gerçekte kimin kazandığı asla bilinmez…

71055 50702346300 5305744 n1 Başucumda Müzik yasak aşk Vesamet Kutlu kürşat başar Fatin Rüştü Zorlu

Uzun zamanlar boyunca hepimiz o içimizdeki kalabalıktan, o şekilsiz hamurdan, başkalarının beğeneceği, onaylayacağı bir biçim, mükemmel bir desen çıkartabilmek, bir bütün yaratabilmek için uğraşıp dururuz.
Sonu gelmez bir iç savaş gibi…
Kendi parçalarımızı yok edip öldürerek, tutsak alarak, zorlayarak, değiştirerek, onlardan sonunda kendimizce bir bütün oluşturmaya çalışarak geçer hayatımız.
Ve tabi sonunda, gerçekte kimin kazandığı  asla bilinmez…

“Başucumda Müzik”

Kürşat Başar

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ne delilik değildir ki?

Delilik mi?
Neden olmasın?
Ne delilik değildir ki?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ve yaşamı paylaşmak gerek… Alınacak ve verilecek tek şey ise sevgi, mutluluk ve kahkaha olmalı.

Tang Hanedanı zamanında Mutlu Çinli veya Güleç Buda olarak adlandırılan şişman bir adam vardı.

Bu Hotei’nin, kendisine Zen Ustası sıfatı vermek veya etrafında mürid toplamak gibi bir derdi yoktu. Onun yerine, sırtında içi tatlı, meyve ve şekerleme dolu bir torba ile sokaklarda yürüyordu.

Bunları etrafını sarıp oyunlar oynayan çocuklara dağıtıyordu.

Ne zaman kendisini Zen’e adamış birini görse elini uzatıp “Bana bir lira ver” diyordu. Ve eğer birisi ona başkalarına ders vermek üzere tapınağa geri dönmesini söyleyecek olursa yine şöyle diyordu “Bana bir lira versene”.

Bir defasında, oyun işine dalmışken bir başka Zen Ustası ordan geçiyordu ve sordu: “Zen’in anlamı nedir?”

Hotei cevap olarak hemen torbasını yere koyup sustu.

“Peki” dedi diğeri “Zen nasıl hayata geçirilir?”

Mutlu Çinli hemen torbasını omuzuna atıp yoluna devam etti.

Sadece yaşa, paylaş ve gül…

Yaşamı da hayata geçirmek gerek.

Yaşam  feragat ederek yaşanmıyor, tüm duyularla deneyimlemek gerek… Yaşamı tatmak, işitmek, görmek, koklamak ve yaşama dokunmak gerek.

Her ne ise seni kapalı tutan çık içinden; evden çık, işyerinden çık, küskünlüğünden, öfkenden çık, zihnindeki tüm engellerin içinden çık… yaşamın içine adım at. Kalk ve hemen şimdi yap; yarın için bugün dün’dür ve bil ki unutur sessizce.

Yaşamı deneyimlemek için tam merkezde, içinde olmak gerek. Bak bakalım merkezinde kim ya da ne var. Merkez sende değil dışındaysa o deneyim de sana ait değil artık. Geri dön merkezine ve ayaklarını yere sağlam bas. Kim olduğunu hatırla. Bu yaşam sana ait.

Unutma, her ne ise bizi yaşamdan korkutan her an peşimizde olacak. Korkuyu ve endişelenmeyi bırak.

Ve yaşamı paylaşmak gerek… Alınacak ve verilecek tek şey ise sevgi, mutluluk ve kahkaha olmalı.

http://intouchcoaching.wordpress.com/2011/05/31/gulen-buda-yolda-kalpatru-agacina-rastlarsa/

Kaynak: Melike Doğar

Herkes papatyaya sorar SEVİYORMU? SEVMİYOR MU? Diye…….

Sadece 3günlük ömrü olan kelebek papatyaya aşık olur ancak öleceğine saatler kala SENİ SEVİYORUm der.Papatya sadece bende diyebilir ve kelebek ölür.O’nu sevdiğimi neden zamanında söyleyemedim diye papatya üzüntüsünden hasta olur,yapraklarını dökmeye başlar.Döktüğü her yaprakta SENİ SEVİYORUM der.Sonunda ölür.İşte ogünden sonra birbirini sevdiğini söyleyemeyen herkes papatyaya sorar SEVİYORMU? SEVMİYOR MU? Diye…….?Gec kalmayın :)))))

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşamın temel kuralı diyor ki “her düşündüğün bir şekilde gerçekleşir…

 

Hindu cennetinde “Kalpataru” adında bir ağaç var. Dilek ağacı anlamına geliyor.

Tesadüfen bir yolcu oraya geldi ve öyle yorgundu ki ağacın altına oturuverdi…

Çok da açtı, o yüzden “Burada birisi olsaydı ondan yemek isterdim” diye düşündü. “Ama hiç kimse yok!”

Aklında yemek fikri beliriverdiği anda aniden ortada yiyecekler beliriverdi ve öyle açtı ki hiç düşünmedi. Hepsini yedi.

Sonra uykusu geldi ve ”Şurada yatak olsaydı…” diye düşündü.

Ve yatak beliriverdi.

Ama yatakta yatarken “Neler oluyor?” diye düşünmeye başladı.

“Burada kimseleri göremiyorum. Yemek geldi, yatak geldi -belki bunlar hayaletlerin marifetidir!” Birden ortaya hayaletler çıktı.

Bunun üzerine korktu ve “Şimdi beni öldürecekler!” diye düşündü. Ve öldürdüler!

Yaşamın temel kuralı diyor ki “her düşündüğün bir şekilde gerçekleşir”.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sözler boşlukta dolanırlar ve uygun şartlar oluştuğunda bir gün gerçekleşirler…

 

Mevlevilerde söz çok önemlidir. Sözler boşlukta dolanırlar ve uygun şartlar oluştuğunda bir gün gerçekleşirler. O yüzden sözlere dikkat etmek gerekir derler. Hatta mesela ocağı söndür demezler, dinlendirmek, uyutmak sözcüklerini tercih ederler.”

 

Sözlerimize dikkat etmenin önemini biliyor muyuz,… Mesele hatırlamak…Bazen şaka yollu söylediklerimiz ya da şikayetlerimiz ya da ümitsizlikle, endişeyle işlenmiş sözlerimiz de boşlukta dolanıyorsa, vay halimize…

Ve de henüz duyulmadığını düşündüğümüz sevgi sözleri de bir gün yerini bulabilir

Söz davranış ve düşünceler hepsini farkındalık bilinciyle yapmalı ….Farkındalık ışığını ağzımızdan çıkan sözlere düşüncelere odaklamayı hatırladığımız nice anlar dileğiyle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önemli olan , dünkü halimizden üstün olmamızdır…

Başkasından üstün olmamız önemli değildir. Asıl önemli olan şey, dünkü halimizden üstün olmamızdır. . . ! H.z.Mevlana

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İstek ve beklentiler söz konusu olmayınca, dinginlik var olur…

İstek  ve beklentiler söz konusu olmayınca, dinginlik var olur, ve dünya kendi kendini yola koyar. Sükunet var olduğunda insan dayanağı kendi içinde bulur. (Lao Tzu 37. öğreti)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duygular sağanak yağış gibidir, başlangıçları ve bitişleri vardır…

Duygular sağanak yağış gibidir, başlangıçları ve bitişleri vardır…

Eğer sabrederseniz kızgınlığınız, öfkenizin, kıskançlığınızın kaybolduğunu yerini sevgi ve şefkatin aldığını görebilirsinizz… Ama fazla rahatlamayın…

Çünkü onlar da geçicektir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten…

Kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç tel saç görmüş. ” Hım, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım. “
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş.
Ertesi gün kalkmış, aynaya bakmış, kafasında iki tel saç kalmış.
” Hım. ” demiş, ” bugün saçımı ikiye ayıracağım.”
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş.
Bir ertesi gün yine kalkmış, aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
” Tamam, tamam. “ demiş. “ artık bugün atkuyruğu yaparım.”
Öyle de yapmış ve çok çok güzel bir gün geçirmiş.
Daha bir ertesi gün aynaya baktığında, kafasında bir tek tel bile kalmamış.
” Wow! ” diye bağırmış. ” Bugün saç derdim yok. “

Bakış açısı her şeydir. Gerektiğinde kibar ol. Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten.
Basit yaşa;cömertçe sev,yürekten düşün sevdiklerini

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Farklı olan dağın tepesine çıkarken gördüğün manzaradır…

 

 

 

“-Dağın tepesinden gördüğün manzara aynıdır. Farklı olan dağın tepesine çıkarken gördüğün manzaradır..!”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

"Buyurun.." denilince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan..

SEVGİ SOFRASI………

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:

-Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?
…
-“Bakın göstereyim” demiş, ermiş..

Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.. Hepsi oturmuşlar yerlerine.. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da `derviş kaşıkları` denilen bir metre boyunda kaşıklar..

Ermiş sofradakilere, “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş..

“Peki! ” deyip içmeye teşebbüs etmişler.. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.. Bunun üzerine, “Şimdi..” demiş ermiş:

-“Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe..”

Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.. “Buyurun..” denilince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan..

“İşte!” demiş ermiş ve eklemiş:

-Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz ve şunu da unutmayın, hayat pazarında alan değil, veren kazançtadır daima…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu gerçekten sen misin? Sahi sen misin?

soru işareti resimleri

Dokunduğun kaç hayata aydınlık getirdin?
Hayatına dokunup, aydınlık getiren kaç kişinin değerini bildin?
Kaç kişiye haksızlık ettin?
Kaç kişiyi kendinin değil, onların gerçekliğiyle değerlendirdin?
Kaç kişiyi koşulsun sevebildin?Kaç kişinin yüreğinin güzelliklerini eksik yanlarıyla tamamlayabildin?
… Ve sen insanoğlu kaç kişinin yüreğine merhem oldun?
Kaç kişiyi ardında kalbi kırık bıraktın?Bu gerçekten sen misin? Sahi sen misin?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kızgınlıkla karar almayın, mutluluktan uçtuğunuzda söz vermeyin…

Fırtına Çıktığında Uyuyabilirim

Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp ‘çiftlik işlerinden anlar mısın?’ diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. ‘Sayılır’ dedi adam, ‘fırtına çıktığında uyuyabilirim’. Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı. Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:

Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: ‘Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.’ Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: ‘Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.’ Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:  ‘Fırtına çıktığında uyuyabilirim’

Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), manen (dua), maddeten (tedbir) hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca.

Kızgınlıkla karar almayın, mutluluktan uçtuğunuzda söz vermeyin. İkisi de sarhoşluk anıdır, akıl başta değildir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Geyik ve yavruları da sulanıp gittiler…

Gönül dostu, güzel yüzlü, iyi huylu birisi sık sık bir arkadaşını ziyarete gider… ve her gidişinde onun evinde misafir olarak gecelerdi. Hane sahibi de her defasında bu aziz misafirine av eti ikram ederdi. Yine misafirliğe kaldığı bir günlerin birinde av etinden başka bir yemek konulunca sebebini merak edip: “Her zaman bana av eti ikram ederdin, bugün başka bir şey ikram etmene sebep nedir?” diye sorar.

Ev sahibi de şöyle anlatır:

“Ben sık sık ava çıkarım. Ava çıktığım günlerin birinde yine su içerisine tuzağımı kurmuş ve bir yere gizlenmiştim. Biraz sonra yanında üç tane yavrusu olduğu halde bir geyik geldi. Su içmek için yaklaştığı zaman tuzağı görünce, içmekten vazgeçip gittiler.

Ertesi gün tekrar geldiler. Fakat tuzağı görüp yine su içmeden gittiler. Üçüncü gün geldiklerinde susuzluktan ayakta duracak hâlleri kalmamıştı. Yine su içmek için yaklaştıkları zaman tuzağı gördüler. Fakat bir türlü cesaret edip yaklaşamıyorlardı. Suyun etrafında dolaşmaya başladılar. Başka bir su da bulamayınca, geyik yüzünü semaya doğru kaldırdı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Hal diliyle yaratıcısına yalvarmaya başladı. Bir müddet sonra bulutlar peyda oldu, gök gürleyip şimşekler çakmaya başladı. O derece yağmur yağdı ki, dereler ve göller dolup taştı. Geyik ve yavruları da sulanıp gittiler. Ben de  “bir hayvanın dergah-ı izzette duası kabul olduğu halde, insan olan niçin gafletten uyanmaz.” Diyerek o günden sonra avlanmayı bıraktım.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »