İlk kararın doğruysa işler yolunda gidiyor…

 

Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış olan kralın yanına gider. Krala şun…u sorar..
– Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük varmadır ? Elbette’ der. Kaç bacağın var senin ?
Adam soruya şaşırarak efendim der. Kral..
– Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin ?
Elbette diye cevap verir adam. Kral..
– O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver.
Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. Tamam der kral. Şimdi de öteki bacağını kaldır. Adam şaşırır. Bu imkansız kralım der. Gördün mü ? der kral özgürlük budur. Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil. Hayat gerçekten böyleydi. İlk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu.
Hayat hata kabul etmiyordu. İlk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu ama eğer yanlış bir karar aldıysan, her şey zincirleme yanlış gidiyordu. Hayat kararlardan ibaretti ve
kararlar birer kibritti. Doğru yerde ateşlediğinde seni ısıtacak ateş, çorbanı kaynatacak ateş oluyordu, yanlış yerde ateşlediğin vakit ise içinde bulunduğun evle birlikte senide yakıyordu. Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi.
Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu. Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek
yetmiyordu. Çok daha önemli olan başka bir şey vardı.
Kendini bilmek ; Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundaydın.
Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyordun. Ve kararlar birer kibritti ; Ya kendini yakıyordun ya da ısıtıyordun…!
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yi Jin Jing (Kas ve Tendon gelişimi) aynı zamanda efsanevi Shaolin savaş sanatlarının kaynağı olan egzersizdir.

Yi Jin Jing ya da Kas ve Tendon Değişim Klasiği, Zen Budizm’in kurucusu Bodhidharma tarafından yaratılmış olan efsanevi bir çalışmadır. Yi Jin Jing aynı zamanda efsanevi Shaolin savaş sanatlarının kaynağı olan egzersizdir.  Bodhidharma bu çalışmayı, rahiplerin beden ve akıl sağlıklarını mükemmelleştirmeleri için geliştirmiştir. Bedeni mükemmel sağlık ve enerji durumuna ulaştırmak için Çin tarihi boyunca geliştirilmiş en etkili birkaç egzersizden bir tanesi olan Yi Jin Jing aynı zamanda, ruhsal yolda ilerlerken yapılan hataların sonucunda bedende ve zihinde oluşan sorunları da temizleme becerisiyle ünlüdür.

 Uygulaması 20 dakika kadar süren, kasların ve tendonların kullanımını gerektiren son derece zevkli bir çalışmadır. Çalışma ilk 100 günde maksimum etkilerini göstermesine karşın genellikle eğitimler sırasında sık sık ilginç iyileşmelerle karşılaşılmaktadır.

 Çalışma gerçekten de ilk olarak bedende bulunan iltihapları temizlemektedir. Bedende yer etmiş olan bu iltihaplar kalp ve damar hastalıklarının temel nedeni olduğundan ilk önemli etkilerini kalp ve damar sistemi üzerinde göstermektedir.  Yi Jin Jing çalışan öğrencilerin ortak gözlemi günlük enerjilerinin sürekli olarak artması ve bedenlerindeki sağlık sorunlarının kısa bir sürede gözle görülür şekilde iyileşmeye başlamasıdır.

Çalışma Cem Şen ve kendisinin yetiştirdiği eğitmenler tarafından verilmektedir
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Onardıklarımız, onaramadıklarımız…

 

Hayat bu kadar basit bir şey işte.

Yaptıklarımız, yapmak istediklerimiz, özlediklerimiz, pişman olduklarımız, onardıklarımız,  onaramadıklarımız… Hepsi basit, minicik şeyler ama ulaşamadıkça, çözemedikçe, yenemedikçe bize kocaman geliyor…

 

cAN dÜNDAR

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sen kendini geliştir…

RAKİBİN  ÇİZGİSİ
Zamanında Çin’ in küçük bir köyünde bir kung-fu okulu varmış. Okulun yaşlı ve bilge olan hocası öğrencilerine sadece bedensel eğitim değil zihinsel eğitiminde önemli olduğunu anlatırmış.

Öğrencilerinde biri zeki olmasına rağmen dersleri pek umursamayan vurdumduymaz bir karaktermiş. Onun bu hali hocanın gözünden kaçmaz ve devamlı kendini uyarırmış. Günler böyle geçerken bilge hoca b…u öğrencisini başka bir öğrenciyle müsabakaya kaldırmış. Müsabaka başlamış.

Haylaz öğrenci yaptığı her hareketin, attığı yumruk ve tekmelerin rakibi tarafından ustalıkla savuşturulduğunu görünce daha da hırslanmış ve kural dışı hareketler yapmaya başlamış. Rakibi onları savuşturmuş. Daha da sinirlenen öğrenci hiçbirşeyin kar etmediğini görünce oturmuş hırsından ağlamaya başlamış. Müsabaka bitmiş. Haylaz öğrenci ağlarken omuzunda bir elhissetmiş. Kafasını kaldırıp baktığında hocasını kendisine gülümsediğini görmüş. Bilge hoca öğrencisinin yanına oturmuş ve toprağa 15-20 cm uzunluğunda bir çizgi çizmiş;

– Bu rakibinin çizgisi. Bunu nasıl kısaltırsın? demiş.
Öğrenci bu soru üzerine çizgiyi ikiye bölerek:
– Böyle kısaltırım demiş,
– Hayır, demiş hocası
Öğrenci bu sefer çizgiyi üçe bölmüş;
– Böyle kısaltırım.
Hoca gülümsemiş. Ve yere aynı uzunlukta bir çizgi çizmiş;
– Bu rakibin çizgisi. Sonra yanına onun iki katı uzunlukta bir çizgi çekmiş ve eklemiş:
– Bu da senin çizgin. Sen rakibinin çizgisini kısaltmak yerine kendi çizgini uzatırsan rakibinin çizgisi doğal olarak kısalacaktır. Sen kendini geliştir. Uğraştığın insanlar zaten o zaman geride kalacaktır
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sana yapılmasını istemediğin kötülüğü başkasına yapma…

mutluluk resimleri

İnsanın amacı sadece şu olabilir: Kendin ne kadar mutlu olmak istiyorsan başkalarını da o kadar mutlu et ve sana yapılmasını istemediğin kötülüğü başkasına yapma.”
Ölüm Döşeğindeki Adam s.31

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bedeninizi simartin; temiz havada yuruyus yapin ki cigerlerinize daha fazla oksijen alin, size uygun sporu bulun ve onu hayatinizin bir parcasi haline getirin…

Mukemmel bir mekanizma vucudumuz. Sadece oturup televizyon izlerken bile milyonlarca kucuk hucre calisiyor bizim icin ayni anda. Koltuktan kalkip su icmeye mutfaga gitmek, kitap okumak, yemek yemek, dans etmek ya da gun icerisinde otomatik olarak yaptigimiz butun eylemler icin icerde o birbirinden guzel milyonlarca hucrenin birbirleriyle uyum icerisinde hareket etmesine ihtiyacimiz var.

Bu mukemmel isleyen mekanizmaya ne siklikta tesekkur ediyorsunuz? Bu birbirinden guzel hucrelere ne sIklikta onlari sevdiginizi soyluyorsunuz? Yoksa onlar sadece hastalandiginizda mi akliniza geliyor? Yoksa en sIk tekrarladiginiz cumleler “vucudumu sevmiyorum, kollarim kalin, gobegim cok buyuk, cok kilo aldim” mi? Yoksa siz de her firsatta vucudunuzu nasil degistirebileceginizi dusunenlerden misiniz? Oysa dusunceler hayatimiza sekil verdigi gibi bedenimize de sekil veriyor. Butun hucreleriniz siz ne derseniz onu yapiyor, siz onlar hakkinda ne dusunurseniz onu yaratiyor. O yuzden kilo vermeye kafamizi taktigimizda daha cok kilo aliyor, bir hastaliktan korktugumuzda onu kendimize cekiyoruz.

Bedenlerinizi sevin, onlara tekrar tekrar tesekkur edin sizin icin sarfettikleri butun efor icin. Her gece yataga girdiginizde o guzel hucrelerinize onlari ne kadar cok sevdiginizi soyleyin ve o gunu guzelce gecirmenizi sagladiklari icin onlara sukranlarinizi sunun. Emin olun sadece bu kucuk egzersizle bile kendinizi cok daha neseli, mutlu hissedeceksiniz. Aynanin karsisina gecin ve ne kadar guzel oldugunuza bakin; kendinize ne kadar guzel oldugunuzu gormek icin izin verin. Dergilerdeki, dizilerdeki insanlara benzemiyorsaniz ronesans donemi tablolarina bakin. Unutmayin guzellik bakanin gozundedir, onemli olan ne pahasina olursa olsun sifir beden olmak degil, saglikli olmaktir.  Bedeninizi simartin; temiz havada yuruyus yapin ki cigerlerinize daha fazla oksijen alin, size uygun sporu bulun ve onu hayatinizin bir parcasi haline getirin, guzel ilik banyolar hazirlayin kendinize. Bedeninizi mutlu eden ne varsa onu yapin. Bedeniniz her an sizinle konusuyor, onu dinleyin.

Unutmayin hucreleriniz mutlu olurlarsa sizi de mutlu ederler; gercek saglik ruhla beden uyum icinde oldugunda basliyor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eski eşyaları atmamın vakti geldi artık…Çünkü nereye gidersem gideyim kendimi de yanımda götürecektim ve ben bana yeterdim…

Birkaç gün önce eski eşyalarımı atma vaktinin geldiğini düşünerek etraftaki eski dergileri, katalogları, tarihi geçmiş faturaları toplamaya başlamıştım.  Zaten uzun zamandır eşyalarımı azaltmaya ve yeni eşya almamaya çalışıyordum. Ne kadar az eşya o kadar özgürlük
demekti benim için. Zaman içinde istemeden ne kadar çok şey biriktirmiştim. Karmakarışık çekmeceleri boşalttıkça dejavu üstüne dejavu yaşıyordum. Sakladığım her şeyin bir anısı vardı bende. Ama biliyordumki bugün bunların hiçbirine ihtiyacım yoktu. Çünkü nereye gidersem gideyim kendimi de yanımda götürecektim ve ben bana yeterdim. 

Ziyaret ettiğim müzelerin giriş biletleri, okuduğum okulların öğrenci kimlik kartları, on yıl öncesine ait bir milli piyango bileti vardı karmakarışık çekmecelerin içinde.  Yıllar öncesinin üniversite hazırlık test kâğıtları…  Çöp poşetine atmadan önce içlerinden birkaç soru çözmeye çalıştım. O zamanlar kolaylıkla çözebildiğim soruları şimdi çözemiyordum. O zaman çözemediklerimi ise şimdi rahatlıkla çözebildiğimi fark ettim.

Bütün o çer çöpün arasında atmaya kıyamadıklarım da oldu. Sararmış eski fotoğrafları,  bir zamanlar alıp da hiç okuyamadığım kitapları bir kenara ayırdım. Belki de hiçbir zaman okuyamayacaktım onları biliyordum ama yine de atmaya kıyamadım. Hiç olmazsa ihtiyacı olan birilerine vermeliydim. Kim bilir belki de gün gelecek hepsini okuyacaktım. Belki de kitaplar tarafımdan okunmak için en uygun zamanı bekliyorlardı.

Ve eve gelen arkadaşlarım ne oldu yeni mi taşındın buraya dediklerinde yooo hayır kendime yeni taşındım diyorum yüzümde muzır bir gülümsemeyle…

Siz de kendinize taşının ve evinizi ferah tutun… Rahatlayın ve kurtulun geçmişin o ağırlıklarından…

Güneşi içeri alın…

Cem Özüak’a teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bağırma, çağırma, korku ve öfkenin altında sadece sevilme ihtiyacı yatar…

Tüm bağırma, çağırma, öfke, endişe, nefret ve korku, daha çok SEVGiYE duyulan ih…tiyacı açığa VURAN duygulardır. Sen yüreğini sevgiye AÇ, sevgi AKIT, onlar kendiliğinden GiDER
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güzel bir gün ve ben bunu göremiyorum…

http://youtu.be/ym6WzaibnvA

2010 yılının en iyi kısa filmi…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sizi böyle bekleyen var mı? …

 

9 Yaşındaki bir çocuğun çizmiş olduğu resim.
Anlamına Gelince…

Denizde tahterevalliye binmiş iki kuş değil…
Çocuğun açıklaması…
İki kuş var biri kafeste diğeri özgür gibi gözüküyor ama ….

Aslında İkiside Esir…
Çünkü diğeri uçarsa arkadaşı Ölecek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kimse başkasının eğlencesi olmak istemiyor…

 

 

…Deniz kenarında yaşayan ve martıları seven bir çocuk vardı. Her sabah denize inip martılarla dolaşırdı. Yanına sayılamayacak kadar çok, yüzlerce kuş gelirdi.Bir gün babası ona deki ki, ‘Martıların seninle dolaşmaya geldiklerini duyuyorum  birkaçını bana getir de oynayayım.’ Ertesi gün, deniz kıyısına gittiğinde, martılar başının üstünde turladılar ama aşağı inip yanına gelmedi-ler…

Herkes özgür olmak istiyor… Kimse başkasının eğlencesi olmak istemiyor…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bunlar neden başıma geldi diyenlere ufak bir öykü…

Brenda, yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir   kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.

Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Brenda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.

Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens, yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca… Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et.”

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mı?” diye bağırdı.”

Brenda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:

“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım…”

Alıntı…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ormanda kendimi iyi hissetmek, bana,doğal geldiği için esenliğimin nedenini analiz etmek aklıma gelmedi. Meğer bu konuda bilimsel araştırmalar varmış…

 

Günün kendimi en iyi hissettiğim zamanı ormanda yürüdüğüm anlardır. İlk adımlarımı atamaz hissediyorum, ormanda yürümenin bana iyi geldiğini. Ana yoldan ormana dönen tenha yola girmemle başlıyor hatta bu duygu.
Ormanın eşsiz kokusu içeri doluyor. Güneş, ağaçları limon gibi sıkıp çıkardığı kokularını ormanın üstüne serpti sanki.
Bu yürüyüş anlarının günün en iyi anları olması diğer saatleri sevmediğim şeyleri yaparak geçirdiğim anlamına gelmiyor. Sevmeden yapmadığım bir şey yok. Hayatım basit, tenha, temiz, gürültüsüz, acelesiz, düzenli, mütevazı.
Ormanda kendimi iyi hissetmek, bana,doğal geldiği için esenliğimin nedenini analiz etmek aklıma gelmedi. Meğer bu konuda bilimsel araştırmalar varmış.

Manzaranın olumlu etkisi
İlklerinden biri 1985’te bir hastanede yapıldı ve beni hiç şaşırtmayan bir gerçeği ortaya çıkardı: Pencereleri doğal bir manzaraya bakan ameliyat geçirmiş hastalar, odaları duvarlara bakanlardan daha çabuk taburcu oluyor. Daha az ağrı kesiciye ihtiyaç duyuyor.
Daha sonra yapılan birçok araştırmanın ortak sonucu doğada geçirilen zamanın insan sağlığına iyi geldiğidir.
Japonya’da koru gezintilerine shinrin-yoku deniyor- Orman Banyosu.
Aynı kişiler üzerinde, ormanda ve şehirde yapılan tansiyon ölçümleri Orman Banyosu yapanların tansiyonunda kayda değer düşüş olduğunu gösterdi. Şehirde yapılan yürüyüş ile ormanda yapılan yürüyüşten sonra alınan idrar örneklerinin ikincisinde çok daha az stres hormonu bulundu. Kalp atışlarında yavaşlama oldu. Olumlu duygular çoğaldı, olumsuz duygular azaldı. Hastalık önleyici bazı hormonlarda yükselme görüldü.
Bu incelemeleri yapan bilim adamlarına göre olumluluklar, muhtemelen, bitkilerin bakteri ve mantarlara karşı korunmak için çıkardıkları bazı bileşimlerin nefes yoluyla insana geçmesinden kaynaklanıyor.
Kuş sesleri duyuyorum. Dönüş yolunda göçmen kuşlar sanıyorum önce. Ama sessiz ormanın üstünde döne döne, hiçbir zaman birbirlerinden fazla ayrılmadan, garkk garkk öterek uçanlar kartal. On üç tane. İlk defa bu kadar büyük bir grup görüyorum. İkisi kanat dokunduracak kadar yaklaşıyor birbirine, sonra uzaklaşıyor. Biri diğerini kovalayıp üzerine konuyor, birkaç dakika böyle uçuyorlar.
Görünmez oluncaya kadar seyrediyorum onları. Ve içimde isimsiz bir minnet duygusu, yürümeye devam ediyorum, doğanın enerjisini, dinginliğini, güzelliğini, sonsuzluğunu soluyarak.

 

oRMAN bANYOSU-mETİN mÜNİR

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ruhumun güneşi doğmak üzere…

Yağmur var sanki içimde, şelaleye mi, yoksa okyanusa mı yolculuk bilemiyorum. İçimdeki durgunluk, dinginlik rüzgar oldu sanki.. gah yağmur olup ağlatıyor, gah güneş olup güldürüyor. Neler yazıyorum bilmiyorum ama yazmam gerektiğini biliyorum. bir anda, her . Ruhumun  güneşi doğmak üzere…

Gönül bağım olan, olmayan tüm canlara selam olsun.

 

 

 

İsmail Bülbül’e teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir düşünce bir sonrakini tetikler…

İki ördek kavga ettiğinde ki hiç uzun sürmez- bir süre sonra ayrıldıklarını ve farklı yönlere uçtuklarını görürüsünüz. Bir birlerinden ayrılınca güçlü bir şekilde kanatlarını çırparlar ve böylede kavga sırasında topladıkları aşırı enerjiyi atarlar üzerlerinden . Hiç bir şey olmamış gibi huzurla süzülürler.

Eğer ördekler insan zihnine sahip olsalardı, kavgayı düşüncede canlı tutar, hikayeler kurarlardı. Bir ördeğin hikayesi muhtemelen şöyle olurdu: Az önce yaptığına inanamıyorum. On santim yanıma yaklaştı . Sanki gölün sahibi oymuş gibi davranıyor. Özel alanıma hiç saygısı yok. Bir dahaki sefere beni kızdırmak için başka şeyler yapacak. Bir dahaki sefere ona unutamayacağı bir ders vereceğim. Böylelikle , zihin bir sürü hikayeler kurup durur ve aradan zaman da geçse , öfke ilk günkü gibi devam eder ve unutmaz.

Vücuda gelince , düşüncelerde kavga hala devam ettiğinden , vücut da gerçekle düşünceler arasındaki farkı bilmediğinden , bütün düşünceler için hormonal ve enerjisel tepkiler vermeye devam eder. Kavga halini yaşayarak hep kavgaya hazır tutar kendisini. Bir düşünce bir sonrakini tetikleyerek tamamen düşüncelerden oluşan zincirleme bir reaksiyona dönüşür..

Bir insan zihni olsaydı zavallı ördek böyle düşünecekti. Ama malesef bir çok insan aynı bu şekilde yaşıyor tüm hayatını. Bir çok olay gerçekte bitmiyor. Ördeğin bize verdiği ders şudur: Kanatlarını çırp yani Hikayelerle beyninin içinde yaşayıp durmayı bırak ve tek gerçeğe geri dön :
Şimdiye , anı yaşamaya.

Eckhart Tolle Şimdinin Gücü

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »