Bu hafta hep beraber ”İyi ki yaptım” mahallesine taşınmaya ne dersiniz ?

images[9]

Küçük bir kasabanın 4 ayrı mahallesi varmış.

Birinci mahallede”EVET AMA” lar yasıyormuş. Evet ama’lar her zaman ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise”evet ama” diye yanıtlarlarmış.Yanıtları hep yanlış olurmuş. Suçu’da başkalarına atmakta ustaymışlar…

İkinci mahallede”YAPACAĞIM” lar yasarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adim hazırlarlarmış ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yasamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.

Üçüncü mahallede yasayan ”KEŞKE” çilerin hayati algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en iyi şekilde bilirlermiş ama… maalesef her şey olup bittikten sonra.”Keşke” cilerin de basları hep kanarmış, duvara vurmaktan !…

Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise”IYI Kİ YAPTIM”lar otururmuş.

”Keşke”ciler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış. ”Yapacağım”lar ”Keşke”ciler ile birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.”Evet ama”lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından,günesin erken saatte dogması gerektiğinden şikayet ederlermiş. ”İyi ki yaptım” mahallesinde ki insanların kusuru da beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmamasıymış.Bu yüzden yasadıkları ortam her zaman güzel, düzenli ve huzurluymuş.

Bu hafta hep beraber ”İyi ki yaptım” mahallesine taşınmaya ne dersiniz ?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevdiğiniz kişi ile telepati kurmak…

SEVDİĞİNİZ KİŞİ İLE TELEPATİ KURMAK

Herkes her an bir şeyler düşünür. İnsanın aklından neler geçmez ki. Hiç kimse de diğerinin farkında değildir. İşte bütün bu düşünceler, aklımızdan geçenler, çevreye sürekli yayın yapan bir radyo istasyonu gibi olmamızı sağlar. Eğer karşınızdakinin hangi dalga boyunda düşüncelerini yaydığını anlarsanız, onları yakalamak işten bile değildir. Şu sırada İstanbul Radyosu’nun müzik programını dinleyeniniz var mı? Nasıl duyuyorsunuz o yayını? Elbette yakınınızda bir radyo olmalı. Radyonuz zaten bu yayınlara göre imal edilmiş, başka tür bir yayını isteseniz de alamaz. Şimdi de başka bir aletten bahsedelim. Hem de çok yakınınızda duruyor. Nereye gitseniz sizinle birlikte olan beyniniz. Öylesine mükemmel bir yapısı var ki, ne radyo ne de bilgisayar, hepsi yanında hiç kalır. Üstelik, kullanması bedava. Elektrik kesildi, pil bulamadık diye endişe yaratmıyor. Sonra, sadece yayınları almakla kalmıyor, bir de istediğiniz yayını programlayıp gönderiyor. Ama, yalnız düşünce türünden olan yayınlara göre yapılmış.

Kendi beyninizi size yeniden pazarlayacak değiliz, daha fazla reklama gerek yok. Doğuştan sahipsiniz bu mükemmel alete. Bütün mesele, onu kullanmasını yeterince bilmek. Önce şunu belirtelim, her an düşünce yayını yapıyorsunuz. Ama, kontrolsüz ve programsız bir yayınınız var. İşte bu dağınıklık yüzünden, başka yayınları da alamıyorsunuz. Daha doğrusu, alıyorsunuz ama farkında değilsiniz. Şimdi gelelim “insan” marka beynin kullanma talimatına. Önce, kendi yayınlarımızı en düşük düzeye getirmeliyiz.

Kısa bir süre için de olsa, ıvır zıvır şeyler düşünüp zihninizi gereksiz yere meşgul etmekten kurtulmalısınız. Böylece, düşünce yayınına harcanan enerji ve dikkatinizi alıcı durumunda kullanabilirsiniz. Diyelim ki şu an aklımızı kurcalayan bir şey yok. Zihnimiz sakin. Beynimizin alıcı düğmesi açılmış demektir. Sıra geldi istasyon ayarına. Kimin düşüncelerini duymak istiyoruz? Yani, yayın yapan istasyon kim? Aklımızdan yalnız onu geçireceğiz. Boş verin şu sırada onun nerede olduğuna veya ne yaptığını hiç tahmin etmeye çalışmayın. Çünkü o zaman, farkında olmadan başka düğmeleri kurcalıyorsunuz demektir. Görüntü ayarı değil bizim istediğimiz. Şu an sadece düşünce dalgalarını almaya çalışıyoruz

KONUŞMADAN DA ANLAŞABİLİRSİNİZ

Bu gibi haberleşmeler, az da olsa bazen kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Durup dururken birden aklınıza birisi gelir, onunla ilgili bir düşünceyi yakalamışsınızdır. Daha sonra aynı kişiyi gördüğünüzde, bir de bakarsınız ki, o sırada sizi düşünüyormuş. “Aaa, vallahi şimdi ben de seni düşünüyordum. Şu işe bak, nasıl da karşıma çıkıverdin.” Veya bir telefon zili, açarsınız. Kulağınızda, az önce birden aklınızdan geçen kişinin sesi: “Ayol, bir arayıp sorayım dedim. Hayırsız, nerelerdesin!” Bilimsel olarak bu tür haberleşmelerin deneyleri yapılıyor, yarım yüzyılı aşkın bir süredir. Bizim de aramızda deneyebileceğimiz kadar kolay bir şey. Mesela, tanıdığınız bir kişiyle anlaşıyorsunuz. Filanca gün, falan saatte, ikiniz sakin bir ortamda oturacaksınız. Gözlerinizi kapayacaksınız. Hiçbir şey düşünmeden. Sonra, belirli saatte ikinizden birisi basit ve tek bir şeyi düşünecek. Diğeri de onun düşündüğünü almaya çalışacak.

 Bu iş için, “Zener Kartları”ndaki beş sembol en kolay iletilebilen şekilleri göstermekte. Artı işareti, kare, çember, yıldız ve dalgalı paralel çizgiler kullanılıyor bu kartlarda. Düşünce gönderen kişi, bu sembollerden yalnız birisine sürekli bakıp diğerine aktarmaya çalışıyor. Alıcı da zihnini boşaltıp gelen düşünceye açık bir halde bekliyor. İstatistiklere göre, çoğu kez normalin üstünde başarılı sonuçlar alınıyormuş. Bazen öyle ilişkiler vardır ki, duygusal coşkunun derinliğinde insan sevdiği kişiyi düşünmeden edemez. Sevgilinizi aklınızdan geçirirken, birden ruhunuzun taa içinde bir gül daha açar. İşte o an, düşünce âleminde birleşmenin zevkini tadarsınız. Hiç kuşkusuz, o da aynı duyguları yaşamaktadır aynı anda. Arada kilometreler olsa bile.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

değişmeye çalışıyorum beceremiyorum ama deniyorum bazı zamanlar pes ediyorum sonra dinlenip tekrar yola koyuluyorum…

Düşe kalka sürekli değişiyorum iddia ediyor yanılıyorum kabul ediyor inkar ediyorum insanım ve kendimce bir şeyler yapmaya çabalıyorum  kendimi kandırıyorum karşımdakini kandırıyorum pişman oluyorum özür diliyorum…

Değişmeye çalışıyorum beceremiyorum ama deniyorum bazı zamanlar pes ediyorum sonra dinlenip tekrar yola koyuluyorum…

Kendimce öğrenmeye çalışıyorum onu okuyor bunu deniyor şunu dinliyor şaşırıyor karışıyor heyecanlanıyor kendimden geçiyor unutuyor söz veriyor tutmuyor kendimi olmadığım gibi gösteriyor olduğum gibi göstermeye çalışıyor ne olduğumu anlayamıyor merak ediyor sorguluyor yaşıyorum mutluyum mutsuzum buradayım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aradığın şey zaten sendedir…

Bazen arayışın yüzünden öyle paniğe kapılırsın, öyle endişelenip huzursuz olursun ki görüşün bulanır, gözünün önünde olan şeyi göremezsin… Bu durum gözlük kullanan insanlara olur. Gözlük gözündedir ama gözlüğünü arar. Acelesi vardır, aceleyle her yeri arar ve gözlüğün gözünde olduğunu tümüyle unutmuştur ve paniğe kapılır… İşte böyle zamanlarda sakinleşmek, derin derin nefes almak işe yarar… Kısa bir mola vermek işe yarar… Dikkati başka bir noktada toplamak işe yarar… Bir an gelir gözlüğün zaten gözünde olduğunu anlarsın… Aramana gerek kalmamıştır… Aradığın şey zaten sendedir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her insan kendine yakışanı yapar…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başkası için bir ışık yaktığınızda kendi yolunuzu da aydınlatırsınız…

Başkası için bir ışık yaktığınızda kendi yolunuzu da aydınlatırsınız…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen farklı yönden bakmak gerekir hayata…

Bazen farklı yönden bakmak gerekir hayata…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yazdığın, söylediğin, düşündüğün, yaptığın vs., iddiada bulunduğun her ne ise, mutlaka imtihana çekilirsin….

Yazdığın, söylediğin, düşündüğün, yaptığın vs., iddiada bulunduğun her ne ise, mutlaka imtihana çekilirsin…. Aman dikkat…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Söz Bir Kantar!

Söz Bir Kantar!

Gün Gelir Seni De Tartar,

Doğru Söylersen Şerefin Artar,

Yalan Söylersen Ocağın Batar.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geçirip tırnaklarını yaşama, sımsıkı tutunmak lazım; dertler nasılsa bir gün geçecek.

1011084_10151878194661384_1672029544_n[2]

 

Kimseye çok bağlanmamak lazım, vakti gelince herkes gidecek.

Yanındayken kıymet bilmek lazım, bir gün herkes geldiği yere dönecek. …

Gereksiz yere kalp kırmamak lazım, ömür dediğin kısa, öyle gelip geçecek.

Kavgayla geçen zamana yazık, o vakitler geri gelmeyecek.

Parayı baş tacı etmemek lazım, onurun paranla ölçülmeyecek.

Tutumlulukla cimriliği karıştırmamak lazım, dostların yoksa o para kimle yenecek?

Malın mülkün derdine, hayatı kaçırmamak lazım! Sahip olduklarını götüremezsin yanında, senden sonra başkaları yiyecek.

En azından bir kere deli gibi aşık olmak lazım, yoksa kalp sevmeyi nasıl öğrenecek? Hiç ağlamadıysan bir gidenin ardından, gözlerin ıslanmayı nereden bilecek?

Güzel anılar biriktirmek lazım, torunların senden ne dinleyecek?

Bol bol resim çektirmek lazım, yoksa o günler nasıl yad edilecek?

Şöyle okkalı bir tokat patlatmalı hayat suratına; yoksa kim, haddini nasıl bilecek?

Geçirip tırnaklarını yaşama, sımsıkı tutunmak lazım; dertler nasılsa bir gün geçecek.

Önemli olan dik durmayı öğrenmektir çünkü birileri seni itecek.

Bu dünya yalnız senin değil, başkalarının da yaşam hakkı var. Bitkiymiş, hayvanmış, havaymış, denizmiş kucaklamak lazım; gün gelip onlar sana can verecek.

Bir de şu kalp var ya şu kalp, ona sevmeyi öğretmek lazım! Öğretemezsen eğer, şu yaşadığın hayata yazık olacak… Yazık…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

"Ne kadar yaşayabileceğini biliyor musun ? O halde sarıl sevdiklerine son nefesin gibi..

Adam, telaşlı, öfkeli bir halde hanımına bağırıp, çağırıyordu. Babalarının sesini duyan iki çocuk ise yataklarından kalkıp salona gelmişti. Babalarının öfkesini görünce, korkmuş, sinmiş halde birer koltukta sessizce oturup kalmıştı. Adam, çocuklara, hanımın üzüntüsüne aldırmadan söylenip duruyordu;

-Söyledim değil mi, söyledim. Bu gün toplantı olduğunu, açık mavi gömleği ütülemeni söyledim. “Kahverengi gömlekle gidiversen nolur!”muş. Bu gün sunum yapacağım, karamsar bir görüntü mü vereyim, dinleyenlerin içi kararsın, bu da projeye verecekleri oyu etkilesin! Bunu mu istiyorsun?

-Tamam bey, bitti işte. Adam açık mavi göleği hışımla aldı;

-Bitti, tabi bitti ama ben geç kaldıktan sonra bitmiş neye yarar. Hanımı çocukların korkmuş yüzlerine baktıktan sonra, yine eşini sakinleştirmeye çabaladı;

-Dün bundan da geç çıkmıştın, vakit var, yetişirsin.

-Anlamıyor ki, anlamıyor ki. Bu gün sunumu ben yapacağım. Herkesten önce gitmeliyim ki, gelecek önemli konuklara ‘Hoş geldi’ demeliyim. Adam bir sürü söz daha söylenerek, bağırarak çıktı, arabasını çalıştırıp uzaklaştı. Hanımı, direksiyon başında da öfke saçan eşinin halinden endişelendi, “Bir kaza yapmasa bari…” Eşi uzaklaşınca, çocuklarının yanına gidip sarıldı, rahatlatmaya çalıştı.

-Madem erkenden kalktınız, hemen size sultanlara layık bir kahvaltı hazırlayıp getireceğim. Mutfağa geçti, zihnindeki huzursuzluğu dağıtmak için hemen neşeli müzikler çalan bir radyoyu açtı. Ocağa haşlamak için yumurta koydu, cezvede süt ısıtmaya başladı. Masaya zeytin, peynir, reçel koymayı da ihmal etmedi. Biraz sonra çocuklarına seslendi -Kahvaltınız hazııır! Çocuklar kahvaltıya otururken, radyoda müziğin birden kesilmesi dikkatini çekti. Son dakika haberi anonsuyla, radyonun sesini biraz daha açtı. Radyo’da zincirleme bir kaza haberi vardı. Ayrıntılarla biraz sonra birlikte olacağız demişti spiker ama kazanın yerini söylediği andan itibaren o sandalyesine yığılıp kalmıştı. Spikerin bahsettiği kaza yeri, kocasının her gün işe giderken geçtiği dörtlü kavşaktı.

Eşinin bu kavşaktaki trafikten şikayetçi olduğunu, her sabah yoğun bir trafik olduğunu söyleyişi aklına geldi. “Geç kaldım diye acele edip acaba o da…” Aklına gelen düşünce içini daha da yaktı, hemen ayağa kalktı. -Çocuklar, unutmayın ocağa yaklaşmak yasak. Kahvaltınızı yapıp salona geçin, oynayın. Benim acil bir yere uğramam gerek, kapıyı da kimseye açmayın tamam mı? Çocukları uslu, söz dinler olduğu halde, çok kısa süreli de olsa evde yalnız bırakmak zorunda kalsa tekrar tekrar tembihte bulunurdu. Sokağa çıkmak için üzerine bir şeyler aldı, cebine de bir taksi parası aldı. Kapıya yöneldiğinde kocasının bu kazada ölmüş olabileceği endişesiyle kabaran yüreğine daha fazla dayanamayıp, ağlamaya başlamıştı. Göz yaşlarını çocukları görmesin diye, açık olan mutfak kapısına sırtını dönmeye özen gösteriyordu.

İçindeki acının kocasının ölmüş olma ihtimali kadar, giderken kendisini kırması ve çocuklarının önünde bağırıp çağırmasından da kaynaklandığını anladı. Oysa her zaman böyle öfkeli değildi.

-Eğer ölürse, çocuklarım babalarını, son gördükleri haliyle mi hatırlayacak? Kalp kıran, öfkeli bir baba olarak mı kalacak akıllarında? Kapıdan çıkarken, çocuklarına bir kez daha seslenecekti ama artık akan gözyaşları saklanamayacak haldeydi. Hemen kapıyı açıp dışarı çıkmak için hamle yaptı ama karşısında kapıya doğru adım atmakta olan kocası vardı. Adam, bir an karısının ıslak yanaklarına baktı; “Haberleri mi dinledin?” diye sordu.

Hanımı, konuşamadan sadece başıyla onayladı. Adam, önce sarıldı, sonra eşinin yanaklarını sildi.Hanımı zorlukla sordu; -Hani önemli bir toplantına geç kalmıştın, niye döndün? -Kaza benim hemen yakınımda oldu. O anda toplantıdan daha önemli bir şeyi unuttuğumu hatırladım. Eğer o kazada ölseydim… O anda çocuklar da yanlarına gelmiş, babalarının yine öfkeli olabileceğini düşünerek, annelerinin yanında durmuştu.

Adam, bütün içten, samimi gülümsemesiyle çocuklarını yanına çağırdı, boyunlarına sarıldı, yanaklarından öptü. -Ben bu gün büyük bir hata yaptım ve evden çıkarken, sizleri ne kadar sevdiğimi söylemeyi unuttum. Böyle önemli bir şey unutulur mu hiç. Ne yapalım, ben de geri döndüm. “Ne kadar yaşayabileceğini biliyor musun ? O halde sarıl sevdiklerine son nefesin gibi..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Geleceğin için endişelenmekten vazgeç…

1-)Geçmişi affet

2-)Doğru nefes al

3-)İnsanlar için endişelenmekten vazgeç

4-)Birşey yapmak istiyorsan yap ve deneyimi yaşa, sonrada anlat…

5-)Sakin ve huzurlu olmayı seç …

6-)Erken yat ve erkek kalk

7-)Sigarayı sevgiyle uzaklaştır

8-)Geleceğin için endişenmekten vazgeç

9-)Sosyal ol ve hayatın keyfini çıkart

10-)Kim ne derse desin kafaya takma

11-)Hayatını kontrol etmekten vazgeç ve akışa güven

12-)Herkes güvende herşey yolunda

13-)Herşey en yüce hayrıma gerçekleşiyor…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen hayat bir bilgisayar oyunu gibi geliyor.Bir seviyeyi atlamadan öbür seviyeye geçemiyorsunuz

 

Bazen hayat bir bilgisayar oyunu gibi geliyor.Bir seviyeyi atlamadan öbür seviyeye geçemiyorsunuz.O seviyeyi geçene kadar da hep aynı tipte karakterler karşınıza çıkıyor.Gelenin tipi değişse de sizi hep aynı yerinizden vuruyor, sizi hep aynı şekilde incitiyor.Sizi inciten şey her ne ise, onu bir de genellediniz mi, o zaman işler iyice karışıyor:”Bütün erkekler, kadınlar, patronlar birbirinin aynıdır” gibi.Halbuki onu birçokları içinden siz çektiniz ve seçtiniz.Onunla yola devam etmeye siz karar verdiniz.İşin püf noktasını keşfedip bulunduğunuz seviyeyi atlayana kadar hep aynı tiplerle oynamaya devam ediyorsunuz.Gözden kaçırdığınız şeyi bulup düzeltene kadar…Bütün bu aynıların içinde artık yeniye merhaba demek istiyorsanız, yapabileceğiniz birkaç şeyi hemen burada sıralayayım:

Tepkilerinizi değiştirin.

Karşınızdaki kişiye kızmaya başladığınızı fark ettiğinizde genelde ne yapıyorsanız, gidin hiç yapmadığınız bir şey yapın.

Mesela gidip dişlerinizi fırçalayın.

Böylece kendini tekrar eden döngüyü kıracak, otomatik tepki vermeyi bırakacaksınız.

Tepkileriniz sizi yönetmeyecek, siz tepkilerinizi yönetmeye başlayacaksınız.

İletişimle ilgili neyi farklı yapabileceğinize bakın.

Her olumsuz duygu, karşılanmamış bir ihtiyaçtan doğar.

Diyelim ki çok sinirlendiniz, kendinize sorun:

Benim aslında neye ihtiyacım var?

Hangi ihtiyacım karşılanmadığı için sinirlendim?

Bulduğunuz cevabı karşınızdaki kişiyle de paylaşın.

“Şuna ihtiyacım vardı ve bu ihtiyacım karşılanmadığı için şu davranışın karşısında sinirlendim” gibi.

Ve sonra ihtiyacınızı giderin.

Önceki ilişkilerinizden getirdiğiniz birikmiş üzüntü ya da öfkeyi temizleyin.

Bunu yapmadığınız sürece, yaşadığınız her olayı sizi yaralayan olaya benzetip otomatik tepki vermeye devam edeceksiniz.

Geçmişle ilgili depoladığınız yükü temizlemeden hayatınızın değişmesini beklemeyin.

Olaylara büyük pencereden bakın.

Kişiselleştirmeyin.

Büyük resimde olan bitenin o an hiç bilmediğiniz bir anlamı olduğunu hatırlayın.

O anki çatışmanın 10 sene sonra hiçbir anlamı kalmayacağını düşünün.

“Yaşadığım bu durum bana ne öğretiyor, bundan ne ders çıkarabilirim?” diye kendinize sorun.

Varsayımda bulunmayın.

“Bana çiçek getirmedi, demek ki beni sevmiyor.”

Neden çiçek getirmediğini öğrenmeye, anlamaya çalışın.

Beklediğiniz şeyi önce siz verin.

İlgi bekliyorsanız, ilgi; anlayış bekliyorsanız anlayış…

Yani bulmak istediğiniz şeyi önce kendinizde yaratın.

Bu yazıyı okuduktan sonra, “söylemesi kolay ama” diyerek söze başlamayın.

 

Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir….

Sular yükselince, balıklar karıncaları yer..

Sular çekilince de karıncalar balıkları yer…

Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir…. …

 Çünkü, kimin kimi yiyeceğine..

“suyun akışı” karar verir.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

hayatımızdaki güzel şeyleri farkedip ŞÜKÜR etmek ve hayatımızda var olan güzelliklerden motivasyon alarak enerji üretmektir…

Bazen hayatta gideceğimiz yol belli olsa bile, hayat yolumuza devam etm…ek için enerji ve öz irademizden gelen istek gücüne ihtiyaç duyarız. Böyle zamanlarda tek yapmamız gereken,  hayatımızdaki güzel şeyleri farkedip ŞÜKÜR etmek ve hayatımızda var olan güzelliklerden motivasyon alarak enerji üretmektir…Bunu başardığımızda, hayat bize ödülünü o yürüdüğümüz yollarda bir şekilde sunacaktır. ☼¸¸.•*¨♥

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »