

Nature is a healer and a teacher if you tune in…

Bir savaşçı, ruhunun dengesiz olduğuna emin olarak yola koyulur; sonra tam bir kontrol ve uyanıklık içinde; ama acele edip zorlama olmadan, dengesini kazanmak için elinden gelen her şeyi yapar.”
Erk Öyküleri
Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşı…lık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık-seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, Dünya’da herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız planlarının değil, başkalarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen: hayattaki dayanağın o’dur. Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış olmazsın. İşini öyle sev ki; başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış ol
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.
Kaybetmeyi, ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabildiklerini engellemesine izin verme. Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.
Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.
Hatırlar mısın doğduğun zamanları; sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyorlardı. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlaka gülümse. Sabırlı, şevkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin senin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.
Xsentius, M.Ö. IX.yy

İslam düşüncesinde ‘ben’ ve ‘beden ayrımı’ vardır ve ‘ben’in asıl, bedenin ise kendine ait hükmi şahsiyetiyle insana emanet olarak… geçici bir süreliğine verildiği belirtilir.
Ancak tasavvuf düşüncesi, asıl olan bu ‘ben’in çok katmanlı ve iç içe geçmiş varlıkları olduğunu, merkezinde Zât-ı Müteâl’in bulunduğu şeklinde ifade eder.
Nitekim Yunus Emre, ‘Bir ben vardır benden içeru’ dizeleriyle bu fikri ifade etmektedir.
Genelde Rus kültürüne ait iç içe geçmiş ahşap oyma insan figürlerinden
oluşan matruşkaya benzetebileceğimiz ‘bu varlık katmanları’ birbirinden bağımsız değildir.
“Eski Mısırlılar da insanın fiziksel bir bedenden daha fazlası olduğuna inanmışlardı, Bu inançlarından dolayı da insanın yapısını bazı bölümlere ayırıyorlardı. ”
Mısırlılar’ın insan bedenini birden fazla unsurlara sahip olarak tanımlamalarının altında, ileri düzeyde metapsişik ve ezoterik bir temel yatmaktaydı. İnsanı meydana getiren temel unsurlar, ezoterik içerikli bilgilere göre başlıca yedi katmandan oluşmaktaydı. Bunlar sırasıyla şöyle tanımlanılmaktaydı:
1- Fizik Beden
2- Eterik Beden
3- Astral Beden
4- Mantal Beden
5- Kozai Beden
6- Ruhsal Beden
7- İlâhi Beden
Yedi farklı beden olarak isimlendirilen bu katmanlar, ruh enerjisinin kendisini tezahür ettirdiği farklı maddesel oluşumlardır. Ruhsal enerji, fizik bedene gelinceye kadar yüksek enerjisini bu alanlarda kabalaştırmaktadır.
Metapsişik ve Ezoterili Bilgiler’e göre: Ruhsal enerjinin dünyada bir beden içinde tezahür edebilmesi için bu tampon bölgelere ihtiyacı vardır. Bu, enkarnasyon için gerekli olan bir durumdur. Bu tampon maddesel oluşumlar sayesinde ruh varlığı üç boyutlu kaba vibrasyonlu madde ile irtibata girebilmektedir.
———————————————————————
Yoga hakkındaki en eski metinler Patanjali adlı yoginin yazdığı Yoga-sutra lardır.
Patanjali ‘ye göre ‘Kosha’nın kelime anlamı Kılıftır.
İnsan 5 farklı kosha’dan oluşmaktadır :
*Annamaya kosha: fiziksel beden kılıfı
*Pranamaya kosha: Hayat enerjisinden oluşan kılıf. Fiziksel bedeni çevreleyen bioenerjetik katmandır.
*Manomaya kosha: Zihinden oluşan kılıftır.
*Vijnanamaya kosha: Akıl ve zekadan oluşan kılıf.
*Anandamaya kosha: Saadetten oluşan kılıftır.
———————————————————————
Patanjali, insan hakikatini beş temele, dolayısı ile bu beş bedene ayırır.
Bir bedenin olmadığını; toplamda beş tane olmak üzere kat kat bedenlerin olduğunu söyler.
———————————————————————
Topraktan meydana gelmiş ve sürekli gıdalarla beslenen ilk beden, gıda-beden, toprak beden olarak adlandırır. Gıda topraktan gelir. Gıda almayı bırakırsan gıda bedeni yok olur. Çünkü sonuçta yediklerin sadece gıda değildir. Senin kanın, kemiğin, özün haline gelmektedirler. Varlığında dolaşıyor sana tesir etmeye devam ediyorlar. Bu yüzden gıdanın arılığı, arı bir gıda-beden yaratır.
Ve ilk beden arı, hafif, yüksüz olduğunda ikinci bedene geçmek daha kolay olur, aksi halde zordur. Yüklenmiş olursun. Çok fazla ve ağır gıdalar aldığında hemen üzerine bir uyku, bir ağırlık çöktüğünü fark ettin mi? Uyumak istersin; farkındalık hemen yok olmaya başlar.
İlk beden yüklüyken, farkındalık yaratmak zordur: Bu yüzden oruç, tüm dinlerde büyük önem kazanmıştır.
———————————————————————
Patanjali ikinci bedeni, enerji beden, elektrik beden olarak adlandırır.
Buna göre, fiziksel bedeni saran, içine geçip yayılan ve ‘prana’nın kılıfı’ olarak bilinen pranayama kosha adında bir enerji bedeni bulunmaktadır (Bu tanım, farklı kaynaklarda, pranik beden ya da eterik beden olarak da verilmektedir.)
İkinci elektrikli alanlardan meydana gelmiştir. Akupunktur, bununla ilintili bir şeydir.
Bu ikinci beden, ilk bedenden daha zariftir. Ve ilk bedenden, ikinci bedene geçmeye başlayan insanlar enerji alanına dönüşür, çok cazibeli, çekici ve etkileyici olurlar. Onlara yaklaştığında kendini hayatla dolmuş, canlanmış hissedersin.
Sadece gıda-bedende yaşayan insana yaklaştığında boşalmış hissedersin.. Seni tüketir.
İkinci beden sana taze bir özgürlük verir, daha fazla alan sağlar. İkinci beden, ilkinden büyüktür; fiziksel bedenine hapsolmuş değildir. Fiziksel bedenin hem içinde hem dışındadır. Seni ince bir hava tabakası, bir enerji aurası gibi sarar.
Nasıl doğru nefes alacağını bilirsen, ikinci bedene geçersin. (Diyafram nefesi) İkinci beden ilkinden güçlüdür ve ikinci beden ilkinden uzun yaşar. Doğal (diyafram) solunumu anlaşılmalı.
Küçük çocuklar bu yüzden çok aktif ve canlıdırlar. İçine daha fazla prana, chi alır ve karnında tutar. Karın biriktirme yeri, depodur. Göğsünü acil durumlar dışında kullanmaman gerektiğini hatırla. Doğru nefes karından alınıp verilir. Balonun şişip inmesi gibi. Kediler ve köpekler de böyle nefes alırlar.
Sürekli göğsünden solunum yaparsan, zihinde gerginlik olur. Sürekli göğüs solunumu yaparsan korkarsın. Çünkü göğüs solunumu korku dolu durumlar içindir.
Fakat bunu alışkanlık haline getirirsen daima endişeli, gergin, telaş içinde olursun. Stresli yaşam da solunumu daraltır. Paronaya böyle yaratılır. Sürekli hale gelmesi ile Anksiyete ve depresyona dönüşür. Panik ataktan doğala dönmek kolaydır ama depresyondan çıkmak zor olabilir. Yine bir yolu vardır. Doğal olmak, Meditasyonda olmak…
———————————————————————
Ve sonra üçüncü beden var; Zihin beden.
Üçüncü beden, ikinciden daha büyük, ikinciden daha zarif, daha yüce.
Hayvanlar ikinci bedene sahip, fakat üçüncüye sahip değiller. Hayvanlar çok hayat doludur. Bir aslanın yürüyüşüne bakın Nasıl bir güzellik, nasıl bir zerafet, nasıl bir ihtişam vardır. İnsanlar onu daima kıskanmıştır. Bir geyiğin koşuşuna bakın. Nasıl bir hafiflik, nasıl bir enerji, ne büyük bir enerji olgusu. İnsanlar daima onu kıskanmıştır . Fakat insanın enerjisi de her geçen gün yükselmektedir.
Üçüncü beden, Hintçe Manumaya kosha’dır. İngilizcedeki man sözcüğü Sanskritçe’deki man sözcüğünden gelir.
Akıl. Seni insan yapan akıldır. Ama ona tam olarak sahip değilsin. Onun yerine sahip olduğun şey yalnızca şartlandırılmış bir mekanizmadır.
Taklit ederek yaşıyorsun; aklın yok. Kendin için yaşamaya başladığında içinden geldiği gibi; kendi sorumluluklarını karşılayabildiğinde; sorumluluk sahibi olmaya başladığında zihin-beden geliştirirsin.
Bir topluluğu takip edersen sorumluluk almaz isen zihin beden gelişemez, kendi aklına sahip olamazsın ve çok güzel bir şeyi, daha yüksek gelişim için köprü vazifesi görecek bir şeyi kaçırırsın.
———————————————————————
Sonra manumaya kosha’dan daha büyük, Sezgi-beden vardır. O çok çok geniştir.
Onda mantık yoktur, aklın ötesine geçer, çok incelmiştir. O sezgisel bir anlayıştır.
Nesnelerin öznelerini doğrudan görebilmektir. Bu konuda düşünmek değildir.
Tasarlamazsın, hiçbir fikrin, hiçbir sonucun, hiçbir şeyin peşinde olmazsın. Aramazsın bile. Sadece beklersin ve hakikat açığa çıkar. Bu bir ifşadır. Sezgi-beden seni çok uzak ufuklara taşır, ancak bir beden daha vardır.
———————————————————————
Bu da beşinci bedendir, Anandamaya kosha, saadet-beden.
Bu, gerçekten aşmaktır. Saf mutluluktan yapılmıştır. Sezginin bile ötesindedir.
Unutma, bu beş çekirdek, sadece çekirdektir.
Bu beşinin ötesinde senin hakikatin vardır. Bunlar yalnızca seni çevreleyen çekirdeklerdir.
İlki, hantal, aşağı yukarı 1.80 m.’lik bir vücuda hapsedilmişsin. İkincisi daha büyük, üçüncüsü daha büyük, dördüncü ondan da büyük; fakat yine de bunlar çekirdektir. Hepsi sınırlıdır. Tüm çekirdekler bırakılır ve sen hakikatinde çıplak kalırsan, o zaman sonsuzsundur.
Yoga şöyle der:
Sen Tanrı’sın Brahman’ın ta kendisisin. Artık en yüce hakikatin ta kendisisin, tüm engeller aşıldı.
Bunu anlamaya çalış. Engeller var, seni çember içine alıyorlar. İlk engeli aşmak zordur. İnsanlar fiziksel bedenleri içinde hapsolup kalırlar ve fiziksel hayatlarının yaşanacak tek hayat olduğunu zannederler. Takılma.
Fiziksel-beden, enerji-beden için yalnızca bir adımdır. Enerji-beden ise yalnızca zihin-beden için bir adımdır.
Ona gelince, o ise yalnızca sezgi-beden için bir adımdır. Bu da saadet-beden için bir adımdır.
Ve saadet bedenden sonra sıçrayışa geçersin – artık adım yoktur. Varlığının dipsiz çukuruna atlarsın. Bu sonsuzluktur, bu sınırsızlıktır.
Toprak ilk gıda-bedeni karşılar,
ateş ikinci bedeni, biyoplazmayı, chi’yi karşılar, ateş özelliği taşır.
Üçüncü, su: Bunu zihin-beden karşılar. Su özelliği taşır. Zihne bak, nasıl değişim içinde olduğuna, daima akar, akar… Nehir gibi.
Dördüncü, hava, neredeyse görünmezdir. Onu göremezsin, ancak oradadır; yalnızca hissedebilirsin. Bu, sezgi-bedene denk gelir.
Ve sonra eter var; onu hissetmezsin bile – havadan daha uçucudur. Sadece inanabilirsin, onun var olduğuna inan. Arı boşluk, saadettir.
Benliğin benliksiz gibidir; varlığın varlıksız gibi.
Neden varlıksız? Çünkü tüm kaba elementlerin ötesine geçtin. Bu arınmadır. Bunun hakkında hiçbir şey söylenemez; hiçbir tanım yeterli olmaz.
İşte beş büyük element, senin içinde beş bedeni karşılıyor.
Beslenme ile ilgili küçük tavsiyeler – Uzun Yaşamanın Sırları Kitabı – Cem Şen
Beslenme ile ilgili küçük tavsiyeler
# Aşırı yemekten uzak durun. Taocular herhangi bir uğraşta bedenin en fazla %75-80 zorlanması gerektiğine inanırlar. Bu nedenle doymaya başladığınızda, karnınızı tıka basa doldurmadan önce yemek yemeyi bırakın. Eğer karnınızı tıka basa doldurursanız, midenizde yediklerinizi hazmetmek için yeterli yer kalmaz.
# Yavaş yiyin. Uzak doğudaki bir çok tapınakta yemek yerken konuşulmaz ve dikkatin tamamı yenen yemeğe verilir. Elbette şehir yaşamında sizin aynı şeyi yapmanız gerekmiyor ancak mutlaka yemeğinizi yavaş ve sakin bir şekilde yiyin.
# Yediklerinizi, ağzınızda sıvı bir hale gelinceye kadar iyice çiğneyin. Hazmın ilk aşamasının ağzınızda başladığını unutmayın. Yediklerinizin tükürüğünüzle iyice karışıp, iyice öğütülmeleri gerekir. Bu nedenle besinleri uzun süre çiğnemeye özen gosterin. Besinleri ağzınızda uzun süre çiğnediğinizde onların kokularını ve tadlarını daha rahat alabilirsiniz. Bu da, besinlerin kendi tatlarına uygun olarak organlarınızı daha etkili bir şekilde beslemenize yardımcı olur.
# Uzun yaşayan insanların bir özelliği de tutumlu ve ılımlı olanlarıdır. Yaptığınız her eylemde mutlaka tutumluluk ve ılımlılık ilkelerine özen gösterin. Aynı ilkeleri mutlaka beslenmede de kullanın. Aynı şekilde yediğiniz ve içtiğiniz besinlerin aşırı soğuk ya da aşırı sıcak olmamalarına dikkat edin. Her iki aşırılık da bedeninize zarar verir.
# Yalnızca taze besinlerle beslenin. John Hopkins Üniversitesi’nden Dr. McCullum şöyle demektedir: “Eğer bir besin bozulup çürümüyorsa onu tüketmeyin ama onları bozulup çürümeden önce tüketin.” Bu, içinde kimyasal olan ya da işlenmiş hiç-bir besinin tüketilmemesi gerektiği anlamına gelmektedir. Batılı beslenmenin büyük bir kısmını pişmiş ve işlemden geçmiş besinler oluşturduğu için orijinal enzimlerden yoksundurlar. Bu durumda da bu enzimlerin büyük bir çoğunluğu pankreas tarafından karşılanması gerektiği için bu organ aşırı çalışıp şiş-mektedir. Bu nedenle de batılı insanın pankreası, bütün canlıların pankreası ile karşılaştırıldığında beden ağırlığı ile göreceli olarak en ağır pankreastır. Orantılandığında bir insanın pankreası bir ineğin pankreasının iki katı ağırlığındadır. Aşırı pişmiş ya da işlenmiş besinler, bedenin enzim depolarını tüketerek bu tür bir soruna neden olmaktadırlar. Bedendeki enzimlerin azalması da erken yaşlanma ve erken ölümler ile her tür tüketici hastalığın nedenini oluşturmaktadırlar.
# Eğer mümkünse, yaşadığınız doğal çevreye yakın olan yerlerde yetişmiş besinleri tüketmeye özen gösterin. Doğadaki her şey yaşadığı doğal çevre tarafından biçimlenir. Bu nedenle tükettiğiniz besin, yaşadığınız mekanın ne kadar yakınlarında yetişirse enerjisi bedeninize o kadar uygun olur.
# Beslenmenizde dengeli olun. Her şeyden az az yiyin. Besinler ve zihinsel hastalıklar arasında inanılmaz bir bağ vardır ve pek çok(belki de bütün) zihinsel hastalıkların temel nedeni beslenmedeki hatalardır. Beyin, beden ağırlığının %2.5’lik bir bölümünü oluştururancak kan şekerinin %25’ini kullanır. Beyin, diğer organlar gibi kandaki şeker seviyesi azaldığında yağ ya da diğer glikoz kaynaklarını kullanamaz. Zihinsel rahatsızlıkların ilk belirtisi ise glukoz eksikliğine bağlı olarak beynin duygusal denetimini yitirmesidir. Yağı, beslenmeden çıkarmak çok hatalıdır çünkü yağ en iyi besin kaynaklarından bir tanesidir. Beynin güçlenmesi için yeterli miktarda yağa ihtiyaç vardır. Araştırmalar yağın az tüketilmesi ve hiç tüketilmemesinin ciddi kronik zihinsel rahatsızlıklara neden olduğunu ortaya koymaktadır. Dr. Watson,kendi hastalarında var olan depresyon, panik ataklar, klostrofobi gibi son derece ciddi zihinsel ve psikolojik hastalıkların %80’ini, yalnızca beslenmedeki düzenlemelerle tedavi edilebilmiştir.
# Tüm hayatta olduğu gibi beslenmede de ritm ve zamanlama çok önemlidir. Taocu felsefe, her şeyin bir ritmi olduğunu ve bu ritm içinde zamanlamanın son derece önemli olduğunu söylemektedir.Başarı ile başarısızlığı belirleyen şey, çoğu zaman girişilen eylemin ritmi ve bu ritm içindeki hareketin zamanlamasıdır. Örneğin belli bir meyvenin olgunlaşmasının belli bir ritmi vardır. Şeftali ağacı tüm kış boyunca enerjisini korur. Ardından bahar geldiğinde çiçeklenir ve yaz mevsiminin sıcaklığı ile birlikte yavaş yavaş meyve vermeye başlar. Bu, şeftali ağacının ritmidir. Eğer bu ağacın ritmine aldırmayarak,46 Uzun Yaşamın Sırları meyveleri ilkbaharda toplayıp yemeye kalkarsanız meyve henüz olgunlaşmamış olur. Aynı şekilde eğer şeftaliyi tüketmek için sonbaharı beklerseniz o zaman da meyveler dallarından kopup çürürler. Meyvelerin dallarından ne erken ne de geç, tam zamanında toplanması ve tüketilmesi gerekir. Aynı şekilde insan bedeninin de günlük bir ritmi vardır. Örneğin gece yarısından sonra 11 ile 3 saatleri arası, karaciğerin dinlendiği saattir. Eğer bu saatte uyanık olursanız karaciğeriniz dinlenemez ve buna bağlı olarak ruhunuz ve sinir sisteminiz gergin bir hâl alır ve kanınız zayıflar. Bu nedenle bu saatlerde mutlaka uykuda olmanız gerekir. Tıpkı bunun gibi beslenmenin de bir ritmi olmalıdır. Her gün üç öğün yemek yemeye ve mümkünse yemeklerinizi her gün aynı saatte yemeye özen gösterin. Düzen ve ritm, bedeninizi güçlendirip enerjinizi artıracaktır.Pek çok aile çocuklarındaki değişimlerin kaynağını bulmakta zorlanırlar; çünkü çoğu aile çocuklarını yetiştirirken belli bir ritmi takip etmeye dikkat etmezler. Eğer çocuğunuz her gün aynı şeyleri yaklaşık aynı düzende yaparsa herhangi bir sorun çıktığı anda bu sorunun kaynağını saptamanız ve onu düzeltmeniz çok kolay bir hâl alır. Aynı şeyi bedeniniz için de kullanın ve hem günlük yaşamınızda hem de beslenmenizde belli bir ritme özen gösterin. Yine bu kural uyarınca yalnızca mevsiminde yetişmiş besinleri yiyin ve sera besinlerinden ya da konserve besinlerden uzak durun.
• Serin ve soğuk besinler, yaşamsal organları sakinleştirir. Yaz aylarında ve ateş ya da hipertansiyon gibi durumlarda bu şekilde beslenilmesi tavsiye edilir.
• Ilık ve sıcak besinler, organları uyarır ve bedende ısı yaratırlar. Kış aylarında ve aynı zamanda anemi, soğuk algınlığı ve bitkinlik gibi durumlarda bu tür besinlerin tüketilmesi tavsiye , edilir.
# Tadı doğal olarak “tatlımsı” olan besinler, durağanlaşmış enerjiyi harekete geçirir, dolaşımı güçlendirir, yaşamsal enerjiyi besler ve midenin uyumlu hale gelmesini sağlar.
# Tadı doğal olarak “acımsı” olan besinler, beden sistemlerinizin kurumasına yardımcı olur, aşırı nemi dengeler ve bağırsakları temizler.# Tadı doğal olarak “ekşimsi” olan besinler, sindirim sistemini sağlamlaştırır, ishali durdurur ve kalınbağırsak sorunlarının çözümüne yardımcı olur.
# Tadı doğal olarak “tuzlu” olan besinler, dokuların yumuşak ve nemli kalmasına ve bağırsak hareketlerine yardımcı olur.
• Tadı doğal olarak “keskin” olan besinler (soğan, pırasa gibi)bedende biriken toksinlerin atılmasına ve nötralize edilmesine yardımcı olur.
Aşağıdaki resim, Illinois Üniversitesi doktoru Chuck Hillman tarafından çekilen bir MR görüntüsü…
Soldaki resim, beynin hareketsiz bir oturuştan sonraki görüntüsü
Sağdaki resim ise, 20 dakikalık bir yürüyüşten sonraki görüntüsü…
Görüldüğü üzere yürüyüş beyin aktivitesini hatırı sayılı derecede artırıyor ve hareketliliğin olduğu bölge genellikle mutlulukla ilişkilendiriliyor.
2009 yılında İsveç’te yapılan araştırmalar da kalp atışlarını hızlandıran egzersizlerin beyin gücünü artırdığını kanıtlamıştı.
Aynı şekilde 2011’de ABD’de yaşlılar üzerinde 1 yıl süreyle yapılan deneylerde;
kalp atışlarını belli bir ritimde tutarak günde 40 dakika yürüyüş yapan kişilerde beyindeki hiokampüsün büyüyüp, hafızanın arttığı;
pasif gruptakilerde ise hipokampüsün küçüldüğü gözlemlendi.
İşte size beyninizi geliştirmek için basit bir çözüm,
Bol bol yürüyün ve egzersiz yapın:))


• Sürekli olarak dik dur! Gözlerin daima yukarıda olsun.
• Kendinle olan konuşmalarını kontrol et.
• Negatif konuşmaları hemen anında kes!
• Duygularını izle. Olumsuz duyguları vücudundan hemen at.…
• Beslenmene dikkat et. Ağır şeyler yeme. Mümkünse hep doğal şeyler
tüket.
• Her fırsatta derin nefes alıp ver. Burundan al uzun süre tut, ağızdan
nefes ver.
• Hedeflerine odaklan. Hedefe ulaşıncaya kadar pes etme.
• Her zorluğun içindeki fırsatı gör. Daima umudunu koru. En zor
durumlarda bile.
• Kararlı ol! En kötü karar bile kararsızlıktan daha iyidir!
• Kendine her durumda inan. Kimse sana inanmasa bile.
• En büyük ödüller, en büyük zorlukların ardından gelir.En büyük
hediyeler, bazen en kötü ambalajla sunulabilir.
• Her zaman ŞİMDİ’ yi yaşa. Geçmişe takılıp kalma!
• Düşünme, sadece YAP!
• Cesur ol.
• Çözüme odaklan, sorunlara değil
• Doğru soruları sor.
• Geçmiş başarılarını hatırla. Ama onlara sığınma. Daha iyisini yap.
• Meraklı ol. Sürekli yenilikleri takip et.
• Kendini geliştirecek ve motive edecek kitaplar oku.
• Kendine inan. Kendine %100 inan.
• Sorunları birer meydan okuma olarak gör.
• Başarısızlık yoktur. Sadece sonuç vardır.
• İki işi yarım yapacağına, bir işi tam yap.
• Zamanlama gerektiren işlerde bir kaplan gibi en uygun an gelene
kadar bekle. Sonra tereddüt etmeden harekete geç.
• Sabretmeyi bil.
• Her zaman farklı alternatiflerin olsun.
• Enerjik ol.
• Sorunu parçalara böl, öyle çöz.
• Çözüm dışındaki tüm alternatifleri sil.
• Sabah kalkarken o gün yapılacak işlere keyifle bak.
• İşleri oyuna çevir.
• Heyecanın diğer insanlara bulaşsın.
• Çalışırken şarkı söyle veya gülümse.
• Algılarını aç.
• Her sonunun bir çözümü vardır.
• Yaptığın işin en iyisini yap.
• Üşenme, erteleme, vazgeçme.
• Hakkını ara.
• İşleri teker teker yap.
• Daima dürüst ol.
• Sorunlarından kaçma – yüzleş.
• İnsanları ve kendini eleştirmek yerine GELİŞTİR!
AFFETME OLUMLAMASI
Önce derin bir nefes alın.
Şimdi 3 kere affetmeye niyet ettiğiniz kişinin adını soyadını söyleyin. Benim size tavsiyem, o kişinin adıyla birlikte kendi adınızı da söyleyin. Sonuçta, bu olumlamada kendimizi de affedeceğiz.
Tekrar derin bir nefes aldıktan sonra şunları söyleyin:
BEN…… …….
ŞU ANDAN İTİBAREN KENDİMİ VE SENİ AFFETMEYE NİYET EDİYORUM.
Yine o kişinin adını tekrar ederek şöyle söyleyin:
YAŞATTIĞIN DENEYİM İÇİN SANA TEŞEKKÜR EDİYORUM VE BUNU BANA YAŞATMANA İZİN VERDİĞİM İÇİN KENDİME TEŞEKKÜR EDİYORUM.
ASLINDA SEN BANA ESKİ YARAMI HATIRLATMAK İÇİN GELDİN.
BUNUN ACISINI HİSSETMEK İSTEMEDİĞİM İÇİN SANA ÖFKELENİYORUM.
ŞU ANDAN İTİBAREN YARALARIMI SARMAYA NİYET EDİYORUM.
KENDİMİ VE SENİ TAMAMEN AFFEDİYORUM.
SENİ ÖZGÜR BIRAKIYORUM.
SEN ÖZGÜRSÜN, BEN ÖZGÜRÜM.
TEŞEKKÜR EDİYORUM…
Bu olumlamayı 3 gün boyunca aklınıza geldikçe tekrar edin ve her çalışmada öfkenizde biraz daha boşalma olduğunu hissedin. Fakat şunu unutmayın; affedişimizi sadece dilimiz söylemeyecek, bu duyguyu kalbimizde hissedeceğiz. Tamamen yürekten söylediğimizi hissettiğimiz anda başardık demektir sevgili dostlar.
Sevgiyle, ışıkla…
Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale: – Hayatını bağışlarım ama bir şartım var, der.
‘Kadınlar hayatta en çok ne ister?’ budur bilmek istediğim. Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der.
General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kaf dağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir.
Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar: -Kadınlar hayatta en çok ne ister?
Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil.
-Evlen benimle! O zaman öğrenirsin ancak istediğini…
Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit’e ve:
– Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!
Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar ancak cadıya da evlenmek için söz vermiştir.
Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada.
Konuşur cadı:
– Benim kaderim böyle. Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim der.
Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım , yoksa gündüzleri dışarıdayken mi?…..
General düşünür ve: Sen bilirsin kararı kendin ver der. İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır….
Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?
1.Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2.Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.
3.İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır