Dilin Kadar Varsın…

bilgi-toplumunda-kulturel-sistem-cem-cengiz-yilmaz1

 

 

Adamın biri babadan yadigâr antik ipek bir halısı varmış. Satmaya karar vermiş. Ona göstermiş buna göstermiş, ama kimse talip olmamış. Sonunda zengin birini bulmuş ve ona götürmüş.
Zengin halıya bir bakmış ve sormuş, kaç para? Adam cevap vermiş 100 altın. Zengin tereddüt etmeden tamam demiş ve çıkartıp 100 altın vermiş.
Adam sevinmiş. O sırada zengin sormuş bu halının kaç para ettiğini biliyor musun? Adam cevap vermiş hayır bayım. Zengin devam etmiş en az 3000 altın eder. Adam susmuş. Zengin sormuş, niye 100 altına verdin? Adam biraz düşünmüş ve cevap vermiş, bayım bağışlayın ama benim bildiğim en büyük rakam 100!
Şimdi aklıma Ludwig Wittgenstein geldi “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” Dilin anlam zenginliği ve anlam derinliği gelişmedikçe o dil ile yapılan iş sayısı sınırlı kalacaktır.
Konuşma dili 150-200 kelime/dakika ve okuma dili 200-250 kelime/ dakika iken, düşünme dili 1300-1800 kelime/dakika düzeyindedir. Bu yüzden yeterince sözcük, anlam, kavram ve düşünsel bağlantıya sahip olmayan zihin kısır döngüde çıkmazları yaşayacaktır.
Bu durumda, 200 kelime ile düşünen, 2000 kelime ile düşüneni anlamayacaktır.
Parafı şöyle bitirmek isterim:“Dilin kadar varsın.”
Anooshirvan Miandji

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Enerjinizi Düşüren 10 Etken

10387207_207470459591617_2796015493279605712_n1

 

 

Umutsuzluk içine düşeriz. Çevremizdeki herkes gibi asık suratlı olur ve emeklilik yıllarını beklemeye başlarız. Hayallerimizi kaybeder ve çocukluk enerjimize veda ederiz. Üçüncü sayfa haberlerini okur ve bunlar bizim başımıza gelmedi diye seviniriz. Sonunda ise enerjimizi kaybeder ve hayallerimize veda ederiz. Hadi gelin enerjimizi bağlayan bu etkenleri değiştirelim. Gülüşümüze ve enerjik yıllarımıza tekrar kavuşalım.

Kendinizi suçlamayı bırakın.
Her sabah kendime kızıyorum. Başaramadığım şeyler beni bu hale getirdi veya şunları yapabilseydim daha iyi olacaktı. Şöyle yapsaydım harika bir hayatım olacaktı. Aynaya bakın ve kendinize sen harika bir insansın ve seni suçlamıyorum deyin. Geçmiş hatalarınızı affedin ve geçmişin yükünü artık sırtınızdan indirin.

Başkalarını mutlu etmeye çalışmayın.
Tüm enerjinizi size değer vermeyen ve sizi önemsemeyen insanlar için harcamayı bırakın. Sizi seven insanlara odaklanın. Ailenize ve sizi sadece siz olduğunuz için sevenlere. Enerjiniz bağlanıyor çünkü hayatınızın odağını yanlış kişiler için harcıyorsunuz. Tüm hayat enerjinizi size değer vermeyen insanlar için harcıyorsunuz. Onları kendi yollarına bırakın.

Kendinize inanın.
Çoktan vazgeçtim hayallerimden diyorsanız büyük bir hata yapıyorsunuz. Siz hayatınızı değiştirecek yegane kişisiniz. Enerjiniz bağlanıyor çünkü inanmadığınız şeyler yapıyorsunuz. İstemediğiniz bir işte çalışıyorsunuz. İstemediğiniz halde tüm enerjnizi o işe vermek zorunda kalıyorsunuz. Mutsuzluğunuzun ve enerjinizin bağlanmasının sebebi işte budur.

Çocukluk enerjinizi koruyun.
Bir çocuk gibi saf ve huzurlu düşünün. Enerjinizi bağlayan en büyük etkenlerden biri de budur. Çok fazla hesap yapmayın. Hayatın getirdikleri ile mutlu olun.

Aklınızı sessizleştirin.
Zihninizi susturun ve huzur o anda sizi bulacaktır. Huzurlu bir ruh ile bağlanan tüm enerji açılacaktır.

Ağzınızdan çıkana dikkat edin.
Tutamayacağınız sözler vermeyin. Kimsenin arkasından konuşmayın ve kınamayın. Unutmayın kınadığınız şey başınıza gelir ve o şekilde sınanırsınız. Hayatını kanunu bu. Ağzınızdan çıkan yanlış sözler size negatif enerji olarak geri döner.

Olumsuz düşünmekten vazgeçin.
Kafanızda kurduğunuz olası geleceklerin hiç biri olmayacak çünkü sizin için en doğru gelecek seçildi. Siz bir bedeni deneyimleyen ruhlarsınız. Siz enerjisiniz. Hayatınızı negatife değil pozitife yönlendirin. Unutmayın akıl her zaman negatifi düşünmeyi tercih eder.

Kaygıyı bırakın.
Gelecek kaygısı duyarak enerjinizi bağlıyorsunuz. Eğer kaderiniz içinde güzel bir sabah varsa kimse sizden onu alamaz. Ama bu sabahı berbat etmek istiyorsanız kimse size engel olamaz. Kötü veya İyi yoktur. Sadece denge vardır. Akışı kontrol edemezsin. Ama akışa uyarsan zaten gitmen gereken yere seni götürecektir.

Neden sonuç ilişkisinden kurtulun.
Her şeyin bir nedeni ve sonucu vardır. Ama hayatın asıl amacı deneyimlemektir. Yaşadığınız sonuçlardan kimseyi suçlamayın ve özellikle de kendinizi suçlamayın.

Gülen neşeli insanlar ile bir arada olun.
İki hasta varmış ikisine de aynı teşhis koyulmuş ve ameliyata alınacaklarmış. Hastalardan biri öleceğine inanıyor ve sürekli söyleniyormuş. Diğeri ise gülüyor ve hayatının daha iyi olacağına inanıyormuş. İkisi arkadaş olmuşlar. Önce karamsar olan günlerce anlatmış ne kadar tehlikeli bir ameliyata gireceklerini ve kurtulma şanslarının ne kadar zor olacağını. Neşeli hasta ise onun anlatmaları her bittiğinde komik bir anısını anlatıyor ve gülüyorlarmış. Sonunda ne mi olmuş karamsar hasta da bırakmış ameliyatı filan o da yaşadığı anıları anlatmaya başlamış. Ameliyat gününde ikisi de gülerek ve neşeli girmiş ameliyata. Sağlıklı bir şekilde çıkmışlar ameliyattan.

Hepimiz biraz karamsar hasta gibiyiz. Ölümü düşünmediğimizi iddia ediyor ama çok düşünüyoruz. Kafayı takıyor ve çevremizi, kendimizi mutsuz ediyoruz. Sizce o neşeli hasta olmak zor mu bu kadar? Siz karamsarsanız bile çevrenizde neşeli insanlar olsun. Onlar sizi o girdaptan kurtaracaklardır.
Bilgeye sormuşlar. Akıllı ile Aptal arasındaki en büyük fark nedir diye.

Kaynak: Bilgi Erdemdir

Not: Ve tabi ki kendinize reiki yaparak düşen enerjinizi her daim yükseltebilirsiniz….A.I.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

NİYE BEN DİYEN HERKES İÇİN…

can-akin-niye-ben-yk-1-7281
Brenda, yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.
Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Brenda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens, yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca… Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et.”
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mı?” diye bağırdı.”
Brenda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:
“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım…”
“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZOR ZAMANLARDA AYAKTA KALABİLMENİN 12 YOLU…

beautiful-butterfly-colors-flowers-favim-com-22729701

 

 

 

Bir zamanlar zengin bir teyzem vardı Eşi işinde çok başarılıydı ve ölümüyle birlikte ona büyük bir miras bırakmıştı Bu teyzem, annemin kızkardeşleri içinde en yaşlı olanıydı ve sevgi dolu, cana yakın biriydi Onu ziyaret etmeye her zaman bayılırdım Ne var ki, zengin bir kadın olarak beni şaşırtan alışkanları vardı Cömert bir kadındı, ama aynı zamanda da kıtlık içindeymiş gibi davranışları vardı Örneğin ne zaman onunla yemeğe çıksak, kalkmamıza yakın masadaki bütün şeker paketlerini alıp çantasına koyardı Bir keresinde ona bunu sordum, bana restoran masaya koyarak bunu bize verdiyse onları alacağını söyledi Evine sürekli şeker aldığı halde bana “Ne zaman şekere ihtiyacın olacağını asla bilemezsin” derdi
Aynı davranışı ketçap paketleri, hardal ve diğer baharatlar için de sürdürürdü Nasıl olup da bu kadar zengin olup yine de restoranların insanların kullanmaları için ortaya koyduğu her tür küçük şeyi yürüttüğünü anlayamıyordum Annem bana bunun açıklamasını şöyle yaptı, teyzem ilk gençlik yıllarındayken büyük bir depresyona girmiş ve ailelerinin yaşadığı çok büyük zorluklara katlanmak durumunda kalmıştı O dönemlerde eğer bir şey bedavaysa veya alınmasında bir sakınca yoksa teyzem onu, bir sincapın fıstıkları kış için evine götürdüğü gibi alıyordu
Annem de o dönemlerde yaşamıştı ama o daha küçük olduğu için daha az etkilenmişti En büyük ablasıysa fakirlik korkuları içinde depresyona girmişti ve bir kurtarıcının gelip onu bu durumdan kurtarmasına ihtiyaç duyuyordu Sonraki yıllarda son derece verici birine dönüşmesiyse onun karakterinin büyüklüğünü gösteriyordu ama o yıllardan kalma bir korkunun içinde yerleştiğini ve yıllardır varolmaya devam ettiğini fark etmiştim, ayrıca sonrasında pek çok dolu banka hesabının olduğunu da öğrenmiştim
Şimdi yine zor zamanların eşiğindeyiz Pek çok insan mevcut para kaynakları serbest düşüş halinde azalmayı sürdürürken, bu eşikte olmayı onun içine yuvarlanmaya tercih ediyor Şu anda 1930’lardan beri yaşadığımız en kötü ekonomik krizin içindeyiz, belki de başka bir ekonomik krizin içine doğru yuvarlanıyoruz ve bu, ikinci dünya savaşı sonrası doğmuş ve her zaman göreceli bir bolluk içinde yaşamış olup birkaç sürekliliği olan önemli krize şahit olmuş bir nesil için korkutucu bir bir düşünce Yakında hepimiz şeker paketi yürütmeye başlayabiliriz! Zaten kronik olan bu durum, yaratılan korku atmosferiyle toplum içinde daha da kötü bir hale sokuluyor Korku; ticarette, siyasette ve ne yazık ki spitüalizmde bile bir taktik olarak kullanılıyor Korku dramatik ve tetikleyicidir ve en az cinsellik kadar etkilidir Korku bir güç kaynağı olabilir Şüphesiz, zihinleri manipüle edilen kişiler ve birtakım organizasyonlar için korkunun ayrı bir çekiciliği var Kolektif enerji alanında çok fazla korku tesiri biriktiğinde bundan etkilenmeden kalabilmek de zorlaşıyor Korku, zor zamanları daha da zorlaştırıyor
Keşke sizi ve bütün kayıplarınızı kurtarabilecek ekonomik kaynaklara sahip olsaydım ama böyle bir gücüm yok ne yazık ki Bununla beraber enerjilerle ilgili olarak, zor zamanlarda ayakta kalmakla ilgili bazı düşüncelerim var İşte oniki maddelik planım!
Açık ve Akışkan Kalmak Kızgınlık veya korku hissettiğimizde beynimizde akan kanın, damarların büzüşmesiyle, yaratıcı düşüncenin üretildiği ön loblardan saldırmayı veya kaçmayı yöneten beyin merkezlerine doğru yönelmesi bir fizyoloji gerçeğidir Acil bir durumda, ani bir içgüdüsel harekette bulunmak yararlı olabilir ama bu olduğunda aslında kendimize bir tür *lobotomi (*beynin bir kısmının cerrahi müdahale ile tahrip edilmesi) uygulamış oluyoruz Bugün karşılaştığımız olayların pek çoğu acil bir saldırıyı veya kaçmayı gerektirmiyor ki bir ekonomik krizden kurtulmak için buna gerçekten hiç gerek yok Oysa beyin merkezlerimize yeterince kan akımının ulaşabilmesine çok ihtiyacımız var ve bunun için de gevşeyebilmek gerekli
Enerji alanımız için de bu gerekli Sağlıklı enerji, açık ve akışkan olan enerjidir Korku hissettiğimizde enerjimiz sıkışır, geriliriz ve bu da daha geniş bir dünyayla ve de ruhsal dünyalarla olan bağlantılarımızın azalmasına veya kapanmasına neden olur Tam da onlara en çok ihtiyacımızın olduğu bir anda ruhsallık, yaratıcılık ve enerji kaynaklarımızla bağlantılarımızı kaybederiz Zor zamanlarda ayakta kalabilmek ve gelişmeyi sürdürebilmek için enerjimizin açık, temiz, berrak ve akışkan kalmasına ihtiyacımız var Bunu nasıl yaptığınız tamamen sizin durumunuza, içsel kapasitenize ve karakterinize bağlı İşte size bu durumlarla başa çıkabilmek için oniki basit öneri
1 Fiziksel Aktiviteler
Hiçbirşey enerjinizi fiziksel aktivite gibi akışkanlaştıramaz ve bu aktivite nefes almak kadar basit olabilir Paniklemek üzere olduğunuz kimbilir kaç kez derin nefes almanız söylenmiştir size! Bunun bir yolu ritmik olarak nefes almaktır Nefesinizi verirken onu önce ayaklarınıza, sonra da toprağa indirin Nefes alırken de onu önce başınıza kadar çekin, sonra da gökyüzüne çıkartın Nefesinizi verirken onu önce kollarınıza, ardından da doğanın canlılığına ve dünyaya aktarın Nefesinizi içinize çekerken enerjiyi ilişkilerinize ve bütünselliğinize doldurun ve bu bütünselliği tekrar kalbinize ve zihninize aktarın Yürümek, enerji akışını yenilemek için bir diğer harika ve kolay yoldur Kalbinizin kan pompalamasını sağlayacak, kanınızın akmasını ve bedeninizin, korkunun üretmiş olabileceği kimyasal toksinleri atmasını sağlayacak bir şey yapın
2 Korkuyla Arkadaş Olun!
Ben soğuk havadan hoşlanmayan biriyim Hava soğuk olduğunda gerildiğimi hissederim Bunun bir nedeni de çocukluğumdan beri kronik astım hastası olduğum için ciğerlerimin zayıf olması; soğuk hava ciğerlerimin incinmesine yol açıyor ve nefes almamı zorlaştırıyor Ama eşim Julie daha soğuk bir iklimde yetişmiş biri ve bana hep şunu söyler; “Soğukla arkadaş ol” Bunu yaptığım zaman, bunu kabul ettiğim ve direnmemeye çalıştığım zaman bedenimin gevşemeye başladığını hissediyorum ve daha çok ısınıyorum
Kısa bir süre öncesi eşim bankaya gitti ve banka müdürüyle bir görüşme yaptı “Zor zamanlar yaşıyoruz” dedi müdür “Evet” diye yanıtladı Julie, “ama unutmayın, tek korkmamız gereken korkunun kendisi” Adam güldü ve şöyle yanıtladı,” Evet, ama korku korkutucu bir şey!”
Korku korkutucu Tıpkı soğuk gibi Bizim gerilmemizi bu halimizi korumamızı istiyor, hatta açık oluş halimizi ve enerji akışımızı kaybettiğimizde bile Bizi korkutan şeyden kaçmamızı, ondan korunmamızı istiyor Enerjetik olarak yapılması gereken en iyi şey bununla yüzleşmek ve korku yüklü enerjiyi kabul etmek olmalı Bu cesaret isteyecektir ama korkuyla yüzleşmek bizi güçlendirir
Bazen korku duymakta haklı da olabiliriz Korku da tıpkı acı gibi bize yanlış olan ve dikkat etmemiz gereken bir şeyleri gösterebilir Bizi bir durumu düzeltmek için eylemde bulunmaya çağırıyor olabilir Ya da bu bilinmeyene duyulan bir korku olabilir, adlandıramadığımız ya da göremediğimiz bir şeye duyulan bir korku Aslında bazı değişimler iyi olduğu gibi bizi eskisinden daha güçlü yapmayı hedefliyor da olabilir ama o an içinde bunu bilmediğimiz ve emin olamadığımız için korku duyuyor olmamız mümkün
Korkularınızı derinlemesine dinlemek üzerlerindeki yükü azaltabilir ve sizi hayatınızda önemli değişimler yapmaya yönlendirebilir Bu dinleme sırasında korku duygusunun ya da enerjisinin onu üreten olayla aynı oranda olmayabileceğini fark etmek istersiniz, tıpkı bir insanın gölgesinin tam olarak kendi bedeninin ölçülerinde oluşu gibi Bazen önemsiz şeyler bile paniklememize neden olabilir, özellikle de diğerleri de bu korkuyu hissediyor ve onu abartıyorsa “Ben korkunun içeriğini dinlemek istiyorum, yani olayın gerçek halini ve potansiyel sorunlarını dinlemek istiyorum, bunun yansıtabildiği sırf duygusal ve imajine edilmiş bir dram enerjisini değil” diyebiliriz “Eğer bu bilinmeyene duyulan bir korkuysa, olasılıklara ve pozitif sonuçlara olduğu kadar potansiyel olarak negatif olanlara da dikkatimi yöneltmek istiyorum” diyebiliriz
3 Suçlamayın
Zor zamanlar geçiriyorken ve korku kolektif enerjimizden üzerimize son sürat koşuyorken, sorunlardan dolayı suçlayacak birilerini aramak kolaydır Yanlış eylemleri ve planlamaları tanımlamak, neyin kırık dökük olduğunu tespit etmek kolaydır, bundan sorumlu olanı bulmak ve onarmak için uygun yolları ortaya koymak da kolaydır Sorumluluğun olduğu yerde sonuçlar da olmalıdır Ama suçlama oyununu oynamak enerjetik olarak her zaman zehirlidir Suçlama korkudan ve kızgınlıktan kaynaklanır, enerji alanımızı sıkıştıran ya da oluşturan duygular çalkantılı ve inciticidir, suçlama, bir insana saldırıda bulunmaktır, cezalandırmak için duyulan isteği açıkça veya dolaylı olarak ifade etmektir Bu, açık oluşa, akışkan ve bağlantıda oluşumuza karşıçalışan enerji alanımızı canlı tutmaya neden olur Sorumluluğu tanımlasanız bile kurbanlar bulmak ve suçlama yapmak için kışkırtıcılığa karşı direnin Çünkü sizler bir şeyleri onarmak ve iyileştirmek istiyorsunuz, insanlara zarar vermeyi değil Zamanınızı insanları suçlamaya ve kızgınlığınızı dışa vurmaya harcamak o an için iyi hissettirebilir, tıpkı kanınızda yükselen şeker oranı gibi, ama bu ruhunuzun diyabete uğramasına neden olur ki bu da körlükle ve başkalarını sevmek ve kucaklamak için ihtiyacımız olan ruhsal kollarımızın kesilmesiyle sonuçlanabilir Hepimiz affedilmişizdir Affetmek için çalışmak suçlamanın yıkımlarını önleyen insülindir
4 Her şey dağılmıyor- Olumlu Bakış Açısını Korumak
Bütün emeklilik birikiminiz gözlerinizin önünde erirken “her şey dağılıyor” hissine kapılmak hiç de şaşırtıcı değil Her şey dağılmıyor, ya da en azından bir asteroidin dünyaya çarpıp tüm hayatı silip süpürmek üzere olduğu bir durumda değiliz Sadece bazı şeyler dağılıyor! Diğerleri büyük ihtimalle güzelce birbirlerine tutunmuş, duruyor, hatta birbirlerini geliştiriyor Korku, dikkatinizi sizi dehşete düşüren şeye odaklıyor ve daha geniş, daha holistik (bütünsel) bir farkındalığı kaçırmanıza neden oluyor
Bu durumdayken enerjinizin sıkıştığına şüphe yok Bu durumda bakış açınızı yeniden genişletmeniz ve yenilemeniz gerekiyor Evet, bazı şeyler kötü gidiyor, siz bununla ilgili dürüstçe tahminde bulunmak ve istiyorsunuz ve gerekli eylem neyse onu yapmak istiyorsunuz Ama iyi giden ne var ki? Durup etrafınıza bir bakın ve görmeye çalışın Korkunuzun bir felaket balonu gibi dünyanıza inmesine izin vermeyin İşlerin yürüdüğü ve iyi gittiği daha büyük bir dünyanın bir parçası olan bir kentli olduğunuzu yeniden hissedin
Mücadelemiz, bir dramın içine düşmekten korunmak adına Bazı dramlar eğlencelidir, hepimiz iyi hikayelerden hoşlanırız Ama özelliği olmayan dramlar sadece enerjimizi karıştırmaya yarar, onu akışkanlaştırmaya değil Hayat ihtiyaçlarımızı varlığımızın temiz, berrak bir havuzunun içinde okuyabilir, ama eğer suyun yüzeyi sürekli çalkantılıysa bunu yapamaz
5 Pozitif Düşünceler Üretmek
Korku ve panik anlarında bize pozitif düşünmemiz ve yüksek iyiliğimizin ve tezahür gücümüzün ancak pozitif düşünceleri ve duyguları tutmakla sağlanabileceği söylenmiştir Bu, negatif düşünce ve duygular içimize sızdığında bize geri dönecek olan tuhaf bir kızgınlık ve korku yaratabilir; çünkü bunlar birbirlerine bağlı enerjilerdir ve kolektif şuurdan sızıntıya neden olacak en küçük bir çatlaktan birlikte içeri giriverirler Bu şekilde önce negatif bir düşünceye sahip olup ardından da bundan dolayı kendimizle ilgili negatif hissetmek enerjimizi kesinlikle bloke edebilir
Pozitif düşünce, başımızın üzerinde tutacağımız bir sopa değildir Gevşemiş olmak ve açık düşünmek olarak daha iyi tanımlanabilir belki pozitif düşünmek, ya da bağlantıda kalmamızı sağlayan, geniş ve akışkan kalabilmemize izin veren düşünce biçimi olarak tarif edilebilir Hayatımızda ve dünyamızda neyin iyi gittiğine dikkatimizi vermek denge ve pozitiflik duygumuzu yenileyebilir Sık sık eğlenceli hatıraları, deneyimleri, düşünceleri ve bunun gibi şeyleri düşünmek ruh halimizi değiştirebilir İnsanların enerji alanlarını kontrol etmeleri alanında tanıdığım en iyi öğretmenlerden biri olan Doktor William Bloom’un Endhorphin Effect (Endorfin Etkisi) adlı kitabında söylediği gibi, bu tür düşünceler beynin mutluluk kimyasallarının akışını tetikleyebilir ve endorfin hormonu beden kimyamız üzerinde ani ve pozitif etkiler meydana getirebilir Mutlu bir beden ise daha temiz ve akışkan bir enerji alanı yaratacaktır
Pozitif düşünce ve duyguları tutmak bizim için avantajlı olurken burada kastettiğimiz bazı kartpostallarda yazan “pozitif düşünüyorum” cümlesini benimsemekten daha öte bir eylem Bu; dünyayla ilgili, hayatla ve kendimizle ilgili her şeyin gerçekten iyi olduğuna dair, işleyişini sürdüren gerçek bir farkındalık hali Bu aynı zamanda şuursuzca korkulara kapılmayıp insanların hayatlarına pozitif enerji, pozitif imajlar, düşünce ve duygular aktarmak ve böylelikle dünyanın kalbindeki güzelliğe uyumlanmalarına yardımcı olmak demek
Eğer korku şimdiki zamanımızın *Balrog’uysa (*Yüzüklerin Efendisi isimli eserdeki Gandalf karakteriyle Khazad-Dum KöGoogle Page Rankingüsünde bir karşılaşma yaşayan şeytan) pozitif düşünce de köGoogle Page Rankingünün üzerinde cesurca durarak, “Geçemezsin!” diyen Gandalf’tır
6 Bağlantı Halini Korumak
Enerjilerimiz sıkıştığı zaman izole oluruz Tezahür Kanunları ve kutsanma, bütünsellik ve bağlantı halinde olunduğunda gerçekleşebilir Eğer korktuğumuz için bağlantımızı koparırsak bize yardımların gelebileceği daha geniş bir dünyayla olan iletişimimizi ve bağlantımızı koparmış oluruz Aynı zamanda yardım etme, başkaları için orada olabilme kapasitemizi sınırlamış oluruz Enerji bağlantılarımızı yenilemek için mantıklı ve uygun bir şekilde başkalarına ve doğaya uzanırız Bunun için en basit adım, korkularımızı bir başkasına anlatmaktır, ama bu muhtaç bir durumdaymışız gibi yapılmamalı ya da korkularımızı bir başkasına aktarıp onu da korkutmak şeklinde olmamalıdır Olabildiğince sakin ve açık olmalı ve karşımızdaki kişi de kendi korkularını bizimle paylaşırsa onu da açık ve sessiz bir biçimde dinlemelidir
Bir başkasına nasıl yardım edebileceğimizi ve etrafımızda ne tür toplu bağlantılar ve paylaşım kaynakları olabileceğini keşfetmek enerjinizi açmak ve yeniden akar hale getirmek için hayati öneme sahiptir Bolluk, bütünlük ve bağlantılı oluş halinde akar, bu, izole ve muhtaç bir durum içindeyken bize verilmiş özel bir mucize değildir Enerjinizin genişlemesini ve dünyanın iyiliğine katılımda bulunmasını istiyorsunuz ki dünya da size her zaman sizin için hazır bekleyen hediyelerini, kutsamalarını sunsun
7 Cömertlik
Zor zamanlar yaşıyorken zorluklar bize vericiliği hatırlatır İster zamanımızı verelim, ister enerjimizi ya da paramızı; cömert olmak kalplerimizi, zihinlerimizi açmanın; bir akışı yenilemenin en hızlı ve emin yollarından biridir Size bununla ilgili bir sır vermek istiyorum Vermek hediye etmektir Karşılık gerektirmez Cömertliğin doğası, kendinden gerçekten bir şeyler verip karşılığında bir şey beklememektir Eğer karşılık olarak bir şey beklersek, beklenti kendiliğinden bir sıkıştırmaya dönüşür, enerji alanımızda baskılayıcı bir güç halini almaya başlar, özellikle de cömertliğimizin kabul görmeyeceği ya da en azından tahmin ettiğimiz şekliyle karşılığını bulamayacağı hayal kırıklığına, kızgınlığa dönüşürse Bir hediye hem vereni hem de alanı özgürleştirir, onları bir zorunluluk ve beklenti zincirleriyle birbirlerine bağlamaz
8 Şükretmek
Bir ekonomik krizin doğası, kıtlığa; sahip olmadıklarımıza ya da kaybetmekte olduklarımıza odaklanmaktır Sonuç olarak korku, kızgınlık ve hayal kırıklığı getirebilir Bu dinamiği değiştirmek için sahip olduklarımıza odaklanmak ve onun için şükür duymak isteriz Sadece akılda kalır bir şarkı sözü olmaktan öte, “şükürlerimizi saymak” iyi bir enerji hijyeni sağlar çünkü bu kalplerimizi minnet duymaya açar
Minnet duymak bir bağımlılık tutumu değildir, karşılıklı bağımlılığın farkına varma hali ve sahip olduklarımızın ve hoşlandıklarımızın, hatta özel hayatlarımızın bile çoğunun başka birinden veya başka bir şeyden geldiğini fark etmektir Minnet duymak sadece takdir etmek değildir Bu bir hayatın içten bağlantılı halinin ve büyük bir varoluş birliğinin farkındalığı demektir Farkındalık kalplerimizi açar ve katılım ve akış hissimizi yeniler Hayata, Kutsal olana “teşekkür ederim” demek ve özellikle de kendi insanlarımıza bunu söylemek bağlantılı olduğumuz herkese sunduğumuz bir minnet haline gelir ve bizi kıtlık ve kayıp hislerinin üzerine çıkartır, aksi takdir de onlar bizi aşağı çekecektir
9 Zamana Minnet Duymak
Reklam

İçinde bulunduğumuz zamana ve bize sunduğu mücadelelere; ekonomik krize, küresel iklim değişikliğine, terörizme, savaşlara, enerji kıtlığına ve ufukta beliren diğer tüm felaketlere minnet ve takdir duymak zor gelebilir İnsana kendini iyi hissettiren, barış ve sürekli sakinlik sunan bir çağa minnet duymak çok daha kolay olurdu Ama şunu unutmayalım ki zor zamanlar aynı zamanda büyüme zamanlarıdır Yeni içsel kavrayışların ve fırsatların, yaratıcılığın ve yeni oluşların zamanlarıdır Eğer bir programla savaşamıyorsam, ona uymalıyım Zamanın getirdiği akışa direnmek boşuna, bizler bütün bu mücadelelerle yüzyüze gelinen şimdiki zamanda yaşıyoruz Gelecek ise şimdiki kararlarımıza ve eylemlerimize bağlı olarak ortaya çıkacak Bu elbette korkutucu! Ama eğer bundan kaçarsak enerjimiz sıkışacak, yaratıcı potansiyelimiz kaybolacak ve gelecek de her halikarda gelecek ve hatta hoşlanmadığımız bir biçimde gelecek Yaşadığımız zaman mücadeleyi gerektiriyor ama aynı zamanda yaratıcılığa ve yeni doğumlara, yeni potansiyellere ve yeni olasılıklara açık zamanlar Olanlara bu yönünden bakmak enerjimizi yeniden akışkanlaştıracak ve açacaktır
10 Bağımsızlığınızı Koruyun
Enkarnasyon ruhsallığında bağımsızlık, kendimizi yönetmemizi mümkün kılan; bize seçimler yapabilme, maksadımızı ifade etme ve bireysel kimliğimizi açığa çıkarma gücü veren ruh ile kişilik arasındaki bütünselliktir Bu, yalnızca bizim hayata katabileceğimiz eşsiz hediyelerin kaynağıdır Bağımsızlığımızı korumak bu içsel bütünselliğe akort olmak ve kimliğimizi onurlandırmak (kendimizi onurlandırmak) ve hayatla birlikte oluşturduğumuz bağlantıları onurlandırmaktır
Ruhsal varlıklar olarak holistik doğamız her zaman bizi kuşatan koşullardan daha fazla genişleme potansiyeline sahip ve güçlü Bu genişlemeyi istediğimiz zaman kalplerimizi ve zihinlerimizi gerçekten daha geniş bir kişilik boyutuna açarız ve enerjimiz, bununla buluşabilmek için yükselir Kimlik duygumuzu ve kendimizi zayıflatırsak, onurunu korumazsak, kendimizi küçültürsek zor zamanların ya da herhangi bir zamanın gerektirdiği mücadeleleri nasıl karşılayabiliriz? Üretken olma yeteneğimizden şüphe ettiğimiz sürece nasıl yaratıcı olabiliriz ki? Kendi kimliklerimizin, düşüncelerimizin ve duygularımızın başkalarının korkularıyla şekillenmesine izin verdiğimiz sürece korku nerede duracaktır, özellikle de bizim korku duymamızdan yararlanabilecek olanlar nerede duracaktır? Büyük mücadeleler büyük insanlara gelir ve her birimizin içindeki ruhun ve hayatın büyüklüğü çoğumuzun umduğundan daha büyüktür Bağımsızlığımızı korumak kapıları içimizdeki genişliğe ve etrafımızdaki hayatla daha güçlü bir ilişki kurmamıza açar
11 Sevecen Olun
Yukarıda bahsettiğimiz on öneri üç kelimeyle özetlenebilir: Sevgi dolu olun Sevgi gerçekten de insani problemlere yanıttır; kendini sevmek, başkalarını sevmek, bulunduğu yeri sevmek, yaptığı işi sevmek, doğayı sevmek, hayatı sevmek, dünyayı sevmek, tüm harikalığı ve ihtişamı içinde ruhu sevmek Sevgi enerjimizi özgürleştirir Bizi açar ve pek çok düzeydeki ruh ve hayat akışının içine bırakır Sevgi tezahürün ardındaki gerçek sırdır Sevginin pek çok yüzü vardır; koruyuculuk, şefkat, farkındalık, cesaret, yaratıcılık gibi; ama o anda hangi yüzünü gösteriyor olursa olsun sevgi her zaman zor ve mücadele gerektiren zamanlara bizim en güçlü yanıtımızdır
Sevgi sihirlidir Shakespeare’in söylediği gibi, ne kadarını verirsek o kadarını alırız Sevgi adeta bir verme ekonomisinde çalışır ve bu sadece bolluğu tanıyan bir ekonomidir Dünyanın bize korkmamızı söylediği ve her şeyi kaybettiğimiz bir devirde sevgi bize güvende olduğumuzu, kendimiz ve başkaları için zenginlik yaratıcı kaynaklar olduğumuzu söyler Sevgi, ekmek somunları ve balıkların mucizelerinin arkasındaki güçtür Cüzdanları açan, dolapları, buzdolaplarını, kilerleri ve hepsinden öte kalpleri açan ve böylelikle bize birbirimizi koruyabileceğimizi hatırlatan bir paylaşım akışına izin veren bir güçtür Sevginin olduğu yerde birbirimize yardımcı olabiliriz Sevginin olduğu yerde ayrılığın üstesinden gelme ve ayrılığın getireceği korkuyu altetme isteği vardır Birbirimiz için birer yürek, zihin ve istek gücü olabiliriz İçinde bulunduğumuz zor bir zaman olabilir, ama sevgi sayesinde zor insanlar olmaktan kurtulabiliriz
12 “Tanrı Dolu” Olun
Bu son maddeyi özellikle vurgulamak için koydum, ama rahatlıkla ilk adım da olabilirdi Tanrı’nın önemi hayatidir Tanrı aynı zamanda bir gizemdir Benim dilimde Yaratıcı Gizemdir Tarih boyunca insanlar bu nihai veya zemin niteliğindeki gerçekliğe pek çok isim verdiler ve onu pek çok yönden gördüler Ama ona ne isim verdiğimiz ya da nasıl gördüğümüz onun içimizdeki varlığının ne olduğunu anlamaktan daha az önemlidir O bize gerçekten de evrende bir ev sağlamaktadır Eğer açık ve akışkansak bunun nedeni nihai varlığın açık ve akışkan olmasıdır Sevgi duyduğumuzda sevgimiz bu nihai varlığın sevgi duyuşuyla yüzlerce, binlerce, milyonlarca kat artar
Findhorn Derneği çok basit bir önerme üzerine kuruldu: “Önce Tanrıyı hayatınıza alın, ardından ihtiyacınız olan her şey size gelecek” Findhorn’un Kurucuları bunu ispatladılar ve Findhorn tezahürün bu basit prensibinin sonucu olarak başarılı oldu
Benim için, Tanrıyı en başa koymak “Tanrı Dolu Olmak” demek; sınırlı bir varlık olarak benim kendi kapasitem ölçüsünde, bu yaratıcı, sevgi dolu varlığın niteliklerini içimde barındırmak demek Kalbimi açmadan önce izin verin kalbim Tanrıyla dolu olsun Düşünmeden önce izin verin zihnim Tanrıyla dolu olsun Konuşmadan önce izin verin ağzım Tanrıyla dolu olsun Bir şey yapmadan önce izin verin kollarım Tanrı’yla dolu olsun İzin verin kişisel dünyam önce Tanrı’nın dünyası olsun, Tanrı dolu bir dünyam olduğunda biliyorum ki diğer her şey sonradan eklenecektir
Tanrı dolu olmak basitçe sevginin varlığının öncelikli oluşunu, genişliğini, ihtişamını, yaratıcılığını, koruyuculuğunu kendi dünyamda ve kendi içimde fark etmek demek Basit bir ekonomik kriz nasıl olur da bununla kıyaslanabilir ki? Yaratıcı gizem iflas edemez O, kıtlığa konu olamaz Tanrı asla bitmez
Gerçek Soru Bazen ruhsal bir öğretmen için çeşitli şeyler yapmak adına bir dizi adım atmak bir zorunluluk oluyor: bunun için on adım, şunun için oniki adım, diğer bir şey için yedi adım ve bunun gibi Ben hiçbir zaman işlerimi o kadar çok adımlara bölmedim, benim ruh algım bir adımlar dizisinden çok bir rampaya benzer, tırmandığımız bir merdivenden çok sürekliliği olan bir yüzey gibi
Ne var ki zor zamanlar yeni olasılıklar da yaratıyor ve hatta yaşlı kurtlar bile yeni oyunlar öğrenebiliyor! Dolayısıyla ben de size zor zamanlarda ayakta kalmak adına oniki adımlık bir program oluşturdum İşe yarayacak mı? Bunlar üzerinde çalıştığımızda hayatlarımız daha iyi olacak mı? Gerçek soruysa; eğer işe yaramazsa bize ve dünyamıza neler olacağıdır.
alıntıdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Enerjinizi artırmak için 23 öneri

16939168_1856288901312937_7355216976586280151_n1
Enerjinizi artırmak için 23 öneri Enerjinizi zirvede tutmak ve gün boyunca bunu korumak için yiyeceklerinize dikkat etmeli ve birkaç saatinizi kendinize ayırmalısınız. İşte enerjinizi zivrvede tutmak için 23 öneri…
1 Cardiff Üniversitesi’deki araştırmaya göre her gün 40 gr. buğday mısır vb. lifleri almalısınız. Çünkü bu tür lifler enerjiyi arttırıyor ve stresi azaltıyor.
2 Sabahları duş alırken bir soğuk, bir sıcak duş alın. Önce ılık bir suyun altında durun. Ardından suyun sıcaklığıyla oynayın. Ancak başınızı suyun altına sokmamaya dikkat edin. 5 – 6 dakika bunu tekrarlarsanız, çıktığınızda kendinizi daha rahatlamış hissedeceksiniz.
3 Yapılan araştırmalara göre her dört kadından birinde demir seviyesinin düşük olduğu belirlenmiş. Bu da yorgunluk ve halsizlik yaratır. Bu yüzden daha fazla demir içeren yeşil sebze, kurutulmuş meyve ve tahıl gevreklerinden bolca tüketmelisiniz.
4 Daha bol balık, tavuk, peynir, fasulye ve yumurta yemelisiniz… Çünkü vücut için gerekli Omega 3 bu besinlerde bulunuyor. Balık tüketmek aynı zamanda vücudun seratonin salgılamasını sağlıyor. Bu hormon da beyindeki mutluluk merkezini aktif hale geçiriyor. /_newsimages/3121421.jpg
5 Günde 2 ya da 3 litre su içmelisiniz… Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre bu oranlarda su içmek dayanıklılığı arttırıyor, stresin azalmasına yardımcı oluyor. Ancak aklınızda bulunsun; fazlası da zararlı…
6 Dik durun. Kambur durmak kasların hızlı çalışarak, yorulmasına sebep olur. Nefes almanızı zorlaştırır. Dik konumdayken daha rahat nefes alınır, oksijen akciğerlere dolar ve böylece kanın daha rahat dolaşması sağlanır…
7 Yapılan araştırmalara göre en sevdiğiniz müzikleri dinlemek stresi hafifletiyor ve yorgunlukla daha rahat savaşmanızı sağlıyor. Bu yüzden hemen bir ipod edinin ve yürürken, çalışırken, iş yaparken müzik dinlemeyi ihmal etmeyin…
8 Dışarı çıkın. Sabah kalkınca yapacağınız ilk işiniz dışarı çıkmak olsun. Amerikalı bilimadamları doğal ışığın beyni harekete geçirdiğini ve seratonin salgılamasına yardımcı olduğunu söylüyor. Bu da mutluluğunuzu arttıracaktır.
9 Mutlaka gün içerisinde şekerleme yapın… Amerika’daki beyin sağlığı araştırmacılarına göre, 30 dakikalık kısa bir uyku bile insanların performansını olumlu yönde etkiliyor. Çalışırken kısa da olsa gözlerinizi kapatıp biraz dinlenin…
10 Vücudunuzun asit oranını dengelemeniz gerekir. Gereğinden fazla şekerli yiyecekler ve peynir aside sebep olur ve enerjiyi emer. Bu yüzden sebze ve meyve salatalarını bolca tüketin.
11 Doktorlar hayatınızdaki iyi şeyleri hatırlamanız için sizi mutlu eden şeyleri bir deftere yazmanızı öneriyor. Bunları okudukça, sizi neyin mutlu ettiğini daha iyi bulabilirsiniz…/_newsimages/3121313.jpg
12 Düzenli yemek yiyin. Yemekler arasındaki uzun aralıklar şekerin düşmesine, dolayısıyla enerjinizin azalmasına neden olur. Günde üç kez mutlaka yemek yiyin. Gün içerisinde muz, fındık, yoğurt yemek ideal…
13 Kaslarınızı hissederek enerji sağlayın. Mesela iki elinizi göğüs hizasında birleştirin ve birbirine doğru itin. Ardından başınızın üstüne kaldırın ve bunu 5-10 defa tekrarlayın.
14 Güne iyi bir kahvaltıyla başlayın. Süt, 150 gr. yoğurt, 1 muz, tereyağ, bal, fındık ve cevizi karıştırıp yiyebilirsiniz. Bu karışım güne zinde başlamak isteyenler için ideal bir karışım.
15 Nefes alıp vermenin önemini mutlaka kavrayın. Derin nefes alıp vermek, nefes yolunuzu açacak ve daha çok enerji almanızı sağlayacaktır. Her saat üç ya da dört kez derin nefes alıp verin…
16 Cep telefonunuzu kapatın… Bırakın günün birkaç saati kimse size ulaşamasın. Gerekli olduğunda iş ve aileniz için kullanın…
17 Düzenli olun. Dağınıklık sizi strese sokacaktır. Gereksiz yere panik yaparsanız, bu stresle işleriniz yolunda gitmeyecektir. Bu kaosu yaşayıp stresinizi arttırmayın…
18 Adımlarınızı arttırın. Daha fazla yürüyüş yapın, bol bol merdiven çıkın. Olabildiğince hareketli olmaya özen gösterirseniz, kanın hızlı hareket etmesini, kaslara ve organlara giden oksijenin artmasını sağlarsınız. Bu da sizi rahatlatacaktır.
19 Magnezyum almaya dikkat edin. Sebzelerde, fındıkta ve tahıllı ekmeklerde bulunan bu vitamin size zindelik kazandıracaktır.
20 Yiyeceklerdeki enerjinin hızlı emilimini sağlayan Co-enzimQ10, vücudun ürettiği antioksidandır. Bu enzimin oluşmasını sağlayan yiyecekler de brokoli, kahverengi şeker, kepekli ürünler, soya ve fındıktır.
21 Çok kafein ve alkol uykuyu engeller ve enerji veren B vitaminini emer. Haftada birkaç kez 1 ya da 2 kadeh şarabı geçmemeye, çay ve kahve tüketimini de en aza indirmeye özen gösterin.
22 Bilgisayarla çalışırken mutlaka aralar verin. Japon araştırmacılar, bilgisayar önünde çok oturan insanlarda endişeli olma halinin arttığını, gözlerde problem yaşandığını ve beden ağrılarının çoğaldığını söylüyor.
23 Ve son olarak beyinsel anlamda rahatlamak ve yenilenmek için kendinize 20 dakika ayırın ve şunları yapmaya çalışın…
Ilık, sessiz bir yerde oturun ya da uzanın. Üzerinizde rahat kıyafetleriniz olsun ve gözlerinizi kapatın. n Nefes alışverişinize odaklanın ve nefesinizin rahat olmasını sağlayın. n Kendinizi nehir kenarında, yeşil çimenlerin üzerinde düşünün. Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor ve siz suyun akışını duyuyorsunuz. n Suyun içinde ayağa kalkıyor, yüzünüzü güneşe dönüyorsunuz. Güneşin sizi enerjiyle doldurduğunu hissediyorsunuz. Derin bir nefes alıp, bu enerjinin içinize işlemesini sağlıyorsunuz. nVücudunuzun ve düşüncelerinizin pozitife dönüştüğünü hissettiğinizde yavaşça gözlerinizi açıyorsunuz…
.
Muzaffer Kuşhan’

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu parmakları birleştirmek ruhu enerjinizi dengelemek üzere harekete geçirecektir.)

16939001_983474198419516_4256281921743014214_n1

 

Her sabah güne başlarken her iki elinizin başparmağıyla orta ve yüzük parmaklarını birleştirerek parmaklarınızdaki enerji döngüsünü tamamlayın. (Bu parmakları birleştirmek ruhu enerjinizi dengelemek üzere harekete geçirecektir.)

Tanrı’nın içinizdeki parçasını çağırın ve bu bağlantının güçlenmesi için kısa bir zaman tanıyın. Burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan nefes verin ve daha sonra neler yapacağınızla ilgili tüm düşünceleri bırakın.
Sonra o gün için planladığınız tüm olayları, sizi bekleyen en büyük olanakları düşünün. Otomobilinizle işe giderken tüm ışıkların yeşile döndüğünü hayal edin. Yürürken büyük bir sevgiyle selamlandığınızı hayal edin. Çalışma masanıza oturduğunuzu ve yapmanız gereken tüm işleri kolayca, adeta sihirli bir biçimde yaptığınızı hayal edin. Evrenin önünüzdeki kapıları sihirli bir biçimde açtığını görün. Zihninizin bu olanaklarla oynamasına izin verin.
Yirmi altı saniye, gereken tek şey budur.
Ve eğer bu sırada aklınıza zor bir şey gelirse (ya da hayalinizde) işe giderken tüm ışıkların kırmızıya döndüğünü görürseniz, önemli değil. Parmaklarınızı açarak enerji döngüsünü kesin, 3 derin nefes alın ve sonra yine parmaklarınızı birleştirerek yeniden hayal etmeye başlayın.
ALINTI

Serap Özger Kuantum Günlüğü Sayfasından Alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İşler umduğunuz gibi gitmezse 10 enfes pozitif düşünce yöntemi

14210113328351

 

Tabii ki tüm olumsuzlukların bir gecede düzelmesi ve ertesi güne mutlu bir birey olarak uyanmanız gerçekçi bir beklenti değil. Aynı şekilde hayatınız boyunca karşılaşacağınız olumsuz durumları engelleyebilmeniz de mümkün değil. Fakat bu durumlar karşısında nasıl bir tavır izlemeniz gerektiği, olaylara nasıl yaklaştığınız sizin kontrolünüz altında.

1. Hayata ve kendinize güvenin

Her şeyin bir gün yoluna gireceğine emin olun. Kış boyunca çıplak kalmış bir ağaç bahar aylarında çiçekler açar.
Hayatınızın kış dönemlerinde meyve alamadığınız için üzülmek yerine, bir gün baharın geleceğine ve her şeyin daha iyi olacağına dair inancınızı koruyun. Olumsuzlukların yaşamınızı etkilemesine izin vermeyin ve daima pozitif düşünün.
2. Planlarınızda değişiklikler yapın
Bir hatayı bir kez yaptığınızda bu sizin suçunuz değildir, ancak ikinci kez aynı hatayı yapmak sizin elinizdedir. Bir problem çözme aşamasında sürekli aynı çözüm yolunu deniyor ama başarıya ulaşamıyorsanız yeni yollar denemenin vakti gelmiş demektir. Çözüm yollarınızı ya da planlarınızı değiştirmek, gelecekle ilgili hayallerinizden vazgeçmek değil; o hayale ulaşmak için gitmekte olduğunuz yolu değiştirmek anlamına gelir.

3. Meditasyon yapın
Meditasyon bir çoğumuz için fazla spritüel ve soyut bir uygulama olabilir. Meditasyona yaklaşımınız ne olursa olsun, etkili olduğuna inanın ya da inanmayın, kendinize dönüp bakmak ve iç sesinizi dinlemek için fırsatlar yaratmak size iyi gelecektir. Kişinin kendisiyle baş başa kalmasını ister meditasyon, ister dua, ister rahatlama olarak adlandırın, ne olursa olsun kendinize zaman ayırmayı unutmayın.
4. Sabırlı olun
Bazen bekleme aşamasında yaşadığımız deneyimler, beklediğimiz şeyden çok daha değerli olabilir. Çünkü bize asıl yol gösteren şey aslında bekleme aşamasında öğrendiklerimiz ve yaşadığımız değişimlerdir.
Hepimizin hayattan az ya da çok bir beklentisi var. Yeni bir iş, birlikte mutlu olabileceğimiz bir sevgili, yeni bir şans… Ne bekliyor olursanız olun, hala bekleme aşamasında olmanız o şeye sahip olmaya henüz hazır olmadığınızın bir göstergesi olabilir.
Beklemek ceza değil, hazırlıktır.
5. Pozitif olmadığınız zamanlarda bile olumlu düşünmeye çalışın
Birileri size ‘’Nasılsın?’’ sorusunu sorduğunda verdiğiniz cevap genelde hep ‘’İyiyim.’’ olur. Olumsuz bir şey yaşamış olsak da, kendimizi kötü hissetsek de karşımızdaki kişiye iyi olduğumuzu yansıtmak, aslında kendi kendimize geliştirdiğimiz bir savunma mekanizmasıdır.
İyi olduğumuzu sürekli tekrar etmek bizi olumsuz düşüncelerden uzaklaştırır ve zamanla daha pozitif hissetmemize yardımcı olur. Düşüncelerinizi değiştirmek, hayatınızı değiştirmenin ilk adımıdır.

6. Stres yaratan durumlar yerine sahip olduğunuz şeylere odaklanın
Problemlere odaklanmak ve olumsuz düşünmek kolaydır. Ancak yaşamımız boyunca deneyimlediğimiz olumlu durumlar, olumsuzluklardan sayıca çok daha fazladır. Olumlu durumlar yerine olumsuz olanlara odaklanmamızın altında ise, olumsuz durumlarla nasıl baş edeceğimizi bilmememiz ve bu durumlara hazırlıksız yakalanmamız yatar.
7. Anda yaşayın
Üzerine ne kadar düşünürseniz düşünün, ne kadar hayal kurarsanız kurun ya da ne kadar düşünerek kendinizi meşgul ederseniz edin; geçmiş geçmiştir. Gerçeklerle yüzleşebildiğinizde, geçmişiniz artık size zarar vermez.
Geçmişte yaşadıklarınıza üzülmek yerine yaptığınız hatalardan ders çıkarmaya çalışın.
8. Olayları akışına bırakın
Planladığınız şeylerin yolunda gitmemesinin sebebi, evrenin sizin için yaptığı planların farklı olmasından kaynaklanıyor olabilir.
Pikniğe gitmeyi planladığınız gün yağmur yağabilir. Pikniğinize devam edip yağmurda dans etmek, ertelemek ya da durmadan şikayet etmek sizin elinizde. Yaşamımızı farklı ve dinamik tutan şey, aslında planladığımız şeylerin yolunda gitmemesi.
Olayları akışına bırakarak yaşamaya başladığınızda unutamayacağınız anlar yaşamaya başladığını fark edeceksiniz. Bazı şeyler kontrolümüz dışında geliştiğinde şikayet etmektense kabullenerek duruma adapte olmaya çalışmak, sizi bir adım ileri taşıyacaktır.
9. Kendinize inanın
Hayatta bazen önümüzü göremediğimiz ve sonrasında karşımıza neler çıkacağını öngöremediğimiz anlar yaşayabiliriz. Nereye gittiğinizi bilmeden ilerlemek korkutucu olabilir ve risk içerebilir; ancak ilerlemediğiniz süre yolun sonunda ne olduğunu asla göremezsiniz. İnancınızı güçlü tutun ve ulaşmak istediğiniz noktaya bir gün ulaşacağınıza inanın.
10. Hayatı bir öğrenme süreci olarak görün
Üzgün olduğumuz anlarda hep en kötü şeylerin bizim başımıza geldiğini düşünerek üzülme eğilimindeyiz ancak yaşadığımız olumsuz deneyimler ne olursa olsun geçici. Önemli olan şey yaşadığımız üzüntü, sevinç, korku ya da değişim zamanlarına öğrenme süreci olarak yaklaşabilmek. Hatalarınızdan ders çıkararak, yaşadıklarınızı diğer insanlarla paylaşarak ilham verebilmek. .
Hayat yolculuğundaki her anınız çok değerli. Zamanı geri alabilmeniz ve yaşamınızdaki tüm olumsuzlukları yok edebilmeniz mümkün değil. Kendinize inanın ve değişimin kendi içinizde başladığının farkında olun

Kaynak: hayatım değişti

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ayaklara Soğan Koyarak Uyumanın 4 Faydası

Daha önce soğuk algınlığını önlemek için yanınıza kesilmiş bir soğan koydunuz mu? Daha önce bunu yapmamış olsanız bile, kesin duymuşsunuzdur.

Herkes bu hileyi ilk duyduğunda şaşırıyor ve hatta gülüyor. Gerçekten işe yaradığını öğrendiklerinde de çok şaşırıyorlar.

Bu çare, soğanın hava üzerinde yarattığı etki ile solunumu kolaylaştırması sayesinde başarılı oluyor. Yani, sürekli öksürüğünüz olduğu zaman, bu sebze mucizevi bir şekilde yardımcı olabilir.

Tek dezavantajı odayı dolduran kokusudur. Bu kötü kokuyu dengelemek için, kullanabileceğiniz çeşit çeşit doğal ve kimyasal hava spreyleri vardır.

Soğan, olağanüstü özellere sahiptir, bu da geleneksel tıpta neden bu kadar çok değer gördüğünü açıklar. Her kültürün soğanı ana malzeme olarak kullandığı tarifleri vardır.

Bugün, ayağınıza soğan koyarak uyumanın faydalarından bahsetmek istiyoruz.

Neden ayaklar?

Ayaklar sağlık açısından büyük ölçüde unutulan organlardır. Genel olarak, sadece dolaşım sorunlarından dolayı ağrıdıklarında ve zarar gördüklerinde onlarla ilgileniriz.

Bu da, ayaklarda hayati organlarla bağlantılı olan muazzam miktarda sinir uçları olduğunu unutmamıza neden oluyor.

Bu bağlantı noktalarına meridyen denir. Akupunktur noktalarıyla uyuşurlar. Meridyenler uyarıldığında, vücudun geri kalanına erişebilmemiz için büyük bir elektrik potansiyeline sahiptirler.

ayak

Dolayısıyla, ayak tabanlarınıza soğan dilimleri koyarak bu olağanüstü sebzenin faydalı özelliklerini (arındırma, antiseptik…) iç organlarımızı korumak için kullanabiliriz.

Ayaklara soğan koyarak uyumanın faydaları

Gelin bu yöntemin avantajlarına bir göz atalım:

1. Enfeksiyona güle güle diyin

Soğan doğal bir antibiyotiktir. Onu ayak tabanlarına koyarak, bu faydayı vücudun enfeksiyondan etkilenmiş olan bir bölgesine taşıyacaksınız.

Bununla birlikte, bu, soğanı doktorunuzdan aldığınız antibiyotiklerin yerine kullanabileceğiniz anlamına gelmez. Yine de tedavinizin daha etkileyici ve hızlı olmasını sağlayacaktır.

2. Toksinlerin atılımını kolaylaştırın

Toksinler kanda biriktikçe sağlığa zarar veren kalıntılardır. Soğandaki fosforik asit toksik maddeler için mıknatıs görevi görür ve vücudun bunları daha kolay yok etmesine yardımcı olur.

Bu tedaviyi düzenli olarak uygulayarak, uzun vadede sağlığınızı geliştirebilirsiniz.

3. Vücudunuzu nemlendirin

Soğanın %90’ının su olduğunu biliyor musunuz? Akupunktur noktalarına baktığımız zaman, meridyenlerin elektrik enerjisi vücudun ihtiyacı olan suyu en uygun biçimde verir. 

sog%cc%86an

Bu nedenle, gün içinde alışkanlıktan veya iş yüzünden yeterince su içemediğiniz zaman ayaklarınızın altına soğan koyarak uyumanızı öneriyoruz.

4. Bağışıklık sisteminizi güçlendirin

Soğan, bolca E ve C vitamini taşır ve bunlar vücudumuzun savunma mekanizmalarını korumak için gereklidir. Buna ek olarak, bu vitaminler mükemmel antioksidanlardır, böylece hücresel yaşlanmayı yavaşlatırlar.

Yani bu yöntem ile ameliyathane odalarına girmeden veya kimyasallar kullanmadan yaşlanma karşıtı bir tedavi uygulayabilirsiniz.

Ayaklarınızın altına soğan koyarak uyumanın yolu

sog%cc%86an-ve-c%cc%a7orap

  • Soğanın pek çok çeşidi vardır ama bunun için kullanabileceğiniz en iyi türler kırmızı ve beyaz soğandır. En kolay bulduğunuz soğanı seçin.
  • Soğanı dilimleyin ve her iki ayağın kemerine yerleştirin, çünkü uyarmak istediğimiz meridyenler burada bulunur.
  • Uyku sırasında onları yerinde tutmak için çorap giyin ve uykuya dalın!

Daha önce de belirttiğimiz gibi, tedavinin en kötü yanı deri üzerinde kalan kokudur. Bu kötü kokuyu ortadan kaldırmak için, sonrasında ayağınızı paslanmaz çelikten yapılmış şeyler ile fırçalamanızı öneririz.

İnanılmaz görünse de, bu nahoş kokuyu gidermek için en iyi yöntemdir.

Bu kokuyu yatak odasında da fark ederseniz, narenciye ve karanfil ile bir infüzyon hazırlayın. Bir komidinin üstüne veya çekmeceye koyun. Koku yavaş yavaş kaybolacaktır.

Hoş olmayan kokuları gidermek için satılan spreylerden de kullanabilirsiniz. Her iki yöntem de işe yarar ama ilki daha sürdürülebilir bir uygulamadır.

Bu hile kesinlikle başarılı olur. İş yerinde geçen uzun bir haftanın sonrasında enerjinizi geri getirmek için haftada bir kez kullanabilirsiniz. Ancak yine de, her gece yapmanızı öneririz.

Yan etkisi yoktur. Sadece yarar sağlar.

Kynak: Sağlığa  Bir Adım

Bitki Alemi, Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YARATICI İMGELEME NEDİR? NASIL YAPILIR?

alvador_2c15feb7-5773-43ed-b2c3-80c3066869c8_3_4d64ad83-a79a-4b23-8fe4-82cd805ff3fd1

 

 

İnancın sıcak atmosferinden hakiki manada istifade edemeyen insanlık bu boşluğu bir takım fantezilerle doldurma yoluna gitmiştir. İnançsızlık atmosferinde ruhu sıkılan, vicdanı çatlayan insan hep bir şeyler uğraşma yoluna giderek bir nebze olsun bu dipsiz kuyudan yukarılara doğru tırmanmayı hep istemiştir.
Bu eserde imanı gerçekten kavi, Allah ile irtibatı kuvvetli olan insanın pek ihtiyaç hissetmeyeceği bir eser nazarıyla bakabilirsiniz; çünkü inanan insan her zaman hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğini bilir. İstemediği bir olay karşısında “Kahrın da hoş lütfunda hoş “ edasına bürünerek, ya”la havle ve la kuvvete illa billah “ ya da “hasbunallah çekerek kendisini bu sıkıntıdan Allah’ın engin rahmet deryasına salıverir.
Ama inanmayan veya inancı sarsılmış bir insanın böyle bir dayanak noktası yoktur .O ya uyuşturucu olacak, kendisine sahte cennete davet edecek veya günah çukuruna dalacak, insanlığından utanacak, hayvanlığa sahip çıkacaktır. İşte yazarımız bunlardan daha kolay belki de insanı bu sıkıntılardan bir nebze olsun rahatlatacak bir yol bulup bu esere üstadın “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır”düsturuyla harekete geçirilmiş bir eser nazarıyla bakabilirsiniz.
Yaklaşımıyla doğunun derin, sezgisel bilgeliğini harmanlama konusunda Tanrı yeteneğine sahip bir yazar. Avrupa ve Asyada dolaşarak Doğu Felsefesi, meditasyon ve yoga üzerinde çalıştı.
Amerika’ya dönünce insan potansiyeli hareketinin bir çok hocasıyla çalışarak kişisel gelişim yollarını derin bir biçimde araştırarak felsefe ve psikoloji üzerine araştırır. Daha sonra eserini kaleme alır
Yaratıcı İmgeleme, hayatta istediğiniz her şeyi yaratabilmek ve yaşantınızı olumlu yönde değiştirebilmek için zihinsel betimleme ve onaylama sanatıdır. Günümüzde artık sağlık, eğitim, iş, sanat, spor alanında ve ruhsal tekamülde, bu tekniğin bilincine varmış kişiler tarafından başarıyla kullanılmaktadır. Günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline gelecek bu meditasyon ile:
Ruhsal gelişiminize hız kazandırabilirsiniz.
Yaratıcılık yeteneğinizi geliştirebilir
Tam bir sağlık, canlılık ve iç huzura kavuşabilir
Zararlı alışkanlıklardan kurtulabilir
Mesleki hedeflerinize ulaşabilir
Refah ve bolluğa kavuşabilir
Ve daha sayısız bir çok aktiviteyi gerçekleştirebilirsiniz.
YARATICI İMGELEMENİN İŞLEYİŞ BİÇİMİ
Fiziksel evren enerjidir.
Fiziksel olarak hepimiz enerjiyiz. Hepimiz tek ve büyük bir enerji alanının parçasıyız. Fiziksel anlamda da bizler gerçekten “bir”iz.
Enerji manyetiktir.
Örneğin bazen düşünmekte olduğumuz kişiyle “tesadüfen” burun buruna geliriz. Ve o anda gereksindiğimiz bilgi içeren bir kitabı elimize alırız.,
Şekil fikri takip eder.
Bir ressama önce bir ilham gelir ancak ondan sonra tablosunu yapmaya başlar.
Radyasyon ve Çekim Yasası.
Bu evrene ne gönderirseniz onun size geri yansıyıcıcı prensibidir. “Ne ekerseniz onu biçerseniz” özdeyişi bu prensibi içerir. Eğer temelde olumlu yaklaşımlara sahipsek hayattan zevk bekliyor ve bunların düşünü kuruyorsak bu olumlu beklentilerimize uyacak kişileri durumları yaratır ve kendimize çekeriz. Böylece o düş yaşamımızda o kadar çabuk bir biçimde gerçekleştirmeye başlar.
BASİT BİR UYGULAMASI
Önce arzu ettiğiniz herhangi bir şeyi düşünün. Kimse tarafından rahatsız edilmeyeceğiniz sessiz bir yerde, rahat bir biçimde oturun veya uzanın. Tüm bedeninizi gevşetin. Ayak parmaklarınızdan başlayarak kafanıza dek her adalenizin teker gevşediğini düşünün. Yavaşça ve derin bir biçimde karnınızdan soluk alıp verin. Ağır ağır 10”dan başlayarak 1”e kadar sayın ve her sayışta daha derinden gevşediğinizi hissetmeye çalışın.
Kendinizi gerçekten derin bir biçimde gevşemiş hissedince, arzuladığınız şeyi tam arzuladığınız şekliyle zihninizde imgelemeye çalışın. Örneğin: “İşte ben dağlarda harika bir hafta sonu tatili geçiriyorum. Ne güzel bir tatil,” Eğer kuşkular eğer kuşkular ortaya çıkarsa onlara direnmeyin, aksi takdirde onları güçlendirmiş olursunuz. Bırakın akıp gitsinler .Bu işleme onu zevk verdiği sürece devam ettirin
Yaratıcı imgelemeyi geceleri uyumadan önce yada sabahleyin uyanır uyanmaz yapmak daha iyidir; çünkü bu saatlerde zihin ve beden zaten derin bir biçimde gevşemiş ve alıcı haldedir. İmgelemeyi yatarak da yapabilirsiniz, ancak uyumaya karşı yatağın kenarında sırtınız dik ve dengeli bir duruşta oturmanız daha iyi olur.
NASIL İMGELEME YAPILIR
Gözlerinizi kapayıp derinlemesine gevşeyin. Yatak yada oturma odanız gibi çok iyi bildiğiniz bir odayı düşünün sonra bu odaya girdiğinizi bir koltuğa oturduğunuzu yada yatağa uzandığınızı gözünüzde canlandırın.
Şimdide pastoral güzellikte bir kır ortamında görmeye çalışın kendinizi. Sakin ve sessiz bir ırmağın kıyısında yumuşacık yeşil çimenlere uzanmışsınız. Bu daha önce arzuladığınız ideal bir yer olabilir. Bu sahneleri zihninizde hangi yöntemle canlandırsanız bu sizin imgeleme biçiminizdir.
ETKİLİ İMGELEMEDE DÖRT TEMEL ADIM
1-Hedefinizi belirleyin.
2-Net bir fikir düşünün.
3-Sık sık üzerine odaklanın.
4-Ona pozitif enerji yükleyin
YARATICI İMGELEME YALNIZ İYİLİK İÇİN ÇALIŞIR
Örneğin, eğer işinizde terfi ettiğinizi imgeliyorsanız sizin üstünüz olan kişinin işten çıkarıldığını hayal etmeyin bu kişinin daha iyi daha doyurucu bir göreve terfi ederek yerini boşalttığını imgeleyin. Böylece her ikinizinde lehine bir imgelemeyle sonuçlanır.
ONAYLAMA
Kesinleştirmek, sabitleştirmek, pekiştirmek demektir. Her hangi bir olumlu bildirim bir onaylama olabilir. Sayısız çeşitleri vardır. Örnekler: İçimdeki tanrının ışığı şimdi hayatımın her aşamasında kusursuz sonuçlar üretiyor. Bolluk benim doğal halimdir. Onu şimdi kabul ediyorum. Tanrı içimde yaşıyor ve kanalımla dünyada istediklerini tezahür ettiriyor.
Reklam

YARATICI İMGEYİ YAŞAMIN BÜYÜK BİR PARÇASI KILMA
Yazar uygulayarak imgelemede şu iki önemli nokta vurguluyor:
1-Amaçlarımla ilişkimi sürdürmeme yardımcı olan ilham verici ve yükseltici kitapları düzenli bir biçimde okumak.
2-Kendisine daha bilinçli yaşamayı, öğrenmeyi amaçlayan bir arkadaş yada arkadaş gurubu edinme.
ÜÇ GEREKLİ UNSUR
1-Arzu
2-İnanç
3-Kabullenme
HEDEFLERİ BELİRLEME
Belirli bir şeyi yaratma konusunda çok net ve güçlü bir çabayla neredeyse hemen gerçekleştiğini gördüm. Alıştırmalar, 1-Elinize bir kalem ve kağıt alıp aşağıdaki kategorileri yazın,
1-İş / meslek Para Yaşam tarzı İlişkiler Kendini yaratıcı bir biçimde ifade edebilme Şimdi, mevcut yaşam durumunuzu akılda tutarak her kategorinin altına yakın gelecekte sahip olmak, değiştirmek yada geliştirmek istediğiniz şeyleri yazın.
2-Şimdi kağıda”benim beş yıllık hedeflerim” diye yazmaya başlayın. Önümüzdeki beş yıl içindeki ulaşmak istediğiniz en önemli hedefleri sıralayın. Örneğin, şimdi mevcut yaşam durumunuzu akılda tutarak her kategorinin altına şimdi kent dışında güzel bir ev, meyve ağaçları, bir dere olan ve birçok hayvan barındıran on dönümlük bir toprağa sahibim. Artık gerçekten sanata ve sanatçıya değer veren izleyicilerin karşısında kendi şarkılarımı çalıp söyleyerek bolluk ve rahatlık içinde yaşıyorum
3-Yukarıdaki işlemi bir yıllık hedeflerinizi yazarak yineleyin listeyi fazla doldurmayın. Eğer çok fazla hedefleriniz varsa en önemli beş altı tanesinin dışındakileri çıkarın. Bu hedeflerin beş yıllık hedeflerinizle uyum içinde olup olmadıklarını kontrol edin. Şimdi altı aylık, bir aylık, bir haftalık hedeflerinizi kaydedin. Yine sade bir liste oluşturarak en önemli üç dört tanesini seçin. Kısa menzilli hedeflerinizde ne kadar başarılı olacağınız konusunda gerçekçi olun. Yine bunların daha uzun menzilli hedeflerinizle uyum içinde olduklarından emin olmalısınız.
Hedeflerinizi not defterinizde saklı tutmanızı öneririm. Ara sıra belki her ay ya da size yararlı olacağını düşündüğünüz her seferinde not defterinizi açın, hedeflerinizi yeniden gözden geçirip yeniden şekillendirerek bazı işlemleri yeniden yapın. Bunu yaptığınız her seferinde kağıdın üzerine günün tarihini atmalı ve onları defterinizde düzen içinde tutmalısınız; çünkü geri dönüp de bu hedeflerin giderek nasıl geliştiklerini görmek çok ilginç ve aydınlatıcı olacaktır.
Yazar: Shakti Gawain

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Böyledir işte Dünya.. Kime ne ağırlıkta kıymet verirsen o ağırlıkta kıymet bulursun..

1457959786_05_s__rts__rta_bronz_20x45x10_2015-759x5001

 

 

Yaşlı adamın eşi evde tereyağ yapıyordu.Kocası ise hergün yakınlarındaki bakkala götürüp satıyor,onunla geçiniyorlardı.
Bakkal,adamın getirdiği tereyağını hiç tartmıyordu. Ancak birgün acaba dedi,adam gittikten sonra tereyağını tartıya koydu..
900 gram olduğunu görünce çok öfkelendi ve yarın geldiğinde bunun hesabını sorar bir daha da ondan alışveriş yapmam dedi.
Ertesi sabah yaşlı adam elinde tereyağıyla içeri girdi,bakkal sert bakışlarıyla bir daha senden tereyağı almayacağım dedi.
Yaşlı adam üzülerek; Efendim bir yanlışım mı oldu dedi.
Bakkal,efendi senin bana getirdiğin tereyağını tarttım 900 gram geldi ayıp değil mi bu yaptığın dedi.
Yaşlı adam utanarak başını öne eğdi ve; -Efendim bizim terazimiz yok,sizden bir kilo şeker almıştık onu tartı olarak kullanıyoruz dedi. ?
Bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı.
Böyledir işte Dünya.. Kime ne ağırlıkta kıymet verirsen o ağırlıkta kıymet bulursun..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DİLİN SÖYLEYEMEDİĞİNİ VÜCUDUNUZ SÖYLÜYOR

kadinlar_psikolojik_sikinti_yasamaya_daha_yatkin_h8301_d81551

 

Vücudumuz, psikolojik problemlerin aynasıdır. Kendisini ifade edemeyen, sevincini, üzüntüsünü, sıkıntısını içine atanlar, zamanla depresyon, takıntı, kaygı bozukluğu gibi beden kimyasının bozulma durumuyla karşı karşıya kalabiliyor. Bu durum kendini yüzde çıkan sivilce ve yaralarla da gösterebiliyor. Sivilce ve yaraları yolma, psikoloji kaynaklı bir deri hastalığıdır.

Gerçek duygularını, isteklerini dil ile ifade edemeyen veya ifade ettiklerinden daha fazlasını içlerinde veya farkında olmadan bilinçaltlarında saklayan kişilerin kızgınlıkları ve sıkıntıları bedene yansımaktadır. Bir başka deyişle dilin söyleyemediğini beden söylemektedir. Psikolojik problemlerin insanlara ve hayatlarına etkisi farklı şekillerde olmaktadır. Kimisi kişinin iç dünyasını büyük ölçüde etkilerken kimisi ise diğer insanlarla ilişkilerinde, iş veya ders başarısında etkili olmaktadır. Bazı psikolojik problemler ise kişinin bedeninde bazı etkilerini göstermektedir.

Kişi problemden rahatsızlık duydukça kısır, döngü içine girmekte ve problem gittikçe artmaktadır. Ciltte çıkan yaraları yolma, tırnak yeme ve saç yolma problemleri bu süreçte ortaya çıkabilmektedir. Bununla beraber yara yolma yüzde olduğu takdirde çevrenin etkisiyle birlikte sorun daha da artmaktadır.

Hastalığın ortaya çıkmasında ve devamında çevresel şartlar ve kişilik özellikleri birlikte etkilidir. Kişinin kendine güven duygusunun eksikliği, mükemmeliyetçi olması, insanlarla ilişkilerde aşırı duyarlılık, streslerle başa çıkma becerilerinin eksikliği ya da aşırı yük altında olma, bunlar arasında sayılabilir. Depresyon, takıntılar, kaygı bozukluğu beden kimyasının bozulmasına sebebiyet vererek bu tür problemlere yol açmaktadır.

Sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan biri ,kişinin yüzünde sivilcelerin çıkmasıdır. Bu sivilcelerin yolunması ya da kaşınması yaralara, mikrop kapması halinde ise yayılmasına neden olur. Cilt bu sebeple giderek bozulur. Kişinin bu davranışını kontrol edememesi ve görünüşünün gittikçe değişmesi, insanların kendisine acıyan gözlerle bakması, o ferdi daha da sıkıntıya sokar. Bu kişiler bazı ilaçlar kullansa da çözüm geçici olabilir. Yüzde çıkan sivilce ve yaraları yolma ve yaralar oluşturma, psikolojik kaynaklı deri hastalığıdır. Tedavinin şekli, sorunun kaynağına göre değişmektedir. Hastanın profesyonel destek almayı kabul etmemesi ya da fayda sağlayacağına inanmaması, kendi kendine çözmeye çalışması, sıklıkla tedaviyi zorlaştırmaktadır. Bunda kişisel nedenler olduğu gibi maddi nedenler de etkili olmaktadır. Tedavinin gecikmesi, kişinin dış dünyadan uzaklaşmasına, kendine güvenini kaybederek öğrenim hayatını ya da iş hayatını yarıda bırakmasına yol açmakta, bu da problemin daha da şiddetlenmesine sebep olmaktadır.

Nasıl bir tedavi yolu izlenmeli?

Kişinin çevresindekiler tarafından anlaşılması, sorumluluklarının paylaşılması bu tür rahatsızlıkların ortaya çıkmasını ya önlemekte ya da iyileşmesini kolaylaştırmaktadır. Birkaç günlük tatil, yakın akraba ya da arkadaş ziyaretleri, spor, sağlıklı beslenme, kişinin gevşeyip rahatlaması problemin hafiflemesini sağlar. Kişinin sevdiği meşguliyetlerle uğraşması, iç enerjisini uygun şekilde kanalize etmesi de yararlı olmaktadır. Zorlama ve kınama, problemin daha çok artmasına sebep olmaktadır. Bu süreçte cilt hastalıkları uzmanının tedavisine de devam edilmelidir.

ZAMAN Farika Teymur Artır, Uzman Psikolog

Not: Aynı zamanda buna sebep olan sebepleri ortadan kaldırmak için kendini sev hayatını iyileştir seminerini enerjiyi yükseltmek için reiki yi ve buna sebep olan bilinçaltı kayıtlarını temizlemek için de Access bar bilinçaltı temizliği çalışmalarını öneririm. Tabı ki bunun dışında yapacağıınız doğa yürüyüşleri, nefes ve meditasyon çalışmaları da işe yarayacaktır.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

untitled

 

 

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. “Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince, her biri uzunboylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarakiçirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlarsofradan işte demiş ermiş, ‘kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır.

ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ATIN…

az-esya1

ATIN…
Kulpu kırık fincanları,
Zayıflayınca giyerim’ kotunu,
Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri,
Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur dediğiniz o sandalyeyi,
Dibi kararmış tencereyi,
Taşındığınız hangi evden kaldığı, hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları,
Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o hiç sevmediğiniz tiple poz verdiğiniz fotoğrafı,
Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini
ATIN
Ohh bir ferahlayın bakalım. Tamam mı?
Şimdi ihtimalleri atın.
‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
Takılıp kaldığınız o günü,
Düşünüp durduğunuz o lafı.
ATIN
Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü,
Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o ‘olayı’
ATIN
O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini,
Kestiğiniz eski gazete küpürünü,
İçinizi kemiren o ukteyi
ATIN
Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün.
Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz.
Cevabı olmayan soruları
Kaçırdığınız fırsatları
Atıldığınız işleri
Beceremediğiniz ilişkileri
Kişisel gelişim kitaplarını
ATIN
Arkanızdan konuşanları,
Önünüzü kapayanları,
Alamadığınız terfiyi,
Oturamadığınız evi,
‘Şimdiki aklım olsa’ları
Aldığınız en kötü karneyi,
Hatta en iyi karneyi,
Çalışmayan saatleri,
İşe yaramayan fikirleri,
Kaçan trenleri,
Zamansız yaşlandıran dertleri,
‘O gün’ olanları,
Halının altına süpürdüklerinizi,
Dolabın dibine iteklediklerinizi
ATIN
Bakın, ne güzel güneş çıktı.❤💕
Can Yücel

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cesaretimizi toplayalım, ayağa kalkalım, kendi ruhsal kalitemizi bulmak ve kişisel potansiyelimizi gerçekleştirmek için savaşalım

is-hayatinda-basarili-olmak-620x3501

 

 

Dünyada değişiklik yapmakta başarılı olanlar değişikliğe kendilerinden başlayanlardır
BERNARD SHAW
Akıllı insanlar ,kendilerini ,çevrelerine adapte ederler Akılsız insanlar ise çevrelerini kendilerine adapte ederler Kişiligimiz, karekterimiz, hedeflerimiz, bekl entilerimiz,dışımızdaki dünyadan değil, içimizdeki kaynaklardan gelişmek zorundadır
İçimizde olan eninde sonunda dışımıza da yansıyacaktır, bu sebepten ilk olarak iç dünyamızı geliştirmeye önem vermeliyiz İçsel büyümemiz daima dışımıza da yansır Ben aklını kullanan ,çok çalışan ve güçlü bir iradeye sahip olan insanın diğer insanlara kaçınılmaz bir şekilde fark atacağına inanmaktayım Eğer yükselmek ve yeni başarılar elde etmek istiyorsak, tembelliği ödüllendiren ‘eşitlik prensibini’ bilincimizden atmamız gerekir
Bir köpek balığı aç olarak bir akvaryuma koyulur Ardından aynı akvaryuma küçük bir balık konur Büyük balık hemen küçük balığı yemek için harekete geçer İlk saldırısında başını sert bir şeye çarparak şaşırır Bilim adamları iki balık arasına önceden bir cam bölme yerleştirmişlerdir Birkaç defa daha aynı şeyi dener ancak sonuç aynıdır Anlamadığı bir şey hedefine gitmesine engel olmaktadırBir süre sonra denemeyi bırakmıştır Deneyin ikinci bölümünde cam bölme kaldırılır,ancak köpek balığı diğer balığı yemek için hiçbir şey yapmamaktadır Bilim adamları bu duruma ‘öğrenilmiş başarısızlık ‘demektedirler Defalarca denediği halde,sonuca ulaşamamasından dolayı ,deneme cesaretini kaybetme ve bir daha denememe olarak bunu tanımlayabiliriz
Bir çoğumuz başarı kazanmak yerine, hayatı sıradan bir şekilde yaşamayı seçeriz Acıları ve ızdırapları minumuma indirmeye çalışan bir zihniyete göre yaşamaya çalıştığımızdan dolayı, üstün başarı elde etme yönünde pek bir çaba sarf etmeyiz Birkaç denemeden sonra kolayca vazgeçer ,başarılı olanlara hayranlıkla bakar, onların şanslı yada Allah tarafından ödüllendirilmiş olduklarına inanırız Oysaki demin verdiğim örnekte olduğu gibi, köpek balığı aradaki cam kaldırıldığında tekrar bir deneme daha yapsaydı hedefine ulaşacak, küçük balığı yiyecekti Başarısızlık öğrenilmiştir, başarılı olmakta öğrenilebilir bir olgudur
Başarı nedir?
Başarı, karar verdigin hedefe ulaşmaktır Bunu hırsla karıştırmamak gerekir, hırslı olmak başarılı olmak değildir
Her şey bir işi başarmak isteği ile başlar Başarılı olan insanları incelediğimizde,onların önce başaracak bir hedef seçtiklerini Hedefi belirledikten sonra eyleme geçtiklerini görürüz çünkü, EYLEME GEÇMEDEN HİÇBİR HEDEF SOMUTLAŞAMAZ Engellerle karşılaştiklarında, devam etmek ve vaz geçmek arasında terredüte düştüklerini, bu durumda iken yaptıkları eylemlerin sonuçlarını değerlendirdiklerini, yani nerde yanlış nerde doğru yaptıklarını bulmaya çalıştıklarını görürüz Hata yapmak başarının ilk şartıdır,yanlış olan şey ise aynı hatayı tekrar etmektir Eğer belirledikleri hedefe ulaşmak için ödeyecekleri bedel hedefin kendinden fazla ise vaz geçtiklerini, az ise israrla, kararlı olarak tekrar, tekrar denediklerini kararlı olduklarını görürüz KARAR VERMEK İSTEMEK, ARZU ETMEK DEMEK DEGİLDİR Burada karşılaşılan en büyük güçlük sabırlı olmak ve esnek olarak hedefe ulaşmak için her yolu denemektir
Hiçbir hedefe tek yoldan gidilmez,bir hedefe giden yol kumsaldaki çakıl taşlarının sayısı kadar çoktur Bir kapıyı kırk kere çaldıklarında açmadılarsa kırk kapı daha çal Esnek ol ki istediğin hedefe ulaşasın Esnek olmak yöntem çeşitligidir, degişik planlarının olmasıdır
Unutmayalım ki ,
HAYAL EDEMİYORSANIZ YAPAMAZSINIZ, İNSANLAR ANCAK HAYAL ETTİKLERİNİ YAPABİLİRLER
Başarılı insanların çok kararlı olduklarını biraz önce belirtmiştim Nedir sizce KARARLI OLMAK?
KARAR= AZIM+SABIR
AZİM = Eylemde israrlı olmak
SABIR= Duygusal dayanıklılıktır
Başarılı insanların hayatında karşılaştıkları engellerin sayısı başarılarından daha fazladır Peki fark nedir? Başarılılar o engellerin üzerinden atlarlar Başarısızlar bir engeli gördüklerinde ‘Bu engel olmasaydı bende başarılı olurdum’ derler! Başarılılar engele rağmen sonuca giderler
Başarılı kişilerin çok sabırlı olduklarını biraz önce belirtmiştim Sabrı üç bölümde inceleyebiliriz
1- ACIYA KARŞI SABIR= Acıya karşı duygusal olarak dayanıklılık göstermektirAğlamamıza ve korkmamıza ragmen birşeyler başarmak için yolumuza devam etmek demektir
2- HAZZA KARŞI SABIR= Hedefe ilk ulaşılırken,basamakların ilk çıkıldığı anda duyulan hazdan dolayı, kişilerin çok fazla hata yapmaları bu sebepten motivasyonlarının bozularak esas hedefe ulaşamamalarıdırBu bölümde aldığımız hazzı ertelemeyi ve esas hedefe ulaşmak için sabırla beklemeyi bilmeliyiz
3- ZAMANA KARŞI SABIR= Bekleyebilmek bu en zor olanıdır,çünkü zamanı kendin belirleyemezsin Başarmak istediğimiz hedef henüz gerçekleşmemiştir ve o gerçekleşene kadar gösterdiğimiz sabırdırHer şey olumlu giderken,bir yerde yanlışlık yaptığımızda bir süre bunu fark edemeyiz her şey olumlu olarak bir süre devam eder ,bir süre sonra olumsuzluklar ortaya çıkmaya başlar buna ’OLUMLU SONUÇ GEÇİKMESİ’ deriz
Bunu fark edip hatalarımızı düzelttiğimizde ise ,bir süre olumsuz gider ve sonra düzelir buna ’OLUMSUZ SONUÇ GECİKMESİ’ deriz
Bütün bunları göz önüne aldığımızda başarılı olmak için sabırlı ve kararlı olmanın ne büyük önem taşıdığını sizde fark edebiliyorsunuz değil mi?
Birçoğumuz hayatımızın belirli dönemlerinde yabancı dil öğrenmek için kurslara katılmışızdır Aramızdan bazıları aynı kursu aldığımız halde başarılı olup, yabancı dil öğrenmiş ve başarmışlardır Peki nasıl oluyor da onlar başarırlarken biz başarılı olamıyoruz şimdi bunu biraz daha iyi anlayabiliyorsunuz değil mi?
Onlar kararlı ve sabırlı bir şekilde eylemlerine devam edip,diğerleri gibi ‘kafama girmiyor’ diyerek çaresizlik marşını söylemeye başlamamışlardır da ondan
Reklam

Başarılı olmak için hepimiz birtakım aşamalardan geçeriz ve bu aşamalar her insan için değişmez bir kuraldır Bunlar, bizim belirlediğimiz hedefe ulaşana kadar başımıza gelen olayların toplamıdır
Araba kullananlarımız, ehliyet almadan evvel yan koltukta otururken ,araba kullanmanın o kadar da zor bir şey olmadığını düşünmüşlerdir Ancak sürücü yokken ,arabayı biraz öne alır mısınız diye bize sorulduğunda, işte o an direksiyona oturur ve ne yapacağımızı bilmediğimizi fark ederizBunu fark ettiğimiz an bir üst aşamaya geçmeye hazırız demektirBu bölümü CAHİLLİK olarak isimlendirebiliriz
Şimdi bilmediğimizin farkındayızdır ve öğrenmeye hazırızdır İşte insanların en çok vaz geçtiği dolayısıyla başarısız olduğu bölüm burasıdır Peki neden? Bu bölümde maxımım yorgunluk yaşarız ancak mimumum olumlu sonuç elde ederiz Arabayı defalarca stop ettirmiş bir türlü harekete geçirememişizdir İşte tam burada ,eğer nerelerde hata yaptığımızı bulur,yani sonuç değerlendirirsek, eylem kararlılığı ve sabır gösterirsek bir sonraki aşamamıza geçmeye, yani başarıya daha yaklaşmaya başlarız Bu bölümü de ÇIRAKLIK olarak isimlendirebiliriz
Bu bölümde araba kullanmayı bildiğimizin farkındayızdır Ancak halen yaptığımız hareketleri düşünerek yapmaktayızdır Aynaya bakayım, vitesi değiştireyim gibi Bu bölümü KALFALIK olarak isimlendirebiliriz
Burada çok fazla pratik yaparak ,bir sonraki bölüm ise usta olduğumuz araba kullanmayı tam bildiğimiz, ne yapmamız gerektiğini düşünmeden vitesi değiştirdiğimiz, aynaya baktıgımız bölümdür
Her yeni öğrendiğimiz yeni şeyde bu evreleri yaşamaktayız, önemli olan işte tüm bu zorluklara rağmen yolumuza devam edebilme kararlığında olmamızdır Başarılı olanlar tüm engellere rağmen yollarına devam edenlerdir Dünya arkamızdan dolap çevirmez, ancak hayat gerçekten zordur Problemler, acılar her zaman olacaktır, ama onların bizleri yıldırmasına asla izin vermemeliyiz
Asla, asla, asla ve asla vazgeçmeyin
WİNSTON CHURCHİLL
Cesaretimizi toplayalım, ayağa kalkalım, kendi ruhsal kalitemizi bulmak ve kişisel potansiyelimizi gerçekleştirmek için savaşalım Hayat yaşamak içindir Yıllar geçiyor şu an karar vermek zamanıdır!
* Alıntıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kızılderililerin Şeref Yasaları;

1 – Dua etmek için güneşle birlikte kalk. Tek başına dua et, sık sık dua et. Büyük Ruh dinler..
2 – Yollarında kaybolmuş olanlara karşı anlayışlı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve açgözlülük, kayıp bir ruhtan kaynaklanır. Rehberlik bulmaları için dua et.
3 – Kendini, kendi kendine araştır, keşfet. Başkalarının senin yolunu senin için belirlemelerine izin verme. O senin, sadece senin yolundur. Diğerleri o yolu seninle birlikte yürüyebilirler, fakat hiç kimse o yolu senin için yürüyemez.
4 – Misafirlerine evinde saygıyla davran. Onlara en iyi yiyeceklerini ver, en iyi yatağı ver ve onlara saygı ve onurla muamele et.
5 – Herhangi bir kişiden, bir topluluktan, bir çölden ya da bir kültürden olsun, senin olmayan şeyi alma. O ne kazanılmıştır, ne de verilmiştir. Senin değildir.
6 – Yeryüzü üzerindeki her şeye saygılı ol – ister insan, ister hayvan veya bitki olsun.
7 – Diğer insanların düşüncelerini, isteklerini ve sözcüklerini onurlandır. Başka birinin sözünü asla kesme, alay etme ya da taklidini yapma. Herkese kişisel ifadeleri için izin ver.
8 – Başkalarına asla kötü bir şekilde konuşma. Evrene bıraktığın negatif enerji, sana katlanmış olarak geri döner.
9 – Herkes hatalar yapar. Ve tüm hatalar bağışlanabilir.
10 – Kötü düşünceler zihinsel, bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olur. İyimser ol.
11 – Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır. Onlar senin dünyasal ailenin parçalarıdır.
12 – Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Onların yüreklerine sevgi ek ve bilgelik ve hayatın dersleriyle sula. Onlar büyürken, onlara büyümeleri için yer bırak.
13 – Başkalarının kalplerini incitmekten kaçın. Verdiğin acının zehiri sana geri döner.
14 – Her zaman dürüst ol.
15 – Kendini dengede tut. Senin Zihinsel ben ‘in, Ruhsal ben ‘in, Duygusal ben ‘in ve Fiziksel ben ‘in – hepsinin güçlü, saf ve sağlıklı olmaya gereksinimi var. Zihnini güçlendirmek için bedenini çalıştır. Duygusal rahatsızlıkları iyileştirmek için ruhsallıkta büyü.
16 – Kim olacağını ve nasıl davranacağını belirlerken bilinçli kararlar ver. Kendi eylemlerinin sorumluluğunu üzerine al.
17 – Başkalarının mahremiyetine ve kişisel yerlerine saygılı ol. Başkalarının kişisel eşyalarına dokunma, özellikle kutsal ve dini eşyalarına. Bu yasaktır.
18 – İyi talihini başkaları ile paylaş.
19 – Başkalarının dini inançlarına saygı göster. Kendi inancını başkalarına kabul ettirmeye çalışma.
Önce kendine karşı dürüst ol. Önce kendini besleyemezsen ve kendine yardım edemezsen, başkalarını besleyemezsin ve onlara yardım edemezsin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »