Kendinizi tatlılıkla ifade edebilmek için çalışmalısınız…

 

Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyordum. O adımı atarsa sevdiği kişileri üzmekten korktuğunu söyledi. Onlar üzülünce de o üzülüyormuş.

Psikolog Marshall Rosenberg diyor ki: Bize iyi çocuk, iyi anne ve baba olmak öğretildi. Eğer bu iyi şeylerden biri olacaksak, o zaman depresyonda olmaya da alışmamız lazım. Depresyon “iyi” olmanın ödülüdür.

“İyi” olmak için “Aman üzmeyeyim, kırmayayım, aman tatsızlık çıkmasın” derken duygularını içinde hapseden ve bu yüzden de hem duygusal hem de fiziksel olarak şişen birçok insan tanıyorum. İyi insan olmak için kendini feda ediyor. Bunu yaptıkça da kendinden kopuyor. Gerçek olanı unutup sahte olana alışıyor.

Başkalarını üzemezsiniz. Onlar üzülmeyi seçmediği sürece onları üzmeniz imkansız. Sizin içinizde olup biten bir şeyden de başkası sorumlu olamaz. Artık hissettiklerinizin sorumluluğunu alma zamanı. İyi çocuk olmaktan vazgeçip kendiMiz olma zamanı! (Mı ?)

Hissettiklerinizle tanışmak, kendinizle yeniden bağlantıya geçmek, kendinizi tatlılıkla ifade edebilmek için çalışmalısınız…

Tabi burada patavatsızlıktan, bile bile kırıcı olmaktan bahsetmiyoruz… Ama artık kendimizi, hissettiklerimizi ve isteklerimizi
de yumuşakça ortaya koymayı öğrenmeliyiz

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eve her zaman başın dik olarak dön…

Günün nasıl geçtiği hiç önemli değil…

Eve her zaman başın dik olarak dön…

 

Mehmet Tandoruğa teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Mutluluğu nasıl bulabiliriz…

Bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanı…na yollamış.

Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.

Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış.

Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir
orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş. Dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış.

Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.

Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun gizini açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona.Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.

“Ama, sizden bir ricada bulunacağım,” diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip, sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş. “Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.”

Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü
kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.

“Güzel” demiş bilge, “Peki, yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?”

Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.

“Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı.” demiş ona bilge. “Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.”

İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş.

Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini tüm ayrıntılarıyla anlatmış. “Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?” diye sormuş bilge.

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

“Peki” demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, “Sana verebileceğim tek öğüt var. Mutluluğun gizi dünyanın tüm harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Öğreterek öğrenmek…

Öğretmen 1Aslında öğretirken öğreniyoruz… Detayları, önemli noktaları bir anda kavrayıveriyoruz… Bir konuyu öğrenmeye mi çalışıyorsunuz… Hemen öğretmeye başlayın… Farkı anlaYacaksnız…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ve uykusuz geçen bir gecenin sonunda, sahip olduklarımın tadını çıkarmam gerektiğini hissederim…

rüya resimleri

Bazen karanlıkta, uykuya geçmeden önce anıların saldırısına uğrarım sessizce…

Bölük pörçük anıların arasında yolumu kaybederim. Bendeki neyin onları çağırdığını bilmem ama bütün bir gece uykudan uzak kalırım.

Bazıları beni çok mutlu etmiştir zamanında, onları okşamak, hoş tutmak isterim. Yeniden tadını çıkararak seyredebilmek için mutluluk anılarımın peşine düşerim

Anılarım hızla ve sürekli olarak yer değiştirirken, bir belirip bir kaybolurlar adeta…

Anılarım bana, aşklarımı, korkularımı, yalnızlıklarımı, kayıplarımı, hayal kırıklıklarımı, pişmanlıklarımı, acılarımı hatırlatır.

Anılarım geçmişimdir, geçmişim hem çok bildik, hem de geriye dönüp baktığımda her seferinde şaşırtacak kadar yeni ve yabancı görünür bana.

Bazen karanlıkta, uykuya geçmeden önce anılarımın saldırısına uğrarım sessizce.

Uzanıp en sevdiklerimden birini yakalamak ve ona sarılarak uykuya dalmak isterim.

Zamanında elimden kaçırdığım için anıya dönüşmüş bir yaşantımı yeniden ele geçirmek için dayanılmaz bir arzuya kapılırım.

Ama anıları anı yapan, onların bize asla ikinci bir şans vermemeleridir! Bunu artık anlarım… Ve uykusuz geçen bir gecenin sonunda,  sahip olduklarımın tadını çıkarmam gerektiğini hissederim…

Sahip olduklarımın en kıymetli hazinem olduğunu anlarım…

Ahmet Hamamcıoğluna teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Sadece inancınızı, umutlarınızı ve güveninizi kaybetmeyin…

 

 

Her biten gün yeni bir umut , her yenilgi yeni bir başlangıç, her tükeniş yeni bir varoluş tur. Sadece inancınızı, umutlarınızı ve güveninizi kaybetmeyin.

Alp’e teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geçmişte yaşamak üzerine bir zen öyküsü…

Tanzan ile Ekido çamurlu bir yolda ilerliyorlardır. Yağmur ha bire yağmaktadır. Bir dönemeçte, ipek kimonolu, beli kuşaklı bir Japon güzeli çıkar karşılarına. Kızcağız, çamur dolu bir hendekten karşıya geçmeye çabalamaktadır.

Tanzan düşünmeden, “Gel kız!” der, kızı kucaklayıp kaldırır, çamurdan aşırtır.   Geceye dek Ekido’nun ağzını bıçak açmaz. Geceleyecekleri tapınağa varınca artık dayanamaz: “Hani biz keşişler kadınlara yaklaşmazdık! Hele öyle güzel kızlara! Sakıncalı buluyorum. Neden yaptın o işi?” diye vırlar.

“Vay, sen hala taşımakta mısın kızı?” der Tanzan, “Ben onu orda bırakmıştım.”

 

101 Zen Öyküsü, “Zen Eti Zen Kemiği”, Yol Yayınları

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

"O, benim dert ağacım," dedi..

Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü
zorlukla tamamlamıştı

arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş,
elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı
reddetmişti.

Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu.

Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti.

Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.

Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde deşişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi.

Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum.

“O, benim dert ağacım,” dedi. “Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar evime, eşime ve çocuklarıma ait değil.

Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını
görüyorum.”

Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir.

~Emerson~

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendine güvenmek…

KENDİNE GÜVENMEK

Kendine güven, aklın kesin inanç ve güvenle büyük ve gurur verici işlerde kullanımıdır! Kendinize güvenmedikçe ve gücünüze inanmadıkça asla başarılı ve mutlu olamazsınız! Oysa aşağılık ve yetersizlik duygusu ümitlerinizin kırılmasına yol açar, fakat kendinize güvenirseniz başarıya ulaşırsınız!

Sürekli olumlu şeyler düşünmek, kendinize güven duygunuzu geliştirir ve ne kadar zor olursa olsun bütün güçlükleri yenmenizi, onları aşmanızı sağlar! Kendinize güvenirseniz büyük güçlerin size yardıma geldiğini görürsünüz! Kendine güven duygusu kazanıp inancınızı kuvvetlendirirseniz, korkularınızın yok olduğunu, güvensizlik duygusunun ortadan kalktığını görürsünüz!

Beyninizi inançla, kendinizi güven duygusuyla doldurun! Bunlar bütün şüphe ve güvensizlik duygularınızı kovacaktır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben hakkımı sana helal ettim. Sen de bana helal et, öyle çık yola…

Derler ki, vaktiyle Siirt Tillo’da bir tekkede mürit, tasavvufa gönül vermiş bir zat yaşarmış. Temiz, saf, güzel gönüllü bir genç adammış. Gel zaman git zaman âşık olmuş, hem de sırılsıklam. Karşılık da bulmuş. Sevdiği kız da ona sevdalanmış. Evlenmişler. Mutlu seneler geçirmişler. Ne var ki bir zaman sonra karısı dikilmiş karşısına. …“Ben gitmek istiyorum” demiş. “Şu yolların ardında başka ne yollar var görmek istiyorum. Sana âşık değilim artık. Bir başkasını gördüm, ona aktı yüreğim. Onunla uzaklara gitmek istiyorum.”

Mürit öfkeden deliye dönmüş. Aklından ilk geçen şey, karısını öldürmek olmuş. “Bana yâr olmayacağına göre kimselere yâr olmasın” diye geçirmiş içinden. Kapanmış eve, planlar yapmış kendince. Kimseyle konuşmaz olmuş. Derken bir sabah şeyhini kapıda beklerken bulmuş. “Hakiki âşık” demiş şeyh, “sevdiği insanın mutluluğunu ister. Âşık kişi, sevdiğinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar. Gerçekten seven insan, özgür bırakır. Sahiplenmek, hak iddia etmek, can almak, can acıtmak, âşıkların tutacağı yol değildir… Düşün. Düşün de öyle karar ver. Ve bil ki vereceğin karar, senin gerçek sınavındır.”

İşte o zaman mürit için çetin bir iç muhasebe başlamış. Günler, haftalar boyu nefsi bir yana çekiştirmiş, yüreği bir yana. Sonunda bir sabah fırlamış yataktan. Açmış tüm pencereleri, kapıları sonuna kadar. Işık dolmuş içeri, efil efil rüzgâr. Dönmüş karısına, “Dilediğin yere git” demiş usulca. “Ben hakkımı sana helal ettim. Sen de bana helal et, öyle çık yola.”

Elif Şafak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu sizin hayatınız. Başka biri yok.Eğer gülerseniz siz gülersiniz; eğer ağlarsanız , siz ağlarsınız. Başka kimse sorumlu değildir…

 

Yaşamınızın tüm sorumluluğunu alın. Eğer yaşamınız çirkinse bunun sorumluluğunu duyun. Eğer yaşamınız acıdan başka birşey değilse bunun sorumluluğunu alın. Başlangıçta bu cehennemin nedeni benim düşüncesini kabul etmek zordur, fakat sadece başlangıcta. Çok geçmeden bu değişim kapıları açmaya başlar, çünkü eğer bu cehennemden ben sorumluysam o zaman cennetimi de yaratabilirim. Eğer kendim için bu kadar acı yaratabildiysem o kadar çoşku da yaratabilirim. Sorumluluk özgürlük getirir, yaratıcılık getirir.

Her ne iseniz bunu kendinizin yarattığını gördüğünüz an tüm dış nedenlerden ve şartlardan kurtulursunuz. Şimdi bu size kalıyor ; güzel bir şarkı söyleyebilirsiniz , güzel bir dans edebilirsiniz , mutlu bir hayat sürebilirsiniz , yaşamınız daimi bir bayram olabilir; bunu kimse bozamaz. İnsan ancak kendisine karşı tüm sorumluluğu üstüne aldığı zaman birey olur.

Gerçek kişi sadece tek bir şeyi umursar ; hayatımı yaşıyormuyum , yaşamıyormuyum , hayatımı kendi vizyonuma, kendi varoluşuma göre mi yaşıyorum? Bu benim hayatım ve kendime karşı sorumluyum

Zihin her zaman sorumluluğu başkasına atmak ister ; zihin her zaman köle olmak ister. Zihin bir köledir. O özgürlükten korkar , o sorumluluktan korkar
Bu sizin hayatınız. Başka biri yok. Eğer gülerseniz siz gülersiniz; eğer ağlarsanız , siz ağlarsınız. Başka kimse sorumlu değildir.

Tao Üç Hazine , Cilt III
The Book of the Books , Cilt III
Osho

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hiçbirimiz sahipsiz değiliz…

 

Bir derviş günün birinde sakal traşı olmaya berbere gider… Berber tam usturayı eline almışken içeri çok sinirli bir adam girer… Başlar bizim dervişe sövmeye…Derviş hiç cevap vermez… Sakal traşı olmaya devam eder… Fakat adam giderek sataşmalarını arttırır… ‘Kabak kafa ‘ der… ‘Kalk ordan da biz traş olalım’ der… Bizim derviş yine hiç cevap vermeden kalkar berber koltuğundan yerini verir… Kabak kafa aşağı… Kabak kafa yukarı… Adam traşı bitene kadar dervişe söver durur… Sonunda işi biter ve berberden çıkar… Tam yolu geçecekken bir araba çarpar… Ağır yaralanır… Berber dervişe döner… Çok ağır olmadı mı derviş efendi der… Derviş cevap verir… Bana ağır gelmedi ama Yaradana ağır gelmiş olmalı diye cevap verir….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yolda olmanın tadına varmalı…

Çıktığımız yolda yaşadığımız tecrübelerin tadına varmalı… Portokal bahçelerini, menekşeleri, kartalı, leoparın pençelerini görebilmeliyiz… Bizi biz yapacak olan budur… Belkide yolda yaşanacak  tecrübeler bizi amacımıza götüreceklerdir… Varmayı takıntı haline getiren zihnimizi sakinleştirip, yolculuğun tadını çıkarmaya ne dersiniz???

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hiçbirşey göründüğü gibi değildir…

 

İki melek yeryüzünü dolaşmaya çıkmışlar.  Tabii insan kılığında. Akşam olmuş. Kentin en zengin semtinde lüks bir villanın kapısını Tanrı misafiri olarak çalmışlar.

 

Ev sahipleri somurtarak buyur etmişler onları. Yemek falan teklif etmemişler. Sıcacık misafir odaları yerine, buz gibi ve nemli bodruma iki şilte atıp; “Geceyi burada geçirebilirsiniz” demişler. Şilteleri betona sererken, yaşlı melek duvarda bir çatlak görmüş. Elini uzatmış. Şöyle bir sürmüş yarığa. Duvar eskisinden sağlam olmuş.

 

Genç melek: “Niye yaptın bunu?” diye sormuş merakla. “Her şey her zaman göründüğü gibi değildir” demiş yaşlı melek yavaşça.

 

Ertesi akşam melekler bir köy evinde çok fakir, ama çok iyiliksever bir aileye misafir olmuşlar. Her şeyleri bir tanecik inekleri imiş. Onun sütünü satıp geçiniyorlarmış. Ev sahipleri mütevazı sofralarına almış onları. Allah ne verdiyse beraber yemişler. Yatma zamanı gelince kadın: “Siz uzun yoldan geliyorsunuz, yorgun olmalısınız”demiş. “Bizim yatakta siz yatın, bir rahat uyuyun. Biz şu divanda idare ederiz.” Güneş doğarken uyanan melekler, zavallı adamla karısını iki gözleri iki çeşme ağlar bulmuşlar. Hayattaki tek servetleri inekleri bahçede ölü yatıyormuş.

 

Genç melek öfkeden deliye dönmüş. “Bunu nasıl yaparsın. Bu kadar iyi insanların yegane servetinin ölmesine nasıl izin verirsin. Önceki gece gittiğimiz villada her şey vardı, ama kötü ev sahipleri bize hiçbir şey vermediler. Sen onların bodrumlarını tamir ettin. Bu fakir insanlar bizimle her şeylerini paylaştılar ineklerinin ölmesine göz yumdun?..” “Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat” demiş, yaşlı melek gene.

 

“Nasıl yani?” diye daha da öfkeyle yinelemiş sorusunu genç melek. “Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat” demiş yaşlı melek bir daha.

 

Ve anlatmış. “İlk gittiğimiz zengin evinin o duvar çatlağının içinde yıllar önceden saklanmış bir hazine vardı. Ev sahipleri, zenginlikleri ile çok mağrur, ama hiç paylaşmayı sevmeyen insanlar oldukları için bu defineyi bulmayı hakketmemişlerdi. Çatlağı kapayıp, onları bu hazineden ebediyen mahrum ettim.

 

 Dün gece fakir köylünün yatağında yatarken ölüm meleği, adamın karısını almaya geldi. Kadının hayatını bağışlamasına karşılık ona ineği verdim. her şey her zaman göründüğü gibi değildir. İşler bazen istendiği gibi gitmez göründüğünde, aslında olan budur. Eğer inançlı isen, her işte bir hayır olduğunu düşünürsün. O hayrın ne olduğunu da, bir süre sonra anlarsın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

İnsanlara kendileri olmaları için yardım et…

 

 

İnsanların doğal olmaları için yardım et,
İnsanlara özgür olmaları için yardım et,
İnsanlara kendileri olmaları için yardım et.
Ve asla hiç kimseye güç uygulamaya, itip kakmaya ve hükmetmeye çalışma.
Bunlar egonun yöntemleridir.

OSHo

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »