ENERJİNİN KORUNMASI


Pozitif ve Negatif Enerjiler
Bulunduğumuz çevrenin, ortamın, birlikte olduğunuz insanların enerjimizi yani bizi nasıl etkilediğini fark e…tmişsinizdir ! Bu yazıyı okuyunca, psişik korunma ile ilgili pek çok sorunuza yanıt bulduğunuzu fark edecek ve rahatlayacaksınız…
Çevremizin ve insanların enerji dengelerimizi nasıl etkilediğini fark etmişsek enerjimizi korumak için birlikte çareler arayabilir ve kendi kendimizin şifacısı olabiliriz. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. İçinde yaşadığımız oda, ev, mahalle, işyeri ve benzeri mekanlardan, birlikte olduğumuz insanlara kadar, dışımızda bulunan hemen her şeyden etkileniyoruz. Üstelik bu etkiler hiç de küçümsenmeyecek boyutlarda olup kimi zaman sempati, kimi zaman antipati biçiminde şuurumuza yansıyor. Yani çok sevinçli bir halde iken birdenbire üzgün ve umutsuz bir hale geçmemiz mümkün. İlk yapacağımız şey çevre etkilerini önemsemek olmalı. Bu uyumsuz enerjileri o an için biz üretmemiş isek bunu dışarıdan almış olabiliriz.
Evimizin renginden içindeki eşyalara ve yerleşim düzenine kadar her şey bizi öyle bir etkiliyor ki, ya rahat hissediyoruz kendimizi ya da rahatsız oluyoruz ve bunu mantığımızla da her zaman ölçemiyoruz. Bu konuda destek ve yardım almak mümkün! Nasıl mı? İçinde yaşadığımız ortama astrangement uygulatarak… ASTRANGEMENT yaşam alanlarının gökyüzü ve kendi enerjilerimizle uyumlanması anlamına geliyor. Astrangement ile sadece görüntüye önem veren bir güzellik yerine; doğal içsel uyumu, size ait güzelliği yaşamanıza olanak tanıyacak bir ortam yaratıp, evinizi içinden çıkmayı hiç istemeyeceğiniz bir yuva; iş yeriniz ise sizi ulaşmak istediğiniz hedeflere götüren verimli bir ortam haline dönüştürmenize ve kendinizi huzurlu hissetmenize olanak sağlayan, bunu yaparken de sizin doğum haritanızın verilerinden yararlanan bir yeni çağ uygulaması…
Pozitif ya da negatif enerjilere muhatap olmak; insanın başarısını, sağlığını, ilişkilerini ve aklımıza gelen hemen bütün her şeyi yani bütünlüğümüzü etkiliyor. Sonra, içinde yaşadığınız semt ve birlikte olduğunuz insanlardan aldığınız etkiler sizi biçimliyor, değiştiriyor, rahatlatıyor veya gerilim içine girmenize neden oluyor. Biraz duyarlı, biraz kendisiyle ilgili bir insan şöyle düşünüyor; “Bana neler oluyor, ben böyle değildim” diyor. Yahut, “Hiçbir neden yokken neden böylesine geriliyorum” diyebiliyor. Çünkü, düşünerek çözebileceğimiz bir durum yok ortada. Sadece ve sadece oturduğunuz evden, birlikte olduğunuz insanlardan, hatta yaşadığınız apartmanda oturan herhangi bir komşunuzdan bile etkilenebilirsiniz ve bunu düşünerek bulamazsınız. Sizin bilginizin dışında olan ve bilmenize imkan olmayan pek çok etki size kadar ulaşıp farklı bir hal yaşamanıza neden olabilir. Mesela, yan komşunuz ya da üst katta oturanlar o gün büyük bir gerilim yaşamış, çok üzücü bir olayın etkisinde kalmış olabilirler ve ailecek büyük bir gerilim yaşıyor olabilir ve sizin bundan zerre kadar haberiniz olmayabilir. Siz ise, gayet keyifli bir gün geçirmiş ve sonrada evinize gelmişsinizdir. Biraz sonra yavaş yavaş gerildiğinizi, hatta neredeyse patlayacakmış gibi hissetmeye başlarsınız ve o dakika “Ne oluyor” diye sorabilirsiniz. İşte bu hal, hiçbir şekilde sizden kaynaklanmadığı halde size ulaşan etkilerin bir sonucudur ve bunu anlamanız mümkün değildir. Böyle bir durumda ya dışarı çıkmalı veya bütün dikkatinizi sevdiğiniz konulara yönelterek dışarıdan gelen etkilere kendinizi kapatmalısınız.
Bizi sarıp sarmalayan bütün her şey enerjinizi hem azaltabiliyor, hem de yükseltebiliyor. Bunu ayırt etmeye, farkına varmaya başladığınız andan itibaren kendimizi enerji dengelenmesi açısından gözlemlemeyi öğreniyoruz. Fakat neler olup bittiğini anlamak pek kolay olmuyor. Biraz çaba biraz emek istiyor enerjileri dengelemeyi öğrenmek de her konuda olduğu gibi. Yani yaşamı bütünsel bir tablo olarak ele alırsak, tablodaki renkler bazen soluyor, bazen son derece parlak ve güçlü oluyor. Ve sürekli değişiyor. Biçimler değişiyor, anlam değişiyor ama dikkatli bir gözlemci isek, tablonun bütünlüğünün anlamını sürdürdüğünü sevinçle gözlemleyebiliyoruz. Eğer gözlem yeteneğimiz gelişmemişse, ne yazık ki tabloyu oluşturan formlar ve fiziğe bürünmüş enerji bedenler olarak bizler bu anlamın bütünlüğünü oluşturduğumuzu anlamıyor ve boşu boşuna anlam arayışı içine girebiliyoruz, üzülüyor ve zaman kaybediyoruz. “Benim bütündeki anlamım nedir?” sorusu en yorucu sorulardan biri ve bu soruyla başa çıkabilmenin tek yolu, yeni çağ enerjilerine rahat uyumlanmak için bilgilenmek. Durmadan, bıkmadan, usanmadan… Her gün yeniden ve yeni baştan… Enerjimiz azaldığı zaman rengimiz soluyor, biçimimiz silikleşiyor. Enerjimiz yükseldiği zaman parlamaya ve belirginleşmeye başlıyoruz. Işıldadığımız zaman kendimizi iyi hissediyoruz. Fakat bunun nasıl olup da değiştiğini anlayamıyoruz. Çünkü kendimizi her şeyin dışında hissederken ve zannederken, bu zan etkisi ile diğer her şeyden etkilendiğimizi gözden kaçırabiliyoruz. Bu durum tıpkı bir rengin yanına başka bir renk koyduğumuz zaman kendini göstermesi veya kaybolmasına benziyor. Baskın bir rengin yanında zayıf bir renk kaybolurken, birbirine yakın renkler ise tek bir renkmiş gibi algılanıyor. Zıt renklerin ise her ikisi birden görünüyor ve dikkat çekici oluyor.
Her insanı, olayı veya objeyi birer renk olarak düşünecek olursak, bunların birlikteliği sonucunda ortaya çıkan renk ya da enerji, hangisi baskınsa o olacaktır. Bu duruma örnek olarak, yakınlarınızla veya tanıdıklarınızla ilişkilerinizi düşünün. Örneğin kendinizi düşünün. Biriyle birlikte olduğunuz zaman kendinizi yorgun, halsiz ve isteksiz hissettiğiniz halde biraz sonra karşılaştığınız başka biri canlanmanıza neden olmaktadır. Hatta bu durumu tarif etmek için, “Sen bana iyi geliyorsun” şeklinde duygunuzu dile getirmişsinizdir. Üstelik bu durum sadece ilişkilerinizde değil aynı zamanda mekanlarda da ortaya çıkar. Yani evlerde, işyerlerinde veya herhangi bir ortamda. İlk girdiğiniz bir mekanda kendinizi çok iyi hissettiğiniz veya hemen kalkıp gitme isteği duyduğunuz zamanları hatırlayın. Hassas enerji beden, etkiyi alıp hemen oradan uzaklaşmak istemiş olabilir ama biz ne yaparız? Bu doğal içtepiyi ciddiye almaz ve onu klasik toplumsal kurallar adına sustururuz. “Ayıp olmasın şimdi, yanlış anlarlar” der, kendi kendimize şakralarımızın enerji dengelerini bozmalarına izin veririz. Bütün bunlar farkında olmadan meydana gelmekle birlikte aynı zamanda içsel olarak kendinize en uygun olanı duygularınız ve beş duyunun dışına taşan duyularımız yani psi yeteneğimiz aracılığı ile ihtiyacımız olanı seçmemize de yardımcı oluyor. Önemli olan duyguları ve duyumları yakalamayı ve bunlara önem vermeyi öğrenmek.
Kendimiz için en iyi ve doğru olanı, akıl yürüterek belirleyip yaşamak yerine duygu ve duyularımıza, halk deyişiyle altıncı hissimize önem vermeyi öğrenirsek ve aklımızı bu duyumları değerlendirmek için kullanacak olursak, yaşam enerjinizin yükseldiğini hissederiz. Çünkü kendi rengimize ve enerji bedenimize en uygun olanı, bizi gösterecek ve ışığımızın çevremize yansımasına yardımcı olacak enerjileri seçmemizi sağlayacak olan, içinizden yükselen bu duyumdur. İçimizin sesini dinlemek yerine seçimlerimizi sadece akıl yürüterek ve mantık aracılığı ile yaptığımız zaman sağlık sorunları yaşamaya başlayabiliriz. Oysa aklımızı duygu ve beş duyunun dışına taşan duyumlarımız ile birleştirmeyi başardığımız zaman son derece sağlıklı ve başarılı olabilir, bütünün bir parçası olduğumuzu daha sık hissedebiliriz. Bu hissedişlerin kalitesini arttırmak için alternatif tıp uzmanlarına ve holistik şifacılara göre egzersiz yapmakta oldukça önemli özellikle enerji beden hekimliğinde, egzersizler enerjiyi yükseltiyor ve zihni açıyor.
Özellikle açık havada veya balkonunuzda, hiç olmazsa açık bir cam karşısında yaptığınız zaman son derece hızlı sonuç alırız. Kendinizi yükselmiş, dinç ve keyifli hissetme gücünüz artar. Kan dolaşımınız hızlanıp beyninize daha fazla kan pompalandığı için zihniniz daha iyi çalışmaya başlar. Açık havada bol oksijen olduğu için beyniniz daha iyi beslenir. Koşmak ya da yürüyüş yapmak da zindelik için çok gerekli ama trafiğin kilitlendiği caddelerde koşmak, insanı gevşeteceğine aksine insanı daha gergin de yapabilir. Yürüyüş ve egzersiz yapmak için oksijenin daha fazla olduğu ağaçlık alanlarda korular, parklar, bahçeler bulabiliriz. Böyle bir yer bulamıyorsak, odamızın pencerelerini ardına kadar açıp karşısına geçerek de, egzersizlerimizi tamamlayabiliriz.
Zihnimizin ve yüreğimizin çok karışık olduğu ve karamsar duygulara kapıldığımız zaman, ki şu sıralarda bu tip ruh halleri çok revaçta; hem psişik, hem zihinsel, hem de bedensel açıdan yükselmeye ihtiyaç duyarız. Zihinsel karışıklık duyguların da karışmasına neden olur ve bunların sonucunda isteksizlik, yorgunluk ve halsizlik ortaya çıkar. Halbuki her işin başı sağlık. Şayet sağlıklı olursak, her türlü sorunun üstesinden gelebilir, her türlü karışıklığa çözüm bulabiliriz. Bu yüzden her ne olursa olsun, kendimizi ne derece yorgun ve halsiz hissetsek de canlanmayı istemeliyiz hem de güçlü bir arzu ile bu düşünceyi yaşama geçirmenin bir yolunu bulmalıyız. Kaybettiğimiz her an bizim yaşamımızdan kopup gitmektedir. Doğan güneşin hayat veren ışığının pencereden içeri girmesi için bütün perdeleri kenara çekin ve pencereyi ardına kadar açın. Aldığınız solukla birlikte yaşam enerjisinin içinize dolduğunu hissetmeye çalışın. Dikkatinizi aydınlanan güne ve sabahın serinliğine odaklayın. Sonra egzersiz yapmaya başlayın. Aldığınız ilk solukla birlikte canlanmaya başladığınızı hissedeceksiniz. Hatta neşeli bir müzik eşliğinde dans edebilir, böylece doğan güneşi selamladığınızı düşünebilirsiniz. Böylece güneşin hayat veren canlandırıcı enerjisiyle bütünleşebilirsiniz
Bu uygulama, halinizi hemen değiştirecek ve kendinizi enerjik ve istekli hissedeceksiniz. Bunun üstüne ılık bir duş alın, güzel bir kahvaltı yapın. Şimdi her türlü karışıklığı çözmeye, sorunlarla boğuşmaya hazırsınız. Ve daha hızlı gelişmenize katkıda bulunacak özellikle şifa ve enerji bedeni anlatan kitapları da okumayı da asla ihmal etmeyin!… Basit gibi görünen bu küçük egzersizler psişik korunma yöntemleri olarak enerji bedenlerimizin daha ışıklı olmasına ve kendi kendini korumaya almasına yardım edecektir…. astroset
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Peri Kızı Ve Munzur’un Gözyaşları

 
Evvel zaman içinde kalbur saman içindeyken pireler berber develer tellal iken, Munzur efsanesi herkesin dilinde, terzilerin pirinden de önce ondan da öte kadim bir sözmüş. Bir olanı, tek olanı anlatanmış Mu…nzur dağı. Aşk munzur’muş, munzur aşkmış. Aşk kuşatmış munzur dağını. Gözyaşları kırkpınar olup akan ol aşkın sahibiymiş Munzur. Efsunlanmış gibi zamana karşı durmuş yıllar yılı. Gözyaşları Munzur suyu olmuş yürürmüş kılcal damarlardan dallara, dallardan çiçeklere, çiçeklerden çimenlere. Dağ olmuş, börtü – böcek tüm canlıları barındırmış koynunda. Açıp kollarını aşkın diyarlarına, hem arşa hem arza doğru arşın arşın yürümüş Munzur.
Çok çok eski zamanın birinde kentlerden uzak ulu bir dağın yamacında, mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun ağaçların gölgelerini cömertçe sunduğu, türlü türlü böceklerin, çiçeklerin yaşadığı, insanoğlunun pek az uğradığı yüksek kayaların, ormanların, eteklerinde buz gibi suların çağıldadığı çağlayanların arasında, şiri mi şirin, mini minnacık bir köy varmış. Bu köyün vahşi vadileri arasında nerden geldiği ve kim olduğu bilinmeyen güzel bir peri kızı yaşarmış.
Yapayalnız bu genç kız geçimini geyik sütü, keklik yumurtaları,kenger, yabani bitkiler, kökler, meyvalar toplayarak sağlarmış. Arada bir de köylere inererek topladığı bitkileri, meyvaları köylülere dağıtıp karşılığında da ihtiyacı olan eşyaları ve gıdaları alıp ortadan kaybolurmuş. Kimseyle uzun uzadıya konuşmaz, kimsede ona pek soru sormazmış.
Kim olduğunu nereden geldiğini kimse bilmez ve de gizli olağan üstü bir güce sahip olduğuna inanıldığı için herkes çekinirmiş. İn mi cin mi, ne olduğu pek belli değilmiş köylülerin gözünde. O yörede herkes onun efsunlu olduğuna inanıp kimilerine göre büyücü, kimilerine göre lanetli, kimilerine göre ermiş, kimilerine göre iyilik ve hayır meleği, kimilerine göre de allahın zararsız zavallı bir kuluymuş ama en çok peri kızı olduğuna dair söylenceler ortada dolaşırmış. Hatta hayvanlarla, kuşlarla konuştuğuna dair tanık olanlar da yok değilmiş.
Bu gün hala o yöre de Peri kızla Munzur’un aşkı üzerine beyitler söylenir, türküler derlenir, Peri kızın güzelliği konuşulur. Topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, kıpkızıl dudakları, inci dişleri, pembe yanaklarıyla çevredeki bütün kızları kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış.
Peri kız köye her indiğinde herkes ona hayranlıkla bakar , ağzından çıkacak bir kelimeyi beklermiş. Her gelip gitiğinde Munzur isminde civan gibi gencin yüreği heyecandan göksünün kafesine sığmaz, gümbür gümbür atarmış, yanına yaklaşmaz uzaktan uzağa seyredip Peri kızını, içi titrermiş. Peri kızı ile her gözgöze geldiğinde yüreğine kor düşer gizli gizli yanarmış…
Günlerden bir gün vadideki mağarasının önündeki gölün başında oturmuş, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak türküler mırıldanırken, bir süre sonra derin gölün mavi suyunda bir kıpırtı farketmiş Peri kız, mavi gölün içinde güneşle yıkanmış gibi yakamozlar saçan munzur Peri kızın mırıldandığı türküyle birlikte yavaşça göl suyunun mavi kanatlarında süzülüp çıkmış, Peri kızın dudağına bir öpücük kondurarak, peri kız daha ne olup bittiğini anlamadan, tekrar suya dalarak ortadan kaybolmuş.
Peri kız her gece suyun kenarına oturup Munzuru beklemiş, Munzur her gece vakti ayışığıyla beraber çıkıp gelirmiş. Geldiğinde de hemen gözden kaybolup gitmezmiş gün ışıyıncaya kadar, bir kelime bile etmeden biribirine sarılır öylece sabahın olmasını beklermişler.
Artık her gece dolunay ağaçların arasında ışıldarken onlar buluşmuş, sarılmışlar ve birbirilerine tek söz söylemeden ayrılmışlar. Biribirlerini öyle temiz duygularla ve derin bir aşkla sevmişlerki ve öyle alışmışlarki bir tek gece biribirini göremeden duramazlarmış.
Bir gece Munzur yine çıkıp gelmiş kaldığı yere bir de bakmışki in cin yok ortalarda, bir mektup bırakarak ortadan kaybolmuş canından çok sevdiği Peri kız. Dünyası başına yıkılmış Munzur’un yüreği yanmışta yanmış…
Sonra mektubu açıp yüreği parçalanarak okumaya başlamış munzur.
“Ben adımı, nerden geldiğimi, kim olduğunu bilmeyen zavallı bir kızım. Kim olduğumu ve nerden geldiğimi de hiç bir zaman bilmeyeceğim. Niye böyle davrandığımı sorma, sorsanda cevabını veremem…
Şunu bilki seni ölümüne seviyorum ama ben yalnızlıkla lanetlenmişim bir kere, yalnızlıkla lanetlenmemle son bulmuyor, hafızamı, gözlerimi bağlamışlar, geçmişimi ve kim olduğumu bilmemi, hatırlamamı engellemişler… Seni daha fazla mutsuz etmemek için, benimde bilmediğim bir yere gidiyorum…
Ama sana aşkımın karşılığı olarak bu güne değin hiç bir kimsenin sahip olamadığı bir hediye bırakıyorum… Şimdiden sonra aşkımızı düşünüp acı çektiğinde ama yine de seni ölümüne sevdiğimi bilerek mutlu olduğunda, gözlerinde dökülen her damlada bir pınar fışkıracak düştüğü yerden ve ben gözyaşlarında mayalanıp akan her pınarın damlalarında saklı kalacağım…
Ve o gece ilk defa munzurun gözlerinde munzur suyu kırk göze olup akmış kırpınar yaylasında ve Munzur buruk bir mutlulukla dünya dündükçe ağlamış.
İşte o gün bu gündür o pınarların gözelerinden içen herkesin yüreğine buruk bir mutluluk bir ferahlık dolmuş, yüreği sevgiyle yanmış; her dilek kabul olmuş, sevenler sevdiğine, hasret çeken analar, babalar çocuklarına kavuşurmuş…
Ve o dağların adı da Munzur olarak kalmış, gözyaşları da munzur suyu olmuş. O günden sonra ne görmüş, ne de haber almış sevdiği Peri kızından. İşte o gün bu gündür o kırk gözeden Munzur’un gözyaşları kırkpınar olup akar ve dünya döndükçe de akacak… Bu yüzdendir ki o pınarların suyundan içen herkesin yüreğine aşk, sevgi, merhamet mutluluk, iyilik dollar. Derler.
İşte o gün bu gündür Munzur da akan her pınar kutsaldır. Munzur’a ait bu üçüncü mitostan kaynağını almaktadır Munzur dağı ve Munzur suyu. Munzur Suyu Peri kızının gözlerinden akan gözyaşlarıdır inanışa göre. Yani tarihi derinliği çok çok eski dönemlere kadar gitmektedir…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Her yeni günde yeni bir yaşam yaratmak için bizlere yeni fırsatlar verilir.

Her yeni günde yeni bir yaşam yaratmak için bizlere yeni fırsatlar verilir.
Her sabah güneşin doguşu ile birlikte,Evren bizlere gelecegimizi biçimlendirmekte yeni olanaklar,seçenekler,olay ve oluşumları sunar.Bu ödüllerle ne yaptıgımız,yapacagımız ve bunlar hakkında ne ve nasıl hissettiğimiz (duygularımız)
yaşamlarımızın kalitesini belirler.Yaşadıgınız hayata farklı bakmak ilk zamanlar kalıpları kırmak adına zor olabilir ancak bakış açınızı degişir yada degişmezsiniz bu sizin geleceginizi belirler. Arada asla olamazsınız…!
Yaşamınızdaki olumsuzluklara yenilmek yerine bunlardan ders alamaya çalışın.Olumsuzu bir ögretmen baglamında kullanın ve içinden olabildiginiz kadar olumlu enerjinizle geçmeye çalışın.

Kuantum Yaşam Haritası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İletişim Kuralları işin felsefesidir.

İletişim Kuralları işin felsefesidir.

1- Gereksiz eleştiriden kaçının
2-Kaybetmeyi bilin
3-Makul olun
4-Olumlu ton kullanın
5 -Görüşlerinizi başkalarına kabul ettirmeye çalışmayın
6- Esnek olun
7-Sürekli dert yanan şikayet eden biri olmayın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Gerçek Basittir


Bir gün bilge hırkasını çıkardı ve onunla bir yumurtayı sarıp sarmaladı. Sonra da kasabanın ana meydanına gelip insanların kendi etrafına toplanmalarını istedi. Onlarca, yüzlerce kişi bilgenin çevresini sardı.
“Bugün hepin…izin katılabileceği büyük bir yarışma düzenliyo¬rum.” diye seslendi bilge. “Kim bu hırkanın içinde ne olduğunu bilirse, onun içindeki yumurtayı ona vereceğim.” İnsanlar birbirleriyle bakıştılar, meraklandılar. Ama kimse bir tahminde bulunmak istemedi. Sonunda kalabalıktan birisi bilgeye şöyle dedi:
“Bunu nereden bilebiliriz, bize vahiy gelmiyor ki.”
“Bakın, bu hırkanın içindeki şeyin yumurta sarısı gibi sarı bir göbeği var ve yumurta beyazı gibi şeffaf bir sıvıyla kaplı. Hepsi de, kolayca kırılabilen bir kabukla çevrili. Hadi bilin bakalım bu hırkanın içinde ne var?”
Çevresini saran herkes bilgenin elinde bir yumurta tuttuğunu düşünüyordu, ama cevap o kadar besbelliydi ki, hiç kimse o kadar insanın önünde rezil olmak istemiyordu. Öyle ya, o şey ya bir yumurta değilse, bilgenin derin ilmiyle söylemek istediği başka bir şey ise? Hayır hayır, bilge mutlaka başka bir şeyi ima ediyordu.
Bilge, iki defa daha sordu. Ama aptal durumuna düşmek istemediği için kimse cevap vermedi. Bilge sonunda hırkayı açıp yumurtayı herkese gösterdi ve şöyle dedi: “Aslında cevabı hepiniz biliyordunuz. Ama kimse cesaret edip de bunu dile getiremedi. Bu haliniz, riske girmeye, kaybetmeyi göze almaya cesaret gösteremeyenlerin haline benziyor. Gerçekte çözümler çok basit. Bu basit çözümleri Allah akıl gözümüze gösteriyor. Ama insanlar hep karmaşık açıklamaların peşine düşüyorlar, sonunda ise bu açıklamalardan bir şeyler yapmaya sıra gelmiyor.”

Kaynak: Şifacı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vazgeçmek her zaman zayıflık demek değil, bazen bırakacak kadar güçlü olmaktır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Zaman geçsin diye bekle, zamanı gelsin diye bekle.

Zaman geçsin diye bekle, zamanı gelsin diye bekle.

Anlatmak için bekle, anlaşılmak için bekle.

Bulmak için bekle, bulunmak için bekle, buluşmak için bekle.

Başlasın diye bekle, bitsin diye bekle.

Sabahı bekle, geceyi bekle, baharı bekle, yazı bekle, yarını bekle, yeni yılı bekle.

Daha iyisi için bekle, daha yenisini bekle.

Sabırdan bekle, çaresizlikten bekle, panikle bekle, vazgeçerken bekle.

Plan yap bekle, hayal kur bekle.

Değişsin diye bekle, dönüşsün diye bekle.

Bir bekle, iki bekle.

Hayat geçsin önünden geçip gitsin, sen bekle.

Icarus
Kuantum Yaşam Haritası

Ve sev dedi Tanrı; korkmadan, sinmeden acizliklerinin arkasına, "mükkemelliği" beklemeden, yüreğinde kötülük tohumları yeşermeden sev…

sev dedi Tanrı; korkmadan, sinmeden acizliklerinin arkasına, “mükkemelliği” beklemeden, yüreğinde kötülük tohumları yeşermeden sev…
sev dedi Tanrı; utanmadan sıkılmadan sev, kendince sev, nasıl bildiğince…
ve yine sev dedi Tanrı; benden korkma! ben yaşamım! benden korkan yaşamaktan korkar…
korkma dedi Tanrı; sadece sev beni, yaşamayı sev, varlığı…
… ve sev dedi Tanrı; sadece sev kendini…

ve sev dedi şair;
“dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Cennetin ve Cehennemin Kapıları

images[1]
Bir Samuray, Zen üstadı Hakuin’ in karşısına dikilip şu soruyu sordu: “Gerçekten de cennet ve cehennem var mıdır?” Üstad: “Kimsiniz?” “Bir samurayım.” … “Sen mi?” diye dudak büktü Hakuin , “Kendine baksana bir…
Hangi efendi senden doğru dürüst hizmet umabilir? Daha ziyade dilenciyi andırıyorsun!” Sinirden kıpkırmızı kesilen samuray kılıcını çekti. Hakuin susmak bilmiyordu: “Vay! Kılıcı da varmış!
Ama o kadar beceriksize benziyorsun ki nasıl olsa kafamı kesemezsin!” Kanı beynine sıçrayan samuray kılıcını kaldırdı. Ustaya vurmaya hazırdı. O anda Hakuin sakince, “işte cehennemin kapıları böyle açılır” dedi. Üstadın serinkanlı tavrına şaşıran samuray kılıcını kınına soktu ve saygıyla eğildi.
Üstad sözünü şöyle bitirdi: “Cennetin kapıları da böyle açılır
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Boşuna süslenmeyin, yüzü güzel olan değil, bahtı güzel olan mutlu olur…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

80’li yıllarda biz öğrenciydik ve nasıldık bir bakın:


Saçlara jöle, tırnaklara oje, sürülemez, spor ayakkabıyla okula girilemezdi.
Erkekler kravat, kızlar fiyonk takmadan, yaka ve tırnak kontrolü yapılmadan derse girilemezdi.
… Sabahları bahçede sıra olunur, pazartesi sabah Cuma öğleden sonra müdür konuşma yapar, özel günlerden biriyse saygı duruşu yapılır ve gerçekten saygıyla durulur, İstiklal Marşı okunurken dik durulur, konuşulmaz, saygı duyulurdu.
Öğretmenlerle dalga geçilemez, veli toplantıları aileye korkarak bildirilir, okulda “konuştuğun” (sevgilin) varsa sadece bahçede yan yana yürünürdü.
Forma ile okula gidilir, eve gelene kadar forma çıkarılmazdı. Gömlekler pantolonların – eteklerin, içine sokulur, okul renkleri dışında bir renk giymek yürek isterdi.
Küpe, kolye, yüzük, bilezik hafta sonları takılır, saçlar erkeklerde tıraşsız, kızlarda 3 boğum örgüsüz ise disipline gidilirdi.
Cep telefonu yoktu, internet de yoktu ama yine de öğrenciler birbirleri ile haberleşirdi.
Biyoloji dersinde üreme konusu anlatılırken utanılır, aruz ölçüsü ezberlerken delirilir, milli güvenlik hocaları askeri disipline sokmaya çalışırdı.
Okul kitapları üzerinde sevilen sanatçı resimlerini olduğu klasörlerde taşınır, ders yılı başında mutlaka kap kâğıdıyla kaplanır, etiketler yapıştırılır, etikete adı-soyadı- sınıfı- hangi dersin kitabı olduğu yazılır, o derse ait defterler de kolaylık olsun diye aynı desen kap kâğıdıyla kaplanır, ders sırasında yanında kitabı olmayan azarlanırdı.
Sınıflar kalabalık olsa da çıt çıkmadan ders dinlenir, boş derslerde sınıftan çıkılmaz, ders saatlerinde okul sınırlarını ihlal etmek isteyenlere acınmazdı.
Ödevler mutlaka yapılır, dönem ödevleri için kütüphaneler, meydanloueres, ana ya da temel britanikalar taranır, ödevler elle ve mutlaka dolmakalemle yazılırdı.
Yat denince yatılır, sabah okula servis yerine otobüsle gidilir, bazen çanta yoklaması yapılır, okula yasak bir şey getirilemezdi.-okulun herhangi bir yerinde sakız çiğnenemez, derslerde bir şey yenemez, su içmeye gitmek için izin istenirdi.
Birine uyuz olduysak öğretmene şikâyet eder, asla kendimiz sopayla, bıçakla girişmez, çeteleşmez, okul dışında bile kavga etmezdik. Bilirdik ki kavga edersek evde ya da okulda bi posta daha dayak var.
Kızlarla erkekler birbirine mesafeli durur, el şakası yapmaz, küfürlü konuşmaz, efendilik bozulmazdı.
Yerli malı haftası sınıf pikniğine döner, her tür yiyecek bulunur ve biz bu yemekleri paylaşırdık.
Kitap okurduk örneğin, ödev bile olsa okurduk. Değiştirip kitapları öyle okur, kütüphaneden kimlik çıkartır kütüphanede okurduk.
Biz öğrenci gibi öğrenciydik. Saygılıydık, tertipliydik, edepliydik…
Biz çok güzel öğrencilerdik. Çok zor da olsa o dönemlerde hayat, şimdikiler gibi kayıp kuşak değildik. Hayatın bir anlamı vardı ve biz bunu bilmesek bile hissederdik
Kaynak: Hayat Güzeldir…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Sahip olamayacğın şeylere ikinci defa bakma… Ya da bak ve kıskançlık krizlerine gir…Seçim senin…

Sahip olamayacğın şeylere ikinci defa bakma… Ya da bak ve kıskançlık krizlerine gir…Seçim senin…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İki şey sizi anlatır: hiçbir şeyiniz olmadığındaki sabrınız, ve herşeyiniz olduğundaki tavrınız!

İki şey sizi anlatır: hiçbir şeyiniz olmadığındaki sabrınız, ve herşeyiniz olduğundaki tavrınız!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bazen Bir Şeyleri Oluruna Bırakmak, Onlara Sarılmaya, Uğraşmaya Göre Kat Kat Daha Güçlü Bir Eylemdir…

Fotoğraf: ...

Kendimle savaşmaktan yoruldum. “Yapmam” dediğim ne varsa yaptım, büyüklokma yemedim ama büyük sözlerimin hepsini yuttum.

Kendimle savaşmaktan yoruldum. “Yapmam” dediğim ne varsa yaptım, büyük lokma yemedim ama büyük sözlerimin hepsini yuttum.
Gitmelerden çok, kelimeler yaktı canımı. Geçmişi düzeltmeye çalıştım, sanki zamanı geri döndürebilirmişim gibi.
Kimseden bir şey beklememeyi öğrendiğim gün, işte o zaman özgür olacağım. Akışına bırakmayı bir türlü öğrenemedim.
Bana karşı yapılan her hatadan bile kendimi sorumlu tuttum, ama doğrularımı hiç üstüme alınmadım.
Tek bir kelimeden binlerce anlam çıkardığım günler de oldu, yazılan uzun cümleleri görmezden geldiğim günlerde. İnsanlara inanmaya çalışmaktan yoruldum.  İnsanların gündelik hırsları komik geliyor bana. Yaşamlarına bir kez bile dışarıda bakamamış insanların, gerçekten dürüst olabileceğine inanmıyorum.
kaynak: Sonsuz Şifa
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »