Siz de hayata gelme nedeniniz ne bulmaya çalışın…

Hepimiz hayata belli görevler yapmak için geliyoruz, sebepsiz gelen tek insan yok. Bazılarımızın görevleri çok büyük, bazılarımızın ise ufak, belki bir küçük çocuğun başını okşayıp onu mutlu etmek kadar ufak, ama hepsi görev, hepsi çok önemli.

Siz de hayata gelme nedeniniz ne bulmaya çalışın, diğerlerine ne kadar faydalı olabiliyorsunuz, kimsenin maddi veya manevi hakkını yiyormusunuz, başkalarına zarar veriyormusunuz, ve en yüksek hayrınıza olan yolunuzu bulun.

Her başınıza gelen üzücü olay sizin ruhsal eğitiminiz için bir derstir, onlara dikkat edin ve öğrenin. Bu hayat oyununuzu en az zarar görecek şekilde, kendinizi size bu seferlik verilmiş role fazla kaptırmadan oynayın, karmanızı kirletmeyin ki sonradan ödemek zorunda olacağınız borçlar çıkmasın.

Sevgiler, hayırlı sabahlar. Petek Kitamura

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İşler biraz değişmeye başlamış kalbinde…

 

 Nette tanışan iki genç arkadaş olurlar. zaman içinde sıkı bir dostluğa dönüşen beraberliklerini zedelememek için hiç bir zaman birbirlerini görmemeğe, fiziki özelliklerinden bahsetmemeye karar verirler.

İsimlerin, şekillerin olmadığı sadece ruhların derinliklerinden gelen en samimi duyguların dile getirildiği zaman ve mekan unsurlarından soyutlanmış bir birliktelik içinde sürer dostlukları.

Ve… bir gün bakarlar ki birbirlerini tamamlayan iki varlık olmuşlar. Yazışmadıkları gün hatta saat olmamaya başlamışlar. Adeta nefes alış gibi doğal bir bütünleşme, isim takamadıkları bir aşk gelişmiş içlerinde. Tüm beşeri sıfatlardan sıyrılmış, bambaşka bir halmiş bu.

Aradan geçen zaman zarfında, artık kesinlikle birbirlerinden asla kopamayacaklarına inandıkları gün; tanışmaya ve evlenmeye karar vermişler.

Ve ikisinin de çok iyi bildikleri bir kentin çok iyi tanıdıkları bir sahilinde buluşmak üzere anlaşmışlar.

Hanımın elinde kırmızı güller ve dudaklarında sevgi dolu bir gülümseme olacakmış. Erkek ise hiç bir alamet taşımayacakmış.

Nihayet beklenen gün gelmiş. Genç erkek sözleştikleri yere yaklaştıkça kalbi duracak gibi oluyormuş. İşler biraz değişmeye başlamış kalbinde. Ya çok çirkin bir kadınsa sevdiceği, ya kör, topal ise. Biraz hata yaptığını düşünür gibi olmuş ama çabuk savmış bu kendine ve aşkına yakışmayan düşünceleri zihninden.

Karşıda elinde bir gül tutan ve sağa ,sola bakınan hanımı görmüş. İçi hop etmiş fakat dudaklarında beliren düş kırıklığını biraz olsun giderebilmek için bir, iki derin nefes almış ve son derece kararlı adımlarla hanımın yanına yaklaşmış.

Annesi yaşında hatta daha da yaşlı, saçları pamuk gibi bembeyaz, yüzü yaşadığı yılların derin izleri ile buruşmuş fakat dudaklarında güzel bir o kadar da şaşkın bir tebessümle kendine doğru yaklaşan genç erkeğe bakıyormuş. Gözleri bin bir soru ile kıpırdıyor, yorgun göz kapakları arada bir feri kaçmış gözbebeklerini uzaklara yönlendiriyor ama yaşlı kadın gözlerini genç erkeğin bakışlarına kilitlemeye çalışıyormuş.

Zihninde çeşit, çeşit zıt fikirlerin koşuştuğu genç adam bir, iki yutkundu ve gücünün son raddesindeki bir hıçkırıkla,

– Merhaba aşkım. Nasılsın ? dedi.

Kadere teslim olmuştu. Söz vermişti. Biliyordu her şey olabilirdi. Bir an gözlerini kapadı ve yazışmalarını hatırlamaya çalıştı. Onca duygu dolu kelimeler, sevda yüklü vaatler, parlak gelecekler nasıl olmuştu da bu yaşı geçmiş hatunun kaleminden dökülebilmişti. Bir türlü inanamıyordu fakat gerçek gün gibi ortadaydı.

Yaşlı kadının elinde tuttuğu kırmızı güller aldı ve tarif edilemeyen bir duyguyla onları öptü. Sonra elini uzattı ve,

– Hadi kalkmana yardım edeyim aşkım buradan uzaklaşalım. dedi.

Olanları anlamsız gözlerle seyreden yaşlı kadın dudaklarını araladı ve,

– Ey oğul, ben yıllardır bu kelimeyi unutmuş anan belki ninen yaşta bir kadınım, neler oluyor anlayamadım ama o gülleri elimden niye aldın. Onları bana şu ilerde oturan genç kız verdi, birini bekliyormuş, burada buluşacaklarmış. Gelirse benim tarafımdan bu gülleri ona verir misin demişti. Ben de o genci bekliyordum, yoksa o sen misin?

Genç adam bir an soluksuz kaldı, boğazında düğümlenen hıçkırık ve karmakarışık duygularla yaşlı kadının işaret ettiği yöne baktı. Bir çift sevgi ve minnettarlıkla parlayan yeşil göz kendisine gülümsüyordu. Telaşla yaşlı kadının ellerini öptü ve gülleri ona tekrar vererek işaret edilen tarafa koşmaya başladı. Genç kız da ayağa kalkmış onu bekliyordu.

Seni izledim. şayet gülleri almayıp geri dönseydin sessizce buradan uzaklaşacaktım. Seni doğru tanımışım aşkım . . .

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz…

 

 

Bir bilge kişi, çölde öğrencileriyle otururken demiş ki; “?Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?”

Öğrencilerden biri; “Uzaktaki sürüye bakarım,” demiş, “koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir.”

Başka bir öğrenci söz almış ve “Hocam” demiş, “İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah başlamıştır.”

Bilge kişi, uzun süre susmuş. Ögrenciler meraklanmışlar ve  “Siz ne düşünüyorsunuz hocam?” diye sormuşlar.

Bilge kişi şöyle demiş;  “Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan
ona “bacım” diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan,
milletine, ırkına, dinine aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki; sabah olmuştur,

AYDINLIK başlamıştır
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Herkes kendi haddini bilmeli…

 

 Çok eskiden, kendini beğenmiş şımarık bir fare ile, akıllı ve alçak gönüllü bir …deve yaşardı.

Bir gün karşılaşıp arkadaş oldular.Fare:
… -Sana kılavuzluk etmeliyim! dedi…Yularından çekip istediğim yere götürmeliyim!…
Deve arkadaşının küstahça teklifine razı oldu. Bir süre gittikten sonra küçük bir dere kenarına ulaştılar.
Devenin diz kapaklarına bile ulaşmayan su, Fare için uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi…
-Ben buradan geçemem diye fısıldadı korkuyla…
Deve:-Ne bekliyorsun? diye çıkıştı. Kılavuz önden gider, dal bakalım suya…
-Ama… diye kekeledi Fare, görmüyor musun su çok derin?
Fare mahcup olmuş, boyundan büyük işlere giriştiği için kıpkırmızı kesilmişti…
-Sizin için küçük ama, bana göre çok büyük bir su diye inledi. Ben artık kılavuz olmaktan vazgeçiyorum. Keşke daha önceden düşünseydim de boyumdan büyük işlere girişmeseydim…
..-Evet, dedi Deve, yumuşak bir sesle, herkes kendi haddini bilmeli ve asla aldatıcı gurura kapılmamalı…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nihayet son kurabiye kalınca kadın: “Bu küstah adam şimdi ne yapacak?” diye düşündü…

 

 Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda, genç bir kadın uçağına binmek üzere bekliyordu.

Uçağın hareketine saatler olduğu için zaman geçirmek için bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın aldı.

… Dinlenmek ve kitabını okumak için VIP salonunda bir koltuğa yerleşti.

Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa bir adam oturdu; dergisini açıp okumaya başladı.

Genç kadın ilk kurabiyesini aldı. Adam da bir tane aldı. Bayan çok rahatsız hissetti kendisini ve:

“Sinir birşey! Havamda olsaydım bu cüretinden dolayı onu yumruklardım!”diye düşündü.

Bayan bir kurabiye alıyor, adam da bir tane alıyordu. Çıldıracak gibiydi bayan ama olay çıkarmak istemiyordu.

Nihayet son kurabiye kalınca kadın: “Bu küstah adam şimdi ne yapacak?” diye düşündü.

Adam son kurabiyeyi aldı; onu ikiye böldü ve bir parçayı kadına verdi

Aaaa! Bu kadarı da fazla! Çok öfkelenmişti şimdi! Kadın sinir içinde kitabını ve diğer şeylerini alıp bir fırtına gibi giriş salonuna oradan da uçağın içine yöneldi.

Uçaktaki koltuğuna oturdu. Gözlüğünü almak için çantasını açtı. Ne görsün? Kurabiye paketi açılmamış olarak orada duruyordu.

Çok utandı. Çok büyük bir yanlış yaptığını anladı. Kurabiyelerinin paketini açmadan çantasına koyduğunu unutmuştu.

Adam kendi kurabiyelerini, hiç sinirlenmeden, yüksünmeden kadınla paylaşmıştı,

Kadın kurabiyelerinin paylaşıldığını düşünerek çok sinirlenmişti. Ve şimdi bu durumu açıklama şansı yoktu. Özür dileme olanağı da kalmamıştı.

Telafi edemeyeceğiniz dört durum vardır.

Taş atıldıktan sonra!

Söz ağızdan çıktıktan sonra!

Fırsat kaçtıktan sonra!

Zaman geçtikten sonra!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşamak ne demektir?

Yaşamak ne demektir?

Kendin olabilmektiir!   

 Kendine gelebilmektir!   

Kendini sevebilmektir!   

Kendini bulabilmektir!     

Kendinle olabilmektir

Kendini affedebilmektir…

Kendine güvenebilmektir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangisini seçerdiniz ? Zenginliği mi, Başarıyı mı? Sevgiyi mi?

Üç İhtiyar Misafir

…Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür.

‘Ben sizi hiç tanımıyorum, der..

Ama aç ve susuz olmalısınız.. Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim…’

‘Evin erkeği içerde mi?’ Diye sorar adamlar.

‘Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.’

‘O evde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil…’ diye cevap verirler.

Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır.

‘Peki, onlara söyleyebilir misin, der adam. Ben evdeyim artık, bu eve gelebilirler…’

Kadın dışarı çıkıp bu kişileri içeri davet eder.

Ama bu defa da;

‘Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz’ der yaşlı adamlar.

Kadın öğrenmek ister;

‘Niye giremezsiniz?..’

İhtiyarlardan biri açıklar:

‘Onun adı ZENGİN, der bir arkadaşını göstererek.

Diğeri BAŞARI..

Ben ise SEVGİ..’

Sonra ekler; ‘Şimdi içeri gir ve kocanla konuş. Hangimizi evinizde istersiniz?..’

Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyduklarıyla neşelenerek;

‘Ne güzel, der. Madem öyle, Zengin’i içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun…’

Karısı itiraz eder;

‘Canım, niçin Başarı’yı çağırmıyoruz?’

Bu sırada, evin diğer köşesinde bulunan gelinleri konuştuklarını duyar. Koşarak gelir ve kendi fikrini söyler;

‘Sevgi’yi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!..’

‘Gelinimizin teklifini dikkate alalım, der adam karısına… Dışarı çık ve bizim misafirimiz olması için Sevgi’yi davet et.’

Kadın dışarı çıkar ve yaşlı adamlara sorar;

‘Hanginiz Sevgi idi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol…’

Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler… Kadın şaşırmış bir halde Zengin ve Başarı’ya sorar;

‘Ben sadece Sevgi’yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?’

Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler:

‘Eğer Zengin’i ya da Başarı’yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı. Ama sen Sevgi’yi davet ettin… O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz. Çünkü
nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır!..’

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Rüzgarı suçlamayı bırak, yelkenleri kullanmayı öğren…

Çaresizlik öğrenilmiştir Başarılı olmak da öğrenilebilir. Sende sandığından fazlası var! Gelebileceğin en iyi yerde değilsin.

Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır. Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur.

Rüzgarı suçlamayı bırak, yelkenleri kullanmayı öğren! Seyirci koltuğundan sıkıldıysan, sahneye çık. Sahnede  her zaman bir kişiye daha yer var. Her şey seninle başlar!

Başkaları yapabildiyse, sen de yaparsın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sorumluluk kimde…

 

‘

…Çocuğumuz düşüp kafas ını masaya çarpınca biz hemen masayı döveriz,’he masa ehhhh sen niye orada duruyorsun’ diye.

 Çocuk masa orada durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur.’ 

Malum…

 

Dolar patlarsa?

Enflasyon Canavarı’ndan

 

Sanal ‘sorumlumuz’ bile var… Yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor.

Trafik Canavarı’ndan…

  Evleri su basıyor.

Yağmurdan…

 

Ormanlar yanıyor.

Sigaradan…

 

Gemi batıyor.

Dalgadan…

 

İyi de kardeşim, uçak neden düşüyor?

Rahmetli pilottan…

 

Peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz?

 

Allah’tan…

 

Üstün Dökmen

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dikiz aynasından arkaya bakarak yaşamaktan vazgeçin…

 

 

Dikiz aynasından arkaya bakarak yaşamaktan vazgeçin… Önünüzdeki yola bakın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her kahve aynı tadı taşımaz…

Her kahve aynı tadı taşımaz..
Nerede içiyorsan,
Kiminle içiyorsan ona göre değişir…..
Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü,
en sevdiğin dostun ağlarken kahvenin tadı kederlidir..
…Kahve telvesine yüreğinin acısı karışır..
Nitekim dostlarla içilen kahve neşedir..
Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer..
Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır..
Acıdır tadı..
Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır..
Dostlukla yudumlanan kahve molalarına buyrunuz inşallah.
Siz nasıl alırdınız
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Fırıncı daha yeni pişmiş en güzel ekmeği verecek…

 

 

Sen dua edersin ama kabul olmuyor sanarsın!
Ekmek almak için bir fırına giders…in
Beklerken fırıncı ile bir sohbet başlar
Ve fırıncının hoşuna gidersin, hoş sohbetsin ya…
Fırıncı başkalarına istediğini verip acele ile gönderir
Bu arada sen istediğini alamadığın için sıkılmaya başlarsın
Ama bilmezsin ki
Fırıncı daha yeni pişmiş en güzel ekmeği verecek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Acı vermeyi ve acı çekmeyi nasıl bırakırız…

Bir kalbe, bir bedene ve bir zihine sahip oldugumuz surece aci cekmek kacinilmaz. Bizler mutluluk pesinde kosarken, acimizdan kurtulmaya calisirken bilerek ya da bilmeyerek birbirine aci veren aci kardesleriyiz. 
 
Mutlu olmak istiyorsak ilk olarak aci vermeyi birakmaliyiz. Tam farkindalikla aci icin bir sebep olmayi birakmaliyiz. Bunun icin kaybetmeyi goze almaliyiz.

Acı vermeyi nasıl bırakırız?…tabii ki herkes ‘elinde ne varsa ancak onu verebilir’; o halde acı ‘vermekten’ de önce, ‘acıyı üretmeyi bırakmalı’dır…
. Ve kuşkusuz ki ACI  ‘kendi yapımımız’ olanları ve bizlere ‘dışarıdan dayatılanları’ da kapsar… Kaçarak veya çözümünü erteleyerek kurtulunabilecek bir şey değildir. Peki ‘ertelemememiz gereken’ şey nedir?… Yanıt: kendimizle  ‘yüzleşmek’. korkumuzla ‘yüzleşmek’, isteklerimizle ‘yüzleşmek’tir… Arkasından yapılması gerekense: ‘Onu dönüştürmek’.Tanri hepimize bu kararlilikla yola cikma gucu ve farkindaligi versin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eğer karşımdaki insanın neyi niçin yaptığını anlayabilirsem…

Eğer karşımdaki insanın neyi niçin yaptığını “anlayabilirsem”, kendi bakış açımı bir süreliğine bırakıp “onun acısını, korkusunu, endişesini” görebilirsem, o zaman anlayış geliştirmem, muhtemelen şefkat geliştirmem daha kolay oluyor. Ama durduk yerde şefkat geliştirmeye kalkıştığımda bu zorlamalı ve çoğu zaman yapay, hatta uzun vadede öfkemi besleyen bir sahtekarlığa dönüşüyor.

Eğer karşımdakini anlayabilirsem korkularımın bir sonucu olan anlayışsızlığım da değişmeye başlıyor… Bu aynı zamanda kendimin neyi niçin yaptığımı anlamama da ışık tutuyor…

Çünkü aslında herkes o kadar aynı ki… Aynı korkular geçtiğimiz yollar sonucu farklı tepkiler vermemize yol açıyor o kadar… Ve hepimizin ihtiyacı olduğumuz gibi kabul edilmek , anlaşılmak ve sevilmek… Koşulsuz , beklentisiz…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Uygun ayakkabılar giymemiz dileğiyle…

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkánında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.

Kapının her çalınışında koştum.Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.Ama bunu babama söylemedim. O ”Sıkıyor mu?” diye sordukça ”Hayır” yanıtını veriyordum.”Dar, ayağımı acıtıyor” desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.

O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Topalladım.Soranlara ”Dizimi vurdum” dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.

Bazılarımız yaşamda böyle darbir  ayakkabıyla yürümeyi seçer…

Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…

Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…

Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.

Canınız yanar.

Topallaya topallaya gidersiniz.

Ta ki ayakkabıyı çıkartabileceğinizi düşünüp bunu uygulama cesareti bulana kadar… O zaman ayakkabı uygun olduğunda ne kadar huzurlu ve mutlu yaşayabileceğinizi keşfetme şansınız olur…

Uygun ayakkabılar giymemiz dileğiyle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »