Hayatının Anahtarı Sensin…

Hayatının Anahtarı Sensin, Daha mutlu bir yaşamın anahtarı

hayatin-anahtari-sensin[1]

 

 

Bu yazı tamamen senin için yazıldı. “Sana özel” çünkü sen özelsin. Bunun farkında değilsin belki ama bu hayatın anahtarı sensin. Seni anlatmak için bu yazıyı yazıyorum. Sadece seni…

Gördüğümüz ve görülen her şey rüya içinde rüyadır. Edgar Allan Poe
Seni tanımlayan binlerce cümle arasında en önemli olanı kendini bilmektir. Kendini bilen insan hayatın akışında bir o yana bir bu yana savrulmaz. Çünkü o bir yaprak değildir. O ağacın kendisidir.
Farkındalık burada çok önemlidir. Şöyle düşünmelisin. Otomatik pilotta mıyım? Buna cevabım kesinlikle evet olurdu. Farkındalık bir süreçtir. Anı yaşamak ve şimdiye ulaşmak önemlidir. Neden şimdi ki zamanda değiliz peki? Çünkü çoğumuz geçmişin gürültüsü ve geleceğin kaygıları ile boğuşuyoruz.
Hayatın anahtarı sensin ve bu yazı senin kendi iç dünyandaki yolculuğa başlaman için bir tetikleyici. Çoğu zaman gerginsin. Çoğu zaman stres altındasın. Bunu sana yapanın dünya olduğunu söylüyorsun. Aslında bunu sana yapan sensin.
Evet sen kendin yapıyorsun. En küçük olaydan en büyük olaya hayatını gergin tutuyorsun. Farkında değilsin ve bu aslında gerçek cevap. Farkında olmadığın için bu kadar stresli ve öfkelisin.
Neyin farkına varacağım.
Şimdiki zamanın ki sen farkında olmadığın sürece o gelip geçecek. Sonunda zamanın kalmayacak
Stresinin asıl kaynağının ki; onu besleyen korkuları yaratan senin iç dünyandır.
Kendi yeteneklerinin. Çoğu kişi gibi sende asıl yeteneklerinin farkında bile değilsin.
İstek ve hayallerinin. İşte bunun farkındayım diyorsun ama ne yazık ki o hayaller egonun yanılsaması gerçek hayallerin ve isteklerini hiç bilmiyorsun bile.
Sana tek söyleyebileceğim kapılarını açacak anahtar sensin. Memnun olmadığın herşeyi değiştirecek olan sensin. Kaygılarını yenecek olan sensin. Diğer her şey sen ile mümkün. Sen farkına varmadıkça ve orada olmadıkça hiç bir şey gerçekleşmeyecek.

Bu hayatta kendinin kurtarıcısı ol. İnan önce kendini kurtarmadan başkalarına yardım edemezsin…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanlar bir sebepten dolayı, bir süreliğine ya da ömür boyu hayatımıza girerler. Hepsine eşit şekilde sarılın.

en-guzel-dostluk-resimleri-fotograflari-01-1024x716[1]

 

Küçük çocuk Tanrı ile buluşmak istedi. Tanrı’nın yaşadığı yere ulaşmak için uzun bir yolculuk yapacağını bildiğinden, çantasının içine kremalı kek ve gazoz şişelerini doldurdu ve yola koyuldu.
Üç blok ilerledikten sonra yaşlıca bir adama rastladı. Adam bankta oturmuş güvercinleri besliyordu. Çocuk yaşlı adamın yanına oturdu ve çantasını açtı. Çantadan içeceğini almak üzere iken adamın da aç olabileceğini düşünerek ona kremalı kekinden verdi.
Adam teşekkürle kabul etti ve çocuğa gülümsedi. Gülümsemesi o kadar içtendi ki çocuk bunu bir kez daha görebilmek için ona tekrar gazoz ikram etti.
Adam yeniden ona gülümsedi. Çocuk çok mutlu oldu. Tüm öğleden sonrayı orada yiyerek ve gülümseyerek ama tek kelime etmeden geçirdiler.
Hava kararmaya başlayınca, çocuk ne kadar yorgun olduğunu fark etti ve gitmek için kalktı. Fakat birkaç adım attıktan sonra koşarak geri döndü ve adama sarıldı. Adam ona en güzel gülümsemesi ile cevap verdi.
Çocuk evinin kapısını açtıktan bir süre sonra annesi yüzündeki neşeyi farketti.

Annesi
– seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın bugün? diye sordu.
-Tanrı ile öğle yemeğindeydim diye cevapladı çocuk ve annesi cevap vermeden ekledi:
-Biliyor musun, Tanrı gördüğüm en güzel gülümsemeye sahip.
Bu arada, yaşlı adam da ışık saçan bir neşe ile evine dondu. Oğlu şaşkınlık içerisinde yüzündeki huzuru görünce sordu,
– Baba seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın bugün?
– Parkta Tanrı ile kremalı kek yedim diye cevapladı ve oğlu cevap vermeden ekledi
– Biliyor musun, beklediğimden daha gençmiş
Çoğunlukla küçük bir dokunuşun gücünü, nazik bir sözün, ilgiyle dinleyen bir kulağın, içten bir komplimanın veya küçük bir değer verici davranışın gücünü küçümseriz ki bunlar tüm hayatı değiştirme potansiyeline sahiptirler.
İnsanlar bir sebepten dolayı, bir süreliğine ya da ömür boyu hayatımıza girerler.
Hepsine eşit şekilde sarılın.
* Kaynak: yazarı bilinmiyor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KENDİNİZİ KEŞFETMENİN YOLLARINDAN BİRİ BAŞARI GÜNLÜĞÜ TUTMAKTIR.

3753_rene_magritte_zoomshop[1]

 

Kendi kendiniz keşfetmenin en önemli yollarından biri Başarı Günlüğü tutmaktır. Günlük kelimesi bir yolculuk sırasında yaşananların yazılı bir kaydını tutmak anlamına gelir. Başarı arayışı insanın kendi içinde bir yolculuktur ve yazılı kaydınız sizi buradan alıp ulaşmak istediğiniz en son noktaya götürür. Bu süreç yol boyunca birçok kez durmanızı gerektirecektir. Kayıtlarınız sizi gittiğiniz yolda tutan ve amaçlarınıza doğru yönlendiren kişisel bir yol haritası işlevi görür. Buarada Başarı Günlüğünüze yazmanız gerekenlerle ilgili bir çok öneriyle karşılaşacaksınız. Ama yapmanız gereken ilk kayıt nerede durmak istediğinizle ilgili. O hade şimdi isteklerinizin listesini çıkarmak , arzuladığınız her şeyi yazmak için biraz zaman ayırın. Dileğiniz ister bir trilyon , ister yeni bir ev , ister aşk , ister mutlu bir ilişki , ister terfi isterse de tamamen yepyeni bir kariyer olsun , bütün hayallerinizi tek tek yazın. Özlediğiniz başka bir şey aklınıza geldiğinde listenize eklemeye devam edin.
Başarı günlüğünüze aşağıda yazdığım soruların yanıtlarını yazın. Bilincinizin yaratıcılığını düzenli olarak incelemek için bu yanıtları sık sık gözden geçirin.
* Genel olarak en çok neyin bilincindesiniz? En çok neyi düşünme eğilimindesiniz? Sahip olduklarınızın mı eksikliklerinizin mi farkındasınız?
* En önemli kariyer amacınız nedir ? Bu başarıya odaklanmka için her gün bilinçli olarak ne kadar zaman harcıyorsunuz?
* Hayatınızda en çok yer kaplayan alışkanlığınız yada bağımlılığınız nedir? Gününüzün ne kadarını bu alışkanlıkla geçiriyorsunuz ? Bunu yapmadığınız zamanlarda alışkanlığınızın bilincinde misiniz?
* Gününüzün olumlu olaylarına mı , karşınıza çıkan problemlere mi daha çok odaklanıyorsunuz? Düşünceniz daha çok olumlu mu yoksa olumsuz bir seyir mi izliyor?
Bu soruların cevabı bilinç yönetiminizin önemli göstergeleridir.Kaderinizi istediğiniz şekilde yönlendirme gücüne sahipsiniz, şu anda bu konuda çalışıyorsunuz. Ama nasıl ki bir mimar gözleri kapalı olarak bina tasarlıyamazsa siz de gözlerinizi seçimlerinize açmadığınzı sürece hayallerinizin mimarı olamazsınız….
Hiç ne düşündüğünüzü fark etmek için durdunuz mu? Seçimlerinizi gerçekleştirmeden önce sonuçlarını ne sıklıkta göz önünde bulunduruyorsunuz ? Yaptıkları şeyi neden yaptıkları , hatta bunların ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikri olmayan birçok insan vardır.Yıllar boyunca aynı şekilde hayata bilinçsiz ve yorgun bir halde yürüyen insanlardır. Alışkanlıklarını izler , duygusuz tepkiler verir gerekenden fazlasını da asla yapmazlar. Bahsettiğimiz davranış şekli eğer geçmişteki yaklaşımınızı andırıyorsa üzülmeyin. Yaşayan ölüler sınıfından kurtulma gücünüz var. Farklı , daha yüksek , daha parlak bir bilinç düzeyini seçebilir ve daha önce yaşamadığınız hatta belki hayal biel etmediğiniz daha iyi bir hayata terfi edebilirsiniz.
Bilinçlilik her zaman bir tercihtir. Farkındalığınızı şimdiki ana taşıma seçimidir.Neyin gerçekten önemli ve onurlu olduğunu , hayatınıza neyin değer kattığını görme ve ona öncelik tanıma kararıdır. Kendinize sürekli şu soruyu sormalısınız “Bilincimi şimdi nereye odaklıyorum ?” Ardından soracağınız soru ise şu olmalı ” Bu bilinç durumu bana ne getirir?
Kendi oluşum kaderinizi kontrolünüz altına alabilirsiniz. Bilinç yaratma sürecini değiştirmek için olumsuzdan çok olumlu olanların değerinizin ve öncelikelrinizin farkına varmalısınız. Zaten sahip olduğunuz iyi şeyleri ve istediklerinizi düşünmeye odaklanın . Amaçlarınıza doğru giderken bilinçsiz tepkilerle meşgul olmak ve dalgınlık yerine her zaman düşünerek hareket edin.Yarattığınız şeyden hoşlanmıyorsanız bilincine vardığınız şeyi değiştirmeniz gerektiğini unutmayın . Kendinizi olumsuz şeylere odaklandığınızda zihninizin olumsuz sonuçlar yaratacağını bilmeniz gerekir. İlgi odağınızı olumluya doğru değiştirin böylece iyimser bir bilincin ne kadar güçlü ve olumlu getiriler yaratcağını göreceksiniz….
Oluşumu güçlendirmek için olumlamalar…
*Her gün neye öncelik verdiğimin ve neye odaklanmaya eğilimli olduğumun daha çok farkına varıyorum. Amaçlarıma öncelik veriyorum. Önem vermem gereken şeylere odaklanıyorum.
* Hayatımda takdir etmem gereken şeyler konusunda giderek bilinçlenmeyi tercih ediyorum.
* Becerikliliğimin , yaratıcılığımın ve harika bir kader yaratma gücümün bilincindeyim.
* Bilincimin gerçekliğimi yarattığını biliyorum. Her zaman iyimser bir düşünce şeklini tercih ediyorum.

* Günlük hayatımda bilinçli olarak neşeyi ,memnuniyeti ve huzuru seçiyorum.
TÜM SEVGİMLE…
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

“Yansıtma Yasası”:Başkalarına verdiğimiz nasihatleri genellikle kendimiz duymak ve ikna olmak için söyleriz.

yansima[1]

 

Yeni bir günün telaşıyla hareketlenmiş sokaklardan birinde, büzüldüğü kaldırımın köşesinde, mışıl mışıl uyumaktaymış adam. Bu manzarayı görenler, farklı yargılara varmışlar.
“Bütün gece kumar oynayıp, yorgunluktan sızıp kalmış olmalı. Kumarbazlar böyledir işte,” diye düşünmüş birisi.

Diğeriyse, “Zavallı, çok hasta herhalde. Onu uyandırmamalı. Kendine geldiğinde evine gider nasılsa,” demiş ve yoluna devam etmiş.

“Şu hale bak!” diye söylenmiş ötekisi, “Pis sokak serserisi, insan müsvettesi! Bedava içki buldun; içip körkütük sarhoş oldun. Şimdi de yolumuzu tıkıyorsun.

” Son şahıs ise, saygıyla adamın önünde eğilerek şöyle demiş: “Bir ermiş için Tanrı’dan başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Şu anda kim bilir hangi boyutlarda dolaşıyor. Onu rahatsız etmemeli.”

Metafizikçilerin önemini anlatmakla bitiremedikleri evrensel bir yasayı işliyor bu Hint hikayesi. İçimizdeki bir şeyleri daimi olarak dışarıya projekte ettiğimizi; yaşamın ekranında ancak kendimizde varolanları görüp, algılayabileceğimizi vurguluyor,

“Yansıtma Yasası”.
“Bütün dünya kendi projeksiyonlarımızdan başka bir şey değildir,” diye izah ediyor Swami Satchidananda, “Temeliyse, düşüncelerinize ve zihni tavırlarınıza dayanır. Eğer zihninizde cehennem varsa, hiçbir yerde cenneti göremezsiniz. Eğer zihninizde cennet varsa, cehennem bile sizin için cennet olacaktır.”
Kendi içindeki kızgınlığı, saldırganlığı, kabalığı sahiplenmeyenler nereye giderlerse gitsinler, dünyanın agresif ve nezaketsiz insanlarla dolu olduğunu söyleyeceklerdir. Ağzımızdan bilinçsizce çıkanları, kulağımız farkındalıkla duyduğunda; başkalarına atfettiğimiz duygu ve düşünceler kendimizi sevmemiz ve yaşadıklarımıza müteşekkir kalmamız için eşsiz birer fırsata dönüşecektir..
Gerçeğe ulaşmak istiyorsak eğer, tahammül sınırlarımızı zorlayan insanları dikkatle inceleyerek, onlar için sarf ettiğimiz sözlerin ne anlama geldiğini irdelememiz gerekiyor. Öz güvenle ilgili bir probleminiz varsa mesela, zaman zaman yaptığınız çıkışlarda, karşınızdakini “akılsız ve aptal olmakla” suçlayarak rahatlamaya yeltenirsiniz. Egonuzu aşmakta zorlanıyorsanız, başkalarında şahit olduğunuz ego sizi tedirgin ederek, çözüm bulmayı bekleyecektir.
Çalışma mekanizmasını ancak deneyerek kavrayabileceğimiz bu yasanın çok enteresan bir başka yönü de var. Başkalarına verdiğimiz nasihatleri genellikle kendimiz duymak ve ikna olmak için söyleriz. Dolayısıyla yol gösterip, nasihat verdiğinizde, kullandığınız kelimelere, kurduğunuz cümlelere dikkat edin. Onların mutlaka bir şekilde geçerli olduğunu; en iyiyi, en doğruyu seçip yaşayabilmeniz için ipucu verdiklerini fark edeceksiniz. Söylediklerinizi dinlerseniz, içinizde keşfedeceğiniz derinlik, dinginlik ve irfan, kendinize duyduğunuz güvenin, saygı ve sevginin artmasını sağlayacaktır.
Şahsımıza yöneltilen eleştirilerden, kendimizi geliştirmek, güçlendirmek adına payımıza düşeni kabullenirken, sözlerin gerisindeki manayı deşifre ederek karşımızdakini daha iyi anlama olanağını elde ederiz. Duyduklarınız sizi yüreğinizden vurduğunda, saldırıya veya savunmaya kalkışmadan, durup düşünün. Çünkü o, acıyan bir yaranın sözlere, hareketlere dökülerek, çare bulma arayışıdır.
Problemlerinizi halledip, yaralarınızı iyileştirdiğinizde, önceleri gösterdiğiniz aşırı reaksiyonlar gittikçe dinecek ve sizi daha nötr bir davranış tarzına yöneltecektir. Genellikle sizi üzen, sinirlendiren, tedirgin eden bir tavır veya söz karşısında artık hiç etkilenmediğinizi, tepki bile göstermediğinizi fark ettiğiniz an, bilin ki konu kapanmıştır.

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eski Türk geleneklerine göre burcunuzun ne olduğunu öğrenmek ister misiniz?

32478952_1559746097467288_3355478513221107712_n[1]

 

Orta Asya Türkleri’nin ‘burçları’ Batılılarınkine benzemiyor! 20 yıllık bir çalışma sonucu ortaya çıkan araştırmaya göre atalarımızın burç sayısı 12 değil, 36 olarak belirlenmiştir. Eski Türk geleneklerine göre burcunuzun ne olduğunu öğrenmek ister misiniz?
Toruk (21-31 Mart): İdare sahibi, lider, kolay kolay pes etmeyen…
Hımmıy (1-10 Nisan): İdealist, romantik, yaratıcı, cömert…
Huttus (11-20 Nisan): Adaletli, kıskanç, çabuk sahiplenen, hazırcevap…
Hunta (21-30 Nisan): İnatçı, yaratıcı, çalışkan, egoist…
Çolpancı (1-10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezileri güçlü, çocuk ruhlu, sadık…
Kölköl (11-21 Mayıs): Enerji dolu, aşkta şahane, önder, kahraman…
Çamay (22-31 Mayıs): Fantezisi zengin, fikir önderi, sakin, gizli lider…
Küylü (1-10 Haziran): Gururlu, kaderci, ihaneti kabul etmez, sadık…
Kuşmuş (11-21 Haziran): Gösterişçi, eleştirel, mistisizme meraklı, hisleri kuvvetli…
Sezgek (22-30 Haziran): Mızmız, içine kapanık, intikamcı, aşka düşkün…
Kuşdüger (1-11 Temmuz): Çocuk ruhlu, dengesiz, kararsız, platonik…
Gondaray (12-22 Temmuz): Geçmişe özlem duyan, siyaseti seven, fanatik, kararlı…
Ötgür (23-31 Temmuz): Zeki, çekici, uyumlu, yüzeysel…
Küsümmü (1-12 Ağustos): İyi arkadaş, önderliği seven, konuşkan, sahiplenen…
Künlü (13-23 Ağustos): Hassas, gururlu, havai, yalnızlıktan hoşlanan…
Sınçıma (24 Ağustos-1 Eylül): Sanat ve edebiyata yetenekli, becerikli, lükse düşkün…
Atçak (2-13 Eylül): Depresyona yatkın, iradeli, gururlu, hassas, gelenekçi…
Kıllı (14-23 Eylül): Otoriter, sabit fikirli, zeki, yazarlığa yatkın…
Canakkı (24 Eylül-3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk sahibi, kompleksli, gösterişçi…
Ban (4-12 Ekim): Enerjik, hümanist, aşkta utangaç, temkinli…
Cemiş (13-23 Ekim): Ahlaklı, filozof, iyi eş, kuşkucu…
Batık (24 Ekim-1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, gaddar, güçlü…
Hırtlı (2-12 Kasım): Savaşçı, spora düşkün, dikkatli, hırslı…
Tutamış (13-22 Kasım): Çapkın, fedakâr, alaycı, muzip…
Uslu (23 Kasım-2 Aralık): Objektif, ilme meraklı, suskun, ihtiraslı…
Kutas (3-12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, anlaşılmaz.
Tusanak (13-21 Aralık): Güçlü, şanslı, emir vermeyi seven, soğukkanlı…
Tutar (22 Aralık-1 Ocak): Her şeyi kolay kolay beğenmeyen, sezgileri güçlü, kaprisli, enerjik…
Beçel (2-12 Ocak): Kızgın, intikamcı, şanslı, dik başlı…
Pırsıuay (13-20 Ocak): Tartışmayı seven, sadık, özgür düşünceli, maddiyatçı…
Balauz (21 Ocak-1 Şubat): Bencil, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli…
Cantay (2-10 Şubat): Estetiğe meraklı, titiz, farklılıkları seven, azla yetinen…
Ergür (11-18 Şubat): Önder, ufku açık, sabırlı, irade sahibi…
Sönegey (18-28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, aşk hayatı hareketli, kafa dengi…
Cannan (1-9 Mart): Zarif, hüzünlü, fazla alıngan, hayalperest…
Şatık (10-20 Mart): Huzursuz, sanatçı, depresyona yatkın, yaratıcı…
Alintti

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Rus matematikçi Grigori Grabovoi’nin Sayılar Eczanesi

sayilar[1]

 

 

Rus matematikçi Grigori Grabovoi’nin Sayılar Eczanesi
kitabında anlattığına göre sayılarla şifa yöntemi ile hastalıkları yenmek mümkün.

UYGULAMANIN YAPILIŞI

Su dolu bir şişe ya da bardağa etiketleyerek bu suyu içip şifalanabilirsiniz.

KODU YAZIP BARDAĞA YAPIŞTIRIN VE SUYU İÇİNİZ

Uyumlu ilişki
141111963

Kilo kontrolü
4812412

Sağ diz ağrısı.
4812531

Sol diz ağrısı.
485148291

Baş ağrısı
4818543

Grip
4814212

Maddiyat
71427321893

Tümörler:
8214351

Kalp ve damar hastalıkları: 1289435

Romatizmal hastalıklar: 8148888

Solunum Hastalıkları: 5823214

Sindirim sistemi hastalıkları: 5321482

Kan hastalıkları: 1843214

Bulaşıcı hastalıklar:
5421427

Vitamin eksikliği: 1234895

Nörolojik hastalıklar:. 148543293

Psikiyatrik hastalıklar: 8345444

Kulak burun boğaz hastalıkları: 1851432

Su dolu bir şişe ya da bardağa etiketleyerek bu suyu içip şifalanabilirsiniz.

Şimdinin uyumlanması 71042

Geleceğin uyumlanması 148721091

Geçmişin uyumlanması 7819019425

Bitkiler (genel ahenk) 811120218

Hayvanlar (genel ahenk) 555142198110

Mali durum 71427321893

Genel sorunların çözümü 212309909

Ailede uyumlu ilişkiler 285555901

İş yerinde uyumlu ilişkiler 141111963

Çocukların amaçlı öğrenimi 212585212

Olumsuzun olumluya dönüştürülmesi 1888948

Su şişesine yada bardak üstüne kağıda yazabilirsiniz bence ilk olarak tek konu çalışmak daha iyi olur isterseniiz ..

3 farklı konuda alt alta yazabilirsiniz sonuçta suya frekans yüklüyorsunuz

Sayı frekansı kağıda yazın yada bardağa hangi konuyu seçtiyseniz onun rakamlarını yazıp suyu için kaç gün istiyorsanız okadar kullanın kağıda yazıp yanınızda taşıyın seçim sizin şifa olsun..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Evinizde Pozitif Enerji Yaratacak 7 Bitki

tek-dal-beyaz-orkide_lg[1]

 

Beyaz Yelken Çiçeği
Beyaz yelken çiçeği sizi koruyan ve ruhsal, zihinsel ve fiziksel olarak sizi barış içinde tutan evinizin peri annesidir. Bu bitki gölgeli yerlerde hayatta kalabilir, çünkü evin saflığını yoğunlaştırmak için evin herhangi bir köşesinde tutulabilir.

Yasemin
Bilinen güzel kokusuyla Yasemin, büyüleyici bir özelliğe sahiptir. Bu bitki evde huzuru ve ahengi korur ve sağlıklı ve romantik bir ilişkiye teşvik eder.

Biberiye
Biberiye, çevrelediği havadaki toksiklik seviyesini azaltarak bir nevi kurtarma görevini yerine getiriyor. Bu bitki saf bir yaşam standartı sağlar ve ayrıca stresin azaltılmasına yardımcı olur.

Para Bitkisi
Para Bitkisi de “feng shui” kültürünün önemli bir parçası ve evinde ekonomik refah getirdiği düşünülüyor. Bu inanç, tüm dünyadaki insanlara Para Bitkilerinin yardımı ile evlerini güzelleştirmelerine yol açıyor.

Orkide
Orkide, evde bulunan insanların ruh halini yükselten tatlı bir kokuya sahiptir. Bu bitki aynı zamanda geceleri oksijeni serbest bırakmayı sağlayan benzersiz bir biyolojik özelliğe sahiptir. Bu nedenle, Orkide eğer yatak odasında tutulursa, huzurlu bir uyku sağlayacaktır.

Adaçayı Bitkisi
Adaçayı, olumlu bir pozitiflik hissi bırakmak için olumsuz atmosferi saran bitkidir. Bu bitki, az bakım ve pozitif enerji sağlaması sebebiyle ev hanımları tarafından sevilir.

 

Kasımpatı
Bu özel bitki, iyileştirici güçlere sahiptir ve evde huzur ve saflığın sağlanmasından sorumludur. Çevrenin zehirliliğini gidermeye yönelik bir uzman olan Kasımpatı, evde bulundurulabilen en sevimli bitkilerden biridir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Zihinsel Sağlığınızı Kötü Etkileyebilecek Her Gün Yapmakta Olduğunuz 8 Eylem

şekerr[1]

 

 

1. Yeteri kadar uyumamak.

Stresli ve uzun bir günün ardından, beyninizin ve vücudunuzun dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bunu yapmanın en iyi yolu ise uyumaktır. Ama 1-2 saatlik uyku bu konuda yetersiz kalacaktır. Ertesi gün elinizden gelenin en iyisini yapabilmeniz için yeterli uykuyu almak önemlidir. Kendinizi sürekli yeterli uykudan mahrum bırakmak, ciddi beyin hasarlarına yol açabilir. Bunu her yaptığınızda beyin hücrelerinizi öldürüyorsunuz.

2. Hasta hissettiğinizde kendinizi çalışmaya zorlamak.

Hasta olduğunuzda kendi potansiyelinizin maksimum seviyesine çıkamayacağınızı biliyorsunuz. Aslında vücudunuz sizi dinlenmeniz konusunda uyarıyor. Kendinizi çalışmaya zorlamak, durumunuzu daha kötü yapmanın yanı sıra beyninize de zarar verebilir. Böyle hissettiğinizde vücudunuzun kendini toparlamasına izin verin.
3. Kahvaltı yapmamak.

Sık sık işe ve okula giderken kahvaltıyı atlıyor musunuz? O zaman bu rutinini değiştirmenin tam zamanı!
Annenizin size “Kahvaltı günün en önemli öğünüdür” sözünü tekrar tekrar söylediğini duyuyor gibisinizdir ve bu kötü alışkanlıktan vazgeçmeyi denemiyorsanız, uzun vadede beyninize zarar verebilir.
Kahvaltıyı atladığınızda, kan şekeri seviyeniz düşer. Bu beynin besin maddelerini büyük ölçüde etkiler. Enerji eksikliği, zayıf hafıza ve odaklanmada zorluk, her sabah karnınızın aç olmasının bazı etkilerindendir.
Sabahları sağlıklı bir kahvaltı ile başlayın ve gününüzü kontrol altına alın.
4. Aşırı şeker tüketimi

Günümüzde hemen hemen her yiyecek şeker içerir. Bundan kurtulmak çok zor bir şey olacak. Ama siz çok iyi biliyorsunuz ki, bir şeyin çok fazlası asla iyi olmaz. Fazla şeker tüketimi sivilce, diş çürümesi ve kilo alma gibi sorunlara sebep olur. Bu aynı zamanda diyabetin başlıca kaynağıdır. Bunun dışında çok fazla şeker tüketimi vücudun proteinleri ve besinleri emebilme yeteneğini engeller. Şeker alımınızı mümkün olduğunca kontrol edin. Şeker yüklü çikolatalardan kurtulmalısınız. Onlarsız yaşayamam diyenler varsa, bitter olanları tercih etmeliler çünkü daha düşük şeker içeriğine sahipler.
5. Sigara içmek

Sigara içmek sağlığınız için çok zararlı ve bunu size bir doktorun söylemesine gerek yok. Neden bırakmanız gerektiği hakkında yeterince ikna olmadıysanız, diğer bir olumsuz etkisi olarak beyin küçülmesine sebep olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra tabi ki akciğer kanseri de var bu yüzden yaşam kalitenizi ve sürenizi kısaltıyor.
Uzun süreli sigara içimi beyninizin korteksini inceltebilir. Bu, dil, hafıza ve algı gibi beyninizin işlevlerinde önemli bir rol oynar.
Buna ek olarak, sigara içenler Alzheimer hastalığına yakalanma riski daha yüksektir.
6. Çok fazla alkol tüketmek

 

Aşırı alkol, karaciğer hastalıkları için ana sebebidir. Ama bunun beyin hasarına da yol açtığını biliyor musunuz?
Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları yok ediyor. Bulanık görme, yürümede zorluk, hafıza kaybı ve karar vermede yetersizlik; Bunlar alkolün bir kişi üzerindeki kötü etkilerinden sadece birkaçı. Muhtemelen sarhoş olduğunuz zaman bu semptomları yaşadınız.
Zamanla çok fazla alkol, beyin büzülmesine, hafıza kaybına ve Wernicke-Korsakoff sendromuna yol açabilir.
7. Uyarıcı Faaliyetlerin ve Düşüncelerin Eksikliği

Beyninin ana işlevi düşünmektir. Ve siz yapmadığınızda, beyinde küçülme yaşayabilir. Bulmacaları okumak, yazmak ve çözmek, beyninizi egzersiz için kullanabileceğiniz aktivitelerden bazılarıdır. Başka bir yol zeka oyunları indirip oynamaktır.
Yaratıcı tarafınızı ortaya çıkartın.
8. Nadiren Konuşmak ve Sosyalleşmemek

 

Hiç kimse bir ada değildir. Her birimiz kendi arkadaş çevremize sahibiz, çok içe dönük bir insan olsak bile en azından bir ya da iki arkadaşımız vardır. Yalnız kalmak beynimizi fark ettirmeden yorar ve strese sebep olur. Dışarı çıkın ve sosyalleşin! Arkadaşlarınızla sohbet edin, yeni insanlarla tanışmayı deneyin. Zihinsel olarak size verim sağlayabilecek konularda sohbet edin. İlgi duyduğunuz entelektüel alanlar olabilir. Telefonunu ve sosyal medya üzerinden konuşmak yerine mümkün olduğunca yüz yüze konuşmayı deneyin. Bu sizi daha da geliştirecektir.
Beyninizi zinde tutmamız için birkaç şey önerecek olursak;
Günde 8 saat kadar uyuyun. Vücuduna ve beyninizi dinlendirin.
Aktif kalmak, hem beyninizi hem de vücudunuzu çalıştır.
Sağlıklı yemekler yemek. Aşırı yemekten kaçının ve gereksiz yiyeceklerden uzak
durun.
Arkadaşlarınızla ve ailenizle vakit geçirin. Kendinizi her zaman evde kilitlemeyin.
Şeker alımınızı en aza indirin.
Beyniniz için vitamin ve takviyeleri alın. Bu konuda doktorunuza danışabilirsiniz.
Sigarayı bırakmalısınız, erken ölememek adına güzel bir hamle olur değil mi?
Sıvıları çok sıcak ya da çok soğuk tüketmeyiniz.
Bolca su tüketin.
Kahvaltıyı atlamayı bırakın. Sabah rutininizi değiştirin.
Pozitif düşünün. Endişelenmekten kaçının.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YENİ BAKIŞ AÇISI NASIL OLUŞUR?

image[1]
1. Açık olun. Her şeye açık olun. Her ne olursa, başınıza her ne gelirse ona açık olun.
2. Bir şeylere tutunmaya çalışmayın. Bı…rakın giden gitsin, gelen gelsin.
3. Kalbinizde kalın. Her ne olursa olsun, gerçek hislerinize sadık kalın.
4. Hayatımızdaki insanlar değişecek. Bunun olmasına izin verin ve sürece güvenin. Amaçlarına hizmet etmiş ve artık derinleşip gelişmeyen ilişkilere tutunmak zorunda değiliz.
5. İşlerimiz de değişecek. Yapmakta olduğunuz, ya da eğitimini aldığınız işlere saplanıp kalmayın. Kendinize GERÇEKTEN ne yapmak istediğinizi sorun.
Sizi hangi iş gerçekten mutlu ederdi?
6. Hayatta sevinci arayın. Her ne pahasına olursa olsun sizi mutlu eden şeyi bulun ve onu yapın. Her gün. Her zaman.
7. Düzenli bir şekilde kendinize sessiz kalacağınız bir zaman ayırın ve DİNLEMEYİ öğrenin. Hislerinizi dinleyin, sizi neyin mutlu ettiğine kulak verin. Sezginizin size söylemeye çalıştığı şeyi dinleyin.
8. SEVMEYE cüret edin. Her nerede bulunursanız bulunun, her ne yapıyor olursanız olun sevecen bir varlık olun. Kalbinizi açın ve onu açık tutun.
Bu sahip olduğunuz en büyük korumadır.
9. Mümkün olduğunca çok yükümlülüğünüzü tamamlayıp bitirin. Buna dünyevi, ailevi, mali, spirituel, yükümlülükler dahildir.
Bitirdiğimiz her bir yükümlülük bizi özgürleştirir.
10. Kişisel olarak artık ihtiyaç duymadığınız şeyi bırakın, ya da başkasına verin. Dolaplarınızı, kitaplarınızı, malınızı, mülkünüzü, ilişkilerinizi, taahhütlerinizi, sorumluluklarınızı gözden geçirin ve öz benliğiniz ile uyum içinde olmayan her şeyden kurtulun. Bunu ölçüp tartmanın bir yolu da bir şeyin size bir hafiflik ve sevinç mi, yoksa sıkıntılı bir ağırlık mı verdiğini hissetmektir. Bırakmak harika bir duygu verir ve yeninin yaşamınıza girebilmesi için bir boşluk yaratır.
11. Dürüst ve açık sözlü olun. Kastettiğiniz şeyi söyleyin ve söylediğiniz şeyi kastedin.
Bu dünyada artık daha fazla sahtekarlığa ve ince manipulasyonlara ihtiyacımız yok.
12. Birbirinize saygı gösterin.
Hepimiz muhteşem kozmik varlıklarız. Sadece bazılarımız muhteşem kozmik varlıklarımızı çok iyi tebdil-i kıyafetlerle gizliyoruz. Kendimize ve birbirimize dürüstlük, saygı ve sevgiyle davranalım. Bu yapabileceğimiz en kökten dönüşüm geçiren duygulardan biridir.
13. Güçlü olmaktan korkmayın. Hepimiz güçlüyüz. Hepimiz müthiş yeteneklere sahip son derece muktedir varlıklarız. Hepimizin içinde derin sevgi ve iyilik hazneleri var. Açık, berrak, güçlü, doğru olmamız gerekiyor. Kendimize ve yeteneklerimize güvenmeliyiz.
14. Bağışlama özgürlüğün anahtarıdır. Biraz zaman ayırıp hayatınızdan geçmiş herkesi bağışlayın. Kendinizi bağışlayın. Hepsini kendi benzersiz yolculuğunuzun, size tam da gelişmek, dönüşüm geçirmek ve özgürleşmek için ihtiyacınız olan şeyi veren bir parçası olarak görün.
15. Her şey için şükran duyun. Kimseniz “O” olduğunuz için şükran duyun. Yaşamınızın tüm unsurları için şükran duyun. Tüm deneyimleriniz, ilişkileriniz, çevrenizdeki her türlü güzellik için şükran duyun. Karşılaştığınız her iyi davranış, yaşadığınız her sevgi an’ı, her türlü beslenişiniz için, doğanın verdiği ilham için şükran duyun.
Her an, en karanlık anlarımızda bile şükran duyacak o kadar çok şeye sahibiz ki.
16. Her nerede yapabiliyorsanı z, orada güzellik yaratın. Her sevgi ifadesi gibi, güzel olan her şey gezegenin rezonansını yükseltir.
17. Gezegenin şifalanmaya ihtiyacı olduğunu asla unutmayın, sevgi, şefkat, merhamet, hoşgörü ve alçakgönüllülük en büyük korunma kalkanınız olsun.Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her Şeye Yeniden Başlamak İsteyenlerin Uygulaması Gereken 12 Karar

dfbae3_893c58110dbb44f1b376279dfeada76f[1]

 

1)Hayatınızda ters giden şeylere alışmak yerine onlara bir son vermek için harekete geçin.
2)Bazen balık hafızalı olmak iyidir; o yüzden “unutmadıklarınız” üzerinize yük olmaya devam etmesin. Unutun!
3)Yeniden başlamanın en önemli kararlarından biri, eskileri hiç düşünmeden çöpe atmaktır.
4)“Bir bilene danışmak” size mantıklı yolu gösterebilir; ama o size ait bir yol olmaz. Kulaklarınızı kapatıp kendinizi dinleyin.
5)Kendiniz için iyi kararlar alelacele alınmaz; biraz yalnız zaman geçirmeye çalışın.
6)Geçmişte yaptığınız hatalar geride kaldı; tekrar aynı hatalara düşeceğiniz fikrini kafanızdan çıkarın.
7)Sürekli yaşadığınız kötü olayları hatırlamak yerine günlük hayatın içindeki mutluluk veren küçük şeyleri anımsayın.
8)İhtiyacınız olduğunuz anlar geldiğinde en yakın dostlarınızı arayıp yanında olduklarını hissedin. Yeni bir şeylere başlarken destek almak gibisi yoktur.
9)Bazen bir şeyleri silmek, eskileri kapatabilmenin tek yoludur. Artık size mutsuzluk veren her şeyi silmeye başlayın.
10)Çok sevdiğiniz bir yiyeceği tatmak, ve ardından gelen mutluluğu yeniden başlama kararınıza yansıtmak da iyi bir fikir 🙂
11)Yaşadığınız güzel anı, üzerinize çöken umutsuzluk ve karamsarlıkla lekelemeyin. Hayat, umutsuzluk duymak için birçok kötü yöne sahip; mühim olan sizin onu nasıl algıladığınız.
12)Paylaşmak, her daim insana iyi gelir. Yeniden başlama kararınızı sevdiklerinizle paylaşıp heyecanınızı yükseltin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Carl Jung’a Göre Mutluluğunuzu Etkileyen 5 Önemli Faktör

spo[1]

 

1. Kendinize özen gösterin.

Hepimiz biliyoruz ki düzenli olarak bedenimize bakmamız gerekir. İyi planlanmış bir diyetin yanı sıra, bu hayatta gerçekten mutlu olmak için zihinsel rahatlama da yapmamız gerekir. Konu sadece egzersiz yapmak değil, aynı zamanda pek çok hastalığa neden olabilecek fazla yağlarımızı yakmak ve yaptıktan sonra yani kendinizi daha sağlıklı hissettiğinizde bunu sizi mutlu ettiği göreceksiniz. Bunun nedeni ise, egzersizin beyne daha fazla endorfin salmasına neden olarak beyni uyarmasıdır. Bu da sizde mutlu olma hissi uyandırır.

2. Başkalarıyla sosyal ilişkilerini geliştir.

İnsanlar sosyal hayvanlardır ve bu yüzden ihtiyacımız olan şey sevgi ve yakınlık görmektir ama kimse çevresindeki tüm insanları sevemez daima. Böyle bir durumda karmaşa kaçınılmaz olacaktır. Fakat gerçek şu ki, sevgisini olabildiğince paylaşan bir kişi hiç olmadığı kadar mutlu olacaktır. Başkalarıyla vakit geçirmek bizi mutlu etmekle kalmaz, bu insanlar için bir şeyler yapmak da aynı amaca hizmet edebilir. Kendimizi ilk sıraya koymadığımız ve başkalarına öncelik verdiğimiz zaman, hepimizin aradığı mutluluğa yol açacak kapıya ulaşabiliriz.
3. Dünya üzerindeki güzel şeylere odaklan.

Hepimiz çok telaşlı hayatlar kuruyoruz ve çoğu zaman sadece insan olduğumuzu ve bir mola vermemiz gerektiğini unutuyoruz. Hayatın daha iyi olması için durmamız, derin bir nefes almamız ve sahip olduğumuz her şeye şükretmemiz gerekiyor. Bir pikniğe gidin, öğle yemeği yiyin, bir ağacın gölgesinde uyuyun, güzel çiçekler bulun, tanımadığınız birine yardım edin, arkadaşlarınızla takılın ve bu dünyanın bize verdiği tüm güzel şeylere şükredin.
4. Sevdiğiniz işi yapın.

Hepimiz yaptığımız iş hakkında aynı şekilde hissetmiyoruz. Yaşamak için çalışanlar ile çalışmak için çalışanlar arasında derin bir uçurum var. İnsanlar aslında işlerini yapmayı seviyorlarsa, çok daha mutlu oluyorlar. Çünkü yaptıkları işi yaşamlarını ayrı bir parçası olarak görmezler.

5. Bazı inançlarınız olsun.

 

Her zaman resmi bir dinin parçası olmak zorunda değilsiniz tabi ki ama Jung, hepimizden daha büyük bir kavram inancının bizi daha mutlu edeceğine inanıyor. Ölümün her şeyin sonu olmadığını bilme, bize umut verebilir ve zor durumlarda bize yardım edebilir. Mutluluğu bulmakta zorlandığınız zaman, hayatınızın belirli bir parçasına odaklanıp çalışabilir ve daha iyi şeyler yapabilirsiniz. Kendinizi geliştirmek veya zor bir noktadan kurtulmak için yaptığınız bu küçük çabanın sizin ilerleyebilmeniz ve kendi içinde bulunduğunuz çukurdan kurtulmak için enerjiyi bulmanız adına iyi bir eylem olabilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilmediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle.

Kitap_20120518221612_16141_5[1]

 

“Kendine dikkat et. Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şunu anımsa: Yapılacak ilk devrim, insanin kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.

Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir. Oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.

Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilmediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al. Hiç bir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git…”

Susanna Tamarro

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ENERJİ VAMPİRLERİ’NE DİKKAT EDİNİZ

32260875_10156561623939015_8334175371196891136_n[1]
** ENERJİ VAMPİRLERİ **
Bunların en bilineni, karşısındaki kişiyi suçlu hissettirmektir. Bunun için bir insan diğerine bağırabilir, aşağılayabilir, alay edebilir, ya da kendisini acındırabilir. Sonuçta karşısındaki kişi kendisini suçlu hissederse yaşam enerjisi çalınacak, kendisini güçsüz ve yeteneksiz hissedecektir.
Bir başka yöntem, karşımızdaki insana sessiz ve mesafeli durmak, duygularımızı saklamaktır. Mesafeli durduğumuz zaman, karşımızdaki insan bizim ne hissettiğimizi ve düşündüğümüzü bilemez ve endişeye kapılır. Endişe ve huzursuzluk, yaşam enerjimizin karşımızdaki kişiye geçmesini sağlar.
Karşımızdaki insana aşırı sevgi vermek ve bunun karşılığını beklemek de bir çeşit enerji vampirliğidir. Kontrolcü kişiliklerin başvurduğu bu yöntem, anne çocuk ilişkilerinde ya da karı koca ilişkilerinde sıklıkla yaşanır. Sonuçta, karşımızdaki kişiye olumsuz duygular yaşatıyorsak, onun yaşam enerjisini çalıyoruz demektir.
Peki, yaşam enerjimiz çalındığı zaman ne olur?
Genelde, yaşam enerjimiz küçüldüğünde, yaşamdan zevk alamayız. Günlük işlerimizi yapamaz hale geliriz, çünkü en ufak bir iş bile bize külfet gibi görünür. Sürekli bir can sıkıntısı duyarız. Yüreğimizde, sebebini bilmediğimiz bir ağırlık oluşur. Toleransımız azalır.
Bir gün önce başkalarına dağıtacak sevgimiz varken, bir anda kendimizi dibe vurmuş gibi, sanki derin bir kuyuya inmiş gibi hissederiz. Artık başkalarına sevgi vermek yerine, onlardan beslenmeye çalışırız.
Bütün bu yaşanan olumsuzluklara rağmen, kancalar sağlıklıdır ve insanların birbirine sevgi akıtabilmeleri için oluşurlar. Aslında adları kanca değildir, sağlıklı ve pozitif enerji bağları kurmaktır ama genelde herşey yanlış kullanıldığı için bu enerjetik bağlantılar da, diğer insanların hayatını engellemek, özgürlüğünü kısıtlamak şeklinde yanlış kullanılmaktadır.
ENERJİNİZİN ÇALINMASINA İZİN VERMEYİN !
Çevrene pozitif enerji yayan biriysen eğer daha dikkatli olacaksın. İnsanların önyargılı düşünce sistemlerinde yarattıkları saçma bir dünyayı sana kabul ettirmeye çalışarak enerjini çalmalarına izin vermeyeceksin.
Hayatta sadece kendilerinin sorunları olduğunu düşünenleri anlamak zorunda bırakmayacaksın kendini.
Hayatın gerçek bir mucize olduğunu, şiir gibi güzellikleri bağrında taşıdığını, hayatın her insana bir şekilde gülümsediğini anlamayanlarla uğraşmayacaksın.
İlişkilerinde sadece sorunlarını dile getiren, yaşadıkları onca güzelliği yok sayan insanlara bir dakikanı bile ayırmayacaksın.
Hakkında hiç bir şey bilmedikleri halde konuşmaya kalkanları susturacaksın.
Değerinin farkında olmayanlardan uzak duracaksın.
Değerini bilerek yok saymaya çalışanlara ise haddini bildireceksin.
Fındıkkabuğunu doldurmayan işlerle boğuşmanı sağlamaya çalışan insanları sileceksin defterinden.
Gülüşlerini çalmaya kalkanları çıkaracaksın hayatından.
İlişkileri bir yük haline getirenleri uzaklaştıracaksın yanından ve ilişkinin mutluluk getirmesi gerektiğini yazacaksın bilinçaltına.
Velhasıl, onca yılını vererek ışıl ışıl bir enerji deposuna çevirmeye çalıştığın bilincini,beynini düşünerek, ezdirmeyeceksin kendini..
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yürümek Yaratıcılığı Nasıl Tetikliyor?

30712645_1757736220982350_1567497574591331113_n[1]
Neredeyse gezgin Yunan filozofların zamanından bu yana, başka birçok yazar yürümek, düşünmek ve yazmak arasında derin ve sezgiyle anlaşılabilen bir bağlantı keşfetti.
Henry David Thoreau, günlüğüne “Yaşamak için ayağa kalkmadıysan, yazmak için oturmak ne kadar beyhude!” diye yazmıştı. “Bana öyle geliyor ki, ayaklarım hareket etmeye başladığı anda düşüncelerim akmaya başlıyor.” Thomas DeQuincey, şiirleri dağların tepesinde, ormanlarda ve yollarda yürüyüşlerle dolu olan William Wordsworth’ün hayatı boyunca 180 bin mil yürüdüğünü hesaplamıştı, bu da beş yaşından itibaren günde ortalama altı buçuk mil yürüyüşe denk geliyordu.
Yürümeyi böyle önemli, bilhassa düşünmeye ve yazmaya bu kadar uyumlu yapan nedir?
Cevap, kimyamızdaki değişikliklerle ortaya çıkıyor. Yürüyüşe çıktığımızda kalbimiz daha hızlı atıyor, sadece kaslara değil beyin de dahil olmak üzere tüm organlara kan ve oksijen ulaştırıyor. Sayısız deney, insanların egzersiz sırasındaki veya sonrasındaki hafıza ve dikkat testlerinde daha iyi sonuçlar aldığını gösterdi. Düzenli olarak yürümek beyin hücreleri arasında yeni bağlantılar geliştiriyor, yaşlanmayla gelen olağan beyin dokusu daralmasını geciktiriyor, hipokampüsün (hafıza ve yön bulmada önemli rolü olan bölge) hacmini genişletiyor ve hem yeni nöronların gelişimini canlandıran hem de birbirleri arasındaki mesajları ileten moleküllerin düzeylerini yükseltiyor.
Bedenlerimizi ileriye doğru taşıma usulümüz düşüncelerimizin doğasını değiştirir, düşüncelerimizin doğası da usulümüzü. Egzersiz müziği konusunda uzman psikologlar birçoğumuzun malumunu sıraladı: yüksek tempolu şarkılar dinlemek bizi daha hızlı koşmaya teşvik ediyor, sürat kazandıkça da daha hızlı müziği tercih ediyoruz. Aynı biçimde, sürücüler de yüksek sesli ve tempolu müziği duyduklarında, gaz pedalına farkında olmadan biraz daha yükleniyorlar. Kendi tempomuzda yürümek bedenlerimizin ritmiyle ruh halimiz arasında, spor salonunda koşarken, araba sürerken, bisiklet kullanırken veya başka bir yer değiştirme hareketi esnasında tecrübe edemeyeceğimiz kadar, katıksız bir geribildirim döngüsü oluşturuyor.

Gezinirken, ayaklarımızın temposu ruh halimizin ve iç konuşmalarımızın ritmiyle kuşkusuz bozuluyor, aynı zamanda kasten hızlı veya yavaş yürüyerek düşüncelerimizin temposunu da etkin bir biçimde değiştirebiliyoruz.

Yürüme eylemi için o kadar da bilinçli bir çaba harcamak zorunda olmadığımızdan, dikkatimiz gezinmeye, önümüzdeki dünyayı zihnin tiyatrosundan bir imgeler geçidiyle kaplamaya açık. Bu da tam olarak araştırmaların yenilikçi fikirler ve içgörü anlarıyla ilişkilendirdiği bir zihinsel durum.

2014’ün başlarında, Stanford Üniversitesi’nden Marily Oppezzo ve Daniel Schwartz, yürümenin yaratıcılığı etkileme biçimini doğrudan ölçümleyen muhtemelen ilk araştırmaları yayımladılar. Araştırma fikrini bir yürüyüş esnasında bulmuşlardı.
Dört deneylik bir seride, Oppezzo ve Schwartz 176 üniversite öğrencisinden birbirinden ayrı yaratıcı düşünce testlerini otururken, yürürken, koşu bandındayken ve Stanford kampüsünde dolanırken tamamlamalarını istediler. Örneğin, bir testte gönüllüler düğme veya araç lastiği gibi gündelik nesneler için alışılmadık kullanımlar önermek zorundaydı. Öğrenciler, yürüyen öğrenciler oturan öğrencilere kıyasla nesneler için ortalamada dört ila altıdan fazla farklı kullanımlar düşündü.

Bir başka deney, gönüllülerin bir metafor düşünmelerini ve düşündüklerinin muadili bir metafor üretmelerini gerektiriyordu. Yürüyüşe çıkanların %95’i, hiç ayağa kalkmayanların ise %50’si testi geçebildi.
Nerede yürüdüğümüz de önemli. South Carolina Üniversitesi’nden Marc Berman’ın önderliğinde yürütülen bir çalışmada, botanik bahçesinde yürüyen öğrenciler hafıza testi performanslarını şehrin sokaklarında gezinen öğrencilere nazaran daha da yükselttiler.

Sayıları giderek artan araştırmalar, yeşil alanlarda (bahçeler, parklar, ormanlar) vakit geçirmenin yapay ortamların tükettiği zihinsel becerileri canlandırabileceğini ileri sürüyor. Psikologlar, dikkatin gün boyunca sürekli olarak azalan sınırlı bir beceri olduğunu öğrendiler. Yayalar, arabalar ve reklam panolarıyla dolu kalabalık bir kavşak dikkatimizi etrafa yöneltir.

Buna karşın bir parktaki göletin yanından yürümek de zihnimizin gelişigüzel biçimde bir duyusal tecrübeden diğerine sürüklenmesine olanak tanır, dalgalanan sudan hışırdayan sazlıklara.
Yine de doğa veya şehir yürüyüşleri zihin için benzersiz faydalar sağlamaya uygun. Şehirdeki bir yürüyüş, zihnin oynayabileceği daha geniş çeşitlilikte duygulanımlar, daha fazla anlık uyarımlar sunuyor. Ama hâlihazırda aşırı duygulanımın eşiğindeysek, şehir yerine doğaya dönebiliriz.
Belki de yürümek, düşünmek ve yazmak arasındaki en esaslı bağlantı bir gezintinin sonunda, masanın başında kendini ele veriyor. Orada, yazmanın ve yürümenin had safhada benzer, eşit ölçüde fiziksel ve zihinsel beceriler içerdiği açığa çıkıyor.

Kendimize şehirde veya ormanda bir patika seçtiğimizde, beynimiz bizi çevreleyen ortamı araştırıyor, dünyanın zihinsel bir haritasını oluşturuyor, ilerlenecek yolu belirliyor ve bunu bir dizi adımdan oluşan plana tercüme ediyoruz Aynı biçimde, yazmak da beyni kendi manzarasını değerlendirmeye, o zihinsel arazide bir rota oluşturmaya ve sonuçta oluşan düşüncelerin izlerini elleri yöneterek kaydetmeye zorluyor. Yürümek etrafımızdaki dünyayı düzenliyor, yazmak da düşüncelerimizi tanzim ediyor.
Cüneyt Bender
Kaynak: The New Yorker

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU

kalp-beyin[1]

Yüzyıllardır gelmiş geçmiş üstadların,bilgelerin,peygamberlerin en azından 1 kez olsun gönül gözü diye adlandırdığı şey gerçek oluyor.
Kalbimizin sadece vücudumuza kan pompalayan bir organ olmadığı bilim tarafından son yıllarda giderek daha iyi anlaşılıyor.
Kalbin daha önceden bilimin farketmediği, AMA sözde daha ilkel toplumların çoktanfarkettiği, bil…diği bir dolu yönü de bilim tarafından farkedilmeye başlandı.
Mesela kalbimizde NÖRONLAR bulundu. O sebeple de kalp nakli yapılan bazı insanlarda daha önceden olmayan alışkanlıklar, özellikle de daha önceden olmayan yeni yeme alışkanlıkları ortaya çıkabiliyor.
KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU.Bu köprünün henüz NE yaptığı bilinmiyor.Muhtemelen BİLGİ taşıyor.Çünkü nöron demek bize ait bilgiler demek.Ya bizimkalbe kayıt ettiğimiz,yada doğuştan gelen..
Kalbimizin beynimizden 100 kere daha güçlü elektrik Alan ve 5000 kere daha güçlü manyetik Alan ürettiği saptandı.
O kadar güçlü manyetik bir Alan ki 22.000 mil uzaktaki uydudan bile ölçülebiliyor.
Dünyanın manyetik alanındaki dalgalanmalardan biz insanların etkilendiği biliniyordu, ancak bizim kalbimizin yaydığı manyetik alanın dünya manyetik alanını etkilediği pek bilinmiyordu.
Yeryüzünün manyetik alanları ve bu alandaki dalgalanmalar uydulardan düzenli olarak ölçülüyor.
Örneğin ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül günü dünyanın manyetik alanlarında bilim adamlarının anlayamadığı anormal bir sapma olmuş.
Sonradan araştırdıklarında o gün televizyonlardan kulelerin yıkılma görüntüsünü dünyanın çeşitli yerlerinden izleyen insanların duyduğu üzüntüden kaynaklandığı anlaşılmış.
Kalbe dayalı yaşamı geliştirmek için bir Kalp Matematiği Enstitüsü bile kurulmuş.
Belki internetten girip bakmak isterseniz diye İngilizcesini de yazayım: IHM, açık hali ileInstitute of Heart Math.
Başında Howard Martin adında bir bilim adamı var. Sürekli kalp zekası ve kalpten evrene yayılan dalgalarla ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar yapıyorlar.
Aslında tavsiyem, belkiye bırakmayın, mutlaka bu web sitesini ziyaret edin.
Bu enstitünün misyonu kalbe dayalı yaşamı geliştirmek, insanların stres düzeylerini azaltıp kalp ve beyin ilişkisinin COHERENCE dedikleri durumda kalabilmelerini sağlamak.
Bir de Global Coherence adını verdikleri bir yeryüzü manyetik alanı ile insan kalbi ve beyin manyetik dalgaları arasındaki ilişkiyi gözlemleyen bir proje ya DA sistem kurmuşlar.Coherence (uyum, ahenk , eş fazlı) durumunda kalp ve beyin dalgaları arasındaki ilişki uyumlu oluyor ve ölçülebiliyor.
0.10 hertz olduğunda coherence yani uyum gerçekleşiyor.
Ve bu dalga boyuna gelebilmek ise ancak bir başkası için şefkat, (çare, takdir, affetme ve şükran duyguları hissettiğinizde oluyor.
Bu durumda olmak ise sizin bağışıklık sisteminizin güçlenmesine, hastalıklarınız varsa iyileşmesine yardımcı oluyor, stres hormanları düzeyi düşüyor.
Aynı zamanda yeryüzü manyetik alanı ile de uyum içerisinde oluyorsunuz.
Hatta coherence durumunda olup olmadığınızı ölçmek için bir alet bile geliştirmişler.
Aletin adı DA EM Wave. Artık bazı bilim adamları bu aleti takıp dolaşıyor.
Eğer uyum durumunda değilseniz alet de kırmızı ışık yanıyor.
Kalp ve beyin arsındaki iletişim uyumlu ise yani takdir, şükran ve sevgi duyguları içerisindeyseniz alet yeşil yanıyor.
Tabii kırmızı görünce hemen toparlanıp, bir dakika ben NE düşünüyorum, hissediyorum DA kırmızı yanıyor diye kendinizi yoklamanız gerekiyor.
Ve hemen zorla DA olsa kendinizi daha olumlu duygular hissetmeye yönlendiriyorsunuz.
Sizdeki yeşil ışıktan hem sağlığınız, hem de dünya manyetik alanı olumlu etkileniyor.
Bir süre sonra kendinizi iyice eğitip muhtemelen artık çoğunlukla yeşil ışıkta kalmayı başarıyorsunuz.
Bir de elinizi bizzat kalbiniz üzerine koymak DA, elin yarattığı baskı yüzünden zihnin dikkatini oraya çekip kalbe inmeyi, kalple bağlantı kurmayı kolaylaştırıyormuş.
Bu sitede stresi azaltmak, kalp boyutunda yaşamayı öğretmek için başka teknikler de var.
Kısacası artık analitik zihinlerimizden uzaklaşıp daha çok kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.
Bilim de bunu söylüyor.” – Alıntı –
Kaynak: Arzu Seçkin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »