Güneşe Selam (Surya Namaskara)
Bundan binlerce yıl önce insanlar tabiatta anlamlandıramadıkları ve çoğu zaman da korktukları varlıklara tapmışlardır. Doğada yer alan ve insanların yaşamlarının parçası olan; güneş, ay ve yıldızlar, denizler, dinlerden çok önce insanların inanç sistemini oluşturmuşlardır. Hayat kaynağı olan güneş de bu kutsal varlıklardan biri olarak görülmüştür.
Aydınlanmayı ve ısınmayı sağlayan güneş, yogada “Güneşe Selam” ritüeli ile yerini alır. Yoganın doğayla içi içe olması, ona saygı duyması beraberinde onu selamlamasını getirir. Bu sistemde çeşitli hareketlerle doğaya saygı ve sevgi sunulur.
Güneşe Selam Nasıl Uygulanır?
Bir diğer adıyla Surya Namaskara 12 temel hareketten oluşur. 12 temel hareketin 2 kez tekrarlanması esastır. 12 hareket zodyaktaki 12 burcu simgeler. Her birinin mantrası vardır ve hareketlerin eşliğinde mantralarının zihinden ya da ağızla tekrarı fazladan fayda sağlar. Bu mantralar aslında uzun hayatın ve sağlığın simgesi olan kutsal “Güneş”in 12 ismidir. Bu hareketler tam bir yoga pratiği sayılmasa da asanalardan önce yapılması omurgayı esnetir ve gevşetir. 12 temel harekete bakacak olursak:
1.Namaste Tadasana (Dağ Duruşuna Selamlama): Ayakta gerçekleştirilen bu harekette avuçlar göğüste birleştirilir ve güneş selamlanır.
2.Urdhva Hastasana (Eller Yukarda Duruş): Derin bir nefes alarak kollar baş üstüne kaldırılır ve beden önce gökyüzüne sonra geriye doğru esnetilir.
3.Uttanasana (Öne Bükülme Duruşu): Nefes vererek öne doğru eğilerek eller ayakların yanında birleştirilir, dizler biraz kırılabilir.
4.Anjaneyasana (Hamle Duruşu): Sağ bacak mümkün olduğunca geriye alınır ve sol diz 90 derece kırılır, eller yerde iken karşıya doğru bakılır.
5.Plakasana (Kereste Duruşu): Nefes vererek ayaklar ve eller yere temas eder, zemine paralel durulur.
6.Sashtanga Namaskara (Sekiz Noktayla Selamlama): Nefes alarak dizler yere koyulur, sonra nefes verilerek göğüs ve çene yere temas ettirilir. Kalça havada tutularak vücudun 8 noktasıyla güneş selamlanır.
7.Urdhva Mukha Svanasana (Yukarı Bakan Köpek): Karın ve ayaklar yerde kalarak baş ve göğüs yukarı doğru kaldırılır.
8.Adho Mukha Svanasana (Aşağı Bakan Köpek Duruşu): Ters V şekli alınarak dizler olabildiğince bükülmeden aşağı bakılır.
9.Anjaneyasana (Hamle Duruşu): Sağ bacak mümkün olduğunca geriye alınır ve sol diz 90 derece kırılır, eller yerde iken karşıya doğru bakılır.
10.Uttanasana (Öne Bükülme Duruşu): Nefes vererek öne doğru eğilerek eller ayakların yanında birleştirilir, dizler biraz kırılabilir.
11.Urdhva Hastasana (Eller Yukarda Duruş): Derin bir nefes alarak kollar baş üstüne kaldırılır ve beden önce gökyüzüne sonra geriye doğru esnetilir.
12.Namaste Tadasana (Dağ Duruşuna Selamlama): Ayakta gerçekleştirilen bu harekette avuçlar göğüste birleştirilir ve güneş selamlanır.
“Güneşe Selam”ın Faydaları
Hepimiz gün içinde hareketsiz kalmaktan ve yoğun iş temposundan yakınırız. Ancak 15-20 dakikamızı ayırarak yapabileceğimiz ufak bir egzersiz bizi bu şikayetlerden kurtarabilir. Surya Namaskara da yorucu bir hayatta bizi rahatlatacak en kolay ve yararlı çözüm yollarından. Bu yöntemin yararları saymakla bitmez ancak bunlardan birkaçına değinebiliriz.
Sindirim sistemine olumlu etkisi vardır. Kabızlık ve hazım problemlerine iyi gelir.
Omurga ve bele esneklik kazandırır.
Göğüsleri ve karın bölgesini sıkılaştırır.
http://www.yogakurslari.net/gunese-selam.html
Adet döneminin düzene girmesini sağlar.
Kolay doğum yapılmasını sağlar.
Akciğerleri güçlendirir
”Yorgunum! Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken… Daha sonra yüzleşirken… Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda… Kendimle barışırken… Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken… Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken… Yoruldum!”
-Ayşe Kulin / Bora’nın Kitabı


![baldo-pirinc[1]](https://anetteinselberg.files.wordpress.com/2013/02/baldo-pirinc1.jpg?w=780)
Ben beş yaşında idim. Babaannem rahmetli pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi aramaya başladı. Sağa bakıyor sola bakıyor bulmaya çalışıyor…. Çocukluk işte
‘aman babaanne’ dedim. ‘Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya yorulmaya değer mi?’
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı öfkeyle doğruldu.
‘Sen oturduğun yerden a…hkâm kesiyorsun ‘ dedi. ‘Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru alın teri emeği çilesi var biliyor musun?’
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain’in proposlarini okuyorum. Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım. Alain bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri göz nuru el emeği vardır diyordu.
On dokuz yıl evveldi. Stockholm’e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğimde aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
Lütfen diyordu traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu varoraya bırakın.Bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.
Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde ‘İsveç çeliğinden yapılmıştır’ diye yazardı.
İşte o ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor ona sahip çıkıyorgelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.
İsviçre’de zaman zaman belli periyotlarda radyolar televizyonlar bir haberi duyurur.
Şu tarihte su saatte adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız ilgilenmediğiniz kullanmadığınız ne kadar kitapdergi gazete varsa kâğıtambalajkutu varsa velev kibir ilaç prospektüsü dahi olsa kapının önüne koyun. İsviçre’nin kalkınmasına yardımcı olun.
Fazla ağaç ziyanına engel olun.
Japonlar son derece sade basit yalın mütevazı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş hayatın manasını anlayamamış zavallı kimselerdir. Böyleleri ile zavallı evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve şu andan itibaren der Tanrı şahidim olsun ki Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim ne kadar sade ne kadar mütevazı ne kadar gösterişten uzak.
Gerekmediği halde elektriği yakmakla Suyu kapamadan boş yere akıtmakta Gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla Yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
Hayat çok ince akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.
Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı,bir at bir komutanı,
bir komutan bir orduyu,
bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu . . .
Maddi durumumuz ne olursa olsun ister zengin olalım ister fakir hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır…