kendini tekrarlayan durumları ARTIK AŞALIM…

Alışkanlık bir kağnı tekerleğindeki çatlak gibidir. Biz o kağnıda yolculuk ederken tekerlek döner ve çatlağa geldiğinde sıçramanıza, canınızın yanmasına neden olur.

Alışkanlık haline getirdiğimiz, deneyimi boşa harcadığımız için tekrarlayıp durduğumuz ve canımızı yakan, kendini tekrarlayan durumları ARTIK AŞALIM…

Belli bir alışkanlık aracığılıyla sürekli olarak tatmin olacağımızı sanır, buna inandığımız için de farkında olmadan acı verir ve acı çekeriz…

Artık acı vermeyi de acı çekmeyi de bırakalım… Bakalım bir sonraki derste neler var öyle değil mi???

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

tam bir özgürlük içerisinde, dikkatle ve farkındalıkla, ”KENDİNİZİ”i seyredin…

File:Jiddu Krishnamurti 01.jpg

Duygularınızı, düşüncelerinizi, hareketlerinizi, tepkilerinizi;

kaçmadan, biriktirmeden,  isimlendirmeden, sınıflandırmadan, etiketlendirmeden;

direnmeden, bastırmadan, kontrol etmeye çalışmadan, yadsımadan, onaylamadan, yansıtmadan, yargılamadan (güzel-çirkin, doğru-yanlış ayrımı yapmadan);

herhangi bir kalıba, inanca, dine, dogmaya, öndere, öğretmene,  ideale, modele bağlı olmaksızın;

yorumlamadan, tam bir özgürlük içerisinde,  dikkatle ve  farkındalıkla, ”KENDİNİZİ”i seyredin.

Değiştirmeye çalışmayın, olduğunuz yerde, olduğunuz gibi kalın.

Krishnamurti

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

genel gecer begeniler…

Begendigin veya begenmedigin hicbir sey icin “bu benim gercek zevkim” deme…

genel gecer begeniler için  sabit tutumlar gelistirme.Yasayip gorduklerine göre neyi begenmen ve neyi elemen gerektigi sürekli değiştirecektir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her gün bana geleceğine bir gün kendine gel….

 

zirve

İNSAN HEP KURTARILMAYI BEKLER……..

Keşfedilmeyi, alınıp götürülmeyi. Sanki bu dünyadan değildir. Başka bir gezegenden gelip alınsın ister, başka insanlar tarafından keşfedilsin, sevdikleri tarafından kucaklansın.

Hep bekler durur. Başkalarının beklentilerini karşılar, ama kendi beklentilerini BEKLEME’ye alır.
…
Onun beklentileri kendi içindedir. Kalbinde gönlünde, aklının bir köşesindedir. Onları beklemeye aldığı sürece, mutsuzdur.
Çünkü kimse onu gelip kurtarmayacaktır. Kimse keşfetmeyecektir. O ancak kendini keşfedebilir. Kendini kucaklayabilir.

Kendini sevdiği, kucakladığı sürece de kendi olmaya başlar.
KENDİMİZ EVET.İÇİNDE TÜM KAİNATIN SIRRINI TAŞIYAN,BİZLER..

Her gün kendisini ziyarete gelen dervişe şeyhi der ki:

“Her gün bana geleceğine bir gün kendine gel….

Kevser Yalçın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Affetmenin yolları…

1) Affetmenin sağlıklı kalmaya vesile olan davranış olduğunu… kabul edelim.
2) Affetmek ilk anda zor gelse de öfkenin getirdiği zararları ortadan kaldırır.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek istemeyebiliriz
ama affetmeye istekliyim demek bile Af sürecini başlatır.
3) Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Koşullu affetmek yoktur.
Affetmek istediğiniz insanın değişmesini beklemeyin. Önce o affetsin demeyin.
4)Önce kendinizi bağışlayın.
Nasıl mı? Bir çiçek alın. Sularken güzel sözler söyleyin. O sözleri bir de
kendinize söyleyin…Bunu lütfen deneyin.
5) Bunu yazın kapınızda bulunsun: “Mutluluk iyi bir sağlık, kötü bir hafıza
demektir.”
( Albert Schweitzer

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hatırlanma şeklinizi, karşınızdakiler değil, sizin yaşamda bıraktığınız izler belirleyecek…

gökyüzü ve güneş avatarı, sky and the sun avatar

Sen de dedem gibi ölecek misin, anneanne?” sözleri hasta odasında yoğun sessizlik yaşanmasına neden olmuştu. Geçirdiği ameliyatlardan sonra pek toparlayamamış yaşlı bayan hastamızı ilkokula yeni başlamış torunu ve kızı ziyarete gelmişti. Küçük çocukları hasta ziyaretine kabul etmememiz başlangıçta sorun yaratmış, kısa süreli ziyaret için izin koparmışlardı.
Hasta odasında ana kız konuşup dertleşirken torun araya girip sormuştu o can sıkıcı soruyu. Kafamı eğip elimdeki dosya ile ilgileniyormuş gibi yaptım. Hastamız torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak “Şimdi değil, iyileşip eve döneceğim, merak etme. Hemen ölmeyeceğim.
Ama erveya geç hepimiz öleceğiz” dedi. Torun yanıttan pek tatmin olmuş gibi değildi.
        – Ama bu haksızlık, anneanne. Ölünce onlar ı bir daha göremiyoruz.

Dedemi çok özledim ben.
        -Merak etme, insanlar ölünce görünmez olurlar ama hepten yok olmazlar.
        Torun bir süre anneannesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü.
Sonra “Peki insanlar ne oluyor, ölünce” diye sordu. Anneanne önce bana sonra kızına baktı.

Torununun saçını okşayarak;
        -Bir şekilde aramızda oluyorlar, ölenler. Kimi bir renk, kimi tat veya koku kimi de dokunuş olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı puf böreğini hiç unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı bulsam annemin orada yanımda olduğunu bilirim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuş ile hatırlarım. Nerede bir rüzgar saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, sevinirim. 
        -Peki sen ölünce ne olup geleceksin, anneanne? 
        -Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına.
        Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odad an çıktıktan sonra hastamız torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olmadığımız için teşekkür etti. 
     Birkaç gün sonra hastamızın baş ucunda suluboya bir resim vardı.
Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı,
resimde. Hastamız resim ile ilgilendiğimi görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp;
        -Torunum benim için yapmış bu resmi, doktor bey.
Resimdeki kız kendisiymiş. Karar vermiş,

ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için.

Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle.

Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş.
  Gözleri dolmuştu. Birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. “Torunumun gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş. Daha ne olsun?” dedi. Öğle arasında bahçeye çıktım. Yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor,ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu.


 
Ya siz !!!!

Nasıl hatırlanmak istiyorsunuz !!!  ???

Hatırlanma şeklinizi, karşınızdakiler değil, sizin yaşamda bıraktığınız izler belirleyecek… 

 

 

 

__._,_.___

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayat ne kadar güzel…

Bir köylü bilgenin yanına geldi ve şikayete başladı:”N’olur bana yardım edin, yoksa çıldıracağım. Tek odalı bir evde yaşıyoruz. Ben, karım, çocuklanm, … karımın akraba- ları. Herkesin siniri tepesinde. Birbirimize bağınp duruyoruz. Oda sanki bir cehenneme döndü.””Sana söyleyeceğimşeyi yapacağına söz verir misin?” di­ye sordu bilge ciddi bir sesle.

“Yemin ederim, ne söylerseniz yapacağım.” “Pekala. Kaç hayvanın var?” “Bir inek, bir keçive altı tavuk.”

“Onlann hepsini evinize al. Bir hafta sonra yanıma yine gel.”

Bilgenin talebesi çok şaşırmıştı, ama itaat edeceğine söz vermişti bir kere. Böylece, hayvanlan da odaya aldı.

Bir hafta sonra geldiğinde perişan haldeydi. Acı ve ke­derle inliyordu. “Mahvolmuş durumdayız. Pislik! Koku! Gü­rültü! Hepimizin aklını kaçırmasına ramak kaldı!” Bu defa: “Şimdi git ve hayvanlan evden çıkar” dedi bilge. Adam eve kadar hiç durmadan koştu. Ertesi gün bilgenin yanma geldiğinde gözleri mutluluktan parlıyordu:

” Hayvanlar dışanda. Evimiz, öyle sessiz, öyle temiz ve öyle geniş ki. Sanki bir cennet!”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beş Element sırasıyla şu elementlerden oluşur: METAL, SU, AĞAÇ, ATEŞ ve TOPRAK… ve organlardaki etkileri…

 

Beş Element sırasıyla şu elementlerden oluşur: METAL, SU, AĞAÇ, ATEŞ ve TOPRAK.

 

Mevsimler beş elemente göre hareket eder:

 

Sohbahar mevsimi METAL elementine ait bir mevsimdir. Bu mevsimde gene METAL elementine ait yin organ akciğerler ve yang organ kalınbağırsaklar fazla çalışır. Bu elementin özelliği kuruluktur; bu nedenle enerji kalitesi kuru ve serindir. Elementin enerjisi aşırı düzeye yükseldiğinde ya da eksik olduğunda bu elemente bağlı olumsuz duygular olan hüzün, üzüntü ve keder hissedilir. Belki de edebiyatta sohbaharın neden hüzür mevsimi olarak adlandırıldığını şimdi başka bir gözle değerlendirebilirsiniz.

METAL elementine ait organların çalışmalarında bir bozukluk olduğunda da bu olumsuz duygular hissedilir. Bu organlar düzgün çalıştığında ya da elementin enerjisi dengeli olduğunda METAL elementinin olumlu duygusu olan cesaret duygusu hissedilir. Keskin ve baharatlı tatlar METAL enerjisinin artmasını sağlarlar. Bu tatlar METAL elementinin tatlarıdır. Bu element aynı zamanda derimizi, burnumuzu ve koku duyumuzu kontrol eder. Dolayısıyla derimizin durumu bize bedenimizdeki METAL enerjisi hakkında da bilgi verir. METAL elementi SU elementini besler ve yaratır; TOPRAK elementi tarafından beslenir ya da yaratılır; ATEŞ elementi tarafından denetlenir ya da yokedilir; AĞAÇ elementini denetler ya da yokeder.

 

Kış mevsimi SU elementine ait bir mevsimdir. Bu mevsimde gene SU elementine ait yin organ böbrekler ve yang organ mesane fazla çalışır. Bu elementin özelliği soğukluktur; bu nedenle enerji kalitesi nemli ve soğuktur. Elementin enerjisi aşırı düzeye yükseldiğinde ya da eksik olduğunda bu elemente bağlı olumsuz duygu olan korku hissedilir. SU elementine ait organların çalışmalarında bir bozukluk olduğunda da bu olumsuz duygu hissedilir. Bu organlar düzgün çalıştığında ya da elementin enerjisi dengeli olduğunda SU elementinin olumlu duygusu olan dinginlik duygusu hissedilir. Tuzlu tatlar SU enerjisinin artmasını sağlarlar. Bu tatlar SU elementinin tatlarıdır. Bu element aynı zamanda kemiklerimizi, kulaklarımızı ve duyma duyumuzu kontrol eder. Dolayısıyla kemiklerimizin durumu bize bedenimizdeki SU enerjisi hakkında da bilgi verir. SU elementi AĞAÇ elementini besler ve yaratır; METAL elementi tarafından beslenir ya da yaratılır; TOPRAK elementi tarafından denetlenir ya da yokedilir; ATEŞ elementini denetler ya da yokeder.

 

İlkbahar mevsimi AĞAÇ elementine ait bir mevsimdir. Bu mevsimde gene AĞAÇ elementine ait yin organ karaciğer ve yang organ safra kesesi fazla çalışır. Bu elementin özelliği nemliliktir; bu nedenle enerji kalitesi nemli ve ılıktır. Elementin enerjisi aşırı düzeye yükseldiğinde ya da eksik olduğunda bu elemente bağlı olumsuz duygu olan öfke hissedilir. AĞAÇ elementine ait organların çalışmalarında bir bozukluk olduğunda da bu olumsuz duygu hissedilir. Bu organlar düzgün çalıştığında ya da elementin enerjisi dengeli olduğunda AĞAÇ elementinin olumlu duygusu olan sevecenlik duygusu hissedilir. Ekşi tatlar AĞAÇ enerjisinin artmasını sağlarlar. Bu tatlar AĞAÇ elementinin tatlarıdır. Bu element aynı zamanda tendonlarımızı ve gözlerimizi kontrol eder. Dolayısıyla tendonlarımızın durumu bize bedenimizdeki AĞAÇ enerjisi hakkında da bilgi verir. AĞAÇ elementi ATEŞ elementini besler ve yaratır; SU elementi tarafından beslenir ya da yaratılır; METAL elementi tarafından denetlenir ya da yokedilir; TOPRAK elementini denetler ya da yokeder.

 

Yaz mevsimi ATEŞ elementine ait bir mevsimdir. Bu mevsimde gene ATEŞ elementine ait yin organ kalp ve yang organ ince bağırsak fazla çalışır. Bu elementin özelliği sıcaklıktır; bu nedenle enerji kalitesi kuru ve sıcaktır. Elementin enerjisi aşırı düzeye yükseldiğinde ya da eksik olduğunda bu elemente bağlı olumsuz duygular olan kibir ve acımasızlık hissedilir. ATEŞ elementine ait organların çalışmalarında bir bozukluk olduğunda da bu olumsuz duygu hissedilir. Bu organlar düzgün çalıştığında ya da elementin enerjisi dengeli olduğunda ATEŞ elementinin olumlu duygusu olan sevgi duygusu hissedilir. Acı tatlar ATEŞ enerjisinin artmasını sağlarlar. Bu tatlar ATEŞ elementinin tatlarıdır. Bu element aynı zamanda sinir sistemimizi, dilimizi ve tat alma duygumuzu kontrol eder. Dolayısıyla kaslarımızın durumu bize bedenimizdeki ATEŞ enerjisi hakkında da bilgi verir. ATEŞ elementi TOPRAK elementini besler ve yaratır; AĞAÇ elementi tarafından beslenir ya da yaratılır; SU elementi tarafından denetlenir ya da yokedilir; METAL elementini denetler ya da yokeder.

 

Çin, enerji takvimine göre her mevsimin son 15 günü ya da Yazın Son dönemi TOPRAK elementine ait bir mevsimdir. Bu mevsimde gene TOPRAK elementine ait yin organ dalak ve pankreas ve yang organ mide fazla çalışır. Bu elementin özelliği rutubettir; bu nedenle enerji kalitesi rutubetlidir. Elementin enerjisi aşırı düzeye yükseldiğinde ya da eksik olduğunda bu elemente bağlı olumsuz duygu olan endişe hissedilir. TOPRAK elementine ait organların çalışmalarında bir bozukluk olduğunda da bu olumsuz duygu hissedilir. Bu organlar düzgün çalıştığında ya da elementin enerjisi dengeli olduğunda TOPRAK elementinin olumlu duygusu olan dengelilik duygusu hissedilir. Tatlı tatlar TOPRAK enerjisinin artmasını sağlarlar. Bu tatlar TOPRAK elementinin tatlarıdır. Bu element aynı zamanda kaslarımızı ve ağzımızı kontrol eder. Dolayısıyla kaslarımızın durumu bize bedenimizdeki TOPRAK enerjisi hakkında da bilgi verir. TOPRAK elementi METAL elementini besler ve yaratır; ATEŞ elementi tarafından beslenir ya da yaratılır; AĞAÇ elementi tarafından denetlenir ya da yokedilir; SU elementini denetler ya da yokeder.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Kısasa kısas yapmalı mı? yapmamalı mı?

 

bumerang

Kısasa kısas anlayamadığım ,anlamlandıramadığım şey .

…sana öyle yaptıysa sen de yap,anlasın …. ..

ne gerek var …

enerjimi ve zamanımı harcayayım .

..kimseye bir şey anlatamazsınız o bilinç seviyesinde ve istekde değilse

..Derra..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başkalarını ne kadar dinlemeli…

Kurbağalar bir yarışma düzenlemiş.

Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış.Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: ”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış:”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler.
Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;”Bu işi nasıl başardın?” diye.Ve o anda farkına varmışlar ki; Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bütün bunlar anlattığın gibi mi?”

 

 

 

Bir arkadaşı Mark Twain’e bir olayı anlatıyordu. Konuşma bitiminde yazar sordu:

“Bütün bunlar anlattığın gibi mi?”

“Evet, birebir aynı değilse bile, doğruya yakın sözcüklerle anlattım.” deyince Mark Twain hafifçe gülümsedi:
…
“Doğruya yakın sözcükle doğru sözcük arasında büyük fark vardır; ateş böceği ve ateş arasındaki fark kadar…” dedi.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çakra açma çalışmaları…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sen yanlış bir seçim yaptığını düşündüğün zaman, bunun gerçekten de yanlış olduğunu nereden biliyorsun?

Hayatta artık yanlış diye bir şey olmadığını ve her şeyin bir sebebi olduğunu kabul et. Bu sebepler bazen bilinir, bazen bilinmez, ama her zaman seni ileriye taşırlar. Bazen bu olan şeylerin hiç de iyi bir sebebi yokmuş gibi görünebilir. Ama bundan emin olamazsın. 

Üzerinde mesafe katetmediğin bir yolun kendisini göremezsin. O yolu takip edemezsin. Bazen üzerinde gittiğin yolu bile göremeyebilirsin. “Neden bunlar oldu?”, “Neden bunların olmasına izin verdim?”, “Neden ağzımı açmadım?”, “Neden görmezden geldim?” şeklinde haykırışlarda bulunabilirsin. Veya, “Neden görmezden gelmedim?” diye de hayıflanabilirsin. Hatta bazen “Neden bu zorlu hayata doğduğunu” bile sorguluyor olabilirsin. 

Üzerinde mesafe katettiğimiz bir çok yol var. Gitmediğimiz de bir çok yol var. Sen yanlış bir seçim yaptığını düşündüğün zaman, bunun gerçekten de yanlış olduğunu nereden biliyorsun? Eğer hayatın bütününü birden görebilseydin, belki de başka şekilde düşünürdün. Kim bilir, belki şöyle derdin: “İyi ki yanlış olduğunu zannettiğim şeyi yapmışım. Bunun bana getirdiği iyiliği şimdi görebiliyorum. Bunu yapmış olmanın beni neden kurtardığını şimdi görebiliyorum. Şimdi, hata yaptığımı düşündüğüm yerde aslında doğru davrandığımı görebiliyorum. Zamanında yanlış görünmüş olsa bile, yaptığım seçimin doğru olduğunu şimdi görebiliyorum. 

Zamanında çok savurganlık yapıp parayı çar çur harcamış olabilirsin, ama bu bir hata değil. Evlenmiş, evlenmemiş, hatta istemeden evli kalmaya devam etmiş bile olabilirsin, ama bunlar da birer hata değil. Bunlar sadece senin seçtiğin seçeneklerdi. Şimdi her ne kadar garip ve anlamsız görünürlerse görünsünler, bunlar zamanında senin yaptığın seçimlerdi ve o zaman doğru görünüyorlardı. Yaşam şimdi sana bunun belki de o kadar doğru olmadığını gösteriyordur. Ama farketmez. Sen sadece yaşamının tek bir noktasına bakıyorsun. Bu küçük nokta sana hayatının bütününü gösteremez.

 Bu yaşam oyununu kaybettiğini düşünüyor olsan bile, aslında kazandın. Çünkü zaten hiç bir şekilde kaybedemezsin. Yaptığın seçimlerinin doğru olduğunu ve bu seçimlerin sana hizmet ettiğini, ileride de etmeye devam edeceğini düşün. Şimdi yapabileceğin bir seçim var, ve bunun ne olduğunu sana söylüyorum. Pişman olmayı ve daha sonra uzun zaman bu konuda hayıflanmayı seçebilirsin. Böyle bir seçeneğin var. Ama ben sana yine de, yaptığın seçimlerden dolayı kendini tebrik etmeni tavsiye ediyorum. Sen de bunu yapabilirsin. Seçeneklerden birini yapmaya karar verdiğinde, artık onu geri alamazsın, ve inan hayatını mutlak pişmanlık içinde yaşamanı hiç istemedim. İşte bu mantıksız bir seçim olurdu. Pişman olmayı seçebilir, ve bu seçiminden dolayı yine pişman olabilirsin. Bir nevi kısırdöngü… Ya da, ilerlemeyi ve bütün pişmanlıklarını geride bırakmayı seçebilirsin. Pişmanlıkların sana hizmet etmiyorlar. Onlar seni hırpalıyorlar. Senin yaşam enerjini çalıyorlar. 

Şimdi başını dik tut ve rüzgarın hayatına esmesine izin ver. Esen rüzgarı yüzünde hisset. Sen şimdisin. Sen şimdisin ve kendi önderliğinde yol alıyorsun. Şimdiye kadar hesabını tuttuğun puanın çok daha ilerisindesin. Zamanında yaptığın seçimler artık birer seçim meselesi değil. Onlar zamanında yapıldı ve bitti. Artık onları rahat bırak. Ve artık kendini suçlamaktan vazgeç. 

Çünkü sen zaten harikasın. Sen müthişsin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pencereyi aç, bırak taze hava içeri dolsun…

 

 

Üzgün müsün? Dans et ya da git, duşun altına gir ve beden ısısı kayboldukça üzün…tünün bedenini terk ettiğini gör. Başından aşağı akan suyun etkisiyle, aynı ter ve toz gibi üzüntünün de bedeninden temizlendiğini hisset. Neler olduğunu gör.

Zihnini öyle bir duruma sokmayı dene ki, önceki haliyle çalışamasın.

Herşey olabilir. Aslında asırlar boyunca geliştirilmiş tekniklerin hepsi, zihni eski kalıplardan uzaklaştırma çabasından başka bir şey değildir.

Örneğin, öfkeliysen, birkaç derin nefes alman yeterli. Derin bir nefes al ve derin bir nefes ver, iki dakika yeter. Sonra öfkenin nereye gittiğini gör. Zihni şaşırtıyorsun; ikisi arasında bağlantı kuramıyor. ‘Ne zamandan beri,’ diye zihin sormaya başlıyor, ‘birileri öfkeyle derin nefes alıp vermeye başladı? Neler oluyor?’

Herhangi bir şey yap ama bunu asla tekrarlama; işin aslı bu. Yoksa kendini her üzgün hissettiğinde duş alırsan, zihin bunu alışkanlık haline getirecek. Üç ya da dört kereden sonra zihin öğrenir, ‘Bu önemli değil. Üzgünsün; bu yüzden duş alıyorsun.’ O zaman duş üzüntünün bir parçası haline gelir. Hayır, bunu asla tekrarlama. Her seferinde zihni şaşırtmaya devam et. Yaratıcı ol, hayal gücünü kullan.

Partnerin bir şey söylüyor ve sen kızıyorsun. Genellikle bu olduğunda, ona vurmak ya da bir şey fırlatmak istersin. Bu sefer değişiklik yap: git ona sarıl! Onu kocaman öp, partnerini de şaşırt! Zihnin şaşıracak, sevgilin şaşıracak. Birden hiçbir şey eskisi gibi değil. O zaman zihnin bir mekanizma olduğunu göreceksin; yeni bir şey olduğunda tamamen kayboluyor; zihin yeniyle baş edemez.

Pencereyi aç, bırak taze hava içeri dolsun.

OSHO

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Köpek mutlu ve cesur bir şekilde tapınaktan çıkış yolunu bulmuş…

Çok uzaklarda bir yerlerde, bir tapınak varmış. Bu tapınakta bir oda bin ayna ile kaplıymış. Bir gün, nasıl olmuşsa, bir köpek tapınakta kaybolmuş ve bu odaya gelmiş. Kendinden bin tane birden görünce düşmanı zannettiği görüntülere karşı havlamaya başlamış.

Bu havlamalar ve diş göstermeler kendisine bin katı geri dönüyormuş. Köpek daha da saldırganlaşmış. Gittikçe kontrolden çıkmış ve sonunda, öfkeden oracıkta ölüvermiş.
Bir süre sonra başka bir köpek daha tapınakta kaybolmuş ve aynı aynalı odaya gelmiş. Bu köpek de diğeri gibi etrafının bin tane köpekle çevrili olduğunu sanmış. Sevinç içinde onlara doğru kuyruğunu sallamış ve bu ona bin adet neşeli kuyruk sallaması olarak geri dönmüş. Köpek mutlu ve cesur bir şekilde tapınaktan çıkış yolunu bulmuş.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »