” Yaşam bir tesadüf değil,yaptıklarınızın aynada yansımasıdır

45626_553096791387801_268690964_n[1]

 

Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış.
Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp “AHHHHH” diye bağırıyor.İleride bir dağın tepesinden “AHHHHH”diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor.Merak ediyor ve “SEN KİMSİN?” diye bağırıyor.Aldığı cevap “SEN KİMSİN?” oluyor.Aldığı cevaba kızıp “SEN BİR KORKAKSIN” diye tekrar bağırıyor.Dağdan gelen ses “SEN BİR KORKAKSIN” diye cevap …veriyor.
Çocuk babasına dönüp
“BABA NE OLUYOR BÖYLE?” diye soruyor.
“OĞLUM” diyor adam, “DİNLE VE ÖĞREN!” ve dağa dönüp “SANA HAYRANIM!” diye bağırıyor. Gelen cevap “SANA HAYRANIM!” oluyor.Baba tekrar bağırıyor “SEN MUHTEŞEMSİN!” Gelen cevap “SEN MUHTEŞEMSİN!”
Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.
Babası açıklamasını yapıyor,

“İnsanlar buna YANKI” derler.Ama aslında bu “YAŞAM”dır.
“Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir.
Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev!
Daha fazla şefkat istediğinde daha fazla şefkatli ol!
Saygı istiyosan insanlara daha çok saygı duy.
İnsanların sabırlı olmasını istiyosan sende daha sabırlı olmayı öğren.
Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır,her kesiti için geçerlidir.”
” Yaşam bir tesadüf değil,yaptıklarınızın aynada yansımasıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonra belki çay içeriz. Şansımız varsa yağmur da yağar. Damlalara huzur yüklemece oynarız. Benim damlam seninkini alnından öper, güzel şeyler olur belki, SEN gel bence…

Cengiz Aydın…

BiLmeLisin k! … A$k KeLimesi Ne Kadar Çok KuLLanıLırsa , AnLam Yükü O Kadar AzaLır !…

480008_486436378092132_806961967_n[1]

BiLmeLisin k! … Duvarda AsıLı DipLomaLar İnsanı İnsan Yapmaya Yetmez !
BiLmeLisin k! … A$k KeLimesi Ne Kadar Çok KuLLanıLırsa , AnLam Yükü O Kadar AzaLır !…
BiLmeLisin k! … Karşındakini Kırmamak ve İnançLarını Savunmak Arasında Çizginin Nereden Geçtiğini BuLmak Zor !
BiLmeLisin k! … Gerçek ArkadaşLar Arasına Mesafe Girmez. Gerçek A$kLarın da !
BiLmeLisin k! … Tecrübenin Kaç Yaş Günü Partisi YaşadığınLa İLgisi Yok ! Ne Tür DeneyimLer YaşadığınLa Var.
BiLmeLisin k! … AiLe Hep İnsanin Yanında OLmuyor ! Akraban OLmayan İnsanLardan İLgi , Sevgi ve Güven ÖğrenebiLiyorsun. AiLe Her Zaman BiyoLojik DeğiL !
BiLmeLisin k! … Ne Kadar Yakın OLursa OLsunLar En İyi ArkadaşLar da Ara Sıra ÜzebiLir ! OnLarı Affetmek Gerekir.
BiLmeLisin k! … Bazen BaşkaLarını Affetmek Yetmiyor. Bazen İnsanin Kendisini AffedebiLmesi Gerekiyor.!
BiLmeLisin k! … Yüreğin Ne Kadar Kan AğLarsa AğLasın Dünya senin İçin Dönmesini Durdurmuyor !
BiLmeLisin k! … ŞartLar ve OLayLar , Kim OLduğumuzu EtkiLemiş OLabiLir. Ama ne OLduğumuzdan Kendimiz SorumLuyuz !
BiLmeLisin k! … İki Kişi Münakaşa Ediyorsa, Bu BirbirLerini SevmedikLeri AnLamına GeLmez ! EtmemeLeri de SevdikLeri AnLamına GeLmez !
BiLmeLisin k! … Her ProbLem Kendi İçinde Bir Fırsat SakLar. Ve ProbLem , Fırsatın Yanında Cüce KaLı !
BiLmeLisin k! … Sevgiyi Çabuk Kaybediyorsun , PişmanLığın Uzun YıLLar Sürüyor !

Dalgaları durduramazsın, ancak sörf yapmayı öğrenebilirsin :)

284656[1]

Dalgaları durduramazsın, ancak sörf yapmayı öğrenebilirsin 🙂

Dostluk Adına Küçük Bir Hikaye…!!!


Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği, bir kazada birlikte ölmüşlerdi. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların …arasında dolaşmaya başladılar. Adam çok susamıştı. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular. Rengârenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu: “Affedersiniz… Burası neresi?” Kadın ona gülümsedi: “Burası Cennet, efendim.” Adam bunun üzerine sevinçle: “Harika!” dedi. “Peki bana biraz su verebilir misiniz? Ge rçekten çok susadım.” Kadın cevap verdi: “Tabi efendim, içeri girin… İçeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz.” Adam köpeğine döndü: “Hadi oğlum içeri giriyoruz,” diyerek kapıya yürüdü… Ama kadın onu birden durdurdu: “Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez. Hayvanları içeri almıyoruz…” Bunun üzerine adam bir an durdu; düşündü ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular. Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla, yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı… Adam sordu: “Affedersiniz. Bana biraz su verebilir misiniz?” Dede: “İçeri gel.” dedi. “Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var…” Adam sordu: “Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?” Dede: “Tabii…” dedi. “Çeşmenin yanında köpeğ inin de su içebileceği bir kâse bulacaksın…” Bunun üzerine adam kapıdan girdi. Biraz yürüdükten sonra sağ taraftaki çeşmeyi buldu. Adam çeşmeden, köpek de oradaki kâseden kana kana içerek susuzluklarını giderdiler. Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu: “Su için çok teşekkür ederim. Peki, burası neresi?” Dede: “Burası Cennet.” dedi. Bunu duyan adam şaşırdı: “Ama nasıl olur? Az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler.” Dede: “Şu rengârenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?” dedi. “Orası Cehennem.” Adam iyice şaşırmıştı: “Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz?” Dede gülümsedi: “Kızmıyoruz. Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet’ten uzak tutuyorlar.”
Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın. Bir dostun derdine herkes üzülebilir, bu çok kolaydır. Bir dostun başarısına sevinebilmek ise sağlam bir karakter gerektirir…
Dostluğun anlamını ve dostlarının değerini bilenlere…
______ALINTI_

Bebekler ırk ve din bilmezler. İnsan ayırımı yapmazlar. ölçütleri sadece sevgidir. Nefreti büyüklerden öğrenirler…

Kendini Sev ki… Dostların Sende Sevgi Bulsun…

Geçmişinde çok acı çekmiş insanlar bir süre sonra yalnızlık diye bir duvar örerler insanlarla aralarına…

Kim ne derse desin, aynanın karşısına geç ve gülümse…Sivilcene, kilona ve en önemlisi kendine küsme..

550042_613834975312084_952546238_n[1]

Kim ne derse desin, aynanın karşısına geç ve gülümse
Sivilcene, kilona ve en önemlisi kendine küsme..
Çık, dolaş, sev, ağla. Her türlü duyguyu tat.
… Açık sözlü ol ama asla kırma. Sev ama abartma. ♥
En çok kendine değer ver, başkalarını değil kendini sahiplen.
Kendini odana kapatma, kilitleme çünkü hayat dışarıda.
Annenden veya babandan nefret etme, bil ki sana en çok onlar değer veriyor. Onlara  kızmak yerine onları mutlu etmeye çalış. Unutma ki onlar da bir gün gidecek.
Sevdiğin insanlara sevdiğini hissettir, onlara onları ne kadar sevdiğini söyle. Yarın belki çok geç olabilir.
Geçmişe takılıp kalma. Hep geleceğe bak. Hayaller kur. Hayallerinden kimse için asla vazgeçme.
Kimseyi küçümseme gözünde ve kimseyi büyütme. Yeni insanlarla tanış mesela, onların hikayelerini dinle.
Kendine güven, kimse senden üstün değil.
Evet, belki berbat bi hayatın var veya kendini çok yanlız hissediyorsun seni kimse anlamıyor olabilir ama unutma ki senin gibi milyonlarca insan var dışarıda.
Seni değersiz hissettiren insanlara gül geç. Seni tanımıyorlar, sen kusurlarınla mükemmelsin. Senden bir tane daha yok bu dünyada.
Şimdi kaldır o başını ve gülümse. Gülümsemek herkese yakışır çünkü, en çok da sana…

KAYNAK: gELİŞİMSEL oLumlama

Hayatta en büyük keyf, karşılık beklemeden destek veren ve başkalarına hizmet anlayışında olduğunuzda gelir.

417673_584473814898780_841609098_n[1]

Hayatta en büyük keyf, karşılık beklemeden destek veren ve başkalarına hizmet anlayışında olduğunuzda gelir.
Öyleyse sadece kendinize odaklanıp, olaydan ve kişiden ne elde edeceğinizi, nasıl bir geri dönüş alacağınızı düşünme alışkanlığını bırakıp, karşılıksız hizmet ve destek anlayışı ile değiştirin.
Yaşantınızda başkalarını her hangi bir karşılık beklemeden desteklemeye başladığınızda, bu de…ğişimi gerçekleştirdiğinizde, ne istediğiniz konusunda daha az düşünürsünüz ve böylelikle kendinizi hizmet etmenin ve destek olmuş olmanın mutluluğu içersinde bulursunuz.
Aynı şekilde kendisini başkalarına hizmete adamış kişilerin hayatlarında negativiteler oldukça azdır çünkü böyle bir odaklanma için vakitleri yoktur. Azize Teressa, Gandhi ve adını duymadığımız birçokları bu yolda mutluluk ve huzur içersinde hayatını idam ettiren muazzam örneklerden.
Geleneğimizde de “duasını almak” terimi tam da bu manaya geliyor. Ne kadar çok dua edeniniz olursa o kadar mutlu, bereketli, huzurlu olmaz mısınız?
Aslında buradan da anlaşılacağı gibi sadece kendi negativitesinde, şikayette, depresyonda, öfkede, sıkıntıda olan insanlar küçük benlerinin egemenliğinde, bencil bir döngü içersindeler. Ta ki çerçeveyi genişletip, bulundukları duruma objektif olarak bakacakları güne kadar, ıstırap döngüsünde, uyurgezer halde yaşamlarına devam edecekler.
Bu zamanlar uyanma ve birbirimize destek olma zamanları.

Yalan Söyledikçe Şuur Daralıyor


Şuurun yeterli yükseklikte olmadığı yerde gerçeğin, doğru ve iyi olanın ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Bütün dinler, “yalan söylemeyeceksin” der. Öyleyse yalandan uzak durmak O’na olan inançtan, imanda…n gelir. Yalan tek başına bir eylem değildir. İnsanın sayısız yanlış eylemlerinin, sevgisizliğinin, korkularının, açgözlülüğünün, tembe lliğinin, hırslarının, kıskançlığının paravanasıdır. Hiç yalan söylememeye karar verin, yaşamınızı değiştirmek zorunda kalırsınız. Bu açıdan bakınca tüm dinlerin şaşmaz emri olan “yalan söylemeyeceksin” kuralına uymadan, Musevi, Hıristiyan veya Müslüman olmak, spiritüalist olmak kısaca insan olmak mümkün müdür? Bilim adamı, doktor, manav, politikacı, anne, baba, sevgili kısaca şu veya bu, yalan söylemeden eylemlerini sürdürebiliyorlar mı? En büyük yalanları kendimize karşı söylemiyor muyuz? Diyebiliriz ki insan dünya yaşamını yalan üzerine kurmuştur. Doğal olarak insanın dâhil olduğu toplumsal sistem de yalan üzerine kuruludur ve insanı yalancılığa itmektedir. Yalan geri bir şuur realitesinin ürünüdür ve ne yazık ki, geri şuurlar, diğerlerinin de yükselişini önlüyor.
Şuurun yeterli yükseklikte olmaması yalanın şuur üzerindeki yıkımının fark edilmesini önlüyor. Burada bir kısır döngü var. Yalan söyledikçe şuur daralıyor. Şuur daraldıkça daha büyük yalanlar söyleniyor, yalan başka yalanlara zemin hazırlıyor ve doğruyu söylemek artık büyük bir cesaret meselesi oluyor. O zaman sevmek, iyi olmak, gerçeğin bilgisine ulaşmak, azim ve irade sahibi olmak da olanaksızdır Zira tüm iyi ve doğrular kendi aralarında bir bilinç sistemi oluştururlar. Sistem kendine uymayanı dışarıda bırakır.
Çözüm nedir? Önce gereksiz yalanlardan vazgeçmek gerekir. Her halde en kolayı budur. Sonra biraz cesaret isteyen doğruları koruyabiliriz. Örneğin, bizi sevmekten vazgeçebilirler, bizi onaylamayabilirler, bize kızabilirler. Bunları göze almak gerekir. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki herkes, herkesin yalan söyleyip söylemediğini zaten bilir ve bu biliş nedeniyle bizim o kişiler nezdinde saygınlığımız, güvenirliliğimiz zaten yoktur. Acı ama bu böyledir. Biz bunun da pek farkında değilizdir. Çünkü aynı yanlış eylem içindeki arkadaşlarımız bunların pek üzerinde durmazlar. Ve biz herkesin zaten yalan söylediğini ileri sürebiliriz.
Gerçekte ise yalan söylemeyen inanç ve iman sahibi kişiler vardır. Onlar her şeyin yalan üzerine kurulu olduğu dünyamızda, doğruluklarıyla kendilerine farklı bir şuur alanı açarlar ve o şuur alanında herkesten sevgi ve saygı görerek yaşarlar, işlerinde başarılı olurlar. Yani doğru olmaktan dolayı zarara girmek şöyle dursun, ruhsal sistemle güçlenen irtibatları dolayısıyla tam tersine başarılıdırlar.
Aynı bilinçteki insanlar kendi aralarında bilinç kümeleri oluşturur. “Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim” sözü bunu ifade eder. Doğruluktan ayrılmamağa karar verdiğimizde karşılaştığımız kimi zorluklar gerçekte bizim küme değiştirmemizden ileri gelir. Önce yaşadığımız yalnızlık, sonra daha güzel insanlarla bir araya gelmemizi, O’na, Büyük Gerçek’e yaklaşmamızı sağlar.
Güney Haştemoğlu

27.06.2008 *dostsite.org*

Aşk ve Bilinçaltı (Enerji Kancaları)


Kancalar
İnsanlarla ilişki kurmaya başladığımız anda birbirimizle eneri bağları oluştururuz. Bu görünmez bağlara, ben kanca adını veriyorum. Ve kancalar yoluyla birbirimizden beslenmeye başlarız. Bizle…r sadece fiziksel bedenlerimizden ibaret değiliz. Vücudumuzun etr afında bir de enerji alanı vardır. Burası tıpkı ikinci bir beden gibi, etrafımızı sarar ve bize yaşam sevinci verir. Enerji alanını, fiziksel bedenimizi saran bir balona da benzetebiliriz. Bu alanda bulunan enerji, kişiye özgüdür. Herkesinki farklıdır, çünkü kişinin duygu ve düşünceleri, korkuları, endişeleri önyargıları, ya da yaşam şekli ile biçimlenmeye başlar. İki insanın ilişki kurmaya başlamasından itibaren enerji alanları arasında gözle görünmeyen bir bağ oluşur. Örneğin, bir aşk ilişkisi yaşamaya başlayan kadın ve erkek arasındaki enerji balonları, görünmeyen kancalarla birbirine bağlanır. İşte o dakikadan itibaren, artık iki kişinin duyguları, düşünceleri, korkuları birbirine akmaya başlar.
Kancalar, en kolay cinsellikle oluşur. İki kişi bedenlerini birbirine açtığı andan itibaren, duygusal yapıları birbirlerine akmaya başlar. Çünkü o enerji alanları, korkular, endişeler, hatta yaşam dersleri ve bilinçaltı kalıplarının verdiği huzursuzluklardan oluşmaktadır. Aynı şekilde, olumlu duygular, sevinç ve yaşam enerjisi de birbirine karışmaya başlar. Çok uzun birliktelik yaşayan çiftlerin, zaman içinde birbirlerine benzerlik göstermeye başlamaları dikkatinizi çekmiştir. İşte sırf bu yüzden, vücudumuzu kime açtığımız konusunda çok dikkatlı olmalıyız. İki kişi birbiriyle ilişkiye girdiği andan itibaren, enerji alışverişi başlar. Birbirlerine akıttıkları sevgi de bu kancalar yoluyla iletilir. Birbirine sevgi ve olumlu duygular hissettiren kişiler, karşısındakinin enerji alanını besler ve zenginleştirir. Ona ne kadar değerli olduğunu hissettirir. Böylece kök korkularımızdan biri olan başkaları tarafından onaylanma ihtiyacımız, değersizlik duygumuz yok olur ve dengeli bir insan haline geliriz. Ama ne yazık ki, insanlar bu dengeyi başkalarından aldıkları enerjiyle değil, kendi başlarına kurabilmek zorundadırlar. Bir çok insan hayal edin. Herkesin birbiriyle ilişkisi olduğu için, arada pek çok kanca oluşacaktir. Bu insanlar birbirlerinden beslenmeye devam ederler.
Buna yatay beslenme adı veriyoruz. Bu tarz beslenme, bizi başkalarına bağımlı kılar. Sevgilimize, kocamıza, çocuklarımıza, anne ve babalarımıza, bazı arkadaşlarımıza kendimizi bağımlı hissederiz. Artık onların sürekli bizi desteklemesini bekleriz. Bunu yapmadıkları zaman öfkeleniriz. Kırılırız. Hatta kimi zaman onların bizi beslemeye devam etmelerini sağlayabilmek için farkında olmadan duygusal oyunlar oynariz. Özellikle kontrolcü yapıya sahip kişiliklerde, bu tarz oyunlar daha belirgin olur. Sevgilime bağımlı oldum. Örneğin, bir kadın ve erkek birbirlerine aşık olurlar. Aşkın ilk günlerinde erkek kadını sık sık arar. Kadın bundan beslenmeye başlar. Erkeğin iltifatları, ilişkiyi rayına oturtana kadar onu el üstünde tutması, kadındaki değersizlik duygusunu azalttığı için oluşan kanca görevini yapmaya başlar. Artık kadın bu yoğun ilgiden beslenmeye başlamıştır ve eğer hayatında değer duygusunu artırabilecek başka alanlar yoksa, bir tür bağımlılık geliştirir. Bu tıpkı uyuşturucu almaya başlamak gibi birşeydir.
Daha sonra erkek ilgisini yavaşlatmaya başlar. Bu hem erkeklerin hem de ilişkinin doğasında vardır. Erkek ilgisini normal boyutlara indirirken, kadın sebepsizce acı çekmeye başlar. Sürekli ilişkinin nereye gittiğini düşünür. Endişelenir. Üzülür. Olumsuz duygu ve düşünceler başladığı andan itibaren, artık kanca ters yönde işlemeye başlamış, erkek kadının enerjisinden beslenir olmuştur. Kadının enerji alanı yavaş yavaş küçülürken, erkeğinki büyümeye başlar. Aslında bundan kötü bir taraf yoktur. Hem kadın hem de erkek, bunu bilinçsizce yaparlar. Birbirini besleyebilmek çok güzel bir duygudur. Ama, çoklukla insanlar arasında bunun tersi de yaşanır. Birbirinin yaşam enerjisini çalan insanlar vardır. Üstelik enerji çaldıklarının farkında değillerdir, ama sonuçta kendilerini iyi hissedeceklerini bilirler. Karşısındakinin ruhsal ve duygusal durumunun ne olacağına aldırış etmezler. Enerji vampirlerinin pek çok yöntemleri vardır. Bunların en bilineni, karşısındaki kişiyi suçlu hissettirmektir. Bunun için bir insan diğerine bağırabilir, aşağılayabilir, alay edebilir, ya da kendisini acındırabilir.
Sonuçta karşısındaki kişi kendisini suçlu hissederse yaşam enerjisi çalınacak, kendisini güçsüz ve yeteneksiz hissedecektir. Bir başka yöntem, karşımızdaki insana sessiz ve mesafeli durmak, duygularımızı saklamaktır. Mesafeli durduğumuz zaman, karşımızdaki insan bizim ne hissettiğimizi ve düşündüğümüzü bilemez ve endişeye kapılır. Endişe ve huzursuzluk, yaşam enerjimizin karşımızdaki kişiye geçmesini sağlar. Karşımızdaki insana aşırı sevgi vermek ve bunun karşılığını beklemek te bir çeşit enerji vampirliğidir. Kontrolcu kişiliklerin baş vurduğu bu yöntem, anne çocuk ilişkilerinde ya da karı koca ilişkilerinde sıklıkla yaşanır. Sonuçta, karşımızdaki kişiye olumsuz duygular yaşatıyorsak, onun yaşam enerjisini çalıyoruz demektir. Peki, yaşam enerjimiz çalındığı zaman ne olur? Genelde, yaşam enerjimiz küçüldüğünde, yaşamdan zevk alamayız. Günlük işlerimizi yapamaz hale geliriz, çünkü en ufak bir iş bile bize külfet gibi görünür. Sürekli bir can sıkıntısı duyarız. Yüreğimizde, sebebini bilmediğimiz bir ağırlık oluşur. Toleransımız azalır. Bir gün önce başkalarına dağıtacak sevgimiz varken, bir anda kendimizi dibe vurmuş gibi, sanki derin bir kuyuya inmiş gibi hissederiz. Artık başkalarına sevgi vermek yerine, onlardan beslenmeye çalışırız. Bütün bu yaşanan olumsuzluklara rağmen, kancalar sağlıklıdır ve insanların birbirine sevgi akıtabilmeleri için oluşurlar. Bu konuda neler yapılabileceğini, AŞK başlığı altınaki yazımda bulabilirsiniz.
Dikey Beslenmek İnsanların başkalarına bağımlılık geliştirmemeleri, ve başkalarından enerji çalacak yöntemlere başvurmamaları için, dikey beslenmeyi öğrenmeleri gereklidir. Her insanın ruhu, çeşitli zenginliklerle doludur. Bu zenginlikleri, yaratıcılık alanlarımızı keşfederek bulabiliriz. Örneğin, bir ressam, resim yaparken kendisinden beslenir. Çünkü o sırada ruhundaki zenginlikleri ifade etme fırsatını bulmuştur. New York?ta yaşarken bir kanser hastamın takı yapmaktan hoşlandığını keşfetmiş ve kendisine her gün en az 1 saat bu işle uğraşmasını tavsiye etmiştim. Kendisine çok iyi gelmiş, adeta duygusal ve ruhsal bir terapi gibi iş görmüştü.
İnsanların kendilerini hiç korkusuzca, olduğu gibi ifade edebilmeleri, en büyük güç kaynağıdir. Bu, herkese tarif edilemez bir mutluluk ve doyum verir. Hayatımızda hobilerin yer alması, iste bu yüzden önemlidir. Dikey beslendiğimiz sürece, ne başkalarına bağımlı yaşarız ne de yaşam enerjimizi çaldırırız. En önemlisi de, hayatta verdiğimiz önemli kararlar hatalı olmaz. Doğru karar verebilmek için bağımsız ve mutlu olmalıyız. Özgür bir zihne ve duygusal yapıya sahip olmalıyız. Hiçbir şeyden korkumuz olmamali. Başkalarını kaybetme korkusu, bağımlılıklarımızın ardındaki kök korkudur. Bilinçaltımızın derinliklerinde kaybetme korkusu olduğu müddetçe sağlıklı kararlar alıp uygulayabilmemiz hemen hemen imkansız gibidir. Gelin özgürlüğümüzü ele alalım İlişkilerimizde kuvvetli taraf biz olalım Sevgiyle kalın
Alıntıdır
Kaynak: Şifacı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

10 saniye nefes yöntemi uygulayarak düşük kan basıncı, gelişmiş sağlık ve daha iyi bir zihin performansı ile beraber bir dizi fayda sağlayabilirsiniz

10 saniye nefes yöntemi uygulayarak düşük kan basıncı, gelişmiş sağlık ve daha iyi bir zihin performansı ile beraber bir dizi fayda sağlayabilirsiniz. Gün içinde stres, öfke, üzüntü ve hayal kırıklığı gibi duygular yüzünden nefesimiz dakikada 20- 25 sayılara kadar hızlanarak nefes alma kapasitesinin düşmesine sebebiyet verebilir. 10 saniye nefes uygulanmaya başlandığında hızlanan nefes yavaşlaması…na ve solunumun derinleşmesine olanak sağlar. Dünya üzerinde yapılan son araştırmalarda dakikada 6 solunumun sağlık için en faydalı nefes alma biçimi olduğu gösterilmiştir.
Aşağıda gösterilen teknik uygulama ile 10 saniye nefes döngüsü oluşturarak nefes sayınızı dakikada 6 solunuma düşürebilirsiniz.
3 Saniyede Nefes alın 2 Saniye Nefes Tutun 3 Saniyede Nefes Verin 2 Saniye Nefes Tutun. 10 saniye nefes uygulamasını en az üç dakika süresince tekrarlayın. Gün içinde bu üç dakikalık çalışmayı fırsat buldukça tekrarlayarak otonom hale gelmesini sağlayabilirsiniz.
10 saniye nefesi gün içinde olumsuz duyguların ağırlığını hissettirdiği zamanlarda nefesinize odaklanmanızı, gerçeklik dünyanıza hızla geri dönmenizi ve duygusal açıdan dengelenmenizi sağlayabilir. Düşüncenin objektiflik kazanması ve duygularını soğutulması için birkaç dakika süresince 10 saniye nefesine devam etmek yeterli olacaktır.
Bu uygulama anlık iyileşmeler sağlayabildiği gibi, uzun süreli kullanımlarda yavaş ve derin nefes alma alışkanlığı geliştirmenizi sağlar. Bu uygulamaya bir süre devam ettiğinizde vücudunuz bu orijinal nefes alışveriş şeklini hatırlar. Daha sonra, otomatik olarak yaşamınızın doğal bir parçası haline gelir. Bu yeni solunum temposu ile oluşan derin nefes alma modeli yaşamınızın birçok farklı boyutunda dalgalanma etkisi yaratır. En çok ihtiyaç duyduğunuz anlarda sizi takviye eden bir güç kaynağı haline gelir.
10 saniye nefes modelini alışkanlık haline getirerek süreklilik kazandırabilirseniz nefes farkındalığınız artacaktır. Stres, sıkıntı, gerginlik, anksiyete, sert duygular ve yoğun baskılar altında kaldığınızda bile 10 saniye nefesi ile solunumu kontrol altına alabildiğiniz için duygu ve düşünce yönetiminde büyük bir başarı kazanabilirsiniz. Bu egzersiz yavaş ve derin nefes alma alışkanlığı ile birlikte gelen nefes farkındalığı geliştirmek için tasarlanmıştır.
Mustafa Kartal

Boş Vermeyi Öğrenin, Dolu Dolu Üzüleceğinize :)

Bir Hikaye ile Başarının Formülü

San Francisco Körfezi’ndeki bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle demiş:

 

“Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekalı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da hızlarını korumalarını sağlamanızı ve çok şey öğrenmelerini bekliyoruz.”
Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babası bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüşler.
O okul dönemi, hepsinin özellikle hoşuna gitmişti.
Okul bittiği zaman öğrenciler bütün San Francisco Körfezi’ndeki diğer öğrencilere göre yüzde 20–30 daha başarılıydı.
Yıl sonu geldiğinde müdür, üç öğretmeni çağırıp onlara:
“Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90’ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. 90 öğrenciyi sistemden tesadüfen seçtik.
Öğretmenler, doğal olarak öğrencilerde görülen başarının kendi istisnai öğretme becerilerine bağlanması gerektiği sonucuna vardı.
“Bir itirafım daha var.” dedi müdür:
“Siz de en parlak öğretmenler değilsiniz. İsimlerinizi bir şapkanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim.
SİZ, İNANDIĞINIZ İÇİN BAŞARILI OLDUNUZ…
İstemek, başarıya giden yolda ilk adımı atmanızı sağlar. İnanmak ve çalışmak ise bu yolu tamamlamanızı…

http://fwmail.net/hikaye/bir-hikaye-ile-basarinin-formulu/