Herkes deli gibi mutluluğu arıyor ve nerede olduğunu bilmiyor.

love-bench_00334399[1]

 

500 kişi bir seminerdeydi. Birden konuşmacı durdu ve bir grup çalışması yapmaya karar verdi. Herkese bir balon vererek başladı. Herkes gazlı kalemle balonuna adını yazmalıydı. Sonra bütün balonlar toplandı ve bir odaya kapatıldı.
Katılımcılar odaya alındı ve 5 dakika içinde üzerine isimlerini yazdıkları balonu bulmaları söylendi. Herkes deli gibi kendi adını aramaya başladı, insanlar çarpıştılar, bir birlerini ittirdiler, tamamen bir kaos ortamı oluştu.
5 dakikanın sonunda kimse kendi balonunu bulamamıştı.
Konuşmacı bu sefer herkesin bir balon almasını ve üzerinde adı yazan kişiye o balonu vermesini söyledi. Bir kaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuşmuştu.
Konuşmacı dedi ki: “Yaşamımızda bunu görüyoruz. Herkes deli gibi mutluluğu arıyor ve nerede olduğunu bilmiyor. Bizim mutluluğumuz başkalarının mutluluğunda gizlidir. Onlara mutluluk verin; sizinki size gelir. Ve insanların yaşam amacı da budur…mutluluğun peşinden gitmek.”
* Tiffany Moore

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEDENİNİZLE SAVAŞMAYI BIRAKIN

BEDENİNİZLE-SAVAŞMAYI-BIRAKIN[2]

 

Bir doktorun ofisinde, doktor gelmeden önce gözlerimde yaşlarla oturduğumu hatırlıyorum. Geleceğini bildiğimi sözcükleri korkuyla bekliyordum.
“Pekala, bu test negatif çıktı.” Veya “Sende ne olduğunu hala bilmiyoruz.” Ya da “Başka bir test yapmak istiyoruz.”
Sindirim sistemimde garip bir rahatsızlık geliştirdim, hiç kimsenin çözemediği bir rahatsızlık. 18 yaşında teşhis edilen bir tiroit sağlık durumunun yanı sıra geldi. Buna tekrar tekrar yapılan diz ameliyatlarını ekleyin, bedenim ve ben savaştaymışız gibi hissettiriyordu.
Daha iyi olmayacaktı. İstediğim şey olmayacaktı. Hayal kırıklığı yaşatmıştı. Doktorları listeye ekleyebilirim. Bana yardım edemediler. Beni umursamadılar. Beni hayal kırıklığına uğrattılar.
Hayal kırıklığım kızgınlığımı körükledi. Doktorları unutun: Onlara rağmen daha iyi olacaktım! Alternatif şifacılar aramaya başladım. Temizlikler, meditasyon, her tür diyet yaparak başladım, yoga bağımlısı oldum, hatta güneşe bakmaya başladım. Bulduğum her yeni şeyi sağlık incili yaptım. Her yeni insan yanıta sahip olabilirdi.
Yeni bir semptom alevlenene dek yanıtları vardı, yanıtları beni yine hayal kırıklığına uğrattı. Sonra bir gün, gayretli şekilde yanıtlar ararken, yolum beklenmedik bir yöne girdi. Yanlışlıkla bazı ilgi çekici yeni sorulara tosladım.
– Bedeninizin gereksinimlerini bilen tek kişi ya siz iseniz?
– Ya bedeniniz aslında gereksinim duyduklarını size anlatabiliyorsa?
– Sizde YANLIŞ olan hiç bir şey yoksa ve bedeniniz gerçekte iletişim kurmaya çalışıyorsa?
Bu soruları sinir bozucu buldum. Önce ne yapmam bekleniyordu? Ne yemeliydim? Nasıl oturmalıydım? Bu insan bana hiç bir şey anlatmıyordu!
Yine de sorular içimi kemiriyordu. Bedenim gerçekten benimle konuşuyor muydu? Tüm o yıllar boyunca onu görmezden mi geldim? Bu kadar uzun zamandır bana ihanet eden bedenim dediğim bu şeye güvenebilir miydim? Dinlemek için kendime yeterince güvenebilir miydim?
Alternatifler olarak gördüğüm şeylerden tükenmiş olarak – ve 14 gündür sadece lahana ve salatalık suyu içmekten aç – teslim olmayı seçtim.
Yanıtlar değil, sorular sağlığa yolculuğumu sonlandırdı. Ve bu aynı soruları bugün size getiriyorum.
– Sağlığınızı ve bedeninizi düzeltmeyi başka birilerine vermeye çalışmayı bırakmaya istekli olur muydunuz?
– Bedeninizle iletişim kurmayı öğrenmeye istekli olur muydunuz?
– Bildiğiniz şeyi takip etmeye istekli olur muydunuz?
İşte sağlığımı geri alma ve kendi bedenimi iyileştirme yolunda 10 yeni alet ve soru;
1. Bedeninize Sorular Sormaya Başlayın
Bedeniniz ile başka bir insanmış gibi konuş mu demek istiyorsun? Evet! Bedeniniz sizinkinden farklı olan bir farkındalığa sahiptir. Onu bir dostmuş gibi düşünün. Bir şey yemeden önce, sorun, “Bedenim bunu arzuluyor musun?” Egzersiz programınızdan önce sorun, “Bedenim, bugün nasıl hareket etmek istersin? Tam o anda yanıtlar almayabilirsiniz; ama, bedeninizin kendi bakış açısına sahip olabileceğini düşünme alışkanlığını edinmek ikinizin iletişim kurma sürecini başlatacaktır.
2. Bedeninizin Dilini Öğrenin
Bedeninizden onu anlamanıza yardımcı olmasını isteyebilirsiniz. Ayakta durarak “Bedenim, bana eveti göster” ve sonra “Bedenim, bana hayırı göster” diyebilirsiniz. Çoğu insan tutarlı olarak evet için bir yöne, hayır için diğer yöne eğilir. Bedeninizin konuştuğu dili anladığınızda, ona sormaya başlayabilirsiniz, “Bu peyniri yemek ister misin?” veya “Yürüyüşe çıkmak ister misin?” Bununla oynayın!
3. Hafif Olanı İzleyin
Her birimiz için farklı şeyler doğrudur. Sizin için doğru olan şey hafiftir. Ağır olan şey bir yalandır. Bir şey okuyorsanız ve sizi gülümsetiyorsa veya gözleriniz parlıyorsa, o sizin için doğru olabilir. Neden başka bir soru sormuyorsunuz? Bedeniniz büzülüyorsa veya mideniz alt üst oluyorsa, o sizin için doğru olmayan bir şeydir veya arzu ettiğiniz şeyi yaratmaz. Başka nereye bakabilirsiniz?
4. Değişimi Zorlamayı Bırakın
Kesinlikle acınası görünen spor salonlarına koşuşturan insanları ne kadar sıklıkla görüyorsunuz? Bedeninizin tükürmek istediği kaç tane diyet yaptınız? Bedeninizle aranızdaki iletişimi artıracaksanız, bedeninizin yapmak istemediği şeyleri yapması için onu zorlamayı bırakmak ve aynı ekipte oynamaya başlamak zorunda olacaksınız. Bedeniniz koşmaktan nefret mi ediyor? Bedeniniz koşmayı sürdürürseniz dizlerinizin patlayacağı farkındalığına sahip olabilir. Bedeniniz hangi hareketlerden keyif alırdı?
5. Etiketleri Kesin
Toplumumuz etiketleri ve teşhisleri sever. Ne kadar sıklıkla bir teşhis sorular sormaya son vermek için gerçekten bir izindir? Reflüm var. Sizin var mı? Bedeniniz sıklıkla reflü dediğimiz semptom ile biraz önce yediğiniz şeyi beğenmediği bilgisini veriyor mu? Hiç domates yiyemediğiniz veya bedeninizin domates ile iyi olduğu zamanlar bulunduğu doğru mudur? Eğer son çare olarak başvuracağınız bir teşhisiniz olmasaydı, bedeninizin her an neyi arzuladığının farkında olmak zorunda olur muydunuz?
6. “Sağlık” Oyununu Bırakın
Evet beni duydunuz. Beslenme uzmanları bunun için benden nefret edecekler, ama neyin sağlıklı olduğu neyin sağlıksız olduğu ile ilgili o kadar çok bakış açısı topladık ki, bedenimizin ondan hoşlanıp hoşlanmayacağını görme şansına sahip olmadan yiyecekleri yargılamaya başlıyoruz. Lahana sağlıklı öyle değil mi? Tiroitiniz az çalışıyorsa, sağlıklı değil. Domates sağlıklı öyle değil mi? Reflünüz varsa değil. Şeker sağlıklı değil. Gerçekten mi? Her zaman mı?
Sizin için iyi ve kötü olan tüm yiyeceklerin listesini dikkatle yaratabilirsiniz ya da size yiyecekler ile ilgili anlatılmış olan her şeyi silip bedeninize her an neyi arzuladığını sorabilirsiniz. Bedeninizin ne kadar çok şey bildiğine ve aslında size karşı işlememeye çalıştığına şaşıracaksınız. Bu harika hissettirecek!
7. Geri Bildirimi Değerlendirin
Baş ağrısıyla ne kadar sık hayal kırıklığına uğrarsanız? Ya da beliniz ağrıdığında keyfiniz kaçar? Bedeninizdeki ağrı ya her zaman kötü bir şey değilse? Bu, bedeninizin sizinle iletişim kurmak için son çaresi ise? Bedeninizde ağrı veya yoğunluk olduğu zaman, minnettar olmak için elinizden geleni yapın ve sorun, “Bedenim, burada bana neyi göstermeye çalışıyorsun?” Yediğiniz bir şeyi mi beğenmiyor? Zehirleyici bir sohbete mi isyan ediyor? Size ne anlatmaya çalışıyor?
Reklam

8. Değişime İzin Verin
Sizin için bir gün doğru olan şey, sonraki gün doğru olmayabilir. İnsanlar tutarlı olmamızı severler, ama gerçek şu ki siz her gün farklısınız. Farklı bir hava durumu vardır, farklı bir ruh halindesinizdir, farklı gereksinimleriniz vardır. Her zaman ne yiyeceğinizi veya tüm yaz boyunca çalışma planınızı düşünmek yerine, sadece bu an ile uğraşın. Bedeniniz bugün neyi arzuluyor? Tutarlı olmak zorunda değilseniz ne olurdu? Bedeniniz tutarlı olmak zorunda değil!
9. Yargılamayı Bırakın
Her gün bedeninize kaç tane yargılama yöneltiyorsunuz? Eğer köpeğinize çoğu insanın bedenlerine davrandığı gibi davransaydınız, o kaçıp giderdi! Bedeninizin sizinle kolaylıkla çalışmaması şaşırtıcı mı? Bedeninizi yargıladığınız her zamanı fark etmeye başlayın ve her seferinde kendinize, “Bu ilginç bir bakış açısı” deyin. Yargılamalarınızın gerçeğiniz olmadığını kavradığınız zaman, sizi kontrol etmeyi bırakacaklardır. Oradan özgürlük yolunda olursunuz!
10. Minnettarlığı Artırın
Değiştirmeyi istediğiniz şeyler üzerinde durmak yerine, işleyen şeyler için minnettar olmaya başlayın. Bedeniniz ile ilgili minnettar olduğunuz her şeyin listesini yapın ve kendinize bunları her gün hatırlatın. Çok fazla minnettar değil misiniz? Görebilmenize ne dersiniz? Derinizdeki esintiyi hissedin. Düşündüğünüzden çok daha fazla minnettar olacağınız şey var!
Minnettarlık yerinden, yargılama yerinden daha fazla şeyleri değiştirmek çok daha kolaydır. Bunu deneyin!
Bedenim ile ilgili seçimler yapmam gerektiğinde, sessizleşirim ve kendime sorarım, “Neyi biliyorum?” Nasıl hissettiğim hakkında artık başkalarını suçlamıyorum. Doktorların verdiği bilgiler için minnettar olabilirim, ama en sonunda harika hissetmekten kendimin dışında kimsenin sorumlu olmadığını biliyorum.
Bedenim ile birliğe girerek, “sindirim rahatsızlığım” yok oldu, tiroit seviyelerim normale döndü (bu mümkün görünmüyordu) ve tekrar bedenimden keyif almaya başladım!
Artık savaşta olmamak ne güzel bir armağan. Bedeniniz ile savaşa son vermenin zamanı mı? Öyleyse, hangi soruları sorabilirsiniz?
Blossom Benedict
(Çeviri: Saffet Güler)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HER SORUNUZUN CEVABI BİLİNÇALTINIZDA VAR.

bilincalti-evren-gonenc[1]

 

 

1- Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır.Uykuya dalmadan önce bilinçaltına ” Sabah altıda kalkacağım” emrini verirseniz sizi tam saatinde uyandıracaktır.
2- Her gece yatarken kendi kendinize söylediğiniz olumlu ifadeler sağlığınızın ve yaşantınızın kusursuz olması yönünde olsun; bilinçaltınız Bu ifadeyi buyruk olarak algılayıp buyruğunuzu yerine getirecektir.
3- Bir kitap ya da harika bir tiyatro eseri yazmak, fevkalâde bir konuşma yapmak istiyorsanız, bu fikri sevgiyle hissederek bilinçaltınıza iletin;o da size istediğiniz karşılığı verecektir.
4- Asla “bunu yapamam” ya da “şunun olması imkânsız” gibi sözler söylemeyin. Bilinçaltınız bunu yalın anlamlarıyla alacak ve bu düşüncelerden dolayı yapmak istediğiniz şey için yeteneğiniz olmadığını kabul edecektir.
5- Size zarar verecek ya da canınızı yakacak şeyler düşünmeyin. Çünkü neye inanırsanız onunla karşılaşacaksınız.
6- En doğru şekilde düşünüp hissetmeye başlarsanız huzurlu bir zihne sahip olmanız kaçınılmaz olur. Bilinçaltınız, zihninizden geçirip doğru olduğunu iddia ettiğiniz her şeyi kabul edecek ve size bunu yaşatacaktır.
7- Bilinciniz kapıdaki bekçidir. En önemli işlevi bilinçaltını, yanlış izlenimlerden korumaktır. İyi şeylerin olabileceğini ve şu anda olmakta olduğunu düşünmeyi her zaman tercih edin
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

MÜKEMMEL BİR YAŞAM İÇİN TOLERE EDİLMEYECEK 20 ŞEY

IMG_5259

1- SİZİ AŞAĞI ÇEKECEK İNSANLARDAN UZAK DURUN: İlişkiler size yardımcı olmalıdır. Sizi incitmemelidir. Sizi mutlu eden insanlarla vakit geçirin.
2- HOŞLANMADIĞINIZ İŞ ÇEVRESİNDEN VE İŞ YERLERİNDEN UZAK DURUN: Bir veya ikinci denemenizde işiniz sizi mutlu etmeyebilir. Vazgeçmeyin. Aramaya devam edin. Eğer kendinizi her saniye mutlu bir şekilde çalışırken buluyorsanız doğru işi bulmuşsunuz demektir. Devam edin. Başarı çok yakınınızda.
3- KENDİ OLUMSUZ BAKIŞ AÇINIZDAN KURTULUN: Kendi zihinsel konuşmalarınız farkına varın. Birçok kez zihninizin sizinle konuştuğunuzu duyarsınız. Kulaklarınızı dört açın. Zihniniz size ne diyor? Eğer zihniniz sizinle olumlu olmayan şekilde konuşmaya başladıysa, hemen kendinize gelin ve zihninizin sizinle olumlu şeyler konuşması için onu yönlendirin.
4- GEREKSİZ İLETİŞİMSİZLİKTEN UZAK DURUN: Hissettiğiniz şeyleri söyleyin ve söylediğiniz şeyleri hissettiğinizden emin olun. Açık konuşun. Sorular sorun. Tam anlayıncaya kadar, konuyu netleştirmekten çekinmeyin.
5- DAĞINIK YAŞAM VE İŞ ALANINDAN UZAK DURUN: Dağınıklığı temizleyin. Kullanmadığınız gereksiz eşyalardan kurtulun. Bu konuda yazılmış David Allen’in kitabı size rehberlik edebilir.
6- KENDİ GECİKMELERİNİZDEN KURTULUN: 30 dakika erken uyanırsanız, gün içerisinde deliler gibi koşturmaya ihtiyaç duymayacaksınız. Bu 30 dakika, sizi yorgunluktan ve gereksiz baş ağrılarından kurtaracaktır.
7-BAŞKALARINA BENZEME BASKISINDAN KURTULUN: Çoğunluk gibi olma baskısı, sizi çoğunluğun içerisinde fark edilmez bir hale düşürebilir. Kalabalığa karışıp kaybolmayın. Bunu kabul etmeyin. Olabileceğiniz tek kişiyi siz var edebilirsiniz.
8- SAĞLIKSIZ BİR BEDENİ KABUL ETMEYİN: Vücudunuz hayatınızdır. Vücudunuzdan vazgeçmeyin. Doğru beslenin, egzersiz yapın ve düzenli aralıklarla doktorunuza başvurun.
9- DEĞİŞİMDEN KORKMAYIN: Hayat değişimin ta kendisidir. Her gün yeni bir gündür. Her günün farklı bir başlangıcı ve sonu vardır. Bunu kabul edin ve farklılığın keyfini sürün.
10- İŞKOLİKLİKTEN KURTULUN: Zamanınızı sürekli çalışarak geçirmeyin. Fırsat buldukça eğlenceye zaman ayırın. Gülümsüyorsanız, doğru şeyi yapıyorsunuzdur.
11- ÜNLÜ İNSANLARIN VE GÜZELLİK REKLAMLARINA TAKILMAYIN:
Güzel bir görünüm gözleri etkiler. Kişilik ise kalbi etkiler. Kendiniz olmakla gurur duyun. Siz zaten güzelsiniz. Pazarlama malzemeleri sizi yetersizmiş gibi hissettirmemeli.
12- UYKUSUZ KALMAMAYA ÖZEN GÖSTERİN: Yorgun bir zihnin üretken olması nadiren görülen bir şeydir.
13- AYNI ŞEYLERİ TEKRAR TEKRAR YAPMAYIN: Siz yaşam tecrübelerinizin toplamısınız. Ne kadar çok tecrübe yaşarsanız, o kadar güçlü bir bakış açınız olur.
14- KİŞİSEL HIRSLARINIZDAN KURTULUN: Azim ve hırs aynı şey değildir. Azim sizi başarıya doğru yöneltirken, hırs ve açgözlülük sizi siz yapan her şeyi elinizden alır. Ayağınıza gelen şans bile, küçük bir hırsla, ayaklarınızın altında ezilmeye mahkumdur.
15- BORÇ YIĞINLARINDAN KURTULUN: Düşlediğiniz hayata henüz ulaşmamışken bile mutlu ve iyi yaşamaya çalışın. Gerek duymadığınız şeyleri satın almaktan vazgeçin ve pazarlama oyunlarına gelmeyin. Büyük düşünün ve birikim yapın. Bütçenizi planlayın.
16- SAHTEKARLIKLA İŞİNİZ OLMASIN: Dürüst bir yaşam, size huzur verir ve geceleri başınızı yastığa rahat bir şekilde bırakmanın değeri paha biçilmezdir. Sahtekarlıkla aynı cümle içinde bile geçmesin isminiz ve bu tür insanlara tahammül etmek zorunda olmadığınızı farkına varın.
17- SADAKATSİZLİKTEN UZAK DURUN: İlişkilerinizi güven çemberinin içinde tutun. İlişkilerinizi, onların kutsal olduğunu düşünerek yaşayın. %100 güven duymadığınız ilişkiler, %100 mücadele etmeye değmeyen, uğruna savaşmaya gerek olmayan ilişkilerdir.
18- GÜVENSİZ EV ORTAMINDA UZAK DURUN: Evinizde kendinizi mutlu ve güvende hissedemiyorsanız, hiçbir yerde mutlu ve güvende hissedemezsiniz kendinizi. Evinizde bulunmaktan gurur duyacağınız bir sevgi ortamı yaratmaya dikkat edin.
19- HAZIRLIKSIZ OLMAKTAN VAZGEÇİN: Hayat öngörülemez. Korku duymak veya hazır olmak arasında çok büyük fark vardır. Hayatı korkuyla da karşılayabilirsiniz, ona hazırlıklı olarak da. Her zaman hazırlıklı olun.
20-HAREKETSİZLİĞE PAYDOS: Ya harekete geçip yeni fırsatlar yaratmayı seçersiniz, ya da bunu başkalarının nasıl yaptığına şaşırmakla yetinirsiniz. Oturup düşünmekle, bir şeyleri değiştirmek bugüne dek kimseye nasip olmamıştır. Harekete geçin.
Alinti

