:::: DEĞİŞİMİN İŞARETLERİ:::: (2013)

 

2013 yılı hoş gelsin. Bundan sonraki yıllarda dünyanın gidişatında büyük değişimlere şahit olacağız. İnsanlık tarihinde, türümüzde daha önce bu boyutta ve hızda yaşanmamış bir bilinç sıçramasının yaşanacağı bu evrimleşme sürecinin başlangıç evresinde yer aldığımız için “köprü insanlar” olarak çok şanslıyız. 1970’li yıllardan beri gelişime açık Homo sapienslerin bu süreçte bireysel olarak yaşadığı veya yaşayacağı bazı somut durumları paylaşmak istiyorum. Yaşadıklarınıza ve yaşayacaklarınıza bir anlam verebilesiniz diye. Bu belirtilerin hepsi olmasa da çoğu, zaman içinde sıkça yaşanır. Eski kimliğiniz artık size doyum vermez. Kim ve ne olduğunuzu sorgularsınız. Yalnızlık hissedersiniz. Toplum içinde kendinizi rol yaparken bulursunuz. Bu durum sizi rahatsız eder.

Bedensel ve zihinsel enerjinizde belirgin bir artış hissedersiniz. Bazen fiziksel olarak taşıyabileceğinizden daha fazlaymış gibi hissedebilirsiniz. Kendinizi takvim yaşınıza göre, hem enerji hem görünüm olarak daha genç hisseder; beden-zihin-ruh bağlantısını daha iyi kurabilmek için bedeninize gereken saygıyı gösterir ve egzersiz yapma arzusu duyarsınız. Ellerinizle ayaklarınızın ısısı yükselir. Kendiliğinden daha derin nefes almaya başladığınızı fark edersiniz, duruşunuz diklik kazanır. Bedeninizin esnekliği artar. Bedeninizde enerji tıkanması olan yerleri daha farkındalıkla hissedersiniz. Bu tıkanık/ağrıyan bölgelerde birikmiş duygulardan özgürleşmeniz gerektiğini bilirsiniz. İlaçlarla kendinizi iyileştirmeye çalışmak yerine bütünsel sağlık uygulamaları size daha çekici gelir. Beslenme tarzınız kendiliğinden daha sağlıklı hale gelir. Bedene zarar veren yiyeceklere ilginiz azalır. Bedeninizde değişimler yaşayabilirsiniz. Bütün bedeniniz ve zihniniz değişmektedir. Eski sorunlar aşıldıkça zihniniz ve bedeniniz de düzene girecektir. Sevgiye evet dedikçe vibrasyonunuz yükselir. Eskisine göre çok daha fazla sıvı tüketirsiniz. Yüksek sıvı tüketim süreci uzun süre devam eder. Duyularınızın duyarlılığı belirgin şekilde artar. Duyusal uyarılara hassaslaşırsınız.

Özellikle işitme, tat ve koku duyularınız keskinleşir. Yüksek seslere karşı duyarlılığınız artar. Bazen birisinin isminizi seslendiğini “duyarsınız.” Yanınızda birilerinin olduğunu hissedersiniz. Altıncı duyunuz açılır ve daha yüksek titreşimli enerjileri algılar hale gelirsiniz. Başkalarının göremediği titreşim boyutlarını gördüğünüz anlar artar. Burnunuza bir anda güzel kokular gelir ve kaybolur. Bazen hiçbir şey yemediğiniz halde damağınızda enfes bir tat hissedersiniz. Ama bu, bildiğiniz ve aşina olduğunuz bir tat değildir. Göz kenarıyla ışık topu, gölgeler, ışık huzmeleri, geometrik şekiller, birtakım ışık/gölge hareketleri görürsünüz. Gözünüzün kenarından gördüğünüz bu şekiller yeni düşünce frekanslarının beyninize giriş anlarıdır. Dünyayı yeni gözlerle görmeye başlarsınız. Farkındalığınız ve uyanışınız artar. Sevecen, her şeyle “bir ve bağlantıda” olduğunuzu hissedersiniz. Başkalarına yürekten yardım ve hizmet edersiniz. Bunun aslında “kendinize” yardım etmek olduğunu idrak edersiniz. Desteğe gerçekten ihtiyacı olan insanlar ile sizi manipüle etmeye çalışarak kullanmak isteyen insanların ayrımını kolaylıkla yaparsınız. Vicdanınız sizin pusulanızdır. Bazen eski dünyanızın size dayattıkları sizi karmaşaya düşürse de, bunun üstesinden kısa zamanda gelirsiniz. “Hayır” ve “Evet” sözcüklerini yerli yerinde kullanırsınız. Düşük frekanslı ayrımcı ve önyargılı yaklaşımlara “tahammülsüzlüğünüz” artar. Drama krallarını/kraliçelerini hayatınızdan uzaklaştırırsınız. Sürü bilincinden uzaklaşırsınız. Sevmenin “katlanmak” anlamına gelmediğini idrak edersiniz. Zamanınızın değerini bilirsiniz… İlham, yaratıcılık anlarınız artar. Daha önce düşünmediğiniz fikirler ardı ardına gelir. Bazen titreme ya da ter basması yaşayabilirsiniz.

Tek başına olmayı seçtiğiniz zamanlar çoğalır. Bu anları tercih edersiniz. Bu anlar yaratıcılık anlarınızın arttığı anlardır. Başınızın üzerinde bir basınç hissedersiniz. Sanki birisi parmağıyla bastırıyormuş gibi. Baş ağrısı, baş dönmesi hisseder, boyun ve bel ağrıları çeker, alerjilerinizde artış olur. Ama bunlar geçicidir. İlk dönemlerde uyku düzeniniz bozulur, sıkça uyanır veya uyumakta güçlük çekersiniz. Özellikle sabaha karşı 02:00 ila 04:00 saatleri arasında uyumakta zorlanırsınız. Bir süre sonra uyku düzeniniz doğal olarak ve kendiliğinden yeniden oluşur. Hiç nedensiz duygu değişimleri yaşarsınız. Bir an hiç nedensiz üzgün, bir an neşeli, bir an kızgın, bir an mutlu olursunuz, bir an depresyon yaşarsınız, bir an umursamazlık hissedersiniz. Bu hızlı değişimlere, duygu çalkantılarına bir anlam veremezsiniz. Bu, kalp çakranızın açılmasından dolayı yıllar boyu bastırılmış duygularınızın açığa çıkış sürecidir. Duygular kendiliğinden ortaya çıktığında onları kabul edin ve sevgiyle özgür bırakın. Duygularla barışma sürecidir bu. Hem kısa vadeli hem uzun vadeli unutkanlıklar artar. Bazen “kayıp zaman” anları yaşarsınız. Bu anlarda bulunduğunuz yerde değil başka bir yerdeymişsiniz gibi hissedersiniz. “Kayıp zaman” anlarında bulunduğunuz yerde ne yaptığınızı hatırlamazsınız.

Bazı anlar kısmen ya da tamamen bedeninizden ayrıymış gibi hissedersiniz. Eski sorunlar sizi yeniden ziyaret eder. Bazı anlarda kendinizi kaybolmuş hissedersiniz. Bu sorunlarla yüzleşmek, kucaklaşmak, çözüm üreterek özgürleşmek derin temizlik sürecidir bu ve geçilmesi gerekli bir süreçtir. Bu anlarda kendinizi “depresif” hissetseniz bile bu ruh halinden çabuk çıkarsınız. En uzun “depresyonunuz” üç günü geçmez. Başlangıç döneminde birçok kayıp yaşarsınız. İş, aile, mülk, para, ilişki vs. Bazen bu kayıplara tahammül etmekte zorlanırsınız ama kapasitenizin bütün bunları kaldırabildiğine zaman içinde tanık olursunuz. Parasal engeller, size ilk anda engel gibi gelse de bu durum içinizde, gelişiminize destek olacak konularda yapmak istediğiniz şeylerin önüne geçemez. Bunların geçici “durumlar” olduğunu “sezgisel” olarak bilirsiniz. Engele değil, aşmaya odaklanırsınız. Hayata güvendikçe parasal engelleri de yaşamaz hale gelirsiniz. Bolluk ve bereket bilinciniz artar. Gelişiminizin önündeki en büyük engelin “kibir” ve “eleştirilme korkusu” olduğunu idrak edersiniz ve kibir anlarınızı hemen yakalayarak kendinize “ayar” vermeye özen gösterirsiniz. Özeleştiri yapabildiğiniz için artık hayatınızda kibrin yeri yoktur. Kibir gittikçe doğallık, içtenlik, sıcaklık ve sevecenlik artar. Artık size hizmet etmeyen tepki ve davranış kalıplarınızdan, sizi sınırlayan inançlardan ve alışkanlıklarınızdan özgürleşme ihtiyacı duyar ve bu doğrultuda adım atarsınız. Bu adımları atmaya cesaretiniz olur.

Eskiyi temizleyip yeniye yer açarsınız. İstemeyerek çalıştığınız işler sizi hızla tüketir, kanınızı emer hale gelir. Ama korkuyla orada kalmak yerine cesaretle kendinize yeni imkânlar yaratmayı seçersiniz… ve kapılar açılır. Enerjinizi sizi geliştiren ve Bütün’e yararlı düşüncelere, duygulara, davranışlara ve seçimlere yöneltirsiniz. Hiç nedensiz huzur içinizi sıkça kaplar. Her şeyi kontrol etme ihtiyacı yerine kendinizi akışa bırakmaya başlarsınız. Kötü bir gün geçirdiğinizde kendinize moral verebilirsiniz. Farkındalığınız arttıkça, bilinciniz genişledikçe kendinize ve başkalarına karşı daha şefkatli olursunuz. Derin boyutta doğrudan size hitap eden işaretleri daha sıklıkla görmeye başlarsınız. Farkındalığınız arttığı için bu işaretler sizin için büyük anlam ifade etmeye başlar. Rakamlara merak salarsınız. Rakamların, sembollerin derin anlamlarıyla ilgilenmeye başlarsınız. Kendini tekrar eden rakamlar sıkça karşınıza çıkar ya da rüyalarınızda görürsünüz. Eş zamanlılık artar. Hayatınızda “anlamlı tesadüfler” olağanüstü boyutta sıklaşır. Doğru yolda olduğunuzda “tesadüfen” doğru insanlarla doğru zamanlarda karşılaşırsınız. Birbiriyle alakası yokmuş gibi görünen olaylar anlam kazanmaya başlar. Bu mesajların ardındaki mesajları algılamaya başlar, sezgilerinizin güvenirliliğine daha fazla güven duyarsınız. Dejavü (bir olayı daha önce de yaşamış gibi hissetmek) anlarını yaşarsınız. Üç boyutlu beden dışı deneyimler de yaşayabilirsiniz. İnsanlara, hayvanlara ve doğaya empatiyle yaklaşırsınız. Evcil hayvanlar size yaklaşır ve size sürünür. Bebekler size sıcak tepki verir. Her şeyle aranızdaki bağı daha güçlü hissedersiniz. Kendinizi gizlemek yerine duygularınızı insanlarla daha rahat paylaşırsınız. Ağlamak istediğinizde ağlar, gülmek istediğinizde gülersiniz. Kendinizle dalga geçme ve espri yapma yeteneğiniz artar.

Daha çok gülersiniz. Bir günbatımını seyretmek gibi sade anlardan büyük keyif alırsınız. Bu anlarda içinizi dinginlik ve huşu kaplar. Rüyalarınızı daha sık hatırlar ve sembollerin mesajlarını daha net algılarsınız. Hayatınıza giren her insanın hayatınızda sizin davetinizle yer aldığını bilirsiniz. Yüreğinizin derin arzularını takip etmek için kendinize izin verirsiniz. Yuvaya (öz’ünüze) dönüşte her “şimdi”yi kendinizin yarattığını bilirsiniz. Bazen de “Ben burada ne arıyorum? Eve gitmeliyim” duygusunu hissedersiniz. Kendi hayatınızın sorumluluğunu fiziksel, duygusal, zihinsel, ekonomik boyutlarda TÜMÜYLE üstlenirsiniz. “Suçlama” ve “mazeret”i hayatınızdan TÜMÜYLE çıkarırsınız. Kendi ayaklarınızın üzerinde durabilecek güce ve özgüvene sahip olursunuz. Başka insanların hayatlarında olumlu farklar yaratırsınız. Bu 35. madde çok önemli. Suçlama ve mazeretten özgürleşmek. Her boyutta kendi hayatımızın sorumluluğunu üstlenmek ve başkalarına da yararlı bir hayat sürmek. Bu sorumluluğu üstlenmeksizin, sadece bu belirtilerden bazılarını yaşadığı için kendisine özel güçler atfeden akıl sağlığı pek yerinde olmayan insanlar da var. Ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri ve bazı “spiritüel” gruplar bu tür insanlarla dolu. Ne kendine ne başkalarına hayrı dokunan benmerkezci “özel” (!) insanlar… Spiritüelim diye ortalıkta dolanıp, kendisiyle yüzleşmekten ödü patlayan insanlar… Ayağı yere basmayan insanlar… Bu deneyimleri yaşarken kişinin ayaklarının yere basması, hayatın ve hayatının sorumluluklarını taşıyabilme gücüne ve sevme yetisine sahip olması EN ÖNEMLİ kıstastır.

Elbette bu belirtilerden bazılarını herkes zaman zaman yaşamış veya yaşıyor olabilir. Önemli olan bunları gittikçe daha sıklıkla yaşıyor olmanız ve 35. maddeye uygun bir yaşam sürmeniz. Bedenimizin dünyanın yeni enerjisine “frekans uyumu” sürecinde, bazı insanlar “bana neler oluyor?” duygusuyla panikler ya da “deli” diye yaftalanacaklarından çekinerek deneyimlerini kimselere söylemezler. Yalnız olmadığınızı HATIRLAYIN! :::::::Dönüşüm İçin Dört Adım::::::::: Bilinç yükselmesi sürecinde enerjinin akışa ihtiyacı var. Bu akış için olanı olduğu gibi kabul etmeye, değer bilmeye, şefkate ve kendimize güvenmeye ihtiyacımız var. Kabul edin: Hayata “Evet” deyin. Olana “Hayır” demek dışarıya çıkmaya çalışan enerjiyi bastırmaya çalışmaktır. Enerji dışarı çıkıp, çözümlenmek tamamlanmak ve özgürleşmek istiyor. Değer bilin: Hoşlandığınız ve hoşlanmadığınız durumlara teşekkür edin. Bana bu yönümü gösteren duruma, hastalığa, kişiye teşekkür ederim. Şefkat hissedin: Şefkat hissetmek bir düşünce kadar yakın. Sevecen bir düşünce şefkat duygularını açığa çıkarır. Kendinizi artı ve eksilerinizle kabul ederek “Seni seviyorum” deyin. Teşekkür etmenin ötesinde “üzüntümü kucaklıyorum, duygularımı kucaklıyorum” şefkatini verin kendinize. İçinizdeki şefkat duygusunun artışını hissediyor olacaksınız. Hayata güven duyun: Kendine güvenmek ve hayata güvenmek aynı şeydir. İşte bu uyanıştır. Her gün meditasyona zaman ayırın. Sezgilerinize güvenin. Yeni yıl dünyamıza neyi getireceğini bizim seçimlerimizle belirliyor. Yaşama… OLANA… EVET! Amaçlı ve anlamlı bir yaşam içinde sevgiyle hoşça olun.

Nil Gün

MOTİVASYON ANDI

 <img class="alignleft" alt="Fotoğraf: MOTİVASYON ANDI

Aklımın dinginliğini hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyecek kadar güçlü olmaya,

Karşılaştığım herkesle sağlık, mutluluk ve başarıdan söz etmeye,

Tüm arkadaşlarımın kendilerini değerli hissetmelerini sağlamaya,

Her şeyin aydınlık yüzüne bakmaya ve iyimserliğimin gerçeğe dönüşmesine çabalamaya,

Yalnız en iyiyi düşünmeye, yalnız en iyi için çalışmaya ve en iyiyi beklemeye,

Başkalarının başarısından kendiminki kadar coşku duymaya,

Geçmişin yanlışlarını unutmaya ve gelecekte daha büyük başarılara ulaşmak için var gücümle çalışmaya,

Her zaman neşeli bir yüz ifadesine sahip olup, selamladığım her canlı varlığa gülümsemeye,

Kendimi geliştirmeye,başkalarını eleştirmeye zaman bırakmayacak kadar çok zaman vermeye,

Kaygılanmayacak kadar yüreğim geniş, kızgınlığa kapılmayacak kadar yüce,

bozguna uğramayacak kadar güçlü ve üzüntüye kapılmayacak kadar mutlu olmaya

KENDiME SÖZ VERiYORUM!” src=”https://fbcdn-sphotos-e-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash4/c48.0.403.403/p403x403/385339_415091225246253_1589793291_n.jpg&#8221; width=”349″ height=”260″ />

Aklımın dinginliğini hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyecek kadar güçlü olmaya,

Karşılaştığım herkesle sağlık, mutluluk ve başarıdan söz etmeye,

 Tüm arkadaşlarımın kendilerini değerli hissetmelerini sağlamaya,

Her şeyin aydınlık yüzüne bakmaya ve iyimserliğimin gerçeğe dönüşmesine çabalamaya,

Yalnız en iyiyi düşünmeye, yalnız en iyi için çalışmaya ve en iyiyi beklemeye,

Başkalarının başarısından kendiminki kadar coşku duymaya,

Geçmişin yanlışlarını unutmaya ve gelecekte daha büyük başarılara ulaşmak için var gücümle çalışmaya,

Her zaman neşeli bir yüz ifadesine sahip olup, selamladığım her canlı varlığa gülümsemeye,

Kendimi geliştirmeye,başkalarını eleştirmeye zaman bırakmayacak kadar çok zaman vermeye,

Kaygılanmayacak kadar yüreğim geniş, kızgınlığa kapılmayacak kadar yüce,

bozguna uğramayacak kadar güçlü ve üzüntüye kapılmayacak kadar mutlu olmaya

KENDiME SÖZ VERiYORUM!
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Affetmek; Tamamiyle Affeden Kişiye Faydası Olan Düşünsel Bir Eylemdir –

537486_301275106655728_404256687_n[1]

AFFEDİYORUM… bana tüm haksızlık yapanları..

AFFEDİYORUM.. bana sevgisiz davrananları,

AFFEDİYORUM.. bana bencillik yapanları,

AFFEDİYORUM.. varlığıma “yoksun” muamelesi yapanları,

AFFEDİYORUM… beni kızdıranları, öfkelendirenleri..

AFFEDİYORUM… beni itham altında bırakanları

AFFEDİYORUM… bana iki yüzlü davrananları..

AFFEDİYORUM… bana kendisini tam olarak ifade edemeyenleri,

AFFEDİYORUM… bana düşüncelerini zorla kabul ettirmeye çalışanları,

AFFEDİYORUM… bana güvenmeyenleri,

AFFEDİYORUM… bana inanmayanları,

AFFEDİYORUM… Herkesi

AFFEDİYORUM… en çok da KENDİMİ…

KÖK ÇAKRA TEMİZLİK PROGRAMINI KAÇIRMAYIN…

<img alt="Fotoğraf: "KÖK ÇAKRA TEMİZLİK PROGRAMINI" PDF olarak düzenledim ve daha okunaklı bir hale getirdim kendim için ve belki ihtiyacı olan başka insanlar da olur diyerek sizlerle de paylaşıyorum, buyurun iyi günler için, iyi günlerde kullanın.

http://www.mediafire.com/view/?ah2a2a1kgmxt4iu&#8221; src=”https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc7/c120.0.403.403/p403x403/486783_374251592674252_1180522363_n.jpg&#8221; width=”363″ height=”255″ />

PDF olarak düzenledim ve daha okunaklı bir hale getirdim kendim için ve belki ihtiyacı olan başka insanlar da olur diyerek sizlerle de paylaşıyorum, buyurun iyi günler için, iyi günlerde kullanın.

dENİZ aDA

http://www.mediafire.com/view/?ah2a2a1kgmxt4iu

En güçlü kişilerin genellikle en hassas olanlar olduğunu biliyor muydunuz?

206547_409573195787218_434010157_n[1]En fazla nezaket gösterenlerin, aslında kaba davranışlara maruz kaldığını?

Sürekli başkalarıyla ilgilenenlerin aslında ilgiye en çok ihtiyaç duyanlar olduklarını? Söylemesi en zor üç sözün “Seni seviyorum!” “Özür dilerim!” ve “Bana yardım et!” olduğunu? Biliyor muydunuz?

Bazen birinin mutlu görünmesi mutlu olduğu anlamına gelmez; yüzündeki o gülümsemenin ardına bakarsanız, belki aslında ne kadar acı çektiğini görebilirsiniz. Şu anda sorunlar yaşayan bütün dostlara…

Bir iyi niyet çığı başlatalım. Hepimizin şu anda olumlu duygulara ve iyi niyetlere ihtiyacımız var. Adınızı görmezsem anlarım, ancak dostlarımdan, nerede olursanız olun, bu yazıyı kopyalayıp duvarınıza yapıştırmanızı istiyorum; sadece aile sorunları, sağlık sıkıntıları, iş dertleri, o ya da bu konuda endişeleri olan ve sadece birinin umursadığını bilmeye ihtiyaç duyanlara bir anlık moral desteği vermek için. Bunu hepimiz için yapalım, çünkü kimse sorunlardan bağımsız değildir. Umarım bu yazıyı bütün dostlarımın duvarında görürüm. Bazılarının duvarlarında göreceğimi biliyorum!!! Ben bir dostum için yaptım ve siz de yapabilirsiniz. Ama paylaşmak yok; kopyalayıp yapıştıracaksınız, çünkü nezaket kalpten gelen bir çabadır, bir düğmeye basmak değil. :))

Hiçbir şey düşündüğümüz gibi değil…Herşey yaşadığımız gibi…

Affetmek kolay, ama tekrar güvenmek mi? işte o farklı bir hikaye…

556764_3587859635437_1310657423_n[1]

 

Affetmek kolay, ama tekrar güvenmek mi? işte o farklı bir hikaye…

Naime Küçükduran…

Bugünün Tekrarı Yok…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

İlişkiler ve Evrensel Gerçekler…

315726_10151279926834490_178572329_n[1]Kanun kitaplarında yazmasa da içimizden birileri tarafından yaşanmış, deneyimlenmiş iyi ya da kötü gerçekler vardır hayatımızda…
İşte bu gerçeklere esprili bir bakış açısı:

Harris Aksiyomu: Bütün iyiler kapılmıştır.
Paralel teori: Harika yaratık eğer kapılmamışsa mutlaka bir nedeni vardır!
Evrensel Gerçek: Aşkın gözü kördür.
Diğer evrensel gerçek: Evlilik insanın gözünü açar.
Conways Kanunu: Yanınıza yaklaşan genç ve güzel kız, sizinle ilgilendiğinden değil birini kıskandırmak için etrafınızda dönüyordur.
Beyaz Atlı Prens Kanunu: Prensi bulacağım diye çok kurbağa öpülür.
Kazablanka Kanunu: Sizinle beraber olsun diye sürekli para harcadığınız top model gecenin sonunda resminizi çeken paparazzi ile buluşacaktır.
Onasis Kanunu: Para aşkı satın alamaz ama çok şey halleder.
Gold Card Kanunu: Siz onun saçının rengine vurulduysanız o da sizin kredi kartınızın rengiyle ilgileniyor olabilir.
Meyer Kanunu: Kuru fasulye yedikten sonra arabaya otostopçu kız alınmaz.
Olasılık Kanunu: Çok güzel, kibar, akıllı, hoş, zeki, cici bir kızla karşılaşma şansınızın arttığı yer sizden daha yakışıklı, akıllı, zengin bir arkadaşınızın yanıdır.
Evrensel Kanun: Kadın erkeği anladığı anda onun ne söylediğini dinlemekten vazgeçer.
Markus Kanunu: Her zaman daha iyisi vardır.
İkinci Markus: Kaçmanız gerektiği anda göreceğiniz kabus, bacaklarınızın tutmadığıdır.
Rudner Kanunu: Beraber olduğunuz erkek 1. Olgunlaştığında 2. Yeni bir iş bulduğunda 3. Tedavi gördüğünde düzelecek zannediyorsanız, bugün terk edin.
Temel Kanun: Aşk, hayal gücünün aklı yenmesidir.
İstisna Kanunu: Kadınlar ya her şeyi unutur, ya her şeyi hatırlar.
Groening Kanunu:
Evlilik deyince kadınlar merasimi anlatır, erkekler delikanlılık yıllarını.
Evlilik Kanunu: Tek başınayken asla yaşamadığın sorunlara, iki kişinin beraberce çözüm bulması sanatı.
Thom Kanunu: Evliliğin süresi, evlilik törenine harcanan parayla ters ilişkilidir.
Grant Kanunu: “Tam evlenilecek kadın” dediğiniz kişi sizi nikahına davet edecektir.
Murphy Kanunu: Çöpü kim indirecek kavgası her seferinde çöp kamyonu sokaktan geçtikten sonra biter.
Dior Kanunu: Elbise ne kadar güzelse onu çıkartmak isteği o denli güçlüdür.
Paralel kanun: En güzel elbiseler en zor çıkarılanlar olur.
Hartley Kanunu: Kendinizden daha çılgın biriyle asla beraber olmayın.
Frish Kanunu: Tanımadığınız bir kişi size bakıp garip garip gülüyorsa on tane açıklaması olabilir. Ama on kişi size bakıp garip garip gülüyorsa tek açıklaması vardır: Dükkanları kapatın!

http://fwmail.net/komik/iliskiler-ve-evrensel-gercekler/

Hayata dair ders verici bir hikaye:Hayata dair ders verici bir hikaye:

1933 yılıydı. Yarım gün çalıştığım isimden çıkarılmıştım, artık aile bütçesine hiçbir katkım olamıyordu.

Tek gelirimiz annemin başkalarına elbise dikerek kazandığı paraydı. Sonra annem birkaç hafta hastalandı ve çalışamaz oldu.

Elektrik idaresinden geldiler ve faturalarım yatıramadığımız için elektriğimizi kestiler. Sonra da havagazı şirketi havagazımızı kesti. Sonra sular idaresi. Ama Sağlık Bakanlığı, halk sağlığını koruma tedbirleri dahilinde suyumuzu yeniden bağlattı. Dolabımızda yiyecek çok az şey kalmıştı. Arka bahçemize sebze ekmiştik, bahçede ateş yakıp pişirebildiklerimizi pişiriyor ve yiyorduk.
Bir gün küçük kız kardeşim hoplaya zıplaya okuldan geldi ve “Yarın fakirlere vermek üzere okula birşeyler götürmemiz gerekiyor.” dedi.
Annem, “Bizden daha fakir olabilecek birilerim tanımıyorum.” diyerek söylenmeye başladı. Bizimle yaşayan büyükannem elini annemin koluna koyarak okşadı.
“Eva” dedi, “Eğer bu çocuğa bu yaşta fakir olduğu fikrini kabul ettirirsen, o ömrünün geri kalanını öyle olduğunu düşünerek yaşayacaktır. Orada bir kavanoz evde yaptığımız reçellerden kalmıştı. Bırak onu okula götürsün.”
Büyükanne biraz kağıt ve bir parça pembe kurdele buldu. Son reçel kavanozumuzu paketledi. Sis, ertesi gün gururlanarak okula “fakirlere hediyesini” götürdü. Bu olaydan sonra toplulukta bir sorun yaşanıyorsa, o da kendisini doğal olarak çözümün bir parçası görmeye başladı.
Edgar Bledsoe

http://fwmail.net/hikaye/bir-recel-hikayesi/

Ne Fark Eder Ki Hastalığı…

Zamanın birinde iki kasaba bir yarışa girer. Her iki kasaba halkı da karşı tarafa kendilerinin daha zengin olduğunu göstermek isterler.

312329_10151198727421272_4362626_n[1]Kasabalardan birisinin halkı diğer tarafı etkileyebilmek için kasaba meydanına büyük ve ihtişamlı bir havuz yaptırır.
İhtişamı daha da artsın, zenginliğimizi ifade etsin diye de havuzu sütle doldurmak isterler.

Gece herkesin bir kova süt getirerek havuzun sabaha kadar süt ile doldurulması kararlaştırılır.
Kararlaştırıldığı gibi herkes gece kovalarını getirerek havuzu doldururlar.
Fakat gün ışıyıp sabah olduğunda havuz SÜT yerine SU ile doludur.
Araştırıldığında maalesef herkes aynı şeyi düşünmüş ve uygulamıştır:
“Nasıl olsa bu kadar insanın içinden ben süt yerine su döksem belli olmaz” diye düşünmüştür herkes.
Yani herkes havuza süt değil su getirmiştir.
Hikayemizdeki bu kasabalılar aslında en tehlikeli durumlardan biri olan “ne fark eder ki” düşüncesi ile hareket etmişlerdir.
Görüldüğü gibi küçük farklar büyük farklara rahatlıkla dönüşebilmektedir.
Siz de günlük hayatınızda da eğitim hayatınızda da “ne fark eder ki” hastalığına düşmeyin.
Herşey tabi ki FARK EDER. Bunun farkında olun.
Çünkü farkı yaratacak sizsiniz

http://fwmail.net/hikaye/ne-fark-eder-ki-hastaligi/

Yoksa siz kaybetmek için mi doğdunuz?Bir filozof, “Hayat doğduğumuzda hepimize bir mermer bloğu verir. Bazılarımız ondan güzel bir heykel yaparız, bazılarımız ise hoyratça peşimizden sürükleyip paramparça ederiz” demişti.

539841_392618724129943_1514987853_n[1]
Kaybedenler de kazananlar gibi benzer ve farklı özelliklere sahiptir. Bazıları Leonard Cohen’in deyişiyle ‘görkemli kaybeden’dir. Bazıları ‘yokluğu anlaşılmaz’dır.
Bazıları kaybederken başkalarına da zarar verir. Bazıları ise ‘sadece kendine zararlı’ kaybedendir. Kazananlar gibi kaybedenler de, ‘felsefeli kaybedenler’ ve ‘felsefesiz kaybedenler’ diye ikiye ayrılabilir.
Kazanmak gibi, kaybetmek de bağımlılık yapabilir. Kaybetmişliğiyle barışmanın ötesine geçip, kaybetmeyi kimlikleştirmek de mümkündür. Bu bağlamda ‘param yok’ demekle, ‘ben fakirim’ demek arasında dağlar kadar fark vardır. Kaybetmeyi kimlik haline getirmek, -ki bunun Türk usulü versiyonu arabeskleşmedir- kaybetmeyi kalıcı ve ‘sürdürülebilir’ hale getirir.
Hiç kimse durduk yerde kaybeden olamaz. Kaybeden olmak için de bazı şekillerde düşünmek, bazı şekillerde davranmak, bazı şeylere inanmak gerekir. Kaybeden olmanın da yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesi vardır. Kaybetmek için doğanlar pek fark etmeseler de, kaybetmek için de çaba harcamak gerekir!
Peki hayat oyununda kaybetmeye yatkın insanların, düşünce ve davranışlarında sıklıkla karşılaşılan ortak özellikler nelerdir?
1- İç disiplin yetersizliği
Başarısız insanların birinci ortak özelliği, irade gücü zayıflığıdır. Kendini içinden disipline ederek, bir amaca doğru harekete geçirememek bu insanların en büyük eksiğidir.
İrade gücü, insanın kendi iç güçlerini bir mercek gibi toplayıp, bu gücü bir amaca yöneltmektir. İradesi zayıf olduğu için kendini kontrol edemeyenlerin, olayları ve diğer insanları yönetmesini beklememek gerekir.
2- Zaman kullanım bilincinde zayıflık
Başarılı ya da başarısız herkesin 24 saati vardır, farkı yapan bu zamanı nasıl kullandıklarıdır. Başarmak istediği işleri, bir zaman çerçevesine oturtup, yani ‘işleri takvime bağlayıp’ sonra da kendini o programına göre denetleyenler, iyi bir kişisel organizasyon sistemi kurmuştur.
Belli bir amaç ve yön duygusuyla hareket etmeyenler, zamanının değerini de bilemez. Yapılacak işleri olanlar için zaman geçer, bir amacı olmayanlar içinse zaman döner! Sabah olur, öğlen olur, akşam olur, tekrar sabah olur!
3- Başarıyı dış faktörlere bağlama eğilimi
Bernard Show ünlü esprisinde, “Başarı tamamen şansa bağlıdır, inanmıyorsanız başarısızlara sorun!” der. Başarısızların, hayatlarındaki sonuç-ları kendi karar ve seçimlerine bağlamak yerine, kader, kısmet, şans ve şartlar gibi dışsal faktörlere bağlama eğilimi yüksektir.
Egolarını savunmak ve öz saygılarını korumak için, başarısızlığı “Rüzgar karşıdan esiyordu, hakem karşı tarafı tutuyordu” gibi dış faktörlere bağlarlar. Bu tutumun tehlikesi nedir? İnsanlar başkalarını ve şartları çok fazla suçlarsa, öğrenmeye zaman bulamaz.
4- ‘Saydı’ tipi düşünmeye yatkınlık
Başaranlar, önlerindeki şartlardan nasıl başarılı bir sonuç çıkarabileceklerini düşünür. Başarısızlık merkezli düşünenler ise, ‘başka şartlarda olsa-lardı’ neler yapabileceklerini anlatıp durur. Bu ‘saydı’ tipi düşünmedir. Bu tür kadınlar, ‘erkek doğsalardı’ neler yapabileceğini anlatırken, bu tür erkekler ‘kadın doğsalardı’ neler yapabileceklerini sayıklar.
Daha ilkokula bile gitmemiş olan İbrahim Tatlıses, “Urfa’da Oxford olsaydı, biz de giderdik” der! Kısacası, başarı sonuç alır, sevinir ve susar. Başarısızlık konuştukça konuşur. Çünkü elinden iş gelme-yenlerin, dilinden çok söz gelir! Cenap Şahabettin’in deyişiyle “Yerinde sayanlar yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır.”
5- Arabeskleşmeye yatkınlık
Başarısızlığa götüren tavırlardan biri de arabesk düşünmeye yatkınlıktır. Arabesk hayat görüşü sürekli bir ‘başarısızlık beklentisi’ içindedir. Kendini ‘bela paratoneri’ gibi görür.
Arabesk söyleyerek başarılı olunabilir ama arabesk bir dünya görüşüyle başarıdan başarıya koşmak pek mümkün değildir. Arabesk tavırlılar, söylemek yerine söylenmeye yatkın; anlatmaktan çok alınmaya eğilimlidir. Sürekli bir ‘kurban psikolojisi’ içinde kıvranır. Eziklik ile ezme içgüdüsü arasında savrulur, ‘doğru dozda tavır’ sorunu yaşarlar.
6- Atalet ve tembelliğe yatkınlık
Bir şeyi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Onu niçin yapmanız gerektiğini de biliyorsunuz. İsterseniz nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz. Yapmamakla neler kaybettiğinizi de biliyorsunuz. Yaparsanız neler kazanacağınızı da biliyorsunuz. Elinizi kolunuzu bağlayıp, yapmanızı engelleyen birileri de yok.
O halde sizin içinizde olup, sizi durduran nedir? Atalet!
Atalet, miskinlik, tembellik, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etmek, yılgınlık demektir. Kaybedenlerin ana ruh hali, tembellik ve atalet psikolojisidir.
7- Kaybetme korkusundan kazanmaya kalkışmama
Bİr araştırma insanların “Ya başaramazsam” diye korkanlar ve “Ya başarırsam” diye korkanlar diye ikiye ayrıldığını göstermiştir. Pek çok insanda, başarısızlık korkusundan çok ‘başarı korkusu’ olduğu ortaya çıkmıştır.
Başarı korkusu, bazı kişiler-in başarılı olunca samimiyetlerini kaybedeceklerini, arkadaşları tarafından eskisi gibi sevilmeyeceklerini, ‘insanların onlara çıkarları için yaklaşacağını’ düşünüp, başarıdan uzak durması demektir.
Önemli bir diğer grup ise, ‘ya başarılı olduktan sonra zirvede kalamaz, gördüğümden eksik yaşarsam’ kaygısıyla başarıdan uzak durmaktadır. Kısacası, başarısızlar hem ‘ya başarırsam’dan, hem de ‘ya başaramazsam’dan korkarlar!
8- Psikolojik iç sabotajlara yatkınlık
Başarısız insanların beyninde, psikolojik iç sabotaj mekanizmaları bolca bulunur. Beyinleri adeta şizofrenik bir ikiye bölünmüşlük halindedir. Bir tarafları inşa ederken, diğer tarafları imha eder. Bir tarafları ileri iterken, diğer tarafları geri çeker.
Neyin doğru neyin yanlış olduğu, neyin ileriye götürdüğü, neyin geride bıraktığı konusunda net değillerdir. Başarı konusunda derin bir kafa karışıklığına sahiptirler. Kafası net olmayan insanların, eylemleri de net olmayacaktır. Nazımın bir deyişini biraz değiştirirsek, “Bana kafanızın içinde başarının net bir resmini yapabilir misiniz?”
9- Kendini geliştirmeye kapalılık, kurnazlığa yatmak
Azgelişmiş insanların, katakulli kapasitesi çok gelişmiş olur! İşini en doğru ve verimli şekilde nasıl yapacağına kafa yormak yerine, önce o işin kurnazlığına kafa yormak, tipik bir ‘azgelişmiş başarısız insan’ tavrıdır. Bu tür insanlar, ülkemizde çoğunluk olduğu için, yaygınlıktan gelen rahatlığa sahiptirler. Kurnazlık, otoriter ve azgelişmiş toplumlarda yaygındır.
Ege Cansen’in deyişiyle ‘bilgi açığını kurnazlıkla, beceri yetmezliğini ise kabadayılıkla kapatma’ eğilimi başarısızların karakteristiğidir. Başarısızların çoğu yeni şeyler öğrenmeye kapalı bir zihin yapısına sahiptir. Hayat ve başarı üzerine yeni şeyler öğrenmektense, kendi arabesk ezberlerini tekrarlamayı tercih ederler. Yaşadıkları olaylardan çıkardıkları dersler bile, daha önce çevreden duydukları kulaktan dolma fikirlerdir.
10- Başarı hakkında yanlış yargılara sahip olmak
Başarılı insanlar ‘başarının sırrı’nı bilir. Başarısız insanlar da bilir! Arada bir fark vardır, başarısızlar yanlış bilir! Daha da kötüsü, bazıları doğrusunu bilmek de istemezler! Çünkü başarının kendi ellerinde olabildiğine inanmak, insanı sorumluluk altına iter. Nasıl başaracağını öğrenip hayatının sorumluluğunu taşımak yerine, kişisel gelişim kitaplarını ve yazarlarını suçlamak çoğu insana daha kolay gelir.
Başarı da, futbol ve siyaset gibi, hemen herkesin fikir sahibi olduğu ama çok az insanın birinci sınıf bilgi sahibi olduğu bir alandır. Beynimiz başarı hakkında hurafeler ve ‘leylek hikayeleri’yle dolu. Başarısızların, yapması gereken ilk şey, başarı üzerine yeni şeyler öğrenmek değil, başarı hakkında bildiklerinin bazılarını unutmaktır!
Mümin Sekman / Milliyet

KİŞİSEL GELİŞİMİN EVRENSEL İLKELERİ

1457706_696687617032559_167107665_n[1]

1. Hedef “Neyi Düşünürseniz , O Olursunuz” “Yeryüzünde yürüyen herkese bir görev ve bir hedef verilmiştir. Başarıya ulaşan kişiler. Görevlerinin ne olduğunu anlamalarını sağlayan fırsatları yakalayabilenlerdir.” …

2. Geçmiş “Geçmişi Affedin” “İleriye doğru giden yolu bulabilmek için , önce , geçmişinizi affetmeniz gerekir.

3.Karakter “Sağlam Bir Karakter Geliştirin” “İmparatorluğunuzu kurmadan önce , karakterinizi inşa edin.”

4. Vizyon “Güçlü Bir Vizyonunuz Olsun” “Hayallerinize odaklanın, engellere değil.”

5.Sebat “Sebat Edin ve Sabırlı Olmayı Bilin” “Başarıya giden yol , onu seçtğiniz yerde ve o anda başlar. O yolda kalın.”

6.İletişim “İnsanlarla İyi İlişkiler Kurun” “Başarıya giden yol , yalnız yürümek isteyenleri reddeder.”

7.Cesaret “Cesur olun” “Cesaret, hayallerinizin ışığını diri tutan en önemli etkendir.”

8. Etkileşim “Üzüm Üzüme Baka Baka Kararır” “Akıllı insanlarla yolculuk ederseniz, akıllı; sıradan insanlarla arkadaş olursanız , sıradan olursunuz.”

9. Örnek Olmak “Başkalarına Örnek Olun” “Uzun ömürlü dostlukları yanınıza çekmenin en güvenli yolu, onlara iyi bir örnek olmaktan geçer”

10. Perpektif “Doğru Bir Bakış Açısına Sahip Olun” “Sadece içinde bulunduğunuz anda değil, gelecekte de size yararlı olacak şeyleri görmelisiniz

Alıntı

Dinlemeyi Öğren…

539841_392618724129943_1514987853_n[1]Dinlemeyi öğren.
• Yaşlan ama paslanma.
• Özür dilemekten çekinme.
• Aynı hatayı ikinci kez yineleme.
• Mükemmeli ara, kusursuzu değil.
• İnsandaki iyiyi ortaya çıkarmayı bil.
• Büyük düşün, küçük zevklerin tadına var.
• Her şeyi bulduğundan daha iyi durumda bırak.
• Sürekli “Ben dürüstüm” diyenlerden kuşkulan.
• İlk kez tanıştığın insanlara önce işlerini sorma.
• Acıyı ve düş kırıklığını, yaşamın bir parçası gibi kabul et.
• Çocuklarını övgüye sahip olabilecekleri biçimde yetiştir.
• Çocuklarına sık sık onlara ne denli çok güvendiğini söyle.
• Kaybedecek bir şeyleri kalmamış insanlardan kendini koru.
• İnsanların her zaman gerçeği duymak istediklerini sanma.
• Köprüleri atma. Aynı nehri yine geçmek zorunda kalabilirsin.
• Başarılarının sana sağladığı iç huzuru sağlık ve sevgi ile ölç.
• Ailene “en iyisini vermek” yerine, “verebileceğinin en iyisini” ver.
• Duyurduğun ya da duyduğun haberlerin taraflı olduğunu unutma.
• Asıl savaşı kazanmak için küçük bir çarpışmayı yitirmeyi göze al.
• Maddi durumun çok iyi olsa bile, bırak çocukların kendi harçlıklarını kendileri kazanabilsinler

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gidecek hiç bir yeri yokken sana sığınan değil.. Gidecek çok yeri olmasına rağmen senin yanında kalandır değerli olan…

Fotoğraf: Gidecek hiç bir yeri yokken sana sığınan değil.. Gidecek çok yeri olmasına rağmen senin yanında kalandır değerli olan...Gidecek hiç bir yeri yokken sana sığınan değil.. Gidecek çok yeri olmasına rağmen senin yanında kalandır değerli olan…