Kaybolmanın bir nedeni vardır. Yollar seni bambaşka bir yere çıkarır, aslında orda olman gerektiğini ve orayı sadece kaybolarak bulabileceğini anlarsın zamanla..
Kaybolmanın bir nedeni vardır. Yollar seni bambaşka bir yere çıkarır, aslında orda olman gerektiğini ve orayı sadece kaybolarak bulabileceğini anlarsın zamanla..

Zihin Maymuna Benzer !
Kulaklarını çekip, dilini çıkar dışarı… Şimdi kulaklarını bırak, dil içeri… Minik maymun seni !! Kaç maymun var içinde… Kaçı zıplar, kaçı daldan dala hoplar, biri diğerini dürter, diğeri şakacıdır… Hiç durmaz onlar… Kulaklarını çekip, dilini çıkar dışarı…Şimdi kulaklarını bırak, dil içeri… Minik maymunlar olduk … Dil dışarıya çıkabilen tek kasımız. Dili dışarı çıkarmak yüzdeki mimikleri rahatlatırken, çenemizde konuşurken yüklenen enerjiyi veya çenemiz kilitlendiğinde oluşan duygusal kasılmayı dışarı salmamıza yarıyor. Aynı zamanda uyurken çenesini kilitleyip, dişlerini gıcırdatanlar için iyi bir çene egzersizi… Küçük yaşlarda dil gelişimi sorunlarında terapiler uygulanıyor. Çocuklar bu anlamda çok yararını görüyor bu egzersizin…
Kulakta insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili noktalar ve meridyenler bulunuyor. Kulağı çekmek, aynı zamanda hem bu organlara masaj uygularken, strese dayalı baş ağrılarını da geçiriyor. Ama bırakın tüm bu yararları biz sadece Maymun taklidi yapıyoruz aslında…. Birkaç dakika bu pozda kalınca gözlerimiz yaşarıyor, bu gözyaşları kendi halimize gülememekten olabilir ya da göz yaşıyla toksin atıyoruzdur, kimbilir… Çok eğleniyoruz. Dili ve kulakları bırakınca, bir enerji geliyor üstümüze…
Günlük kahve molalarımdan birindeyim. Yan masada 3 genç oturuyor. Onları duymamak elde değil. Birini çekiştiriyorlar. Normaldir diyorum, hatta gülümsüyorum. Kızlardan biri Hayatının ilk kazığını yediğini anlatıyor, hararetle… İyi tecrübe diyorum içimden… Biraz zaman geçiyor. Masalarına yeni biri katılıyor. Biraz önce hakkında konuştukları kişi bu, fakat masa da konuşulan herşey şimdi çok sevgi dolu… Komik geliyor. Nasıl birbirimizden besleniyoruz. Alıyor, veriyor, eksiltiyor, çoğaltıyor bazen başakalarının yaptıklarından yara alıyoruz… İnsanlar olarak ancak insanlarla tanımlı kılıyoruz kendimizi… Ayna gibi… Böyle öğrendiğimiz için belki de… Sevginin, mutluluğun, öfkenin karşısında hep bir insan yok mu hayatımızda? Gülümsememizin nedeni bizi mutlu eden biri…
En büyük korkumuz ise yanlız kalmak, kaybetmek sevdiklerimizi… Onay bekliyor başardıklarımız..” ne güzel, ellerine sağlık, harikasın… “ En unutamadığımız anın içinde bile bir insan gizli… Kızgın olduklarımız var bir de… Affedemediklerimiz, durup durup öfke yüklendiklerimiz… Bize kıyanlar var sonra, çelme takanlar hayatımıza… Böyle gidiyor liste… İnsanlar var hayatımızda… Beslendiğimiz, eksildiğimiz, çoğaldığımız beraber, hayatımıza giren, var olan veya çıkarttığımız… Hayat böyle geçiyor, yatay enerjilerle beslenerek… Alarak, vererek… \ Bir de dikey bir enerji var. Hep dolan, hiç eksilmeyen… Hep akan, hiç durmadan tamamlanan… Karşımda oturan biriyle sohbet içindeyiz, ben binbir duygunun içinde dönüp dururken, bir an eksildiğimi, bir an çoğaldığımı, başka bir an kızdığımı hissettiğim zaman artık içimden akan enerjiye dönüyor algım… Sonsuz kaynaktan akan o enerjiyle dolduğumu hissediyorum… Ne eksiğim, ne fazlayım… Tamamım. Tam`ım aslında… .
Hissettiğim tüm duyguların nedeni zihnimdeki yerinde duramayan, şakacı Maymunun eseri…
O aslında sadece oyun oynamak istiyor. Öfke, kızgınlık hep onun oyunda elde edemedikleri yüzünden… Şakacı bazen, bazen de vurdumduymaz oluyor… Bazen sevilmek için yapmadığını bırakmıyor. Sevilmediğinde hırçınlaşıyor. Elinden birşey alın, hemen saldırganlaşıyor… Sizi devamlı o daldan bu dala , geçmiş pişmanlıklarından, gelecek korkularına o taşıyor… . Ne zaman yatay enerjiye saplansam, algımı değiştiriyorum artık… Bizi besleyen, yaşatan, var eden , o güzel enerjinin akışını hissediyorum her nefesimde… Tam başın üstünden geçiyor o enerji… Kalbimde yuvalanıyor, tüm hücrelerimi doluyor.. Ve Maymunu özgür bırakıyorum…

SEZGİLER İnsanlar 6 saniye içinde hiç tanımadığı birinin öğretme becerisi veya dışadönüklük gibi bir kişilik özelliği hakkında doğru tahminde bulunabiliyor.
Bazı proflar sezgiyi, farkında olmadan öğrendiğimiz şeyler olarak tanımlıyor ve bunun bazen faydalı bazen ise yanıltıcı olabileceğinden bahsediyor. Örneğin, işe alım sırasında mülakat yapan kişiler, adayın gelecekteki iş performansını, o kişinin test puanlarına veya görüşme sırasında tuttukları notlarına bakarak değil, genellikle edindikleri izlenimlerine dayanarak belirliyorlar. Ama yapılan araştırmalar, bu durumda kullanılan sezgilerin genellikle çok sağlıklı olmadığını gösteriyor.
SEZGİLERE GÜVENMEK
Peki tüm bu çalışmalar, insanların yabancı birileriyle karşılaştıklarında sezgilerine dayanmaları gerektiği anlamına mı geliyor? Aslında demek istenen bu değil çünkü ilk izlenimlere güvenerek karar vermek bazen çok ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin Amerika’da seri katil olarak bilinen Ted Bundy, dışarıdan bakıldığında son derece normal, çekici gözüken biriydi. Ancak kadın kurbanlarından ikisi onunla uzun süreli bir ilişki yaşamışlardı. Bu da demek oluyor ki fiziksel çekicilik veya karizma bazen “soğanın” daha altındaki katmanları gizleyebiliyor.
Yine bu konuda yapılan bir çalışmada, kendisini mutlu hisseden kişilerin sezgilerine dayanarak yaptıkları tahminler, kendini üzgün hissedenlerinkine oranla çok daha doğru çıkıyor. Bu durumun bir açıklaması, kendini üzgün hisseden kişiler, ilk verdikleri karara güvenmeyip, ikinci bir tahminde daha bulunuyorlar ve dolayısıyla yanılabiliyorlar. Ders: Kahırlanırken karar almayın
Yanılma payını göz önünde bulundurmaksızın, sezgilerine fazlaca güvenip hareket eden ve sonrasında da kaybeden kişilere en iyi örnek olarak kumar oynayanlar gösterilebilir. Kumar oynayanlar, herhangi bir mantığa dayanmayan, özünde tamamen şansa dayalı olan bir şeyi, sezgilerini kullanarak kontrol edebileceklerini düşünürler. Örneğin, zarla oynanan bir oyunda, zarı hızlı ve güçlü bir şekilde atarlarsa büyük bir sayı, yumuşak ve yavaş bir şekilde atarlarsa da küçük bir sayı geleceğine inanırlar. Tabi doğal olarak nasıl atarlarsa atsınlar, zar kendi bildiği şekilde dönüyor. Peki sonrasında yanıldığımızı fark etmemize rağmen, neden yine de sezgilerimizle hareket etmeye devam ediyoruz?
MANTIĞIM VE SEZGİLERİM Bir konuda karar almada çatışma yaşıyorsak, bilelim ki savaş sezgilerimle mantığım arasında veriliyor. Sezgilerim kişisel yaşantıdan ve duygulardan beslenir.
Avantajı, hızlı ve çabuk karar almama yaramasıdır. Tehlikeyi çabuk algılamama yarar. Yani, hayatta kalmamı sağlar.
Dezavantajı; verileri atlama olasılığım yüksektir. Mantığım ise çıkarımlara, verilerin analizine ve rasyonel karara dayanır. Yani karar alana kadar iş işten geçmiş olabilir. İdeali her ikisini de kullanabilmek. Olmadı, yazı tura atmak.
Hayat bir sevdadır… Onu yaşa!
Hayat bir hediyedir… Onu al!
Hayat bir bilmecedir… Onu çöz!
Hayat bir fırsattır… Onu yakala!
Hayat bir şarkıdır… Ona eşlik et!
Hayat bir bahçedir… Onu der!
Hayat bir iyiliktir… Ona karşılık ver! …
Kendine bir iyilik yap.
Zamanını seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan ve istemeyen biri için harcama…
Yeni kapılar, pencereler aç…
Hayatını boşuna harcama…

Eğer size bir sıkıntı musallat olmuşsa; ya hakettiğinizdir, yada imtihanınızdır.
Her iki durumda da isyan yerine sabretmek en doğru olanıdır.
Nasılsa her şey gibi bu da geçecektir…