Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de.

bisiklet-balon-cift-sevgili-71[1]

 

Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.
Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burda mi” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın.
Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.
Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bi dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bi yanin acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter.
Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek.
Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur.
Salaş bir restaurant edin. Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “burda eskiden hep bi yerim vardı” dersin.
Bir hobin olsun. Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. Insanlar şaşırsın. Senin icin çocuk oyuncağı olsun.
Bir şey iste. İmkansız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir.
Vakit ayırdığın bir ailen olsun. Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, iskence. Kıymetini bil. Yarin ne olacağı belli degil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma.
Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın.
Bir alanın olsun metre karesi dert değil. Kapısını kapattığında gercek sen olabildiğin. Dört duvardan birininin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en Çok kendini özlüyor çünkü.
Bir sevdiğin olsun tabi. Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bir başka. Para amaç değil araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “başka biriyle mi acaba” diye değil “başına bir şey mi geldi” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse bu seni daha az seviyor demek değildir. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder.
Yapın..Olsun..Her seferinde kalp yenisini inşa eder..

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önce Okuyun Sonra Karar Verin. Siz Hangisisiniz?

oku-karar-ver-646x323[1]

 

Şikayet edene verilecek hayat dersi… Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikayet eden, her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına…
Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası, ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu.
Cezvelerde ki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra, kızına tek kelime etmeden beklemeye başladı. Kızı da, hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası, onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.
Yirmi dakika sonra adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu. Daha sonra, son cezvedeki kahveyi de bir fincana boşalttı.
Kızına dönerek sordu:
— Ne görüyorsun?
— Patates, yumurta ve kahve? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
— Daha yakından bak bir de, dedi baba, patatese dokun.
Kız, denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
— Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.
En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi.
Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:
— Bütün bunlar ne anlama geliyor baba?
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını; yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri, bu sıkıntı karşısında farklı farklı tepkiler vermişlerdi.
Patates, daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü.
Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğu, içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş ve katılaşmıştı.
Ancak kahve çekirdekleri, bambaşkaydı; kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.
— Sen hangisisin? diye sordu kızına. Bir sıkıntı kapını çaldığında, nasıl tepki vereceksin? Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın? Yoksa kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın, duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dört haftaya bölünmüş bir programla hayatınızı güzelleştirmek değiştirmek mümkün

IMG_5896_tonemapped (1024x683)[1]

 

Hayatında her şey yolunda giden insanların sırrı nedir dersiniz? Aslında onlar gibi yaşamak ve hayatınızı daha iyi bir hale getirmek için ihtiyacınız olan tek şey

aylık bir program.

Her şey oldukça basit. Dört haftaya bölünmüş bir programla hayatınızı değiştirmek mümkün! Her hafta verilen üç görevi yerine getirip bunları hayatınızın bir parçası

yapmak her an sizi iyi hissettirecek.

1.Hafta: Zihninizi ve Bedeninizi Arındırın

Güne erken başlamak: Sabahın 6’sında kalkmak, gün içerisinde yeteri kadar boş zaman bulamayanlar için ideal. Herkes hala uyuduğu için asla bulamadığınız o

sessizliği ve huzuru bulabilirsiniz. Dikkatinizi dağıtacak çok az şey olduğu için üzerine yoğunlaşmak istediğiniz işlerin başına bu saatlerde oturabilirsiniz. Gün boyu

zindelik verecek sabah egzersizleri için de en uygun zaman saat altı sularıdır. Tembel hissetmek veya yataktan kalkmak istememek, bir yorgunluk belirtisi değildir.Bu

sadece hayatı yaşamak istemediğinizi gösterir. “Yataktan çıkınca ne olacak ki? Kapkara bir havada metroya bin, akbil doldur, işe git…” diye düşünmektense “bugün

mükemmel olacak” diye düşünmek, sabah kalkmanızı kolaylaştırabilir. Kabul edin ki eğer böyle düşünseydiniz sabah erken kalkmak bir problem haline gelmekten çıkardı.

İşte bu kadar basit! Eğer hayatı dolu dolu yaşamak istiyorsanız, yataktan da hemen çıkacaksınız, o kadar! Bir de diğer tarafından bakalım; eğer yataktan hızlı

çıkarsanız, gün daha hızlı daha dolu geçer!

İyi beslenme: Yaklaşan değişiklikler sizden büyük miktarda enerji çekecektir. Büyük olasılık, şu anda alkol, sigara ve ağır veya sağlıksız yiyeceklerin etkileri

karşısında vücudunuzun işlevselliğini korumak için enerjinizin çoğunu kullanıyorsunuzdur. Hepimizin kendine göre bu tür alışkanlıkları var ama neden onları yenmeyelim

ki? Kendinize uyan bir diyet seçip onu uygulamaya hemen, şu anda başlayabilirsiniz. Alkol, cips, şekerli içecekler, hazır yemekler, abur cubur gibi yiyeceklerin

hiçbiri sağlıklı bir diyette yer almamalı. Bu yüzden bu tür gıdaları tüketmeyi acilen bırakmalısınız. Ayrıca, büyük yemek porsiyonlarından ve yatmadan önce yemek

yemekten kaçınmalısınız. Diyet konuları için bedeninizin sesini dinleyebilir veya bir diyetisyenden yardım alabilirsiniz. Ancak en önemli şey bedeninizi toksinlerle

dolu bir varile çevirmemek. Bunun yerine vücudunuz üzerindeki ağırlığı hafifletip daha sağlıklı ve lezzetli, hafif yemekleri tercih edebilirsiniz. Daha mutlu ve daha

enerjik olacağınızdan hiç şüphem yok.
Spor: Sporu sevin ve sporu kesinlikle zorunlu bir aktivite haline getirin. Şekilli ve sağlıklı bir beden, ruhsal sağlık için de oldukça önemlidir. Yorgun bir

bedeni tekrar işler hale getirmek istiyorsanız, bedenin kendisini işler hale getirmelisiniz! Hangi sporu seviyorsanız ona yönelebilirsiniz. Yoga, koşu ve dans gibi

yüzlerce alternatif arasından seçim yapmak zor olsa da sizi hareketlendirecek. Gün içinde daha çok hareket etmeyi deneyin. Asansör yerine merdivenleri kullanın, spor

salonuna gidip biraz ter atın.

2. Hafta: Özel hayatınızı yoluna sokun

Kişisel alanınızı temizleyin: Her şeyi atın! Her köşeye düzen getirmenin vakti geldi. Uzun zamandır düzenlemediğiniz kitaplığınıza, dolabınıza el atmanın tam

zamanı. Evinizdeki her eşya (çok küçük olanlar bile) oldukça yer kaplamakla birlikte enerjinizi tüketiyor. Eşyalara bu denli bağlı kalmak enerji sarf etmenize değer

mi? Eşyaları çöpe atmaktan veya bağışlamaktan çekinmeyin. Sadece gerçekten ihtiyacınız olan, sizi mutlu eden eşyalarla yaşamayı öğrenin. 1998 yılından kalma oyuncak

ayınıza gerçekten ihtiyacınız var mı? Tereddüt etmeden atın! Eşyalardan kurtulmaya başladığınız anda daha iyi hissedeceksiniz. Hele bir de etrafı süpürüp toz alınca

minimalist yaşamın güzelliklerini göreceksiniz. Bağışlamak, eşyalarınızdan kurtulmanın en güzel yoludur. Yıllardır bir kere bile giymediğiniz kazağınız, bir çocuğun

yüzünde gülümseme yaratabilir.
İşlerinizi rayına sokun: Kaç yıldır İspanyolca öğrenmek istiyordunuz? Konya’daki babaannenizi ne zamandır ziyaret etmiyorsunuz? Peki yeni yıl kararlarınızdan

kaçını gerçekleştirdiniz? Kendinize verdiğiniz sözleri hatırlayın ve onlarla nasıl başa çıkacağınıza karar verin. Daha kendinize verdiğiniz sözleri bile tutamazken,

nasıl başkalarına verdiğiniz sözleri tutabilirsiniz ki?
Sosyal hayatınızdaki gerginliklerden kurtulun: Sizi üzen veya dibe çeken ilişkileri bitirmenin sizce de zamanı gelmedi mi? Sizi olumsuz etkileyen kim varsa

bağlarınızı koparın. Arkaya bakmadan yolunuza devam edebilirsiniz. “Hayır” demeyi öğrenin. Kendinizi nasıl özgür hissediyorsanız öyle davranın. Ailenize karşı her

zaman saygılı ve anlayışlı olun.

3.Hafta: Planlar, amaçlar ve hayaller

Hayallerinizi önce kâğıda sonra gerçeğe dökün: iki haftadır yaptıklarınız sizi nasıl hissettiriyor? Daha mutlu hissediyor musunuz? Cevap hayırsa belki de yapmanız

gereken birkaç şey daha vardır. İşten arta kalan zamanda sorunlarınızı, hayallerinizi düşünmek yerine onları gerçekleştirmek için küçük adımlar atsanız nasıl olur?

Sizi en çok zorlayan, sürekli ertelediğiniz hayaliniz üzerinde çalışmaya başlamanın vakti geldi de geçiyor. Hepsini kâğıda dökün. Hayatınız için bir hikâye yazın ve

başkarakteri siz olun. Ama güzel bir hikâye olsun.
İmkânsız hayallerinizin bir listesini çıkarın: Yapmaktan en çok keyif alacağınız şeylerden biri bu madde olacak. Bunu düzenli bir aktivite haline getirirseniz ne

kadar yaratıcı olduğunuzun farkına varacaksınız. Hep hayalini kurduğunuz, olabildiğince absürt ve asla olmayacak şeylerin bir listesini çıkarın. Mesela dünyayı

yönetmek veya 89 yaşında Everest Dağı’na çıkmak… Kafanızdaki sesi susturun ve hiçbir maddi engeliniz veya zaman kısıtlamanız olmadığını varsayarak hayaller kurun. Ne

yapardınız?
Günlük planlar yapın: Her akşam bir sonraki gün için plan yapın. Kısa veya uzun olmasının hiçbir önemi yok. Yazdığınız sürece herhangi bir plan olabilir ve bunu

akşam yapmanız çok önemli. Yarın hatırlamayacak olsanız bile daha verimli olacağınızdan eminim. Denendi ve onaylandı! Dahası, planınıza şöyle bir bakıp hayatta ne yöne

doğru gittiğinizi sorgulamalısınız. Bir yöne gidiyor musunuz?

4.Hafta:Ufkunuzu genişletin

Daha farklı yaşamayı deneyin: En küçük şeylerin bile büyük bir etkisi olabilir. İşe farklı bir yoldan gitmeyi deneyin. Daha önce hiç gitmediğiniz bir kafeye gidip

bir çay için. Yeni bir spor türü deneyin. Önceden hiç yapmadığınız bir şeyi yapın. Her zaman yaptığınız şeylerle meşgul olurken kendinize “şu an neyi farklı

yapabilirim” diye sorun. Yeni bir şey denemeyi alışkanlık haline getirin. Bu sayede rutininizin dışına çıkar, monotonluktan kurtulursunuz.
Konfor bölgenizin dışına çıkın: Diğer tüm görevleri başarıyla yerine getirdiyseniz, konfor bölgenizin dışına çıkmaya hazırsınız demektir. Ancak bunu bir adım ileri

taşıyıp en büyük korkularınızla yüzleşmeye hazır mısınız? Sadece yüzleşmeye değil, aynı zamanda savaşmaya hazır mısınız? Yükseklikten mi korkuyorsunuz? Hava dalışı

yapın. Patronunuzdan mı korkuyorsunuz? Tek başınıza onun yanına gidip yeni bir proje veya öneri sunun. Yeni insanlarla tanıştığınızda nutkunuz mu tutuluyor? Kimseyi

tanımadığınız bir partiye gitmeye ne dersiniz? Hem de tek başınıza! Böylece yeni arkadaşlarınızla müthiş bir akşam geçirebilirsiniz. Her an yeni şeyler öğrenip

kendinizi bu tür durumlara sokarsanız hiçbir şeyden korkmayan biri haline gelmeniz mümkün!
Biraz ara verin: Çok zor olacağını düşünmüştünüz ama yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiniz! Hadi biraz ara verin. Dinlenin. Yalnız dinlenmekten kastım telefonunuzu yanına

almayıp evden çıkarak dışarıda yalnız vakit geçirmeniz. Bu şekilde dürüst bir özeleştiri gerçekleştirebilirsiniz. Geçtiğimiz ay nasıldı? Hayatınızda ne gibi

değişiklikler meydana geldi? Bundan sonra böyle devam etmek istiyor musunuz?

Bu yolculuğun ortasına geldiğinizde (evet ortası, yoksa bittiğini mi sandınız? Bu yol sonsuzluğa kadar gider) sizi bekleyen şeyler, beklentilerinizi aşacak. Tüm bu

görevleri (hem de bu kadar basit görevleri) yerine getirerek onları hayatınızın bir parçası yapmalısınız. Böylece hayatınızdaki huzuru ve kadirliği fark edecek,

tünelin sonundaki ışığı görmeye başlayacaksınız. Biraz iddialı olduğunun farkındayım ama inanın ki hepsi doğru.

Kaynak: Spritüeller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DOĞUM TARİHİNİZE GÖRE HANGİ BİTKİSİNİZ?

anubias-barteri-coffeefolia[1]
Ocak 1- 9 : Isırgan Otu
Ocak 10 – 24 : Ebegümeci
Ocak 25 – 31 : Dereotu
Şubat 1 – 5 : Bildiğimiz ot
Şubat 6 – 14 : Çimen
Şubat 15 – 21 : Maydanoz
Şubat 22 – 28 : Kıvırcık
Mart 1 – 12 : Sarmaşık
Mart 13 – 15 : Dereotu
Mart 16 – 23 : Ebegümeci
Mart 24 – 31 : Bildiğimiz ot
Nisan 1 – 3 : Isırgan Otu
Nisan 4 – 14 : Kıvırcık
Nisan 15 – 26 : Ebegümeci
Nisan 27 – 30 : Maydanoz
Mayıs 1 – 13 : Sarmaşık
Mayıs 14 – 21 : Çimen
Mayıs 22 – 31 : Dereotu
Haziran 1 – 3 : Ebegümeci
Haziran 4 – 14 : Maydanoz
Haziran 15 – 20 : Isırgan Otu
Haziran 21 – 24 : Sarmaşık
Haziran 25 – 30 : Bildiğimiz ot
Temmuz 1 – 9 : Ebegümeci
Temmuz 10 – 15 : Isırgan Otu
Temmuz 16 – 26 : Çimen
Temmuz 27 – 31 : Bildiğimiz ot
Ağustos 1 – 15 : Sarmaşık
Ağustos 16 – 25 : Ebegümeci
Ağustos 26 – 31 : Maydanoz
Eylül 1- 14 : Çimen
Eylül 15 – 27 : Bildiğimiz ot
Eylül 28 – 30 : Isırgan Otu
Ekim 1 – 15 : Sarmaşık
Ekim 16 – 27 : Maydanoz
Ekim 28 – 31 : Kıvırcık
Kasım 1- 16 : Dereotu
Kasım 17 – 30 : Bildiğimiz ot
Aralık 1 – 16 : Isırgan Otu
Aralık 17 – 25 : Sarmaşık
Aralık 26 – 31 : Çimen
Isırgan Otu: Çekici ve popülersiniz. Kolayca arkadaş edinebiliyorsunuz. Kendinden emin tavırlarınızla grup içerisinde liderliğe yakışıyorsunuz. Eğer sizin liderliğinizi kabul etmiyorlarsa uygun bir yöntemle kabul ettiriyorsunuz. Yine de olmazsa simgeniz gibi ısırıyorsunuz 😉
Bildiğimiz Ot: Utangaç ve sevimlisiniz. Tanımadığınız insanlarla konuşmayı sevmez ama arkadaşlarınızla her şeyi paylaşabilirsiniz. Arkadaş seçiminde oldukça dikkatlisiniz. Sevilen birisiniz. Doğayı çok seversiniz, işte o yüzden öylesine bir otsunuz.
Sarmaşık : Yerinde duramayan birisiniz. Her zaman kıpır kıpırsınız. Çok arkadaşınız var ve sosyal yaşamınız çok renkli. Sizi tanıyanlar sizin gibi biri daha olamayacağını düşünüyor. Dikkat çekmeyi çok seviyorsunuz.
Kıvırcık : Esrarengiz birisiniz. Ne zaman nasıl davranacağınız belli olmuyor. Bazen her şeye salata oluyorsunuz. Çoğu şeyden ilk sizin haberiniz oluyor bu yüzden çok ilgi görüyorsunuz.
Ebegümeci: Sessiz sakin ama çok zekisiniz. Dost canlısı, sevilmeyi bekleyen tavırlarınız ilgi çekiyor. Her yerde olmayan, insan sağlığına yararlı bir kişiliğe sahipsiniz. Küçük bir arkadaş grubu size yetiyor. Fazla popüler olmasanız da yakınlarının el üstünde tuttuğu birisiniz.
Dereotu : Siz lider olmak için doğmuşsunuz. Ama yapacak bir şey yok, bazı organizasyonlarda sadece değişik bir tat bırakıyorsunuz o kadar. Sözünü dinleten, dediğini yaptıran birisiniz. Kararlı tavırlarınız çevrenizdekileri etkiliyor. İnsanların arkadaş olmak isteyebileceği birisiniz.
Maydanoz : Uyumlu, her şeye maydanoz olmak buradan gelir, sıcakkanlı birisiniz. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de herkese öyle davranıyorsunuz. Sadık ve dürüstsünüz. Yapmacık insanlara ve dedikoduya karşısınız.
Çimen : Çok hassas ve narinsiniz. Kolay aşık oluyorsunuz. Ne çok utangaç ne de çok girişkensiniz. Arkadaşlarınız içerisinde kırılmaması için kollanan birisiniz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey yapmamız gereken çabalardır.

kelebek-pupa-koza[1]

 

 

BİR KELEBEK VE ADAM HİKAYESİ
Bir gün adamın biri bir kelebek kozası buldu.
Kozada küçük delikten bir kelebek belirdi…
Adam oturup kelebeğin saatler boyunca bu delikten çıkma çabasını izledi.
Bir ara hareket durdu.
Kelebek delikten çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibiydi..
Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamıştı.
Adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi…
Eline küçük bir makas alıp, kozadaki deliği büyütmeye başladı…
Bu yardım üzerine kelebek kozadan kolayca dışarı çıkıverdi…
Ancak kelebeğin bedeni kuru ve küçücük, kanatları da buruşuktu…
Adam kozadan çıkan kelebeği izlemeye devam etti…
Adam kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.
Ama adamın beklediklerinin hiç biri olmadı!
Kelebek hiçbir zaman uçamadı.
Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi.
Adam kelebeğe iyi niyetle yardım etmek istemişti…
… Ancak, kelebeğe iyilik yapayım derken ona çok büyük bir kötülük yapmıştı.
Adamın anlayamadığı bir şey vardı.
Kozanın kısıtlayıcılığı ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çaba, Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve böylece kozadan çıkabildiği anda uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olmasıydı.
Kelebek kozada kalacağı kadar kalamamıştı.
Bazen hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey yapmamız gereken çabalardır.
Eğer hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememiz mümkün olsaydı;
O zaman bu kelebek gibi bir anlamda sakat kalırdık.
Olabileceğimiz kadar güçlü olamaz ve asla uçamazdık

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SAĞ YANINA YATARAK YATMANIN FAYDALARINI BİLİM KANITLADI

fft17_mf108616[1]
SAĞ YANINA YATARAK YATMANIN FAYDALARINI BİLİM KANITLADI
ABD’de bulunan Stony Brook Üniversitesi’nde uyuma şekli üzerine yapılan araştırmalar “yan yatarak uyumanın” beynin temizlenmesini sağladığı ortaya çıkardı.
Yan yatma pozisyonda sırt üstü veya yüz üstü uyuma şekline göre daha fazla lenf sistemine yardımcı olduğu, bunun da beyinde istenmeyenlerin kimyasalların birikmesine engel olarak Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara yakalanma ihtimalini azalttığı belirtildi.
Bilim Adamlarının bir çok beyin görüntüsünü incelemeye aldığı ve “Journal of Neuroscience” yayınlanan araştırmada vücudun ikinci dolaşım sistemi olarak tanımlanan lenf sistemi yan yatmak suretiyle rahatladığı ve daha iyi çalıştığı belirtildi. Lenf sistemi vücutta toksinlerin arındırılması, kan dolaşımını kontrol edilmesi ve zararlı bakteri ve virüslerin yok edilmesi gibi görevleri yerine getiriyor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gece yatağımızda sarmaş dolaş, okuyup tartışmak bir kitabı.

18058181_1487372171293736_3128381698653364262_n[2]

 

Aşk, Ne lüks arabalar ne sporlar…
Sadece bisiklete binmek istiyorum seninle, neşeli çığlıklarını duyarak ha düştük ha düşeceğiz diye…
Ünlü bir şarkıcı olup, herkesin beni dinlemesini değil,taşlı bir kıyıda, ateşin önünde, fısıldamak istiyorum şarkımı sana makamlı makamsız..
Lüks lokantalar, vitrinde yemek gibi geliyor bana.İnan arabesk değil, yarim ekmek kaşar üstü kola paylaşmak
istiyorum seninle…
Tüm kitapları okuyup, yazarlarıyla tartışmak değil, Gece yatağımızda sarmaş dolaş, okuyup tartışmak bir kitabı. Senin fikirlerinle benimkilerle yoğurmak, benimkilerle seninkileri…
Bir sır vereyim sana, insanlar bilmiyorlar ama; ruh sevişir bedenden önce.
Geceler bizim.Ne su yatağı, ne mobilya, yatak odasında aşk …
Yer yatağı sıcak gelir hep bana, ve çiçek, aldırma odayı oksijensiz bırakır çiçek diyenlere.
Onlarca yastık istiyorum aşk, yatak odamıza rengarenk, aldırma zevksiz olur diyenlere, Zevkli, içten duygu anlatımıysa, herhangi bir konuda; zevksiz bir şey yapamayız…
O kadar yoğunki duygularım sana….
Ne lüks villalar istiyorum onlarca odalı, ne dev malikane, ne yalı Duvarı olsun yeter metrekaresi önemli değil…
Bak bir sır daha sana, Eşlerin mutluluklarını, huzursuzluklarını, karakterlerini,geçmişlerini bir evin duvarı anlatır.
Bomboşsa duvarlar, ruh yoktur ikisinde de… Sadece yetmiş seksen yıl yasayacaklardır zaten.
Bizim, fotoğraflarımız olacak en sevgili anlarımızda çekilmiş,mutlaka gülerken.
Senin bana, benim sana hediyelerimiz olacak asılan, çirkinde olsa kendi elimiz değmiş resimler, Belki alçı kalpler, belki bir senin bir benim boyalı ellerimizle kaplayacağız duvarımızı rengarenk..
En güzel aşk şiirleri sana olacak
Duvarlarımız yalan söylemeyecek, buram buram yaşam sevgisi kokacak…
İnsanlar mutsuzlar sevgili, her şeye açlar ve doyumsuzlar…
Bense, bir tek seni istiyorum, bir tek seni aşk …
Çünkü, sen benim her şeyimsin aşk, aşkım ….
__________Cennet Şengül__________

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gümüş Suyu; antibiyotiğe ihtiyaç duyulan ve antibiyotiğin yetersiz kaldığı hemen tüm alanlarda aktif olarak kullanılır.

gumussuyu-[1]

 

Kolloidal Gümüş Suyu Nedir ”
Gümüş Suyu; antibiyotiğe ihtiyaç duyulan ve antibiyotiğin yetersiz kaldığı hemen tüm alanlarda aktif olarak kullanılır. Ancak antibiyotikten farkı; tamamen doğal bir karışım olmasıdır. her türlü yan etkiye uzaklığı ve metabolizmada herhangi bir zararlı etkiye sahip olmamasıdır. ” Gümüş Suyu” oral yolla alındığı zaman; 7dakika içinde etkisini göstermeye başlar. Basitçe söylemek gerekirse kolloidal gümüş suyu, gümüş parçacıklarının saf su içerisinde homojen olarak dağılmış halidir. Çözülen gümüş partikülleri aynı elektrik yüküne sahip oldukları için birbirini iterler. Bu sayede çözücü içerisinde tamamen homojen olarak dağılmış olur. Gümüş partiküllerinin aynı elektrik yüküne sahip olup birbirini itmesi ve homojen olarak dağılması, vücutta yığılma yapmamasına olanak sağlar. Belli bir süre dolaşım sisteminde görevlerini tamamladıktan sonra sindirim sistemi yoluyla dışarı atılırlar. Hem homojen olup birbirine temas etmemesi, hem de sindirim sistemi yoluyla kolaylıkla atılabilmesi özelliklerinden dolayı, kolloidal gümüş suyu hiçbir yan etkiye ve kalıcı olumsuz bir etkiye sahip değildir.AŞAĞIDAKİ AÇIKLAMALAR KOLLOİDAL GÜMÜŞ SUYUNUN LİTERATÜRDEKİ BİLGİLERİ BAZ ALINARAK YAZILMIŞTIR.
Kolloidal gümüş suyu bağışıklık sistemini güçlendiren doğal bir üründür. Laboratuvar ortamında yapılan deneyler sonucu 650 ye yakın bakteri, virüs mikrop ve mantarı yok ettiği kanıtlanmıştır
“Gümüş Suyu”, yan etkiden tamamen uzak; antibiyotik etkiye sahip bir terkiptir. İnsanoğlunun yüzyıllardır bildiği ve terapi maksatlı kullandığı gümüş suyu; 1939’lu yıllarda antibiyotik ilaçları üreten firmaların baskısı yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış; hatta çeşitli ülkelerde birtakım yasaklamalarla hak etmediği bir değerlendirmeye maruz bırakılmıştır. Ama hakettiği değeri 1990 yılında tekrar kazanmış ve insanoğlu birçok hastalıkta gümüş suyunu kullanmaya başlamış.
Hangi Hastalıklara İyi Gelir
Gümüş Suyu;
1-) Sivilceler
2-) Sorunlu Benler 3-)
Açık Yaralar
4-) Ayak Mantarları
5-) Sedef Hastalığı
6-) Uçuklar (herpes)
7-) Bademcik İltihabı Grip
9-) Soğuk Algınlığı
10-) Diş Ağrısı, Diş Kanaması ve Çürükler
11-) Ağız Enfeksiyonları ve Diş İltihapları
12-) Göz Enfeksiyonları
13-) Diğer Enfeksiyonlar
14-) Sistit
15-) Romatizmal Hastalıklar
16-) Eklem Ağrıları
17-) Diabet (Şeker)
18-) Ağız Kokusu
19-) Akciğer İltihabı
20-) Sinüzit
21-) Ağız Pamukçuğu
22-) Her Türlü Yanık
23-) İsilik
24-) İdrar Yolu İltihabı
25-) Rahim İltihabı
26-) Genital Mantarlar
27-) Yumurtalık İltihabı
28-) Prostat
29-) Kesik ve Açık Yaralar
30-) Temre
31-) Cilt Alerjileri
32-) Kulak-Burun-Boğaz İltihapları
33-) Göz Kapağı Enfeksiyonu
34-) Çıbanlar
35-) Güneş Çarpması
36-) Kızamık
37-) Kabakulak
38-) Sivrisinek ve Arı sokmaları
39-) Kene vb. Isırmaları
40-) Saç Dökülmeleri
41-) Kemoterapi Sonrası Bağışıklık Sistemini Desteklemede
42-) Kanser, AİDS terapilerinde Destek Unsuru Olarak
43-) Açık yaralar
44-) Ülser ve Gastrit
45-) Bağırsak Rahatsızlıkları ve Hazımsızlık
46-) İshal
47-) Hepatit
48-) Siroz50-) Parazit ve Asalaklar
51-) Kuş Gribi ve Sars terapisi
52-) Ahır ve Kümes Hayvanlarının Hastalıklarına karşı etkin olarak kullanılmaktadır.
“Gümüş Suyu” bir ilaç değildir. Tamamen doğal bir terkip olup, yan etkisi olmadığı için herkesçe kullanılabilir. “Gümüş Suyu” kullanıldığı sürece; sarımsak ve alkolden uzak durulmalıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

DOLMUŞU İCAT EDEN ADAM: İşte bize ait bir buluş …

18118995_1183447118449283_6652802558942245895_n[1]
1929 ekonomik krizi patladığında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kepenkler bir bir kapanıyor, esnaf gibi taksicilerde kara kara düşünüyordu. Cağaloğlu’nda lokanta işleten Aşçı Halit ise turistlerle ahbaplık kurdukça taksiciliğe de başlamıştı fakat o da kriz döneminde kontak açmadan evinin yolunu tutuyordu.
Daimi müşterisi Musevi bir işadamı işlerin bozulduğunu ve artık taksiye binemeyeceğini söyleyince Aşçı Halit, aynı yöne giden dört müşteriye saatin yazdığı ücreti paylaştırmayı önerdi. Bu önerinin kabul edilmesiyle Nişantaşı – Eminönü dolmuş seferleri de başlamış oldu. Üstelik Aşçı Halit günlük servisini yaptıktan sonra boş yatmak yerine, Karaköy İskelesi’nin önüne gelip “5 kuruşa Taksim” diye bağırarak müşteri avına çıkıyordu. Aşçı Halit, Türkiye’de dolmuşçuluğun resmi başlangıcına imza atmıştı. Onu diğer şoförler ve hatlar arasında gidip gelen yüzlerce dolmuş izledi. Basit ama yenilikçi ve parlak bir fikir sonucu dolmuş doğmuş, dolmuşlar dolmuştu…..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Buraların yabancısı biri geldiğinde, ışığı yanan bir ev bulsun diye bekliyoruz…

18157634_1758799977764549_9172705886475009028_n[1]

 

Bir doktorun “Elazığ’daki ilk gün anısı” ❤
Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Elazığ’a bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacıanneye sıkılarak:
– Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor ? dedim.
Hacı anne:
– Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz dedi.
Merak ettim, tekrar sordum:
– Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?
Hacı anne:
– Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda,ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, ışığı yanan bir ev bulsun diye bekliyoruz…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duygusal Zekası Yüksek Olan İnsanların Başa Çıkmakta Zorlandığı 18 Şey

what-is-emotional-intelligence[1]

Duygusal zekanın en basite indirgenmiş tanımı: Kişinin kendi duygularını anlamdırırken, diğer insanlara karşı empatiyle yaklaşması, bu anlamda kendini içsel olarak zenginleştirmesidir. Halk arasındaki adı ise EQ’dur. IQ da önemlidir önemli olmasına tabii ama son yıllarda yapılan araştırmalar, mutluluğun sırrının sanılanın aksine IQ’da değil EQ’da saklı olduğunu söylüyor.
Siz de duygusal zekanızın daha yüksek olduğunu düşünüyor ama bir yandan da emin olamıyorsanız buyrun buradan alalım.
1. Sığlıklarında çırpınan insanlara asla tahammül edemezler

Duygusal zekası yüksek kişiler bir konu hakkında derinlemesine düşünemeyen insanlarla pek iyi anlaşamazlar.
2. Monotonluk en büyük düşmanlarıdır

Onlar asla monoton bir şeyin parçası olmayı kabul etmezler. Duygusal zekası yüksek kişiler her türlü değişime açıktır.
3. Geçmişe takılıp kalan insanlardan haz etmezler

EQ’su yüksek kişiler geçmişten ders alıp devam etme peşindedir, geçmişe takılıp kalmanın değil.
4. Geniş arkadaş gruplarından hoşlanmazlar

Onlar, çok fazla iletişimi sevmedikleri gibi geniş arkadaş gruplarında da barınamazlar. Bu tip insanlar başkalarının dramlarına dahil olmak yerine, çoğu zaman yalnız olmayı bile tercih ederler.
5. Patavatsız insanları her zaman baş belası olarak nitelendirirler

Nerede, hangi kelimeyi kullanmanın daha doğru olacağını iyi bilirler. Kelimelerle araları iyidir.
6. Meraksız insanları anlamak konusunda epey zorlanırlar

Çünkü onlar, her şeye dair sonsuz bir merak duyar. Hatta kendilerine bile…
7. Belirsiz durumlar yüzünden nefes bile alamadıkları olur

EQ’su yüksek insanlara belirsizlik demeyin de ne derseniz deyin…
8. “Evet” onlar için mecburi bir kelime olamaz

Duygusal zekası gelişmiş insanlar, hayır deme yeteneğine doğuştan sahip olan insanlardır. Zaman zaman kendilerine bile birçok konuda hayır diyebilirler.
9. Hep daha iyisini isteyen bir patrona karşı ne kadar tahammüllü olabilirler bilemiyoruz…

Onlar mükemmel diye bir şeyin olmadığını iyi bilirler.
10. Öfke kontrolünü sağlayamayan insanlarla işleri olmaz

En zor zamanlarda bile kendilerini kontrol etmeyi başarır, insanları kırmazlar. Dolayısıyla onların insanlardan öfke kontrol beklentisi haklı bir istek sayılır.
11. Kabalık onlar için en büyük ayıptır

Empati kabiliyetleri onları bu tip davranışlardan daima uzak tutar.
12. Bir şeyi karşılığı için yapmazlar

Onlar bağları güçlü insanlardır. Bu sebeple başkalarından elde edecekleri kazanımı düşünmeden hareket ederler.
13. Mağduriyet onlara epey uzaktır

Söylenmek, şikayet etmek, kendini kurban olarak görmek duygusal zekası yüksek bir insanın asla yapmayacağı şeylerdir.
14. Bir dakika bile yalnız kalmalarına izin vermeyen insanlardan sonsuza dek uzaklaşırlar

Kendilerine özel zamanlar yaratmak her zaman iyi gelir onlara…
15. Gereksiz tartışmalardan uzak dururlar

Prensip olarak tartışma içine girmezler. Belki de sadece çözüm odaklı kişiler oldukları içindir…
16. Fazlaca iletişim onlar için bunaltıcıdır

Onlar herkesi memnun etmenin imkanlar dahilinde olmadığını iyi bilirler ve bu yüzden böyle bir çaba içine girmeyip sınırlı sayıda insanla sınırlı derecede iletişimi girerler.
17. Bir türlü sonlanmayan takım çalışmalarından yaka silkerler

Duygusal zekası yüksek bir insanın, takım çalışmalarının aranan yüzü olması epey zordur…
18. Enerji emici durumlar ve insanları yok sayarlar

Bu kişiler kendilerini mutsuz eden olayları görmezden geldikleri gibi, enerjilerini emen durumlar ve insanları da görmezden gelirler.

Kaynak: liste liste nilgun kunter

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Dilin Kadar Varsın

chat[1]
Adamın biri babadan yadigâr antik ipek bir halısı varmış. Satmaya karar vermiş. Ona göstermiş buna göstermiş, ama kimse talip olmamış. Sonunda zengin birini bulmuş ve ona götürmüş.
Zengin halıya bir bakmış ve sormuş, kaç para? Adam cevap vermiş 100 altın. Zengin tereddüt etmeden tamam demiş ve çıkartıp 100 altın vermiş.
Adam sevinmiş. O sırada zengin sormuş bu halının kaç para ettiğini biliyor musun? Adam cevap vermiş hayır bayım. Zengin devam etmiş en az 3000 altın eder. Adam susmuş. Zengin sormuş, niye 100 altına verdin? Adam biraz düşünmüş ve cevap vermiş, bayım bağışlayın ama benim bildiğim en büyük rakam 100!
Şimdi aklıma Ludwig Wittgenstein geldi “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” Dilin anlam zenginliği ve anlam derinliği gelişmedikçe o dil ile yapılan iş sayısı sınırlı kalacaktır.
Konuşma dili 150-200 kelime/dakika ve okuma dili 200-250 kelime/ dakika iken, düşünme dili 1300-1800 kelime/dakika düzeyindedir. Bu yüzden yeterince sözcük, anlam, kavram ve düşünsel bağlantıya sahip olmayan zihin kısır döngüde çıkmazları yaşayacaktır.
Bu durumda, 200 kelime ile düşünen, 2000 kelime ile düşüneni anlamayacaktır.
Parafı şöyle bitirmek isterim:“Dilin kadar varsın.”
Anooshirvan Miandji

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kova: Dünyanın En Temiz Kalpli İnsanı…

18119103_10155084866807367_5588140554758316210_n[1]

Akrep: Dünyanın en doğrucu insanı

Boğa: Dünyanın en rahat insanı

Kova: Dünyanın en temiz kalpli insanı

Oğlak: Dünyanın en sevimli insanı

Yay: Dünyanın en sevilesi insanı

Terazi: Dünyanın en sevgi dolu insanı

Başak: Dünyanın en tatlı insanı

Aslan: Dünyanın en gururlu insanı

Yengeç: Dünyanın en neşeli insanı

İkizler: Dünyanın en hayat dolu insanı

Koç: Dünyanın en umursamaz insanı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Tanrıkulu, öğrencilerin festivale katılarak yeteneklerini sergilemek ve İstanbul’u görmek istediklerini belirterek, bu konuda hayırseverlerden destek beklediklerini ifade etti.

18058167_1230700520360496_8197908734608966145_n[1]

 

Muş Varto’ya 3 yıl önce atanan İzmirli Müzik Öğretmeni Aslı Tanrıkulu, bidonla müzik yapmaya çalışan öğrencilerle ritm grubu kurdu. Notalara tutunup imkansızlıkları aşmak isteyen çocuklara Türkiye de sahip çıktı, köye gerçek müzik aletleri bağışlandı. Türkçe, Kürtçe ve İngilizce şarkılarla dinleyeni mest eden ‘düşler orkestrası’ İstanbul’da düzenlenecek uluslararası festivalden davet almayı başardı.
Daha önce hiç enstrümanları olmayan öğrencilerin müziğe ilgilerini arttırmak amacıyla sosyal medya üzerinden kampanya başlatan Tanrıkulu, duyarlı vatandaşların gönderdiği müzik aletleriyle köy okulunda bir müzik sınıfı oluşturdu.
Tanrıkulu’nun çabasıyla kurulan orkestrada, bağlama, mandolin, keman, gitar, flüt, piyano gibi enstrümanları çalan öğrenciler, seslendirdikleri Türkçe, Kürtçe ve İngilizce şarkılarla da köylerde ve ilçe merkezinde vatandaşlara konser vermeye başladı.
Öğretmenlerinin desteğiyle başladıkları müzik sayesinde hayata bakışları değişen öğrenciler, şimdi de 5 Mayıs’ta İstanbul’da başlayacak Sansev İstanbul Uluslararası Çoksesli Korolar Festivali’ne katılmaya hazırlanıyor.
Tanrıkulu, konserlerin sosyal medyada yayınlandıktan sonra orkestranın Sansev İstanbul Uluslararası Çoksesli Korolar Festivali’ne davet edildiğini belirterek, “Kaynak bulamadığımız için şu anda festivale katılım sağlayamıyoruz.” dedi.
Tanrıkulu, öğrencilerin festivale katılarak yeteneklerini sergilemek ve İstanbul’u görmek istediklerini belirterek, bu konuda hayırseverlerden destek beklediklerini ifade etti.
http://www.birgun.net/…/varto-nun-cocuk-orkestrasi-destek-b…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”

paradigmaa-1[1]

 

Paradigma…!
Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.
Örneğin; trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.
Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.
Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?
Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.
Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.
Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:
Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.
Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?
ÇÖZÜMSÜZ gibi gördüğünüz sorunlar konusunda PARADİGMA değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »