Ne muhteşem bir dua…içimden geçenleri söylenmiş buldum.

11057845_1430467697247584_3745554589566593221_n[1]

“Tanrı’m iyi insanların da dârıdünyada dolandığı ümidini benden esirgeme. En şımarığının dahi gözünde efendi bir sözün beni beklediğine, en kalasının bile yüreğinde incitilmiş bir sabi gizlediğine, en kibirlisinin hele karakterindeki delikleri dikmeyi denediğine inanayım. Hala mütevazılığın edeple, esefle, inatla hüküm sürdüğüne katılayım.

Tanrı’m insan evladının baharından vazgeçmeme izin verme. Sanatın merhem, hayatın muhik, kabiliyetin mahcup olduğuna inanmaktan vazgeçmeme; hakikatin sersem, sabahların hantal olduğunu zannetmeme… Ben yine diyeyim ki iyi insanlar yakalarına karanfil takacaklar. Sadece arsızlar, hırsızlar, haydutlar terbiyesizce bağıracaklar. Sadece iyi insanların topraklarına yağmur yağacak. Toprak sadece temiz kalplilere mahsul bağışlayacak. Yani: bahar sürecek, bahar kalacak, bahar tutacak. Yani Tanrı’m…

Ne ben on sene evvelki siyah beyaz listeler tutan genç kadınım. Ne bu yaş benim dualardan vazgeçmek yaşım.

Tanrı’m, ben ıssızlıkta yankı tutmam.

Beni temiz yürekli kalabalıkların ihtimaline emanet bırakın.”

Dilara Omur

Hiç kimseye kendini kanıtlamak zorunda değilsin.

10635916_670802166380075_93218546154171236_n[1]

Hiç kimseye kendini kanıtlamak zorunda değilsin.
Hiç kimsede sana kendini kanıtlamak zorunda değil.
Kurduğun cümlelerdeki kelimeleri iyi seçte karşındakinden ağır bir tepki geldiğinde ” ben ona bişey dememiştim ki ” gibi ağlanıp sızlanm…a…
Ve sen sana söylüyorum.
Yürüyeceksen ” o ne der, bu ne der ” diye düşünmekten vazgeç.
Bas ve yürü.
Yürümeyeceksende, ” ben aslında onu düşünüyorum, onun iyiliği için yürümüyorum ” gibilerinden ne kendini ne de başkalarını zan altında bırakma.
Çıktığın bu yolda seni tökezletmek için umulmadık girişimler göreceksin. Gerek yakınların gerek kırk kat yabancılar ” ama aslında öyle, aslında böyle ” gibi gibi gibi bir sürü toplum bilinci safsatası ile sana saldıracaklar.
TAKILMA VE BİR AN BİLE DURAKSAMA.
Eğer senin önüne geçiyorsa yıkılması gerektiği ve kendini senden küçük hissedip, senin yükselmeni istemediği içindir.
YIK VE GEÇ
EĞER DURMAYI SEÇERSENDE, ARTIK YÜRÜYEMEYECEK HALE GELİP BİR GÖZÜNÜ TOPRAĞA DİKTİĞİNDE ” Çok denedim ama OLmadı ” deme sakın.
Evet çok denedin ama her seferinde ilk engelde vaz geçtin !!!
SEÇİM SENİN.
Ya kendi hayatını yaşarsın yada, onun bunun öğretileri ile dolu ASLINDA BOŞ BİR HAYATI.
Şimdi kalk ve hayallerinin peşinden koşmaya başla !!!-alıntı-

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

CANIM ÇOCUĞUMA MEKTUP

1907516_10153176832467510_6759826711997461443_n[1]

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün sabırlı ol ve lütfen beni anlamaya çalış. Yemek yerken üstümü kirletirsem üzerimi değiştirecek gücüm yoksa lütfen sabırlı ol.
Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla…
Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam, sözümü kesme beni dinle.
Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum.

Banyo yapmak istemezsem eğer, beni utandırma ya da azarlama…
Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla. Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı. Eğer hatırlayamazsam, sinirlenme, çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.
Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim. İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi, yaşamı göğüslemeyi…

Yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver.
Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi.
Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde ve ölmek istediğimi, kızma.

Bir gün anlayacaksın. Yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış.

Bir gün şunu anlayacaksın: hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve senin yolunu hazırlamaya çalıştım.

Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın yada güçsüz hissetme kendini.
Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.
Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum çocuğum.

(Paylaşalım ki tüm çocuklar okusun.)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.Göreceğiniz manzaraysa şudur;

11066619_872391706157523_3783525508773165124_n[1]

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.

Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır!
Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.

Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir.

Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a.

Cami küçücüktür.

Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır.

İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana.

İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin.

Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.

Göreceğiniz manzaraysa şudur;

Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar!

Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.
Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır!..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUTLU BİR YAŞAM İÇİN ÖNERİLER

10374994_871926679537359_980887704535426275_n[1]

1. Vücudunuza dar gelen kıyafet giymeyin.
2. İlaçla yaşamaktan kaçının.
3. Randevularınızı önceden ayarlayın.
4. Hafızanıza güvenmeyin; mutlaka yazın.
5. Aracınızı, bozulmadan servise götürüp bakım yaptırın.
6. Her kilidin yedek anahtarını yaptırın ve belli yerlerde bulundurun.
7. Daha sık ‘hayır’ deyin.
8. Yapacaklarınızı öncelik sırasına sokun.
9. Zamanınızı israf etmeyin.
10. Öğle ve akşam yemeklerini basitleştirin.
11. Kötümser insanlardan uzak durun.
12. Önemli evrakın birden fazla fotokopisini çektirin.
13. Evde çalışmayan ne varsa tamir ettirin.
14. Yapmaktan hoşlanmadığınız işler için yardım isteyin.
15. İhtiyaçlarınızı önceden belirleyin.
16. Bir defada yapılması zor büyük işleri, küçük parçalara ayırın.
17. Etrafı toplayın, dağınıklıktan kurtulun.
18. Gülümseyin.
19. Bebekleri gıdıklayın.
20. Dost bir kediyi veya köpeği okşayın.
21. Kendinizi, bütün soruların cevabını bilmekle yükümlü hissetmeyin. Bazı şeyleri de bilmeyin.
22. Karşılaştığınız insanlara, onların hoşuna gidecek bir şey söyleyin.
23. Yağmur yağmasını isteyin; yağınca yağmurda yürüyün.
24. Arada bir çarşı hamamına gidin.
25. Kendi kendinize, nerede eski günler, her şey daha güzeldi demekten vazgeçin.
26. Verdiğiniz kararın ne anlama geldiğini iyi düşünün.
27. Kendinize güvenin.
28. Nüktedan olun.
29. Sizi mutlu edecek bir şey yapmayı yarına bırakmayın.
30. Hiç tanımadığınız insanlara yürekten bir merhaba deyin.
31. Eski bir arkadaşlarınızla karşılaşınca ona sıkıca bir sarılın.
32. Hava açıksa, gece yıldızları seyredin.
33. Bir şarkıyı ıslıkla çalmayı öğrenin.
34. Arada bir şiir okuyun.
35. Kendinize bir demet çiçek alın. Bir çiçek koklayın.
36. Yardım istemekten çekinmeyin; alamazsanız üzülmeyin.
37. Görünüşünüze özen gösterin.
38. Her şeyi kararında yapın; ifrata kaçmayın.
39. Nerede gerekiyorsa, orada mutlaka gerekli emniyet tedbirini alın.
40. Daima daha iyisini yapmaya çalışın, ama mükemmeliyetçi olmayın.
41. Resim ve heykel sergilerini gezin.
42. Ayakkabınızı boyatın.
43. Berbere gidin.
44. Kendi kendinize bir şarkı mırıldanın.
45. İyi bir müzik dinleyicisi olun.
46. Kendi kendinize yetmeyi öğrenin.
47. Her gün biraz idman yapın; her fırsatta yürüyün.
48. Dünyanın en yetenekli insanı olmadığınızı kabul edin gerekiyorsa elimden ancak bu kadar geliyor deyin.
49. Yeni moda birkaç şarkıların sözlerini ezberleyin.
50. İşe erken gidin.
51. İşe her gün aynı yoldan gitmeyin.
52. Amirinizden izin alıp bazen işten erken çıkın.
53. Kırlarda dolaşın.
54. Maça gidip bağırın.
55. Başkaları dilemeden, siz onlara iyi günler dileyin.
56. Teşekkür edin.
57. Arabanıza güzel koku yayan bir alet koyun.
58. Evde kendi kendinize yemek pişirin, güzel bir sofra kurun,sonra da afiyetle yiyin.
59. Başkalarını adam etmekten vazgeçin.
60. Severken karşılık beklemeyin.
61. Sinemada film seyrederken patlamış mısır atıştırın.
62. Bir ağaç, olmazsa bir çiçek dikin.
63. Şişmanlamayın.
64. Hatıra defteri tutun.
65. Káğıttan bir uçak yapıp uçurun.
66. Bir derneğe veya kulübe girin, arkadaş edinin, toplantılara katılın..
67. Mutlaka yeterince uyuyun.
68. Az konuşun, çok dinleyin.
69. İş arkadaşlarınıza ve dostlarınıza iltifatı esirgemeyin.
70. Bir güne yapılacak çok şey tıkıştırmayın.
71. Acelesiz yaşayın; daha önünüzde yaşanacak çok güzel günler var.
72. Stresli davranmak, doğuştan gelen değil, sonradan kazanılan kötü bir huydur; bunu unutmayın.
73. Son söz: Öfkeyi, kendinize zevk edinmeyin.
74.Her Daim Paylaşımcı olun
ve bu yazıyı sevdiklerinizle paylaşın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayır. Eğer onunla evli olsaydım, Amerika’nın şu anki başkanı o olurdu.” dedi

11150176_874068939323133_7238051076568214259_n[1]

Bir gece Obama ve eşi Michelle, rutin hayatları dışında bir şey yapmak istedi ve çok lüks olmayan bir restorana akşam yemeği için gitmeye karar verdi.
Başkan ve eşi otururken restoranın sahibi geldi ve başkanın koruması olan gizli servise “First Lady ile özel olarak konuşabilir miyim?” diye sordu.
İstek onaylanınca görüşme yapıldı.
Bu konuşmanın ardından Başkan Obama, “Neden seninle konuşmakla bu kadar ilgilendi?” diye Michelle ‘e sordu. Michelle de onun gençlik yıllarında kendisine aşık olduğunu aktardı.
Başkan Obama sonrasında
“Yani, eğer onunla evlenmiş olsaydın şimdi bu güzel restoranın sahibi olurdun.” dedi.
Michelle cevapladı:
” Hayır. Eğer onunla evli olsaydım, Amerika’nın şu anki başkanı o olurdu.” dedi.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran,

10888473_1430389143922106_7612165797951758888_n[1]

Bir gün, bir bilge,
kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında.
Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle,
ait oldukları yerlerde yasamak istemediklerini,
nasıl olup da bir ´yabancıyı kendi kardeşlerine yeğlediklerini.
Biri karga, biri leylek…
O kadar farklıdır ki kuşlar
İhtimal veremez birbirlerini sevdiklerine,
Kardeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine.
Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır,
leylek dediğinse leyleklerle.
Yaklaşır ve merakla inceler kuşları.
Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar.
O zaman anlar ki,
birlikte kaçar, birlikte uçar, birlikte yaşarlar beklenenlerin yanında tutunamayanlar.
O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan.
Topal kuşlar birbirlerinin arıza’larını bilir
ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine.
En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil,
ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır.
Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların
ortak paydaları sabun köpüğü gibidir uçar, söner gider.

Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran,
yaklaştıran..

~Mevlana~

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ve tüm bunların farkına varabiliyorsan, mutlusun demektir”.

imagesLWV1U5R9

Evini bir sohbet sonrası temizlemek için uğraşıyorsan;
Bir çok arkadaşın var demektir.
-Faturalarını ödeyebiliyorsan;
Bir işin var demektir.
-Pantolonun biraz sıkıyorsa;
Aç kalmıyorsun demektir.
-Gölgen seni izliyorsa;
Güneş ışığını görüyorsun demektir.
-Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan;
Yürüyebiliyorsun demektir.
-Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan;
Duyuyorsun demektir.
-Camları silmen, çatıyı onarman gerekiyorsa;
bir evde yasiyorsun demektir.
-Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa;
Isınıyorsun demektir.
-Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa;
Yığınla giyeceğin var demektir.
-Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa;
Yaşıyorsun demektir.
“Ve tüm bunların farkına varabiliyorsan, mutlusun demektir”.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kafanızın içine Bir Köpek Balığı Atın !!!!!!!!!

11156190_874406092622751_1678874594571364469_n[1]
Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat Japon sahillerinde ihtiyacın tamamını karşılayacak kadar balık bulmak mümkün değildir. Talebi karşılayamayan balıkçılar, daha büyük tekneler yaptırıp, daha uzaklara açıldılar. Balık için açık denizlere gidildikçe, tutulan balıkların tazeliği de kaybolmaktaydı.

Japonlar birkaç gün beklemiş balığı lezzetsiz buldular. Ürünleri satılmayan balıkçılar sorunu çözebilmek için teknelerine soğuk hava depoları kurdurdular. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip, tuttukları balıkları da dondurulmuş olarak saklayabileceklerdi. Ancak, Japon halkı taze ile donmuş balık arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor ve donmuş balıklara fazla para ödemek istemiyorlardı.

Balıkçılar bu durumu çözebilmek için teknelerine balık havuzları yaptırdılar. Balıklar havuz içerisinde sıkışacaklar, birbirlerine çarpa çarpa biraz da sersemleyecekler ama yine de canlı kalabileceklerdi.

Hareketsiz,uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balıklar;canlı,diri,hareketli,taze balık lezzetinde değildi.

Balıkçılar Japonya’ya nasıl taze ve lezzetli balığı getirebileceklerdi? Çözüm aslında basittir. 1950’lerde L.Ron Hubbart’in gözlemlediği üzere “İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa
anormal çabalar sarf eder.” Problemin çözümü ne kadar karmaşıksa çözüme ulaşmak o kadar heyecanlı olacaktır.Enerjinizi yüksek tutmak için bir tetikleyiciye ihtiyaç duyarsınız.

Japonlar, balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular, ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. Balıkların bazıları köpekbalığı tarafından yutuldu ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kaldılar.

Problemlerden uzaklaşmak yerine dâhil olmak, çabalamak ve sorunların üstüne gitmek gerekir. Probleminiz çok ve çeşitli olabilir. Ümitsiz olmayın. Onları tanıyın, organize edin, kararlı olun, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onlarla savaşın. Kafanızın içine bir köpekbalığı atın ve yapabileceklerinizi görün…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadınların neden daha uzun yaşadığını merak etmiyor musunuz?

images[7]

 

Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı. Annem, ‘Geç oldu’, ‘zaten yorgunum, ben yatıyorum.’ dedi.

Annem kalktı, mutfağa gitti. Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı kaldırdı. Sabaha hazır olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu.

Şekerliğe baktı, dibinde az kalmış, üstüne ekledi. Kahvaltı için buzluktan ekmek çıkardı, akşam yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu.

Kahvaltı masasını hazırlamak için masanın üstündekileri topladı. Telefonu şarja
koydu, telefon defterini kapatıp yerine koydu.

Sonra çamaşır makinesinden ıslak çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu. Banyodaki çöp sepetini boşalttı. Islak bir havluyu kurusun diye duş perdesinin borusuna astı.

Bir gömlek ütüledi, kopuk düğmesini dikti. Çiçekleri suladı. Esneyerek gerindi ve yatak odasının yolunu tuttu. Çalışma masasının yanından geçerken durdu, okul gezisi için para sayıp ayırdı, eğildi, sandalyenin altına girmiş ders kitabını aldı, masanın üstüne koydu.

Kek tarifleri defterini çıkardı, arkadaşına söz verdiği tarifi bir kağıda yazdı, çantasına koydu. Bakkaldan alınacakları not etti, notu da Çantasına koydu.

Sonra gitti, 3’ü 1 arada temizleme losyonuyla yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı.
Gece kremini ve kırışık önleyici nemlendiricisini sürdü.Tırnaklarına baktı,
törpüledi.

İçeriden ‘sen yatmaya gitmemiş miydin’ diye seslenen babama ‘şimdi gidiyorum’
deyip kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki lambayı yaktı. Kardeşimin odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını söndürdü, bilgisayarını kapattı, gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp sepete attı.

Bana geldi, ‘haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın,’ dedi. Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini hazırladı. 6 maddelik acil işler listesine 3
madde daha ekledi.

Kendi kendine iyi geceler diledi, hayallerinin gerçekleştiğinigözünün önüne getirdi.

İşte o sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir ‘ben yatıyorum’
dedi ve gitti yattı. Sizce bu işte bir gariplik yok mu?

Kadınların neden daha uzun yaşadığını merak etmiyor musunuz?

ÇÜNKÜ BİZİM YAPIMIZ UZUN ÇEKİŞLİ (ve işimizi bitirmeden öyle çabuk
çabuk ölemeyiz)!

İÇİMDEN BİR SES DİYOR Kİ;“VAZGEÇEBİLME” YETENEĞİN yoksa Sen bir KÖLESİN!

images[4]

Özgürlüğüne, mutluluğuna sağlığına
Ve başarına,
Sahip çıkmanın yollarından biri de,
Bazen bir şeylerden vazgeçmektir!
Sahip çıkmaktan vazgeçmek!
Ve geride bırakmaktır!
Sen daha çok annen, baban
Ya da çevren tarafından
Elde ettiğin ve öğrendiğin
Her şeyi korumak
Ve onları asla bırakmamak düşüncesiyle
Yetiştirildin.
Sen sıkı bir “stokçu” olmayı öğrendin.
Böylece
Bulduğun her şeyi biriktirmeye
Ve asla elden çıkarmamaya
Alıştırıldın.
Ve eğer öyle kalmaya devam edersen,
Hayatının geri kalanında da
Tıpkı evindeki eski eşyaları
Elden çıkaramayan
İnsanlar gibi olacaksın.
Ve Taylor Durden’in dediği gibi
”sonunda sahip olduklarımız bize sahip olacak!”
Durden, der ki
“Sahip olduğun şeyler sonunda sana sahip olur!”
Ya da
Cioran söylediği gibi
”Özgürlüğün Yolu Vazgeçebilme Yeteneğinden Geçer!”
Sözünü HAYATINA uygulayacaksın
Senin KANATLARIN
İnanç ve düşüncelerindir..
Onlar seni ya uçurur,
Ya da düşür..
Sen hala uçamıyorsan..
Düşüncelerini KONTROL ET..
Vazgeçmen gerekenlerden
VAZGEÇ
”Bazen çok küçük şeyler ayaklarımıza dolanır.”
Bu bazen çalıştığın iş yerinde
Elde ettiğin
Bir pozisyondur;
Mutsuzsun ama onu kaybetmekten
Korkarak,
Risk almaz ve kendi kaderini
Belirlemekten
Çekinirsin.
Bu bazen sana zarar veren
Bir arkadaş
Yahut başka bir yakınındır;
Düzeleceği de, değişeceği de yok
Ama sen umut edip durur.
Onu hayatından çıkarmazsın.
Bu bazen paradır.
Elinden kaçırırsan yeniden
Elde edemeyeceğinden korkar,
Ondan yararlanmayı bile unutur,
Sadece bir köşeye atarsın.
Kısacası!
Vazgeçemediğin fikirler,
Vazgeçemediğin alışkanlıklar,
Vazgeçemediğin ilişkiler,
Vazgeçemediğin bir ton şey
Sonunda yaşam alanını daraltır.
Bir bakmışsın hiçbir yere,
Hiçbir şekilde hareket edemiyor,
Adım atamıyorsun,
Zaman hızla akıp geçerken
Sen öylece kalakalmış.
KÖLELEŞMİŞSİN.
Onlarca fırsat kaçmış,
Sen HEP aynı yerde sayıyorsun…
Ve görüyorsun ki, tüm biriktirdiklerin,
Hayatını devasa “bir çöplüğe ” dönüştürmüştür!
Yani anlayacağın sahip olduğun her şey
Sana SAHİP olmuş!
VE şimdi vazgeçemediklerin yüzünden
Özgürlüğüne,
Mutluluğuna,
Başarına
Sağlığına
Ve dahası
Kendine
Sahip çıkamıyorsun.
EĞER sahip çıkmak istiyorsan
Bir şeylere bazen sahip ÇIKMA!
Koy ver gitsinler!
Vazgeç!
Hastalıklar,
Ruhunla bedenine,
Gösterdiğin saygısızlığa
Bir başkaldırıdır.
İyileşme ise
Bu saygısızlığı ortadan kaldırmak için
Kendine doğru yapacağın
Yolculukla başlar.
Hastalıklar bir sonuçtur.
Nedensiz olmazlar.
Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.
Mutlaka nedenleri var.
Yalnızca Sonuçları YOK ederek
Köklü çözüm BULAMAZSIN.
Tekrar tekrar aynı sorunu
Farklı şekillerde YAŞARSIN
Ancak
NEDENLERİ yok edersen.
SONUÇLAR da kendilerini
Kendiliğinden BERTARAF ederler.
Tutunduğun kör inançlardan
Korkulardan, önyargılardan
VAZGEÇERSEN
SEN de mutlaka
MUCİZELER yaşayacaksın
İşte tam da bu yüzden
Sen Kendi Sevgine Layıksın..
Kendini SEV
Kendine SAYGI göster
Şimdi öz değerine sahip çık.
Öfke, Endişe, Korku
Her yerde var
Rahatsızlığının sebebi
Zaten BU…
Bir küçük KIRINTI bile olsa
Sevgin var mı? SEVGİN
Bana ondan HABER ver
EĞER sevgin varsa
KURTULUŞ umudun da VAR..
Diğerlerini serbest BIRAK
VAZGEÇ
SEN her zaman
SEVGİYLE ol
Sevgi içermeyen her şeyden
VAZGEÇ
SEVGİ ŞİFADIR
Bilmelisin ki
Sen İZİN vermedikçe
Hiç bir FIRTINA yüreğindeki
YAŞAMA AZMİNİ SÖNDÜREMEZ
BEN daima seninleyim.
Ne kadar küçük olursa olsun
İlk adımı isteyerek at.
İyileşmeyi ve öğrenmeyi
Tüm içtenliğinle iste,
MUCİZELER mutlaka gerçekleşecektir.
KENDİNLE BARIŞ, DÜNYA SENİNLE BARIŞMAYA HAZIRDIR

__ ALINTI __

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

’Roseto Etkisi’’ bize, sağlıklı yaşamın, sadece yediğimiz içtiğimizden ibaret olmadığını göstermesi nedeniyle çok önemli.

11073923_1034500253231186_5630566275790081751_o[1]

 

Bütün bu kaos içerisinde, gözden yiten çok önemli bir şey var!

O şeyin ne olduğunu bulmak için, sizi biraz uzaklara, Pennsylvania’nın Roseto kasabasına götüreceğim.

Roseto, Amerika’da, İtalyan göçmenlerin yaşadığı bir yerleşke.

Roseto’yu farklı kılan, hatta onu ‘’Roseto Etkisi’’ adlı bir çalışmayla tıp tarihine kazıyan önemli bir özelliği var.

Bu özellik, 1961 yılında, kasaba doktorunun, Oklahoma Üniversitesi‘nden Prof. Dr. Stewart Wolf’la yaptığı sohbet sırasında ortaya çıkıyor.

Roseto’nun doktoru, kasabada yüksek risk grubu olan 55 ile 64 yaş arasında hemen hiç kimsenin kalp krizi geçirmediğini, 65 yaş üstündeyse kalp krizine bağlı ölüm oranının yalnızca %1 olduğunu anlattığında, Dr. Wolf şaşırıyor.

Ortalamalar, Amerikan ortalamalarıyla kıyaslanmayacak ölçüde mükemmel!

‘’Çok sağlıklı besleniyor ve spor yapıyor olmalılar, değil mi?’’ diye soruyor.

Kasaba doktorunun cevabı, beklediğinden çok farklı.

Bu yoksul İtalyan yerleşkesinde insanlar, bol bol şarap tüketiyor, filtresiz sigara içiyor, gaz ve toz dolu taş ocaklarında çalışıyor…

Hmmm, neden Akdeniz diyeti olmalı!

O da değil!

Çünkü kasabadaki yoksul İtalyanların, ülkelerinden zeytinyağı getirtecek ya da satın alacak paraları olmadığı için, köfte ve sosislerini, en ucuz yağ olan domuz yağında kızartıyorlar.

Çoğu iri yarı, bugünün ölçülerine göre obez…

Ama kalpleri sağlıklı, krize öyle kolay teslim olmayan türden…

Dr. Wolf, bu durumun şaşırtıcılığını, bilim adamı meraklılığıyla çözmeye karar veriyor.

Araştırmalarında farklı bulduğu en önemli şey, kasabalıların kurduğu çok güçlü sosyal bağlar.

Halkın arasında gelir uçurumu yok.

Paylaşımcı, kederde ve kıvançta tek yürek olabilen bir halk, Roseto halkı.

Yaşlılar, toplumda büyük saygı görüyor.

Sofralar sadece mideleri değil, ruhları da besliyor.

Güven duygusu yüksek ve stres düzeyi düşük.

Kasabanın tek bir tabusu var:

Zenginlik gösterisi, gösteriş budalalığı…

Giysilerle, evlerle, arabalarla kendisini diğerlerinden farklı ve üstün kılmaya çalışmak, Roseto’da çok ayıp kabul ediliyor…

‘’Roseto Etkisi’’ bize, sağlıklı yaşamın, sadece yediğimiz içtiğimizden ibaret olmadığını göstermesi nedeniyle çok önemli.

Başka şeyler de olmalı!Şimdi gelin, bir kez daha Roseto’ya dönelim!

Yıllar geçiyor…

Roseto’nun gençleri, yavaş yavaş kasabayı terk edip, büyük kentlere okumaya ve çalışmaya gidiyorlar…

Çoğu iyi paralar kazanıp geri döndüklerinde, Roseto’nun merkezinin dışında, yüzme havuzlu, lüks evler inşa ediyorlar…

Artık üç nesil bir arada değil…

Çocuklara, engin yaşam denizinde fener olan yaşlılar yok…

Ortak sofralar dağılıyor, ortak ruhlar da…

Sonra ne mi oluyor?

Roseto’lular da şimdi, başkaları gibi yaşıyor, onlar gibi ölüyor…

Kıskanılacak pek bir şeyleri yok artık…

Doç. Dr. Şafak Nakajima

İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun

images[5]

 

Bir zamanlar çok sinirli ve hırçın bir çocuk vardı.Birgün hırçınlığının ardından öfkesi yatışıp üzüntü hissetmeye başladığında, babası bir torba çivi verdi çocuğa. Ve, ne zaman sinirlenip hırçınlık yapar ise, bu çivilerden birini arka bahçedeki çitlere çkmasını söyledi.
Çocuk, ilk gün 37 çivi çaktı. Daha sonraki günlerde çakılan çivi sayısı git gide azaldı. Çocuk, öfkesine hakim olmanın arka bahç…eye gidip çivi çakmaktan daha kolay olduğunu zamanla fark etmişti.
Sonunda çocuk öfkesine hakim olur hale geldi. Gidip durumu babasına sevinç içinde anlattı. Babası, bu defa , kendisini tutabildiği her ün için çivilerden bir tanesini çitlerden sökmesini istedi oğlundan.
Günler, haftalar geçti ve en sonunda çocuk babasına tüm çivilerin bittiğini haber verdi. Bunun üzerine, babası:
“Aferin oğlum! iyi iş becerdinm ve öfkene hakim olmayı başardın” dedi ve çocuğun elinden tutup onu çitlerin yanına götürdü. Eliyle çitlerdeki delikleri göstererek:
“Delikleri görüyor musun? İşte bu çitlerdeki bu delikler tamamen kaybolmayacaktır. İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun. Ardından özürde dilesen bile, o yaranın izi orada kalır.

Sevmediğimiz biri için dua etmenin dünyayı iyileştirebileceğini düşündünüz mü hiç?

603818_709744595801844_582376660780481229_n[1]

Sevmediğimiz biri için dua etmenin dünyayı iyileştirebileceğini düşündünüz mü hiç?

Bir katil için, bir hırsız için, bir tecavüzcü için; o bilinçlerin şuurlanması için tüm samimiyetimizle dua etmek…

Bugün felsefe dersinde zevk ve acı kavramlarının ötesine geçmekten, içsel mutluluktan söz ederken “birlik bilincinin” ötekileştirmemek olduğunu daha iyi kavramaya başladım.

Yoga felsefesine göre doğumlara ve ölümlere tabiyiz. Yoğun arzularımız yaşamlar boyu bizi takip ediyor. İstekleri sakinleştirmenin en şifalandırıcı yolu bilgiden geçiyor. Bilinçlerin yükseltilmesinde “kadim bilginin” rolü yadsınamaz.

Birbirimize görünmeyen iplerle bağlı olduğumuzu düşünüyorum, eğer bu gezegenin şifalanmasını istiyorsak tepkilerimizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Daha ileri seviyede iyinin ve kötünün ötesinde yüksek bir anlayışa sahip olmak için peygamberlerin yaşamlarından ilham alabiliriz. Onların anlayışı kötüyü dışlamaz, her zaman öyleleri için dua ederler.

Kızdığımız, öfkelendiğimiz, birinin cezasını bulmasını istediğimiz anlarda onlar için dua etme seçeneğini de göz önünde bulunduralım. Yolunu kaybettikten sonra topluma kazandırılmış bir kişi bile dünyanın ve insanlığın geleceği için çok değerli.

nazlı akın heart ifade simgesi

Kim ne derse desin, aynanın karşısına geç ve gülümse…Sivilcene, kilona ve en önemlisi kendine küsme..

images[7]
Kim ne derse desin, aynanın karşısına geç ve gülümse
Sivilcene, kilona ve en önemlisi kendine küsme..
Çık, dolaş, sev, ağla. Her türlü duyguyu tat.
… Açık sözlü ol ama asla kırma. Sev ama abartma. ♥
En çok kendine değer ver, başkalarını değil kendini sahiplen.
Kendini odana kapatma, kilitleme çünkü hayat dışarıda.
Annenden veya babandan nefret etme, bil ki sana en çok onlar değer veriyor. Onlara  kızmak yerine onları mutlu etmeye çalış. Unutma ki onlar da bir gün gidecek.
Sevdiğin insanlara sevdiğini hissettir, onlara onları ne kadar sevdiğini söyle. Yarın belki çok geç olabilir.
Geçmişe takılıp kalma. Hep geleceğe bak. Hayaller kur. Hayallerinden kimse için asla vazgeçme.
Kimseyi küçümseme gözünde ve kimseyi büyütme. Yeni insanlarla tanış mesela, onların hikayelerini dinle.
Kendine güven, kimse senden üstün değil.
Evet, belki berbat bi hayatın var veya kendini çok yanlız hissediyorsun seni kimse anlamıyor olabilir ama unutma ki senin gibi milyonlarca insan var dışarıda.
Seni değersiz hissettiren insanlara gül geç. Seni tanımıyorlar, sen kusurlarınla mükemmelsin. Senden bir tane daha yok bu dünyada.
Şimdi kaldır o başını ve gülümse. Gülümsemek herkese yakışır çünkü, en çok da sana…
KAYNAK: gELİŞİMSEL oLumlama
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »