Çünkü o sıralar ben, seni kucağımda taşıyordum …

 

Adamın biri, bir gece bir rüya görmüş,upuzun bir kumsal boyunca Tanrı ile yürüyormuş.
Onlar yürürken tam karşılarındaki gökyüzünden de bir film şeridi gibi, adamın hayatından sahneler geçiyormuş.
Kumsal adamın hayat yolu imiş sanki. Adam kumda iki çift ayak izi kaldığında dikkat etmiş ….
Bir çifti kendisinin, bir çifti Tanrı’nın. Hayatının son sahnesi de gökyüzünden geçtikten sonra adam, kumdaki… ayak izlerine boydan boya bir daha bakmış ve birden bir şey dikkatini çekmiş:
Hayat yolunun pek çok bölümünde kumda sadece bir çift ayak izi ve adam dehşet içinde fark etmiş ki, ayak izlerinin, tekleştiği zamanlar, hayatının en kötü, en acı anlarına rastlıyor…
Bu keşfi onu fena halde rahatsız etmiş ve Tanrı’ya sormaya karar vermiş.
“Tanrım … Eğer sana inanırsam, senin yolundan gidersem her zaman yanımda olacağını, her zaman yanı başımda yürüyeceğini söylemiştin … Oysa hayat yoluma bakıyorum. En zorlu, en kötü, en acılı anlarımda sadece bir çift ayak izi görüyorum kumda … Anlamıyorum Tanrım, anlamıyorum … Hayatın kolay günlerinde yanımda yürüyorsun da sana en muhtaç olduğum anlarda beni niye terk ediyorsun?
Tanrı gülümseyerek cevap vermiş:
Sevgili, çok sevgili kulum ….
Ben seni çok sevdim ve hiç terk etmedim. Hayat yolundaki en zorlu sınav günlerinde, yani en acılı, en kotu anlarında kumda hep bir çift ayak izi gördün.  Dikkat et! Ayak izleri teke indiğinde derinleşiyor.
Çünkü o sıralar ben, seni kucağımda taşıyordum …
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gün ışırken, herkes sevinçle balıkçı teknelerinin tümünün sapasağlam limana döndüğünü gördü…

 

Soğuk bir kış sabahı sahildeki küçük bir köyden bir balıkçı filosu denize açıldı. Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu. Gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti.

Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer ellerini açıp, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Tanrı’ya yakararak kıyıda dolaştılar.
Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı.. Hiçbir şeyi kurtarmak mümkün olmadı.
Gün ışırken, herkes sevinçle balıkçı teknelerinin tümünün sapasağlam limana döndüğünü gördü..
Kıyıda ağlayan tek kişi vardı.
Yangında evi kül olan kadın..
Kocası karaya çıkarken “Mahvolduk! Evimiz, içindeki her şeyle birlikte yangında kül oldu” diye haykırdı.
Adam karısına sarıldı..
“O yangına şükürler olsun! Gecenin zifiri karanlığında, o müthiş fırtınada, dağ gibi dalgalar arasında, yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler, yolumuzu bulduk ve salimen dönebildik.”
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanların kalplerini kırdığında onların ruhlarında da delik açmış olursun…

Bir zamanlar çok sinirli ve hırçın bir çocuk vardı.Birgün hırçınlığının ardından öfkesi yatışıp üzüntü hissetmeye başladığında, babası bir torba çivi verdi çocuğa. Ve, ne zaman sinirlenip hırçınlık yapar ise, bu çivilerden birini arka bahçedeki çitlere çkmasını söyledi.
Çocuk, ilk gün 37 çivi çaktı. Daha sonraki günlerde çakılan çivi sayısı git gide azaldı. Çocuk, öfkesine hakim olmanın arka bahç…eye gidip çivi çakmaktan daha kolay olduğunu zamanla fark etmişti.
Sonunda çocuk öfkesine hakim olur hale geldi. Gidip durumu babasına sevinç içinde anlattı. Babası, bu defa , kendisini tutabildiği her ün için çivilerden bir tanesini çitlerden sökmesini istedi oğlundan.
Günler, haftalar geçti ve en sonunda çocuk babasına tüm çivilerin bittiğini haber verdi. Bunun üzerine, babası:
“Aferin oğlum! iyi iş becerdinm ve öfkene hakim olmayı başardın” dedi ve çocuğun elinden tutup onu çitlerin yanına götürdü. Eliyle çitlerdeki delikleri göstererek:
“Delikleri görüyor musun? İşte bu çitlerdeki bu delikler tamamen kaybolmayacaktır. İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun. Ardından özürde dilesen bile, o yaranın izi orada kalır.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatın %10′u, sizin başınıza gelenlerden oluşur.Hayatın diğer %90′i ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla gelişir.

 Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, çay fincanına çarpıyor ve bir fincan çay gömleğinizin üzerine dökülüyor. Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek: Lanet ediyorsunuz. Çayı üzerinize döktüğü için kaba bir şekilde kızınızı azarlıyorsunuz.Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve çay fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle odaya gidiyorsunuz ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz. Odadan çıktığınızda kızınızı, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz. Kızınız servisi kaçırıyor

EŞinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz.  Geç kaldığınız için, saatte 40 km hız sınırlaması olmasına rağmen saatte 80 km hızla gidiyorsunuz. 15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için ödediğiniz 83 milyon trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz.
Kızınız size “Hoşça kal” demeden binaya koşuyor. İşyerinize 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz. Gününüz korkunç bir şekilde başladı!
devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz.  Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz. Neden? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak!Neden kötü bir gün geçirdiniz?

 A) Çay sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz

Cevap “D” şıkkı.  Çayın dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu. Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu. 90/10 Sırrını keşfedin

Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi. Üzerinize çay döküldü. Kızınız ağlamak üzere.
Siz nazikçe  “Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek” diyorsunuz. Havluyu kaptığınız gibi odaya gidiyorsunuz.
gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra odadan çıkıyorsunuz ve ayni anda pencereden kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz.  Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz işe gitmek için birlikte çıkıyorsunuz.  5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor.
Farka bakın!
Sonuç?
Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve başarısından acı çekmektedir.
Hayatın %10′u, sizin başınıza gelenlerden oluşur.
Hayatin diğer %90’na ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla karar verilir. İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar.İnsanlar hasta olurlar.  Arabalar bozulurlar, uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst ederler.
trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir v.s.
Bu %10′luk kısım tamamen bizim kontrolümüz dışında gerçekleşir.
Diğer %90′lik kısım farklıdır.
Bunu siz belirlersiniz.
Nasıl?
Olaylara yaklaşımınızla!
Nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önce kendinizi sevecek, kendinize değer vereceksiniz…

Mutlu ilişkiler için.Önce kendinizi sevecek, kendinize değer vereceksiniz. Temelde bu yatar. Eğer siz kendinize değer verir, kendinizi severseniz, karşınızdaki kişi de sizi sevecek ve değer verecektir. Bu aslında tüm ilişkiler için geçerlidir. Kendinize haksızlık eder ya da değer vermezseniz, size haksızlık edecek insanları hayatınıza çekersiniz. Unutmayın, düşüncelerinizle yaratıyorsunuz…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendi iç okyanusunda neler oluyor ona bak …

Geç artık onun bunun ne dediğinden…

Sen ne diyorsun… Sen..????

Bırak başkalarının kitaplarını…

Senin kitabıında neler yazıyor..??

Okudun mu hiç…??

Bırak artık başkalarının kıyılarında ayak ıslatmayı

Kendi iç okyanusunda neler oluyor ona bak

ona…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Neden dolayı öfkelendiğinizi öğrenmek , sizi diğer kişiyi nasıl değiştireceğinizi hesaplamaktan çok daha fazla yükseltecektir…

Mutsuz duygular içinde olduğunuz zaman , bir başkasının neden olduğunu düşünmeyi…n . Eğer kızgın iseniz , bir başkasına, sizi kızdırdığı için kabahat bulmayın. Bunun yerine , doğrudan doğruya kendi hiddet duygularınız üzerinde çalışın . Neden dolayı öfkelendiğinizi öğrenmek , sizi diğer kişiyi nasıl değiştireceğinizi hesaplamaktan çok daha fazla yükseltecektir
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Annenin yüreğinde büyümek…

 

 

Okulda birinci sınıf öğrencileri, bir aile resmi hakkında tartışıyorlardı. Resimdeki küçük erkek çocuğunun saç rengi ailenin diğer aile üyelerinin saç renklerinden farklıydı. Öğrencilerden biri o küçük erkek çocuğunun evlat edinilmiş olduğunu ileri sürdü ve bunun üzerine Jocelynn Jay adındaki bir kız öğrenci şunları söyledi: “Ben evlat edinme konusunda her şeyi bilirim, çünkü ben de evlatlığım.”

Bir başka çocuk, “Evlat edinilmek ne demektir ?” diye sordu.

Jocelynn söyle yanıtladı onu: “Annenin karnında değil, yüreğinde büyümen demektir.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bana Bir Adım Gelene, Ben Üç Adım Gidiyorum …

İyi Niyetlerimde Kampanya Yaptım..

Bana Bir Adım Gelene, Ben Üç Adım Gidiyorum  :)))

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şu köşelerdeki boşluklara gelince, onlar karşılıksız sevmelerimden başka bir şey değil…

Bir zamanlar, genç bir adam küçük bir şehrin meydanında durmuş, yüksek sesle yüreğinin o civarın en güzel yüreği olduğunu ilan ediyordu. Etrafında toplanan insanlar, onun elinde tuttuğu yüreği görünce hayranlık sesleri çıkardılar. Gerçekten de kusursuz bir yürekti gencinki. Üzerinde en küçük bir çizik veya buruşukluk bile yoktu. Herkes aynı ağızdan onu doğruladı: Evet, kesinlikle gencin yüreğinden daha güzel bir yürek görmemişlerdi! Onlarında desteğini alan genç, daha yüksek sesle yüreğiyle övünmeye ve gururlanmaya başladı.
Derken, kalabalığın içinden yaşlıca bir adam sıyrıldı ve gence doğru yaklaşıp şöyle dedi: “Korkarım, senin yüreğin benimki kadar güzel değil, genç arkadaşım!”
İnsanlar ve genç adam yaşlı adamın elinde tuttuğu yüreğe baktılar. Güçlü atıyordu, ama üzeri yara bere ile doluydu, kimi kısımları kopmuş ve onların yerine konulanlar tam uymadığı için çıkıntılar oluşmuştu. Dahası, bir sürü köşesinde de boşluklar vardı. Belli ki, buralarda kopan parçaların yerine bir şey konulmamıştı.
… Bu kalbe bakan herkesin aklına aynı soru geliyordu: Bu adam nasıl olur da en güzel yüreğin kendisininki olduğunu söyleyebiliyordu?
Genç adam kalabalığın sözcülüğünü üstlenip yaşlı adamın yüreğine bakıp güldü:
“Şaka yapıyor olmalısın amca!” dedi. “Bir senin yüreğine bak, bir benimkine. Seninki, çiziklerle, yaralarla, gözyaşlarıyla dolu, benimki ise tertemiz ve bir çizik bile yok üzerinde.”
Evet!” dedi yaşlı adam. “Seninki güzel görünüyor, ama dünyaları versen yüreklerimizi değişmem.” Sonra da kendi yüreğini gence doğru uzatıp anlatmaya başladı:
“Şu yaralar, çizikler var ya, onların her biri sevgimi verdiğim bir insanı temsil ediyor. Her birine yüreğimin bir parçasını koparıp verdim. Onlar da kendi sevgilerini verdiler bana. Yüreklerinden koparıp verdikleri parçaları kendi yüreğimdeki boşluklara ekledim. Ama parçalar tam tamına uymadığı için bazı yerler gördüğün gibi çıkıntılı oldu. Böylesi daha iyi, çünkü bu çıkıntılar, parçaların birbirine tam uymayışı, bana paylaştığım sevgileri hatırlatıyor.”
“Şu köşelerdeki boşluklara gelince, onlar karşılıksız sevmelerimden başka bir şey değil. Ben sevgimi verdim, ama karşılığını alamadım. Kim bilir, günün birinde belki o köşeler de dolacak. Ama yine de, bana insanları karşılıksız sevmeyi hatırlattıkları için hoşuma gidiyorlar.”
“Şimdi söyle bakalım delikanlı, gerçek güzelliği anladın mı?”
Gözyaşları yanaklarından süzülen genç adam yaşlı adama doğru yürüdü. Elimdeki yüreğinden bir parça koparıp titreyen ellerle karşısındaki adama uzattı. Yaşlı adam bu sevgi ikramını kabul edip o parçayı yüreğine ekledi. Sonra yaralı bereli yüreğinden bir parça alıp genç adamın yüreğindeki boşluğa yerleştirdi. Parça oraya tam uymamıştı, girintiler çıkıntılar vardı.
Genç adam, yüreğine baktı, eskisi kadar mükemmel değildi belki, ama çok daha güzeldi. Çünkü, yaşlı adamla paylaştığı sevginin işareti duruyordu üzerinde.
İki insan sevgiyle kucaklaştılar, sonra kol kola kalabalığı yararak oradan uzaklaştılar…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ne istediğiniz ve ne istemediğiniz konusunda olabildiğince açık olmaya çalışın…

Günlük hayatın ayrılmaz parçası stresle baş etmenin etkin ve az bilinen bir yolu da “Hayır!” demesini öğrenmek…   – İşyerinizde çat kapı sizi ziyarete gelen arkadaşınıza çok yoğun olduğunuzu söyleyemiyor musunuz?   – Lokantada yağsız istediğiniz salatayı yağlı getirdiklerinde “neyse..” diyerek alıkoyuyor ve söylene söylene yiyor musunuz?   – Sizden istenenleri asla reddedemiyor musunuz?   – Bir grup konuşmasında insanlarla aynı fikirde olmadığınızı söyleyemiyor musunuz?   – Haksızlığa tahammül edemediğinizi düşündüğünüz için kuyrukta önünüze geçenlere avazınız çıktığı kadar bağırıyor musunuz?Kulübe hoş geldiniz, atılganlık (assertiveness) becerinizi geliştirmeniz gerekiyor! Davranış bilimi alanında yapılan araştırmalar gösteriyor ki, pasif (edilgen) ya da agresif (saldırgan) iletişim yollarını daha çok kullanan insanlar stresten ve zamanı iyi kullanamamaktan da muzdarip. Pasif iletişim tarzı baskın olan kişiler, hayır diyemeyen, genelde başkalarının fikirlerini paylaşan ve bunun sonucunda üzüntü ve yılgınlık yaşayan kişilerdir. Bunun tam tersi olan agresif davranış şekli baskın olanlar ise, başkalarının haklarını hiçe sayan, her koşul altında hakkını öfkeyle arayan kişilerdir. Psikolojik sağlık açısından baktığımızda her ikisi de aynı miktarda stres vericidir.

Atılganlık ise her ikisi de değildir. Atılgan davranışı basitçe, fikirlerimizi öfkelenmeden ifade etmek, istemediğimiz şeyler için hayır diyebilmek becerisi olarak tarif edebiliriz.
…
Atılgan insanlar yalnızca sözcükleriyle değil, beden dilleri ve ses tonlarıyla da karşı tarafa fikirlerini kararlı ancak kırıcı olmayan bir şekilde iletebilirler.

İşte daha atılgan olmak için birkaç ipucu:

Ne istediğiniz ve ne istemediğiniz konusunda olabildiğince açık olmaya çalışın: Yanlış: çok geç kalma! Yanlış: Hele bir geç kal da…! Doğru: ….saat 5’den önce evde olmanı isterim.

Vermek istediğiniz mesajı sahiplenin başka bir değişle “ben dili” kullanın: Yanlış: yanlış düşünüyorsun! Doğru: ben senin gibi düşünmüyorum. Yanlış: bak yine beni kızdırıyorsun. Doğru: eve bu saatte gelmene sinirleniyorum.

Değişmesini istediğiniz durum ya da davranışı söyleyin ve sizin nasıl olmasını tercih ettiğinizi ekleyin. Yanlış: Yine geç kaldın! Doğru: Toplantıya geç gelmene sinirleniyorum, bir dahaki sefere vaktinde gelmeni istiyorum.

Unutmayın, atılgan davranış dürüst bir tutumdur ve başkalarına saygı göstermeyi de içine alır. Alışkın olmadığınız için başta kullanmakta zorluk çekseniz bile, yalnız kaldığınızda deneyerek ve önce basit durumlarda kullanarak, yavaş yavaş öğrenebilirsiniz.

Ümit Pembecioğlu OKTAMIŞ Psikolog
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

´Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim demeyeceksin…

Bir an için su olduğunu düşün. Su denli özel, su denli yararlı ve su denli çok, tükenmez… İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın… Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!…

Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi hep sabahın en sakin anını bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin gereksinimlerini giderdiler, onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamanda! Sen hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi özel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez… Ve su gibi yaşam kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol.

Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil! Tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma; sana ´felaket´ denmesin. Vadiler ve ovalar varken önünde, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, yaşam verirsin çevrene. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller afetler gibi.

Tercih elindeydi hep ve hep elinde olacak…

Ya dilini tutmayı öğreneceksin, ya da hiç durmadan konuştuğun için, yalnızca bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Düşüneceksin, kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin, anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini… Hatta anlayanların anladıklarının da, senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin…

Konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun sözcükleri seçmeye çalışacaksın… Yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, zaman yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin ´kıyıya yanaşmasını´ bekleyeceksin!.. ´Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!..´ demeyeceksin.

´Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..´ demeyeceksin. Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın ama maalesef değil… Ağzını açıp ´Şelaleden dökülen suyu´ içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?… Ya da önüne çıkan ağaçları bile sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü?… Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her canlı gibi! Hadi… Sen şimdi ´su olduğunu´ düşün ve kendini ´su gibi´ hisset… Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı… Su gibi yaşam kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu anımsa… Ve yine su gibi ´bir küçük bardağın içine´ sığdır ki kendini, girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Yaşam ver… Vazgeçilmez ol…

Murat Gökmen…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Kediciğin üzerine oturmuş düşünüyor işte…

 

 

 

Sorunları halletmek için, bazen üzerine oturup… Düşünmek lazım…

Di mi ama:)))

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ağzını açıp ´Çağlayandan dökülen suyu´ içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?…

 

Çevrendeki olaylara ve akışa uyum göstermek zorundasın. Su içicem diye çağlayanlarda beklersen zarar görürsün…

Susadıysan sakin bir dere kenarına gidip suyunu içmelisin… Biraz yol yordam bilmelisin…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!…

 

Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »