ERTELEME HASTALIĞINDAN KURTULMANIN 11 MUCİZEVİ YOLU

 

Yapmanız gereken işin son günü gelmek üzere! Yine de işinizi yapmak yerine, zamanınızı postaları kontrol etmek, sosyal medyaya bakmak, videolar izlemek ve yeni bulduğunuz bloğun içinde kaybolarak geçiyorsunuz. Çalışmanız gerektiğini biliyorsunuz ancak canınız hiç istemiyor.
Bu erteleme fenomenine hepimiz aşinayız. Son dakikacılık ruhumuzda var; maalesef bu sorun hayatımızda çok daha iyi sonuçlar almamızı engelliyor.

1. İşinizi küçük parçalara bölün

1.ertelemek.hastaliktir.onpano

2. Çalıştığınız ortamı değiştirin

2.ertelemek.hastaliktir.onpano
Farklı ortamlar, verimliliğimizi direkt olarak etkiler. Bu iyi yönde de kötü yönde de olabilir. Odanıza ve çalışma masanıza bir bakın, burası sizi çalışmaya mı itiyor yoksa yatağa biraz kıvrılıp uyumaya mı? Eğer ikinci seçenekse, çalışmak için bu ortamı değiştirmeniz gerekiyor.

3. Detaylı bir plan yaratın

3.ertelemek.hastaliktir.onpano
1 iş için 1 adet son gününüzün olması ertelemeye davet çıkarmaktadır işte tam olarak bu yüzden ilk önerideki parçaların hepsine bir son gün tarihi vermeliyiz. Telefonunuza bunun için koyacağınız anımsatıcılar sizi çalışmaya daha çok itecektir.

4. İşinizi ertelemeyi sağlayacak şeylerden uzak durun

4.ertelemek.hastaliktir.onpano
Eğer bir işi biraz fazla erteliyorsanız belki de ertelemeyi kolaylaştırdığınız içindir. Mesela bilgisayarınızda çalışmanızı gerektiren bir iş yapıyorsanız, e-posta ve sosyal medya bildirimlerinizi kapayın. Kağıt kalem ve ya başka bir ekipmanla bir iş yapmanız gerekiyorsa yanınızda sadece işi yapmak için gerekenler olsun.

5. Harekete geçmenizi sağlayacak insanlarla görüşün

5.ertelemek.hastaliktir.onpano
Eminiz; Bill Gates ve ya Mark Zuckerberg’le sadece 10 dakika görüşseniz bu sizi çalışmaya tahmin edemeyeceğiniz kadar motive eder. Tabi her gün Bill Gates ve ya Mark Zuckerberg ile vakit geçiremeyiz ama yine de bu kişiler iş ve ya sosyal çevrenizde bulunan arkadaşlarınızdan, ailenizden biri olabilir. Hedeflerine ulaşmak için çalışan, azimli insanların enerjisinden bizler de faydalanabiliriz. Hatta çoğu zaman bu kişilerle bire bir görüşmeler yerine bloglarını okumak ve ya sosyal medyadan takip etmek bile yetecektir.

6. Yol arkadaşınız olsun

6.ertelemek.hastaliktir.onpano
Beraber gidilen yollar hep daha kısa sürer, aynı yere gitmeseniz bile! Sizin gibi hedefleri olan insanlar sizi daha iyi anlayacak ve odaklanma sorununuza ilaç olacaktır. Sonuçta birbirleriyle alakasız sektörlerden olmalarına rağmen dünyanın en zengin iki insanı Bill Gates ile Warren Buffet’ın çok yakın arkadaş olmaları tesadüf olamaz.

7. Hedeflerinizi başkalarına anlatın

7.ertelemek.hastaliktir.onpano
Bunu üstteki önerinin daha büyük ölçekte olanı gibi düşünebilirsiniz ve en önemlisi bu insanlar sizi her gördüklerinde projenizin nasıl gittiğini soracaklar : ) Bir bakıma yeni bir sorumluluğunuz olacak ve bu sizi daha çok çalışmaya itecek. Bu yöntemi kullanan insanlar sosyal medyada yapacaklarını paylaşırlar ve aynı zamanda arkadaşlarınızla fikir alışverişi de yapabilirsiniz.

8. Başarılı insanları araştırın

8.ertelemek.hastaliktir.onpano
Neyi başarmak istiyorsunuz? Bu işi daha önce başaran kim var? Onları bulun, araştırın ve eğer mümkünse kesinlikle tanışın! Hayallerinizi yaşayan canlı kanıtları tanımaktan daha iyi bir motivasyon olamaz.

9. Hedeflerinizi yeniden gözden geçirin

9.ertelemek.hastaliktir.onpano
Eğer çok uzun süredir bir şeyleri erteliyorsanız belki de tekrar gözden geçirme zamanı gelmiştir, bazen yapmamız gerekenle yapmak istediğimiz şey aynı olmayabiliyor. İşinizden uzaklaşın,(küçük bir tatil ve ya doğada geçireceğiniz bir gün iyi olabilir) dürüstçe şu sorulara cevap verin;
-Kesin olarak ne istiyorum?
-Bunu başarmak için ne yapmalıyım?
-Gerekli adımlar nelerdir?
-Yapmam gereken işle yapmak istediğim alakalı mı?
-Eğer değilse, bu konuda başka ne yapabilirim?

10. Bir şeyleri zorlaştırmaktan vazgeçin

10.ertelemek.hastaliktir.onpano
İşe başlamak için mükemmel zamanı mı bekliyorsunuz? Belki de şu an mükemmel zamandır. O yüzden lütfen mükemmel zaman konusunu artık dert etmeyin çünkü öyle bir zaman yok. Mükemmeliyetçilik ertelemenin en büyük nedenlerindendir.

11. İşin bir yerinden yakalayın ve yapın!

11.ertelemek.hastaliktir.onpano
Son olarak, gördüğünüz gibi öneriler arttıkça sıcaklıkta artıyor!
Bütün stratejileri kurgulayabilirsiniz, planlanmanın en iyisini yapabilirsiniz, aklınızda bir çok güzel teori üretebilirsiniz ama eğer hemen harekete geçmezseniz, hiçbir şey gerçekleşmeyecek.
Biz bugüne kadar işlerini erteleyerek başarılı olan kimseyi görmedik. Ertelediğiniz onu her ne ise bir yerinden yakalayın ve yapın!K
Kaynak: listelist.com
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kaç kişiye içinde gerçekten neler olduğunu, ne kadar çok canının acıdığını gösterebildin?

images[9]

 

sayı..
kaç tane ağaç diktin?
kaç tane hayvanın canını kurtardın?
kaç tane hasta veya yardıma muhtaç çocuğa yardım ettin?
cüzdanın her kalınlaştığında, o cüzdanı kaç kişi için incelttin?
kaç tane ağaca, kaç tane hayvana ve kaç tane insana; canın, parçan ve onların aslında sen olduğunu anlayarak sarıldın?
kaç tane sokak güzelleşsin de gören bir tane insan gülümsesin diye, o duvarlara resim yaptın?
kaç defa kendine bir hediye paketinde hediye verdin ve açarken sanki sen paketlememişsin gibi sevindin?
kaç insanı geçmişte bırakma ve tekrar hayatına sokmama iradesi gösterdin?
sokakta hiç tanımadığın kaç tane insana içtenlikle gülümsedin?
senden yardım isteyen kaç dilenciyi terslemedin?
kaç sabah yataktan, oflayarak kalkmadın?
canını verebileceğin kaç insan var?
kaç kişiye içinde gerçekten neler olduğunu, ne kadar çok canının acıdığını gösterebildin?
kaç defa “hatalıyım, yanlış yaptım, aptalım” dedin ve bunları düzeltmek için adım attın?
kim olduğunuzu; kaç yaşında olduğunuzu belirten o sayı belirlemez. meslekleriniz, afilli fotoğraflarınız yada paranızda belirlemez. ne kadar çok sevildiğiniz veya takdir edildiğinizin de önemi yok. ne kadar güzel ve kim olduğunuzu bu sorulara verdiğiniz sayının yüksekliği belirler. kıstas budur.
joseph erdem

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GÜÇLÜ BİR ANNEYE SAHİP KİŞİLERDEKİ 15 ÖZELLİK

AmFdOwwdeY_anne---cocuk[1]

 

Güçlü bir anneye sahip olduğunuzu, erken yaşlarda anlayamazsınız. Annenizin gücünü, büyüyüp de size kattığı şeyleri fark etmeye başladığınızda keşfedersiniz. Güçlü bir annenin size verebileceği, vermeye çalıştığı pek çok güç, özellik, karakter vardır, peki siz ne kadarını alabildiniz?

1. Kendi işlerini,sorunlarını, problemlerini kendi başlarına halletme, çözme eğilimindedirler.

Odanızdan kardeşinize “bana su getirsene” diye bağırdığınızı hayal edin, annenizin tepkisi %99 “senin ayağın yok mu?” olacaktır. Veya Sofrada tuzu istediniz, “senin elin yok mu?” dediğini anımsıyor musunuz? Mesaj gayet nettir, dünya senin etrafında dönmüyor ve insanlar senin hizmetçin değil. Kendi işini kendin gör.

2. Hatalarını itiraf etmeyi bir ego meselesi haline getirmezler.

Bu vazoyu sen mi kırdın? Halıya sen mi boya döktün?, vb. sorularla hepimiz karşılaştık ve hepimiz ilk seferinde büyük olasılıkla yalan söyledik, suçu küçük kardeşimizin üzerine attık. Ancak güçlü bir anne, size hatalarınızı cesurca itiraf etme, yaptığınız şeylerin sorumluluğunu üstlenme gücü verecektir. Güçlü bir annenin yetiştirdiği birini hatalarını çekinmeden kabul etmesinden kolayca tanıyabilirsiniz.

3. Güçlü annelerin çocukları kendilerini özel hissederler.

Çünkü güçlü anneler sevgisini göstermeyi, çocuklarına özel olduklarını hissettirmeyi çok iyi bilirler. Onlara hayallerinin peşinden koşmayı aşılarlar.

4. Hepsinin hayata dair bir amacı, bir hedefi vardır.

Güçlü anneler sadece çocuklarının kendilerini özel hissetmesini, ayrıcalıklarının farkına varmasını, güçlü yönlerini keşfetmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bunları bir hayat felsefesi, bir amaç, bir hedef haline getirmesinde de yardımcı olur. Bunu gözünüze4 soka soka yapmaz ama hayata dair bir hedefiniz, bir amacınız varsa bunu aklınıza sokanın anneniz olabileceğini unutmayın.

5. Hayır demesini bilirler.

Hemen hemen hepimiz insanları mutlu etmeye, kendimizi sevdirmeye çalışan bireyleriz. Hayır diyememek belki de günümüzün en büyük sorunlarından biri. Bir adres sorulduğunda dahi bilmediğimizi itiraf etmeye çekiniyoruz. Ancak güçlü bir annenin tezgahından geçmiş biri “hayır” demenin bir sorun teşkil etmediğinin bilincindedir. Biri kolayca, çekinmeden hayır diyebiliyorsa bilin ki güçlü bir annesi vardır.

6. Kendine değer veren, kendini seven insanlar olurlar.

Sizi koşulsuz, şartsız seven ilk ve belki de tek insan annenizdir. Size ne kadar çok sevildiğinizi ve sevilmeye layık biri olduğunuzu hissettiren de kesinlikle o’dur. Güçlü bir anne, insanın kendisini sevmesinin, kendiyle barışık olmasının önemini bilir ve bunu çocuğuna aşılar. Kendini seven, kendiyle barışık insanlar güçlü annelerin eseridir.

7. Öncelik sıralamasında kendini ilk sıraya koymanın bencillik olmadığının farkındadırlar.

Başka insanlara iyilik yapmak, onlara cömertçe vermek önemli bir meziyettir. Ancak hiçbir şey almadan, kendini düşünmeden bunu yapmak zamanla sizi tüketecektir. Güçlü bir annenin çocukları bunu yaparken kendilerini tüketmemeyi de becerebilen kimselerdir. Önce kendilerini düşünen, ama bencil olmayan kimseler.

8. Dış güzellikten ibaret olmadıklarını, vücutlarından çok daha fazlası olduklarını bilirler.

Güzellik sürekli pazarlanan, olması gerekenmiş gibi gösterilen bir olgu. Ama güçlü anne elinden çıkmış kişiler sevmeleri gereken asıl şeyin kişilikleri, karakterleri olduğunu bilir. Onlar yüzlerindeki kırışıklığa, kalçalarındaki yağa, göbeğe takılmazlar. Çünkü bu öğretilmiştir onlara.

9. Bazen bırakıp gitmenin erdem olduğunun farkındadırlar.

Kendine zarar veren bir ilişkiyi yürütmeye çalışmak, sevmediği bir işte debelenmek, zehirli bir arkadaşlığı devam ettirmek, vs. güçlü anne çocuklarının yapacağı şeyler değildir. Onlar zamanı geldiğinde yürüyüp gitmek gerektiğini çok iyi bilirler.

10. Asla kendilerini ezdirmezler.

Uzmanların dediği gibi “insanları, size nasıl davranacakları konusunda eğitebilirsiniz”, güçlü annenin çocukları bunun ilk eğitimini annelerinden almışlardır zaten. Kendilerine saygısızlık yapılmasına asla izin vermezler.

11. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…

Birinin gerçekte kim olduğunu öğrenmek istiyorsan söylediklerine değil, hareketlerine bakmalısın. Çocuk yaşta, zor yollardan öğretilen bu gerçek büyüdüğünüzde sizin en büyük yardımcınız olacaktır. Annenize bir kere daha teşekkür edin.

12. Söz veriyorlarsa tutarlar.

Belki de güçlü bir annenin çocuğuna öğretebileceği en güzel şeydir bu. Çocukken ne olursa olsun verdiği sözlerin arkasında duran, en kötü halinde bile sözünü tutan bir annenin size hediyesidir bu.

13. Dinlemesini bilirler.

Çünkü güçlü anneler her zaman çocuklarının ne dediğini dinlerler. Dünyanın en saçma şeyini anlatıyor olsalar bile onlara kulak verir, onlara söylediklerinin önemli olduğunu hissettirirler. Bu şekilde yetişen bir çocuk insanların söylediklerine her zaman kulak verir.

14. Ailelerine önem verirler.

Çünkü kendilerinin anneleri için ne kadar önemli olduğunu görerek, bilerek yetişmişlerdir. Güçlü bir anneden gördükleri bu davranış, onlara da aynısını yapma gücü aşılar.

15. Anneleri, anneleridir.

Güçlü bir anne şunu diyecek veya hissettirecektir: Beni sevip sevmemen umurumda değil, senin arkadaşın olmak benim vazifem değil, ben senin annenim. Bu güçlü ve kararlı duruş, eğitiminizin önemli bir parçasıdır. Çünkü bir çocuğun bir sürü arkadaşı olabilir ama annesi bir tanedir. Bu sorumluluğunun bilincinde olan bir anne, çocuğunun eğitiminde de son derece kararlı bir duruş sergileyecek, onu geleceğe hazırlayacaktır

Kaynak: listeliste.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

4 YÜCE GERÇEK

images[2]

 

 

 

Buddha, Bodhgaya’da aydınlandıktan sonra ilk olarak “4 Yüce Gerçek” isimli öğretiyi paylaşmış. Bu öğretiyi ilk okuduğumda “Bu kadar basit olsa insanlar hemen uygulardı” şeklinde düşünmüştüm. Ne yazık ki bu konuda yanılmışım.. Gerçekten de çok basit fakat kimse uygulamıyor….

Bu öğreti, acının varlığı kabul edilmediği sürece onunla ilgili bir şeyler yapılamayacağı gerçeğinden bahseder. Zaten şöyle bir geçmişe baktığınız da acıyı yok etmek yerine ona nasıl katlanabileceğimize dair teknikler bulmaya daha meyilli olduğunuzu fark edersiniz. İsterseniz sözü fazla uzatmadan bu 4 yüce gerçeğin ne olduğuna bakalım.

İlk yüce gerçek: Her canlı bir şekilde fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak acı çeker. Bu acıdan uzaklaşmak için de dedikodu yapmak, televizyon seyretmek, kitap okumak vb. gibi bize hiç bir zaman hizmet etmeyecek aktivitelere yönelerek acıya katlanmanın yollarını araştırırız.

İkinci Yüce Gerçek: Her acının bir sebebi vardır. Acının temel sebebi bir önceki aksiyonların beden, zihin ve ruhumuzda negatif etki yani öfke ve bağımlılıkların hayatımızda yaratmış olduğu illüzyondur. Bu yüzden de acının önüne geçmek yani sebebini ortadan kaldırmak mümkündür.

Üçüncü Yüce Gerçek: Acı sonlandırabilir. Herkes sevgi, şefkat, huzur ve barış dolu bir zihne sahip olma potansiyeline yani acıyı hissetmeme potansiyeline sahiptir.

Dördüncü Yüce Gerçek: Acının sonlandırılmasının belli bir anlamı vardır. Bencilliğin, kızgınlığın, bağımlılıklar ve diğer negatif düşünce yapılarının aşama aşama arındırılarak sabırlı, bağımlılıklardan arındırılmış, sevgi, şefkat, cömertlik gibi pozitif zihin durumu yaratılabilir. Ev, araba gibi nesnelerin bizi mutlu edeceğine inanmak yerine pozitif zihin yaratmaya yönelmek daha akıllıca olacaktır. Tüm bu yazılanları toparlarsak, öncelikle hayatımızdaki acının varlığını kabul etmekle başlamalıyız. Bu kabullenmeyi kolaylaştırmak için ise her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğu gerçeğini hatırlamak gerekir. Çünkü evrendeki her şeyin birbirinden bağımsız olarak var olduğuna inanmaya devam ettiğimiz sürece acı çekmeye devam edeceğiz. Budist öğretiler bu durumu şöyle açıklar. Bir çiçeğin açabilmesi için toprak, su ve güneşe ihtiyaç vardır. Toprak, su, güneş olmadan çiçek tek başına var olamaz. Çiçeğin için de güneşten, buluttan, sudan, topraktan bir parça vardır dersek yanlış olmaz. Bu gerçeği fark etmemek ve çiçeğin çiçek açma sorumluluğunun sadece çiçekte olduğunu düşünmek her zaman acı verecektir. Aksini düşündüğümüzde ise çektiğimiz acı azalacaktır. Bu örneği yaşantınızda size acı veren olaylar için uygulayabilirsiniz.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel Kavunoğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Oğullarınıza: Sahip çıkmayla sahibi olmanın farklı olduğunu öğretin.

1226007032a_241[1]

Kızlarınıza :

Kendi kendilerine yetmeyi öğretin.

Namuslu olmanın yürekten geçtiğini öğretin.

İnsanın ahlakının sadece kendi beyninde olduğunu öğretin…

Kıskanılmanın sevilmeyle aynı olmadığını öğretin. Beni çok kıskanır, dışarı çıkarmaz, Şunu bunu giydirmez diyen adamla Gurur duymamayı Bunun aslında kendine hakaret olduğunu öğretin.

Arayıp neredesin ; kiminlesin vs. diyen adama ” Seni tanımadan önce nasıl davranacağımı bilmiyor muydum, Haddini bil !”demeyi öğretin.

Eşlerini aldatan erkeklerin yanındaki ikinci kadın olmamayı öğretin.

Oğullarınıza :

Karşı cinse saygı duymayı öğretin.

Gece yarısı evine dönen kadının “aranmadığını” öğretin.

Bir kadının omzuna arkadaş olarak da sarılabileceğini öğretin.

Dokunmaktan korkmamasını öğretin.

Sevmenin değer verme olduğunu öğretin.

Sahip çıkmayla sahibi olmanın farklı olduğunu öğretin.

Hiç kimseyi küçük görmemeyi öğretin.

Ama bunları önce kendi içinizdeki “çocuğa” öğretin…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HAYAT DOLU YAŞAMAK İÇİN YAPMANIZ GEREKEN 10 ŞEY.

mutlu-bir-kadin-olmak-icin-en-onemli-7-adim-6[1]

1. Mutluluk bir seçimdir. Bu seçimi bugün ve hergün yap

2. Sağlıklı olmak Tanrı’nın bir armağanı değildir. Sürekli geliştirmen gereken bir alışkanlıktır.

3. Doğa ile hep ilişkide ol. Ruhunu besleyecektir.

4. Neler yememen gerektiğinden çok, neler yemen gerektiğini düşün.

5. Ruhunu besle. O içindeki kuvvetin kaynağıdır.

6. Sağlıklı ve formda bir beden yeterli değildir. Gerçek form ruh sağlığı ile de ilgilidir.

7. Kendine gül, çünkü komiksin

8. Kendine güven. İçgüdülerin ender olarak yanlış çıkar.

9. Hayallerine giden yolda ilk adımı atmak için asla geç kalmış değilsin

10. Her neye dikkatini verirsen, o gelişecektir.

*ALINTI

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

50 Yaşına Basan Bir Adamdan Herkesin Okuması Gereken 18 Maddelik Hayat Dersi

976963-tahtali-dagi-zirvesi[1]

1.Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”

2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”

3. “Bu konudaki tüm bilimsel çalışmaları bir kenara bırakarak söyleyebilirim ki, dokuz saatlik bir uyku çok önemlidir.”

4. “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”

5. “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”

6. “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”

7. “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”

8. “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlhâm ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”

9. “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”

10. “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”

11. “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 20 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 15’ii çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”

12. “En iyi ağrı kesici sekstir.”

13. “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”

14. “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”

15. “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”

16. “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”

17. “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”

18. “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”

19. Her gün düzenli yürüyüş yap

kaynak listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

ENERJİSEL MEKAN TEMİZLİĞİ NASIL YAPILIR?

1023960_b9124ce1a15fdc9f09d25f05535bb521[1]

 

Her temizlik bir enerjisel mekan temizliğidir ancak enerjisel mekan temizliği bundan fazlasıdır. Mekanı kirleten türlü negatif etkenler; yaşanan kavgalar, tüm endişe, üzüntü ve depresyon hava yoluyla duvarlara yapışır ve zeminde birikirler. Özellikle daha önce oturulmuş bir evde yaşıyorsanız sizden önce yaşanan herşeyi bilemezsiniz. Bu yüzden taşınmadan önce bir arınma ritüeli yapmak mantıklı olacaktır. Aynı işlem çok sayıda insanın girip çıktığı işyerlerindede yapılmalıdır.
Enerjisel mekan temizliği için çok sayıda yöntem var; Amerikalı yerliler davul ve çıngırak çalarak adaçayı yakarlarken Çinliler çanlar, ziller çalıp tütsü yakarlar. Avrupalılar kutsal su, mum, tuz, çiçek ve dualar kullanırlar. Ortadoğuda buhur, sarı sakızi ve aselbent sakızı popülerdir. Anadolu geleneklerinde sarımsak asılır, adaçayı yakılır, ortam tuzla yıkanır, yeni doğan bebekler tuzlanır. Çok farklı kültürler ve çeşitli teknikler arasında ben beş element tekniğini seviyorum, element döngüsüne göre her aşama bir sonraki aşamayı besliyor. Sırayla mekana su, ağaç, ateş, toprak ve metal enerjisi getiriyorum, enerjiyi sarsıyorum ve istenmeyen negatif enerjiyi uzaklaştırıyorum.

Peki enerjisel mekan temizliği hangi durumlarda yapılmalı?

-Yeni bir eve taşındığınızda

-Yeni bir iş kurduğunuzda

-Mekanınızda kavgalar yaşandığında

-Mekanınızda hastalık yasandığında

-Çok fazla kötü rüya görüyorsanız

-Hayatınızda sürekli aksilikler oluyorsa

-Biten bir ilişkinin ardından

-Aileden biri vefat ettiğinde mutlaka bir enerjisel mekan temizliği yapın.

Benim sevdiğim beş element tekniğini uygulamak için sırasıyla şunları yapın:

1. İlk olarak tuzlu suyla heryeri sildirin ve her odaya bir tuzlu su kabı koyun, içine korozyonu önlemek için birkaç tane bozuk para atın. Tuz havaya buharlaştıkça negatifi emer.

2. Havaya enerji verici ve doğal aromatik yağlardan oluşan özel karışımlar hazırlayarak sıkın.
Arındırıcı etki için: Greyfurt, Biberiye ve Çay ağacı
Enerji vermek için: Lavanta, Sardunya ve Bergamut
Canlandırmak için: Adaçayı, Lavanta ve Nane
Sakinleştirmek için: Lavanta, Papatya, Portakal ve Sandalağacı karışımlarını su dolu bir kaba karıştırıp havaya sıkın.
Kendiniz hazırlayamazsanız hazır alabilirsiniz, SU

3. Biraz ses yaratın. Ses enerjiyi canlandırır, özellikle köşelerdeki ölü enerjiyi sarsmak için iyidir. Bir enstrüman seçin ve evin içinde köşelerden geçerek bir tur atın. (AĞAÇ)

4. Adaçayının dumanı negatif enerjiyi emer. Uzun bir adaçayı demeti yakıp dumanı tüm odalardan geçirin. Adaçayı bulamıyor yada bunu yapamıyorsanız tüm odalarda mum yakın. (ATEŞ)

5. Odalara üstü açık kaplarda çörekotu bırakın. Çörekotu toprak enerjisi getirir ve kalan son negatif enerjiyi alır. (TOPRAK)

6. Bir enerjisel mekan temizliği ziliyle metal sesi yaratın, metal tüm enerjiyi yeniler. Bu zile sahip değilseniz normal bir zil kullanın. (METAL)

7. Bitirdikten sonra tamamlayıcı olarak eve güzel ve taze çiçekler alın ve hoş vibrasyonu olan müzikler çalın. Sevgi frekansında kalmaya ve güzel sevgi sözleri kullanmaya dikkat edin.

Sevgilerimle…
•Sinem Oktay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aklınıza sizi rahatsız eden bir düşünce geldiğinde …

bir%20bardak%20su%20profesör%20a%20glass%20of%20water[1]

Bir psikolog stres yönetimi konulu seminer düzenler ve katılımcıların bulunduğu salona yarısı dolu bir su bardağı ile gelir.
Herkesin aklında “yarısı dolu mu, yoksa yarısı boş mu” klişesi vardır. Ama psikolog bu soruyu yöne…ltmez, onun yerine gülümseyerek” elimde tuttuğum yarısı su dolu bu bardağın ağırlığı sizce ne kadar olabilir” der.
Gelen cevapları dinler ve “elimde ne kadar süre tuttuğuma göre değişir” diye herkesi şaşırtan bir yanıt verir.
“ Bardağı elimde sadece bir dakika boyunca tutarsam ağırlığı düşük olur ve hiç zorlanmam, eğer bardağı elimde 1 saat tutarsam onu çok ağır olarak hisseder ve tanımlarım, diğer yandan bardağı elimde daha da uzun tutmaya kalkarsam muhtemelen artık kolumu hissetmem, bardak çok ağırlaşmış olur.”
“Her durumda bardağın ağırlığı aslında değişmez, ama onun ağırlığını esas belirleyen faktör benim onu ne kadar süre elimde tutacağım olacaktır” diye devam eder.
Hayatımızdaki stres ve kaygıyı da bu şekilde düşünebilirsiniz. Size stres veya kaygı veren bir konu hakkında sadece bir dakika düşünmeniz herhangi bir önemli olumsuzluk yaratmayacaktır. Ama süre biraz uzadığında kendinizi kötü hissetmeye başlamanız neredeyse kaçınılmazdır. Hele ki günün tamamında size rahatsızlık veren bir düşünceye saplanıp kaldığınızda aynı elindeki bardağı hiç bırakmayan bir insan gibi bütün hislerinizi ve hareket etme yetinizi kaybedebilirsiniz.
Özellikle geceleri yatmadan önce o güne dair olumsuz tüm düşüncelerinizi bırakın ve yatağa elinizde “bardakla” girmeyin. Bardağı komodinin üzerine bırakmış olduğunuzdan emin olunJ.
Hikaye beni gerçekten çok etkiledi,  Bu hikayeden çok basit bir egzersiz yaratıp uygulayabiliriz. Bunu 3 yada 4 haftalık bir süre için yapabilirsek benzer durumlarda daha farklı düşünüp hareket etmek konusunda önemli bir avantaj elde ederiz.
Egzersiz iki şekilde yapılabilir. Birincisi diğer insanların sürekli olarak su bardağı ile ne yaptığınızı merak edebilecekleri bir ortamdaysanız bu egzersizi zihinsel olarak uygulamanızdır. Aklınıza sizde kaygı, endişe ve korku oluşturan bir düşünce geldiğinde elinizde içi dolu büyükçe bir su bardağı tuttuğunuzu hayal edin ve siz o düşünceyi bırakana kadarda bardağın elinizde kalmaya devam edeceğini hayal edin. Bu şekilde oluşturacağınız farkındalıkla daha farklı düşünceler seçerek kendinizi daha iyi hissetmeye başlayabilirsiniz.
Eğer ev ortamındaysanız egzersizi fiziken uygulamanızı öneririm. Elinizin altında gerçekten içi suyla doldurulmuş olan büyük bir su bardağı olsun. Aklınıza sizi rahatsız eden bir düşünce geldiğinde su bardağını gerçekten elinize alın ve yerine daha iyi bir düşünce yerleştirene kadar bardağı elinizden bırakmayın. Bunu örneğin günde yarım saat uygulamanız bile önemli bir farkındalık yaratabilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

9 yaşındaki bir çocuğun çizmiş olduğu resim. Anlamına gelince…

13882673_1008746609239168_2952530793934813086_n[1]

 

9 yaşındaki bir çocuğun çizmiş olduğu resim. Anlamına gelince…

Denizde tahterevalliye binmiş iki kuş.

Çocuğun açıklaması; İki kuş var biri kafeste diğeri özgür gibi gözüküyor, ama aslında ikiside esir…

Çünkü diğeri uçarsa arkadaşı ölecek…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tomris Uyar’a Göre Aşık Olunacak Erkeğin 20 Özelliği

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BUNU MU İSTİYORSUNUZ?

10374534_10153968382032137_9171069921902729828_n[1]
(Okumadan Geçmeyin)
• Çocuğunuz;
– Varsın, bir çivi bile çakamasın…ama, dersleri iyi olsun.
– Varsın, omuzlarda cenaze taşıyanlara bön bön baksın…ama, matematiği düzgün olsun.
– Varsın, evin çalan telefonuna cevap veremesin…ama, notları yüksek olsun.
– Varsın, eve gelen misafirlerinizle üç kelime konuşamasın…ama, fen lisesine gitmiş olsun.
– Varsın, ağlayan bir çocuk görünce ona gülsün…ama, sınıfın birincisi olsun.
– Varsın,kendisinin fazladan harçlığı olduğu halde; kantinden simit alamayan çocuklarla alay etsin…ama, öğretmenlerinin gözdesi olsun.
– Varsın, başını okşayıp hatırını soran bir yetişkine dönüp; “ Ya siz nasılsınız efendim…” diyemesin…ama, yabancı dili mükemmel olsun.
– Varsın, oyun arkadaşları olmasın…ama, sınavlarda “on” çeksin.
– Varsın;
– Taziye nedir,bilmesin,
– Başın sağ olsun ne demek, anlamasın,
– Geçmiş olsun kime denir,niçin denir, haberi olmasın,
– Uğurlar olsun, ne anlama gelir farkında olmasın,
– Ama… karneleri süper olsun.
– Evet…varsın, tek dostu olmasın…ama, iyi gelir getiren bir mesleği olsun…öyle mi…
• Bu çocuğu bu hale nasıl mı getirdiniz:
– Bandı üç ay geriye sararak, çocuğunuzla “nelerden ibaret” olan iletişiminizi dinlemek ister misiniz;
– “Oğlum, çıkar üstünü-başını…doğru derslerinin başına…
– Kızım, öğrenemedin gitti şu işi…hafta içi sokak-mokak yasak…
– Ne gezmesi…sen önce ödevlerini bitir.
– Oyun mu…gelmeyeyim yanına…
– Geçen dönemin berbat karnesini unuttuğumu sanma…
– Birazdan tek tek bakacağım ödevlerine…
– Yavrum, bıktım ama her akşam ders çalış demekten…
– Şu odanın hali ne küçük bey…
– Hayır efendim…siz de ana-baba olunca her akşam bol bol televizyon izlersiniz…
– Haftaya veli toplantısı var biliyorsun değil mi küçük hanım…
– Çocuklar…kesin şamatayı da elime sopa almayayım…
• Çocuğunuzla bilmem ama,bu tarzınızla kimseyle iletişim kuramazsınız.
• Mesela, çocuğunuz hakkında şunları hiç merak ettiniz mi:
– Elinin neye yatkın olduğunu,
– Gönlünün neler arzuladığını,
– Dilinin neye uyumlu olduğunu,
– Gözlerinin zevkini,
– Hangi oyunlardan hoşlandığını,
– Neleri “merak” ettiğini,
– Arkadaşları ile en çok hangi oyunları oynadıklarını,
– Hangi oyunlarda başarılı olduğunu,
– Futbolla ilgisini, basketle arasını, satrançla havasını…hiç merak ettiniz mi acaba.
– Bisiklet sürmeyi öğrenip öğrenmediğini,
– Resim dersiyle ilgisini,
– Müzikle arasını…hiç mi sormadınız…
• Öyleyse çocuğunuzla:
– Ayağı yere basan bir iletişim kuramazsınız.
– Her sözünüze tepkili olması,
– Lafı ağzınıza tıkaması,
– Bazen de sizi terslemesi,
– Hayallerinizin suya düşmesi…hep bundandır…canım kardeşim.
ÜSTÜN DÖKMEN
(Okuduysak başkaları da okusun diye paylaşalım)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gerçekten de cennet ve cehennem var mıdır?”

 

Bir Samuray, üstadın karşısına dikilip şu soruyu sordu:
“Gerçekten de cennet ve cehennem var mıdır?”
Üstad: “Kimsiniz?”
“Bir samurayım.”
“Sen mi?” diye dudak büktü Usta , “Kendine baksana bir… Hangi efendi senden doğru dürüst hizmet umabilir? Daha ziyade dilenciyi andırıyorsun!”
Sinirden kıpkırmızı kesilen samuray kılıcını çekti.
Usta susmak bilmiyordu: “Vay! Kılıcı da varmış! Ama o kadar beceriksize benziyorsun ki nasıl olsa kafamı kesemezsin!”
Kanı beynine sıçrayan samuray kılıcını kaldırdı.
Ustaya vurmaya hazırdı. O anda Usta sakince, “işte cehennemin kapıları böyle açılır” dedi.
Ustanın serinkanlı tavrına şaşıran samuray kılıcını kınına soktu ve saygıyla eğildi.
Üstad sözünü şöyle bitirdi: “Cennetin kapıları da böyle açılır.”

Öfke:cehennem ,cennet ise öfkeni fark edip durdurdugun an…..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Neden Karşılaştığımız Her İnsanın Değil de Çok Küçük Bir Azınlığın Kokusu Bize Çekici Geliyor?

SZpi3jjrf4YWiQbN-636022070047922821[1]

 

 

Hayatımızda unutamadığımız kokular vardır. Kokularını beğendiğimiz insanlar ise her zaman kısıtlıdır. İngiltere’de yapılan bir deney ile bu durum açıklanmış. Olaylar çok farklıymış.

uğruna dünya’yı mars’a bağlayacak kesintisiz 4 şeritli otoyol uzunluğunda düzülen şiirlerin, methiyelerin yanında, insanın bilinçsiz de olsa içgüdüleri ve mevcut genlerinin etkisiyle yaptığı rastgele gibi görülen seçimlere bir örnektir sevgilinizin mis gibi kokması…

peki neden dışarıda her gün karşılaştığımız her insanın değil de, sadece bu kalabalıktaki çok küçük bir azınlığın kokusu bize çekici geliyor ?

ingiltere’deki bir üniversitede bununla ilgili bir deney yapılıyor (şimdi tam ismini hatırlamadım bu üniversitenin. izlediğim belgeseli bulunca burayı editleyeceğim. “isviçreli bilim adamları” muamelesi çekmeyin…). o sırada kampüste eli cebinde dolaşan rastgele bir bebeyi seçip alıyorlar labaratuvara. daha sonra da önüne 11 tane ağzı sıkı sıkıya kapalı kavanoz koyuyorlar. bu kavanozların içinde de 11 tane t-shirt bulunmakta. bu 11 ayrı t-shirtü de deneyden 4 gün öncesinde 11 ayrı hatuna dağıtıyorlar ve bu 4 gün boyunca yatarken, spor yaparken ve gündelik hayatlarında üstlerinden hiç çıkarmamalarını söylüyorlar. 4. günün sonunda da t-shirtlere sinen ter ve vücut kokularını muhafaza etmek için bu kavanozlara koyup ağzını hava almayacak şekilde kapatıyorlar.

denekten istenilen şey ise kavanozları tek tek açarak t-shirtleri kendisine en güzel ve çekici gelen kokudan, en itici ve kötü gelen kokuya doğru sıralaması oluyor. bizimoğlan rasgele bir kavanozu açıp şöyle derin derin kokluyor ve “oo bu harika kokuyor…” diyip başlara koyuyor. hatta ara ara dönüp o başa koyduğu t-shirtü tekrar tekrar kokluyor “doyamadım ya la…” diye… rasgele bir tane daha açıp kokladıktan sonra resmen yüzünü ekşiterek “bizim spor salonundaki bebeler bundan daha az ter kokuyor yaw bu nasıl bir şeydir…” diye son sıralara atarak sıralamasına devam ediyor. en sonunda da 11 tanesini en güzel kokudan, en kötü kokuya doğru sıralıyor…

şimdi asıl deneyimizin can alıcı kısmına geliyoruz. deneye başlamadan önce deneyi yapan bilim insanları hem bu elemandan hem de 11 hatundan kan örnekleri alarak dna analizlerini çıkartıyorlar… burada incelenen konu ise doğuştan gelen bağışık olduğumuz hastalıklar. her insan kendi gen havuzuna göre doğuştan belirgin hastalıklara bağışık olarak doğarlarmış. yapılan dna analizine göre de bizimoğlanın ve hatunların doğuştan bağışık olduğu hastalıkların bir listesi yapılmış. atıyorum a’dan z’ye kadar bir hastalık skalası belirleyelim örnek verebilmek için. erkek denek a-b-c-d-e hastalıklarına bağışık olarak doğmuş…

sonraki adımda da kendisinden kavanozların altına konulmuş kağıtları açması isteniyor. denek önce kendisine en kötü gelen kokuya ait olan kavanozun kağıdını açıyor ve görüyor ki nasıl kendisi a-b-c-d-e hastalıklarına bağışık doğduysa bu t-shirtü giyen hatun da birebir aynı hastalıklara bağışık olarak doğmuş.

sonra ortalarda bir kavanozun kağıdına bakıyor. bundaki hatun da atıyorum a-b-t-h-j hastalıklarına bağışık doğmuş. en sonunda da koklamaya doyamadığı t-shirtün sahibinin durumuna bakıyor ki hatun oğlanın bağışık olduğu bütün hastalıklardan tamamen farklı hastalıklara bağışık doğmuş. yani oğlan a-b-c-d-e hastalıklarına bağışıkken bu en güzel kokan hatun u-ü-v-y-z hastalıklarına bağışık…

yani burada koku faktörünü etkileyen şey gelecek nesillere en sağlıklı çocuğu getirebilmek… siz kendiniz gibi aynı bağışıklıklara sahip bir kadınla birlikte olduğunuzda çocuğunuz da aynı dar havuzdaki bağışıklıklarla doğma eğilimi gösterebilmekte. lakin siz bu skalayı ne kadar genişletirseniz aynı şekilde doğacak çocuğunuz da o derece daha çeşitli hastalığa bağışık şekilde doğma şansı kazanacaktır. bunu insanın konuşarak ya da görerek anlaması mümkün olmadığı için bu seçimi kokular sayesinde istemsizce yapıyoruz.

kaynak: ekşişeyler

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HAYATI ERTELEME …

13770458_511072612436570_3000638317744476895_n[1]
Kırmızı elbisesi gardırobunda asılıydı, Annem ölürken,
O tüm yaşamı boyunca giydiği,
Dizi dizi koyu renkli, eski elbiselerin yanında
Adeta sırıtıyordu.
Beni çağırmışlardı
Ve annemi gördüğüm anda
Çok fazla ömrünün kalmadığını anlamıştım.
Kırmızı elbiseyi görünce ,ona
“Anneciğim, ne kadar güzel bir elbise bu böyle!” dedim.
“Hiç üzerinde görmemiştim”
“Hiç giymedim ki ” dedi usulca.
“Otur yanıma Millie,
Eğer ölmeden önce başarabilirsem
Sana bir ders vermek istiyorum.”
Yatağın kenarına ilişiverdim.
Annem derin bir soluk aldı,
Hiç tahmin edemeyeceğim kadar derin bir soluk.
“Çok fazla vaktim kalmadı ama,
Artık bazı şeyleri görebiliyorum,
Size hep iyi şeyler öğrettiğime inanırken,çok yanlış şeyler
öğrettiğimi fark ettim.”
“O nasıl söz öyle anneciğim ?”
“Öyle,her zaman , iyi bir kadının
Asla önce kendisini düşünmemesi gerektiğine inandım,
Hep başkalarını düşünmeliydim kendimden önce.
Onun, bunun, her zaman
Herkesin isteklerini yerine getirmeliydim,
Benim isteklerim ise, başkalarının isteklerinin altında
ezilip kaldı hep.
Belki günün birinde benim isteklerim de gerçekleşirdi.
Ama o gün hiç gelmedi.
Tüm yaşamım böyle geçti, fedakarlıklarla.
Baban için, erkek kardeşlerin ve kız kardeşlerin için, senin için yaptığım fedakarlıklarla.”
“Evet , anneciğim, bir annenin yapabileceği her şeyi yaptın.
“Ah, Millie ah, ne senin için,
Ne de onlar için yaptıklarımın bir yararı olmadı.
Anlamıyor musun?
Sizlere hataların en kötüsünü yaptım.
Kendim için hiçbir zaman hiçbir şey istemedim.!”
“Baban şimdi yan odada,öfkeyle duvarlara bakıyor.
Doktor ona öleceğimi söyleyince,
Yanıma geldi ve ölmeden önce öldürdü beni.
“Ölemezsin, beni işitiyor musun?
Bana ne olacak sen ölünce?.”….
Evet, çok zor olacak , biliyorum.
Mutfakta tavanın bile nerede olduğunu bilmez , biliyorsun.”
“Ve sizler, çocuklarım,
Her zaman, hepinize koştum.
Haftanın yedi günü
Evde ilk uyanan, son yatan hep ben oldum.
Yanık ekmekleri ve en küçük çöreği hep ben yedim.”
Bir kadının verici olmaktan öte bir görevinin olmadığını,
Hatta bir kadının verici olmazsa, var olmadığını öğrendiler.
Biriktirdiğim her kuruşu,
Giysilerinize, kitaplarınıza harcadım,
Çoğu zaman gereksiz bile olsa.
Yaşamımda bir kez bile , alışverişe çıkıp,
Kendime güzel bir şey satın almadım.
“Sadece geçen yıl, gördüğün o kırmızı elbiseyi aldım.
Sakladığım bir yirmi dolarım vardı.
Tam çamaşır makinesini tamir ettiririm o parayla derken,
Eve o koskoca paketle döndüm o gün.
Baban çok üzdü, yıktı o gün beni.
“Böyle bir elbiseyi nereye giyeceksin ki?
Operaya mı gideceksin yoksa?
Sanırım haklıydı. O elbiseyi hiç giymedim,
Mağazada denemek için giymekten başka.
“Ah Millie, eğer bu dünyada kendini düşünmezsen,
Öbür dünyada mutlu olunur sanırdım.
Ama artık inanmıyorum buna.
Bence Tanrı, isteklerimizi bu dünyada
Ve şimdi gerçekleştirmemizi istiyor bizden.
“Millie, şimdi bir mucize olsa
Ve bu yataktan kalkabilsem,annen çok farklı bir insan olurdu.
Ama ben sıramı böyle savdım.
Belki zor olurdu öğrenmem,
Ama öğrenirdim Millie, ÖĞRENİRDİM!
Annemin bana son sözleri şunlar oldu;
“Millie, benim yolumdan gitme,söz ver bana.”
Anneme söz verdim.
Annem ise sırasını savdı..
Ve son nefesini verdi.
Buna benzer pek çok şey okumuşuzdur. Hemen hepsi de yaşamı ertelemememiz gerektiğini ve her günü yaşamın son günü gibi yaşarsak, yaşama anlam katacağımızdan söz eder. Ben bunu okurken çok sevdiğim bir dostumu hatırladım. Yirmi yıllık evliliğini ihanet nedeni ile bitirme noktasındayken yanındaydım ve ağlıyordu. “Biliyor musun?” dedi, “Ben niye ağlıyorum?”
“Yirmi yıldır hemen her gün pilav yaptım, evdekiler seviyor diye.Kimi gün şehriyeli, kimi gün domatesli, kimi gün bulgur.
Bir tek gün bile sade pilav pişirmedim.
Oysa benim en sevdiğim Sade pilavdı….!!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »