Dört şey geri gelmez: Atılan ok, kaçırılan fırsat, söylenen söz, geçen zaman…

Fotoğraf

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Müziğini hep yanında taşı… Hiç beklemediğin bir anda hayat seni dansa kaldıracaktır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Elimden gelenin en iyisini yapmaktan başka hiçbir ahlaki kaygım yoktur…

Elimden gelenin en iyisini yapmaktan başka hiçbir ahlaki kaygım yoktur…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Yargıladığın kadar yargılanırsın …

Fotoğraf

Yargıladığın kadar yargılanırsın …

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey vardır:

Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey vardır:
“Yaşamın anlamını kaybetmek.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Izin Verme !

Fotoğraf: Izin Verme ! Hayatının yönetmenliğini başkasının yapmasına izin verirsen; Sürekli o insana oyunculuğunu beğendirmek zorunda kalırsın. Someone***

Izin Verme !
Hayatının yönetmenliğini başkasının yapmasına izin verirsen;
Sürekli o insana oyunculuğunu beğendirmek zorunda kalırsın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sadece şefkat iyileştiricidir,

Sadece şefkat iyileştiricidir,
Çünkü insanın içindeki tüm hastalıklar sevginin eksikliğinden kaynaklanır…!

Foto: Samet Güler…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yol olmayan yerden gidin ki iz bırakın…

Yol olmayan yerden gidin ki iz bırakın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Karadut Ağacı Efsanesi…

Fotoğraf: Karadut Ağacı EfsanesiBir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe, delikanlının ki ise Piremus idi.Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı.İki evin arasında gizli bir çatlak vardı; aileleri bunu bilmez, onlar da geceleri burda buluşur, o aradan birbirlerine seslerini duyurur, aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler.Tispe, ağaca Piremus'tan önce varmıştı.Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü.O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe nin eşarbını parçalıyordu.O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe'yi öldürerek yediğiydi. Tispe'siz yaşayamazdı.Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü.Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus'un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispe'nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı.Bir an mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmişti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus aşkı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı, ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremusun bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzlestirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı onların aşkına adadılar.Piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini (Piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları (Tispenin gözyaşları) temizler..***Dut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz; ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz...

 

Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe, delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslerlerdi. …

Fakat aileleri görüşmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardı; aileleri bunu bilmez, onlar da geceleri burda buluşur, o aradan birbirlerine seslerini duyurur, aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe, ağaca Piremus’tan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe nin eşarbını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe’yi öldürerek yediğiydi. Tispe’siz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus’un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmişti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus aşkı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı, ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremusun bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzlestirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı onların aşkına adadılar. Piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini (Piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları (Tispenin gözyaşları) temizler.. *** Dut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz; ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Perde Pilavının hikayesi

Perde Pilavı Siirt yöresine ait çok eski Türk yemeklerindendir. Asıl vatanı Orta Asya’dır. Yemeği oluşturan her malzeme ayrı bir mesaj ve anlam içerir. Kayın valide evine yeni gelen geline el yapımı yufka ile kaplanmış pilavı verirken “kızım bu ev artık seninde evin; bu evin sırlarını, sorunlarını kendi sırrın, kendi sorununmuş gibi saklamalı ve kendi annen baban dahi olsa belli etmemelisin” demek istemektedir. Böylelikle valide pilavın yufkasını gelinin manevi bağlılığı ve korunmuşluğuyla bağdaştırır. Tıpkı gelinin yeni eve girerken eve, evliliğe bereket getirmesi için başından aşağı pirinç taneleri dökülmesi gibi pilavda kullanılan pirinç taneleri de bolluk ve bereketin simgesidir. Pilavın iç malzemesinde kullanılan bademler erkek torun, dolmalık fıstıklar ise kız torun hasretini, kuş üzümleri sağlığı, acı ve tatlı baharatlar ise hayatın acı ve tatlı günlerini temsil etmektedir.Siirtli gelinlere karabiberin neyi temsil ettiği sorulduğunda cevap mizahidir: kaynana. Daha önceleri tavuk eti yerine horoz eti veya keklik eti kullanılırmış. Horoz eti evin evin reisi olan erkeği karşılarmış. Ancak zamanla evin reisi konusu tartışılır olunca perde pilavında horoz eti yerine tavuk eti de kullanılır olmuş.

Malzemeler

Bir adet tavuk, Bir çay bardağı yoğurt, Bir çay bardağı Sıvı yağ, Bir çay bardağı tavuk suyu, Dört yumurta, Birer avuç kuş üzümü, dolmalık fıstık ve badem içi, Bir çay kaşığı köri, Dört su bardağı un.

Tarif Tavuk ve pilav pişirilir. Soyulmuş badem ve fıstıklar yağda kavrulur. Soğumuş pilava badem, fıstık, üzüm, baharat ve didilmiş tavuk eti konularak karıştırılır. Un, yoğurt, yumurta ve tavuk suyu yoğrularak hamur haline getirilir. Pilav tenceresinin içine tereyağı sürülerek açılan hamur döşenir. Daha sonra hazırlanan pilav tencerenin içine dökülür. Pilavın ağzı hamurla kapatılarak fırına ver mutfak haber

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Lütfen alışkanlık yapın güne gülümseyerek başlayın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Seni üzen insanları önemsememeye başladığın anda, mutlu edenlerin değerini daha iyi anlayacaksın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Yanımda Yürümeyi Bilmeyen İnsan Arkamdan Dört Nala Gelse Ne Yazar

Fotoğraf

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Yıllarca tanısan bile, kişinin gerçek yüzünü eline güç yada fırsat geçtiğinde görürsün…

Fotoğraf: Yıllarca tanısan bile , kişinin gerçek yüzünü eline güç yada fırsat geçtiğinde görürsün..Nice insanlar var ki yıllarca aldanmışsındır..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ormanda gezinen bir derviş, bacaklarını kaybetmiş olan bir tilkiye rastlamış.

Ormanda gezinen bir derviş, bacaklarını kaybetmiş olan bir tilkiye rastlamış. Derviş kendi kendine, “Zavallı şey hayatta kalmayı nasıl beceriyor?” diye düşünmüş. Tam o sırada avını taşıyan bir kaplan çıkıvermiş. Kaplan istediği kadarını yem…

 

… iş ve gerisini tilkiye bırakmış. Bir sonraki gün derviş geri gelmiş ve aynı şeyi görmüş. Derviş “Demek böyle oluyor” diye düşünmüş. “Bende aynı şeyi deneyeceğim.” Derviş evine dönmüş, bir köşede oturmuş ve evrenin ona istediği herşeyi vermesini beklemiş. Günlerce beklemiş ve hiçbir şey gelmemiş. Sonunda, açlıktan ölme noktasına geldiğinde bir ses duymuş, “Yanlışı örnek alıyorsun. Bacakların var. Kaplan gibi ol, tilki gibi değil.”

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »