
Kimseyi ayıplama Evren senin aynandır, o sadece seni yansıtır.
Başkaları ile iletişim kurmadan önce kendi içine dön ve kendinle konuş; çünkü kendi yüreğinin sesini dinleyemeyen bir insan kimseyi duyamaz.
Elindeki bütün kitapları bırak ve önce kalbinin kitabını oku, kalbinin kitabı, okuduğun tüm kitaplardan daha anlamlıdır.
Patronunun yanında bir başka maske, evde başka maske…
Bu sadece seni yoracaktır, bütün maskeleri bırak ve kendin ol, ancak o zaman tam olarak Özgürlüğe ulaşabilirsin.
Ve konuşmalarını usul usul azalt; çünkü Aşk, sen sustuğunda konuşmaya başlar.
Sana taş atana sen GÜLver; ver ki kaynağın SEVGİ olduğunu daima anımsayasın.
Ve sadece sev, çünkü sen Yaradanın rahmeti olan Sevgiyi çevrene yaymak için gönderdiği seçilmiş bir VARLIKSIN.
| TANRI’NIN RÜYASINDAN
Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme. Sen dağları seyret… !
Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma, kalbindeki o uçsuz bucaksız sevgiyi hisset… !
Işıklar sönmüşse ve karanlıksa ona da aldırma, ay ışığını seyret …!
SABRET… !
Sabretki herşey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun…!
Sabretki herşey gönlünce olsun…
Kaderimizi kontrol eden üç karar: …
-Nelere odaklanacağımıza karar vermek
-Bir şeyin sizin için ne anlam taşıdığına karar vermek
-İstediğiniz sonuçları yaratmak için ne yapacağınıza karar vermek
Anthony Robbins
Kapılarını herşeye kapatırsan doğru nasıl içeri girecek ?
Yüzüncü Maymun’un hikâyesi, gerçek bir hikâyeden alıntıdır…
Pasifik Okyanusu’nda irili ufaklı birçok ada. Bu adalarda Macaca Fuscata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor.
1952’de Koshima Adası’nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor. Ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.
Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor, İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo’nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasında yayılıyor.
1952 ve 1958 yılları arasında genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958’in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.
Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor.
Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!
Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları… Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.
Yani, “Yüzüncü Maymun Fenomeni” denilen bu fenomen şunu gösteriyor: Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor.
Ama “bilenlerin” sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha “yeni yol”a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası…
“Yüzüncü Maymun Fenomeni”, Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı.
Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularını taşıyoruz. Yeniliklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların… Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse!
Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar.
“Yüzüncü Maymun” belki de sizsiniz.
Tüm acı, tüm üzüntü, tüm endişe, tüm korku, tüm bağımlılık ve tüm beklentilerin kökeni , arayışın tek kökeni kendini sevmemektir. Kendinizi sevdiğinizi sanıyorsunuz değil mi?
Birine kızdınız öfkelendiniz içinize kin nefret öfke saldınız kendinizi zehirlediniz, kendini seven kendini zehirleyebilir mi? Size bir sır verelim, kızdığınız öfkelendiğiniz nefret ettiğiniz, tüm bu duygularınız, onu hissettiğiniz kişi üzerinde, sizin üzerinizdeki etkisinden daha az etkiye sahiptir..
işte bu yüzden ne yaparsanız kendinize yapmakta ve de başkası için ne düşünüp hissederseniz de kendinize salmaktasınız. Kendinizi sevdiğinizi sanıyorsunuz değil mi? Yaşamınıza bir bakın yaşadığınız hayatın bir çok bölümünde, kontrolün sizin değil başkasının elinde olduğunu sanıyorsunuz. Tüm korkularınız tüm acizliğiniz kendinizi sevmemenizdendir.
Eşinize sevgilinize bağımlısınız bu yüzden çoğunuz şiddete ihanete saygısızlık ve hakarete izin -veriyorsunuz. Bu sizin hayrınızadır ama sebebi kendinizi sevmemenizdir. Herkes neyi hakediyorsa, kendine neyi layık görüyorsa, gercekte onu yaşamaktadır.
Bir sevgiliniz olsun sizi seven, en büyük isteklerinizden biri de bu.. niçin sebebi ne bu isteğin hiç düşündünüz mü?
DERLER Kİ HERKES SEVİLMEK İSTER AMA YANILIYORLAR HERKEZ SEVİLMEK İSTER AMA RUH KENDİNİ SEVMEK İSTER.. ÖNCE KENDİNİ SEVMEK..
Kendini sevmek için öncelikle negatif enerjilerden arınmak gerekir. Geçmişle barışmak, OLanı kabul etmek, bugünü azami değerlerde gayretle yaşamak ve yarına güvenmek bizi huzurlu kılar ve sevgi için uygun atmosferi hazırlar.
Kendini sevmek, kendini saymakla başlar. Kendi ile kaliteli zaman geçirmek, gelişmek için şarttır. Kendini seven kişi, yaşam enerjisinin önemli bir bölümünü kendindeki değerleri açığa çıkarmak ve kullanmak için harcar. Bu enerjisinin yaklaşık üçte biri kadardır.
Diğer üçte bir, kazanımlarını etrafı ile paylaşacak düzenli ilişkileri sürdürmek için kullanılmalıdır.
Kalan bölüm ise yaşamak için gereken zorunlu ihtiyaçları karşılamak için yeterli olmalıdır. İdeal yaşam dengesi budur. Kendimizin ve etrafımızın gelişimi için harcayacağımız zaman konusunda cömert OLmalıyız.
HER İNSAN BÜYÜMEMİŞ BİR ÇOCUKTUR VE SİZİN SAHİP OLDUĞUNUZ TEK ÇOCUK İSE, İÇİNİZDEKİ ÇOCUKTUR ŞİMDİ ONA BAKIN, HERŞEYİ BİR YANA BIRAKIN, KENDİNİ SEVMEK KENDİNİZE verebileceğiniz en büyük değerdir dünyanızda, geri kalan herşey mitolojik hikayeler. Gerçek mucize ne büyü de ne simya da ne de sırlarda var, tüm gercekler yaşamın sıradan yaşamınızın içinizdedir, kendinizi sevin göreceksiniz o zaman gerçek mucize nedir
• Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönünde davranma eğilimindedirler. Öfkeli olduğunuzda önce yavaşlayın, gösterdiğiniz tepkileri gözden geçirin, aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, asıl söylemek istediğiniz şeyi düşünün, karşınızdaki kişinin söylemeye çalıştıklarını dinlemeye ve anlamaya çalışın, hemen cevap vermeyin.