HER İNSAN FARKLIDIR! DUYGUSAL MISIN? FİZİKSEL MİSİN? ZİHİNSEL MİSİN?

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Sağlıklı her insan, bir bedenin yanı sıra, düşünce ve duygu dünyalarına sahiptir.

Bir insanın algı ve davranışlarında, düşünce, duygu ve bedenden oluşan bu üç boyuttan birisi, diğerlerine oranla biraz daha baskındır ve o insanın doğasını oluşturur.

Bu gruplandırmaya göre bir insan, düşünsel, duygusal veya bedenseldir.

Elbette, diğer boyutları da taşır ama, insanın algı ve tepki biçimini, büyük ölçüde etkin olan doğası belirler.

Örneğin düşünsel bir insan, duygularını sıklıkla düşünce ve fikirlerle ifade eder:

”Seni sevdiğimi düşünüyorum!”

Duygusal insan hissettiklerini, duygusal tepkilerle dışa vurur:

”Sana deli gibi aşığım!”

Fiziksel insan, duygularını, davranışları aracılığıyla ortaya koyar:

”Sana kahvaltı hazırladım!”

Bazı insanlarda tek bir özellik, diğerlerine oranla çok daha güçlüyken, kimi insanda, üç farklı özellik, birbirine yakın düzeylerde gözlemlenebilir.

Şimdi bu farklı doğalara, biraz yakından bakalım:

Zihinsel İnsan:

Zihinsel insanlar yaşamı, düşünceleri aracılığıyla algılarlar.

Akıllı ve mantıklı olmak, çok önemlidir.

Altta yatan duygular ancak, akıl ve mantık filtrelerinden geçtikten sonra ifade edilir.

Duyguları göstermek yerine, düşünceleri ortaya koymak, onlar için daha kolaydır.

Karşılaştıkları olaylara verdikleri ilk tepki, olanları anlama çabasıdır.

Yaşananları analiz etmeden, kolay kolay eyleme geçmek istemezler.

Nadiren duyguların seline kapılır ve düşünmeden hareket ederler.

Zihinsel insanların merak duyguları fazladır, sorgularlar, problem çözmekten zevk alırlar.

”Neden?” sorusunu çok severler.

Duygusal İnsan:

Duygusal insanlar yaşamı, duyguları aracılığıyla algılar ve yaşarlar.

Kolaylıkla incinir, âşık olur, depresyona girer veya mutluluk duyarlar.

Kararlarını duygularına dayanarak alırlar.

Duygusuz kararları sevmezler.

Mantık arkadan gelir.

Çoğu, ilham ve coşku dolu, ikna edici, heyecanlı ve şefkatlidir.

Başka insanların da duygularını kolayca harekete geçirme gücüne sahiptirler.

Bazıları ise, her an ortamı bir tiyatro sahnesine dönüştürecek kadar drama meraklısı, ilgi çekme delisi veya çocuksudur.

Canları sıkıldığında, bu duygudan kurtulup rahatlamak için, paraları olmasa bile, çıkıp çılgınca alışveriş yapabilirler.

Bedensel İnsan:

Bedensel doğaya sahip kişiler, yaşamı bedenleriyle ve hareket ederek deneyimler.

Bedenleri, duygularını ve düşüncelerini ortaya koymanın bir aracıdır.

Düş kırıklığı veya sevinç, duvara yumruk atarak, çıkıp dolaşarak, hobilerle, sporla, cinsellikle veya şarkı söyleyerek ifade edilir.

Âşık olduklarında, ilan-ı aşk etmek yerine, duygularını, sevdikleri için hoş bir şey yaparak göstermeyi tercih ederler.

Sıkıntılarını da, anlatmak veya bağırıp çağırmak yerine, davranışlarıyla gösterirler.

Ne düşündüklerini ve ne hissettiklerini anlamanın yolu, onları sorgulamak yerine, ne yaptıklarına bakmaktan geçer.

——————-

Şimdi durup bir düşünün!

Hangi doğa sizi daha çok yansıtıyor?

Hangi doğa sizde en zayıf olanı?

Hayatınızdaki en önemli insanın doğası nasıl?

Aranızdaki farklılık, anlaşmanızı zorlaştırıyor mu, yoksa ilişkinizi daha renkli mi kılıyor?

Örneğin sizin duygusal biri olmanız, düşünsel yakınınız tarafından, tepkilerinizin abartılı bulunmasına mı yol açıyor?

Onun her şeyde mantıklı olma kaygısı, sizde anlaşılmamışlık veya onun duygusuz olduğu hissini mi oluşturuyor?

Fiziksel doğaya sahip yakınınızla, aranızda yeterince sözel paylaşım yok mu?

Sorun yaşadığınızda konuşmak yerine evden çıkıp dolaşmayı mı tercih ediyor?

Tüm bunları anlamak, karşımızdaki insanın davranışlarını, ”bize karşı ve düşmanca davranışlar” şeklinde yanlış yorumlamak yerine, onun doğal yapısının bir ifadesi olduğunu kavramamızı sağlayabilir.

İlişkilerimizi daha bilinçli sürdürmemize yardımcı olabilir.

Kendi baskın doğamızın yol açabileceği dengesizlikleri, zayıf kalan özelliklerimizi geliştirerek dengelemek, bizleri daha renkli ve bütünsel insanlar haline getirebilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aile Sergisi Nedir?

Alman terapist Bert Hellinger’in geliştirdiği metot, aile dinamiklerimizi inceler. Gündelik sorunlarımızın hepsinin ailemizle olan bağlardan kaynaklandığı gözlemlenir. Aile bireyini daha büyük bir aile sisteminin parçası olarak görür. Hisler, davranışlar ve tavırlar daha büyük sisteme bakarak incelenir. Izdırap, genelde bu aile sisteminde oluşan bir düğümden kaynaklanır. Herhangi bir sıkıntı – para sorunları, ilişkide zorluklar, hastalıklar, korkular ya da genel depresyon – hep büyük aile sistemi dinamikleri içerisinde incelenir.

Svagito Liebermeister, 1957 doğumlu Munich Universitesinde psikoloji okumuş Alman eğitmen, terapist ve koçtur. Hindistan, Pune’daki Osho Merkezi Terapist Programı’nın başında olan Svagito meditasyon ile terapi arasında köprü kuran pek çok çalışma yapmaktadır. Bert Hellinger’dan aldığı Aile Dizimi eğitimini 1995′ten beri çalışmalarına katan ve dünya çapında Aile Dizimi eğitimleri ve seansları veren Svagito, 2009′dan beri Cihangir Yoga’da kurslar düzenlemektedir. Aile diziminin yanı sıra Zen Terapi ile meditasyon ve mevcut olma pratikleri üzerine de kurslar veren Svagito’nun Türkçe’ye tercüme edilmiş iki kitabı ve bir meditasyon CD’si bulunmaktadır (Kitapları ve CD’yi Cihangir Yoga’da bulabilirsiniz).

2014 Yılı Aile Sergisi Çalışmaları

Svagito ile Osho Aile Sergisi

Tarih: 5-7 Aralık 2014

Saatler:
5 Aralık Cuma
18:30 Kayıt
19:30-22:00 Grup Çalışması
6-7 Aralık Cumartesi-Pazar
08:00-09:00 Osho Dinamik Meditasyonu
10:00-19:00 Grup Çalışması

Yer: Cihangir Yoga, Cihangir
Ücret: 290 Euro

Osho Aile Sergisinde yöntem, meditasyon ile bütünleştirilmiştir.Birçoğumuz günlük hayatımızda karşılaştığımız sorunların kök ailelerimizde ifade bulamamış duygular olduğunu bilmeyiz. Bizleri, kendimizi tam olarak yaşamaktan alıkoyan bu ‘yükleri’, aileye duyulan bilinçsiz ve kör sevgi adına taşımaya devam ederiz. Oysa hepimiz, özünde saygı ve şükran içeren daha olgun ve bilinçli bir sevgiye doğru gelişme ihtiyaç duyarız. Bu sağlıklı ilişki kurulduğunda, köklerimiz bize kendi başımıza ayakta kalma gücü verir ve var olan ilişkimizde anne ya da babasını arayan çocuk olmaktan çok bir yetişkin gibi davranırız. Yapacağımız bu çalışmada, diğer grup üyeleriyle birlikte aile ve ilişki sergileri yaratacağız. Bu sayede, zamanında ifade edilememiş duygulara ifade imkanı verip, aile düzeni içindeki enerjinin akmasına olanak sağlayacağız.

Bu kurs Osho Aile Sergisi Eğitimi almak isteyenler için eğitimin bölümlerinden biri sayılacaktır.

Biyografi:

Almanya’da Münih üniversitesinde psikoloji eğitimi almıştır ve insanlarla 26 yıldır terapist olarak çalışmaktadır. 1990’dan beri sunduğu terapist eğitimleri özellikle nabız ve nefes çalışması olan Neo-Reichian Terapisi, Derin Doku Masajı (Rebalancing), Danışmanlık ve Enerji seansları olan Safir Yıldızı ve Psişik Masaj ile Osho Aile Sergisi’dir. Puna’daki Osho Multiversity’nin eğitimcilerinden olup, 4 ay süren Osho Terapist Eğitimini düzenlemenin yanısıra yukarda adı geçen tüm programların da eğitimini sunmaktadır . Seminerler ve eğitimler vermek üzere tüm dünyada seyahat etmekte ve eğitimlerinde insanlara meditasyon halinden nasıl yaklaşılacağını öğretmektedir.

Detaylı bilgi ve kayıt için: info@cihangiryoga.com, 0 539 572 84 37 begin_of_the_skype_highlighting 0 539 572 84 37 ÜCRETSİZ  

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğa boşluk etkisinden nefret eder ve her zaman onu iyiyle doldurur

Doğa boşluk etkisinden nefret eder ve her zaman onu iyiyle doldurur. Evren başka bir şeyi sıkıca kavrayan elinize bir şey koyamaz.

Maymunu yakalama hikayesini bilirsiniz. Bilmeyenler için kısaca aktarayım. Bir maymunu yakalamak için yapılacak şey elinin girebileceği büyüklükte bir deliği olan içi ceviz dolu ağır bir yapıdır. Maymun elini sokar , cevizi avuçlar. Yumruk haline gelmiş elini delikten çıkartamaz. Hareketsiz kalır. Aslında elindekileri bıraksa kurtulacaktır ama buna cesaret edemez. Elindekileri kaybetmemek adına geleceğini ve kendini kaybeder. Çevrenize bundan sonra bu gözlükle bakın. Daha net olarak tabloyu göreceksiniz. Bir çok kişi bu durumda. Bu gerçeği ya bilmiyorlar veya bilseler de fark etmiyorlar. Siz bugün öğrendiniz.

Olumlu bir şeyi çekmenin en iyi yolu olumsuz bir şeyi bırakmak ve iyi için bir boşluk oluşturmaktır. Eğer yeni elbiseler istiyorsanız önce gardırobunuzu temizlemek ve bazı eski elbiseleri evsizlerin sığınma yurduna bağışlamak en iyisidir. Eğer sizi anlayan dostlar arıyorsanız , öncelikle içinde bulunduğunuz ve size fayda sağlamayan aksine sizin enerjinizi çalan kişilerden uzaklaşmak ve onların yerine sizi anlayan ve sizi yükseltecek dostlar bulacak ve onlarla daha fazla zaman geçireceksiniz.

Razıysanız değiştiremezsiniz.

Hayatınızda aradığınız tüm refahı kendinize çekemiyorsanız, kendinize bırakmanız gereken neye tutunduğunuzu sorun.

Dostlarım bizi arzu ettiğimiz bir yaşam bekliyor. Tek yapacağımız kendimize özgüveni kazanarak, inançlı bir şekilde hedefe yürümektir.

Bir ZEN hikayesi der ki;

Bir gün bir Budist ve bir Zen keşişi bir yere gidiyorlarmış hava da yağmurluymuş. Daha sonra kimonolu güzel bir kadının bir yerde mahsur kaldığını görmüşler, kadın çamurdan geçemiyormuş. Budist o yöne hiç bakmadan yürüyecekmiş çünkü bir kadına yaklaşmak yasak ve kurallara aykırı imiş. Derken Zen keşişi, “gel kız!” deyip kadını kucağına alarak karşıya geçirmiş. Sonra ikisi de yola devam etmişler. Ama olay budist rahip’e dert olmuş yol boyunca bunu nasıl yapar, nasıl yasalara karşı gelir diye düşünmüş durmuş. Bir müddet sonra dayanamamış sormuş:

“Bize yasak olduğu halde nasıl bir kadına dokundun ve onu taşıdın?”

Zen keşişi demiş ki..

“Ben onu orda bırakmıştım, sen hala taşıyormusun!”

Titreşimlerin Sırrını Çözen Kainatın Sırrını Çözer…

titresim-nedir[1]

Bundan yirmi yıl önce size evrenin aslında kocaman bir titreşim olduğu söylenseydi, küçük evren insanın da etrafındaki her şeyle birlikte her an titreşmekte olduğunu ve hayatın sırrının titreşimlerde saklı olduğu söylenseydi ne düşünürdünüz?

Nikola Tesla titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü…

Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Hâlbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti: “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.

Saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz…

Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz (diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar. Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekân mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kâhinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bioenerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.

Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları iyileştirmek mümkün!..

Her organın kendine özgü titreşimi vardır. Bedenin titreşiminin dışında organlar da kendi aralarında farklı hızlarda titreşirler. Örneğin kalbin titreşim hızıyla böbreğinki aynı değildir. Böbrek arıza yaptığında bu aynı zamanda onun titreşiminde bir sorun olduğu anlamına gelir. Bir insanı kalbine iyi gelmeyecek titreşimlere maruz bırakırsanız o kişi kalp krizi geçirip ölebilir. Bu şekilde uzaktan suikastların yapılması bile teoride mümkündür. Doğru titreşim hayat kurtardığı gibi yanlış titreşim de can alır. Dozer kullanıcıları, asfalt delici vibrasyon cihazlarını kullanan kişilerin kalp krizi geçirip ölmeleri ya da uzun vadede çeşitli hastalıklara yakalanmaları olasıdır. Çünkü bu cihazlar çok güçlü titreşimlere sahip oldukları için vücudun titreşimini bozmaktadır. Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları da iyileştirmek mümkündür.

Her titreşimin ölçüsü bir frekans değeriyle hesaplanır. Farklı titreşimlerin farklı frekansları vardır. Bir titreşimin ne tür bir titreşim olduğunu frekans değerleriyle ölçeriz. Frekans teknolojisi günümüzde kısmen de olsa tıpta kullanılıyor ancak gün gelecek pek çok hastalığın tedavisi frekanslarla yapılabilecek. Her hastalığa uygun frekans bulunacak ve hasta kişi o frekans ortamına sokularak tedavi edilecek. O gün geldiğinde modern tıp ile alternatif tıp birleşmiş olacak. Aslında bu bilinen bir şey ama hala hastalıkların çaresini ilaçlarda arayıp duruyoruz ve bu durum ilaç sektörünün çok işine yarıyor. Plasebo etkisi bile aslında frekansların değişmesiyle alakalı. İnanmak denilen şey, hastanın hastalığa karşı tutumu değişince frekansının da değişmesi ve hastalığın artık o frekansta kendine yer bulamamasından başka bir şey değil. Birinin elini tuttuğunuzda bedeniniz otomatik olarak onun frekansına ayarlanıyor. O halde kimin elinden tuttuğunuza dikkat edin çünkü eğer onun manyetik alanı sizinkinden daha kuvvetliyse sizi kendi frekansına çekebilir ve o frekans gerçekte size yaramayan bir frekans olabilir.
İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…

Frekans teknolojisi hızla gelişmeye devam ediyor. İleride öyle günler gelecek ki, kişiler eş seçimini yaparken sadece kan uyuşmazlığına değil frekans uyuşmazlığına da bakacaklar. Bu şekilde kimin kiminle anlaşamayacağı net bir şekilde bilinebilecek. İyi başlayıp kötü giden ilişkilerin de sebebi frekansların değişmesi aslında. On yıldır birlikte olduğunuz kişiyle artık anlaşamıyorsunuz çünkü ikiniz de on yıl önceki frekanslarınızda değilsiniz artık ve bugün apayrı iki frekansta yaşıyorsunuz hayatı. Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Dünyanın iki ayrı ucunda da olsa en doğru frekanslar her zaman birbirlerini buluyor. Tıpkı göçmen kuşların yollarını bulması gibi dünyanın manyetik haritasında hepimizin ayarlı olduğu bir frekans var ve kendimize en uygun frekansı bir göçmen kuş edasıyla buluyoruz. Bazen de bulamıyoruz. İşte o zaman hayatımızda problemler ortaya çıkıyor. Bizimkinden daha güçlü bir frekansın etkisine girdiğimizde kendi manyetik alanımızdan kopuyoruz ve kendimizi kötü giden bir evliliğin içinde ya da istemediğimiz bir işi yaparken bulabiliyoruz. İşte bütün bunların sebebi yanlış frekanslar…

İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…

Herkesin kendisine en uygun titreşimi bulma potansiyeli vardır. Kendimizi dinlemek diye ifade ettiğimiz kişinin bir karar vermeden önce içe dönme hadisesi de budur aslında. Kendimizi dinlediğimizde titreşimlerimizi de fark ediyoruz ve titreşimler iç ses olarak bizim için neyin iyi ve doğru olacağını bize söylüyor. Bir miktar derin düşünme ve yalnız kalmak kendimizi yani titreşimlerimizi anlamak için yeterlidir. Yeter ki kendimize bu fırsatı verelim…

Yazar: Cem Özüak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Asıl mesele insan olmaktır…

 

Asıl mesele insan olmaktır…
Her şeyin olabilir ve sen her şey olabilirsin. Evlerin, arabaların. Bilgisayar vs… her türlü teknolojik imkanın, renk renk elbiselerin, pahalı parfüm ya da kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…
Ve sen!
Her şey olabilirsin…
Güzel ya da çirkin.
Uzun ya da kısa olabilirsin.
Boylu poslu. Gösterişli ya da gösterişsiz…
Tombul ya da zayıf…
Genç ya da yaşlı…
Kadın ya da erkek olabilirsin…
Anne, baba olabilirsin.
Kardeş, ağabey, dost, arkadaş…
Huzurlu ve huzursuz…
Güleryüzlü ya da somurtuk.
Sakin ya da hareketli…
Sabırlı, dayanıklı, heyecanlı, atak ve coşkulu olabilirsin.
Hatta her an içinde bulunduğun duruma göre bir şey de olabilirsin.
Sonra iş sahibi olabilirsin ya da işsiz…
Üniversite ya da lise yada ilköğretim mezunu olabilirsin.
Bir meslek sahibi olabilirsin.
Öğretmen, memur, işçi, doktor, mimar ya da avukat…
Hatta mesleğinde üst seviyelere çıkabilir ve unvanların olabilir…
Bütün bu özelliklerin çevrende pek bir takdir görebilir, övgüler alabilirsin…
Tüm bunlar iyidir hoştur, güzeldir …
Büyüklerin dediği gibi adam bile olabilirsin.
Ama
İnsan olmak başka bir şeydir…
Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır. İnsan olmak yukarıda saydıklarım ile saymadıklarımın tamamını kapsar…
Eğer;
İnsanları toplumsal alt kimliklerine göre ayırmadan, cinsiyetlerine göre kayırmadan, zengin, fakir ya da meslek ya da unvanlarına göre değil önce insan olduğu için sevip sayıyorsan…
Ve çevrendekilere sahip olduklarına göre değil, (seninle paylaşmamış olsa bile çevresindekilerle…) Paylaştıklarına göre önem, değer ve anlam verebiliyorsan.
Verdiğin sözü tutuyor ve özün ile sözün birbirini tamamlıyorsa, iyiniyetli, samimi, merhametli, dürüst ve alçak gönüllü isen insan olmaya başladın demektir.
Pek havalı sıfatların olabilir ama en havalısı insan olmaktır. Kadın ya da erkek olmaktan, toplumsal sıfatlarından çok daha anlamlıdır. Ve tüm bunların yanına bir de erdem kattın mı insan oldun demektir.
Ve insan olduğunda sen artık insanların yüzlerine değil ruhlarına bakmaya başlarsın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ŞAMAN TANIMI

Tarih ve din bilimi açısından, Şamanizmin doğuşu ve kaynağı gibi, “Şaman” sözcüğünün de nereden geldiği, nasıl bir anlam tasıdığı kesin olarak belirlenememiştir. Bu konuda üç farklı görüş öne sürülmektedir :

1 – Şaman kavramı, Hindistan’daki Pali dilinde “ruhlardan esinlenen kişi” anlamına gelen “samana” sözcüğünden türemiştir.

2 – Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçe’de “budacı rahip” anlamına gelen samana sözcüğüdür.

3 – Şaman kavramı, Mançu dilinde “oynayan, zıplayan, bir iş görürken sürekli olarak hareket eden” anlamındaki “saman” kavramından gelir.

Şaman, Gök Tanrı tarafından bu göreve getirildiğine yani gizli güçlerle donatıldığına, Tanrı ile insanlar arasında aracı olduğuna, bazı tanrısal nitelikler, gizli bilgiler taşıdığına inanır.

Şaman, büyücü ve sihirbaz anlamlarına gelir. Şaman kelimesinin kaynağı konusunda farklı görüşler vardır. Kelimenin aslen Mançuca yada Moğolca olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, Sanskritçe’den geldiğini de kabul edenler vardır. Türk kavimleri Şamanlara genellikle Kam demektedirler. Kalmuklar erkek Şamanlara Bö yada Böge, Kırgız-Kazaklar ise Baksi yada Bakşı derler.

Uygurca’da “Şaman”, “hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran, hastalara ilaç yapan kimse” anlamında, “otacı” diye anılmıştır. Çin kaynaklarına göre, Kırgızlarda Şamanin adı Gan’dır. Altaylılar Şamana Kam, Kamların yönettikleri törene de Kamlama demişlerdir. Moğolca’da Şamanın karşılığı ise Böge’dir.

Şaman anlamı bakımından büyücü rahip demektir. Bu bakımdan Şamanizmin bir din olmadığı ileri sürülmüştür. Çünkü Şamanizmde, en geniş çerçevesiyle bir dinde bulunması gereken bir din kurucusu, kutsal kitap veya kitapları, inanç esasları, ibadetleri ve cemaat gibi net özellikleri yoktur. Onun için Şamanizm, bir çeşit sihirbazlık ve büyücülük şeklinde, yaygın bir tarzda ortaya çıkan ve pek çok yerde görülen sihri bir olay
olarak görülmek de istenmiştir.

Şamanların belirlenmesinin başlıca iki yolu vardır: Şaman mesleğinin veraset yoluyla intikali ve içte kendiliğinden duyulan “tanrısal çağrı yoluyla” seçilme. Seçilme şekli ne olursa olsun her Şaman ikili bir eğitimden geçtikten sonra Şaman olur. Ekstatik eğitim yani rüyalar ya da trans ve geleneksel eğitim yani Şaman teknikleri, ruhların isim ve fonksiyonları, kabilenin mitolojisi gibi. Ruhların ve yaşlı Şaman ustalarının üstlendiği bu ikili eğitim bir inisiyasyondur. Şamanı sıradan bir insan olmaktan çıkaran, toplumun itibar ettiği bir kişi haline getiren bu inisiyasyon eğitimdir.

Ancak Şamanizmde Şaman genellikle babadan oğula geçmek suretiyle din adamı olur. Şaman, mesleği ile ilgili bilgileri, yaşlı Şamandan ders almak suretiyle elde eder. Genellikle gelecekten haber vermek, büyü ve efsun yapmak, ruhlara kurban sunmak, ruhlarla temasa geçerek çözümü mümkün fakat zor olan işleri yapmak Şamanların başlıca görevleridir. Ölünün ruhunu öbür dünyaya göndermek, av avlamakta şanssızlığı ortadan kaldırmak ve ağır hastalıkları tedavi etmek de görevleri arasındadır. Şamanda ırsi ve marazi bazı özelliklerin bulunduğu iddia edildiği gibi, aksine olarak, ruhlar tarafından Şamanlığa davet edildiğine inanılan bu kimseye Sibirya kavimleri arasında korku ile karışık bir saygı gösterildiği de bilinir. Özel kabiliyetleri sayesinde tabiat üstü kuvvetlerle temas kurduğu kabul edildiğinden ona, mensup olduğu boy veya oymağın koruyucusu gözüyle de bakılır. Nitekim, ilk Şamanın ortaya çıkışına dair efsanelerde, ruhlarla münasebette bulunduğuna inanılan Şamanın, üstün kabiliyetleri ve farklı bir yaratılışı bulunduğu kabul edilir. Şamanlar genellikle zeki ve şair tabiatlı kimselerdir. Ayin sırasında yoğun bir vecd içinde kendinden geçip gök ve yer altı dünyalarında gördüğü garip varlıkları, acaip hadiseleri detaylarıyla anlatırlar, ayılınca da bir şey hatırlamazlar. Bir Şamanın gökteki iyi ruhlarla yer altındaki kötü ruhlara hakim olduğu ve onlarla ilişki kurduğuna inanılan toplumlar görüldüğü gibi, bu iki işin, ak ve kara denen iki ayrı Şaman tarafından üstlenildiği toplumlar da görülür.

Şaman olmak için eğer tanrısal çağrı yolu yoksa belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Geçmiş ataların ruhundan biri Şaman olacak torununa musallat olur, onu Şaman olmaya zorlar. Bu duruma Altaylılar “töz basıp yat” yani ruh basması derler. Şamanlar Ata ruhu musallat olan kişi Şamanlığı kabul etmezse delireceği gibi bir inanışa sahiptirler.

Şaman herşeyden önce, kendi özel yöntemiyle ulaştığı kendinden geçme yani vecd durumunda, ruhunun göklere yükselmek, yer altına inmek ve oralarda dolaşmak için bedeninden ayrıldığını hisseden bir aşkınlık yani trans ustasıdır. Bütün Şamanların derin sezgileri, geniş düş güçleri vardır. Derin bir coşkunluğa kapılarak kendinden geçer, bütün gökleri, yer altı dünyasını gezdiğine, ruhların yaşayışlarını gördüğüne, bütün gizli alemleri
dolaştığına inanır. Şaman vecd sırasında, ruhları egemenliği altına alarak, ölüler, doğa ruhları yani cinler ve periler ve şeytanlarla ilişki kurar. Böylece ruhlar ve tanrılar dünyasıyla doğrudan ve somut ilişkilere girişen Şaman, birçok ruha sahip olur. Çoğunlukla hayvan biçiminde düşünülen söz konusu ruhlar, Sibirya halklarında ve Altaylarda ayı, kurt, geyik, tavşan, çeşitli kuşlar özellikle kartal, baykuş, karga suretinde görünebilirler. Ayrıca, büyük böcek, ağaç, toprak, ateş olarak ortaya çıkabilirler. Şaman, gerektiğinde bütün yardımcı ruhları dünyanın dört bucağında bile olsalar çağırabilir. Bu çağrıyı davul veya tefini çalarak yapar.

Şamanların asıl görevleri halk arasında oluşa gelen ak ve karanın yani iyi ve kötü ruhların dengesini sağlamaktı. Bunu da çeşitli büyüler yaparak sağlarlardı. Bu kendinden geçme yani vecd durumları o kadar aşırı bir hale gelir ve izleyenleri o kadar korkuturdu ki, o an Şamanın ölüp yeniden dirildiğine inanılırdı. Şamanlar o ayin sırasında bedenlerinin parça parça edilerek yendiğini iddia ederlermiş. Ve buna çok inandıklari için de bu duruma “Şaman hastalığı” ya da “mistik parçalanma” derlermiş.

Bir Şaman bilgi ve güç edinmek ve başka insanlara yardım etmek için normalde gizli olan bir gerçeklikle temasa geçmek ve onu kullanmak için kendi iradesiyle bir değiştirilmiş bilinç durumuna giren adam ya da kadındır. Şamanın emrinde en az bir ve çoğunlukla daha fazla ruhu vardır.

Koruyucu bir ruh olmaksızın bir Şaman olmak hemen hemen olanaksızdır, çünkü Şaman varlık ve edimleri normalde insanlardan gizli olan olağandışı ya da ruhsal güçlerle başa çıkabilmek ve onlara hakim olabilmek için bu güçlü, temel güç kaynağına sahip olmalıdır. Koruyucu ruh çoğunlukla bir güç hayvanıdır, yalnızca Şamanı korumak ve ona hizmet etmekle kalmayıp aynı zamanda onun için bir başka benlik ya da başka bir ben olan ruhsal bir varlıktır. Bir kişinin bir koruyucu ruha sahip olması onu tek başına bir Şaman yapmaz. Bir yetişkin bunu bilse de, mutlaka çocukluğunda bir koruyucu ruhun yardımını görmüştür; aksi halde yetişkinliğe erişmek için gerekli koruyucu gücü olmayacaktır. Koruyucu ruhları açısından sıradan bir insan ile bir Şaman arasındaki ana fark, Şamanın kendi koruyucu ruhunu değiştirilmiş bilinç durumundayken aktif olarak kullanmasıdır. Şaman koruyucu ruhunu sık sık görür ve ona danışır, Şamanik yolculuklarda onunla birlikte gezer, onun kendine yardım etmesini sağlar ve onu başkalarının hastalık ya da sakatlıklarının iyileştirmesinde kullanır. Koruyucu ruhtan başka, güçlü bir Şamanın belirli sayıda yardımcı ruhları vardır. Bunlar koruyucu ruhla karşılaştırıldığında bireysel olarak, daha küçük güçlerdir, fakat bir Şamanın elinde bunlardan yüzlercesi bulunabilir ve büyük bir toplam güç sağlayabilir. Bu yardımcı ruhların belirli amaçlar için özel işlevleri vardır. Bir Şamanın bunların geniş bir kitlesini toplaması çoğunlukla yıllar alır.

Şamanlar koruyucu yada himaye edici ruhun kişiyi hastalıklara karşı dirençli kıldığını düşünmüşlerdir. Bunun nedeni basittir ruh dış güçlerin istilasına dirençli olan güçlü bir beden sağlar. Şamanik bakış açısından güçle dolmuş bir bedende olağan gerçeklikte hastalık olarak bilinen istila edici, zararlı enerjilerin kolayca gireceği bir yer yoktur. Bir koruyucu ruh yalnızca kişinin fiziksel enerjisini ve bulaşıcı hastalıklara karşı direncini artırmakla kalmaz aynı zamanda kişinin zihinsel uyanıklığını ve kendine güvenini de arttırır. Bu güç kişinin yalan söylemesini bile zorlaştırır. Bir kimse depresyona girdiğinde, zayıf ya da hastalığa eğilimli olduğunda bu onun artık istenmeyen güç enfeksiyonlarına ya da istilalarına direnemediğinin ya da onları uzakta tutamadığının belirtisidir. Biz bunlara negatif enerjiler diyoruz.

Şamanik yetenek ya da potansiyel açısından cinsler arasında herhangi belirgin bir farklılık görülmemektedir. Birçok kavimlerde, Şamanizm uygulamasıyla pek az bağlantısı olan ekonomik ve toplumsal nedenlerle, Şamanların çoğu erkektir ama kadınlar çocuklarını yetiştirip orta yaşa ulaştıktan sonra isterlerse Şaman olabilirler, hem de çok güçlü Şamanlar olurlar. Orta Çağ ve Rönesans Avrupa’sında, dul ve yaşlı kadınlar benzeri biçimde, kısmen kendilerini desteklemek için, sık sık şifacı Şamanlar olmuştur. Tabii ki, Engizisyon onları, batılı olmayan toplumlardaki Hıristiyan misyonerlerinin hala çoğunlukla Şamanlara “cadı” demeleri gibi
onlara da”cadılar” demiştir.

Bir Şaman aynı zamanda, şu anda başka bir yerde ne olup bittiğini görerek durugörüye de yani klervoyansa da ulaşabilir.

Şaman gerçeklikler arasında gidip gelir, mistik yeteneklerle ilgili bilinç durumlarının büyülü bir atletidir. Şaman, olağan gerçeklikle olağan dışı gerçeklikler arasındaki bir aracıdır. Şaman aynı zamanda ruhsal gücünü insanlara yardım etmek, onları sağlıklı bir dengeye kavuşturmak için idare eden bir çeşit “güç simsarı”dır.

Özünde Şamanlığa kabul deneysel ve çoğunlukla derece derecedir. Şamanik bilinç durumuna nasıl ulaşılabileceğini öğrenilmesinden ve o durumda görme ve yolculuk yapmadan, kişinin kendi koruyucu ruhundan eminlik kazanması ve onunla ilgili bilgi edinmesinden ve Şamanik bilinç durumundayken onun yardımını sağlamasından ve bir Şaman olarak başkalarına başarıyla yardımcı olmayı öğretmekten oluşur. Daha ileri düzeydeki Şamanizmin belirleyici bir aşaması kendi yardımcı ruhlarından kişisel eminlik kazanmak ve bunlarla ilgili bilgi elde etmektir. Şamanlığa kabul hiç bitmeyen bir çabalama ve neşe sürecidir ve bir Şamanın statüsüyle ilgili belirleyici kararlar yardım etmeye çalıştığı kişiler tarafından verilir.

Yeni bir Şaman, temel ilkeleri, yöntemleri ve Şamanizmin kozmolojisini öğrendikten sonra, Şamanik uygulamalar ve yolculuklarla güç ve kişisel güç edinir. Bu bilgi elde edildikçe, Şaman diğerleri için bir rehber haline gelir. Örneğin, toplumdaki bir insan bir rüya ya da bir hayal görebilir ve Şamana bunun anlamını sorabilir. Usta Şaman kendisinin şimdiye kadar öğrendiklerinin ışığında “deneyimlediğin şey şu anlama geliyor…” diyebilmelidir. Şaman gizemleri açığa çıkaran, kişisel deneyimlerini bunlar sanki büyük bir kozmik yap-bozun parçalarıymış gibi sürekli olarak bir araya getirmeye çalışır. Kozmik yap-bozun üst düzeyindeki bilgisine ulaşmak için çoğunlukla yıllarca süren Şamanik deneyimlere gerek vardır ve usta bir Şaman bile bir ölümlünün yaşam süresinde yap-bozu tamamlamayı asla ummaz.

Kişinin Şamanik olarak görmesi Şamanik Bilinç Durumunda olur. Buna görselleştirme, hayal etme ya da güçlü gözü kullanma adı verilebilir. Böyle bir görme, değiştirilmiş bir bilinç durumunda yapılmakla birlikte, böyle hayalleri halüsinasyon olarak nitelendirmek ön yargı olur. Şaman hayali deneyimlerken hareket edemez ama etrafında neler olup bittiğinin bilincindedir. Şamanik bilinç durumu medyumların translarının tersine normal bilinç durumuna döndüğünde deneyimin tümüyle anımsanmasına izin verir. Transı hafiftir ve davul çalınması sürdükçe devam eder. Davul ve çıngırağın değişmeyen monoton sesinin başlaması onun beynine Şamanik Bilinç Durumuna dönmesi için sinyal verir ve deneyimli bir Şaman için bu sesleri duymak çoğunlukla hafif bir transa girmek için yeterlidir çünkü kendini bu seslere koşullamıştır. Şamanik Bilinç Durumuna girerken Şaman davulu kendi çalar ancak trans ağırlaşmaya başladığında davul çalma işini yardımcısı üstlenir.

Şamanik bilinç durumuna girmeye ayrıca şarkı söyleme ve danslarla da yardımcı olunur. Şamanın böyle durumlarda söylediği özel güç şarkıları vardır. Şarkılar, Şaman Şamanik Bilinç Durumuna yaklaştıkça temposu artan, yinelemeli ve monoton şarkılardır.

Şaman diğer türden büyücüler ya da büyücü hekimlerden esrime yada ekstaz dediği değistirilmiş bilinç durumunu kullanmasıyla ayırt edilir. Ekstaz ruhunu göğe yükseltmek ya da cehennemi mekanlara inmek üzere bedeninden ayırdığı dinsel bir trans yöntemidir. Bunun diğer bir tanımı da ruhsal yolculuktur. Şamanın transı kendi başına yaptığı bir şuur deneyimidir. Buna Samanik Bilinç Durumu denir. Bu bilinç durumu tedavi için uygun hayvanı, bitkiyi ve diğer güçleri bulabilmek için nereye yolculuk yapacağını bilebilmesi ve alt dünyaya nasıl ulaşım sağlaması gerektiğinin bilgisini içerir. Şamanik Bilinç Durumunda Şaman gördüklerinde tipik olarak tarif edilemeyen bir sevinci, önünde açılan güzel ve gizemli dünyalara duyduğu hayranlığı deneyimler. Deneyimleri rüyalar gibidir ama bunlar onun gerçek olduğunu hissettiği ve içinde hareketlerini denetleyebildiği ve maceralarını yönlendirebildiği uyanık rüyalardır.

Şaman açık bir biçimde görebilmek için karanlıkta ya da en azından gözleri örtülü olarak çalışan hünerli bir görücüdür. Bu nedenle Şamanlar uygulamalarını geceleri yaparlar ama Şamanik görme için karanlık tek başına yeterli değildir. Görücü aynı zamanda çoğunlukla davul çalma, çıngırak çalma, şarkı söyleme ve dans etmenin yardımıyla Şamanik Bilinç Durumuna girer.

Şamanın okuduğu hayır dualara “alkış” denir, Şamandan alkış alan bir kimse dileklerinin yerine geleceğine inanır.

Rüyalar Şamanik görüş açısından iki çeşittir. Olağan rüyalar ve olağandışı ya da büyük rüyalar. Şamanlar normalde yalnızca büyük rüyalarla ilgilenirler. Büyük rüya farklı gecelerde aynı biçimde görülen rüyadır ya da bir kez görülen ama uyanıkmış gibi canlı güçlü bir rüyadır. Şamanlara göre büyük rüyalar çoğunlukla koruyucu ruhlarının onlarla iletişimi ve ikazıdır. Büyük rüyaları olduğu gibi bir mesaj olarak alırlar ve uygulamaya sokarlar. Örneğin; Şaman eğer bir otomobil kazasında yaralandığını görürse bunu sembolik olarak bir arkadaşıyla beraber canlandırır böylelikle olayı yaşamış olur ve kimseye zarar gelmez. Bu bizim bilgimizdeki yakın çevremizdeki bir olayı gözlem yoluyla yasamamıza ve olayın bilgisini almamıza benzetilebilir.

Şamanlar uzaktaki bir yakınlarını iyileştirme işleminde bir nevi imajinasyon kullanırlar. Sessiz karanlık bir odada gözlerini kapatır, çıngırağını kullanır ve güç şarkısını söyler. Yüzünü hasta kişinin bulunduğu kentin yönüne döner ve yatağında yatmakta olan hastayı gözünde canlandırır o kişinin güç hayvanını geri getirmek için alt dünyaya yolculuk yapar ve hastanın yanına yollar. Bu bir nevi imajinasyon ve bizim tabirimizle uzaktaki birine enerji yollama gibi kabul edilebilir. Tek fark bizler güç hayvanı kullanmadan imajinasyon yeteneğinimizi, gücümüzü kullanır ve enerji yollarız.

Başka bir görüşe göre kenevir yardımı ile transa geçen Şaman rahip yani Kam kadınlık ve erkekliği kendinde birliğe getirip evrensel armoniye katıldığına inanırdı. Şaman güçlü bir ritim taşıyan müzik eşliğinde dans ederek esrimeye ulaşır ve sağaltımda bulunurdu. Şaman rahipleri erkeklerde olduğu gibi kadınlardan da olurdu ve bunlara Kam-hatun denirdi. Şaman gereksinmeye göre doğa parçalarını özellikle de hayvanları taklit ederek transa girer ve onların gücüyle birleştiğine inanırdı. Hayvanlardan en çok at ve kuşlar için transa girilirdi. Eğer kuşla bağlantıya girilecekse Kam başına kuş tüyleri takar ve uçma taklidi yapardı. Eğer at ile bağ kurulacaksa atın yürüyüşünü taklit ederek dans ederdi. Şamanların “ateş dansı” yaparak ateş karşısında transa geçmeleri gelenekleşerek Türklerde “ocak kültü” nü oluşturmuştur. Birçok inanç töre ve davranışın kaynagı “ocak kültü”ne dayanmaktadır. Gökte güneş, yerde ateş, evde ocak Şaman yaşamı için kutsal olmuştur. Bir Kam’ın Şaman düzeyine çıkabilmesi için önce doğa parçalarıyla bağ kurup transa geçmeyi başarması, sonra da bunu hayvanlarla başarması gerekirdi. Daha sonra “ateş” transına hak kazanırdı.Ancak en sonunda insanla bağ kurup kendinde kadınlık ve erkekliği transandantal-aşkın- birliğe ulaşmakla Şaman olabilirdi. Sha=kadınlık, Man=Erkeklik Şaman da kadınlıkla erkekliğin aşkın birlikteliği olarak yorumlanırdı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

RENKLER VE ÖZELLİKLERİ

KIRMIZI
Olumlu Özellikleri
Spektrumun ilk rengi kırmızı atak ve güçlü bir karakteri simgeler. Motivasyonun, teşvikin, aktivitenin ve ihtirasın sembolüdür. Yeni bir başlangıç, yaşama sevinci ve sevginin anahtarıdır. Enerjisi çok kuvvetli kırmızının bizlere aşıladığı en önemli duygu, sıcaklık, heyecan ve bir an önce harekete geçme istemidir. Devamlılık, fiziksel güç ve azim onun özellikleridir. Dostluk ve hoş görü pozitif taraflarındandır. Omurgaya dizilmiş yedi ana enerji merkezinden birincisi olan kök çakranın rengidir. Bizi dünya gezegenine bağlar. Maddesel olanla ilişkimizi yönetir. Fiziksel aktiviteler yanında kırmızı cinsel aktiviteleri de yöneten bir renktir.
Olumsuz Özellikleri
İleri düzeyde kırmızı kişiye sebepsiz öfke patlamaları yaşatır. Kabalık, umursamazlık, inatçılık halleri görüldüğü gibi kızgınlık ve saldırganlık sık rastlanan özellikleri arasında yer alır.
Fiziksel Etkileri
Tembelliğin hüküm sürdüğü yerlerde, hayat ve enerji veren kırmızı tıbbi açıdan kanda kırmızı kan hücrelerinin oluşması için hemoglobin üretimini arttırır. Kan dolaşımını hızlandırır, adrenalin miktarını yükseltir ve vücut ısısını artırır. Felç ve anemi hastalıklarının tedavisinde ağırlıklı olarak kırmızı renk kullanılır.
■  TURUNCU
Olumlu Özellikleri
Turuncu kırmızının yumuşatılmış halidir. Duygular turuncu ile öne çıkar. Kırmızı gibi sıcak ve dışa dönük bir karakteri vardır. Pozitif açıdan kırmızıdan daima daha yapıcıdır. Sağlık, canlılık, heyecan belirgin özellikleridir. Yapıcılık, neşe, atılım ve hareket bu renkle sağlanır. Yaratıcılık gerektiren işlere yatkındır. En önemli özelliği neşe ve mutluluk verişidir.
Olumsuz Özellikleri
İleri düzeyde tutuncuda abartılı duygular ve gösterişe düşkünlük söz konusu olur. Duygular önde olduğundan mantık yürütme yeteneği geride kalır. Duyguların esiri olmak turuncunun olumsuz özelliklerindendir.
Fiziksel Etkileri
Dolaşım sistemini, üreme sistemini yöneten renktir. Göbek deliğinin dört parmak altındaki ikinci çakranın rengidir. Turuncu renk olarak Kalsiyum rengidir. Çocuğunu kendi sütü ile büyütmeyi arzu eden annelere tavsiye edilen renktir.
■  SARI
Olumlu Özellikleri
Spektrumun üçüncü sıcak rengi Güneşe en çok benzeyen renk oluşu ile sarı zekanın da rengidir. Aynı zamanda üçüncü çakranın rengi olan sarı sinir sistemini de yöneten renktir. Parlak, neşeli ve heyecan yüklü bir güce sahiptir. Hırs ve iddiayı simgelerken özgürlüğe en düşkün renktir. Açık görüşlülüğü ve ilhamı simgeler. Parlak bir renk oluşu ifade, bilgiyi ve bilgeliği ön plana çıkarır. Entelektüel bir bakış ve yöneticilik vasıfları öndedir.
Olumsuz Özellikleri
Sarı hassas özelliklere sahiptir. Hem zeka ve dehanın rengi olduğu gibi deliliğin de rengidir. Kişiye zihinsel sorunlar yaşatabilir. Aldatma, iki yüzlülük, kindarlık negatif yönlerinin en belirginleri arasında yer alır. Sinir sistemi bozukluğu, zihin karışıklığı, çok konuşma ve ayrıntıya dalma gibi olumsuz tarafları vardır.
Fiziksel Etkileri
Sinir ve kas sistemini yönetirken mide ve bağırsak bölgesindeki organlardan da sorumludur. Karaciğer ve safra kesesinin çalışması gibi bazı vücut fonksiyonlarında yardımcı olur. Mide sularının salgılanmasını sağlar. Sarı renk hiçbir akıl hastasına tavsiye edilmemelidir.
■  YEŞİL
Olumlu Özellikleri
Yeşil dördüncü çakra göğüs çakranın rengidir. Denge huzur ve güven getirir. Paylaşmanın, uyumun, cömertliğin,iş birlikteliğinin sembolüdür. Sinirlerin yatışmasında etkilidir. İyileştirici özelliği ile şifa rengidir.
Olumsuz Özellikleri
İleri boyutlarda yeşil kişiyi megaloman yapabilir. Umursamazlık ve güven duyamama olumsuz yönlerinde yer alır. Aşırı çekingenlik, şüphe onun olumsuz taraflarındandır. Huzursuzluk, sevgisizlik, kıskançlık, bencillik ve erken hüküm verme yeşilin yine belirgin negatif yönleri arasında yer alır.
Fiziksel Etkileri
Vücuttan toksinlerin atılmasında yeşil önemli katkı sağlar. Sinir sistemi ve hücre onarımında çok yapıcı bir karakteri vardır. Kalp, akciğer ve solunum yolları rahatsızlıklarında mavi ile birlikte şifa veren renktir.
■  MAVİ
Olumlu Özellikleri
Mavi beşinci çakra olan boğaz çakranın rengidir. İletişim ve bilincin temsilcisidir. Bu sebepten turkuaz insanı kendisini kolayca ifade eder. Yardımseverlik ve hizmet potansiyeli vardır. Turkuaz ayrıca en üst düzeydeki değişim ve dönüşüm sembolüdür. Yeniden yapılandırmak mavinin görevidir.
Olumsuz Özellikleri
Turkuaz, insanın hayattan korkmasına yol açacak bir acemilik ya da çekingenlik hissi oluşturabilir. Soyutlanma isteğine yol açabilmesi de bir başka negatif yanıdır.
Fiziksel Etkileri
Soğuk renk ailesinden olan turkuaz yeşille birlikte kalp ve solunum yolu rahatsızlıklarında şifacı olarak kullanılır. Yüksek tansiyon için önerilen renktir. Dinlendirici ve yatıştırıcı özellikleri ile ağrı kesici potansiyel de taşır. Alerji, tahriş, kesik ve yanık gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır.
■  ÇİVİT MAVİ
Olumlu Özellikleri
Mavi üçüncü göz de denilen alın çakranın rengidir. Zihinsel faaliyetleri yöneten mavi derin bir bilincin ifadesidir. Sonsuzluğu ifade ederken sakinliği, güven ve sadakat duygusunu sembolize eder. Yeteneğin, güzelliğin, barışın rengi mavi baş ağrılarında tedavi edicidir. Onur ve gurur yükler.
Olumsuz Özellikleri
Mavi durgun, ağır ve soğuk bir kişilik de oluşturabilir. Ağırkanlılığı onu geride bırakır. Dünyevi olanla bağı zayıf olan mavi, derinliği yüzünden anlaşılamayan bir karakter sergiler. Herkese kucak açan evrensel bir bakışa sahip olduğu için seçici olamaz. Bu yüzden olumsuzluk yüzünden fırtınalar yaşar ve yaşatır.
Fiziksel Etkileri
Alın çakranın rengi mavi zihinsel faaliyetleri yönetir. Kavramlarla düşünmeyi sağlar. Beyindeki salgı bezlerinin faaliyetlerinden sorumludur. Kırmızının frenine basan mavi ağrılı hastalıklar, adet dönemleri, yüksek tansiyon için şifacıdır.
■  MOR
Olumlu Özellikleri
Son çakra olan tepe çakra güneş tayfının da son rengi mor ile bütünlük kurmuştur. Titreşimi en yüksek olan mor bizi üst katlara taşır, kutsal bir özellik yükler. Mavi ve kırmızının karışımı ile ortaya çıkan bu renk asilliği ve kendine güvenmeyi de ifade eder. Ruhsal enerji ve sezgisel bir karaktere sahiptir. Sanatçı kişilik, düşünce ve tolerans morla birleşiktir. Sakinleştirici ve dinlendirici yönü vardır. Meditasyonda mavi ile birlikte önerilmektedir.
Olumsuz Özellikleri
Mor rengin ileri boyutlardaki olumsuz özelliği hayalperest oluşu unutkanlığıdır. Tepe çakra ile üst titreşime bağlanmayı sağlayan mor dünyevi olanla ilişki kurmakta sorun yaşatır. Mor kişilikler küstahça gurur sergileyebilirler.
Fiziksel Etkileri
Beynin arka kısmındaki salgı bezlerini yöneten renktir. Hormonal aktiviteleri düzenler. Menenjit, sara gibi hastalıklarda tedavi için kullanılır.
Yasemin Sarı

Renk ve Enerji Uzmanı – Yoga Eğitmeni

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Naturel İstanbul: Beden- Zihin Ve Ruh Sağlığı Festivali Programı… (20-23 Kasım 2014)

İnsan Olmanın Kuralları…


(Eski bir yazıttan tercüme edilmiştir…)
1. Bir Vücud Size Verilecek…
Sevseniz de sevmeseniz de bu vücut tüm yaşam periyodunuz boyunca sizin olacaktır.
2. Dersler Alacaksınız…
Hayat denilen tam zamanlı bir okula kayıt oldunuz. Bu okulda her günün ders öğrenmek için fırsatınız olacak. Bu dersleri sevebilirsiniz veya anlamsız ya da aptalca bulabilirsiniz.
3. Hatalar Yoktur Sadece Alınacak Dersler Vardır…
Büyümek, deneme yanılma yolunu kullandığımız deneyleme sürecidir. Başarıya ulaşamayan deneyler de başarıya tam ulaşan deneyler gibi sürecin bir parçasıdır.
4. Dersler, Öğrenilene Kadar Tekrar Edilir…
Sen öğrenene kadar dersler, çeşitli form ve yöntemlerle sana sunulacaktır. Dersini tam olarak öğrendiğinde bir sonraki derse geçeceksin.
5. Ders Almak Asla Bitmeyecek…
Hayatın tüm noktalarında içinde o bölüme ait bir ders bulundurmayan bir parçası yoktur. Hayattaysan öğreneceğin derslerin bulunmaktadır.
6. Buradan Daha İyi Bir Yer Yoktur…
Senin oraların buralar olduğu zaman, hemen sana buradan daha iyi gözüken yeni bir oralar verilecektir.
7. Diğerleri Sadece Senin Aynandır…
Sen kendinde sevdiğin veya nefret ettiğim bir şeyin yansımasını başkasında görmüyorsan onda olan bir şeyi sevemez ya da nefret edemezsin.
8. Hayatınla İlgili Ne yapmak İstediğin Sana Kalmış…
İhtiyacın olan bütün kaynaklar ve aletlere sahip olacaksın. Bunlarla ne yapmak istediğin sana kalmış. Seçim senin.
9. Cevaplar İçinde Yatıyor…
Hayatın soruları ile ilgili cevaplar içinde yatıyor. Tek yapman gereken İçine Bakmak, İç Sesini Dinlemek ve Kendine Güvenmektir.
Binlerce yıllık bir yazıtı elden geldiğince tercüme ettim
Sevgiyle … Serkan Sorguç Mediyasyon…

… ʞoʎ ʎǝs ɹıq uǝpıƃ sɹǝʇ ɯıʎıʎı uǝq

Sahi nedir “iyi” olmak?

images[9]

 

“İyi” olmak!

Senden önce oluşturulmuş olan inanç sisteminin önüne koyduğu kurallara hiç sorgulamadan uyarak, olman beklendiği gibi olmak mıdır?
Yoksa kim olduğunun, neye inandığının, ne hissettiğinin, nasıl davrandığının farkına vararak yaşamak mıdır?
Herkes tarafından onaylanmak, hayatını başkalarının senden beklentilerine, taleplerine uygun olarak yaşamak mıdır?
Yoksa cesur, dürüst, onurlu bir şekilde yaşamak, yani kendin gibi olmak mıdır?
Sahi nedir “iyi” olmak?
Sana miras bırakılan bir gelenek ya da moda olan, düşünce şekline göre hareket etmek midir iyi olmak?
Zihninde ne yapıp, ne yapmamamız gerektiğine, ne hissedip, neyi hissetmememiz gerektiğine karar veren bir yargıç yaratmak mıdır iyi olmak?
Kimseye zarar vermeden, içinden geldiği gibi davrandığın için, utanç duymak, kendini suçlamak, bundan dolayı kendini cezalandırmak, sürekli red edilme korkusuyla yaşamak mıdır iyi olmak?
Başkaları tarafından kabul görüp sevilmek için çabalamak mıdır iyi olmak?
Yoksa kendini olduğun gibi kabul edip sevebilmek midir iyi olmak?
Ehlileşmek midir?
Yoksa duyusal ve düşünsel özgürlüğünü her koşulda koruyabilmek midir?
“İyi” olmak.
Sahi nedir “iyi” olmak?

30 Aralık 2008
Haşim Arıkan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Beyin gücünü geliştirmek için öneriler


1. Derin Nefes Alın. Daha fazla hava kanınız –yani beyniniz- içerisinde daha fazla oksijen anlamına gelir. Nefesinizi burnunuzdan alın ve mümkün olduğunca diyafram kasınızı kullanarak ciğerlerinizin alt kısmını doldurmaya çalışın. Birkaç kez derin nefes aldığınızda bu sizin hem gevşemenizi sağlar hem de daha net biçimde düşünebilirsiniz.
2. Dik oturun. Duruşunuz bedeninizdeki fizyolojik mekanizmaları ve dolayısıyla zihinsel süreçlerinizi etkiler. Bunu kendi kendinize kanıtlayabilirsiniz. Kafanız öne doğru sarkmış gözleriniz yere bakar ve ağzınız açık biçimde matematik işlemleri yapmayı ya da bir problem çözmeyi deneyin. Sonra aynı şeyi bir de dik vaziyette otururken ağzınız kapalı ve karşıya ya da hafifçe yukarıya bakar durumda deneyin. İkincisinde zihninizin çok daha kolay çalıştığını göreceksiniz.
3. Doğru düşünme alışkanlıkları. Birkaç hafta belli bir problem çözme tekniği üzerinde çalışın. Kısa sürede alışkanlık haline geldiğini göreceksiniz. Gördüğünüz her şeyi bir an için yeniden dizayn etmeyi deneyin bu da bir süre sonra alışkanlık haline gelecektir. Bir parça çaba sarf ederek yararlı düşünme alışkanlıkları geliştirebilir ve sonra bunları çabasız biçimde kullanabilirsiniz. Alışkanlığın gücünden yararlanın.
4. Ölü zamanları değerlendirin. Arabayla bir yere giderken bekleme salonunda beklerken ya da boş boş otururken geçen zaman değerlendirilmezse ölü olur. Bir kasetçalar ya da CD çalar ile arabanızda ya da boş zamanlarınızda yabancı dilde ya da kendi dilinizde bilgilendirici bir şeyler dinleyebilirsiniz.
5. Yabancı dil öğrenin. Yeni bir dil öğrenmenin beyin işlevlerinde yaş ilerlemesine bağlı olarak gelişen performans kaybını azalttığı görülmüştür.
6. Konsantrasyon ve farkındalık egzersizleri. Zihninizi dağılmaktan alıkoyduğunuzda konsantrasyon ve net biçimde düşünme kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Zihninizdeki karmaşayı izlemeyi ve durdurmayı öğrenin. Zihninizin arka planında sizi belli belirsiz biçimde rahatsız eden şeyler dikkatinizi çektiğinde onları halletmenin yoluna bakın. Bu aramanız gereken birini arayıp o işten kurtulmak ya da yapacağınız işlerin listesini çıkarmak olabilir. Böylece en azından şimdilik yapacağınız işleri unutabilirsiniz. Biraz pratik yaparak bu sizin için daha kolay bir hale gelir ve düşünme süreçleriniz daha güçlü olur.
7. Yazı yazın. Yazmak zihniniz için çeşitli yönlerden yararlıdır. Belleğinize önemli olan şeyleri söylemenin bir yoludur böylece gelecekte bazı şeyleri daha kolay hatırlayabilirsiniz. Yazmak düşünme süreçlerinizi netleştirir. Üretkenliğinizi ve analitik becerilerinizi geliştirmek için iyi bir egzersizdir. Günlükler parlak fikirlerle ilgili notlar şiir ve hikâyeler yazmak zihninizi güçlendirecektir.
8. Uykunuza dikkat edin. Herkesin uyku ihtiyacı birbirinden farklıdır. Kendi ihtiyacınızın altında ya da üstünde uyumayın. Uykunun saatinden çok derinliği önemlidir. Gün içindeki kısa kestirmeler beynin dinlenmesi ve şarj olması için oldukça yararlıdır.
9. Kafein. Kahve birçok kişi için zihin açıcı özelliğe sahiptir. Ancak fazla miktarda alındığında zihnin çalışmasını olumsuz yönde etkileyebilir. Kafein bazı kişiler için uzun vadede olumsuz yan etkilere sahip olabilir. Ancak kısa vadeli olarak işe yaramaktadır.
10. Şekerden kaçının. Karbonhidratlar genellikle beyninizin bulanıklaşmasına yol açar. Çünkü şeker aldığınızda onu karşılamak için kana insülin salgılanır. Eğer önemli bir zihinsel iş yapacaksanız hemen öncesinde makarna şeker beyaz ekmek ve patates cipsi gibi şeylerden sakının.
11. Hızlı okuma. Birçok kişinin inandığının tersine okuduğunuz şeyi daha hızlı okuduğunuzda onu daha iyi kavrarsınız. Daha kısa sürede daha fazla şey öğrenirsiniz ve hızlı okuma gerçekten çok iyi bir beyin egzersizidir.
12. Spor egzersizleri yapın. Egzersizlerin özellikle uzun vadede beyin gücünü geliştirmesi sürpriz değildir. Fiziksel sağlığınızı olumlu yönde etkileyen her şey doğal olarak beyninizi de olumlu yönde etkileyecektir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar 10 dakikalık bir egzersizden sonra bilişsel fonksiyonlarda artış olduğunu göstermektedir. Beyninizi tazelemek istiyorsanız küçük bir yürüyüş ya da birkaç hareket yapabilirsiniz.
13. Daha etkili biçimde öğrenin. Bir şeyi öğrenmeye karar verdiğinizde hem başlamadan önce hem öğrenme esnasında hem de sonrasında notlar alın. Başlamadan önce kendinize “Şu an bu konu hakkında neler biliyorum?” diye sorun. Ve bunları bir kağıda not edin. Bu zihninizi öğrenmeye hazırlayacaktır. Çalışmayı bitirdikten sonra bir sonraki seans için zihninizde birkaç soru olsun. Ve kendi kendinize “şimdi ne öğrendim?” diye sorun.
14. Zihninizi netleştirin. Dağınık odalar ve ofisler dağınık düşünmeyi körükler. Zihinsel işler yapacağınız yeri buna uygun biçimde organize edin. Zor bir zihinsel işe başlamadan önce bedeninizi esnetin ve birkaç derin nefes alın.
15. Eğlendiğiniz bir şeyler yapın. Bu hem stres düzeyinizi düşürmenize hem de beyninizi tazelemenize yardımcı olacaktır. Yalnız burada önemli olan yaptığınız eğlenceli faaliyete aktif olarak katılmanızdır. Televizyon seyretmek böyle bir amaç için uygun değildir. Zihni geliştirici eğlenceli oyunlar oynamak ya da bir hobiyle uğraşmak kısacası sizi dinlendiren ve eğlendiren bir şeyler yapmak beyninizin daha iyi biçimde düşünmesine yardımcı olacaktır.
16. Beyin egzersizleri yapın. Beyninizi sürekli değişik yönlerde çalıştırın. Bulmaca çözün satranç oynayın bir şeyler ezberleyin. Beynin çalıştırılması sürekli yeni nöron bağlantıları geliştirilmesine yol açar.
17. Yeni şeyler öğrenin. Bu beyne egzersiz yaptırmanın bir başka yoludur. Yeni bir şey öğrendiğinizde beyniniz buna uyum sağlamak için yepyeni bağlantılar geliştirmek zorunda kalır.
18. Bir şeyleri iyi yapan insanları modelleyin. Zeki ve üretken insanlarla birlikte vakit geçirin. Onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışın. Onların yaptıklarını yapın ve onların düşündüğü biçimde düşünmeye çalışın. Onların önerilerine dikkatlice kulak verin. Başarılı insanlar genellikle bunu nasıl yaptıklarını bilmez ve kendilerini başarılı görmezler. Onların söylediklerini değil yaptıklarını yapın.
19. Gülün. Güldüğünüzde salgılanan endorfin sayesinde stres düzeyiniz azalır ve bu da beyin için uzun vadede çok yararlı bir şeydir. Gülmek aynı zamanda sizi yeni fikirlere ve düşüncelere daha açık hale getirir.
20. Oyun oynayın. Beynin uyarılması ölçülebilir yapısal değişikliklere sebep olur. Yeni nöron bağlantıları ortaya çıkar ve yeni beyin hücreleri gelişir. Entelektüel oyunların yanı sıra göz – el koordinasyonunu sağlayan her tür oyun beyni uyarır ve geliştirir.
21. Şarkı söyleyin. Arabanızda yolculuk ederken veya yalnız kaldığınızda üzerinde çalıştığınız konuyla ilgili olarak şarkı söyleyin. Bu sizin sağ beyinle temasa geçmenizi ve onu çalıştırmanızı sağlar.
22. Kendinizin farkında olun. Bu beyin gücüyle direk ilgili gibi görünmemekle birlikte çok yakından ilgilidir. Kendinizi daha iyi tanırsanız ego ve duyguların etkilerinden kaçınabilirsiniz. Özellikle bir şeyleri açıklarken ya da tartışırken kendinizi gözlemleyin.
23. Stresten uzak durum. Özellikle uzun vadeli stresin bedeninizde meydana getirdiği hasarlar bir yana beyninizi de olumsuz yönde etkilemektedir. Stres düzeyinizi bilinçli olarak azaltmak için gevşeme vb. tekniklerden yararlanın.
24. Kendinizi eğitin. Çeşitli araştırmalar az eğitimli kişilerin Alzheimer’a daha fazla yakalandığını göstermiştir. Herhangi bir alanda eğitim almak beyninizi daha güçlü hale getirir.
25. Yağdan uzak durun. Laboratuvar araştırmaları yüksek yağ oranıyla beslenen hayvanların daha yavaş öğrendiklerini göstermektedir. Mümkün olduğunca zeytinyağı ve diğer türden sıvı yağları kullanmaya özen gösterin. Doymuş yağlar beyin hücrelerinin gelişiminde olumsuz etki göstermektedir.
26. Daha az yiyin. Aşırı yemek sindirim için daha fazla kan akışı demektir ve bundan dolayı beyninize daha az kan gider. Bundan dolayı harcadığınız enerjiyle orantılı bir beslenme düzenini benimserseniz bu beyniniz için daha yararlı olacaktır.
27. Şüpheli gıdalardan uzak durun. Aşağıdaki gıdalar beyniniz için zararlı olabilir: Yapay gıda boyaları içeren besinler, yapay tatlandırıcılar, kola, mısır şurubu, yüksek şeker içeren içecekler, hidrojenlendirilmiş yağlar, şeker, beyaz ekmek ve beyaz un içeren diğer ürünler.
28. Kahvaltı edin. Kahvaltı tüm beden için çok önemli bir öğündür. Ve bu konuyla ilgili araştırmalar kahvaltı eden çocukların diğerlerine oranla daha başarılı olduğunu göstermiştir.
29. Soru sorun. Bu beyninizi formda tutmanın çok iyi bir yoludur. Yalnızca kendi zihniniz içerisinde kalsa bile soru sorma alışkanlığını sürdürün. Zihninize gelen her şeyi sorun ve muhtemel cevaplar üzerinde düşünün.
30. Beyin gücünüzü geliştirme planı yapın. Yeni alışkanlıkların edinilmesi yirmi ila otuz gün arası bir süre alır. Bu durumda uyguladığınız herhangi bir egzersizi ya da alışkanlık değişimini en azından üç hafta sürdürmelisiniz. Herhangi bir tekniğin etkisini hemen görebilirsiniz. Ama her tür tekniğin uzun vadeli yararları çok daha fazla olacaktır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İşin Allah’a Kalmışsa Olmuş Bil…

fotoğraf

Kendi kendini sevene kadar, Asla sevildiğini hissedemeyeceksin!

Kendi kendini sevene kadar,
Asla sevildiğini hissedemeyeceksin!”…

(Arnaud DESJARDINS)

Doğum Tarihlerine Göre Renklerin Anlamları

Doğum tarihi ve renklerin kişiliği yansıtmakta olduğu, doğum gününe göre bir rengimiz olduğu ve bunun kişiliğe yansımaları olduğuna inanılıyor.

İnsan kişilikleri üzerine birçok araştırma ve analiz bulunurken, renklerin ve doğum günlerinin de kişilikler üzerine etkisi bilimsel ve bilimsel olmayan birçok çalışma bulunmakta. Bu tür çalışmalardan biri de doğum gününün renkleri olarak dikkat çekiyor.

Programdada Ömer Çelakıl ‘ın bahsettiği net ve kesin olmayan ancak coğu web sitelerinde dolaşan ve insanların birbirlerine mail olarak attığı doğum tarihlerine göre renkler ve renklerin anlam ve açıklamaları ;

  • Kırmızı (23 Aralık-01 Ocak, 25 Haziran-04 Temmuz),
  • Turuncu (02-11 Ocak, 5-14 Temmuz),
  • Sarı (12-24 Ocak, 15-25 Temmuz),
  • Pembe (25 Ocak-3 Şubat, 26 Temmuz-4 Ağustos),
  • Mavi (4-8 Şubat, 5-13 Ağustos),
  • Yeşil (9-18 Şubat, 14-23 Ağustos),
  • Kahve (19-28 Şubat, 24 Ağustos-2 Eylül),
  • Turkuaz (01 -10 Mart, 03-12 Eylül),
  • Bej (11-20 Mart-13-22 Eylül),
  • Siyah (21 Mart),
  • Zeytin Yeşili (23 Eylül),
  • Mor (22-31 Mart, 24 Eylül-3 Ekim),
  • Lacivert (1- 10 Nisan, 4-13 Ekim),
  • Gümüş (11-20 Nisan, 14-23 Ekim),
  • Beyaz (21-30 Nisan- 24 Ekim-11 Kasım),
  • Mavi (1-14 Mayıs),Altın (12-21 Kasım, 15-24 Mayıs),
  • Krem (22 Kasım-1 Aralık, 25 Mayıs-3 Haziran),
  • Gri (2-11 Aralık), Kestane (12-21 Aralık, 14-23 Haziran),
  • Nefit (22 Aralık), Gri (24 Haziran)

Renklerin Özellikleri :

Kırmızı: Şirin ve sevgi doludur. Her zaman aşık olmasını sever. Genellikle neşeli ve hareketlidir, ama arada mutsuz olduğu anlar da yok değildir. İnsanlarla iyi ilişkiler kurar, çekingenlik yapmaz.

Krem: Yarışma ruhuna sahip ve sportiftir. Kaybetmeyi asla sevmez ve çoğunlukla neşelidir. Güvenilir ve dışa dönüktür. Aşkı dikkatlice seçer, ancak çabuk aşık olmaz. Doğrusunu bulmak için uzun süre beklemeyi tercih eder.

Nefti: Zevklidir , görünüşüne çok önem verir, materyalist de denebilir. Hayatı ve kariyeri için çok düzenli çalışır. Ekonomiktir. Gereksiz risklere girmez. Liderlik, ruhunda vardır. Arkadaş edinmekte üstüne yoktur.

Gri: Çekici, hayat dolu, dost canlısıdır. Hayal gücü fazlasıyla yüksektir. Duygularını asla gizlemez, bazen bencil olur. Başkalarının gününü aydınlatır, doğru sözü doğru yerde söyler.

Yeşil: Her ortama ayak uydurur, kolaylıkla yeni insanlarla tanışır. Zarif, lüksü seven, kendine güvenen, sağlığına düşkün kararlı, sabırsız ve başkalarını yönlendiren bir tiptir. Hayatının tekve gerçek aşkını bekler.

Altın: Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilir. Neşeli, adil ve dışa dönüktür. İnsanları etkilemeye çalışmaz. Çok kolay huzursuzluğa kapılır. İlişkilerinde hassastır, bu yüzden aradığını bulmakta güçlük çeker.

Pembe: Her zaman yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışır. Diğerinsanları korumayı ve onlara yardım etmeyi sever. Ancak zaman zaman olumsuz düşüncelere sahiptir. Masallardaki gibi bir aşk ister

Sarı: Abartısız, müşfik, cömert ve tatlı bir tiptir. İnsanlara güvenir, ilişkilerde önder olma ruhuna sahiptir. Asla altta olmayı sevmez. Başkaları için karar vermeye bayılır. Romantik bir aşk arar.

Kestane: Zeki, güçlü, bağımsız ve ne yapacağını bilen biridir. Sosyal olmayı sever, ancak başkalarını düşünmeden kendi bildiğini de yapmaktan kaçınmaz. Espriden anlar. Akıllı ve pratik olmasına rağmen tembelliği de sever.

Turuncu: Sorumluluğu ve uyumlu ilişkiler kurmayı sever. Bir şeye ulaşmak için çok çalışır, rekabetçidir. Arkadaşlık konusunda kimseye güvenmez, ancak doğru insanı bulunca ona sonsuza kadar güvenebilir.

Mor: Gizemli, çekici, anlayışlı, insanları etkilemeyi seven asla bencil olmayan bir yapısı vardır. Arkadaşları arasında oldukça popülerdir. Gününün nasıl geçeceği belli olmaz çünkü psikolojik durumuçok çabuk değişir

Bej: Sakindir ama hemen strese girebilir. İlişkilerinde kıskançtır, küçük şeylerden mızmızlanır. Sezgileri güçlüdür ve çalışkandır, bencilliği hiç sevmez. Ayrıca merhametlidir. Arkadaşları için her türlü fedakarlığı yapar.

Gümüş: Hayal gücü yüksektir. Bu yüzden orijinal fikirleriyle ünlüdür. Utangaç, hırslı, gururlu, kendine güvenen ve yeni deneyimlereaçık bir özelliği vardır. Kolay öğrenir. Çapkınlıkları yüzünden aşk hayatı biraz karışıktır.

Beyaz: Tutkulu ve hırslıdır. Bu yüzden de çabuk kıskanır ve her şeye kolay tepki veremez. Asil bir ruhu vardır, takdir etmeyi de bilir. Bazen kendini diğer insanlardan farklı ve üstün görür.

Siyah: Sağlam yaratılışlı, cesur, güçlü, bağımsız ve girişkendir. Acıma duygusu pek yoktur. Bir karar almadan evvel, uzunca bir süre düşünür, ayaklarını yere sağlam basar. Aşkı da farklı yaşamayı sever.

Zeytin Yeşili: Sakin ve yumuşak mizaçlıdır. Şiddeti sevmez, kavgadan her zaman uzak durur. Yerine göre davranmasını ve konuşmasınıiyi bilir. Hassas, nazik ve neşelidir. Kıskançlıktan hoşlanmaz. Adalet duygusu gelişmiştir.

Kahve: Hareketli ve sportiftir. Başkalarını kendine yaklaştırmaz, kimseyle kolay kolay yakınlık kurmaz, kuramaz. Ancak buna rağmen çabuk aşık olur. İdeal olanı bulana kadar da arayışını sürdürür.

Mavi: Kendine fazla güvenmeyen, gerektiği zaman cesur olabilen biryapıya sahiptir. Artistik bir doğası vardır ve aşık olmayı sever. Kalbinin sesini dinlemek yerine mantığını kullanmayı tercih eder.

Lacivert: Dikkat çekici, zevkli, yaşamayı seven ve hayata bağlı bir tiptir. Genellikle yaptığı işe konsantre olmakta güçlük çeker. Aşkta duygusal, hassas ve tutkulu olabilir. Birisine kızdığı zaman çok zor affeder.

Turkuaz: Duyguları aniden ve kolay değişebilir. Genellikle yalnızdır. Seyahat etmeyi sever. Sadık ve iyi bir dinleyicidir, fakat anlatılanlara kolay inanır. Aşkı bulmak ona göre zordur, aşk yüzünden çok kolay incinebilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »