Bir Nehir, Denize ulaştığında artık, Nehir kalamaz.
Sınırlı olan, bilinçli bir şekilde tamamen SONSUZ VE SINIRSIZIN içine bırakıldığında, zamanla, sınırlı olan sınırsızlığa dönüşür.
Bir Nehir, Denize ulaştığında artık, Nehir kalamaz.
Sınırlı olan, bilinçli bir şekilde tamamen SONSUZ VE SINIRSIZIN içine bırakıldığında, zamanla, sınırlı olan sınırsızlığa dönüşür.

İlk öğretmenimiz kendi kalbimizdir. Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver…
•Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli….
•Herkes kendi mutluluğunun demircisidir…! …
•Batmayacağına inanarak suya bas, yürür gidersin. Mucize yürüyebilmen değil, inanabilmendir….
•Kumsala Herkes Kumdan Kale Yapabilir ! Ama Önemli Olan Zoru Başarmaktır. Denizin Ortasına Kaleyi Yapıp, Ayakta Dimdik Durmasını Sağlamaktır .
•Eğer hayatınızda hiç başarısızlık yoksa hiç risk almıyorsunuz demektir.
•İyi bir arkadaş kendine vereceğin en değerli hediyedir.
•Başarı,istediğini elde etmektir… Mutluluk ise elde ettiğini sevmektir.
•İyi bir izlenim bırakmak için, kimsenin ikinci şansı yoktur.
•Öğretmek, yeniden öğrenmektir
•Rüzgarın yönünü değiştiremezsen, yelkenlerini ona göre ayarla.
•Sadece gerçekleri söylersen, hafızanın zayıflığından şikayet etmene gerek kalmaz.
•Unut ve affet. Ekşi üzümden iyi şarap olmaz.
•Bazı hedefler, başarısız olmaya da değerdir.
•Hayat oyununda, seyirci koltuklarında oturmaya özenme,sahneye çıkmaya çalış.
•Bütün zorlukların ortasında fırsatlar yatar…
Hani bazen çok etkilenirsiniz , içinizi farklı bir huzur kaplar yada farklı bir duygu ..
.Hani hayatınız boyunca sizle gelebilecek bir anı yaşarsınız ya unutamayacağınız yada bir anlık farklı bir diyarda hissettiğiniz .. .
İşte böyle bir şey 🙂
Unutulmaz Film Replikleri:Saving Private Ryan – Er Ryan’ı Kurtarmak (1998)

Yaşarken Kıymetim Bilinmemişse,
Dost Olup Kalbime Girmemişse,
Severek Yüzüme Gülünmemişse,
Neyleyim Ölünce Gözyaşını
‘Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız, dile getirilmesi imkansız bir şey var ya, işte Allah onu biliyor, üzülmeyin…
İnsan hayal ettiği kadar yaşar…
Boşuna dememiş Shakespeare: “Önce hayaller ölür, sonra insan.
NE ÇOĞALDIM ÖVGÜDEN NE AZALDIM YERGİDEN…

Zengin bir adam mercedes arabası ile şehirdeki dar bir yoldan geçiyordu. Birden, yoluna aniden fırlayarak elindeki taşı arabasına atan bir çocuk gördü. Kapısına çarpan taşın sesi ile ani fren yapınca, arabası kaldırım taşına çarparak durabildi. Adam öfke ile arabadan fırlayıp, taş atan çocuğu kolundan tutarak sarsmaya ve “Sen ne yapıyorsun serseri, bak arabamı ne hale getirdin” diyerek bağırmaya başladı.
Üzgün ve suçlu tavır içindeki çocuk “Amca lütfen kızma, sizden önce geçen arabalara durmaları için işaret ettim, arabaların hiç biri durmayınca, sizin arabaya taş attım” dedi. Ve, gözyaşları içinde, kenarda devrilmiş duran bir tekerlekli özürlü arabasını ve o arabadan düşerek yerde yatan birisini göstererek “Ağabeyim yürüyemiyor, onu tekerlekli arabası ile gezdirirken, kayıp devrildi.
Ağabeyim yere düştü, kaldırmaya gücüm yetmedi, gelen geçen kimse de yok, siz onu yerden kaldırıp tekerlekli arabasına tekrar oturtmama yardım edermisiniz” dedi.. Zengin adam, ne diyeceğini bilemeden, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalışarak, yerde yatan çocuğun yanına gitti, onu kaldırıp tekerlekli arabasına oturttu ve cebinden temiz bir mendil çıkararak bacağındaki kanları sildi.
Küçük çocuk abisini tekerlekli arabasıyla alıp giderken, hiçbir şey söyleyemeden arkalarından bakakaldı. Arabasına döndüğünde, çocuğun attığı taşın, arabasının kapısında bıraktığı oyuk şeklindeki DERİN İZİ gördü. Ve zengin adam, bu derin taş izini hiçbir zaman tamir ettirmedi.
Arabadaki bu taş izini şu mesajı hiç unutmamak için sakladı: Hiçbir zaman, yaşamın içinden, birilerinin seni durdurmak ve dikkatini çekmek için TAŞ ATMAYA mecbur kalacağı kadar HIZLI geçme.
Tanrı, ruhumuza fısıldar ve kalbimize konuşur. O sesi dinlemek için vaktimiz olmadığında ise, bize TAŞ FIRLATMAK zorunda kalır.
İster fısıltıyı dinle, ister taşı bekle… Seçim senin… Yaşamın içinden son hızla geçerken, bir an durup, kendi hayatımızda da bize bazı şeyleri hatırlatmak için atılan TAŞLAR olup olmadığını bir düşünelim…