

Yaşadım Ulan Dibine Kadar

~
Unutma! Yüreğinde bir ismin imzası var.
Ve sen onu silemezsin, söküp atamazsın, ne kadar uğraşsan da seninle beraber büyür içindeki sızı.
İlk önce onu hissedersin başkasına dokunduğunda. .
Unutma! Bir kere sevdin mi uzun uzun yanarsın. Sitemler öfkeler birikirken içinde, sen azalırsın.
Dilinde küfür elinde kadeh, eksik olmaz. Günler böyle geçer alışırsın.
Unutma! Sabahlar artık gecikir. İster sağa dön ister sola, gözüne uyku değil gidenin hayali gelir.
Kendini şiirlere verirsin. Elin sigaraya gider her on dakika da bir fena zehirlenirsin.
Unutma! Bir süre güvenmeyeceksin kimseye, kendine sığınacaksın.
Aşk konuşulduğunda sen susacaksın, of’larla ah’larla başlayacaksın her cümleye.
Çevrende senden başka herkes haksız olacak. Senin haklılığınsa çaresiz gidecek çöpe.
Unutma! Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın. Biri seni bulacak. .
Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin.
Ne kadar dirensen de nafile. İnsansın sonuçta seveceksin.
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara, gâvura kızıp da oruç bozulmaz.
Sök at kafandan acaba’ları! Bir kemik aynı yerden İki defa kırılmaz.
Artık kararmaz gecelerin. Bir daha yaşlar akmaz gözünden. Sabahların gecikmez.
Kim bilir ağladığın günlere gülersin. Bir defa öldün ya zamanında? Bir daha ölmezsin.

Can Yücel*

MUM ALEVİ İLE OYNAYAN KEDİNİN ÖYKÜSÜ…

 

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında ..

O evde bir de kedi vardı.

Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.
 Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı, Baktı,
 Mumun titrek alevinde
 Oyuna çağıran bir hava vardı.
Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına İnanmayacaktı.
Kedi, oyunlarında büyüyordu, Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.
Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.
Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.
Bir mum yanmasından Ve bir kedi oyunundan Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan İki insan.
 Mum yandı bitti, Kedi büyüdü gitti.
 Oyunlar karıştı gecelerde Suskun uykusuzluklara.
O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum Kaldı gitti.
Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor, Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.
ÖZDEMİR ASAF…..

“Ne zaman ki en sevdikleriniz yanıltır sizi,

 

“Ne zaman ki en sevdikleriniz yanıltır sizi,
Ne zaman ki birer birer düşürür herkes maskesini,
Ne zaman ki yalnızlıktaki o muhteşem gücü keşfedersiniz,
İşte o zaman başlarsınız gerçekten yaşamaya.”

Charles Bukowski

20 YAŞ 35 YAŞ 40 YAŞ VE BUGUNKİ BEN…

 

-Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim- diye düşündüm.

Mutfak işinden de anlarım.
Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.

Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum.

Mumları da yaktım.
Bak hepsi, Erick Satie severdi.
Hatırladım.
Müziği de ayarladım.

Geldiler.

20 yaşında ben,
35 yaşımda ben,
40 yaşımda ben ve
bugünkü ben dördümüz.

Birden 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum.
40 yaşımın karşısına da, ben geçtim.
yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.

Yatıştırayım dedim.
-Sen karışma moruk- dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.

Evin de içine ettiler.

Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine …

CAN YÜCEL

Öğrendim ki…

 

Öğrendim ki…
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki…
Güveni geliştirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki…
Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli..

Öğrendim ki…
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki…
İnsanların başına ne geldiği değil o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki…
Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki…
Karşılık vermek düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki…
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek; hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki…
‘Bittim’ dediğin andan itibaren, pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki…
Sen tepkilerini kontrol edemezsen, tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki…
Kahraman dediğimiz insanlar, bir şey yapılması gerektiğinde yapılması gerekeni, şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki…
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki…
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki…
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki…
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları, kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki…
İki insan aynı şeye bakıp, tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki…
Âşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki…
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar, daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki…
Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde, senin hayatını değiştirebiliyor.

Öğrendim ki…
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Ataol Behramoğlu

ÖMRÜNÜ BOŞ YERE HARCAMAYACAKSIN..

lotus.7[1]

Yanlış Hayatın Peşinden Koşmayacaksın!
Boş Hayaller Kurmayacaksın!..
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın!
Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun
yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın!
Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin,
bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin.
Yüreğinle yüzleşeceksin.
Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız
var
Ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine,
Neden hayatına başlayamadığını çözeceksin.
Korkularınla yüzleşeceksin.
Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens
beklemeyeceksin.
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak,
Kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban,
Kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da,
Sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın,
Bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin;
Kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!
Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın.
Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın,
Sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.
Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
Ne olmasını bekliyorsan,
sen öyle oturdukça, olmayacak.
Boşuna hayal kurmayacaksın!


Candan Ünal

Benim dediğin şeyler, senin değil.

SENİN DEĞİL!

Benim dediğin şeyler, senin değil.
Bildiklerin, sana ait değil.
Acıların, mutlulukların,
İnişlerin, çıkışların,
Evin, araban, eşin, dostun,
Hatta uğruna öleceğin çocukların da senin değil.

Daha fazla ayrılık yaratma,
Bunlar benim diye diye.
Koskocaman sabit bir taş olma,
Doğasında akmakta olan sonsuzluk nehrinde.
Hiçbir şeyi sahiplenme ki, her şeyle bir ol.
Öyle ki, kalmasın aranızda ayrılık gayrılık.

Hiçbir şeyi sahiplenme ki, sınırsızlıkta yaşa,
Sonsuzluktan beslen doya doya,
Aslında ne kadar doymuş olduğunu hisset.
İdare etmeye çalışma küçük kırıntılarla.
Ne elindekileri korumaya çalış,
Ne de gözün başkasındakilerde kalsın.

Sahiplenme ki, ne sen kalsın, ne de başkası,
Ne benim, ne de senin olsun.
Bulunamasın sahip olan, ya da olunan.
Hiçlikte her şey, senle olsun.
Sen, her şeyle ol.
Her şey, sen olsun.

Olsun…

AYLİN KAFALI DENİZ, 26 Ağustos 2014

Bugün yaşamı seviyorum .

1926694_655777054459841_2036217744_n[1]

Bugün yaşamı seviyorum .
Yarın da bir neden bulur severim.
Daha sonra yeniden keşfeder yeniden severim.
Benim sevmekten başka işim yok ki…”
Cemal Süreya

Geri kalını sen nasıl istiyorsan öyle yaz…

images[5]

 

Ve ey sevgili,
seni gördüğümde gecemiydi,
yoksa gündüzmü bilemiyorum…
Bildiğim tek şey senin var olduğun…
Elini uzat avuçlarının arasına ,
bir karanfil ve bir gül bırakayım,
yanında beyaz bir kağıt ve kalem,
geri kalını sen nasıl istiyorsan öyle kokla ve yaz…
Sonra sen güzel gözlerinle bana bak yeter,
ben sana avuçlarımla su taşırım…
Anonim

Nar bahçelerinde geçse gün

imagesCAYNPD69

Ne hoş, ey güzel tanrım ne hoş
Mavilerde sefer etmek
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş
Açsam rüzgara yelkenimi
Dolaşsam ben de deniz deniz
Ve bir sabah vakti kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi
Bir limanda, büyük ve beyaz
Mercan adalarda bir liman
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler
Renklerle çözülse geceler
Nar bahçelerinde geçse gün
Her gün aheste mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her akşam dizilişini
Ufukta mermer adaların
Ne hoş, ey tanrım, ne hoş
İller göller kıtalar aşmak
Ne hoş deniz deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş
Versem kendimi bütün bütün
Bir yelkenli olup engine
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün

Orhan Veli Kanık

ÖMÜR DEDİĞİN…

537043_542932065749734_59636287_n[1]
CAN YÜCEL
Farkında olmalı insan…
Kendisinin,hayatın,olayların,gidişatın farkında olmalı.
Farkı fark etmeli,fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen.
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli…Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını,Ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli…
Şu çok geniş görünen dünyanın,ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli…

Henüz bebekken ‘dünya benim dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların ‘her şeyi bırakıp gidiyorum işte ‘dercesine apaçık kaldığını fark etmeli…
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli…Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azrail’in her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli…
Ve ölmeden evvel ölebilmeli…
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli… Eşref_i mahlukat(yaratılmışların en güzeli)olduğunu fark etmeli…
Ve ona göre yaşamalı…
Gülün hemen dibindeki dikeni, dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli…
Eşine ‘seni çok seviyorum’ demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü farketmeli …
Dolabında asılı yirmi beş gömleğinin sadece üçünü giydiğini ,ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli…
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli…Fark etmeli…
Ömür dediğin üç gündür.
Dün geldi geçti, yarın meçhuldür.
O halde ömür dediğin bir gündür o da bugündür…

RESİM: Dianne Dengel

Doyacak Kadar Aşın Varsa, Başını Sokacak Bir Damın, İnsanoğluna Kulluk Etmiyorsan…