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İKİ KAŞIN ARASINA BİR DAKİKA BASMAK,

17426256_1543632465677626_4532184757030512975_n[1]
Akupunkturun güçlü noktalarından birisi de iki kaş arasındaki bölgedir. Bu noktayı uyarmak için sadece gözlerinizi kapatın, ve parmağınızı bu noktaya koyun uzun ve yavaş nefes alırken bir yandan bu noktaya 1 dakika boyunca basınç uygulayın bu işlemde orta işaret parmağınızı kullanın.
Uykusuzluk, baş ağrısı, göz problemleri, baş dönmesi, burun tıkanıklığı, anksiyete gibi sorunları çözüyor ve sizi rahatlatıyor. Zihninizi rahatlatıyor…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duş Alma Meditasyonu…

xUPGcBThPN8Dlev184[1]

Her duş aldığınızda suyla birlikte stres ve gerginliğinizin de temizlenip üzerinizden aktığını gözünüzün önüne getirin.

Cildinizin üzerinde suyun nasıl hissettirdiğine konsantre olun. Bu suyun negatif düşüncelerinizi temizlediğine inanın. Korkunun, pişmanlıkların ve kızgınlıkların enerjik alanınızdan temizlendiğini düşünün. Bir süre bu düşüncelerle duşun altında mutlulukla durun.

Suyun iyileştirici gücüyle tam bir rahatlama sağlayın. Bu meditasyonu stresli bir günün sonunda veya aşırı kalabalık ve ağır enerjili bir ortamdan eve döndüğünüzde mutlaka yapın

Kaynak: Mistik Yol

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

4 ADIMDA KARŞINIZDAKİNİN ENERJİSİNİ OKUYUN !

1[1]

 

Pek çok insan, farkında olmadan karşısındaki kişinin duygu durumunu o bir şey söylemeden anlar. Duygular birbirimize ilettiğimiz en güçlü enerjilerdir. Bir anne, binlerce ötedeki evladının kötü durumda olduğunu hissedebilir. Bazen sevdiğimiz birinin başına kötü bir şey geldiğini hissederiz ve hissimiz doğru çıkar. Fakat bu durumlar genellikle kontrolsüz olarak gerçekleşir. Bu gücü bilinçli olarak kullanabilir miyiz?

Evet bilinçli şekilde enerji okumak mümkündür. Enerji; bir duygu veya düşünce olabilir. Bunu başarmak için 4 önemli adımı kesinlikle sırayla uygulamak gerekir. Bu 4 adım ile insanların enerjisel düşüncelerini okuyabilirsiniz

1. Adım
Zihninizi açma egzersizleri.

Hepimiz aslında kapalı ve ön yargılı bir zihinle hayatımıza devam ederiz. Telepati kanıtlanamamış bir olgudur. Fakat aslında hepimiz doğal telapatlarız. Özellikle anneler bebekleri ile güçlü bir telepati içindeler. Bu doğanın bize getirdiği zorunluluklardan biri. Bazı araştırmacılar bilinçaltımızın sürekli telepatik olarak haberleştiğini söylüyor. Kısaca telepati zaten hayatımızın bir yerinde bizimle birliktedir…

Egzersizler
Zihni özgür bırakmak için meditasyon ve mantra çalışmaları yapmalısınız. Meditasyon aslında çok basit bir yöntemdir. Sessiz bir ortam bulduktan sonra rahat bir konumda oturun veya uzanın. 10 dakika boyunca nefes alışverişinizi takip edin. Mantra belli bir sözcüğün meditasyon yaparken söylenmesinden ibarettir. “Zihnim açılıyor” veya “kendimi özgür kılıyorum” diyebilirsiniz. Sanskritçe bir mantrada söyleyebilirsiniz.

2. Adım
Beden dili

İster inanın, ister inanmayın bedenimiz, her şeyi ele veriyor. Enerji okumak için beden dilini okumayı öğrenmelisiniz. Beden dili ile ilgili pek çok yazı ve kitap bulabilirsiniz. Temelde insanlar bir düşünce içindeyken bedenleri de belli bir pozisyona girer. Mesela eğer kendilerini huzursuz hissediyor veya size tam olarak güvenmiyorlarsa mutlaka kollarını önde kavuşturacaklardır. Beden dili enerji okumak için önemlidir. Karşınızdaki kişi ile ilgili ne kadar yorum ve düşünce yakalarsanız enerji okumanız o kadar güçlenir.

3. Adım
Empati

En önemli adım. Empati; kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koymak ve onun duygularını anlamak olarak yorumlayabiliriz. Eğer gerçekten enerjiyi okumak istiyorsanız, yapmanız gereken bolca empati yapmak. Şu soruyu bilinçaltınıza sürekli iletin, o kişi şu anda ne düşünüyor veya ne hissediyor. Bir süre sonra belli his ve düşünceler size gelmeye başlayacaktır.

4. Adım
Telepatik düşünce gönderme

Basit ama etkili bir egzersizdir. Evde veya işte bir şey istemeden önce zihninizden isteğinizi geçirip o kişiye gönderin. Bu egzersiz ile zihniniz telepatik düşünmeye ısınacaktır. Arkadaşlarınızla veya eşinizle tahmin oyunları oynamalısınız. Düşünce bir enerjidir ve tüm auranıza çevrenize yayılmaktadır. Kişi bazı durumlarda çok kolay şekilde karşısındaki kişiyi okuyabilmektedir. Yapılan araştırmalar insanların karşısındaki kişiye güvenip güvenmeme durumuna 8 saniyede karar verdiğini söylüyor. Bu durum tamamen bilinçaltımızın kontrolünde olan bir şey. Kısaca bilinçaltınız zaten size cevapları veriyor…

Kaynak. spritüeller

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatınızı Değiştirecek Saatlik Olumlama Cümleleri…

Olumlama-nedir-Nasıl-yapılır[1]

 

Aşağıdaki olumlamalar çalışan bir bireyin gün içerisinde mümkün olduğunca aynı saatlerde yapmasına yönelik olumlamaları içermektedir. Kendinizi daha mutlu ve başarılı, dünyayı daha yaşanılası bir yer yapmak için siz de bize katılın. Hepberaber hem kendimizi hem de dünyayı olumlayalım.

Sabah Kalktığınızda

Bana hediye edilmiş muhteşem bir güne merhaba diyorum. Her günümü tam anlamıyla yaşıyorum. Kendi yolumu kendim açıyorum ve ne kadar mükemmel oldugumu keşfediyorum.
Kendimi seviyor ve begeniyorum…Gecmişimi bırakıyorum ve huzur içindeyim. Güvendeyim, özgürüm.

Ben benim, Güvendeyim. Yaşamım sade ve mükemmel akıyor. Bolluk, bereket, Şifa ve neşe içinde yaşıyorum… Hak edişlerimi rızkımı sevgi ile kabul ediyorum… Kendimi seviyorum..
Tüm canlıları seviyorum….

Saat 10.00 : İş Zamanında

Harika bir iş yaratıyorum. Elimi attıgım her işte başarılıyım. Çalışarak üretmekten gurur duyuyorum. Herşeyin en iyisini hak ediyorum ve her şeyin en iyisini kabul ediyorum. İşim ile kendimi ifade ediyorum. İşimi sevgi ile kucaklıyorum. Gelirim sürekli artıyor… Kendimi her geçen saniye geliştiriyorum

Saat 12.00 : ( DÜNYA BARIŞI)

Dünyanın iyileşmesi şimdi şu ANDAN itibaren başlıyor… Dünyamı seviyorum. Hayatla uyum içerisindeyim. Herkes ile birlikte güzel bir DÜNYA yaratıyorum…
Sürekli sevgi veriyorum ve alıyorum…

Saat 14.00 : (Bagımlılıklar: Sigara, İçki, vs.)

Artık ne denli olağanüstü biri oldugumu biliyorum. Kendimi sevmeyi ve bundan tat almayı ogrendim… Ne kadar harika oldugumu biliyorum…

Saat 16.00 : (Dilek)

Ben sevgide güvende ve dengedeyim. Evren beni destekliyor. Ihtıyacım olan her şey bana sevgiyle ihtiyacım oldugu anda sunuluyor. Ve BEN sevgiyle şükrederek kabul ediyorum….
Teşekkür ederim…

Saat 18.00 : (Enerji depolama ve yollama)

Bu gün ve her gün kendimi sevgiyle besliyorum. Tüm sevgimi ihtiyacı olan herkesle paylaşıyorum. Ben sevgiyim ve karşılaştıgım her bir kişiye baglı oldugumu biliyorum. Sevginin gücünü hep birlikte paylaşıyoruz. Teşekkür ederim…

Saat 20.00 : (Bolluk – Bereket)

Ben ******* sonsuz bolluk ve bereketiyle doluyum. Sonsuz bolluk ve bereketimi tüm çevreme
Ve ihtiyacı olanlara kolaylıkla yayıyorum…Her şey için şükrediyorum ve Teşekkür ediyorum..

Saat 22.00 :

Kendi gücüme sahip çıkıyor ve kendi gerçegimi sevgi ile yaratıyorum. Ben tam, bütün, saglıklı bir bireyim.. Kendimi oldugum gibi seviyor, onaylıyor ve affediyorum.. Yaşadıgım tüm güzellikler için şükrediyor ve teşekkür ediyorum…

Saat 24.00:

Ne kadar harika oldugumu keşfediyorum. Hayatın sürekli değişen kalıpları ile uyum içindeyim. Saglıgımdan keyif alıyorum. Kendimi olgugum gibi seviyor, onaylıyor ve affediyorum.. Yaşadıgım tüm güzellikler için şükrediyor ve teşekkür ediyorum…

Yaşlılar için :

Yaşlılık yıllarımı seviyorum… Teşekkür ederim…

Hayat arkadaşı arayanlar için : Her gün saat 11.00 :

Sevgi dolu ve harika bir ilişkiye açıgım ve onu kabul ediyorum… Teşekkür ederim

Not:Mümkün oldugunca aynı saatte aynı cümleleri tekrarlayalım.. Ben cümlelerle birlikte dua da ediyorum.. Yeterki soylediginiz her söz icten ve dogal olsun…Günlük tutun, izlenimlerinizi,deneyimlerinizi Nasıl yaptığınızı buradan paylaşın…

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Baş ağrısından herhangi bir ilaç kullanmadan 5 dakika içerisinde bu şekilde kurtulun!

Akubasınç adı verilen bu yöntemle baş ağrınızdan hap kullanmadan kısa bir sürede kurtulabiliyorsunuz.
Bugün superileri olarak size bu teknik hakkında bilgi vereceğiz.
Akubasınç (Accupressure) bir masaj çeşididir. Özel tıbbi bilgiler gerektirmeden uygulanabilir bir akupunktur ve refleks tedavi biçimidir.
Akubasınç noktalarına nasıl masaj yapılır?
Öncelikle rahat bir pozisyon alın ve rahatlayın. Bu masaj çok zaman almaz: ortalama olarak 30 saniyeden 1 dakikaya kadar bir süre yeterli olacaktır.
Aşağıdaki noktalara hafif pres veya dairesel hareketlerle masaj yapın. Genellikle, baş ağrısı masaj sırasında veya masajdan 5-10 dakika sonra kaybolur.

Baş ağrısından kurtulmak için 6 temel nokta mevcuttur:

yintang[1]

Üçüncü gözün veya Yintang’ın noktası, burun köprüsünün alına girdiği yerde kaşların arasında yer alır. Bu nokta göz yorgunluğunun giderilmesinden sorumludur.

nokta_2[1]

Bu simetrik noktalar, kaşların iç kenarının tabanında bulunur. Bu alanın masajı da akıcı bir burun rahatlatır ve görme keskinliğini geliştirir. Presleme veya dairesel hareketlerle 1 dakika masaj yapın.

nokta_3[2]

Bu noktalar burun deliklerinin iki yanında gözlerle aynı hizada bulunurlar. Onları bulmak için, elmacık kemiklerinin alt kısmında bir çukur hissedin. Sinüs açmaya, baş ağrısını ve diş ağrısını azaltmaya ve stresden kurtarmaya yardımcı olur.

nokta_4[1]

Noktalar başın arkasında, ortada, kulak ile omurganın başlangıcında bulunur. Bu noktalara masaj yapmak, burun tıkanıklığını, gözlerde ve kulaklarda ağrıyı, şiddetli baş ağrısını gidermede ve migreni hafifletmeye yardımcı olur.

nokta-[1]

Shuai gu noktaları, saç çizgisinin başlangıcından 2-3 cm uzaklıktadır. Bu noktayı bulmak için küçük bir çukur hissedin. Bu bölgeye uygulanan basınç, temporal bölgedeki ağrı ve göz yorgunluğunu hafifletir.

nokta_6[1]

Bu simetrik noktalar başparmağı ve işaret parmağı arasındaki elin arkasında bulunur. Bu bölgeye uygulanan basınç da sırt ağrısı, diş ağrısı ve boyun kaslarındaki gerginliği hafifletir.

baş-ağrısı-350x175[1]

Kaynak: Su perileri

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DEĞERSİZLİK DUYGUSUNDAN ARINMAK

fft99_mf5095061[1]
Değersizlik duygunuz varsa;
Bilinçaltında en fazla görülen sorunlardan bir tanesi de değersizlik duygusudur. Bu duygu bütün hayatı çok olumsuz olarak etkiler. Özellikle 0-5 yaş arasından da herhangi bir nedenle ben değersizim inancı k…işinin bilinçaltına kayıt olmuşsa ,bu inanç zaman içinde benzer enerjiler bir birini çeker kuralıyla daha da büyümüş ve gelişmiş olabilir. Eğer bilinçaltınızda değersizlik duygusu varsa bu duyguyu mutlaka temizlemeniz gereklidir. Bunun için neler yapabileceğiniz bu yazıda açıklayıcı olarak verilmiştir.
Değersizlik duygunuz varsa;
1- Yaptığınız işlerin değeri olmadığına inanırsınız. Bu da başkalarının da yaptığınız işlere değer vermemesi sonucunu doğurur.
2- Çevrenizdeki insanların size değer vermediğini düşünürsünüz. Bir çok kişi değer vermediğini size gösterecek yada hissettirecektir. Kendi inançlarınıza uygun insanlara hayatınıza çektiğiniz için bu çok sıklıkla görülen bir durumdur.
3- Hak ettiğinizi almakta zorlanırsınız. Kendinize yeterince değer vermediğiniz için değerli bir şeyi hayatınıza kabul etmeniz kolay olmayacaktır.
4- Almak ve vermek konusunda sorunlarınız olabilir. Özellikle almayı başaramaya bilirsiniz, size verilen şeyleri bile değersizlik duygunuz yüzünden kabul etmekte zorlanırsınız.
5- İyi ve güzel şeyleri hak etmeme duygusu ile değersizlik duygusu çoğu zaman aynı anda bulunur ve birbirini besler. Değersizlik duygusu bu anlamda tüm hayatınızı olumsuz etkiler.
6- Bu duygu iş hayatınızda, özel hayatınızda ve ilişkilerinizde istediğiniz kadar verimli olmanızı da ciddi olarak etkileyecektir. Değersizlik
Duygusunu nasıl temizleyeceksiniz?
Öncelikle kişisel deneyimlerime dayanarak bu duygunun oldukça zorlayıcı olduğunu söyleyebilirim. Benim en temel sorunum değersizlik duygusuydu ve uzun bir zaman bu sorunla uğraşmıştım. Temizlediğimi sandığım zamanlarda bile defalarca karşıma çıkarak tekrar tekrar bu sorunla uğraşmama neden olmuştu. Bu nedenle değersizlik duygusuna sahip olduğunuza inanıyorsanız sabırlı bir şekilde çalışmanız gereklidir. Bunun için yapabileceklerinizi aşağıda verdim ama azimli bir şekilde çalışmak sizin yapmanız gereken bir şeydir.
1- Afirmasyon; 21 gün aşağıdaki afirmasyonla çalışmanızı öneririm. 21 kuralına tam olarak uymanız önemlidir. Değersizlik duygusu 21 günde temizlenmeye bilir, eğer hala devam ettiğini düşünüyorsanız bir süre ara verip tekrar başlayın. Temizlik süreci kişiden kişiye değişir bu nedenle bu sorundan kurtulduğunuza emin olana kadar tekrar 21 gün çalışmaları yapmak faydalıdır.
Afirmasyon: “Ben çok değerliyim, kendi değerimi biliyorum ve kabul ediyorum”
2- Niyet; Değersizlik duygusu için aşağıdaki niyeti kullanabilirsiniz. ” Kendi değerimi görmeyi ve kendime gerçekten değer vermeyi seçiyorum. Başka insanlara hak ettikleri değeri vermeyi kabul ediyorum. Gerçekten değerli olduğumu biliyorum ve bunun her zaman farkında olmaya, kendi değerimden emin olmaya tüm kalbimle niyet ediyorum. Niyetim şimdi gerçekleşmeye başladı, bunun için teşekkür ediyorum”
3- Enerji çalışmaları Değer duygusu solar pleksus chakra ile ilgilidir, eğer reiki yada başka bir şifa enerjisi sistemi ile çalışıyorsanız bu chakraya daha fazla reiki verin. Solar pleksus chakrasına reiki verirken içinizden sürekli ben değerliyim diye tekrar etmenizin çok faydası olacaktır.
4- Doğal taş kullanma Değerlilik duygusu için pirit taşı mükemmeldir, bu taşı alarak temizleyebilir ve üzerinizde taşıyabilirsiniz. Pirit taşını programlamaya gerek yoktur, zaten doğasında değer duygusu veren bir özellik vardır. Eğer pirit taşı bulamıyorsanız bu durumda
erkek bir kuvars edinin ve kuvarsınızı önce temizleyin.. Programlama için şu cümleleri kullanabilirsiniz. ” Evrenin tüm sevgi, şifa ve pozitif enerjilerinin sana dolmasını ve sende olan enerjiyi bundan sonra benim ve ilgili herkesin en yüksek iyiliği için kullanmanı istiyorum. Bana kendimi değerli hissettirecek ve kendi değerimi görmemi sağlayacak şekilde çalışmanı, bana bunun için gerekli enerjileri bana vermeni istiyorum. Teşekkür ederim” Taşınızı haftada bir kere temizleyin ve her temizlediğiniz de yeniden programlayın.
5- İnanç değiştirme çalışması Ben çok değerliyim kalıbını kullanarak inanç değiştirme çalışması yapabilirsiniz. Bu çalışmayı da en az 21 gün devam ettirin. Yukarıdaki çalışmalardan 1.maddeyi mutlaka yapmanız gereklidir. Diğerlerini de yaparsanız çok daha iyi olacaktır. Önerim hepsi ile aynı anda çalışmanızdır. Değersizlik Duygusunu Aşmak İçin Ek Öneriler • Kendinize değer verdiğinizi kendinize gösterecek şeyler yapın. Maddi durumunuzu zorlamadan kendinize kaliteli bir şey alın, kaliteli bir lokantada kendinize yemek ısmarlayın, saçlarınızı yaptırın. Özellikle eskiden yapmadığınız ama yapmayı aslında istediğiniz şeyleri yapmaya başlayın. • Size değer vermeyen insanlara karşı kendinizi kapatın. Eğer hayatınızdan uzaklaştırma şansınız varsa uzaklaştırın, yoksa en azından o kişi ile birlikteyken içinizden sürekli ”
falancadan gelen olumsuz etkilere ve enerjilere karşı kendimi kapatıyorum” diye tekrar edin. Şunu da unutmayın, siz kendinize değer verince o insan da size değer vermeye başlayacaktır.
Sistem bu şekilde çalışır, kendine değer verene, evren değer verir. • Sabahları aynanın karşısına geçin, gülümseyin ve bir kaç kere ben çok değerliyim ve değerli olan her şeyi hak ediyorum diye tekrar edin. Başlarda buna inanmayabilirsiniz, hatta size zor gelebilir ama yaptıkça inanmaya başladığınızı göreceksiniz.
• Kağıtlara aynadaki görüntüsü ile “Ben Çok Değerliyim” yazın ve evde görebileceğiniz yerlere asın. Yatağınızın yanında uyanınca ilk göreceğiniz yere asmanız çok önemlidir.
Bunu nasıl yapacağınız Refah içinde bir yaşam sürdürme rehberinde etkili bir teknik- ayna görüntüsü bölümünde açıklanmıştır. Buradan okumanızı ve bire bir uygulamanızı öneririm. • Başkalarına değer verin ve verdiğiniz değeri her fırsatta gösterin. Başkalarına ne kadar değer verirsek, kendi değerimizi o kadar büyütürüz.
Neden- sonuç yasası gereği başkalarına değer vermeyen bir kişi, kendi içinde de öz değer geliştiremez. İnsanların değerli yönlerini görmeye çalışın ve değerli taraflarına odaklanın. Bunu her gün kendinize hatırlatın. “Allah’ım ben milyonlarca olasılıktan sadece bir tanesiydim. Beni sen seçtin, sen istedin, sen yarattın. Senin tarafından istendiğim ve seçildiğim şükürler olsun!”
Unutmayın siz seçilmiş ve istenmiş bir insansınız, sizin asıl değeriniz buradan geliyor. Siz zaten değerlisiniz, tek sorun henüz bunu görememiş olmanız.Yukarıdaki çalışma size değer vermeyecek, sadece sizin gerçek değerinizi görmenizi sağlayacak. Bu yazıyı buraya kadar okumuşsanız ve bu çalışmayı yapmaya karar vermişseniz,aşağıda bireysel olarak size yazdığım özel notu da okumanızı rica ediyorum. ”
Varlığının evrene kazandırdığı anlamı tam olarak biliyorum. Hepimizin bir ve bütün olduğu bu evrende sen olmasaydın bir yanım hep eksik kalırdı, asla bütün ve tamamlanmış olamazdım. Hiç bir şey olmak zorunda değilsin, hiç bir şey yapmak zorunda değilsin, hiç bir şeyi başarmaya da ihtiyacın yok. Sen olduğun gibi, varoluşunla çok değerlisin. Hatalarına rağmen, pişmanlıklarına rağmen, aldanmalarına ve aldatmalarına rağmen, aklına bile getirmek istemediğin anılarına yada acılarına rağmen, her şeye rağmen sen çok değerlisin. Sen olmasaydın ben hep yarım kalırdım, hepimiz hep yarım kalırdık, evrende büyük bir boşluk olurdu…Evren boşluk sevmez, boşlukla var olamaz. Sen o kadar değerlisin ki, sen olmasaydın bu evren nasıl bir yer olurdu, ya da olur muydu inan bilmiyorum. Kendi gerçek değerini anlamak için yapacağın her çalışmada seni tüm kalbimle destekliyorum ve en kısa zamanda değerini tam olarak anlamanı seçiyorum. ”
Sevgiyle kalın.
Alıntı…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çarpıcı Bir Hayat Hikayesi…

17553961_910778552398512_6182299380904326351_n[1]

 

Marie, 1930 yılında alkolik bir annenin evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesi ona bakamayınca 5 yaşında olan Marie’yi yurda verir. Ardından bir çift onu evlatlık edinir. Marie’nin kaderi ne yazık ki yine yüzüne gülmez, çünkü onu evlatlık edinen çift sadist çıkar. Bu italyan asıllı çift küçük kızı evin mahzenine kapayıp sistematik biçimde işkence eder. Dışardan bakıldığında normal ve çok saygın göründükleri için, bunu yıllarca rahatlıkla gizleyebilirler ve Marie adeta cehennemden geçer.
Marie Rose 17 yaşında depresyondan felç geçirir. Halisünasyonlar da gördüğü için doktorlar ona şizofren teşhisi koyar ve onu akıl hastahanesine yerleştirirler. Marie hayatının 17 yılını orada geçirir ve çok zor yıllar yaşar. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranır durur. Yemek yemez, yerinden kımıldamaz ve sıkça intihar etmeyi düşünür.
Otuz dört yaşına geldiğinde doktorlar Marie’nin durumunu yeniden değerlendirir. Onun şizofren olmadığına, ağır depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar verirler. Arkadaşlarının ve kendisini seven bir kaç sağlık görevlisinin yardımıyla Marie hastaheneden çıkar.
O artık hür ve yaşamını nasıl sürdüreceğine dair kendisi karar verme aşamasındadır. Terk edilmiş, işkence ve tacize uğramış, otuzdört yılı ziyan olmuş bir kişi olarak hiçte kolay olmayacaktı, ama o yılmadı ve kızgın, öfkeli, umutsuz olmak yerine sıfırdan başlamayı tercih etti.
Yetkililer “Aklı dengesi yerinde değil, okuması imkansız” dedikleri halde Marie, Salem State Üniversitesine Psikiyatri bölümüne girer ve mezun olur. Bu ara kanser hastalığına yakalanır ve mücadalesini kazanır. Kendisi gibi akıl hastahanesinden çıkmış ve iyileşmiş Joe ile evlenir. Kocası maalesef altı sene sonra ölür ve Marie kendini işine verir. Uzun yıllar doktor olarak çalıştıktan sonra Harvard Üniversitesi’nde mastır yapar. Psikiyatrik hastalarla çalışır, konferanslar verir. Biyografisi yazılır ve hayatı film olur (Nobody’s Child). Bir çok ödüle layik görülür.
Elli sekiz yaşındayken, ‘vay be’ dedirtecek birşey yapar: On yedi yılını geçirdiği Masachusetts Danver Devlet Hastahanesine yönetici olarak atanır.
Verdiği bir basın toplantısında şunları söyler:”Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastahaneye yönetici olarak dönemezdim.”
Marie Rose Balter’in yeni görevini haber yapan bir Ajans, onun zafer açıklamasını da şöyle yapar: “En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile…”
Marie bu hayatta hiçbirşeyin imkansız olmadığını gösteren en güzel örneklerlerden-alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Doğru benim tablolarıma yüzbinler verenler var ama bugüne kadar bütün servetini veren hiç kimse olmamıştı

17553779_10155264965419917_1193897933544173224_n[1]

 

 
Bir sanat merkezinde tanınmış bir ressamın sergisi vardır , ressam sergisini gururla dolaşırken resimlerden birinin karşısında durmuş resmi hayranlıkla izleyen bir kız çocuğu dikkatini çeker…
Kız bir yandan tabloya bakıyor arada çantasını karıştırıp bulduğu paraları avucuna alıyordu..Ressam babacan bir tavırla çocuğun yanına yaklaşarak “resmi beğendin mi” diye sormuş. Kız çok ciddi bir sesle “evet” dedi , acaba satılık mı ? Anneme almak istiyorum.
Tablo yüzbinler değerinde idi . Ressam gülerek sordu kıza “kaç paran var” diye . Kız ciddi ciddi avucundaki paraları sayarak 83 lira
75 kuruşum var bütün param bu diye cevap verdi . Ressam tablonun etiketine bakarak ne şanslısın tablo da tam 83 lira 75 kuruşa satılık al bakalım tablo senin diyerek tabloyu kız çocuğuna verdi…Bu diyaloğu karşıdan seyreden galeri sahibi ressamın yanına giderek hiddetle “ne yapıyorsunuz siz ” o tablo yüzbinler değerinde…
Ressam sakin ve mutlu bir şekilde cevap verdi . Doğru benim tablolarıma yüzbinler verenler var ama bugüne kadar bütün servetini veren hiç kimse olmamıştı..Nasıl kaçırırım ben bu fırsatı..
Sevgiler Dostlar….Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ayna Meditasyonu (Osho)

ayna[1]

 

 

ÇEMBERİ TAMAMLA

Bilincin dışarı doğru akıyor, bu bir gerçek, bir inanç sorunu değil. Bir nesneye baktığında, bilincin nesneye doğru akar.

Örneğin, bana bakıyorsun. Bunu yaptığında kendini unutursun, bana odaklanırsın. O zaman enerjin bana doğru akar, gözlerin bana doğru yönelir. Bu ilginin içten dışa dönmesidir.

Bir çiçek görürsün ve büyülenirsin, çiçeğe odaklanırsın. Kendini unutursun, sadece çiçeğin
güzelliğiyle ilgilenirsin.

Bunu biliyoruz, her an olur. Güzel bir kadın geçer ve birden enerjin onu izlemeye başlar. Işığın böyle dışarı doğru akışını biliriz.

Bu hikayenin sadece yarısıdır. Işığın dışarı doğru her akışında, sen arka plana düşersin, kendine ilgisizleşirsin.

Aynı anda hem özne hem de nesne olabilmen ve bunun yanında kendini de görebilmen için ışığın geri dönmesi gerekir. O zaman kişisel farkındalık ortaya çıkar. Genelde, yalnızca bu yolun ortasında, yarı canlı, yarı ölü yaşarız, durum budur. Işık yavaş yavaş dışarı akmaya
devam eder ve asla geri gelmez. Şunu görüyorsun, bunu görüyorsun, enerjiyi hiçbir şekilde gören kişiye döndürmeden sürekli görüyorsun.

Gündüz dünyayı görüyorsun, gece rüyalar görüyorsun, sürekli nesnelere bağımlı kalmaya devam ediyorsun. Bu enerji israfıdır.

Taocu inanışa göre, enerjiyi geri döndürmenin gizli ilmini öğrenirsen, ilgin dışa döndüğünde kullandığın bu enerjiyi kaybetmek yerine çok daha belirgin bir hale getirebilirsin. Bu mümkün; konsantrasyon yöntemlerinin hepsinin bütün hüneri budur.

AYNA MEDİTASYONU

Bir gün, sadece bir aynanın önünde durarak küçük bir deney yap. Aynaya bakıyorsun, aynada kendi
yüzün, aynada kendi gözlerin. Sonra bir an için bütün işlemi tersine çevir. Aynadaki yansımanın sana baktığını hissetmeye başla, sen yansımaya bakmıyorsun, yansıma sana bakıyor.

Çok tuhaf bir boşlukta olacaksın. Taocu kitaplarda sözü edilmese de, bu bana herkesin kolaylıkla yapabileceği en basit deney gibi görünüyor.

Sadece banyondaki aynanın önünde durarak, önce yansımaya bak: sen bakıyorsun ve yansıma senin nesnen. Bu ilginin dışa dönmesidir: aksettirilmiş yüze bakıyorsun, kendi yüzüne tabi ki ama bu yansıma senin dışında bir nesne. Sonra konumu tamamen değiştir, işlemi tersine çevir. Yansıma olduğunu hissetmeye başla ve yansıma sana bakıyor. Anında bir değişim olduğunu, büyük bir enerjinin sana doğru aktığını göreceksin.

Bunu yalnızca birkaç dakikalığına dene, canlanacaksın ve çok büyük bir güç içine girmeye başlayacak. Korkabilirsin bile, çünkü bu hiç tanımadığın bir şey; tam bir enerji çemberini daha önce hiç görmedin.

Başlangıçta ürkütücü olabilir, çünkü bunu daha önce hiç yapmadın ve hiç bilmediğin bir şey; çılgınca gelecek. Sarsılabilirsin, içinde bir titreme yükselebilir ya da kafa karışıklığı hissedebilirsin, çünkü şimdiye kadar yönün hep dışarı doğru oldu.

İçe yönelişin yavaş yavaş öğrenilmesi gerekir. Ancak çember tamamlanmıştır. Bunu birkaç gün yaptığın takdirde, gün boyunca kendini çok daha canlı hissettiğini görerek şaşıracaksın.

Sadece birkaç dakika aynanın önünde durarak enerjinin geri dönmesini sağlıyorsun ve çember kapanıyor. Çember tamamlandığında büyük bir sessizlik vardır.

Tamamlanmamış çember huzursuzluk yaratır. Çember kapandığında, huzur yaratır, seni merkeze getirir.

Merkezde olmak, güçlü olmaktır, güç senin gücündür. Bu yalnızca bir deney; o zaman bunu birçok şekilde deneyebilirsin.

Bir güle bakarken, önce bir süre güle bak, birkaç dakika, sonra işlemi tersine çevirmeye başla; gül sana bakıyor. Gülün sana ne kadar çok enerji verebildiğini gördüğünde şaşıracaksın. Aynı şey ağaçlarla, yıldızlarla ve insanlarla da yapılabilir.

En iyisi bunu sevdiğin kadın ya da adamla yapmandır. Yalnızca birbirinizin gözlerine bakın. Önce diğer kişiye bakarak başla, sonra diğer kişinin enerjiyi sana geri gönderdiğini hissetmeye başla; armağan geri geliyor. Kendini yeniden dolmuş hissedeceksin, yıkanmış, banyo yapmış, yeni bir enerji çeşidinin tadını çıkardığını hissedeceksin.

Bu alıştırmadan yenilenmiş, canlanmış olarak çıkacaksın.

Osho

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

SAĞLIKLI RUHSAL YAŞAM İÇİN PRATİK ÇÖZÜMLER

saglikli-bir-ruhsal-yasam-icin-pratik-spirituel-cozumler[1]

 

Hızlı yaşamın getirisi olarak hepimiz çevremizde daha pratik çözümler arıyoruz. Bunun için hazır gıdalar, kullan at eşyalar, pratik yöntemler deniyoruz. Bu hızlı ve yoğun tempoya rağmen hepimiz bu koşuşturma içerisinde ruhsal dünyamız ile barışık yaşamak istiyoruz.

Negatif enerjilerden uzak durmak, enerji bedenlerimizi korumak ve ruhsal, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak da sağlıklı olmak istiyoruz. Bunlar içinde pratik çözümler arıyoruz. Eskiler bu konuda çok basit ama etkili bazı yöntemler geliştirmişlerdir.

Negatif ve artık enerjilerden kurtulmak

Hepimiz iş, okul veya sosyal yaşamımızda birçok insan ile içli dışlı oluyoruz. Haliyle auralarımız arasında sürekli ve hızlı bir enerji alışverişinde bulunuyoruz. En nihayetinde eve geldiğimizde kendimizi yorgun ve bitkin hissediyoruz. Hiç fark ettiniz mi, neden bazen fiziksel olarak çok hareket etmesek da kendimizi yorgun hissediyoruz? Bunun çevre kirliliği, gürültü vb. gibi nedenlerinin ötesinde bir diğer sebebi, üzerimizde var olan negatif ve artık enerjilerdir ve eskilerin bu konuda bize çok önemli önerileri vardır;

Adaçayı: Adaçayı çok eski zamanlardan beridir arındırmak için kullanılır. Kızılderililer adaçayının Yüce Ruh’un insanlara verdiği bir hediye olarak görürlerdi. Negatif enerjiyi nötrleyerek hem koruyucu hem de rahatlatıcı bir etkisi vardır. Eskiden adaçayını tütsüleyerek auralar ve evler temizlenirdi. Haliyle hala daha spiritüel olarak en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Yapmanız gereken bir tabaktakurutulmuş adaçayını yakmak ve bunla auranızı “yıkamaktır.” Adaçayı dumanı auranızı temizleyecek ve sizi arındıracaktır. Ayrıca evinizdeki negatif enerjiyi ve nazarı yok etmek içinde düzenli olarak adaçayı ile evinizi tütsüleyebilirsiniz ama burada önemli nokta her tütsüleme sonrası camı açarak temiz havanın içeri girmesidir.

Tuz ve Tuz Banyosu: Tuz bilinen en eski koruyucu ve negatif enerjiyi toplayıcıdır. Eskiden yemeklere tuzun konmasının sebebi tat vermesi değil, yemeklere karıştırılmış büyülerin veya negatif etkilerin yok edilmesiydi. Bunun için genellikle doğal olana deniz tuzu kullanmanızı öneririm. Evinizde ve odanızda bir tabak içine biraz tuz koymanız evde ki negatif enerjiyi toplayacaktır. Ayrıca daha pratik bir yöntem olarak eve geldiğinizde bir leğende ılık bir suda bolca deniz tuzu çözündürdükten sonra ayaklarınız bu tuzlu suya sokmanızdır. Bu noktada tuz ayaklarınızdan vücunuzdaki bütün negatif ve artık enerjiyi toplayacak ve sizi topraklayarak rahatlatacaktır. Bunun yanı sıra banyo suyunuza bolca tuz ve biraz adaçayı yaprakları koyup bu suyla banyo yapabilirsiniz.

Ametist: Ametist doğal bir arındırıcı ve dönüştürücüdür. Evdeki veya auranızdaki negatif enerjiyi pozitif enerjiye dönüştürür. Bu açıdan evinizde büyük bir ametist bulundurmanızda fayda var. Ayrıca yoğun geçeceğiniz günlerde ametist kolye takarak daha hazırlıklı olarak hayata atılabilirsiniz

Hızlı topraklanma tekniği: Bu teknik çok hızlı bir şekilde topraklanmanızı sağlar. Bu sayede üzerinizdeki fazla ve artık enerjiyi toprağa verirsiniz. Özellikle meditasyonlardan sonra topraklanma meditasyonu için fazla zamanınız yoksa hemen parmaklarınızı aralayarak parmak uçlarınızı yere dokundurun ve bir müddet derin nefes alıp vererek parmak uçlarınızdan fazla enerjiyi toprağa boşaltın.

İstenmeyen enerji alanları, radyasyon ve elektromanyetik alanlar

Bazı enerji alanları ve yoğun elektromanyetik alanlar enerji bedenlerimizde bazı sorunlara yol açabilmektedirler. İstenmeyen bu frekanslar bizim auramızda dengesizliklere yol açabilir ve bu da bizde uzun süreli rahatsızlıklara neden olabilir. Bundan korunmanın temel yolu güçlü bir auradır. Auramızın temel amacı zaten bizi bu tür istenmeyen enerji alanlarından korumaktır. Düzenli yapacağınız pratikler ve bazı özel kristallerle auranızı destekleyip güçlendirebilirsiniz. Kuvars kristali veya obsidyan taşı auranızı destekleyerek bu tür enerji alanlarına karşı koruyucu etki gösterir. Ayrıca günlük olarak auranızı güçlendirme meditasyonu yaparak güne başlarsanız, bu tür etkilerden daha az etkilenirsiniz.

Sabah kalktıktan sonra camı açın, havayı derin derin içinize çekin ve güneşe doğru yüzünüzü dönerek güneşin enerjisini soluyun. Nefes alırken güneşin enerjisini de çektiğinizi imgeleyin ve güneşin enerjisini solar pleksus çakranıza çekin ve burada depolayın. Sonra Nefes verirken yavaşça solar pleksus (mide) çakrasından güneşin enerjisinin tüm vücudunuza ve auranıza nasıl yayıldığını görün. Bunu üçer kez tekrarlayarak güneşin enerjisiyle auranızı destekleyin.

Güneş çok güçlü bir enerji kaynağıdır ve yaşam enerjisi tedarik eder. Bu yaşam enerjisi eski kültürlerde solar enerji olarak nitelendirilmektedir. Kişiyi güçlü ve yaşam dolu kılar. Eril enerjinin yaratımını ve gücünü taşır. (Karşıtı size sezgisel-büyüsel enerji diye tabir edilen lunar enerji yani ayın enerjisidir.) Bu şekilde sağlam bir şekilde güne başlayabilirsiniz. Eğer kristal kullanıyorsanız, kristalleri tuzlu suda ara ara temizlemeyi unutmayın.

Toprak anadan uzakta kalmak

Bizler ağaç misali, gök ile yerin evliliğinden doğmuş çocuklarız. Gök baba, yer ana tabiri de tam olarak buradan öte gelir. Yerden aldığımız enerji kök çakrayı besleyerek bizim hayatta daha güçlü durmamızı sağlar. Bereketi bolluğu ve dinginliği getirir. Ama her tarafın beton olması, toprakla temas alanlarının azalması ve yüksek binalarda oturmamız bu bağı zayıflatarak, topraktan enerji almamızı engeller Bu da kök çakranın fazla güçlenmemesine ve genel olarak depresyon, umutsuzluk, ilham azlığı, yaratıcılıkta sınırlanma, bereketsizlik, maymun iştahlılık ve benzeri birçok sorunu yanında getirir. Her ne kadar topraktan uzak kalsak da, toprağa hala bağlı olduğumuz su götürmez bir gerçektir. Haliyle yine de topraktan enerji çekme ve topraklanma çalışmaları ile toprakla olan bağımızı spiritüel anlamda güçlendirebiliriz.

Günümüzde insanların çoğu toprak enerjisini ayak bileklerine kadar çekebilirler. Düzenli topraktan enerji çekme meditasyonuyla bunu arttırabilirsiniz. Öncelikle rahatça ve dik oturun. Ayaklarınız yere sağlam bassın. Derin derin nefes alın ve verin. Bu sırada nefes alırken ışıktan köklerin ayaklarınızın tabanından yerin altına, magmaya kadar uzandığını imgeleyin. Ayaklarınızın tabanı dışında, kök çakradan ve kuyruk sokumu bölgesinden de köklerin çıktığını imgelemeye başlayın. Böylelikle ayak tabanlarınızdan, kök çakradan ve kuyruk sokumundan ışıktan köklerle dünyaya bağlandınız. O bağı hissedin. Önce derin nefes alın ve nefes verdiğinizde vücudunuzdaki gri-siyah benekler ya da dumansı şekilde olan tüm negatif enerjiyi magmaya kadar gönderin.

Bunu bir müddet yapıp topraklandıktan sonra şimdi dünyadan enerji çekin. Bunun için önce dilinizi damağınıza götürün (ama kendinizi kasmayın rahat bırakın) soluk alırken ayak tabanlarınızdan mavi bir enerjiyi yavaşça çekmeye başlayın. Her nefes alışınızda mavi enerji vücudunuza, hücrelerinize doğru aksın. Bu noktada sürekli meditasyon yaptığınızda yer enerjisini hissetmeye başlayacaksınız. Bu enerji dişil bir enerjidir bu yüzden soğuk-serin ve ferah bir enerji olarak hissedilir (Hatta kışın sizi üşütebilir). Taç çakranıza kadar bu enerjiyi çektikten sonra vücudunuzdan auranıza yayın ve yavaşça çalışmayı bitirin. Yoğun bir enerjidir, gece yaparsanız sabah kalkmakta zorlanabilirsiniz. Sabahları yapmanızı tavsiye ederim.

Evin ruhsal temizliği ve korunma

Her nasıl düzenli olarak fiziksel kirler için temizlik yapıyorsak aynı şekilde ruhsal olarak da ev temizliği yapmamız şarttır. Adaçayı ile tütsülemek ve bu sırada ışıkla imgeleyerek evi yıkayarak temizlemek yöntemlerden biridir. Bir diğer yöntem ise temizlik suyudur.

Temizleme Suyu; Bunun için saf ve içilebilir suya bolca deniz tuzu, biraz adaçayı yaprağı, çok az sarımsak, biraz melekotu kökü, karanfil, defne, kekik ve bulabilirseniz mürver ve şakayık otu koyun.  Ardından bunları kaynatın, kaynarken bembeyaz arındıcı ve güçlü bir ışıkla suyu yıkayın, kutsayın. Suyun bilincine arındırma görevini yükleyin. Bunun için beyaz ışıkla yıkarken küçük bir niyet edin. Bu niyet “Su, koruyucu bitkilerin özleriyle bütünleşiyor ve evimi, beni, ailemi arındırıyor ve her türlü kötülüğe karşı koruyor” gibi bir şey olabilir. Biraz kaynadıktan sonra suyu süzün ve içerisine sirke koyun ve böylece temizleme suyunuz hazır olacaktır. Ardından evi temizleyeceğiniz suya biraz bu hazırladığınız sudan koyarak evi temizleyin. Evi fiziksel olarak temizlerken aynı zamanda ruhsal olarak da temizlemiş olacaksınız.

Kavanozlar, Keseler; Her ne kadar artık kullanılmasa da eskilerin en çok kullandığı yöntemlerden biri odalarda özel kavanozlar ve keseler bulundurmaktı. İlginçtir ki bu eski yöntemlerde belli bir formülasyon yoktur. Sadece temel olarak tuz konulurdu. Temel mantığı; “Sizin için korunma neyi sembol ediyorsa, ondan yararlanın” dır. Haliyle kavanozlara ve keselere temel olarak tuz ve sonrada kişinin bilinçaltında korunmayı ne sembolize ediyorsa o konulurdu. Bazen kadınlar ormana çıkar ve mesela korunma için mavi veya evlerinde bereket istiyorlarsa yeşil ya da mutlu bir evlilik için kırmızı çeşitli çiçekleri toplarlar ve kavanoz veya keseyi öyle doldururlardı.

Korunmak için kavanoz yapmak istiyorsanız önce şunu kendinize sormalısınız. Benim için korunma neyi sembolize ediliyor? Eski inanışlara göre ayna var olan enerjiyi yansıtma özelliği taşımaktadır, eğer sizin içinde geçerliyse bu yüzden kavanoza ayna veya yine korunmayı sembolize eden eğik çiviler koyabilirsiniz. Veya evinizde bulduğunuz küçük eşyalar, doğadan içinize sinen bitkilerle kavanoz veya kese hazırlanabilir. Eğer bu evi korumak için ise genelde her yıl yenilenmesi gerekmektedir. Daha ileri boyuta taşımak isterseniz kavanoza doldurduğunuz suya biraz çivit atarak, korunmanın rengi olan mavi rengi sağlayabilirisiniz. Yada kavanozunuzu maviye boyayabilir ve üzerlerine size göre korunmayı sembolize eden şekiller çizebilirsiniz. Ardından kavanozu evin bir köşesine saklayın. Yine kesenin mantığı da aynıdır, korunmak için mavi bezden bir kese yapılır ve içine tuz ile istenen eşyalar-bitkiler doldurularak evin girişine asılırdı.

Çevre etkileri

Hızlı yaşam sürecinde bizi ruhsal olarak etkileyen en önemli konu insan ilişkileridir. Yukarıda da insanların auralarıyla nasıl iletişim halinde olduğumuzdan bahsetmiştik. Bu tür enerji artıkları yetmezmiş gibi bir de gün içinde negatif saldırılar, istenmeyen olumsuz enerji bağları ve başkalarının enerjilerini sömüren psişik vampirler vardır. Psişik vampirlerin çoğu psişik vampir olduğunun farkında değildir. Bu insanların bazı olumsuz yaşanmışlıklardan dolayı auraları yeterince enerji üretemezler ve oluşan almaçlarla başkalarının auralarına saldırılarda, tacizlerde bulunurlar ve bu auralara girerek oradaki enerjiyi emerler. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Bu konuyu detaylı araştırmak isteyenlere; “Enerjimizi çeken insanlar” (Sınır ötesi yayınları) isimli kitabı öneririm.

Bu tür negatif ataklar, artık enerjiler ve psişik vampirlerden pratik en iyi korunmanın yöntemi yanımızda lavanta kolonyası taşımaktır. Lavanta bitkisi ruhsal olarak arındırıcı ve temizleyici bir bitkidir. Bundan elde edilen kolonya güçlü bir arındırcı olarak kullanılır. İnsanlarla etkileşime girdikten sonra lavanta kolonyası ile özellikler ellerinizi ve yüzünüzü ovalayın. Ayrıca negatif enerjiden korunmak için turkuaz taşı da takabilirsiniz. Lakin turkuaz taşını düzenli temizlemezseniz yakın bir zamanda çatlamasına ya da kaybolmasına şahit olabilirsiniz.

Eğer psişik vampir olduğunu düşündüğünüz biri varsa, o kişiyle çok fazla göz teması kurmayın. Beyaz-mavi bir ışıkla hemen auranızı korumaya alın ve irtibat sonrası bol suyla yüzünüzü ve ellerinizi bileklerinize kadar yıkayın.

Bu tür psişik saldırılar dışında bir de günlük kavgalar ve atışmalar vardır. Kavga sırasında iki kişi arasında olumsuz bir bağ oluşur ve bu kişinin enerjisini tüketir. Fark ederseniz kavga sırasında ilk olarak yoğunluk hissettiğiniz alan mide bölgesidir. Çünkü dünyevi bağlar burada ki solar pleksus çakrasından yapılır. Böyle bir kavga içerisinde bulunduğunuzda karşıdakiyle olumsuz bağ kurmamak ve kişinin size gönderdiği negatif enerjilerden korunmak için hemen bir elinizle mide ve göbek deliğinizi kapatın, orayı ışıkla sarın. Bu şekilde kavga sırasında olabildiğince az etkileneceksiniz. Karşıdakini veya böyle bir ortamı sakinleştirmek için de etrafı önce pembe bir enerji bulutuyla sarın ardından, mavi enerji yağmuruyla huzuru etrafa yayın.

Bu tür kavgalı ve yoğun günün ardından muhakkak bu kişilere affetme meditasyonları yapın.

Sağlıksız gıdalar

Eskilerin dediği gibi “Ne yiyorsak oyuzdur.”Maalesef günlük hayatta hem fiziksel hem de ruhsal olarak pek sağlıklı beslenmemekteyiz. Yediğimiz gıdaların en küçük yapı birimlerine kadar vücut tarafından katalizlenmesi ve sonra bu katalizlenen küçük yapılı birimlerden daha büyük hayati önem taşıyan enzimler hormonlar yapılmaktadır.

Aynı bu fiziksel etki gibi yiyeceklerin ruhsal boyutları vardır ve bunların bizim enerji bedenlerimize etkisi yadsınamayacak kadar çoktur. Bilhassa et ürünleri yoğun bir negatif enerjiye sahiptir. Bunun temel sebebi hayvanların ölürken yaydıkları ölüme bağlı yoğun enerjidir. Bu enerji etin ruhsal eterik bedenine işler ve biz eti tükettiğimizde bu yoğun ölüm enerjisi bizim ruhsal boyutumuza yansır. Bu aynı toksik bir yem ile beslenen hayvanların, bu toksik maddelerin ette ve bilhassa karaciğerde depolanması ve oradan bize aktarılmasına benzetilebilir. Ayrıca etin bağırsakta sindirilmesi işlemi de zor olduğu için vücut daha fazla enerji harcar. İşte bu noktada eskilerin birçoğu et yemeyi bırakarak vejetaryen bir hayat sürdürmeye niyetlenmiştir.

Bunun yanı sıra bir kesim ise etin hayati önemini vurgulayarak et ve hayvani ürünleri hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini savunurlar. Haklı olarak bir insan için gerekli tüm protein kaynakları et ve hayvani gıdalarda mevcuttur. Et, süt, yumurta bunlar protein açısından çok zengindirler ve soya ile birkaç spesifik bitki dışında hiçbir bitkisel kaynak tam olarak protein ihtiyacınızı karşılamaz. Zaten protein kaynağı olarak et ve hayvani ürünler referans alınır. Bitkiler eksik-yarım protein olarak değerlendirilir ve protein faydaları kombine kullanılmadığı dışında çok düşüktür Ayrıca vitamin, mineral ve esansiyel yağ alımı açısından da et çok önemlidir. Özellikle hepimizin bildiği B12 vitamini bu açıdan elzemdir ve ya balıktan alınan omega da bir o kadar hayati işlevlerimiz için önemlidir.

Bu noktada bazı kişiler, eti veya bu tür sağlıksız gıdaları hayatımızdan çıkarmadan, şifalandırarak tüketebileceğimizi düşünmektedirler.

İnsanoğlu yıkmak kadar bir şeyi yapmaya ve düzeltmeye de muktedirdir. Haliyle bu tür sağlıksız gıdalar yoğun enerji yüklemeleri ile daha sağlıklı hale getirilebilir. Kaldı ki yapılan çalışmalarda pis ve çamurlu suların sırf meditasyon teknikleriyle daha temiz hale dönüştürüldüğü veya kutsanmış suların uzun yıllar yosun tutmadığı bilinmektedir.

İnsan zihni, yoğun niyetle, var olan gıdadaki bu olumsuz enerjiyi olumluya çevirerek, hem fiziksel hem ruhsal olarak daha sağlıklı kalmayı başarabilir. Bu yöntem gayet basittir. Önünüzdeki gıdanın üstünde elinizi tutun ve yine beyaz arındırıcı bir ışıkla gıdayı sarın ardından içinizden güçlü ve inanarak tüm iradenizle şu niyeti edin: “Işık ile gıdadaki olumsuz enerjileri şifalandırıyorum ve gıdanın titreşim seviyesini kendi titreşim seviyeme yükseltiyorum ve sadece gıdadan vücudumun-ruhumun yararına olanları kabul ediyorum”.

Benim bu noktada görüşüm etin tamamen hayattan çıkarılmaması ama et tüketiminin azaltılmasıdır. Buna nazaran hayvani ürünler (süt, yumurta vb.) ve bunların yan ürünleri (yoğurt, ayran vb.) protein kaynağı almak için zaten yeterli olacaktır. Ayrıca yukarıdaki yöntemle gıdaların olumsuz enerjisini olumluya çevirerek tüketebilirsiniz.

Madde ile mana arasında

Uzun bir günün ardından koltuğumuza uzanıp şöyle bir kendimizi gözlemleyelim. Zihnimizi ve mantıksal yargılarımızı rafa kaldırıp, ruhumuzu ve vücudumuzu dinleyelim. Birçoğumuz bu dinleme sürecinde ruhtan ve onun yansıması olan bedenden çok şikâyet duyacaktır. Hayat madde ile maneviyatın içe içe geçtiği bir süreçtir. Maddi dünya ile manevi dünya iki ayrı dünya değillerdir, tam tersine iç içedirler. Biz de bu ikisi arasında bir etkileşimde bulunuruz. Fiziksel- zihinsel bir yaşam ile iletişim dışında, aynı zamanda sürekli ruhsal bir iletişim ve yaşam içerisinde bulunuruz. İşte bu yüzden eskilerden günümüze bu teknikler günlük hayata uyarlanmış ve alışkanlıkların bir parçası haline gelmiştir.

Nasıl ki akşam yatmadan önce dişlerimizi fırçalıyorsak aynı şekilde yatmadan önce hafif bir meditasyon ve topraklanma ile üzerimizdeki fazlalıklardan hem zihinsel hem de ruhsal olarak arınmalıyız. Veya sabah işe giderken nasıl banyo yapıyor ve kahvaltı yaparak enerji toplamaya çalışıyorsak aynı zamanda güneşe selam verip, enerjimizi yükseltip güne öyle başlamalıyız. İşte bu iki taraflı denge, bizi hayat içerisinde daha sakin, huzurlu ve başarılı kılacaktır. Her daim iki dünyayı aynı anda yaşadığımız unutulmamalı ve günlük fiziksel alışkanlarımızın yanında günlük ruhsal alışkanlıklara da yer vermeliyiz. Böylece dengeli ve ruhsal olarak sağlıklı bir yaşam sürdürebiliriz.

Kaynak: İndigo Dergisi

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

HEPİMiZ BİRER ÇATLAK TESTİ DEĞİL MİYİZ ?

gunun-hikayesi-kirik-testi_5698b8bc7d678[1]

 

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine..
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış…
Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..
Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yari dolu olarak varırmış.
İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış…
Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş …
Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.
İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
“Kendimden utanıyorum. şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..” Adam gülümseyerek dönmüş testiye:
-Göremedin mi? yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.
Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim.
Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın..
2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum.
Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zerafet veremeyecektim ” diye cevap vermiş.
HEPİMiZ BİRER ÇATLAK TESTİ DEĞİL MİYİZ ?
Her birimizin kendine has kusurları vardır.
Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.
Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükâfatlandıran, renklendiren..
Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »