Duygular (Frekanslar) Ve Onların Sonuçları…

12219566_10153353519929353_4642234761505743628_n[1]

Kaynak: Şafak Burçak Alkanlı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

”EL ALEM NE DERSE DESİN” DEMEK İÇİN 12 MANTIKLI SEBEP …

ButunMahalleliDuysun01[1]

Özellikle Ülkemizde hepimiz istemeden de olsa böyle yaşamıyor muyuz? Anne babamız ne der? Akrabalar ne der? Mahalleli ne der?… Diye diye kısacık ömrümüzü başkalarının iki dudağına mahkum ediyoruz. Ondan değil midir mutsuz insanlar olmamız? Ondan değil midir hayallerimizin peşinden bir türlü koşamayışımız?

1. Bu sizin hayatınız, kimseyi ilgilendirmez

Kısaca işin özeti bu aslında. Her ne kadar yaşadığımız toplumda bunu diyebilmek biraz cesaret işi olsa da cesaretle yapmamız gereken şey bu. Bu hayat sizin, onu başkalarının tahakkümüne mahkum etmeyin.

2. Sizin için neyin iyi olduğunu sizden daha iyi kimse bilemez

Bu hayatı yaşayan, içinde olan, tüm sorunlarla yüzleşen sizsiniz. En özeline kadar her şeye hakim olan yine sizsiniz, dolayısıyla sizin için neyin iyi neyin kötü olduğunu bir başkasının bilmesi mümkün değil, bu kişiler anne babanız olsa bile. Dolayısıyla hayatınızı yaşarken en iyisini bilen kişinin dediklerini yapmaya özen gösterin.

3. Başkası için çok doğru olan bir şey sizin için tamamen yanlış olabilir

İnsanlar sizi tamamen genel doğrulara göre yargılayacaktır. Kendilerine iyi gelmiş şeylerin size de iyi geleceği varsayımıyla hareket edeceklerdir. Oysa onlarda işe yarayan şeyin sizde de işe yaraması diye bir şey söz konusu bile değildir. Onun için boş verin onların tecrübelerini, siz kendi tecrübelerinizi edinin.

4. Sizi hayallerinizin peşinde koşmaktan alıkoyar

Belki de en önemli şey bu! Başkaları ne der diye bir hayat kurmak sizi yapmayı en çok istediğiniz şeylerden bile uzak tutabilir. Hayallerini gerçekleştiremedikten sonra kime göre yaşarsan yaşa ne kıymeti var?

5. Kararlarınızın sonuçlarından etkilenecek olan sizsiniz, onlar değil

Başkaları ne der diye hareket edip zarar görürsen, kimseden hesap soramazsın. Kimse bu konuda sorumluluk almaz. O halde sonuçları seni direkt olarak etkileyecek şeylere neden hiç sorumluluğu bulunmayan insanları dahil edesin ki?

6. İnsanların düşünceleri günden güne değişebilir

Hepimiz değişiyoruz, fikirlerimiz, düşüncelerimiz günden güne farklılaşabiliyor. Dolayısıyla eğer “kim ne der” üzerine bir hayat kurarsan insanların değişim hızına yetişemeyebilirsin. En iyisi kendini baz almak, kendi hızına göre yaşamaktır.

7. Hayat kısa…

Bunu demezsek olmazdı. 3 günlük dünyada, ortalama 65 yılı neden başkalarının ağzına bakarak yaşıyorsun ki?

8. Ne ekersen onu biçersin

Yani işin özü arkadaşım, kararlarının sorumluluğu da, sonuçları da seni bağlar. 2 satırlık adamları niye ömrüne musallat ediyorsun ki?

9. Diğerleri senin kafa yorduğun kadar kafa yormuyor

Sen hayatın hakkında bir karar verirken belki aylarını harcıyorsun, peki ama niye 2 dakika düşünmeyen insanların düşüncelerine göre davranasın ki? Seni kim senin kadar önemseyebilir? Kim senin kadar kafa yorar senin hayatına?

10. Etrafınıza özgürlüğünüzü yok edecek duvarlar örüyorsunuz

Bir kere başkalarının düşüncelerine göre yaşamaya başladınız mı, etrafınıza ördüğünüz “el alem ne der?” duvarı her geçen gün yükselir. Sonra bir bakmışsın saçma sapan kısıtlamalar, sınırlar içerisinde yapayalnız debeleniyorsun.

11. Bir süre sonra başkaları için yaşamaya başlarsınız

Bir süre sonra artık yaşantın başkalarının şekillendirdiği acayip bir şeye dönüşür. Her denileni kafaya takmaya, her söyleneni yapmaya çalışırsın. Bu seni yorar, yıpratır ve köleleştirir. Kendini sürekli ikinci plana atmaya başladığını fark edersin.

12. Sonuç olarak “herkesi memnun etmek” diye bir şey mümkün değil

Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran yaptıklarını beğenmeyen, değiştirmek isteyen birileri olacaktır. Sen kendini mutlu et yeter!

kaynak: onedio

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duygular (Frekanslar) Ve Onların Sonuçları…

12219566_10153353519929353_4642234761505743628_n[1]

Kaynak: Şafak Burçak Alkanlı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Batı Tıbbı vücudu bir makine olarak görürken Doğu tıbbına göre vücut bir bahçedir.

998128_357689157687032_810073216_n[1]
Kaynak: Hülya Reis

Batı Tıbbı vücudu bir makine olarak görürken Doğu tıbbına göre vücut bir bahçedir.

Bugün modern tıp eğitimi gören insanların birçoğu Doğu tıbbına duyarsız. Oysa bugün Amerika’da kabul görmüş olan birçok tedavi yöntemi Doğu tıbbında 10.000 senedir var olan şeyler.

Alternatif *CAM (Tamamlayıcı ve Alternatif tıbbın ingilizcesi Complementary & Alternative Medicine’ın kısa hali) denen Doğu tıbbı, Batı’nın “Bir ölçü tüm bedenlere uyar” mantığının tersine hareket eder.

Doğu tıbbı insanın ruh ve bedeniyle bir bütün olduğunu; her kişinin bir parmak izi gibi diğerinden farklı olduğunu dolayısıyla hastalığından herkeste farklılık gösterdiği inancında.

Doğu tıbbına bakılarak geleneksel olmayan tıp’’, “folk tıbbı’’, “Doğu tıbbı’’ ve “holistik tıp’’ gibi farklı tanımlar da ortaya çıkmıştır.

Eski Çin’de tıp bilimi, “Tao” üstüne kurulmuştur. Tam olarak çevrilmesi âdeta olanaksız olan bu terim “patika” ya da “yaşam yolu” anlamına gelir. Tao’yla uyum içinde yaşayan insan, sağlıklı insandır.

Doğa yasalarına uygun, olması gerektiği gibi değil de olduğu gibi yaşamak, Tao’yla uyum içinde yaşamaktır. Doğa yasalarına aldırmamak, uyumsuzluk, dengesizlik ve hastalıkla son bulur.

Taocu tıbbı yönlendiren bazı genel prensipler var. Doğu medeniyetlerinde bazı düşünce sistemlerini şekillendiren ve Çin kültürüne şamanizmden miras kalan analoji prensibi ile karşılaşılması şaşırtıcı olmamalı.

Zaten, hem Ortaçağ hem de Rönesans Avrupa’sında da bu prensip simyacılar tarafından benimsenmişti.

Analoji prensibi, benzer formların benzer etkiler ürettiğini kabul eder ve bir objenin numunesinin lazer tekniğiyle bize bütün obje hakkında bilgiler vermesiyle örneklendirebileceğimiz holografi prensibiyle yakın ilişki içindedir. Bu prensibin Antik Çağ’dan beri -sırf Çin’de de değil- bilinegelmekte olduğunu Anaksagoras’ın ünlü “bütün bütünün içindedir” sözü ile anlamaktayız. Bu motta, özellikle Batı simyasının belirleyici formüllerinden olmuştur.

Çinli’ler kendilerine has, tabiri caizse simyevi bir düşünsel stil edinmişlerdir: Dış görünüşlerin incelenmesi, o bireyin içsel durumuna ulaşılmasına da izin verir. Hatta, içselliğin algısını bilgeler direk olarak edinebilirler

Çin tıbbının ardındaki felsefe Budizm ve Konfüçyusçu öğretiler ile Taocu dini ve felsefi birleşik görüşlerin bir karışımıdır.

Her ne kadar geleneksel Çin tıbbı pratisyenleri arasında çok çeşitli düşünce okulları olsa da, temelini beş Taocu aksiyom oluşturur:

İnsanlar da dahil olmak üzere evreni yöneten doğa kanunları vardır.

Evrenin doğal düzeni doğal olarak uyumludur ve iyi düzenlenmiştir. İnsanlar evrenin yasalarına göre yaşadıklarında, bu evrenle ve doğal çevreyle de uyumlu yaşarlar.

Evren dinamiktir, evrende değişmeyen tek şey değişimdir. Durgunluk, evren yasasının karşıtıdır ve Batı tıbbının hastalık olarak adlandırdığı şeye neden olur.

Tüm canlılar birbirine bağlıdır.

İnsanlar çevrelerine çok yakından bağlıdır ve çevrelerinin bütün yönleri tarafından etkilenir.

Fiziksel beden, duygusal ve ruhsal bedenle bir bütündür. Bilim geliştikçe, bizim sadece fiziksel bedenden ibaret olmadığımız, ayrıca enerji bedenimizin de olduğu bilgisi ile karşılaşıyoruz. Newton fiziğinden, Kuantum fiziğine geçişle, katı olarak algıladığımız her şeyin, buna bedenimiz de dahil aslında bir çeşit enerji olduğu anlıyoruz.

Canlı ve cansızın enerji anlamında tek bir bütün olması; fizikte, tıpta, ruhsallıkta, başka algılayış kapılarını açıyor. Özellikle Doğu Tıbbı’nın, yüzyıllardır kullandığı enerji meridyenleri bilgileri yeni yeni ispatlanıyor.

Kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz bugün dünyanın en iyileri arasında yer alır; ‘Operasyon sonrası kalp yogası yapacaksın’ diyor… E Doğu tıbbı bunu 7 bin senedir biliyor! Bugün meditasyonun ya da rahatlatıcı nefeslerin beyin dalgaları ve stres hormonu üzerindeki etkileri son derece net durumdadır.

*********************************************************

Felsefi Arka Plan – Kozmik ve Doğal Düzen

Taocu düşüncede Tao ya da ilk evrensel ilke, bütün doğa modellerinin altında yatan karşıt prensipler dualitesi üretmiştir. Bu yin ve yang prensipleri, zıt kutuplar oldukları kadar karşılıklı olarak bağımlıdır. Bunlar geleneksel Çin tıbbındaki temel kavramlardır.

Yin, soğuk, nemli, loş, pasif, yavaş, ağır ve içe ya da aşağıya doğru hareket eden;

yang ise sıcak, kuru, parlak, etkin, hızlı, hafif ve yukarı ya da dışarı yönelen her şeyi temsil eder.

Her iki kuvvet de doğa ve insan sıhhatinde eşit derecede gereklidir, ayrıca hiçbir kuvvet bir diğeri olmadan var olamaz. Bu iki ilkenin dinamik etkileşimi mevsim döngüsü, insan yaşam döngüsü ve diğer doğal olgularında kendisini gösterir.

Geleneksel Çin tıbbının amaçlarından biri kişinin içindeki yin ve yang’ı ahenkli bir denge içinde tutmaktır.

Taocu öğretmenler Tao’nun yin ve yang’ın yanı sıra, aynı zamanda üçüncü bir kuvvet yani başlangıçta var olan enerji ya da q’yi (ki ya da çi olarak telaffuz edilir) ürettiğine inanmıştır.

Yin, yang ve qi arasındaki etkileşim, Beş Element olan su, metal, toprak, ağaç (tahta) ve ateşi meydana getirir. Bu öğelerin hepsi insan vücudunun yapısı ve işleyişine yansır.

İnsan

Geleneksel Çin hekimleri insan vücudunun yapısını diseksiyon (dokuların kesilerek ayrılması) yoluyla öğrenmemiştir çünkü bir bedeni keserek açmanın atalarına saygısızlık olacağına inanırlar. Bunun yerine majör organların konumlarını ve işlevlerini, asırlar süren gözlemleriyle saptama ve daha sonra bu organları yin, yang, qi ve Beş Element ilkeleriyle ilişkilendirme biçiminde bir anlayış geliştirmişlerdir.

Bu şekilde;

ağaç karaciğer (yin) ve safra kesesi (yang);

ateş kalp (yin) ve ince bağırsak (yang);

toprak dalak(yin) ve mide (yang);

metal akciğerler (yin) ve kalın bağırsak (yang);

ve su böbrekler (yin) ve mesane (yang) ile ilişkilendirilir.

Çinliler aynı zamanda vücudun, kan, ruh, yaşam özü (vücudun qi ve kandan ürettiği büyüme ve gelişme ilkesi), sıvılar (salya, omurga sıvısı, ter, vb. gibi kan dışındaki bütün sıvılar) ve qi’den oluşan Beş Esansiyel Madde içerdiğine de inanmışlardır.

Geleneksel Çin tıbbının eşsiz bir özelliği de meridyen sistemidir. Çinli hekimler vücudun meridyenler denilen ve çeşitli organları birbirine bağlayan ve dengeleyen bir enerji yolu ağı ile düzenlendiğine inanır.

Meridyenlerin dört fonksiyonu vardır: iç organları vücudun dışıyla ve kişiyi çevresi ve evren ile bağlar; vücuttaki organlardaki yin ve yang prensipleri ile Beş Madde’yi uyumlu hale getirir, qi’yi vücuda dağıtır; vücudu hava durumu ile ilgili (rüzgar, yaz sıcağı, rutubet, kuruluk, soğuk ve ateş) dış dengesizliklere karşı korur.

*********************************************************

• Batı tıbbına göre sağlık demek ağrılardan, belirtilerden ve fiziksel ya da zihinsel rahatsızlıklardan kurtulmak demektir. Doğu tıbbına göre ise sağlık beden, zihin ve ruh arasında tam bir uyum sağlamaktır.

• Batı tıbbında sağlıksız olmak, bir neden ve belirtiden dolayı bedensel yapıda oluşan bir kusurdur. Doğu tıbbına göre ise bu vücudumuzda dolaşan doğal enerjinin (çi) dengesini kaybetmesidir.

• Batı tıbbına göre belirtiler hastalığın işaretidir ve hemen yok edilmesi gerekir. Doğu tıbbına göre ise belirtiler hastalığı iyileştirmek için vücudun gösterdiği çabadır.

• Batı’ya göre hastalığın nedeni vücuda dışarıdan etki eden hastalıklı bir şeydir. Doğu’ya göre Çi enerjisini uyumsuz hale getiren herhangi bir harekettir.

• Batı tıbbı sağlıklı yaşamayı empoze etmekten çok tedavi etmeye odaklanır. Doğuya göre kişinin görevi hastalığı önlemek için sağlıklı ve uyum içinde bir yaşam sürmektir.

• Batı’da doktorlar araba tamircisi gibi çalışır. Gelen hastaya mekanik, bozulmuş, yolda kalmış bir araç gibi yaklaşır. Doğu’da hekimin görevi hasta olduklarında onları iyileştirmek yerine onlara yol gösterip sağlıklı kalmaları için asistanlık etmektir.

• Batı’da tedavinin amacı belirtileri ilaçla yok etmek ya da ameliyat etmektir. Doğu’da ise her şekilde yaşamsal değişiklileri dengeye sokmaktır.

• Batı tıbbının yegane gücü yapısal travmalara, kusurlara ve hayati tehlikesi olan hasatlıklara karşı ilaç ve ameliyatla müdahale etmektir. Doğu tıbbının en güçlü özelliği ise kronik denen hastalıkları önlemeye ve anlamaya çalışmak, yaşam tarzını düzenlemek, beden ve zihin dengesini sağlayıp korumaktır.

Doğu içe dönük çalışmalar sürdürmektedir, içerdeki enerjiyi ortaya çıkartmak ve onun gücünü kullanmakla ilgileniyor. Somut enerjide olan enerji tıkanıklığına yani hastalıkların, kökünün ve başlangıç noktası olan düşüncelerle tedavi yöntemlerinle ilgileniyorlar.

10.000 yıldan bu yana her bir insanın içsel yolculuk deneyimlerine kulak vererek çözümler ortaya konuluyor. İlaç ve ameliyatın yerine teknik ve metotlar kullanıyorlar.

Doğunun alternatifi düşünce yani başlangıç. Doğu alternatif düşünce yapısını ve düşünceden sonuca giden yollar üzerinde çözümler üretiyor. Batı tıbbı ise sonuçlara bakarak çözümler üretiyorlar.

Aslında ikisi farklı kulvardalar.

Enerjilerin orta merkezi olarak kabul edilen nokta atomlar. Doğunun çalışmalarının tümü atomu altı ,batının ise atom üzeri …

Çağımızda Doğu ve Batı tıbbının, inanç ve felsefelerini birleşik uygulama yolunda çaba gösterenler artık kabul etmiştir ki;

“Bir hastalık varsa, bunu sebebi düşüncelerdir”

YAZININ SAHİBİ: HÜLYA REİSDİR…

Fatoş Pabuccu Tuncayın sayfasından alınmıştır

 

YOLUMUZU ENGELLEYEN 5 KORKU

Screen-Shot-2013-10-01-at-10.49.22-PM[1]

Yaşadığımız tüm korkular, şartlandırmalardan ibarettir. Bir ‘unsur’ bizi korkuya sevk eder. Korkunun spritüel işleyişine ve aşma yöntemlerine dört temel konu üzerinden değinmek istiyorum: Varlık Korkusu, Hastalık Korkusu, Para Korkusu ve İnsan Korkusu.

Korkuyoruz birçok şeyden. Parasız kalmaktan, evlenememekten, cinlerden, inlerden, hırsızlardan, hastalıklardan, felaketlerden… Hatta bazen kendimizden korkar hale geliyoruz ve bir sebep olmasına gerek kalmıyor korkmak için. Bir hastalık gibi bulaşıyor, yayılıyor korku…

Eski bilgeler “Korktuğunuz şeylerden özgürleşene kadar, korktuklarınız başınıza gelecektir” der. Bu biraz korkutucu bir söz gibi gelse de, maalesef doğrudur. Korku, insanı güçsüz bırakan en temel duygudur. Peki korktuğumuzda neler oluyor? Neden korkularımızın üstesinden gelmeliyiz?

İnsanı her şeye karşı güçlü kılan şey, iradesidir. İrade, seçimleri yapmamıza olanak vererek tekâmülümüzü tamamlamamızı sağlayan en önemli unsurdur. İrademiz sayesinde hayatın bize sunduğu derslerden sonuçlar çıkarırız ve bir şeyler öğreniriz. Yine irade sayesinde seçimler yaparak kendi kaderimize yön veririz. İrade, bize verilen ve diğer canlılardan bizi üstün kılan en önemli hediyedir. Ama iradenin çok büyük bir düşmanı vardır: Korku.

Korkmak, zihnimizin kontrolünü kaybetmemize neden olur, haliyle iradeyi zayıflatır. Seçimlerimizi net bir düşünce ile yapmamızı engeller ve en önemlisi, kendimizi ifade etmemizde engel teşkil eder. Korku duygusu oldukça kaotiktir. Önce zihinde, sonra enerjimizde ve en nihayetinde sezgilerimizle auramızda kaosa, düzensizliğe neden olur.

Korku hallerinde sezgiler adeta kapanır ve devreye ego girer. Çünkü ego, hayatta kalmak ister. Bunun yanı sıra bu duygusal kaos, auramızdaki duygusal bedende enerji dengesizliğine sebep olur ve bu da bizi sağlıksız bir bilinç konumuna sokar. Farkındalık düşer. Bütün bu süreç, seçimlerimizi yapmamızı engeller. Mesela gitmemiz gereken bir yere korkunun yarattığı kaosla gidemeyebiliriz veya başarılı olabileceğimiz bir konuda başarısızlığa sebep olur.

Korku, sadece duygusal ve enerjisel düzeyde değil, fiziksel süreçte de dengesizliğe neden olabilir. Ellerde titremeler ve göz bebeklerinde değişimlere sebep olur. Yaşadığımız tüm korkuların, şartlandırmalardan ibaret olduğunu unutmamalıyız. Bir “unsur” bizi korkuya sevk eder. Korkunun spritüel işleyişine ve aşma yöntemlerine dört temel konu üzerinden değinmek istiyorum; Varlık Korkusu, Hastalık Korkusu, Para Korkusu ve İnsan Korkusu…

Varlıklardan Korkmak

Çok konuşulmasa da toplumumuzda yoğun bir şekilde cinlere karşı korku vardır. O kadar büyüktür ki bu korku, cin demek yerine “üç harfli” veya “iyi saatte olsunlar” gibi kodlar kullanırız. Birçok kişinin karanlık korkusunun temel nedeni aslında cinler ve diğer varlıklara karşı duyulan korkudur. Peki korktuğumuz şey ne bunun farkında mıyız?

Bu tür korkuları yenmenin en etkili yollarından biri korkunun temeline inmek ve korkuyla yüzleşmektir. Hepimizin bildiği gibi, insanoğlu bilmediği ve idrak edemediği şeyden korkar. Karşıda fiziksel bir şeye nazaran ruhani ve bilinmeyen bir güç olması kişinin korkmasının temel sebebidir.

Bu korkuyla ilgili iki temel şeyi bilirsek ve bunları içselleştirirsek, bu korkunun üstesinden geliriz;

Biz istemediğimiz sürece hiçbir şey bize zarar veremez.

Özellikle ruhani şeyler… Nedeni de çok basit; irade yasası. İrademiz ile bir bedensiz varlığı istemediğimizde bunun için dua edip içimizdeki ışığa tutunduğumuz anda hiçbir varlık bizi rahatsız edemez. Bu konuda sınırlar ve kurallar kesindir. Yalnız burada çok güçlü bir irade şarttır. Korkmak, iradeyi zayıflatır haliyle korkunun ötesine geçmek için güçlü bir istek ve iradeye sahip olmalıyız. Neden bir varlık veya neden bir olay bizim özgürlüğümüzü kısıtlasın ki? Özgürlüğümüzü elde etme isteği zaten korkularla savaşmanın en güçlü kaynaklarından biridir.

Hiçbir varlık herhangi bir neden olmadan size musallat olmaz.

Eğer ortada böyle bir durum yoksa yani varlığın size gelmesi için bir vesile yoksa bütün fenomenler büyük olasılıkla bilinçaltından kaynaklanır.

Birçoğumuz ben inanmam veya korkmam deriz ama bunla ilgili bir vaka duyduğumuzda tüylerimiz ürperir. Aslında bu bastırılmış bilinçaltı fobilerinden biridir. Haliyle yapmamız gereken bu iki temel kuralı bilmek ve kesinlikle dualarımızla irademize güvenmektir. Kalbinizi ferah, ruhunuzu aydınlık ve zihninizi berrak tuttuğunuz sürece hiçbir varlığın -fiziksel ve ruhsal- size zarar veremeyeceğini bilin ve bu güçlü bilgiyle güçlü bir şekilde ruhsal yolunuza devam edin.

Hastalık Korkusu

Hasta olmaktan korkmak bizim toplumumuzun bir diğer temel korkularından biri. Hatta bu yüzden hastaneye gitmeyen insanlar olduğunu biliyorum. Hastaneye gitmediklerinde hastalık teşhis edilmediği için kafalarının rahat olacağını düşünüyorlar. Farkındaysanız bu oldukça tehlikeli bir düşüncedir. Ön teşhis birçok hastalığı önceden engellemenin en önemli yoludur.

Hastalıklar zihinsel bedende başlar ve fiziksel bedeni yavaşça etkiler. Haliyle birçok hastalığın –genetik olanlar dışında- genelde zihinsel bir alt yapısı vardır. Haliyle hastalıktan korkmak, zaten bedeni hastalığa açmak demektir. Bu konuda şunu bilmemiz çok önemlidir:

Vücudumuz bizi hastalıklara karşı korumak için bütün donanımlara sahiptir.

Tek yapmamız gereken şifalanmak için bu vücudumuzdaki donanımları zihinsel olarak desteklemek! Yani olumlu düşünmek…

Bu süreçte sağlıklı beslendikten ve spor faaliyetlerini yaptıktan sonra arınık bir zihinle olabildiğince stresten uzak bir hayat yaşamak bizi sağlıklı kılacaktır. Tabi ki düzenli sağlık kontrollerini yapmak şartıyla. Bu süreçte stresten uzak durmanın en iyi yolu artık modern tıbbın da desteklediği meditasyondur. Meditasyonda uzmanlaştığınızda en stresli anda bile hafif trans haline girerek stresin üstesinden gelerek, zihninizi berraklaştırabilirsiniz.

Bilmek ve deneyimlemek birçok korkuyu yenmenin anahtarıdır. Hastalanmaktan korkmamak için de hastalığın detaylarını bilmek yerine vücudun savunma yöntemini bilmek daha önemlidir. Burada biz bilgi edinmeyi, hastalığı araştırmak olarak algılıyoruz. İnternetten yarım yamalak bilgilerle belirtileri kontrol ediyoruz. Sonra da “Aa belirtiler uyuyor, var mıdır acaba?” diye paniğe sürükleniyoruz. Bu yöntemler oldukça yanlış. Eğer illa bir bilgi üzerine araştırma yapmak istiyorsak, bu hastalık üzerine değil, sağlığımızı desteklemek ve vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmek için olmalıdır.

Korkuların en büyük açığı, odak noktalarıdır. Korkularda, odak noktalar paranoya düşüncelerken, odak noktasını olumlu ve iç rahatlatıcı düşüncelere çevirdiğiniz anda korkunun etkisi üzerinizde zayıflar.

Vücudunuzun mükemmel yaratıldığını ve her hastalığa karşı bağışık olduğunu bilin ve buna inanın. Bırakın geri kalanı sizin desteğinizle güçlü vücudunuz yapsın. Endişeleri temizleyin.

Para Korkusu

Biz halk olarak zengin olmaktan korkuyoruz. Bunu kendimize birçoğumuz itiraf edebiliyordur sanırım. Zengin olunduğunda veya para geldiğinde, sanki kötü bir şeyler olacakmış hissi duymamız bizim ortak noktalarımızdan biri.

Paranın, hayatta güvencemizi sağlayacak bir araç olduğunu unutmayalım.

Evet para değerlidir, ama bir amaç olarak değil araç olarak.

Haliyle toprak ananın bereketini ve bolluğunu sevgiyle kucaklayalım. Para, bir isteğimizi elde etmek için oldukça kullanışlı bir araçtır ve yaşamımız için bunu kullanmamak pek mantıklı değildir. Size bir sır vereyim, zengin olduğunuzda da huzurlu ve mutlu olabilirsiniz, hem de eskisinden daha çok.

Bu işin tek önemli noktası; Parayı amaç haline getirdiğiniz anda işler sarpa sarar ve o zaman mutsuzluk getirir, diğer bütün araçlar gibi. Mesela ruhsal yolda amacınız sadece bir takım mucizevî güçler elde etmekse, yine hayal kırıklığına uğrayacaksınızdır çünkü amacınız tekâmül etmek, bu tür fenomenler de bu yoldaki araçlardır. Hayattaki asıl amacımıza götüren araçları amaç haline getirdiğimiz anda, yolumuz tıkanır ve işte o zaman korkularla, endişeler başlar. Bu da bize mutsuzluğu ve sorunları çeker.

İnsan Korkusu ve Yargılanma

Birbirimizden korkuyoruz ve güvenemiyoruz. İşte en tehlikeli ve yaygın korkulardan biri de budur. Bu beraberinde “El alem Ne Der?” yani yargılanma korkusunu, toplum önünde konuşma korkusunu, güvensizliği ve nicesini getirir. İnsanların bizden farklı olmadığını bilmek ve herkese karşı sevgi beslemek bu korkuyu biraz daha aşmamıza yardımcı olacaktır.

Bilhassa yargılanma konusunda hiçbir korkumuzun olmaması gerekmektedir. Bir insanın sizi yargılayabilmesi için o insanın “mükemmel” olması gerekir. Ama bu dünya üzerinde hiç kimse “mükemmel” değildir. Mükemmel olmamak zaten bizi insan yapan temel noktadır. Hata yapmadan nasıl tekâmül edebiliriz? Hata yapmadan nasıl bir şeyleri öğrenebiliriz? Hata yapmak durumundayız ve her insanın yaptığı hatalar muhakkak vardır. Haliyle kimsenin bizi yargılama hakkı olmadığını temel olarak bilmeliyiz. Bizim de aynı şekilde kimseyi yargılama hakkımız yoktur çünkü Hz. İsa’nın dediği gibi “Yargılarsan sen de bir gün yargılanırsın.”

İnsanları kabullenmek ve karşıya sevgiyi yansıtmak, bütün bunların üstesinden gelmemizi sağlayacaktır.

Korkulardan Sıyrılmak için Alıştırmalar

• Otohipnoz

Bunun için ses kaydı yapmanız gerekiyor. Öncelikle bir 10 dakikalık boşluk bırakın. Bu 10 dakikada meditasyon yapıp, hafif trans haline geçeceksiniz. 10 dakikadan sonra 15 dakikayı geçmeyecek bir konuşma kaydedin. Bu telkinler ve olumlamalarda hiçbir olumsuz kelime geçmemeli bunu unutmayın. “Korku” veya “endişeli değilsin” kelimeleri değil “rahatsın, huzurlusun” veya “özgürsün, kendine güveniyorsun” gibi kelimeler tercih edin. Bir “ben” var “benden” içeri; Bilinçaltı isimli yazımda nasıl kaset doldurabileceğinize değinmiştim, o başlığı inceleyebilirsiniz.

• Zihni temizleme

Bu meditasyon da yine zihni susturmak için kullanılan çalışmalardan biridir. Özellikle sezgileri dinlemek için bu çalışma tercih edilir. Bunda zihninizin içine doğru yolculuk ettiğinizi imgeleyin edin. Ve zihninizi büyük bir oda olarak görün. Burada birçok örümcek ağı ve toz var. Bunlar sizin kafanızı karıştıran zihinsel soru işaretleri. Şimdi parlayan ışıktan bir süpürge alın ve buradaki tüm örümcek ağlarını süpürün, bunu yaparken zihninizin de daha berrak olduğunu imgeleyin. Bu kuşkularınızı kaldırıp daha net düşünmenizi sağlayacaktır.

• Ortam Değiştirme

Bunu kabalık ortamlarda –mesela araba trafiğinde- veya korku anlarında yapabilirsiniz (mesela gece uyuyamadınız ve sıkıntı bastı, varlıklardan korkuyorsunuz). Derin derin nefes alın verin ve her nefes verişinizde sıkıntının ağzınızdan çıktığını imgeleyin. Ardından kendinizi hoşunuza giden bir ortamda hayal edin. Mesela her tarafı ağaçlarla kaplı bir orman. Ormanın oksijenini hissedin, orada bir dere hayal edin ve derenin sesini duyun, hatta esen rüzgarın ferahlığını teninizde hissedin. Bu şekilde kendinize yeni bir dünya, bir ortam yaratın ve oranın tadını çıkarın. Bilinçaltı bu yarattığınız ortamın gerçek mi sahte mi olduğunu ayırt edemez, haliyle bu ortama odaklanmak belli bir süre sonra sizi huzurlu ve rahat kılar. Eğer bu tür çalışmaları düzenli yaparsanız, imgeleme oldukça kısalacaktır.

• Düşünce Değiştirme

Korku anlarında kullanılabilecek en iyi yöntemlerden biridir. Oldukça basittir; Çok güçlü ve güzel bir anınızı ya da çok sevdiğiniz bir kişiyi bulun. Ve o kişiye ya da anıya odaklanın. İçinizdeki korkuya nazaran, ruhunuzu bu güzel anının huzuru ve kişiye olan sevginiz ile doldurun. Korkulu düşünceler dağılacak yerine huzur alacaktır. Kötü düşünceleri iyi düşünceler ve anılarla yer değiştirin.

• Yüzleşme

En iyi yöntem cesaret etmek ve korkuların üzerine gitmektir. Ne kadar klasik olsa da, en etkili yöntemlerden biridir. Korkuların bizi kısıtlamasına izin vermemek ve bunun ipini kendi elimize almamız oldukça önemli. Hatta korkularınıza kıza bilir, onlara meydan okuyabilirsiniz emin ol bu meydan okumadan siz galip çıkacaksınız. Korkular, ruhun özgürleşmesini engelleyen unsurlardır ve bunları birer birer alt etmek görevlerimizden biridir. Korkuları yenmenin oldukça kolay olduğunu unutmayın ve içinizdeki büyük güce inanın.

İndigo (Efe Elmas)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

RUHSAL UYANIŞ VE BÜTÜNLEŞMENİN 5 SAFHASI

1020348_08ddf6c649a0fb3c65e69ca21d31e5c2[1]

Hakkında bahsedeceğim sürecin, kişinin özgünlüğüne göre farklılaşan, çeşitli varyasyonlara bürünebilen ve kimi zamanlarda, bir önceki ve bir sonraki safhanın üst üste bindiği bir çeşitlilik gösterebildiğini vurgulamak isterim.

Buna ek olarak, son dört safhayı birçok kez, birbirine geçmiş halde ve yeniden yaşayabiliriz. Deneyimlenmekte olan şey her seferinde bizi daha geniş bir farkındalığa ve bütünleşmeye taşıyacağı için, bu sürece eksik kalmış pasajların tamamlanması ve karanlıkta unutulmuş tüm parçalarımızın bütünleşmesi olarak bakabiliriz. İşte bu noktada, çeşitli deneyimler ve farkındalıklar iç içe geçebilir.

Örneğin, kendimizi merkezlenmiş ve bütün hissettiğimiz bir anda, çaresizlik ve endişe hallerinin eşlik ettiği bir ruh haline de sahip olabiliriz. Kıskançlık ve öfke duyguları tetiklendiği bir an, nefes almayı ve merkezlenmeyi hatırlayarak bu parçalarımızı saf bir farkındalıkla gözlemleyebilir ve kendimizi şefkatle sarıp sarmalamayı hatırlayabiliriz. Kendimizden ve her şeyden şüphe duyduğumuz bir an, içe dönüp varlığımızın özünde sürekli bir nabız gibi atan o sesi tekrar duymayı hatırlayabiliriz.

Bu süreç, gerçek olanın içselleştirilip bedenlenmesine kadar, inişli çıkışlı bir şekilde devam eder. Sürecin uzunluğu tamamen kişisel seçimlerimize ve özgünlüğümüze bağlıdır. Kimi için yıllar sürerken, kimi varlıklar için de, herhangi bir şeyin vesile olması ile aniden ortaya çıkan bir uyanış olabilir. Kimisi Bütünleşme ve ifade aşamaları ile yeni bir bilinç düzlemine geçmeyi seçebilirken, kimi varlıklar ise sürecin belli safhalarını tamamlamayı ve dünyadan ayrılmayı seçebilirler.

Bu noktada, varoluşun özünde hiyerarşik bir yapının bulunmadığını, önde gidenlerin onurlandırılıp, arkada kalanların başarısız olduğu gibi değerlendirmelerin, tamamen sınırlı insan bilinci ve bakış açısından kaynaklandığını hatırlatmak isterim. Varoluşun temel nedeni kendini bilmek, genişlemek ve ifade etmek üzerine kuruludur. Alt üst ilişkisine göre değil. Kendini bilişi tesis eden yegane unsur ise, diğerlerini oldukları halleri ve seçimlerinden dolayı yargısızca onurlandırmaktır.

Bu safhalar, süreci genel hatları ile belirgin hale getirmek ve bir farkındalık yaratmak adına yazılmıştır. Her sahfanın kendi içindeki detaylarına dair yazılıp, söylenecek çok şey var. Bu süreci yaşarken (özellikle 3üncü safhada) size faydası olacak bir başka yardımcı araç ise kendi bilinç alanınızı oluşturmak olacaktır.

Yazıyı okuduktan sonra, kişisel olarak hangi konumda bulunduğunuzu ayırt etmek, sizlerin kendi farkındalığınızı devreye sokmanızı ve tüm gerçekliğinize berrak bir şekilde bakmanızı gerektiren bir durum olarak ortaya çıkıyor.

Ruhsal Uyanış ve Bütünleşme Sürecinin 5 Safhası

1nci Safha – Farkındalığın Uyanışı

Birinci safhaya kadar, dualite içinde uykuda ve bilinçsiz halde devinmekte olan bir insanızdır. Yaşamı, herkesin yaşadığı gibi ve sorgulamaksızın yaşarız. Ve aniden bir şey olur. Bir felaket, bir kayıp, veya nedensizce içten gelen bir dürtü. Herhangi bir şey vesile olur ve içimizde soru işaretleri belirmeye başlar. Yaşamı, varoluşu, kim olduğumuzu, Tanrı’yı v.b. sorgulamaya başlarız.

2nci Safha – Uyanış Sürecinin Devreye Girişi

Sürecin bu aşaması son derece heyecan vericidir. Sorularımıza cevap olabilecek tüm kitaplar, filmler ve uygulamalar en iyi dostlarımız haline gelir. Konuya ilişkin ne varsa, çölde su bulmuşçasına büyük bir iştahla yutmaya başlarız. Metafizik, ezoterik öğretiler, dinlerin daha içsel uygulamaları olan tasavvuf ve mistisizm, yeni çağ, ruhsallık, kanal bilgileri, şifacılık, kristaller, parapsişik konular, çakralar, yükselmiş üstatlar ve öğretileri, kurslar, atölye çalışmaları v.s. Bu süreçte bizlerin susuzluğunu gideren ruhsal araçlar olarak yerlerini alırlar.

Hatta kimileri, bu konularda uzmanlaşarak enerji şifacılığı yapmayı, dersler ve atölye çalışmaları vermeyi seçer ve birer öğretmen olurlar. Fakat kendi uyanış süreçlerinin bir safhasını yaşamakta olduklarını, sürecin devamında onları ne gibi potansiyellerin beklediğini daha sonra anlayacaklardır.

Tüm bunlar öylesine yeni, öylesine taze ve doyurucu şeylerdir ki…

Hakikat ve varlık arasında yeni bir tampon bölge oluşturan “spiritüel kimlik” tezahür eder!

Yaşam, daha önceleri uykuda geçmekteyken, şimdi maneviyata dair yeni bir dünyanın varlığı keşfedilir ve çeşitli düsturlarına uygun yaşamaya meyleden bir kimlik ortaya çıkar. Dünya, maddi ve manevi olarak ikiye bölünmüştür. Çoğunlukla, kişi bu aşamada kendisine pozitif bir kimlik oluşturmakla meşguldür.

Işıklı, sevgi dolu, hayırsever, dürüst, bilge, aydınlanmış v.s. Gibi kişilik özelliklerinden oluşan bir şablon, ruhsal yolda olan bir kişi için ideal olarak kabul görür.

3ncü Safha – Salıverme, Bırakma Süreci

Salıverme süreci, eskiyi ve eskiye dair her ne varsa tümünü bırakmakla ilgilidir. Bu aşama, yaşanan dönüşümün kalbidir diyebiliriz. Dönüşümün ateşi (nuru) devreye girer ve hakikatin gölgesi olan her şeyi yakmaya başlar. Dualite üzerinde şekillenmiş olan konfor alanımız, gerçeklik düzlemimiz ve buna dair aşina olduğumuz her şey dağılmaya, köklü bir şekilde çökmeye başlar.

Halı ayağımızın altından çekilmeye başlarken, ne bizi o ana kadar güvende hissettiren şeyler, ne de ruhsal uygulamalarımız hiç bir işe yaramazlar. Kim olduğumuzu, ne bildiğimizi, neyin önemli olduğunu bilemez hale geliriz. Bu aşamada çok sıkı bir testten geçeriz. Olmakta olan, bize kendimizi rahat ve güvenli hissettiren, dualitik düzlemden temel almış tüm kişilik özellikleri, bağlar ve dinamiklerin yaşam gerçekliğimizi terk etmesidir. Ancak böylelikle yeniye ve Tanrısal benliğimize yer açarız.

4üncü Safha – Bütünleşme

Bu aşama, Tanrısal benliğimiz, yüksek benliğimiz, Ruhumuz (veya her ne derseniz deyin) ile bütünleştiğimiz bir süreçtir. Gerçek olan kendisine yer açıp bedenlenmeye başlarken, aslında yaşanan Tanrı ile İnsanın buluşmasıdır. Rüya artık bitmiştir.

Özümüzdeki Tanrı insanda tecelli ederken, insana dair ne varsa olduğu hali ile kucaklanır. İnsan, rüyanın tüm unsurları ile bu boyutta sahnelenmesine aracı olmuş kutsal bir parçamızdır. Bu safha, aynı zamanda İnsanın yüceldiği ve Tanrı katına çıktığı bir aşamadır. İnsan parçamız, karanlık ve ışık arasındaki skalada var olan tüm deneyimi kendi varlık sahnesinde bedenlediği gibi, O’nun niteliklerini tezahür ettirmek üzere de kodlanmıştır.

5inci Safha – İfade

Bu aşama, daha önce ne yaşadığımız, ne de hayal etmiş olduğumuz bir varlık konumudur. Bütüncül bir anlayış, berrak bir farkındalık ve şefkat hakimdir. Dramlar, beklentiler, yanılsamalar, kurallar artık yoktur.

Bu konum, varoluşla olan bağımızı Bütüncül ve Teklik açısından algılayıp, hissettiğimiz bir konumdur. Tüm kontrol, zihin oyunları ve manipülasyonlar üçüncü safhada yaşanan ölüme benzer süreçte salıverilmiştir. Yaşama ve kendimize olan direnç, yerini akışa ve eşzamanlı bir yaşama bırakmıştır. Her şey, her an İlahi bir uygunluk ve düzen içindedir. İnsan parçamızın ihtiyacı olan şeyler “an” içinde karşılanmaktadır. Bir şeyleri oldurmak için çabalamak yerine, olmasına izin vermek vardır. Yaşam “şimdi” yaşanmaktadır. Zaman ve mekan algısı yanılsamalarla birlikte dağılmıştır.

Algıladığımız, hissettiğimiz her şeyin ardındaki O bütünlük, bizim vasıtamızla bu boyutta bedenlenmiştir. Ve İnsan bedeninde O alarak yürür, O olarak, konuşur, O olarak olursun. Maddi ve ruhsal dünya ayrımı kalmamıştır ve varoluş TEK bir gerçeklik alanından algılanıp, çok boyutlu olarak yaşanmaktadır.
alıntı

Peki şimdi siz kendinizi hangi safhada görmektesiniz:)

  • Alıntı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İçinizdeki küçük kıza öğütler ; Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ’TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!

Smiling Girl with Hands Covered in Paint --- Image by © Royalty-Free/Corbis

1. Unutma! Sen değerlisin. Çalışsan da çalışmasan da… Ünlü olsan da olmasan da… O erkek seni istese de istemese de… Sen sen olduğun için bi’tanesin.
2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın. Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik, biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his… Sen şahanesin!
MUTLULUK SENİN İÇİNDE
3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye, saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.
4. Kendine güvenin en büyük silahındır ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.
5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın, sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana, tartışmana gerek yok. Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin. 6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin. Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.
7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov, sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir. Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.
8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.
9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin. Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir. Buna asla izin verme.
10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan; herkes sana öyle davranır. Asla ama asla kendini küçümseme.
HERKESE ‘SEVGİLİM’ DEME
11. Evde oturup derdine yanma. Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama. Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!
12. Eski sevgili adı üstünde ‘eski’dir… Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.
13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin. Kimse son değil, bunu bileceksin.
14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin. Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma!
15. Sevgilini çok sevmelisin. Öyle herkese ‘sevgili’ dememelisin. Fakaaat çok sevmen demek, kendini ayaklar altına alman demek değildir. Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi?
HER ŞEYİN ŞIK OLSUN
16. Her şeyin şık olsun. Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin… Kadınlık şıklık demektir.
17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç! Onlar sen olamaz, sen de onlar… Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.
18. Kız arkadaşların önemlidir, en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin. Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin. Sadece kötü gününde değil, başarında, mutluluğunda da yanında olan, yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.
19. Erkekler çocuktur. Nokta! Çocuğunu hem sevecek hem kızacak, icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.
SEN ÖZELSİN BUNU UNUTMA!
20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin. Aramazsa aramasın be!
21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın vizesini keseceksin.
22. Sen renklisin, sen beceriklisin, sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın, sen sonsun… Mecbursun, bunu fark edeceksin!
23. Her şey bir karar vermene bakar. Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.
24. Yapamayacağın şey yok. Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok! Şu an silkelenip kendine geleceksin!
25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ’TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!
ALINTI
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZEKA GENİ ERKEKLERE ANNEDEN GEÇİYOR

12241280_892739860775032_4871559659919185928_n[1]

Bir baba zeka genlerini oğluna asla aktaramıyor. Bir erkek, zekiyse bunu annesine borçlu. Kıt anlayışlı bir erkek ise sorumlu yine anne.

“Babasının Oğlu” şeklindeki övünme zeka bakımından tarihe gömülüyor. Kültür bakımından ise babalar övünmeye devam edebilirler.

Zeka bakımından artık “Anasının Oğlu” söylemi geçerli. Bir başka tanımlamayla, erkekler kendi zeka genlerini asla ve asla oğullarına aktaramıyorlar. Sadece kız evlatlarına en çok % 50 oranla aktarabiliyorlar.

Erkekler zeka bakımından “Anasının oğlu”; kızlar zeka bakımından “Hem anasının hem babasının kızı” olmuş oluyor.

Böylece bilim erkeklerin “İllaki bir erkek evlat isterim!” dayatmasının bu bakımından da ne kadar boş olduğunu kanıtlıyor.

Genetik Mühendisliği kaynaklı bu araştırma raporları dünya bilim literatürlerine girmiş durumda. Raporlara göre erkek çocuklar zeka genlerini kuşaktan kuşağa sadece ve sadece annelerinden alabiliyorlar. Zeka genlerinin şifreleri sadece X kromozonunda bulunurken Y kromozonunda ise zeka genlerinin izine rastlanmıyor.

Cinsiyeti belirleyen kromozonlar anneden daima X olarak geliyor, babadan gelen kromozonlar ise X veya Y olarak değişiklik arz ediyor. Babanın X kromozonu ile annenin X kromozonu doğacak olan çocuğun cinsiyetini “Kız” olarak belirlerken babadan gelen Y kromozonu ile anneden gelen X kromozonu doğacak olan çocuğun cinsiyetini “Erkek” olarak belirliyor.

İşte bu duruma göre bir baba hiçbir zaman oğluna zeka genlerini aktaramıyor. Oysa anne, hem kızına ve hem oğluna zeka genlerini aktarabiliyor. Durum böyle olunca annelerin zekası kesintisiz olarak evlatlarına aktarılabilirken babaların zekası cinsiyet nedeniyle kesintiye uğruyor. Hem de soy ve nesep felsefesinin babaları bir böbürlenmeye soktuğu erkek evlatlar üzerinde erkeğin zekası tam ve net bir kesintiye uğruyor. Bununla birlikte erkek çocuğun annesinin de bir babası olduğunu unutmamak gerekiyor.

İçimizdeki bazı Arap kafalıların bugün “Elimin kiri“, “eksik etek” ve hatta “saçı uzun aklı kısa” olarak tanımladığı kadına eski Türklerin çok büyük önem ve değer verdikleri biliniyor. Atalar gerçekten akıllıymış.

Bu konudaki araştırmalardan birinin sahibi bilim adamı Horst Hameister’e göre, erkeklerin zekâ seviyesi bir tane X kromozomu taşıdığından ve bu kromozomun kombinasyonu iyi olmadığı takdirde, erkeklerin zeki olma ihtimali düşüyor. Kadınlardaki ikinci X kromozomu ise birinci X kromozomundaki olası eksikliği giderebiliyor.

Zekanın hangi yönde kullanıldığı tabii büyük önem kazanıyor. Zeka konusunda anne çok önemli. Erkeklerin bir kısmı zekaya değil güzelliğe odaklanıyor olsa da bilimsel bilgiler ışığında erkeklerin yeni trendinin zeki kadın arayışı olduğu göze çarpıyor.

Kadın hem zeki hem güzel olsun diyen erkekler ise büyük çoğunluğu oluşturuyor.

***
ATASEN
Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

MUTLU OLMAK İÇİN YÜRÜ

kime-gore-hizli-tempo-yuruyus[1]

Hareketsiz yaşamın hayat kalitemizi düşürdüğü bilinen bir gerçek. Uzmanlar, günde 20 dakika yürümenin kendimizi daha mutlu hissetmemizi sağladığını belirterek, yürüyüşün ve egzersizin önemine dikkat çekiyor. İngiltere’de yapılan bir araştırma, haftada 150 dakika tempolu yürüyüş yapmanın, yaşam süresini uzattığı ve hastalıklara yakalanma riskini azalttığını ortaya koyuyor. Ülkemizin, hareketli yaşam konusunda yetersiz olduğu vurgulanıyor. Düzenli yapılan yürüyüşler, kasların kuvvetlenmesi, şişmanlık ve stresin azalması, yaşlanmanın gecikmesi gibi birçok avantaj sağlıyor. Uzman Fizyoterapist Elif Özkaleli Vardar, yürüyüşün basit, doğal ve güvenli ancak çok önemli bir günlük fiziksel aktivite olduğunu belirterek “Yapılan son araştırmalar, 6 hafta boyunca günde yalnızca 20 dakika yürümenin, kendinizi çok daha mutlu hissetmenizi sağladığını gözler önüne seriyor” diyor. Ostreopoz, kalp sorunları, diyabet ve Alzheimer gibi kronik hastalıkları önleyen hiçbir ilacın olmadığını ancak düzenli yürüyüş bütün bu rahatsızlıklara yakalanma riskini azalttığını vurgulayan Vardar, yürüyüşün aynı zamanda ruh sağlığımız için de son derece faydalı bir aktivite olduğuna dikkat çekiyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Haldun Orhun ise sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için yapılan düzenli yürüyüşlerin dakikada 6 kalori harcanmasını sağladığını anımsatarak “Kilo almayı engelleyerek, vücutta yağ oranının azalmasına yardımcı olur. Yürüyüş, kemiklerinizin güçlenmesini, kilonun korunmasını, kalp ve akciğer sağlığının kontrol altına alınmasını kolaylaştıracak bir egzersizdir” diyor. Orhun, yürüyüşte dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıralıyor:

“Yürüyüş, hafif bir yemekten en az iki saat sonra yapılmalı, bol su tüketilmelidir. Ağır bir yemek sonrası hızlı ve yorucu yürüyüşlerden kaçınılmalıdır. Yürüyüşler için ince tabanlı ve makosen ayakkabılar doğru tercihtir. Eğer yürüyüşler açık alanda yapılacaksa sabah erken saatler seçilmelidir. Çok sıcak havalarda yürüyüş yapmak ve bir sıkıntı hissedildiğinde yine de yürüyüşe devam etmek doğru değildir. Yürüyüş yaparken vücuda naylon, muşamba sarılmasının faydası yoktur.”

Bir adımın 10 faydası

– Uykusuzluğu azaltır

– Sindirimi kolaylaştırır

– Kan basıncını düzenler

– Yorgunluk hissini engeller

– Solunum kapasitesini artırır

– Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar

– Vücutta doğal keyif verici hormonların (Endorfin) salımını sağlar

– Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir

– Beyine oksijen sağlanmasını artırarak, zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce potansiyelini yükseltir

– HDL/LDL (İyi huylukötü huylu kolesterol) dengesini düzenler. Kan yağlarının (Trigliserid) düzeyini düşürür.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

TEMİZLİK YAPTIM BUGÜN……

temizliksirketibuyukcekmece1[1]
Temizlik yaptım bugün…
Hem de tüm benliğimde
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim.
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış, inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Her yere, görebildiğim, göremediğim her yere serptim.
Atarken kırgınlıklarımı, bakmadım neydi onlar diye.
Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası.
Bakmadım, merak da etmedim.
Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı çıkardım.
Meğer ben ne az kıskançmışım.
Çok kolay oldu.
Sevindim.
Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.
Sıra korkularıma gelmişti.
Çıkarmaya bile korktum önce.
Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya.
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır,
İçten içe bir sevgi nasıl duyulur anlayamadım.
Yerini,toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler.
E… ne de olsa iyi bakmıştım onlara.
Her gün yeni yeni korkular ekleyip,endişelerimle sulamıştım.
Mutluluklarımı, ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an.
Bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim; almadan verip, beklemeden sevseydim.
Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım, böyle bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı.
Çok zorlandım korkularımla.
Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi.
Kenetlenmişlerdi adeta.
Ama onları da sevgiyle çıkardım. Ve onları yaşamaktan,hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan, pişmanlık duymadan çıkardım.
Kızsaydım onlara, bağırıp çağırsaydım. Yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.
Temizlik yaptım bugün.
Bahar temizliği.
Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim.
Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim.
Korkusuzlukları ektim alabildiğine…
Saatlerce ektim korkusuzluğu…
Mutluluk ektim, doğallık.
Sonsuzluk…
Bağışlama ektim.
Sevgi ektim her hücreme.
Coşku, heyecan, sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana…
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Birisinin size bakıp bakmadığını anlamak için esneyin, karşı taraf ta esniyorsa gözleri üzerinizde demektir…

12190868_423062244549224_1731427222495303583_n[1]

Birisinin size bakıp bakmadığını anlamak için esneyin, karşı taraf ta esniyorsa gözleri üzerinizde demektir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sadece 2 Soruluk Kişilik Testi… Bakalım kim kendisiyle yüzleşmeye hazır…

images[1]

SORU  1: Aşağıdaki renklerden birini seçiniz.
SARI

MAVİ

KIRMIZI
SORU  2: Aşağıdaki renklerden birini seçiniz.
YEŞİL

MOR

TURUNCU
Test bitti..

Cevaplar…

*Sarı ve Yeşil: Bakıcılar* Gerçekçi bakış açınız kendiniz ve çevrenizdekiler için güvenli ve rahat bir ortam yaratıyor. Karşınızdakini dinliyor ve ne söylemek istediğini anlıyorsunuz. İnsanların sözlerini olduğu gibi Kabul etmek yerine sorular sorarak gerçekten neye ihtiyaçları olduğunu bulmaya çalışıyor ve bu arada onların kendilerini daha iyi tanımalarına yardımcı oluyorsunuz. İnsanlara bakmak ve yardım etmek sizin doğal bir yeteneğiniz. Fakat aşırıya kaçtığınız zamanlarda Ne yazık ki kimseye yardımcı olmuyorsunuz. Bazen başkalarının kendi ihtiyaçlarını keşfetme yetisine saygı göstermeniz gerekir. Sürekli insanları kurtardığınız ve yardım ettiğiniz zaman onların kendi problemleri ve sorumlulukları ile yüzleşmelerine engel olursunuz. Dolayısıyla geri adım atın ve insanların sizin desteğiniz olmadan kendi ayakları üzerinde durmalarına izin verin. Eğer başarısız olurlarsa bunu normal olduğunu hatırlayın çünkü ancak o zaman kendileri için neyin doğru olduğunu aramaya ihtiyaç duyabilir ve kendi çözümlerini bulabilirler. Yaşamda sürekli başkalarının bakış açılarını anlamaya çalıştığınız için kendinizi ihmal ediyor olmanız yüksek bir ihtimaldir. Çevrenizdeki insanları unutmaya ve kendi ihtiyaçlarınıza konsantre olmaya çalışın. Bu şekilde başkalarının DA size yardımcı olması için imkan yaratmış ve kendi mutluluğunuzu ikinci plana atmamış olursunuz. Eğer sarıyı yeşilden daha çok seviyorsanız, ilişkilerinizden ziyade kişisel gelişiminize ve kariyerinize daha gerçekçi yaklaşıyorsunuz demektir. Eğer yeşili sarıdan daha çok seviyorsanız, ilişkilerinize daha gerçekçekçi yaklaşıyorsunuz ve hedeflerinize daha az yoğunlaşıyorsunuz demektir.
*Sarı ve Mor: Aracılar* Siz yaşamdaki amacınızı bulmak için bir yolculuğa çıkmış gibisiniz. Önce olayları yaşıyor sonra geri çekilip analiz etmeye başlıyorsunuz. Bu sizin olgunlaşmanıza yardım ediyor. Her anın değerli olduğuna inanıyor ve keyif almaya çalışıyorsunuz. Manevi değerlere verdiğiniz önem başkalarının kendi içindeki maneviyatı aramalarına yol açıyor. Meraklı, araştırmacı doğanız Sezgilerinizin güçlenmesini sağlıyor. İnsanların kendilerinin farkında olmasına yardım ediyorsunuz. Onları dinleyerek, akılcı gözlemler yaparak ve duygularınızı ifade ederek insanları etkiliyorsunuz. Dahası kendilerinde olumlu değişimler yapma isteği uyandırıyorsunuz. Siz harika bir iletişimcisiniz. İnsanları taraf tutmadan dinleme ve söylenenleri olduğu gibi anlayabilme yeteneğiniz var. Konuşma sırasında olayların içini görebiliyor ve gerçekten ne yapılması gerektiğini hemen kavrayabiliyorsunuz. Yeteneklerinizi en iyi konuşurken ortaya çıkarabiliyorsunuz. İletişim kurarken siz kişisel ve profesyonel olarak mucizeler yaratıyorsunuz. Fakat ne yazık ki değişime duyduğunuz büyük ihtiyaç nedeniyle gerçekler ve istekleriniz arasında kesin bir çizgi koyamıyorsunuz. Doğal yeteneklerinizi kullanarak neyin gerçek neyin potansiyel bir ihtimal olduğunu ayırt etmeye çalışın. Doğru adımı atacağınıza güvenin. Siz pozitif değişimleri nasıl yapabileceğini çok iyi bilen birisiniz. Eğer sarıyı mordan daha çok seviyorsanız, bir durumun potansiyel sonuçlarından ziyade gerçekçi taraflarını görmeyi tercih ediyorsunuz demektir. Eğer moru sarıdan daha çok seviyorsanız, olabilecek imkanları düşünüyor ve yaşamınızdaki gerçekleri ikinci plana atıyorsunuz demektir.
 *Sarı ve Turuncu: Teknik düşünenler * Sizin temel düşünceleriniz genelde işleri nasıl sonuçlandıracağınızı planlamak üzerine yoğunlaşmış. Sistematik bir yaklaşım geliştirerek işleri, ilişkilerinizi ve hatta yaşamı anlamaya çalışıyorsunuz. Siz kendinizi çevrenizde ki kaynakları arttıran bir insan olarak görüyorsunuz. Çevrenizdeki yetenekleri ve kaynakları araştırıyor, deneme yanılma yolu ile dünyanızı tanımaya çalışıyorsunuz. Keşifleriniz ile yetenekli insanları ve kaynakları doğru yerde kullanma gücünü kazanıyorsunuz. Eğlenmek sizin için bir olaydaki bütün gerçekleri araştırmak ve tüm parçaların doğru yerine oturmasını sağlamak demektir. Siz bir işte yada ilişkideki başarılı kısımları büyük bir dikkat ve zevkle incelersiniz. Her başarılı bölüm sizin için tekrar değerlendirebileceğiniz yada başka bir alanda yeniden kullanabileceğiniz değerli bir parçadır. Bir çok kişinin şaşkın ve hayranlık dolu bakışları altında siz var olan kaynaklardan yeni ve orjinal kavramlar, fikirler, olgular yaratırsınız. Teknik yaklaşımınız, rahatlıkla eksik yapılan işleri hemen görmenizi sağlar. Bu başkalarında kendilerini savunma ihtiyacı doğurabilir ve sizi aşırı ciddi olmakla suçlayabilirler. Genelde bir hata yapıldığında siz bunu farkeden ilk kişi olduğunuz için insanlar sizden çekinmeye başlayabilir. Fazla hareketin olmadığı bir ortamda özellikle dikkatli olun. Yeniliklerin olmadığı bir ortamda kendinizi değişmez bir döngü içinde hissedebilir ve mutsuzluk yaşayabilirsiniz. Başkaları sizi negatif, mızmız ya da sorun arayan birisi olarak görebilir. Gerçekte siz aslında sadece kayıpsınız ve ne istediğinizi bulmaya çalışıyorsunuz. Eğer sarıyı portakal renginden daha çok seviyorsanız, kişisel gelişiminiz başkaları ile olan ilişkilerinizden daha önemli demektir. Eğer portakal rengini sarıdan daha çok seviyorsanız, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızdan daha önce düşünüyorsunuz demektir.
 *Mavi ve Yeşil: Güven uyandıranlar * Siz başkalarına yardım etmekten ve destek olmaktan zevk alıyorsunuz. Limitsiz merakınız gerçekten ne düşündüklerini söylemeleri için insanlara ortam yaratıyor. Siz karşınızdaki kişinin hayallerini görebiliyor ve gerçek ihtiyaçlarına duyarlı olabiliyorsunuz. Onlara kendi yeteneklerine güvenmeleri için gerek duydukları öz güveni veriyorsunuz. İnsanların kendilerini önemli hissetmelerini istiyorsunuz ve bunu dinleyerek sağlıyorsunuz. Başlangıçta ortama uyum sağlamaya ihtiyacınız var. Başkaları sizin onlar gibi olduğunuza inanmalılar. Sonra gerçek karakteriniz ortaya çıkmaya başlıyor. Bu durumda insanlar bildiklerini zannettikleri bu yeni kişiye uyum sağlamaya çalışırlar. Bu özelliğiniz yüzünden bazen ihtiyaçlarınıza cevap vermeyen durumları yada ilişkileri kendinize çekersiniz. Siz dikkatle dinleyen birisiniz. Başka insanların ne hissettiğini bilmek istersiniz. Bu yetenek sizin müziği ve yabancı dilleri daha iyi duymanızı sağlar. Eğer imkanlarınız varsa bir müzik aleti çalabilir ya da kendi diliniz dahil başka dilleri fazla aksan olmadan konuşabilirsiniz. Düşünce ve duyguları açık olarak ifade edebilirsiniz. Aşırı ciddi olduğunuzda yada fazla rahat hissettiğinizde kişisel gelişiminizi ihmal etmeye başlarsınız. Ne istediğinizden ve ne beklediğinizden emin olun. Böylece başkaları sizin ihtiyaçlarınızı nasıl karşılayacaklarını bilirler ve yaşamınız daha keyifli bir hal alır. Eğer maviyi yeşilden daha çok seviyorsanız, kariyeriniz yada kişisel hedefleriniz sizin için birinci sırada demektir. İlişkileriniz hayallerinize uyum göstermek zorundadır. Eğer yeşili maviden daha çok seviyorsanız, başkalarının hayallerine destek olmaya daha çok önem veriyorsunuz ve kendinizi ikinci plana atıyorsunuz demektir.
*Mavi ve Mor: Düşünenler* Siz oluşumu incelersiniz. Bir şeyin neden var olduğunu bilmeye ihtiyaç duyarsınız. Bulduğunuz sonuçlar sizin büyük resmi görmenizi sağlar. Neye ihtiyaç olduğunu bulma kabiliyetiniz sizin olayları iyileştirmenizi sağlar. Geleceğe yoğunlaşarak, fikirler ve olaylar sanki olmuş bitmiş gibi düşünebilirsiniz. Siz gelecekteki dünyada yaşarsınız. Bu kafanızda ki bir resimdir. Siz insanların motivasyonunu ve sebep-sonuç ilişkilerini anlayabildiğiniz zaman perfomansınızın en üstünü yaşarsınız. Sürekli hareket planı hazırlamak için kafanızın içinde olayları kategorize ediyorsunuz. Bu planlar olmadan organize olmak sizin için çok zordur. Zaman zaman gündüz hayal kurarak geçiren bir insan haline gelebilirsiniz. Siz yol açan öncüsünüz. Yeni fikirleri ve yapıları geliştirmeye karar verdiğiniz zaman büyük keyif alırsınız. Fikirleri kafanızın içinde gerçeğe dönüştürmek ihtirasınızın artmasını sağlar. İnancınız güçlü olduğu zaman, gerçeklere bakmadan olayları üstlenebilirsiniz. Kendiniz ve başkaları hakkında geliştireceğiniz yanlış ön yargılar sizi ortamın dışına sürükleyebilir. Sürekli yeni bir şeyler yapma ihtiyacınız sizin hazırda yapmış olduklarınızı takdir etmenize engel olabilir. Kafanızın içinde çok fazla resim olması yaşamınızı zorlaştırabilir. Diğer insanlar ve olaylar size yetişemeyebilir. Farkında olmadan çevrenizden ve kendinizden imkansızı istemeye başlayabilirsiniz. Eğer maviyi mordan daha fazla seviyorsanız, kendi hayallerinizi ilişkilerinizden daha ön planda tutuyorsunuz demektir. Eğer moru maviden daha çok seviyorsanız, ilişkilerinizde nasıl güçlü olabileceğinize daha çok ilgi duyuyorsunuz demektir.
*Mavi ve Turuncu: Yapıcılar* Siz heyecanlı bir yaşam bekliyorsunuz. Bunu çift karakteriniz ile başarıyorsunuz. Bir dakika yeni bir ev tipi yapmak isteyen yaratıcı ve özgür düşünen birisisiniz, ikinci dakika da ise tarzınızı değiştirip niye bir insanın böyle bir fikri ortaya savunabileceğini sorgulayan geleneksel bir eleştirmen oluverirsiniz. Siz sosyal bir muammasınız. Merakınız pek çok farklı kesimden kişiler ile iletişim kurmanızı sağlar. Siz bu ortamlarda gelişip serpilirsiniz. Partilerde eğlenceli kişilerden biri sizsinizdir. Arkadaşlarınız pek çok farklı ortamdan gelen ve farklı ilgi alanları olan insanlardan oluşur. Bazen durup kendinize şaşırırsınız; sürekli bu çılgınlıkları kendinize nasıl çektiğinizi düşünürsünüz. Fakat içten içe bilirsiniz ki aşırı tek düzelik kişinin gelişimini durdurur ve siz kesinlikle tek düze bir ortamda bulunamazsınız. Dünyanın size ihtiyacı olduğuna inanmak istersiniz. Çoğu kez kontrolünüzün olmadığı sosyal konular üzerinde düşünüp bir anlam çıkarmaya çalışırsınız. Sonunda ise boşa harcadığınız zamandan yorgun düşmüş ve duygusal olarak çökmüş hissedersiniz. Anlamanız gerek ki dünya hiçbir zaman istediğiniz gibi mükemmel bir ortam olmayacak. Bir insan ancak bir yere kadar olayları kontrol edebilir. Zaman içinde göreceksiniz ki kontrol edemediğiniz sosyal kavramlar üzerinde enerjinizi harcamak yerine kendi çevrenize ve yaşamınıza konsantre olursanız çok daha etkili değişimler gerçekleştirebilirsiniz. Bir iş yaparken amaca ve hedefe tüm varlığınızı veremiyorsanız başarılı olmanız mümkün değildir. Bütün kalbiniz ile girişmiyorsanız o işi bırakın ve bir sonrakine geçin. Siz yeni bir şeyler yapmak, kurmak, üretmek ihtiyacındasınız, eğer bu imkan elinizde yoksa mutsuz olmanız kaçınılmazdır. Eğer maviyi portakal renginden daha çok seviyorsanız, bir işi önce nasıl yapacağınızı düşünür sonra planınızı gözden geçirip hatalarını incelersiniz. Eğer portakal rengini maviden daha çok seviyorsanız, anlık heyecanlara kapılıp planlarınızı unutmanız çok kolaydır.
 *Kırmızı ve Yeşil: Kaynak Yöneticileri * Pratik ve insanlara değer veren bir yapınız var. Başkalarına yaşamlarında daha anlamlı ve değerli aşamalar katetmeleri için yardımcı olursunuz. Hiç kimse sizi kandıramaz. Siz dinamik birisiniz ve herkesin ne yaptığını yada amaçladığını çok iyi bilirsiniz. Neyin önemli olduğunu bilmenizi sağlayan özel bir yeteneğiniz vardır. Bir öğretmen ya da ebeveyn gibi insanların yaşamlarını daha iyi nasıl yapabileceklerini düşünürsünüz. Siz en çok elinizdeki kaynakların nasıl kullanılacağını idare ettiğinizde başarılı olursunuz. Başlangıçta çok eğitmek amacı ile başlamanıza rağmen daha sonra aşırı otoriter olabilirsiniz. Hatta aşırıya kaçıp patronluk taslayabilirsiniz. Ne yazık ki orta dereceniz yok, ya eğiticisiniz yada otoritersiniz. Bu durum çevrenizdeki insanların kafasını karıştırabilir. İnsanlar patronluk tasladığınızda bile insanların iyiliğini düşündüğünüzü her zaman farkedemeyebilirler. Üzgün olduğunuzda, baskı altında kaldığınızda yada sarhoş olduğunuzda kırmızı rengini simgeleyen tarafınızı ortaya çıkarırsınız. Yeşilin sakinleştiren etkisi olmadan aşırı davranışlarınız ile dostlarınızı oldukça şaşırtabilirsiniz. Eğer yeşili kırmızıdan daha çok seviyorsanız bu karakter daha bile çarpıcıdır. Eğer çevrenizdekiler bu süreçlerden birinde size farklı davranmaya kalkarsa bunun nedeni muhtemelen sizi tanıyamadıkları içindir. Eğer kırmızıyı yeşilden daha çok seviyorsanız, başkalarından önce bir hedefin başarılması için nelerin yapılması gerektiğine önem verirsiniz. Bu yapınız sizin kendinize güvenmenizi ve direk olmanızı sağlar Eğer yeşili kırmızıdan daha çok seviyorsanız, destekleyici yanınız ön plana çıkar ve öncelikle enerjinizi başkalarının ihtiyaçlarına yönlendirirsiniz.
 *Kırmızı ve Mor: Birleştiriciler * Siz olayların duygusal yanları ile gerçekleri birleştirmeyi seversiniz. Bir olay olduğunda önce durumu analiz edersiniz, saçmalıkları bir tarafa atar ve insanları bir araya getirerek durumun düzelmesini sağlamaya çalışırsınız. Başkaları sizin düzene olan ihtiyacınızı aşırı ciddi olarak görür. Siz başkalarına fikir verirken yada açık açık düşüncelerinizi söylerken en başarılı olursunuz. Başkalarına destek olmak kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Vücut diliniz insanları size çeker. Merakınız hareket yaratır. Siz seksi bir insansınız. Yeni olgular sizi heyecanlandırır ve yeniden canlanmanızı sağlar. Fakat aynı zamanda yenilikler yapmanız gerekenleri bitirmenize engel olabilir. Ertelemeyin� heyecanınız sönmeden önce işlerinizi bitirmeye çalışın. Olayların ve insanların göründükleri gibi olduğunu bilmeye ihtiyacınız vardır. Bu yapınız özellikle kötü bir ruh hali içinde olduğunuzda daha belirginleşir. Çevrenizi kontrol eden bir yapıya bürünürsünüz. Bazen olayların sadece negatif yanlarını görürsünüz. Böyle durumlarda öylesine kuşkucu ve aşırı analitik olursunuz ki herkesin moralini bozabilirsiniz. Duygularınızı ve davranışlarınızı çalışan bir plan ile birleştirmeye ihtiyacınız vardır. Yoksa geleceğinizi yönlendirmek sizin için çok zor bir hal alacaktır. Eğer kırmızıyı mordan daha çok seviyorsanız, en popüler insan olmaktansa işlerin doğru şekilde yürümesine daha çok ilgi duyarsınız. Sözlerinizin sonuçlarını düşünmeden konuşma eğilimindesiniz. Eğer moru kırmızıdan daha çok seviyorsanız, insanların tepkilerine çok önem veriyorsunuz demektir. İstediğinizi almak için cazibenizi ve çekiciliğinizi kullanırsınız.
 *Kırmızı ve Turuncu: İnsancıllar* Siz bireyselliğe saygı duyarsınız. Siz kendi yolunuzda yürümeye ve kendi düşüncelerinizi özür dilemeden açıkca konuşmaya inanırsınız. Eğer birisi çizgisini aşarsa sessiz kalmazsınız. Koşulsuz sevgi arıyorsunuz ve insanların herhangi bir kısıtlama, utanç yada korku olmadan kendilerini ifade edebilecekleri bir ortam yaratmayı ümit ediyorsunuz. Kendinize yakın bulduğunuz insanlar ile içten ve samimi ortamlarda bulunmayı seviyorsunuz. En büyük her zaman en iyi olmayabilir sizin için. Küçük şehirler, küçük firmalar ve küçük arkadaş grupları sizin için daha caziptir, sizin kendinizi değerli hissetmenizi sağlarlar. Aksi takdirde aşırı endişeler, geniş çevre, pek çok arkadaş ve hatta karmaşık duygular gerçekleri görme yeteneğinizi yok edebilir. Siz başkaları için neyin çalışmadığını görebilirsiniz. Sonrada hazır olsun veya olmasınlar olduğu gibi gerçeği söylersiniz. Bu açıksözlülük kendisine güveni olmayan insanlar için ürkütücü olabilir ve sizden uzaklaşmalarına yol açabilir. Diğerleri ise sizi güvenilir ve koruyucu olarak görür. İş yapmaya yoğunlaşmış kişiliğiniz sizin duygusal yanınızı saklar. Bu sizin koruma mekanizmanızdır. Biraz daha açılmalısınız. Zayıflıklarınızı göstermekten çekinmeyin. Tıpkı bir mıknatıs gibi hakettiğiniz sevgiyi ve saygıyı kendinize çekmeye başlayacaksınız. Çünkü insanlar böylece sizi tanıyabilir ve gerçekten hakettiğiniz değeri ancak o zaman verebilir. Eğer kırmızıyı portakal renginden daha çok seviyorsanız, dünyada pozitif bir değişim yapmaya öyle yoğunlaşmış durumdasınız ki ilişkilerinizi ikinci plana atıyorsunuz. Eğer portakal rengini kırmızıdan daha çok seviyorsanız, herkesin iyiliği için olayları tamir eden yada arabuluculuk yapan birisiniz demektir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

OKUMAYA DEĞER… Geçmişe sünger çekersen tadınız hiç kaçmaz…

12191489_936558296411172_4082123747261998867_n[1]

OKUMAYA DEĞER
Evlendiğimden beri annem evime ilk defa geliyordu. Daha önce eşya yerleştirmeye gelmişti ama bu başkaydı. Evimi güzelce temizleyip yemekleri yaptım. Öğleye 1 saat kalmıştı neredeyse gelir derken. Zil çaldı ve annem geldi.
Ev hediyesi diye birde hediye getirmişti. Paketi açınca şok geçirdim içinden kullanılmış sünger çıktı.
Sordum anneme senin yatak odandaki aynanın üzerinde duran sünger mı bu diye evet dedi. Evde temizlik bezleri vardı ama bunu da kullanırım dedim.
Annem bunu kullan diye getirdim ama temizlikte kullan diye değil dedi..
Yaa peki nasıl kullanacağım dedim geçmişe sünger çekmek için kullanacaksın dedi. anlamamıştım.
Anneannem ve dedem hep kavga ederlermiş anneanneme dedem geçmişe bir sünger çek dermiş ama anneannem bunu hiç yapamazmış. Dırdırları ile dedemi bıktırırmış.
Peki neden kadınlar geçmişe sünger çekiyor da erkekler çekmiyor dedim anneme annem çünkü erkekler unutkandırlar geçmişi hatırlamazlar kadınlar ise hassastır kendilerini üzen hiçbir şeyi unutmaz aklına geldikçe acı çeker ve etrafındakilere de acı çektirirler dedi.
Anneannem de hatasının farkında olduğu ama düzeltemediği için anneme nasihat amacıyla onun ilk evlendiği zaman ev ziyaretine bu hediye ile gitmiş.
Bize yaptığın taze kuru fasulyen ve pilavını afiyetle yedik karnımız doydu dedi.
Ama bayat yemeği önümüze çıkarsan keyifle yiyemez tam doymadan kalkardık dedi.
Evlilikte böyle bişey işte yavrum geçmiş konuları bayat yemek gibi ısıtıp getirirsen bir kaç ısıtmadan sonra tadı kaçar karın doyurmaz hale gelir. Ama geçmişe sünger çekersen tadınız hiç kaçmaz .

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HESAP VERMEN GEREKEN TEK KİŞİ VAR O DA AYNAYA BAKTIĞINDA GÖRDÜĞÜN KİŞİDİR

images[1]

Cevap vermen gereken tek kişi, Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir

İnsanlar, sen istediğin kadar hayatındalar, göz yumduğun kadar dürüstler ve onları affettiğin kadar iyiler.
İnsan geride bıraktıklarını özler, elinin altındakilerden sıkılır, ulaşamadıklarına tutulur.. ve ulaşılmaz olan hep aşk olur!
Bir insanın yaşayıp yaşamadığını anlamak istersen, nabzına değil onuruna bak, duruyorsa yaşıyordur…
İnsan beklentisi kadar mutludur. Formül: Sıfır beklenti, sonsuz mutluluk.
Hala açlıktan ölenler varsa dünyada, Aslında ölen insanlar değil; insanlıktır.
Ölüm hayatta büyük kayıp değildir. Asıl büyük kayıp, yaşarken içimizde ölenlerdir.
Hayatta bir tek başarısızlık vardır, o da denememektir.
Hepimizin başı sağolsun. İnsanlık ölmüş.
Kaygı verici düşünce bir embriyo gibidir; oluştuğunda küçüktür, ama büyür ve daha çok büyür. Kısa süre sonra kendi kontrolünü eline alır.
Geçmişteki acılarına Gülümseyerek baktığın an; Büyümüşsün demektir…
Kimse bana kendini kanıtlama çabasına girmesin. Çünkü herşey ortada, yeni maskeler üretmenin bir lüzumu yok.
Akıl yasama organı olabilir. Ama yürütmeyi mutlaka yüreğe bırakmalısınız.
Cevap vermen gereken tek kişi, Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir.
Kadın olmak: Her erkekte bir parça bırakmak değil, Bir erkekte bütün olabilmektir.
Gecmişinizin üzerinde durup düşündüğünüz her an geleceğinizden çalıyorsunuz !
Erkek olmak: Mükemmelliğini bir çok kαdındα ispαt etmek değil, Tek bir kadına mükemmeli yαşαtαbilmektir.
Doğduğunda herkes gülerken sen ağlıyordun; şimdi öyle bir yaşam sür ki öldüğünde sen gülerken herkes ağlasın!
Olαğαnüstü birşeydir aşk; Siz bile kendinizi sevemiyorken, O sizi bir başkasına sevdirir.
Çoğu insan nasıl yaşanacağını, ancak ölme vakti geldiğinde öğrenir, çok yazık. Çoğu insan ömrünün en güzel yıllarını, bir apartman dairesinin odasında, televizyon seyrederek geçirir. Çoğu insan yirmi yaşında ölür ve seksen yaşında da gömülür. Bunun, sizin başınıza da gelmesine lütfen izin vermeyin.
Eğer kim olman gerektiği hakkında en ufak bir fikrin dahi yoksa, doğru arabalara, evlere ve giysilere sahip olmak tamamen anlamsızdır. Bu yüzden hayatta daha fazlasına sahip olmaya çabalamaktan vazgeç ve hayat için daha fazlası olmaya çalış. Sonsuz mutluluğun yattığı yer burasıdır.
İnsan gelişimi, bir trene benzer: kendini aşan insan, garından, haddini aşan insan ise rayından çıkmış demektir.
Hiçbir zaman hayattan bembeyaz bir sayfa bekleme! Çünkü ikinci sayfa bile, birincinin izlerini taşır…
Külkedisi ne yapsın, kendisini ancak ayak numarasından tanıyabilen bir salağı.
Her insanın aynalara göstermediği bir yüzü ve kimseye söylemediği bir hüznü vardır…
Kadınlar anlaşılmak için değil yaşanmak içindir. Yaşanacak kadın bulduysanız, anlamak için vakit kaybetmeyin.
Bir dağın zirvesinde olmanın keyfini önce eteklerinde yürümeden nasıl yaşayabilirsin.
Bana iyi gelenler, hep benden gidenler oldu .
Zihnin, gerçekte vücudundaki kaslardan farklı olmadığını hatırlamalısın. Kullan ya da kaybet.
Hiçbir şey için asla çok geç değildir ya da benim durumumda, istediğin kişi olmak için çok erken değil. Zaman sınırı yoktur,istediğin zaman başlayabilirsin. Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. Bunun bir kuralı yoktur. En iyisini ya da en kötüsünü yapabiliriz. Umarım, sen en iyisini yaparsın. Umarım, seni şaşırtacak şeyler yaşarsın. Umarım, daha önce hiç hissetmediğin şeyler hissedersin. Umarım, değişik bakış açıları olan insanlarla tanışırsın. Umarım, gurur duyacağın bir hayatın olur. Öyle olmadığını anlarsan… Umarım, en baştan başlayacak gücü bulursun.

* ROBIN SHARMA

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatımdan HATA YAPTIM kelimesini çıkartıyorum. Yerine DENEYİMLEDİM kelimesini koyuyorum…

12239658_756981131074362_4480857380421770527_n[1]

Hayatımdan HATA YAPTIM kelimesini çıkartıyorum. Yerine DENEYİMLEDİM kelimesini koyuyorum…Ve böylece kendimi suçlamaktan artık vazgeçiyorum.

BEN ÇOK DEĞERLİYİM…

Kaynak: ışıl güçlü

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »