
Tanrım, kafamda ve anlayışımda ol
Tanrım, gözlerimde ve bakışlarımda ol
Tanrım, ağzımda ve konuşmamda ol…
Tanrım, dilimde ve damağımda ol
Tanrım, dudaklarımda ve selamımda ol
Tanrım, burnumda ve koku almamda ol
Tanrım, kulaklarımda ve duyuşumda ol
Tanrım, boynumda ve boyun eğişimde ol
Tanrım, omuzlarımda ve taşımamda ol
Tanrım, sırtımda ve duruşumda ol
Tanrım, kollarımda ve uzanıp alışımda ol
Tanrım, ellerimde ve yaptığım işlerde ol
Tanrım, bacaklarımda ve yürüyüşümde ol
Tanrım, ayaklarımda ve yere basışımda ol
Tanrım, eklemlerimde ve ilişkilerimde ol
Tanrım, cesaretimde ve hissedişimde ol
Tanrım, karnımda ve affedişimde ol
Tanrım, belimde ve birleşmelerimde ol
Tanrım, ciğerlerimde ve soluğumda ol
Tanrım, kalbimde ve sevgimde ol
Tanrım, cildimde ve dokunuşumda ol
Tanrım, etimde ve acımda ol
Tanrım, kanımda ve hayatımda ol
Tanrım, kemiğimde ve ölümümde ol
Tanrım, sonumda ve canlanışımda ol
Reverend Jim Cotter – Prayer At Night

Her gece 10-15 dakika da olsa
Sakin bir zamanında kendini karşına koy!
Başka bir insanmış gibi
…
Konuş kendinle!
Elbette sessizce…
Dinle kendini!
Sessizlik içinde zihnine gelenleri, gönlüne doğanları dinle!
Sorular sor ve cevaplarını ver!
Ya da sorularına gelen cevapları dinle!
Bu içsel işlemi tüm maskelerini çıkararak yap!
Bunu giderek bir alışkanlık haline getirirsen eğer
İşte sana en yakın dostu ve dürüst sohbet arkadaşını bulmak üzeresin demektir…
O anlarda gerektiğinde yargıla da karşındakini
Yani kendini!
Başkalarını yargıladığın gibi, acımasız ve dürüst ol ona karşı
Yani kendine karşı…
İyi taraflarını, iyi işlerini de es geçme!
O taraflarını, o işlerini de alkışla elbette!
Egonu okşamadan, övünmeden…
Bu arada sorunlarını da yatır masaya, yani ifade et
O sessizce konuştuğun karşındakine!…
Bakarsın alacağın cevaplar, sana çözümü getirir, kimbilir… AS

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış
Büyüğü Halil…
Küçüğü ise İbrahim…
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekarmış……
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin…
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..
Bununla geçinip giderlermiş…
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar….
İş kalmış taşımaya….
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim ;
Ben gidip çuvalları getireyim.
Sen buğdayı
bekle.
Peki abi demiş İbrahim…
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye….
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve,
Kendi payından bir miktar atmış onunkine…
Az sonra Halil çıka gelmiş.
Haydi İbrahim…! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi…!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..
O gidince, Halil’i düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekar.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek…..
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider…..
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile….
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki …
Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.
Şaşarlar bu işe…
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar taşar ambarları.
Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı :
Halil İbrahim bereketidir..

1- Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır.Uykuya dalmadan önce bilinçaltına ” Sabah altıda kalkacağım” emrini verirseniz sizi tam saatinde uyandıracaktır.
2- Her gece yatarken kendi kendinize söylediğiniz olumlu ifadeler sağlığınızın ve yaşantınızın kusursuz olması yönünde olsun; bilinçaltınız Bu ifadeyi buyruk olarak algılayıp buyruğunuzu yerine getirecektir.
…
3- Bir kitap ya da harika bir tiyatro eseri yazmak, fevkalâde bir konuşma yapmak istiyorsanız, bu fikri sevgiyle hissederek bilinçaltınıza iletin;o da size istediğiniz karşılığı verecektir.
4- Asla “bunu yapamam” ya da “şunun olması imkânsız” gibi sözler söylemeyin. Bilinçaltınız bunu yalın anlamlarıyla alacak ve bu düşüncelerden dolayı yapmak istediğiniz şey için yeteneğiniz olmadığını kabul edecektir.
5- Size zarar verecek ya da canınızı yakacak şeyler düşünmeyin. Çünkü neye inanırsanız onunla karşılaşacaksınız.
6- En doğru şekilde düşünüp hissetmeye başlarsanız huzurlu bir zihne sahip olmanız kaçınılmaz olur. Bilinçaltınız, zihninizden geçirip doğru olduğunu iddia ettiğiniz her şeyi kabul edecek ve size bunu yaşatacaktır.
7- Bilinciniz kapıdaki bekçidir. En önemli işlevi bilinçaltını, yanlış izlenimlerden korumaktır. İyi şeylerin olabileceğini ve şu anda olmakta olduğunu düşünmeyi her zaman tercih edin
alıntı

Yaşadığım süre boyunca hep MERHAMETİMİN arkasından yürüdüm, beklentilerimi arkada BIRAKTIM. Kimseden bir şey BEKLEMEDİM, doğrusu bu …sanıyordum çünkü.
Yaşadıklarımı yaşayamadıklarımı İÇİMDE sakladım, SUSTUM bastırdım olsun dedim İNSANLIK bende kalsın.
Verdim, hep VERDİM karşılığını alıp alamadığıma BAKMADAN, aslında güçlü olmak değildi istediğim,
ama olmak ZORUNDAYDIM ve oldum……
Kendimi hep ERTELEDİM. Kimsenin beni anlamadığını bildiğim halde hayatıma girenleri bana verilmiş KUTSAL bir görev olarak gördüm. Herkesi mutlu etmek zorundayım ZANNETTİM. Benimde mutlu olmam gerektiğini UNUTMUŞUM.. Görevim
neyse en iyisini yapmalıydım ki VİCDANIM rahat etmeliydi. Birilerinin de bana karşı GÖREVLERİ
olduğunu hiçe saymışım oysa…
NE YAZIK Kİ; Karşımdakilerin EKSİKLERİNİ tamamlamaya çalışırken, onların HATALARINI görmeye vaktim kalmamış SANKİ. Beni ÜZMELERİNE bakmadan, karşılığında ne ALDIĞIMA ne hissettiğime ALDIRIŞ etmeden hep VERDİM..
Kendimi nasılda UNUTMUŞUM.. unutturmuşlar aslında. PARAMPARÇA olmuş KALBİME, doğruları
söylemeye çalışan BEYNİME, mutsuz YÜZÜME hep SUS dedim. Sen SUS.. Kendime HAKSIZLIK ettim,
kimseye etmediğim kadar. Kendime Geldiğimde ise YORGUN, yılgın, bitkin bir köşede saklanıp ağlayan ÇOCUK olarak buldum. Ve ona elimi uzattım diyebildiğim tek şey ” GEÇTİ “, bir daha seni kimse ÜZEMEYECEK. Şimdi senden ÖZÜR
diliyorum. Seni bu kadar HİÇE saydığım için, insanların seni bu kadar ÜZMELERİNE müsade
ettiğim için, seni hiç bir zaman DİNLEMEDİĞİM için, üzerine bu kadar SORUMLULUK yüklediğim için,
hakkın olan bütün duyguları sana YAŞATAMADIĞIM için…
Şimdi tekrar SÖYLÜYORUM. İNSANLIĞIMDAN, KALBİMDEN, DUYGULARIMDAN,
ÇOCUKLUĞUMDAN, HİSLERİMDEN çok ÖZÜR diliyorum…

Bazı ilişkiler olumludur ve ruh halinizi olumlu etkilerler. Bazıları ise sizdeki iyimserlik ve huzur duygusunu yok ederler. Ben böyle sizi k…urutan insanlara “duygusal vampirler” diyorum. Bu insanlar sadece fiziksel enerjinizi emmekten çok daha fazlasını yapıyorlar. Kötü niyetli olanları size kendinizi değersiz ve sevilemez hissettirebilir. Diğerleri size kendinizi kötü hissettirmek için küçük zararlar verebilirler. Örneğin, “ Birkaç kilo aldığını fark ettim, şekerim” ya da “Çok hassassın!” onların en sevdiği cümlelerdendir. Bir anda sizi güveninizi sarsacak, tehlikeli alanlara doğru sürüklerler.
Enerjinizi korumak için duygusal vampirlerle savaşmak gerekir. Bir duygusal vampirle karşılaştığınıza dair işaretler:
• Göz kapaklarınız ağırlaşır ve şekerleme yapma ihtiyacı hissedersiniz.
• Ruh haliniz bir anda düşüşe geçer.
• Sizi rahatlatan, bol karbonatlı yiyecekler yemek istersiniz.
• Kendinizi endişeli, depresif ve olumsuz hissedersiniz.
• Kendinizi eleştirilmiş hissedersiniz.
Duygusal vampir çeşitleri;
Narsist
Sloganları “Önce ben”dir. Her şey onlar hakkındadır. Abartılmış bir kibirleri vardır, dikkat çekmeye bayılırlar ve beğenilmeye ihtiyaç duyarlar. Tehlikelidirler çünkü empatiden yoksundurlar ve koşulsuz sevme konusunda hiç iyi değillerdir. Eğer bir şeyleri onların istediği gibi yapmazsanız, cezalandırıcı ve soğuk olurlar.
Beklentilerinizi gerçekçi tutun. Bu insanlar duygusal anlamda kısıtlı insanlardır. Böyle birine aşık olmamaya çalışın ya da onlardan koşulsuz sevgi beklemeyin. Hiç bir zaman sizin değeriniz onlara bağlıymış gibi düşünmeyin ve onlarla en saklı sırlarınızı paylaşmayın. Onlarla başarılı bir şekilde iletişim kurmak için, bir şeyin onların nasıl yararlı olacağını göstermelisiniz. Eğer zorunlu değilse bu can sıkıcı egosantrikle fazla muhatap olmamak en iyisidir, ama eğer ilişki kaçınılmazsa bu yaklaşım işe yarar.
Kurban
Bu vampirler “zavallı ben” tavrıyla sinirlerinizi yıpratırlar. Dünya her zaman onların karşısındadır ve bu da mutsuzluklarının ana sebebidir. Sorunlarına bir çözüm önerdiğinizde her zaman sizi şöyle yanıtlarlar “Evet ama…” Onları arayıp sormaktan vazgeçme ya da onların aramalarını görmezden gelme noktasına gelebilirsiniz. Arkadaş olarak yardım etmek isteyebilirsiniz ama hüzün dolu öyküleri sizi yorabilir.
Nazik fakat kesin sınırlar koyun. Kısaca dinleyin ve arkadaşınıza veya akrabanıza “Seni seviyorum ama eğer çözümü tartışmak istemiyorsan, seni ancak beş dakika dinleyebilirim” deyin. Söz konusu iş arkadaşınızsa “Senin için her şeyin iyi olmasını tüm kalbimle dileyeceğim” deyin ve ardından “Umarım anlarsın, yetiştirmem gereken bir iş var ve ben çalışmaya dönmek zorundayım” diye ekleyin. Bunun iyi bir zaman olmadığını belirtmek için vücut dilinizi kullanabilir; göz kontağını keserek veya kollarınızı birbirine kavuşturarak sağlıklı sınırlar koyabilirsiniz.
Denetleyici
Bu insanlar takıntılı olarak sizi kontrol etmeye ve nasıl olmanız ve hissetmeniz gerektiğini size dikte etmeye çalışırlar. Her şey hakkında bir fikirleri vardır. Eğer davranışlarınız onların kitabına uygun değilse, duygularınızı geçersiz kılarak sizi kontrol etmeye çalışırlar. Çoğu zaman “Aslında senin neye ihtiyacın var, biliyor musun?” diye cümleye başlarlar. Sonunda hükmedilmiş, küçültülmüş ve değersizleştirilmiş hissedersiniz.
Başarının sırrı denetleyici kontrol etmeye çalışmamaktır. Sağlıklı bir şekilde girişken olun, ancak onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeyin. Şöyle diyebilirsiniz “Tavsiyene değer veriyorum ama bunu gerçekten benim kendi kendime halletmem gerekiyor.” Güvenli olun ve kurbanı oynamayın.
Sürekli konuşan
Bu insanlar sizin hislerinizle ilgili değildirler. Onlar sadece kendileriyle ilgilenirler. Lafa girebilmek için bir boşluk beklersiniz, fakat o an hiç bir zaman gelmez. Ya da bu insanlar size fiziksel olarak o kadar yaklaşırlar ki, neredeyse üstünüzde nefeslerini hissedersiniz. Siz geriye gidersiniz ve onlar size bir adım daha yaklaşır.
Bu insanlar sözsüz ipuçlarına cevap vermezler. Yapması zor olabilir, ama sözlerini kesmeli ve konuşmalısınız. 2-3 dakika dinleyin ve sonra kibarca “Sözünü kestiğim için kusura bakma ama, başka insanlarla konuşmam gerekiyor ya da randevum var ya da tuvalete gitmem gerekiyor.” Bunlar “Kes sesini, beni deli ediyorsun!” diye bağırmaktan çok daha yapıcı taktiklerdir, aklınızdan geçenler tam olarak bunlar olsa da. Eğer bu bir aile üyesiyse, kibarca “Eğer bana da söz hakkı tanırsan, belki ben de aramızdaki diyaloga bir şeyler ekleyebilirim” diyebilirsiniz. Eğer bu nötr bir şekilde söylersiniz, anlaşılma ihtimaliniz artar.
Drama kraliçesi
Bu insanların küçük olayları abartarak onlardan dört başı mamur dramalar çıkarmak konusunda doğal yetenekleri vardır. Hastalarımdan Sarah, işe devamlı geç gelen bir eleman aldığında, bu durumdan muzdaripti. Bir hafta, söz konusu elaman grip oldu ve “neredeyse ölüyordu”. Ardından arabası park yerinden çekildi! Bu çalışan ofisi terk ettiğinde Sarah kendini kullanılmış ve yorgun hissediyordu.
Drama kraliçesi, ağırbaşlılıktan nasibini almamıştır. Sakin olun. Derin nefes alın. Bu size onların etkisine girmekten alıkoyacaktır. Kibar fakat kesin sınırlar koyun. Örneğin “Bu işi istiyorsan, zamanında burada olmalısın. Başına gelen talihsizliklerden dolayı üzgünüm, ama iş önce gelir.
İlişkilerinizi geliştirmek ve enerji seviyenizi yükseltmek için, hayatınızda kimlerin sizin enerjinizi emdiği, kimin enerjinizi yükselttiği hakkında bir keşfe çıkmanızı öneririm. Size iyi gelen insanlarla daha çok vakit geçirin ve sizin enerjinizi emenlere karşı sağlıklı sınırlar koyun. Bu hayat kalitenizi artıracaktır.
alıntı

Bir gülümseme ; sevginin ve insan olmanın anahtarıdır.
Bir gülümseme ; iç dünyamızın güzelliklerini , dışa yansıtır.
Bir gülümseme ; bir külfeti yoktur , faka…t çok şey kazandırır.
Bir gülümseme ; evde saadet , iş yerinde başarı.
Bir gülümseme ; başkalarına ikramda bulunmak demektir.
Bir gülümseme ; vereni fakirleştirmeden , alanı zenginleştirir.
Bir gülümseme ; bir an sürer , bazen ise ebediyen yaşar.
Bir gülümseme ; yorgun olan insanı dinlendirir.
Bir gülümseme ; ümitsiz olana neşe ve hayat bahşeder.
Bir gülümseme ; karanlık bir çehreyi aydınlatabilir.
Bir gülümseme ; satın alınmaz , rica ile elde edilemez.
Bir gülümseme ; ödünç verilmez , çalmak da mümkün değildir.
Bir gülümseme ; kendiliğinden verilmedikçe işe yaramaz.
Bir gülümseme ; ona ihtiyacı olanlara ilaç gibi gelir.
Bir gülümseme ; sevgi köprülerini sağlamlaştırır.
Bir gülümseme ; bazen bir hayat kurtarır.
Bir gülümseme ; bazen bir savaşı da önler.
Bir gülümseme ; bazen gülümseyemeyeni gülümsetir.
Bir gülümseme ; sadaka yerine geçer , sevap kazandırır.
Bir gülümsemeyi , gülümsemeye ihtiyacı olana bol bol verin.
Bir gülümsemeye, gülümseyemeyenlerin ihtiyacı olduğunu unutmayın!
Bir gülümseme ; için hiç kimse , ona ihtiyaç duymadan yaşayacak kadar zengin ve kuvvetli değildir.
İKİ İNSAN ARASINDAKİ EN KISA MESAFE GÜLÜMSEMEKTİR…
Alıntı

İnsan kendi iç sesinden ve yakınındakilerden hep güzel sözler işitmek ister. Farkındalığı azsa kötü huylarını görmez, iç sesini duyamaz bile. Birbirimize yapıcı eleştiride bulunmak bir rehberlik biçimidir. Kırıcı olmadan, yumuşak bir enerjiyle, duygudaşlık kurarak söylediğimiz yapıcı eleştiriler etrafımızdakiler için kapı açabilir. Fark etmediği bir huyunu fark etmesine yol açabilir ama yine de dikkatli olun çünkü kimse eleştirilmekten çok hoşlanmı…yor.
Gelelim kendimizi eleştirebilme yeteneğimize yazının konusu bu. Çoğunuzun temiz bir iç sese sahip olduğuna eminim sorun onu ne kadar işitmek istediğimiz.
Hani doymuşken “ikinci tabağı yeme” diye yumuşakça fısıldayan, öfkeliyken “şimdi konuşmak için iyi bir zaman değil, sus” diyen, sürekli şikâyet ederken “teşekkür ederim” diyen o ılımlı, yumuşak ses…
Daima işbirliği içinde olmayı seçen, sağduyulu, iyileştirici olan bu ses hükmedici değildir ama söylediklerini dinlemek istersiniz. O yapma derken yaptığınızda ve sonuçları görünür olduğunda “keşke o sesi dinleseydim” dersiniz. Bilirsiniz ki o ses hiç yanılmaz; çünkü varlığınızın bilge yanıdır…
Bazen sizi karşısına alır ve en yakın dostunuz gibi söyleşir. Bazen “güzel çocuk” der bazen “evlat” der. Daha az uyumanızı, daha çok kitap okumanızı, şikayet etmek yerine şükretmenizi, doyunca yemeyi bırakmanızı, öfkelendiğinizde susmanızı, tembelleştiğinizde hareket etmenizi tatlı bir sesle size anlatırken onu dinlemek güzeldir.
Asıl iş söylenenleri unutmamak, hatırlayarak yaşamaktır. Oysa bizler çoğu zaman o sesi dinlemeye bile tahammül edemeyiz. Kendimizi şifalandırma yeteneği ellerimizde un ufak olur çünkü iyileşme süreci kendini tanımak ve sorunları çözmeye istekli olmakla başlar.
Bu andan itibaren o temiz sesi işitmeye niyet edelim. Her zaman eleştirmediğini de ekleyelim. Bazen yaptığınız güzel işler için “aferin sana evlat” ya da “iyi iş çıkardın ortak” diyen de onun sesidir.
nazlı akın heart ifade simgesi
Diğer parazitler kadar zarar veren ve ne yazık ki “Bilimsel Metotlar” içinde yer alamayan bu parazitler, mikroskobik ortamda bile gözle görünmez, duyulmaz ve modern cihazlarla da saptanamazlar. Biz…im enerjimizi kullanan suptil enerji oluşumlarıdır; bizim bilmemiz gereken ise onların var olduğu ve sağlığımızı tehdit ettiğidir.
Hemen her yerde, otobüs, tren, iş yeri, alışveriş merkezleri ve sığınağımız olan evimize kadar, kısaca insanın olduğu her yerde bulunurlar ve varlıklarını sürdürebilmek için bir başka varlığa, “insan enerji alanına” ihtiyaçları vardır. Kendi enerjilerini üretemezler. Buraya kadar yazdıklarım hiç hoş değil, onlardan nerdeyse kaçış yok gibi. Ancak onları tanımasak ve kabul etmesek de onlar var ve biz insanlara karşı 2:1 galipler; “ENERJETİK ASALAK “ denen bir varoluş sistemini bilmediğimiz sürece.
Sebebini bir türlü bulamadığımız, modern tıp teknolojisinin henüz yakalayamadığı; çok geç iyileşen veya hiç iyileşemeyen, sinirsel, psikolojik deyip geçmesini beklediğimiz birçok ağrının sebebi bu ASALAKLAR olabilir. Bilimsel olmayan bir boyuttan, bilimsel olan boyuttaki fiziksel bedenimizi etkilerler. Onların varlığını bilmeyen ya da kabul etmeyen otoritelere ve çok gelişmiş teknolojik cihazlara adeta nanik yaparlar; taa kii bir yeniçağ Robert Koch’u çıkıp “Mokro&Mikro-Kosmoz-Galactic- Energybodyscanner” falan gibi isimli bir cihaz geliştirene ve bir zamanların mikropları nasıl mikroskop altında yakalandıysa enerjitik parazitler de bu şekilde görüntü alanımıza girene dek.
Bu asalakları klasik bilgilerle şimdilik saptamak olanaksız olsa da onların varlığını bilmek 2:1 lik galibiyeti 1:1 lik bir beraberlik durumuna getirir.
Şu ana kadar bilmiyordunuz; şimdi biliyorsunuz!
“Her şeyi yaptık, denedik; iyileşmiyor, ağrı bir türlü geçmiyor!” Diyorsanız, “Öyleyse bir de enerjisel parazit var mı?” bir bakın..!
Bu parazitler enerji alanımıza girip orada yaşarlar. Enerji alanımızdaki enerji onların gıdasıdır ve iyice güçlendikten sonra yavaşça fizik bedene geçip enerjitik varlıklarını kist, ur gibi fiziksel oluşumlara çevirirler. Eğer enerji alanındayken ağrı yapıyorsa şanslısınız, onu bulup çıkartabilirsiniz. Ağrı yapmıyor ve bu konuda hiçbir şey bilinmiyorsa sinsice fizik bedene geçecektir. Şanssızlık, onların varlığını bilmemek ve farkında olmamaktır ki bu da onların varlıklarını enerji alanımızda rahatça sürdürmelerine olanak sağlar.
Bu parazitlerle nasıl başa çıkabiliriz?
Onlardan korunmanın ve enerji alanımızı temizlemenin birçok yolu var.
Parazitlerden korunmak ve onları temizlemek için çok etkili olan “Ra-Sheeba” enerjisi ile çalışmaktır. Böyle bir şeyin adını bile duymadım, üstelik enerjilerle hiçbir işim yoktur diyenlerdenseniz; size bilimsel bir yöntem olan Acmos’u öneririm. Acmos Lecher anteni 9, 9.1 ve 9.8 atu da enerjitik parazitleri temizler. Öyle bir antenim yok, nasıl çalıştığını da bilmem, derseniz;
Kendinize bir “enerji beden terapisti” bulun, ki bu terapistlerin Türkiye’de sayısı çok azdır. Bu durumda eğer isterseniz siz kendi kendinizin terapisti olup kolları sıvayabilirsiniz. Şöyle ki;
Sebepsiz, bir türlü iyileşmeyen ağrılı bölgenin üstünde birkaç santim yukardan elinizi görünmeyen bir şeyi yakalayacak bir kıskaç gibi dolaştırın ve tercihen duyulabilen bir ses tonu ile enerjisel asalaklara seslenin
(seslenirken söyleyecekleriniz sizin inancınıza kalmış)
Bu çok önemli, enerji alanında bir çalışma yaparken, yine kozmosun yaratmış olduğu bir başka varlığa sesleniyorum ve bunu evrenin veya kozmosun izniyle yaptığımın bilincinde olduğumu belirtiyorum; sonra, “Burada bulunan enerjitik parazitlere sesleniyorum!” “Şu anda yanlış bir yerde bulunuyorsunuz! Ben enerji alanımı sizinle paylaşmayı düşünmüyorum. Sizi sevgiyle bulunduğunuz yerden alıyorum; (bunu söyleyip kıskaç gibi duran elimi kapatıp, enerjitik parazitinin sanal varlığını avucuma alıyorum), sizi evrene değişim dönüşüm için geri gönderiyorum.” Diyerek avucumun içine üflüyorum. Şimdi enerji alanımda bir boşluk oluştu. Evrensel yasalarda boşluk hiç sevilmez, oraya başka bir şey dolmadan devam edip boşalan yeri Reiki ile dolduruyorum. Reiki’ye diğer bir alternatif de “burada boşalan alana Beyaz Işık enerjisini davet ediyorum” diyerek boşluk beyaz ışık enerjisi imgelenerek doldurulabilir.
Bütün bunları yaparken biraz modern üfürükçü gibi görünmeyi göze almak gerekebilir, ya da ne yaptığımız doğru anlaşılıncaya kadar bizi hiç kimsenin görmemesi de bir seçenek.
BÜTÜN BUNLAR ÇOK GARİP, SAÇMA VE KOMİK Mİ?
Bunlar çok garip gelebilen , bize öğretilmeyen , öğretecek olan kişilerin de bilmediği gerçeklerdir ki; asalaklar bizim onları bilip bilmediğimize bakmadan hepimizin sağlığını tehdit ederler. Dişlerimizi fırçalamak gibi enerji alanımızı da arındırmak en doğal hakkımız fakat belki daha uzun bir süre bu hakkı kendi kendimize bile vermeyeceğiz ve bu süreçte birkaç saniye içinde enerji alanımızı terk edecek asalaklar, bizi kremalı bir pasta gibi yemeğe devam edecekler.
Tırtılın sindirim sistemi kadar enerji alanımız hakkında ve makro mikro evrenin yasalarını, enerji sistemlerinin varoluş ve insanlarla olan etkileşimlerini bilimsel ortamlarda araştırabilseydik belki bugün bir çok hastalık ve ağrı hiç varolmazdı. Her bir varoluşun; insan, hayvan, bitki, ses, renk, müzik, duygu , düşünce, hastalık, yani her şeyin bir titreşim olup bir dalga boyu olduğunu bilebilseydik; Harflerin, sayıların tek başlarına veya art arda sıralanmış formlarının seslendiklerinde nasıl bir titreşim yarattığını ve bu enerjinin farklı alanlardaki diğer titreşimlere nasıl üstün geldiğini bilseydik belki de duaların bile ne kadar yüksek teknolojik şifa değerleri olduğunu bilebilirdik.
Bu yeni çağda artık daha fazlasını bilmek, yüzleşmek ve çok geniş bir yelpazeden çareler aramak durumundayız. Bir türlü geçmeyen bir çok hastalık var! Bu hastalıkların kökeninde enerjitik parazitler varolabilir; ve sadece bu saklambaç oyununda sobelenmeyi bekliyorlar. Onların farkındaysanız, zayıf taraflarını da tanıyorsunuz demektir ve onları evrene geri gönderin. 1:0 Galip gelin! Biz güçlüyüz, enerji alanımıza giren asalaksa güçsüzdür. Zaten enerjisi yok, bizim enerjimize ihtiyacı var, VARLIĞINI sürdürebilmek için. Bizim zihnimizde, ses frekansımızda ona yönlendirdiğimiz bilinç üstünlüğümüze ve komutlarımıza uymak zorunda; “ENERJİ DÜŞÜNCEYİ İZLER” Bilin, farkında olun ve yapılması gerekeni yapın!
Enerjitik asalaklarla ilgili henüz önerebileceğim internet site adresleri yok . Bu konuda önereceğim, Cemal Bencan’ın kolay anlaşılır ve adına çok uygun olan “Zulmaniler” adlı kitabıdır.
Birçok kez “enerjitik parazitlerin” varoluş sebeplerini düşündüm, hiçbir şeyin sebepsiz yaratılmadığı evrenimizde onların da bir amacı, bu gezegendeki evrimimiz ve öğrenimimiz için büyük bir görevleri var bence; Onlar, “Bilimsel olmayan” veya “beş duyumla algılamıyorsam, öyleyse yoktur” diyen anlayışa enerji alanı ve enerjitik varoluş kavramını öğretmek, deneyimletmek ve diğer boyutları tanıtmak için var olan öğretmenlerdir, diyorum.
Sessiz ve bilgece, temiz enerji alanları olan, ve nasıl koruyacağını bilen bilinçli insanlar olarak hastalıkları sadece dijital ansiklopedilerden hatırlayacağımız ışık ve mutluluk dolu bir geleceğe doğru bir adım daha atmış olma niyetiyle!
“Yeni bir fikir önce saçma diye lanetlenir, sonra önemsiz diye bir kenara atılır ve en sonunda herkesin bildiği bir şey haline gelir.”
_____William Demet Alkan James
Maddi unsurları zaten biliyorsunuz; yaşınız, kilonuz, cinsiyetiniz gibi şahsınıza ait veriler. Maddi unsurları tanımlamada bir… zorluk olduğunu düşünmüyorum. Esas sıkıntı manevi olarak, “siz kimsiniz” sorusuna cevap bulmak.
İşte cevaplar ;
1. Ben Zamanım:
En önemli cevap budur; ben, zamanım. Doğumdan ölüme yaşanan her dakika sizsiniz. Doğmamışsan veya ölmüş isen “Ben kimim” sorusunun bir anlamı yoktur.
Yaşadığın zamanla ne yapıyorsa, işte o sensin. Yaptıklarının nevi, senin kimliğini oluşturur. Zamanını nasıl harcıyorsun? Bu soruya verdiğin cevap “ Sen kimsin” sorusuna verdiğin cevaptır.
Bu anlayışla “değişimin” ana açıklaması da “yaşamınla ne yaptığın” sorusuna verilen cevabı, istediğin yönde değiştirmektir.
Hayatındaki belirli bir zaman aralığının, saatin, günün, ay veya yılın geçişini umursamıyorsan, bil ki kişiliğine büyük bir saldırı yapıyorsun. Yaşadığı zamanı önemsemeyen, kendini umursamıyor demektir. Bu konuda hedefimiz, her bir dakikayı önemsemek ve planlamaktır.
2. Ben İlişkilerim:
En çok ilişki kurduğun, konuştuğun, paylaştığın kişiler kısaca yakın çevren “Ben kimim” sorusuna verilecek ikinci önemli cevaptır.
Sen; ailensin, arkadaşlarınsın, iş çevrensin. Bu insanlarla kurduğun iletişim kalitesi, sana karşı tavırları, senin yaklaşımın, senin kişiliğini oluşturan ana unsurlardır. Bu noktada yaptığın seçimler, seni belirler.
Ben ısmarlamadım ki deyişinizi duyar gibiyim. Fakat bu, başka bir tartışma konusu olur. Konuyla ilgili atasözümüz bile var; “ Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”.
Eşinden, arkadaşlarından, iş çevrenden sana karşı yapılan muamele ve senin onlara karşı tutumun, aynı karakteristik özellikleri taşıyor ise işte sen o’sun. Ama farklı karakteristik özellikler taşıyor ise, sen’i tanımlamak zorlaşır. Ana konudan uzaklaşmak pahasına bu hususu biraz daha açmak istiyorum:
İşte, evde, veya okulda birbirinden farklı tipler çiziyorsan, ilk başta önemsiz gördüğün bu durum, zaman içinde önemli olacak ve sen; evdeki, işteki veya okuldaki tutumundan birini tercih etmek zorunda kalacaksın. Hangi tarafta daha olumlu bir geri bildirim alıyorsan, artık o tarafta bulunmak isteyeceksin. İşte örnek;
Lisedeyken bir öğretmenimiz çok otoriterdi. Sınıfta çıt çıkmazdı. Öğrenciler koridorda onunla konuşurken istemeden sıraya girerlerdi. Sanki vekaleten müdür muaviniydi. Bu kıdemli öğretmenimiz genç öğretmenleri de korurdu. Malum genç, tecrübesiz öğretmenlerin derslerinde Lise 3’ler azıya alır. İşte bizim öğretmenimiz de bu durumlara müdahale eder, genç öğretmenleri korurdu.
Ben, kütüphane görevlisi olduğum bir gün, istemeden bu öğretmenin karısıyla yaptığı bir telefon konuşmasına tanık oldum. Aman Allah’ım ! o yeleli aslan gitmiş yerine sarı civciv gelmişti. Karısına, o gün yaptıklarını, tane tane rapor ediyordu. Karısı karşı tarafta sesini yükselttikçe, bizimkinin sesi kısılıyordu. Şok oldum. Adam o kadar abarttı ki, okul içinde yapacağı nöbetçi yürüyüşünün krokisini bile, bitireceği zaman dahil anlattı.
Sonra ne mi oldu. Zaman içinde bu öğretmen, tabi ki otoriter olduğu, kendini iyi hissettiği tarafı seçti; karısından boşandı, genç bir stajyer ile evlendi…
İlişkiniz sizi tanımlar; doğru ilişki, doğru insan yaratır.
3. Ben İş’im :
Seçtiğiniz iş ve onun unsurları sizi belirleyen etmenlerin üçüncüsüdür. İşimiz neden bizi belirliyor? Bir kere zamanımızın çoğunu işimizde harcıyoruz. Hırslarımız, hedeflerimiz, ideallerimiz onunla belirleniyor. İş dünyasında edindiğimiz tutum ve davranışlar genel karakterimiz oluyor. Yanlış iş, yanlış insan yaratır. İş, içine giren adamı kendine benzetmezse; mutsuz eder.
4. Ben Düşünce’yim/Ben davranışım :
Tarih içinde “ Ben kimim” sorusuna en çok düşünce ve felsefe bağlamında cevaplar verilmiştir; hatta en meşhuru, ünlü Fransız filozof Descartesin Latince yazımıyla “Cogito ergo sum” olarak da bilinen ünlü sözü:
Düşünüyorum öyleyse varım.
Yani “Ben” ile “Düşünce” aynı tutulmuştur. Maalesef bu yaklaşım halka inmemiştir. Çünkü düşünce (hayat felsefesi) uygulama alanı bulamadığı zaman bir hiçtir ve Ben’i tarif etmekten uzaklaşır. Tarihte çok az insan önce düşünüp sonra yaşamıştır. Belki 68 kuşağı böyle bir kuşaktı. Doğrusu da budur. Önce felsefeyi oturtmak, sonra karar vermek, sonra tasarlamak ve sonra icra etmek. Benim amaçlarımdan birisi de böyle bir toplum yaratılmasına katkıda bulunmaktır.
Ancak uygulamada insanlar, yaşamışlar ve yaşadıklarına göre kendilerini dolayısı ile düşüncelerini oluşturmuşlardır. O yüzden pratik bir yaklaşım göstererek önce davranışı değiştirip, sonra felsefeyi oluşturmak, yani binlerce yıldır olageleni devam ettirmek daha mantıklı gözüküyor. Aynı çocuklarımızı eğitir gibi, yetişkinleri de iyi örneklerle ve bazı davranışlarını ödüllendirerek, bazılarını engelleyerek eğitmekte fayda var diyorum.
Kendi hayatımızı da bu açıdan incelersek; değişmek için önce ve hemen davranışlarımızı değiştirmeliyiz. Felsefi alt yapısı sonrada oluşacaktır. Bu paralelde “Ben Kimim ?” sorusuna verilecek son cevabımız; “Ben davranışım” olacaktır.
Saygılarımla.
Umut Ahmet TARAKCI
Saygın bir firmada yönetim işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe almışlar. Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece düşünce sistemi önemli.
Soru şu: … Karanlık yağmurlu bir gece yağmur yağıyor fırtına var gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00′ de tek başınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz. Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor. Birincisi bir doktor sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış. İkinci kişi çok yaşlı ve hasta neredeyse ölmek üzere olan birisi. Üçüncüsü hayatinizin rüyası her zaman tanışmak için can attığınız birisi. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız?
Soruyu iyice düşünün ve en iyi cevabı verin.
(cevap vermeden alt bölümlere geçmeyin.)
Görüşmecilerden bazılarının cevabı şöyle olmuş:
A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm
B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım
C. Manen düşünürsem tabi ki hasta adamı alırdım fakat kendi geleceğim ve hayatım için her zaman tanışmak istediğim hayatımın rüyasını alırdım.
Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alisi var
Bu görüşmede cevapların % 90′ i “yaşlı adamı alırdım” olmuş olmuş; ama sadece bir kişiyi işe almışlar.
O kişinin cevabı acaba nasılmış?
(Biraz düşünün ve sonra aşağısını okuyun.)
Arabadan inip anahtarı doktora veririm doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı kişiyi de hastaneye yetiştirip iyileştirebilir.
Böylece ben de hayatımın insanıyla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanıma fırsatını elde edebilirim.
Bu cevapla o kişi hemen işe alınmış.
İnsanoğlu tabii olarak bencildir bütün verilen diğer cevaplarda kimse arabasını vermeyi akıl edememiş
OKUDUYSANve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN?
alıntı
Hayatta daha mutlu ve huzurlu olan insanların daha az sorunları yok bence, sadece stresi daha iyi yönetebiliyorlar, bunun içinde belli rutinleri… uyguladıklarını gözlemliyorum, rutinler bazen iyidir. Yaptığım gözlemler neticesinde stresi yönetmek konusunda bazı öneriler belirledim, bazıları sizin için de yararlı olabilir.
1) Doğru nefes almak
Derin nefes alın, karnınız şişsin.
2) Fizyolojinizi değiştirin
Dik durum, yukarı bakın ve gülümseyin.
3) Güne güzel bir ev kahvaltısı ile başlayın
Bir kaşık bal veya reçel ile bitirin.
4) Yavaş yemek yemeyi öğrenin
Yediğiniz şeylerin tadına varın, hayatın tadına varın.
5) Sosyal Medya perhizi yapın
Sosyal medyaya ayırdığınız zaman günde 1 saati geçmesin.
6) Şükretmek ve takdir etmeyi rutin hale getirin
Özellikle sabahları ilk uyandığınızda şükretmek için zaman ayırın.
7) Bol su tüketin
Günde en az 5 bardak kadar su içmeye çalışın.
8) İçki ve sigarayı bırakın ya da azaltın
Sandığınızdan daha fazla enerji tüketiyorlar.
9) Etki alanına odaklanın
Ben bu konuda ne yapabilirim, yapmak istiyor muyum?
10) Doğada zaman geçirin
Hiç kimsenin bilmediği bir yerde bir tohum ekip arada sırada büyümesini kontrol edin.
11) Sosyalleşin
Ailenizle, arkadaşlarınızla daha fazla zaman geçirin. Yakın bir dostunuzla haftada bir saat yüz yüze sohbet edin.
12) Çay kahve tüketimini sınırlandırın
Nane ve papatya gibi bitki çayları için.
13) Egzersiz yapın
Yürüyüş yapın, günde 15-20 dakika bile önemli fark yaratabilir.
14) Daha çok gülümseyin
Çocuklarla daha fazla zaman geçirmenin bir yöntemini bulun, gülümsemek konusunda bizden kesinlikle daha iyiler.
15) Hayal kurun
Sevgi ile kalın.
mert çuhadaroğlu

Angut’un Sadakati
Birisi bize “Angut” dese bozulur belki kavga ederiz.
Aslında angut’un hikayesi çok duygusaldır.
Bilir misiniz?…
Angut kuşları, eşi öldükten sonra başka bir kuş ile çiftleşmeden
Hayatının sonuna kadar yas tutar!
Angut, ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde evcilleştirilebilen bir yaban kuşudur.
Angut sözcüğüyle adlandırılan bu kuş türü,
Adeta eşe Sadakatin de simgesidir.
Oysa “Angut”
Türkçede mecazi olarak
Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir
”Kaba saba, ahmak” anlamında da kullanılan
Biri laftan anlamayınca, boş boş bakınca
Ya da bir insan aptallık edince hemen
‘Angut musun?’ der günümüzün insanı
Angut’un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde.
Özelliği nedir bilir misiniz?
Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir Yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika Bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan
O da ölene kadar onun başucunda bekleyen
eşine ölümüne sadık bir canlıdır
İşte bu canlının yaptığı en büyük
‘Angut’luk budur.
Ayrıca
Bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir,
arada bir görülen bir şey değildir.
Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının
Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen
Eşinin Ölüsünün başında bekleyen
Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz.
Hani derler ya ‘Angut gibi bakmasana’ diye…
Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine.
Bundan sonra bazılarına ‘Angut’ demeden önce
Bir kere daha düşünün.
Bir “Angut” bile olamayan
O kadar çok insan var ki artık günümüzde.
ALINTI
Bu yazım ”Ben çok negatif bir insanım, hep kötü şeyler düşünüyorum, kafamda sürekli kötü senaryolar kuruyorum. Kendime çok kız…ıyorum ama bunu yapmayı bir türlü durduramıyorum!” diyenler için…
Siz de bu kişilerdenseniz ve olumsuz düşüncelerinizi olumluya çevirmek niyetindeyseniz bu önerilerime kulak verin:
Olumsuz düşünmekten dolayı kendinize kızmayı bırakın: çünkü kendinize kızmanız enerjinizin daha da düşmesine yol açar.
Olumsuz düşünmekte olduğunuzu fark edin: Olumsuz düşünmeye başladığınızı fark etmeniz gerekir, daha da önemlisi bunu derin düşüncelere dalmış ve bir senaryoda yol almaya başlamışken yapmanız gerekir çünkü fark etmek olumluya geçmek için ilk başarılı adımı atmak demektir. Fark edin ve fark ettiğiniz anda kendinizi takdir edin.
Yukarı bakın: Olumsuz düşünmekte olduğunuzu fark ettiğiniz anda başınızı yukarı doğru kaldırın çünkü insanlar genellikle ağlarken aşağıya, gülerken yukarıya bakarlar; bu minik hareket enerjinizin hemen değişmesini sağlayacaktır.
Kendinizi gülmeye zorlayın: Saçma da gelse kendinizi gülmeye zorlayın. Dişleriniz iyice görünene kadar dudaklarınızı yanlara doğru gerin, gözlerinizi kısın. Zorla da olsa bunu yapın. Bu mekanik bir gülme hareketidir ve olumluya geçiş yapmanızı sağlar. Gülme kasları çalıştığında beyinden mutluluk sinyalleri yayılacak, beden de buna ayak uydurmak için mutluluk hormonları salgılamaya başlayacaktır.
Derin bir nefes alın: Ciğerlerinizin tam olarak dolduğunu hissedene kadar derin bir nefes alın, dudaklarınız büzün, nefesinizi, uzun sürede ve ‘huh’ sesi çıkararak bırakın. Bu da bedende tıpkı yukarıdaki gibi etki yaratacaktır.
Sizi neşelendiren müzikler dinleyin: Herkesin dinlerken kendini iyi hissettiği, içini nedensiz bir mutlulukla dolduran bir müzik vardır. Hemen onu açın, kendini ritme bırakın, serbestçe dans eder gibi sallanmaya başlayın. Güzel bir müzik olumsuz tüm düşünceleri dağıtır ve enerjinizin pozitifte kalmasını sağlar. Eğer dans edecek bir ortamınız yoksa içinizden gelen bir melodiyi de mırıldanabilirsiniz.
Ve olumsuz düşünceleri dağıtmayı başardıktan hemen sonra gerçekleştiğinde sizi çok mutlu edecek bir hayal kurun, ona odaklanın; onu genişletin. Böylece gittikçe daha iyi senaryolar yazmaya başlayacaksınız.
Bunları yapın; bir süre sonra zihninizi hep böyle yapması gerektiğine inandırmış olursunuz.
Herkesin olumsuz düşüncelerden bir an önce uzaklaşması dileğiyle…
Sevgiyle…
Özlem Hatipoğlu