21 Günlük Niyet Ve Dua Çalışması

reiki-yasam-enerjisi-sifa-vermeye-zorlar[1]

Şimdi her sabah, niyet ve dua özelliği taşıyan, aşağıdaki cümleleri 21 gün okuyarak, kısa surede değiştiğimize şahit olacağız.

Hayatıma maddi ve manevi bolluğu ve bereketi çağırıyorum.

Para bildiğim ve bilmediğim her türlü helal kaynaktan bol bol bana akar ve gelir.

Kendimi seviyorum, kendimi affediyorum.

Sevgi ve uyum içinde bir hayata sahibim.

Sağlığım her gün daha da iyi oluyor, kainattan bana gelen şifayı sevgiyle kabul ediyorum.

Korunduğumu, güvende olduğumu ve herşeyin hayrıma olduğunu biliyorum.

İhtiyacım olan her şey, ihtiyacım olduğu anda kolaylıkla bana gelir. Her şey çözümlenir.

İyi ve güzel olan sağlığı, mutluluğu, huzuru hızla hayatıma çekiyorum.

Şimdi beni mutlu edecek şeyleri yaşamayı seçiyorum.

Kendimi çok iyi ifade ediyorum ve insanların beni çok iyi anladıklarını biliyorum.

Ailemle mutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir ilişkiye sahibim. Ailem ve çocuklarım beni anlıyor ve seviyor.

Yeteneklerimi fark ediyorum ve her zaman en iyi çözümleri üretiyorum.

Gereksiz şeyleri hayatımdan kolaylıkla çıkarıyorum, benim için gerekli olan şeyleri kolaylıkla hayatıma çekiyorum.

Sağlıklı, Mutlu, Huzurlu ve uyumlu bir evliliğim var bunun için Allah’ıma şükrediyorum.

“Evli olmayanlar için”
Mutlu, huzurlu ve uyumlu bir evlilik yapmayı seçiyorum. Evleneceğim kişinin hızla hayatıma geldiğini biliyorum.

Ben değerliyim, kendime güveniyorum ve kendimi kabul ediyorum.

Hayatımın akışına güveniyorum, ben güvendeyim sevdiklerim güvende.

Olumlu değişimi seçiyorum, hızlı bir şekilde değişimim başlıyor.

İşimi seviyorum, işimde ve mesleğimde başarılıyım ve bu başarım her geçen gün daha da artıyor.

Yaşam amaçlarıma en kolay şekilde ve doğru yollarda ulaştığımı biliyorum. Kendim için ve herkes için en hayırlı şeyleri amaçlıyorum.

Arınıyorum, temizleniyorum, yepyeni ve güzel enerjilerle hayatımı sürdürüyorum.

Hafızam güçleniyor, hızlı öğreniyorum ve iletişim yeteneğim artıyor.

Hayatıma yaradanın sonsuz mucizelerini çağırıyorum.

Rabbimden bana gelen tüm güzel hediyeleri mutluluk içinde kabul ediyorum.

Yaşam kalitem her geçen gün dahada artıyor ve yapmak istediklerimi kolaylıkla yapabilecek bir enerjiye sahip olduğumu biliyorum.

Huzur, uyum ve dinginlik içindeyim. Kendimi olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum.

Enerjimi sadece faydalı şeyler için kullanıyorum ve yaptığım herşeyden zevk alıyorum, yaptığım herşeyde başarılı oluyorum.

Yaşamdan almam gereken dersleri bana mutluluk veren bir şekilde alıyorum.

Benim için neyin değerli olduğunu biliyorum ve gerçekten değerli olanların yanımda kalmasını seçiyorum.

Kendimi onaylıyorum ve kendi değerimi görmeyi seçiyorum.

Kendime güveniyorum, hayata güveniyorum ve güzel şeylerin hayatıma geldiğini biliyorum.

Ben refahı, mutluluğu ve sevilmeyi hak ediyorum. Hakkım olan refahı, mutluluğu ve sevgiyi hayatıma şimdi davet ediyorum.

Yaptığım şeylerden zevk alıyorum ve günlük uğraşılarımı keyifle yerine getiriyorum.

Tüm bedeninimin, organlarımın, hücrelerimin şifa bulduğunu biliyorum ve bunun için şükrediyorum.

Ne zaman yardıma ihtiyacım olsa, doğru ve yardımsever insanları kendime çekiyorum.

Karşıma her gün yeni ve güzel fırsatlar çıkıyor ve bu fırsatları iyi değerlendiriyorum.

Her zaman doğru seçimler yapıyorum ve tamamen yeterliyim.

Hayatın bana güzel şeyler sunduğunu biliyorum ve bunları sevgiyle kabul ediyorum.

Bedenim, zihnim ve ruhum dengeli, huzur içinde ve uyumlu. Hepsi için Allah’ıma şükrediyorum.

Her zaman Sağlıklı, Mutlu, Huzurlu kalın

kaynak: kuantum terapi ve şifa enerjileri

Gönüllü çalışarak dünyayı gezebilirsiniz!

Kendi seçeceğiniz bir ülkede belli bir süre boyunca yeni insanlarla tanışmak, bambaşka bir kültürün içine kendinizi dâhil edip, yeni yerler keşfetmeniz mümkün. Hem de hiç para harcamadan…

Dünya üzerinde birçok gönüllü çalışma ve karşılığında seçtiğiniz destinasyonu gezmek, yaşamak ve deneyimlemek adına kurulmuş dernekler var.

Organik Çiftlikler
dünyayı_gezmek

Dünyada organik çiftliklerde çalışabilme şansını sağlayan kuruluşlar sayesinde gitmek istediğiniz ülkeyi, yardımcı olmak istediğiniz konuyu seçerek hedefinize ulaşabilmeniz çok basit. Organik tarım alanında çalışarak, karşılığında yemek, yatacak yer, organik yaşam ve sınırsız kültürel deneyim garantisi var. Farklı insanlarla çalışıp, yaşayacak, yepyeni yerler görecek ve yaptığınız işin çiftlikte nasıl işe yaradığını görme fırsatını yakalayacaksınız. Avusturalya, Venezuela, Danimarka veya İspanya gibi farklı ülkelerde bulunan çiftlikler sizin gönüllü olmanızı bekliyor.

Hayvan Bakımı – Milli Parklar
dünyayı_gezmek

Hayvanları seviyorsanız bu iş sizin için iş olmaktan çıkabilir. Afrika’nın ihtişamını keşfetmenin, oradaki doğal alanlarda, milli parklarda çalışmaktan daha iyi bir yolu olamaz herhalde. Yerli kültürü tanıyıp, yörenin kendine has yemeklerinden tadabilir, okyanusu tepeden gören Table Mountain’a tırmanabilirsiniz. Afrika tarım namına şarapçılık, ananas yetiştirme ve şeker kamışı çiftlikleriyle biliniyor. Kanada tam bir tarım ve hayvancılık ülkesi. WWOOF Kanada Vancouver’ın batısından Toronto’nun doğusuna ormancılık, hayvan bakımı, bahçıvanlık gibi birçok farklı iş olanağı sunuyor. Doğa ve hayvan seviyorsanız yapabileceğiniz iş kolu da çoğalıyor.

Kültür, Sanat ve Özel İlgi Kampları
dünyayı_gezmek

Dünyanın en güzel ve en aktivite dolu şehirlerinde düzenlenen müzik festivalleri, konserler, sanat fuarları ve spor karşılaşmaları için birçok gönüllü çalışana ihtiyaç var. Özellikle sanata meraklıysanız, eğlenceli ve kalabalık etkinliklerde olmayı seviyorsanız bu gönüllülük programı tam size göre olabilir. Tüm bir festival boyunca ve öncesinde organizasyonun tümünde yer almak, başarılı bir organizasyonda sizin de parmağınızın olduğunu görmek oldukça keyifli bir deneyim olabilir. Hatta dilerseniz antik kentlere ilginiz varsa, arkeologlarla bile çalışabilirsiniz. Konaklama, yeme içme gibi masraflarınızın karşılandığını düşündüğümüzde işten geriye kalan vakitlerde şehri doyasıya gezebilirsiniz.

Sosyal İçerikli Çalışma Kampları
dünyayı_gezmek

Yaşamınız boyunca yardıma ihtiyacı olan insanların yanında mı oldunuz? Eğer bu özeliklerde biriyseniz hem dilediğiniz şehri gezebilir hem de yardıma ihtiyacı olan kişilere yardımcı olabilmek adına gönüllü kuruluş ve derneklerde çalışabilirsiniz. Huzur evleri, kimsesiz çocuklar derneği, engellilerle dayanışma kuruluşları gibi birçok kuruluşta görevli olmak hem başkalarına iyilik yapmanıza hem kendinizi iyi hissetmenize yarayacak. Bol bol gezme şansınızın oluşu da cabası.

Eğitim

dünyayı_gezmek1

Özellikle 3. dünya ülkelerinde eğitim ihtiyacını karşılamak adına gönüllü eğitmenlere ihtiyaç çok. Eğer siz de çocuklarla ilgilenmeyi, onlarla vakit geçirmeyi ve ufuklarına yeni şeyler kazandırmayı seviyorsanız gönüllü eğitmenlik yapabilirsiniz. Hem manevi olarak ruh dünyanıza katkıda bulunacak hem de büyüyen yeni nesilleri bilgilendirmiş olacaksınız. Ayrıca öğretirken yeni şeyler öğreneceğinizi de unutmayın. Bunun yanında bolca gezmek de gönüllülük hareketinizin bir parçası olacak.

Önerebileceğimiz gönüllü çalışma kuruluşları ise şöyle;

ATD Fourth World
Agency for Personal Service Overseas
WWOOF
The Catholic Institute for International Relations
Catholic Medical Mission Board
Centro Studi Terzo Mondo
Concern Worldwide
Direct Relief
Birleşmiş Milletler Gönüllü Programı
Développement rural
United Nations Association International
Concordia
Council on International Educational Exchange
Archaeologhy Abroad

Kaynak:https://jabiroo.com

kaynak: gezginler kulübü

İşte, Eski Türk burcunuz Ve Özellikleri…

12356727_10153752372017716_5537368693039442246_o[1]

Karaçay Türkleri’nden araştırmacı Sofi Tram-Semen, 20 yıllık çalışma sonucunda yüzlerce yıl önce Nart-Karaçaylar’a ait 36 burçluk sistemi belirledi. “Ben kesinlikle ne astrologum, ne falcıyım, ne de büyücüyüm. Sadece bu kültürde bulunan öğeleri ortaya koymaya çalıştım” diyen araştırmacı Tram-Semen, babası Karaçay’ın halk şairi İsmail Semenov’un başladığı çalışmayı sürdürerek kaleme aldığı “Türk Astrolojisi” adlı dört ciltlik kitapta, eski Türk burç sistemini ortaya koydu. Nart boyu Hunlar-Karaçaylar’ın eski astrolojisinde 36 burçlu yıldız çizelgesi, 12 gezegen ve 36 yıldız grubunun bulunduğunu ifade eden Tram-Semen, NTV’ye şunları söyledi: “Bu bilgilerin Hun halkının bir bölümünde korunması, milattan önce Hunlar’da bu ilmin gelişmiş olduğunu ispatlamaktadır. Hatta bu hayvan yıllarıyla ilgili şakalar bile bugün hala korunmakta, zaman zaman dile getirilmektedir” dedi.

Eski Türk astrolojisi sisteminde, 36 ayrı burç bulunuyor………

“Türk Astrolojisi” adlı kitaba göre bu 36 burç ve bazı genel özellikleri ise şöyle:

* Toruk (21-31 Mart): İdare sahibi, gururlu, lider, işini hayatı gibi sever, yönetici.

* Hımmıy (1-10 Nisan): İyimser, idealist, romantik, yaratıcı, hayallerinin gerçekleşmesi için ömür boyu çalışır.

* Huttus (11-20 Nisan): Hassas, mantıklı, dürüst, şerefli, adaletli, yönetici, kıskanç, önde olmayı seven.

* Hunta (21-30 Nisan): İnatçı, duygusal, kırgın, yaratıcı. İyimserlik ve karamsarlık aynı anda gözlenir.

* Çolpancı (1-10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezi yeteneği olan, dayanıklı, çocuk ruhlu, sadık, temiz kalpli.

* Kölköl (11-21 Mayıs): Enerji dolu, devamlı bilgi isteyen, aşkta şahane, önder, kahraman.

* Çamay (22-31 Mayıs): Fantezisi zengin, temiz ahlaklı, idealist, söz, yazı ve fikirde önder, çok taraflı, yetenekli.

* Küylü (1-10 Haziran): Düzeni sever, gururlu, kaderci, planlı, ağzı sıkı, yalanı ve ihaneti kabul etmez.

* Kuşmuş (11-21 Haziran): mantıklı, parlak, iyimser, gösterişçi, eleştirel, kaderci, mistik konulara meraklı, sanat ve edebiyata ilgi duyar.

* Sezgek (22-30 Haziran): Mızmız, tatlı dilli, içine kapanık, inatçı, intikamcı, yetenekli, önsezisi kuvvetli, yaratıcı.

* Kuşdüger (1-11 Temmuz): Duygularını mantıktan önde tutan, çocuk ruhlu, dengesiz, tembel, kararsız, karamsar, yetenekli.

* Gondaray (12-22 Temmuz): Hayalci, hafızası kuvvetli, geçmişe özlem duyan, his dünyası zengin, dürüst, müziği ve siyaseti seven.

* Ötgür (23-31 Temmuz): Gururlu, zeki, maddi problemleri büyüten, çekici.

* Küsümmü (1-12 Ağustos): İyi arkadaş, dedikoducu, önder, bir numara olmayı seven, maceracı.

* Künlü (13-23 Ağustos): Duygusal, hassas, gururlu, maceracı.

* Sınçıma (24 Ağustos-1 Eylül): Ekonomi, sanat ve edebiyata yetenekli, dürüst, insancıl, yaratıcı, otoriter.

* Atçak (2-13 Eylül): Fiziği düzgün, iyimser, depresyona yatkın, iradeli, şanslı, gururlu, hassas, gelenekçi.

* Kıllı (14-23 Eylül): Otoriter, gururlu, sabit fikirli, sert, zeki, duygusal, aşk hayatında utangaç, çekingen, yazarlığa yatkın.

* Canakkı (24 Eylül-3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk ve vicdan sahibi, dürüst, kompleksli, gösterişçi, hayalci, dekoratörlüğe ve dikişe meraklı.

* Ban (4-12 Ekim): Duygusal, düzenli, enerji, kaderci, hümanist.

* Cemiş (13-23 Ekim): İyimser, dürüst, ahlaklı, mantıklı, eleştirel, altıncı hissi kuvvetli, şanslı, önder, filozof.

* Batık (24 Ekim-1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, muammalı ruhlu, iki kutuplu, cesur, gaddar, mükemmel arkadaş, çekici, önder.

* Hırtlı (2-12 Kasım): Kararlı, gururlu, savaşçı, spora ve sanata düşkün.

* Tutamış (13-22 Kasım): Muhafazakar, fedakar, idealist, çapkın, çift karakterli, pragmatik.

* Uslu (23 Kasım-2 Aralık): Objektif, ilime meraklı, dengeli, hoşgörülü.

* Kutas (3-12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, düşüncesiz, kararlı, anlaşılmaz, nazik, hassas, gururlu, kıskanç.

* Tusanak (13-21 Aralık): Güçlü karakterli, endişeli, şüpheli, şanslı, emir vermeyi seven, hareketli, tutumlu, gaddar.

* Tutar (22 Aralık-1 Ocak): İradeli, çalışkan, kahraman. Arkadaşı az olur, zaman zaman yersiz küser, hayatının son kısmında rahat eder.

* Beçel (2-12 Ocak): Kırgın, kızgın, ısrarlı, öfkeli, intikamcı, karamsar.

* Pırsıuay (13-20 Ocak): Mantıklı, eleştirel, tartışmayı seven, duygusal, sadık, özgür düşünceli, gururlu. Uzun yaşar.

* Balauz (21 Ocak-1 Şubat): Gaddar, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli.

* Cantay (2-10 Şubat): Titiz, realist, estetiğe meraklı, astronomiye ilgili, yenilikleri sever, kimi zaman hareketli, kimi zaman rahatına düşkündür.

* Ergür (11-18 Şubat): Duygusal, hayalci, önder, ufku açık, mistik konulara meraklı, karamsar, yaratıcı.

* Sönegey (18-28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, dengesiz, çekici, kararsız, aşk hayatı hareketli, kurnaz, nazik, duygusal.

* Cannan (1-9 Mart): İyi yürekli, baskıcı, tatlı dilli, zarif, idealist, otoriter, hüzünlü, hayalci.

* Şatık (10-20 Mart): Huzursuz, gururlu, sanatçı, özgür, depresyona ve sinir hastalıklarına yatkın.

kaynak: özlem mercan sazak

Dilerim bu paylaşımlar sayesinde ihtiyaç duyulan desteğe ulaşabilir.. Gerçek başarı öyküsü diye ben buna derim..

12219519_1709590005939206_5545283127659073758_n[1]

 

İlkokul mezunu bir kadın düşünün, ilk okuduğu kitap Maksim Gorki’nin Ana adlı eseri olsun, çektiği ilk uzun metraj film ile de New York’ta ödül alsın…

“Bu ödülü Amerika’da festival salonunda almak isterdik. Ancak maddi olanaksızlıklar nedeniyle oraya gidemedik.”

Evlendikten sonra Mersin’in Arslanköy adlı köyüne taşınan Ümmiye Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu”nu kurmuş. Burada halen eğitmen anne olarak canla başla çalışıyor…
Ümmiye Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne almış.
Ümmiye Koçak, bu kadarla da kalmamış, “kadının kadına olan şiddeti”ni anlatan uzun metraj bir filmle inanılmaz başarılara imza atmış.

Kadının kadına olan şiddetini konu alan Yün Bebek adlı uzun metraj filmi hem yazmış hem yönetmiş. Ancak bu filmi çekebilmek için çok büyük zahmetlere katlanmış.
Tarlada çalışarak biriktirdiği paraları, son kuruşuna kadar “Yün Bebek” için kullanmış.
49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde galası yapılmış.
Tüm bu zahmetler ona New York’tan “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü getirmiş!

Arslanköylü Yörük Kadınlar olarak, Türkiye’deki kadınların sorunlarına dikkat çekmeye çalıştıklarını belirten Koçak, çabalarının ödülle sonuçlanmasını “Demek ki doğru yoldaymışız” diyerek açıklıyor.
34 yıllık evli ve 2 çocuk annesi olan 58 yaşındaki Ümmiye Koçak, bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazdı, kurduğu tiyatro topluluğu ile 500’ü aşkın kez sahneye çıktı ve oyunlarını Türkiye’nin dört bir yanından 30 bini aşkın insan izledi. Aldığı ödüller ve kurduğu topluluktaki tüm kadınların başarıları onun azminin ve taşıdığı o eşsiz ruhun bir kanıtı.

BURCLARIN OLMAZSA OLMAZLARI…

12314400_10153751975792716_7512288075577776174_o[1]

Koç
Koç burcu için olmazsa olmaz diyebileceğimiz şey; benlik ve var olmaktır. Mars tarafından yönetilen Koç burcu dünyaya, hayatı doyasıya yaşamak için gelmiştir. Dolasıyla onun için istediğini yapmak çok önemlidir. Koç burcunun sembolü koçtur ve bu koç zirveye tırmanır, sürekli olarak yaptığı şey de budur.
Eğer sonunda bir ödül varsa, bu tırmanışta karşısına çıkacak olan engellerle savaşmasını iyi bilir. Gerçek hayatta da Koç, kendisine karışılmasını asla istemez. Her konuda ön planda olmak en büyük amacıdır. Mesleki hayatında lider bir konumda olsun; parası olmasın ona yeter. Hırsı para kazanmak için değil, kendisinden söz edilmesi içindir. Temel felsefesi ‘anı yaşamak’ dır. Gelecek kaygısıyla kendisini yiyip bitirmez. Rahattır, her şeyin olacağına varacağını düşünür.
Mars’ın çocukları için hayat eğlenceli ve macera dolu olmalıdır. Çember ve bir ok ile sembolize edilen Mars,iyimser biçimde yukarıyı işaret eder. Bu durum da, dünyaya hayat veren istekleri ispatlama ihtiyacını belirtir. Koçların, içlerindeki coşkuyu biraz olsun dindirmek için spora yönelmesi muhtemeldir. Adrenalin dolu sporlar yapmak, tehlikeli aktivitelere katılmak tam onlara göredir. Hareketsiz kalmak, belli bir rutini yaşamak onların hayat enerjisini bitirir, çekilmez bir insan haline gelirler. İçi içine sığmayan Koçlar için hareketli ve aktif bir yaşam olmazsa olmazdır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Spor aletleri, aksiyon filmleri seti

Boğa
Boğa burcunun olmazsa olmazı; keyif ve huzurdur. Keyifli ve huzurlu olduğu zamanlar yaşam enerjisi yükselir. Karmaşadan hoşlanmaz. Yeri geldiğinde dünyanın en hareketli ve eğlenceli insanına dönüşebilir. Fakat amacı huzuru yakalamaktır. Sakin yapılarıyla bilinen Boğalar’ın hayatlarında müziğin yeri de oldukça fazladır. Boğa’nın yöneticisi Venüs’ün, vücutta boğaz bölgesini simgelemesi, bu burcun insanlarının seslerinin de güzel olmasını sağlar.
Sakin ve huzurlu bir hayata sahip olmak için elinden geleni yapan Boğalar için para, araç değil amaçtır. Finansal konularda oldukça başarılı olan Boğalar, para kazanmakta da zorlanmazlar. Cepleri dolu olduğu sürece onlardan keyiflisi yoktur. Para kazanmak kadar, o parayı kendi zevklerine harcamak da olmazsa olmazları arasındadır. Venüs’ün astrolojik glifinde, simgesi bir tür el aynasını andırır. Bir çember ve altında bir artı işareti bulunur. Artı işareti maddeyi simgelerken, çember ise ruhu simgeler. Bu görüntü bize “ruhani güzelliğin” gücünü göstermektedir. Boğalar da gezegenlerinin etkisiyle, çok fazla çaba sarf etmeden cazibesini kullanmayı ve insanları kendisine çekmeyi çok iyi başarır.
Olmazsa Olmaz Eşyalar: Para dolu Cüzdanı, mücevherleri

İkizler
İkizler burcunun olmazsa olmazı; merak etmek ve öğrenmektir. Onun için keşfetmek sonsuz bir okyanustur. Öğrendikçe ve kendini geliştirdikçe o an sahip olduğu şeylerden sıkılması kolaylaşır. İkizler’in sembolü Roma rakamıyla II’dir. Bu da, çift kimliği simgeler. İçlerinde hem erkek, hem dişi enerji bulunmaktadır. Fikirleri çabuk değişir. Hayatı deneyimlerle öğrenmekten yanadır. Karşısındaki insandan ne kadar çok şey öğrenip, onu ne kadar çok keşfedebiliyorsa hayranlığı da o kadar artarak devam eder.
Meraklı yapısı onu her konuda bilgi sahibi yapar. Telefonu, cep bilgisayarı kısaca dünyayla bağlantı kuracağı her türlü teknolojik alet yanı başındadır. Lükste gözü yoktur ama yeni çıkan teknolojik ürünleri alıp denemek ister. Nerede olursa olsun eline geçen broşür, kitap, dergi vb. onlar için yeni bir bilgi kaynağıdır. İllaki göz atar. Yönetici gezegeni Merkür’ün sembolü gerçeğin çemberi ve ruhun hilal biçimidir. Akıl, gerçek, ruh ve beden birbirine bağlıdır. Böylece sezgilerini ve zekalarını aynı derecede, etkili kullanabilirler. İletişim ve iletişim araçları onların olmazsa olmazlarıdır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Telefonu, bilgisayarı

Yengeç
Yengeç burcu için olmazsa olmaz; ailesi ve duygularıdır. Çevresindeki herkesi düşünür ve empati yeteneği çok gelişmiştir. Hassasiyeti onu tamamlar. Günümüzde Yengeç, her zaman yengeç ile sembolize edilir. Yengeçler, sırtındaki sert kabuğun altında yumuşak bir karın taşır. Korktukları vakit kabuklarına sığınırlar. Yengeç, yolunu zigzag biçimde çizer, önce bir tehlike var mı diye bakar, tereddütlü yola devam eder. Aynı şekilde Yengeç burçları da sembolleri yengeç gibi önce güven duygusu ararlar. Ama yola çıktıkları andan itibaren de hedeflerinden vazgeçmez, sağlam adımlarla ilerlerler.
Yoğun duygularını şiirle veya yazıya dökerek anlattıkları da görülebilir. Yazmak, onları motive eder; içlerini dökmelerini sağlar. Sadece kendi yazdıkları ile yetinmez, başka yerde gördüğü güzel sözler de ona ilham verir. Ailesine, evine özellikle annesine çok düşkün olan Yengeç ev ortamında bulunmaktan hoşlanır. Ailesi olmadan hep bir yanı eksik gibidir. Mabetleri olarak gördükleri evleri onların olmazsa olmazları arasında ilk sıradadır. Astrolojide Yengeç’in sembolü Yin ve yang işaretine benzer. Yakından bakıldığında iki dolunayın hilal ile birleştiği görülür. Bu sembol aynı zamanda, burcun duygusal bakış açısını da vurgulamaktadır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Kâğıdı, kalemi, yıllıkları, günlükleri

Aslan
Aslan’ın olmazsa olmazı başarı ve kendini ifade etmektir. O, kendini ne kadar net ifade ederse, o kadar hayata bağlı hisseder. İç dünyasını somut işler yaparak ortaya koymak ister, lafta bir şeyler başarmak değildir amacı. Seçtiği alanda ilerlememesi düşünülemez. Çünkü ‘yapacağım’ dediğinde, yapar. Bunların dışında Aslan çevresindeki insanları memnun etmekten keyif alır, fedakârlık onu yormaz, mutlu eder. Aslan’ın işareti bir aslanın kuyruğunu ya da kuyruk ile yelenin bir karışımını andırır. Ezoterik astrolojide bu sembol yaşam gücünü simgeler. Aslan burçları yaşlansa bile içindeki gençlik tutkusu hiçbir zaman sönmeyecektir. Onlar hep genç kalacaklardır.
Egosuyla başı dertte olan Aslanlar, kişisel bakımlarına oldukça özen gösterirler. Dışarı çıkmadan önce saatlerle ayna karşısında hazırlanmaları insanı çileden çıkarsa da, onlar kendileriyle ilgilenmekten gayet mutludurlar. Lüks bir yaşam sürmek için para kazanma hırsları gelişmiştir. Her şeyin pahalısını almaya alışmış olan Aslanlar için para ve akabinde pahalı eşyalar onların olmazsa olmazıdır. Yönetici gezegeni Güneş’in sembolü; bir çember ve ortasındaki noktadan oluşur. Çember, güneşin şeklini simgelerken içindeki nokta sonsuzluğu tanrısal enerjiyi ve dinamikliği simgeler. Aslan farkındalığın ve yaratıcılığın sembolüdür.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Aynası, vücut losyonları

Başak
Başak burcu için olmazsa olmaz; her şeyin eksiksiz olması yani kusursuzluktur. Elbette hiçbir insanın mükemmel olmasını beklemez fakat ona göre mükemmele yakın olmak zor değildir. Her zaman, yaptığı işinde çevresindeki insanlarında potansiyellerinin en üst seviyesinde olmasını bekler. Kılı kırk yarar diyebiliriz. Üretici ve güçlü zekasıyla Başaklar, hedef odaklı çalışmayı severler. Astrolojide Başak’ın sembolü içeri doğru kıvrılır ve kişisel gelişimi simgeler. Meslek edinmek önemlidir onlar için. Evlerinde tüm günü televizyon karşısında geçirmek gibi huyları yoktur.
Mükemmeliyetçilik isteği sağlık konusunda da geçerlidir. Etraf ne kadar temizse, mikroplar o kadar uzaktadır. Sağlıklı olmak için temizliği abartabilirler. Her türlü olumsuzluğa hazırdırlar, tabiri caizse ilk yardım çantaları sürekli yanlarındadır. Merkür tarafından yönetilen Başak, bir çember (ruh) ve üzerinde bir artı (olay) işareti ile sembolize edilir. Çemberin üstünde de küçük bir hilal (duygular) vardır. Bu sembol Başak burcunun zihin ve beden ilişkisinin ne kadar güçlü olduğunun vurgular. Sıkıcı gibi bir görüntü çizseler de espri anlayışları gelişmiştir. Alaycı tavırları, eleştirel sözleri olmazsa olmazlarıdır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: İlaç dolabı, kişisel gelişim kitapları

Terazi
Terazi’nin olmazsa olmazı uyum ve dengedir. Hayatının her alanında sakinliği arar ve gerginliklerden uzak durur. Ortayı bulmak istendiğinde gözler Terazi’yi arar. Olayları her açıdan tartan kimliği sayesinde tolerans gösterme becerisi gelişmiştir. Terazinin sembolü bir terazi üzerinde ufuk çizgisidir. Bazı uzmanlar bu şeklin Dünya’nın ufuk çizgisi ve ortasında Güneş’in doğuşunu simgelediğini söyler. Terazi’nin olduğu ortamda olaylar hiçbir zaman alevlenmez ve sakince konuşarak halledilir. Açık görüşlü olmaktan vazgeçmez, bir başkasının fikrini de benimseyebilir.
Gezegenleri Venüs’ün etkisiyle güzellik anlayışları en üst seviyede olan Teraziler, her konuda estetik ararlar. Zaten Venüs’ün astrolojik simgesi bir çember ve altında bir artı işareti ile gösterilir. Bu imge, ruhun maddeyi bir güzelliğe dönüştürebilme yeteneğinin altını çizer. Teraziler de çevresini güzelleştirmek için elinden geleni yapar. Gözüne hoş gelmeyen yerde asla duramaz. Teraziler. sevmek ve sevilmek için yaratılmıştır adeta. Tek başına kalmak en büyük fobileridir. Cazibeleri zaten yalnız kalmalarını engeller. Pahalı parfümleri ve modaya uygun kıyafetleri de onların olmazsa olmazıdır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Parfümü, şalları

Akrep
Akrep burcu için olmazsa olmaz; iyiyle kötüyü ayırt etmektir. Sahteciliği yok etmek ve samimiyetsiz insanlardan uzak durmak onun için büyük anlam taşır. Hayal dünyasında yaşamaz ve gerçekçidir. Tutkulu kişilikleri kıyafetlerine de yansır. Hiçbir şey yapamıyorsa bile mutlaka elinde, kolunda, boynunda ilgi çekici bir aksesuar vardır. Evlerinde ise mumlar ve büyük tablolar mutlaka yer bulacaktır. Akrep burcunun sembolü bir M harfidir. Akrepler hafızalarıyla ünlenmişlerdir. Bir haksızlığı asla unutmazlar. Tehlike anında iğnelerini kullanırlar, kendi türlerinin güvenliği için hayatını feda etmeye hazırdır. Akrep burcu insanı da aynı şekilde, ya hep ya hiç mantığını kavramıştır. Ya karşısındakine zarar verir ya da kendine…
İrdelemek, insanların sırlarını keşfetmek onlar için eğlenceli bir oyuna dönüşebilir. Bazen hiç tanımadığı insanlara bakıp onların nasıl bir ev hayatı olduğu, neler yapmaktan hoşlandığı, ne iş yaptığı gibi konularda çıkarımlarda bulunur. Kendisi gizemli olduğu için, karşılarındakinin gizemini çözmek onları heyecanlandırır. Gezegenleri Plüton’un astrolojik sembolü, bir artı ve üzerinde hilal şeklidir. Astrolojide, artı her zaman “madde”yi, hilal ise “duygu”yu simgeler. Madde Plüton’un temelini oluşturmaktadır; üzerine tünemiş olan da maneviyattır. Akrepler, var olan kaynakları kullanmanın farklı yollarını keşfetme yeteneğine sahiptir. Sezgileri ve ihtirasları onların olmazsa olmazlarıdır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Göz kalemi/kol saati, gece lambası

Yay
Yay burcu için olmazsa olmaz diyebileceğimiz şeyler; farklı keşifler ve arzulardır. O, yaşamdaki her şeyin bir düzeni olduğuna ve bu düzene bağlı hareket edildiğine inanır. Bir şeyleri değiştirmek için çabalayıp kendini yormaz fakat beşeri olayların yansımalarını merak eder. Jüpiter’in etkisiyle yeni şeyler keşfetmek ve yeni bağlantılar kurmak onlar için kolaydır. Büyük düşünürler; arzuları ve istekleri kuvvetlidir. Jüpiter ruhun büyüme, gelişme ve deneyim kazanma ihtiyacı ile birlikte insanoğlunun başarı ihtiyacını temsil eder.
Şen şakrak tavırları etrafının da kalabalık olmasını sağlar. Arkadaşları, dostları kimi zaman ailesinden bile önce gelir. Evde olmak hoşlarına gitmez, sürekli gezme ve yeni yerler keşfetme derdindedir. Bu neşeli burcun kişiliği ile ilgili diğer bir gerçek, kendi kendine yetebilme özelliğidir. Astrolojik simgesindeki ok ve altındaki artı işareti; rüyalar ve gerçekler arasında hiç bitmeyen mücadeleyi temsil etmektedir. Yaylar, hareketleri ve özgürlükleri kısıtlandırılırsa isyan eder, bu duruma şiddetle karşı çıkarlar. Yabancı kültürlere olan ilgisi yurt dışında yaşama arzularına neden olur. Bir gün önce tanışmış olsa da “yakın” arkadaşları ve gezip gördüğü her yer onun olmazsa olmazıdır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Gezi kitapları, spor ayakkabısı

Oğlak
Oğlak burcunun olmazsa olmazı; bütün olmak ve kontrol etmektir. Toplum içindeki duruşu ve tavrı nettir. Yer edinmek ve iyi kazanç sağlamak onun için önemlidir. Otoriter yapısı onu soğuk biri gibi gösterir, aşırı kontrolcü tavrı ise baskıcı biri olarak algılanmasına sebep olabilir. Fakat o, her şeyi daha iyi yaşam standardına sahip olmak için yapar. Etrafında gelişen olaylara kayıtsız kalamaz. Kendisi gibi azimli insanlarla mutlu olur. Eskiler, Oğlak burcunu, dağa tırmanan ve insanlığa bilgelik dağıtan bir oğlak olarak biçimlendirilmiştir. Ayrıca bir diğer özelliği ise, toprak verimsizleştiğinde ve işler kötüye gittiğinde oğlakların hayatta kalmayı başarabilmesidir. Oğlak burcu kişiler de aynı bu şekilde, yalnız kalmayı severler. Zorlukları tek başına göğüslerler.
Sorumluluk sahibi Oğlakların hayatının büyük bir bölümünü işi oluşturur. Yönetmek ve öğretmen en büyük zevkleridir. Onlar bu şekilde mutlu olurlar. Evde de aynı şekilde yönetmeyi, disipline etmeyi sever. Yönetici gezegeni Satürn, hilal ve ayın üzerinde bir artı işareti ile sembolize edilir. Bunun anlamı, madde ve gerçeklik maneviyatın üstündedir. Oğlaklar, detaylara önem verdiği için kıyafetlerini özenle seçer. Pazar alışverişi değil, marka ürünler tercihidir. Prestij ve kalite onların olmazsa olmazlarıdır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Ajandası, deri çantası

Kova
Kova burcu için olmazsa olmaz; kişisel gelişimdir. Fikirleri çok sık değişir ve sürekli başka başka konularda kendini geliştirmek ister. Yani; bir gün istediğini ertesi gün bırakıp başka bir alana devam edebilir. Bu özellik onun vazgeçilmezidir. En büyük isteği kimsenin desteğine ihtiyacı olmadan kendi ayaklarının üzerinde durmaktır. Savunduğu düşünceyi etrafındakilere benimsetmek için uğraşır. Bu konuda en büyük destekçisi inadı ve taviz vermeyen kişiliğidir. Kovanın sembolü iki adet dalgalanan çizgiye benzemektedir, çoğunlukla suya benzetilse de aslında hava akışını temsil eder. Kova burcunda fikirler asla tükenmez. Uranüs’teki zekanın sembolü (yarım daireler ya da ay) yüksek bilincin, günlük zeka ile birlikte uyum içinde olduğunu işaret eder.
Mucit Kovalar, belki de burçların en bilgesidir. Yönetici gezegeni Uranüs elektriği yönetir. Bu güç Kova’lara çok uygundur çünkü bu enerji ışık kadar hızlıdır ve hava elementi gibi güçlü ve görünmezdir. Uranüs her zaman icatlar ve ilham ile özdeşleşir. Proje üretme, farklı ve insanlığa yararlı buluşlar yapma onların DNA’larına işlemiştir sanki. Çılgın fikirleri ile arkadaşları arasında oldukça popüler olan Kovalar, herkesin baktığı ama göremediği ile ilgilenir. Orijinallik ve teknoloji onların olmazsa olmazlarıdır.
Olmazsa Olmaz Eşyaları: Kitapları, bilgisayar oyunları

Balık

Balık burcunun olmazsa olmazı kendi sınırlarını genişletmek ve farkındalık duygusuna erişmektir. Hayatın en zor anlarından en az yarayla çıkmayı amaç edinmiştir. Çünkü olumsuzluklardan etkilenir ve çöküntü yaşamaya meyillidir. Farkındalık duygusunu geliştirdikçe hayatın Balık’ı üzme şansı azalır. Çünkü Balık, önlemini almıştır. Onu mutlu etmek basittir aslında; duygularına karşı hassas davranmak. Balık burcunun sembolünde, iki balık beynin ilk bölümünü temsil etmektedir ve ortadan geçen bağlantı ise psişik anlamda “üçüncü gözü” temsil eder. Bu da Balık burcuna önsezi özelliğini vermektedir.
Müziğe ve sanata oldukça duyarlı olmaları bu dallarda meslek edinmelerini sağlar. Hassas ve naif yapıları, sevmekten çok sevilmek ister. Sevgi açlığı onu sürekli romantik ilişkilere sürükleyecektir. Maneviyatı güçlü Balıkların, parayla pulla pek işi yoktur. Dünyanın bir ucunda da yaşasa, sevdiği kişi yanındaysa ona yeter. Gezegeni Neptün, maneviyat, rüyalar ve kader ile birlikte sezme, yaratıcılık ve ilham öğelerinin de gezegenidir. Sis gezegeni olarak da anılan Neptün, dokunduğu her şeyle bütünleşebilir, çünkü bu gezegenin suları sakin değildir. Balık burçları anlaşılmak ister, dile getiremediği duygularını hissettirerek karşı tarafa aktarır. Sevgilisi, hayat arkadaşı onun için olmazsa olmazları arasındadır.

Alma ve Verme Yasasını” uygulamak için aşağıda sıralanan maddeleri derin bir bağlılıkla yerine getireceğim:

images71[1]

 

1. Gittiğim her yere bir hediye götüreceğim, karşılaştığım herkese bir hediye vereceğim. Bu hediye bir iltifat, bir çiçek veya bir dua olabilir. Bugün temas kurduğum herkese bir şey vereceğim ve kendi hayatımla diğer insanların hayatlarında mutluluk ve zenginliğin dolaşmasına katkıda bulunacağım.

2. Bugün hayatın bana sunduğu tüm hediyeleri minnet ve şükranla kabul edeceğim: Gün ışığı, kuş sesleri, bahar yağmurları, kışın ilk karı gibi…

3. Sevgi, ilgi, takdir gibi hayatın en değerli hediyelerini vererek ve kabul ederek zenginliğin, bolluk ve bereketin dolaşımına kendimi adayacağım. Karşılaştığım herkese sessizce mutluluk, sağlık ve neşe dileyeceğim.

Aslında hayat ile olan alışverişimiz aynı nefes alışverişimiz gibidir; doğal, çabasız ve cömert. Günde kaç kez nefes alıp verdiğimizi saymadığımız gibi, özümüzün hayatta kimden, neyi, ne kadar alıp verdiğini de bilemeyiz. Beklenti olmadan hayatın bize akmasına izin veririz.

Kalbimizde bir tıkanıklık var ise bu nefesimizi, nefesimizde ahenk yoksa bu da hayatın bize akışını engeller. Bu sebeple yönlendirmekten zevk aldığım bir meditasyon tekniğini “alma-verme” yasasına adıyorum.

Rahat bir pozisyonda oturun ya da uzanın. Gözlerinizi kapatıp dikkatinizi nefesinize verin. Nefesinizde hiçbir değişiklik yapmadan sadece solumanızı gözlemleyin. Ne kadar nefes alıp, ne kadar içinizde tutup, ne kadar veriyorsunuz? Nefes alış, nefes veriş miktarınız ve bunların süreleri eşit mi?

Şimdi nefesinizde hiçbir değişiklik yapmayın. Sadece nefes alırken ihtiyaç hissettiğiniz enerjileri –neşe, güven, cesaret, huzur, yaşam gücü, azim, kararlılık, vb. –evrenden içinize çektiğinizi hayal edin.

Nefesinizi verirken de artık size yaramayan, ihtiyacınız olmayan, doğanıza ait olmayan enerjileri –bitkinlik, öfke, kin, nefret, vb. –nefesinizle beraber evrene geri verin.

10-15 dakika tekrar ettikten sonra gözlerinizi kapalı tutmaya devam edin. Kendi dinginliğinizde durup nefesinizle beraber içinize doldurduğunuz yeni enerjilerinizi fark ederek özümseyin.

Kendinizi hazır hissettiğinizde gözlerinizi açın

alıntı

Dikkatinizi Ölçün… Lambayı Hangi Renk Yakar…

12342347_857230317707520_5308441648403334458_n[1]

Doğuştan Yetenekli ve Zeki Olan İnsanlar, Varoluşsal Depresyona Meyilli Oluyor!

Bir insan çevresinde olup biteni olduğu gibi kabul etmiyor, kendi zihninde yorumluyor ve bunlara cevap arıyor ise, bu insan doğuştan zeki ya da yeteneklidir.

Fakat bu niteliklere sahip olmanın bir de kötü yanı var: Varoluşsal depresyon.

Yüksek zekalı insanlar varoluşsal depresyona meyilli oluyorlar.

Yüksek zekalı insanlar varoluşsal depresyona meyilli oluyorlar.

Yüksek zekâlı insanlar, hele ki doğuştan yetenekli olan insanlar depresyona daha meyilli oluyor. Hayatın doğal akışına ayak uydurmaktan, olanı olduğu gibi kabul etmekten oldukça uzak olan bu kişiler, hayatın anlamsızlığı, ölüm, özgürlük gibi endişeler güdüyor ve bunun sonunda depresyona, özellikle de varoluşsal depresyona yatkın oluyorlar.

Bu tür depresyonlar çoğunlukla insanın başına gerçek manada kötü bir olay geldiği zaman ortaya çıksa da, yüksek entelektüel yeteneklere sahip kişiler bu depresyon türlerini kendiliğinden yaşayabiliyorlar.

Peki, neden?

Bu insanlar oldukça duyarlıdır.

Bu insanlar oldukça duyarlıdır.

Doğuştan yetenekli insanlar, birçok insanın yaptığı gibi kendilerini yaşamın normal akışına bırakmak ve günlük meselelere odaklanmak yerine daha önemli ve derin konuları düşünüyor, kendi zihinlerinde bunların muhakemelerini yapıyor ve bu endişelerin sonucunda da depresyona meyilli hale geliyorlar.

Bu insanlar ayrıca çevrelerinde olan olaylara karşı da oldukça duyarlıdır, etraflarında gelişen olayların daha farklı nasıl olabileceğine dair olasılıkları düşünür, konu üzerine çözümlemeler getirmeye çalışırlar. Bu durum da onlara dünyanın gidişatını sorgulama, bu düzenin nasıl bozulduğunu görme becerisi kazandırıyor.

Bunun yanında bu insanlar duygusal anlamda daha yoğun bir hissiyata sahip oluyorlar, bu durum da onları beklentilerine ulaşamadıkları zamanlarda daha fazla hayal kırıklığına uğratıyor.

Toplumdaki sınıflandırmaları kabul etmez, üzerine fikir üretirler.

Toplumdaki sınıflandırmaları kabul etmez, üzerine fikir üretirler.

Bu kişiler toplumdaki ve etraflarındaki yanlışlıkları, tutarsızlıkları da kolayca fark eder; onlara göre uzun süreden beri gelen gelenekler sorgulanmalıdır. Toplumdaki yaşa veya cinsiyete göre yapılan anlamsız sınıflandırmalar, insanların birbirlerini her durumda yargılama yetileri, insanlar olarak her gün birbirimizi bıkmadan usanmadan kırmamız, toplumlardaki en üst seviyeye çıkmış tahammülsüzlük… İşte tüm bu sorular bu insanların üzerine en çok düşündükleri yargılardır. Birçok insanın yapmaya cesaret edemediği düşünme eylemini korkmadan gerçekleştirmek.

Bir şekilde, bir şeylerin yetersiz olduğunun farkındadırlar.

Bir şekilde, bir şeylerin yetersiz olduğunun farkındadırlar.

Doğuştan yetenekli bir çocuk bu endişelerini çevresindekilerle paylaştığında, genellikle olumsuz bir tepkiyle karşılaşır ve çevresindekilerin, özellikle de kendi yaşıtlarının, bu düşünceleri paylaşmadığını fark eder. Yaşıtlarının bu endişeleri taşımak yerine daha somut şeylerle ilgilendiklerini görürler. Bunun sonucunda bu gençler, genellikle de içlerinden en yetenekli olanlar, kendilerini dışlanmış hisseder ve yakınlarından gittikçe uzaklaşır.

Bu yoğun düşünceleri, kendi potansiyelleriyle de birleşince, doğuştan yetenekli gençler zamansal ve mekânsal yetersizlikler karşısında öfkeli bir ruh haline bürünürler. En basit haliyle, yeteneklerini ortaya çıkaracak çalışmalar yapmak için zamanı yetersiz bulurlar. Bu yetersizlik içinde bazı tercihler yapmak zorunda kalırlar ancak hiçbir zaman “kesinlikle doğru” tercihi yapamadıklarını düşünürler. Zamanla da hayatlarının akış yönünün sıradan insanlar gibi bir okul bitirip, meslek edinme telaşına girdiğini fark ederler ve öfke hali artar.

Öfkenin yerini zamanla depresyon alır.

Öfkenin yerini zamanla depresyon alır.

Yeteneklerinin farkında olan birey, zamanla bir şeyi daha fark eder: Aslında öfke duymasına sebep olan şeylerin birçoğu kendi iradesinin dışında ve kader olarak nitelendirilen bir kavramın sonuçlarıdır. Öfkesi yersizdir. Öfkesinin yerini de zamanla depresyon alır.

Çevresindeki insanlara nazaran daha sorgulayıcı bir zihne sahip olan genç, kendisini bu adaletsizlikten kurtaracak yollar ve yöntemler aramaya başlar. Girdiği sonsuz ve adaletsiz döngüden sıyrılmaya çalışır. Bir süre sonra farkına vardığı şey ise aslında bu dünyada çok değersiz bir yıldız tozu olduğumuz ve uğruna çabaladığımız şeyler de dâhil, her şeyin koca bir hiçlikten meydana geldiğidir. Bir sonraki adım ise hayatın anlamını sorgulamaktır. Bu dünyanın nihai olup olmadığı, tek yaşamın şu an yaşadığımız yaşam olup olmadığı, her şeyin aslında bu kadar büyük bir hiçlikten meydana gelip gelmediği gibi…

Bu tür sorgulamalar “orta yaş krizi” denilen dönemde ortaya çıktığında normal karşılanabilir ancak 20’li yaşların başında ortaya çıkması ciddi bir duruma işaret ediyor. Bu tür varoluşsal depresyonlara dikkatlice yaklaşmak gerekiyor çünkü sonu bazen hiçte istenildiği gibi bitmiyor.

Rüyalarına sıkıca sarıl…

Rüyalarına sıkıca sarıl...
Peki, bu varoluşsal kaygılarla mücadele etmeye çalışan gençlere nasıl yardımcı olabiliriz? Varlığımızın bir sonu olduğu konusunda hiçbirimizin yapabileceği bir şey yok. Ancak bu endişelerle boğuşan gençlere, yalnız olmadıklarını ve onları anlayan birileri olduğunu gösterebiliriz. Dışlanma hissi yaşamalarına engel olabiliriz. Bunu sağlamanın en iyi yollarından biri, onlarla uzun süreli ilişkiler kurmak. Belki doğuştan yetenekli bu çocuklarla aynı varoluşsal endişeleri taşımıyor olabilirsiniz ancak onları anladığınızı gösterebilirsiniz.
Dışlanma hissini aşmanın bir diğer yolu da dokunma. Özellikle yakın çevresindekilerin, ebeveynlerin düzenli olarak sarılması veya kendi aralarında bazı şakalar yapması sağlayabilir. Dokunma, varoluşun en temel ve içgüdüsel hali olarak görülüyor. Sadece doğuştan yetenekli olanlar değil, varoluşuyla ilgili depresif hisler içinde olan herkese yardımcı olmak mümkün. Bunu yapmanın tek yolu, onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek ve belki de şair Langton Hughes’ın verdiği mesajları gerçekleştirmelerini sağlamak:

Rüyalarına sımsıkı sarıl 

Eğer rüyalar ölürse 

Hayat kanadı kırık bir kuştan farksız olur 

Uçamaz 

Rüyalarına sıkıca sarıl 

Eğer rüyaların kaybolursa 

Hayat çorak bir topraktan farksız olur 

Karlarla kaplı… kaynak: onedio

Bu Yıl Okumadığınıza Pişman Olacağınız 2015’in En İyi 20 Romanı

20. Milan Kundera / Kayıtsızlık Şenliği

Milan Kundera / Kayıtsızlık Şenliği

 

Kayıtsızlık Şenliği, Milan Kundera’nın 2003’de yayımlanan Bilmemek’ten sonra kimsenin beklemediği bir anda çıkagelen yeni romanı.
Beş arkadaşın, kayıp annesiyle konuşan Alain’in, işsiz oyuncu Caliban’ın, mutluluğun peşindeki Ramon’un, bir kukla oyunu yazma hayali kuran Charles’ın ve narsisist D’Ardelo’nun hikâyesi. Gerçekle hayali, karakterlerin evreniyle yazarınkini, şimdiki zamanla tarihsel geçmişi üst üste bindirerek başka bir gerçeklik kurmayı hep başarmış bir yazarın, mizah anlayışını kaybetmiş bir yüzyıla bakışı.
Bir yandan en ciddi meselelere ışık tutup diğer yandan tek bir kesin yargıda bulunmamak, bir yandan çağdaş dünyanın gerçekliğiyle büyülenip diğer yandan tüm bu gerçeklikten kaçmak ancak Kundera gibi usta bir yazarın kalemiyle mümkün oluyor. Yapıtının tümünün şaşırtıcı bir özeti gibi de okunabilecek bu kısa roman XXI. yüzyılın klasikleri arasındaki yerini aldı bile.

19. Zabel Yesayan / Meliha Nuri Hanım

Zabel Yesayan / Meliha Nuri Hanım

 

Modern Ermenice edebiyatın en tanınmış yazarlarından Zabel Yesayan’ın, Çanakkale Savaşı günlerinde, iki erkeğe karşı beslediği duygular arasında sıkışmış bir kadının hikâyesini anlattığı kitabıMeliha Nuri Hanım, Aras Yayıncılık tarafından, Mehmet Fatih Uslu’nun çevirisiyle yayımlandı.
Türkçede 1909 Adana Katliamı’na ilişkin tanıklığını anlattığı ve yine Aras tarafından basılanYıkıntılar Arasındakitabıyla bilinen, uzun öykü ve romanlarıyla Ermenice edebiyatın en yaratıcı, yenilikçi kalemleri arasında yer alan Zabel Yesayan’ın 1920’lerde Paris’te kaleme aldığıMeliha Nuri Hanım, onun eserleri arasında Türk karakterlerin ağırlıkta olduğu tek yapıt olarak dikkat çekiyor.

Kitap, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıç döneminde, İtilaf devletleri donanması Çanakkale Boğazı açıklarındayken, vatanı savunmak için gönüllü sağlık hizmetinde bulunan Meliha Nuri Hanım’ın, yüksek düzey bir Osmanlı bürokratı ile hastanenin başhekimi arasındaki duygusal gelgitlerini konu ediniyor. Usta yazar Yesayan, Meliha Nuri Hanım’ın şahsında, hem değişen zamanlar içinde kadın olmanın getirdiği zorlukları, hem de Türk-Osmanlı seçkinlerinin zihniyet dünyasını irdeliyor.

Yazar, aynı zamanda, metnin akışı içinde bir görünüp bir kaybolan, Osmanlı ordusuna hizmet eden adsız bir Ermeni hekim üzerinden, Ermeni tehciri ve katliamlarının da gölgesini düşürüyorMeliha Nuri Hanım‘a. Karakterlerin, Ermeni halkının başına gelenlere karşı gösterdikleri tepkilerdeki farklılık, onların iç dünyalarını anlamada bir anahtar rolü oynarken, Felaket’in Türk zihnindeki yansımalarına dair önemli ipuçları seriyor gözlerimizin önüne.

Meliha Nuri Hanım, bir döneme ve o dönemin insanlarına ayna tutuyor.

18. Ercan Kesal / Nasipse Adayız

Ercan Kesal / Nasipse Adayız

 

Bu akşam da bilmem ne düğün salonundayım. Yemekli davet var. Her zamanki gibi çelengimizi önceden gönderdik, uygun saatte de yerimizi aldık… İçerisi çok kalabalık. İstanbul’da en çok sayıda kendilerinin olduğunu iddia eden bilmem nerelilerin dayanışma gecesi yapılıyor.
Uzun masalara karşılıklı oturmuş, yemek yiyen, konuşan, öpüşen orta yaş ve üzerinde erkekler doldurmuş ortalığı.
Kalın bıyıklı, koca kafalı bir yerel sanatçı sazıyla bir şeyler çalmış, sonra da ara vermiş, dinleniyor… Sahnedeki takım elbiseli, beyaz gömlekli, enine çizgili bordo kravatlı, kel kafalı, ortadan uzunca boylu, heyecanlı adam kim? Benim tabii ki.
Pazarlıklar, imaj operasyonları, anket dümenleri… Bağlamalar, ayarlamalar, gecelere katılmalar, “yukarıya” ulaşmaya çalışmalar… Oy ve ilişki peşinde delidolu bir uğraş… İnsana aklını yediren bir takıntı…
Arada, hayat ve anlam muhasebesi ve kırık bir aşkın tamirine dair solgun bir ümit…
Küçük ve büyük siyasetin deveranlarını, ikbal hesaplarını bütün hararetiyle anlatan trajikomik bir novella. Ercan Kesal’ın bilinen sahiciliğiyle, sıcak üslubuyla…

17. Herta Müller / Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım

Herta Müller / Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım

Nobel edebiyat ödüllü Herta Müller’den, faşizmin gölgesinde yaşayan ve yaşananlara dair sarsıcı bir roman: Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım. Müller, sorguya çağrılı adsız kahramanıyla birlikte okurunu uzun bir tramvay yolculuğuna çıkarıyor ve camın dışında akan manzara, bütün bir yaşamın dökümü halinde sayfalara yansıyor. Tramvay hattın üzerinde dümdüz ilerlese de dünya yavaş yavaş rayından çıkıyor ve bir kadınla bir erkeğin arasındaki en kısa mesafe, sonsuzluğa uzanıyor.
Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım, sürekli yeni çehrelere bürünen ve adına hayat da denen aldanışın, hayal kırıklıklarıyla hayatını inşa etmeye çabalayan bir kadının öyküsü. Herta Müller’in kahramanının yolculuğu, yaşamın yükünü, geçmişin acılarını, ilişkilerin imkânsızlığını kapsıyor; sevgi işkenceye, işkence bağlılığa, bağlılık yalnızlığa dönüşüyor. İhbarcılar her daim kapı önlerinde dolanıyor, herkes birbirini gözetliyor, sorgular bitmek bilmiyor. Bizi yere çalmaya yeminli bu dünyanın üzerinde, dilenecek tek şey var belki de:

Delirmeyelim.

16. George Orwell / Boğulmamak İçin

George Orwell / Boğulmamak İçin

“Orwell’in ironik mizah anlayışı tazeliğini hiç yitirmiyor. Bu, kaçırılmaması gereken bir Orwell yapıtı.”

– The Observer

Göbeğinin çapı giderek genişleyen ve evinin taksitlerini ödemekle uğraşan George Bowling kırk beş yaşında, evli ve çocuklu –ve yeni aldığı takma dişleriyle kasvetli hayatından çaresizce kurtulmak isteyen– bir sigorta pazarlamacısıdır. 1939’da patlak verecek olan savaşın gelişini; yemek kuyruklarını, askerleri, gizli polisi ve zorbalığı görerek modern zamanlardan korkmaktadır. Böylece çocukluğunun dünyasına, huzur ve sükûn dolu bir yer olarak hatırladığı köyüne sığınmaya karar verir. Fakat köyünde aradığını bulabilecek mi, orası şüphelidir.

“Çok komik olmanın yanında hayranlık uyandıracak kadar gerçekçi… Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü burada nüve haliyle görebiliyoruz. Hayvan Çiftliği’ni de… Hem zengin bir okuma keyfi sunan hem de iki klasiğin tohumlarını birden barındıran romanlara kolay rastlanmaz.”

15. İlhami Algör / İkircikli Biricik

İlhami Algör / İkircikli Biricik

“Yeni bir hayat kurmak… Nasıl oluyordu? Önce fikir mi geliyordu?
Yoksa bir tesadüf sizi fikrin önüne mi getiriyordu? Yeni bir hayat için
mutlaka, kuvvetli bir rüzgâr mı gerekiyordu? Önceki hayatınız artık
‘eski’ mi oluyordu? Eski olanın hükmü kalmıyor muydu? O vakte
kadar boşuna mı yaşamış oluyordunuz?”
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
ve Kalfa ile Kıralıça adlı romanlarıyla edebiyatımızda kendine has bir
yer edinen İlhami Algör, yine bir romanla karşımızda: İkircikli Biricik.
İkircikli Biricik, yalnızlığın, arayışın, bulma ümidinin, şehirlerin,
caddelerin, şarkının ve şiirin romanı…
Titizlikle örülmüş bir kurgu; ustalıkla harmanlanmış, sarsıcı bir dil…

14. Jaume Cabre / İtiraf Ediyorum

Jaume Cabre / İtiraf Ediyorum

Adria’nın derin bir suçluluk duygusuyla yaşadığı ömrü zihninin parça parça ölümüyle son bulurken, uzun zaman önce yitirdiği sevgilisine yazmaya başladığı mektup, bir günah çıkarmaya dönüşür ve bu kişisel itirafı Avrupa uygarlığının bir itirafına doğru yol alır. Roman boyu karşımıza çıkan nesneler, eserler, Avrupa’da yaratılmış bütün güzellikler ile bütün bu güzelliklerin üzerine düşen kötülüklerin ya da kötülüklerin üzerine düşen güzelliklerin gölgelerini gösterir.

13. Umberto Eco / Sıfır Sayı

Umberto Eco / Sıfır Sayı

Umberto Eco’nun yeni romanı kötü gazetecilik konusunda bir rehber.

Tam bir “kaybeden” olan Colonna (50), gazeteci Simei’den iyi bir iş teklifi alıyor: “Yazı işleri sorumlusu ya da benzeri bir şey” sıfatıyla bir yıl boyunca bir günlük gazete için hazırlanan 12 “sıfır sayı”yı yönetecek ve “asla çıkmayacak olan bir günlük gazetenin hazırlanışıyla geçen bir yılın öyküsü”nü anlatan bir kitap yazacak.

Patron Vimercate, bu gazete sayesinde “finans ve politika dünyasının güzel salonunu rahatsız edebileceğini kanıtladıktan sonra, olasılıkla bu güzel salon ona bu düşünceden vazgeçmesini rica edecek, o da Yarın tasarısını bir kenara kaldırıp güzel salona giriş yapma iznini koparmış olacak.”

Teklif sahibi Simei’nin de kendi planı var: “Her şey suya düşerse kitabı yayımlarım. Bomba gibi patlayacak ve yayın hakkı adına bana belli bir gelir sağlayacaktır. Ya da, olur ya, birileri yayımlamamı istemez ve bana bir total verir. Net.”

Olaylar böyle başlıyor ve Eco gözde konuları aracılığıyla İtalya’nın 50 yıllık tarihini yeniden yazıyor: Gladio, bir Papa’ya suikast, başka bir Papa’nın öldürülmesi, hükümet darbeleri, gizli servislerle terör örgütlerinin karmaşık ilişkileri… Ve bir soru: Acaba Mussolini sağ mı?

12. Tom McCarthy / C

Tom McCarthy / C

Serge Carrefax hem gürültünün hem sessizliğin sarmaladığı bir dünyaya açıyor gözlerini. Babası kablosuz iletişim üstüne deneyler yapıyor. Sağır olan annesi aile işi olan ipek üretimini sürdürüyor. Serge ve ablası Sophie de telgraf cihazları ve böcekler arasında büyüyor.

Serge’le birlikte biz de Versoie’deki huzurlu yaşamından gözlemci pilot olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşı’na, savaş sonrası Londrası’ndan sahte mezar odalarıyla dolu Mısır’a uzanan bir serüvenin içinde buluyoruz kendimizi.

McCarthy’nin tanımlamasıyla Serge: “Ulysses’teki Bloom gibi, dünyayı sünger gibi emip süzüyor: âdeta bir prizma. Gravity’s Rainbow’daki Slothrop gibi. Tristram Shandy gibi. Candide gibi. Etraflarında ne varsa yankılayan seslendirme kutuları onlar.”

11. Ersan Üldes / Hindi’nin Ruhu

Ersan Üldes / Hindi'nin Ruhu

Edebiyat dünyasında yok sayılmış, bütünüyle unutulmuş bir yazar: Hasan Cahit Doğanay. Ve onun mecalsiz yığınların insafına terk edilmiş romanı Hindi’yi anlamaya, anlaşılır kılmaya çalışan bir başka yazar. Roman içinde roman, yazar içinde yazar.
Ersan Üldes mizahın teskin edici diliyle insana, insan ilişkilerine, yaşama, ölüme ve yazmaya, yazar olmaya dair zorlu, sorgulayıcı ancak oldukça keyifli bir yolculuk vaat ediyor ve Doğanay’dan devraldığı düşsel mirası yenilikçi bir romana dönüştürüyor.
Hindi’nin Ruhu, pek zorlu bir metni, roman sanatını, beraberinde bir ülkeyi, bütün hastalıkları ve hasta insanlarıyla bir toprağı kavrama kılavuzu…

“Hasan Cahit Doğanay Hindi romanıyla edebiyatın göklerinde havai fişekler patlatıyor… Mesut Penyeci karakteri muhtemelen hiç unutulmayacak… Onun nezdinde gülerken eğlenmeyecek, eğlenirken gülmeyeceksiniz… Bu heyecan verici keşfinden dolayı Ersan Üldes’i naçizane tebrik etmek isterim!”
Murat Uyurkulak

10. Sema Kaygusuz / Barbarın Kahkahası

Sema Kaygusuz / Barbarın Kahkahası

Hiçbir trajedi kişisel değildir: sirayet eder, bulaşır ve sonunda herşeyin rengini, kokusunu değiştirebilir.
Sema Kaygusuz yeni romanı Barbarın Kahkahası’yla bir motelde olup bitenlerle bir ülkeyi anlatıyor. Tatil, dinlenme, tembellik zamanının beklenmedik ve pek nahoş bir şekilde kesintiye uğraması motel ahalisi arasında gerginliklere, bastırılmış kişisel hesaplaşmaların gün yüzüne çıkmasına, dillendirilememiş acıların ortalığa saçılmasına sebep olur. Tüm bu olan bitene bir ergenin sert, zalim ve el yordamıyla giden “erkek olma” uğraşları da eşlik eder.
Kaygusuz okurlarının iyi tanıyacağı kendine has üslubuyla ilerleyen roman, alttan alta sürdürdüğü polisiye roman gerilimini de final sahnesine kadar taşımayı başarıyor.

9. Burhan Sönmez / İstanbul İstanbul

Burhan Sönmez / İstanbul İstanbul

“Bir çocuk karanlığa kalmış ve dar sokaklarda yönünü şaşırmışsa
orası İstanbul’dur. Eski sevgilisini bulmak için maceraya atılan gencin,
siyah tilki kürkünün peşine düşen avcının, fırtınada sürüklenen
geminin, dünyayı bir elmas gibi avucuna almak isteyen prensin, boyun
eğmemeye yeminli son isyancının, şarkıcılık hayaliyle evden kaçan
kızın, para babalarının, hırsızların ve şairlerin vardığı kent İstanbul’dur.
Her hikâye burayı anlatır.”
Pus dağıldıkça çoğalan renkleriyle, surları, kuleleri, kubbeleriyle
İstanbul… Kırmızı bir şal, siyah bir hırka, Berber Kamo’nun dükkânı,
Şerafet Bey’in saati, Küheylan Dayı’nın tabancası… Yerin üç kat
altında, küçücük bir hücrede dört adam, titreyip kıvranarak hikâyeler
anlatıyorlar birbirlerine. Kaygıyla ve kahkahayla… İstanbul’daki
zamanı, geçmiş ve bugün diye ayırmak yerine, yeraltındaki ve yer
üstündeki zaman diye ayırarak, anlatıyorlar.
Burhan Sönmez, acının ve her şeye rağmen umudun yörüngesinde
dönen bir kenti, büyük bir romanla yeniden yaratıyor.
İstanbul İstanbul… demir kapının paslı sesi… “acıda herkes yalnızdır,
sen de çözüleceksin…”

8. Carlos Maria Dominguez / Kağıt Ev

Carlos Maria Dominguez / Kağıt Ev

Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar.

Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer’in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon’la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi…

Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez’in, yayımlandığı her ülkede büyük ilgi uyandıran novellasını Seda Ersavcı İspanyolca aslından çevirdi.

Peter Sis’in çizimleri ve Cem Ersavcı’nın kapak fotoğrafıyla, kalın ciltlerin arasında saklanacak bir mücevher…

7. Akif Kurtuluş / Ukde

Akif Kurtuluş / Ukde

 

Onun benden özür dilemesi, özrümü kabul etmek zorundasın anlamına
geliyordu. Sahtekârca, hiçbir samimiyeti olmayan bir özür, hani.
Onu affetseydim ben de aynı sahtekârlığı giyinecektim. Düşünsene,
affetmediğim için ben suçlu olacağım. Dönüp ona, seni affetmediğim
için beni affet diyeceğim neredeyse.
bir defter: İç döken, hatırlayan, nedamet getiren, anlamak ve anlatmak
isteyen satırlar… Nuru Gardaş, Benjamin Ağabey’i anlatıyor. Cavidan
okuyor, kadınlar konuşuyor. Gurbet yollara düşüyor. Utanan,
bağışlayan, özür dileyen hasbıhaller… Şüphenin, utanmanın ve yalanın
teşhiri…
Ukde kısacık, büyük bir roman. Ermenileri, Türkleri, kadınları, katilleri,
hainleri, eski defterleri deşeleyen kederli bir ses…
Akif Kurtuluş, kayıtsız kalınamayacak bir serinlikle kuruyor romanı.

6. Alejandro Zambra / Ağaçların Özel Hayatı

Alejandro Zambra / Ağaçların Özel Hayatı

Şilili yazar Alejandro Zambra, İspanyolca yazan en iyi yazarlar arasında gösteriliyor. İkinci romanı Ağaçların Özel Hayatı’nda geçmiş ve geçmişin belkileri ile gelecek ve geleceğin getirebilecekleri üzerine bir hikâyeler zincirini takip ediyoruz.
Ağaçların Özel Hayatı, Verónica’nın resim kursundan dönmeyişiyle başlıyor. Öğretmen ve pazar günü yazarı Julián’ın önce küçük Daniela’yı uyutmak için anlattığı doğaçlama hikâyeler olarak. Bekleyiş uzadıkça Julián hikâyeleri istemsizce kendi hayatlarına döndürüyor. Anımsayışlarla, çağrışımlarla, gözlemlerle ve bunlardan yaratılmış bir gelecekle, Daniela’nın geleceğiyle dolu özel hayatlar Verónica’nın yokluğuyla şekilleniyor, her sözcüğünde onun dönüşünü bekliyor.
“Kitap o dönene ya da Julián onun dönmeyeceğine emin olana dek sürüyor.”

5. Mahir Ünsal Eriş / Dünya Bu Kadar

Mahir Ünsal Eriş / Dünya Bu Kadar

Radyonun sesi duyulmaz, bağ evinin ışığı görünmez olunca ara ara
duyulan kesik inlemeler geldi kulaklarına. Fikret korktu. Bok vardı
gecenin bu saatinde bu saçmasapan şeylere kalkışacak, hem de iki
şişe büyüğü gözünün yaşına bakmadan bitirmişken. Sesi Hilmi de fark
etti. “Hocam, bu hayvan inlemesi mi, birileri iş mi tutuyor yoksa bağlık
arasını bulmuş da?” diye sordu. Hocam diyerek ikisini de ortalamaya
çalışmıştı. “Baykuştur,” dedi Koço. “Bazı baykuşlar böyle inler gibi ses çıkarır, korkmayın,” Hilmi bozuldu, “Yok Üstat, korktuğumuzdan değil de, olmadık bir şeye denk gelmeyelim şimdi gece vakti.
Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde ve Olduğu Kadar Güzeldik kitaplarıyla sevdiğimiz Mahir Ünsal Eriş, bu kez bir romanla, başka bir dil deniyor.
Sesleri, hatıraları, tesadüfleri, yeşil ve alabildiğine geniş fındık
bahçelerini, deniz kıyısını, ipince ipeksi dantelleri, pervaneleri, hasreti,
haseti, heba edilmiş yılları… Kör kuyuları, bir nakkaş gibi birbirine
teyelleyerek hikâyeleri, ay karanlığını, defineleri, haritaları işliyor;
yavaş yavaş anlatıyor üstelik, gülerek kıkırdayarak, kıpır kıpır… Uzakta, bozkırın ortasında, bir kayısı bahçesinde birileri kafa çekip, tütün sarıyor…
Dünya Bu Kadar, çarpa çarpa geceye ışıl ışıl hikâyeler bırakıyor.
Yeni roman, işte gökyüzü…

4. Karl Ove Knausgaard / Kavgam Cilt I

Karl Ove Knausgaard / Kavgam Cilt I
Norveç Oslo’da doğmuş olan yazar Karl Ove Knausgaard, tüm dünyada edebi bir sarsıntı yaratan KAVGAM adlı 6 kitaptan oluşan romanlar serisi ile tanınmaktadır. Kavgam’ın ilk kitabı 2009’da basıldıktan hemen sonra beş milyon nüfuslu Norveçte büyük bir sansasyon yaratarak yarım milyonluk bir satış hacmine ulaşmıştır. Serinin etkileri dalga dalga yayılarak Amerika ve Avrupa’yı derinden sarsmıştır. Kavgam kısa bir süre içinde 22 dile çevrilmiş ve Knausgaard’ı dünyanın en sıradışı edebiyat fenomeni haline getirmiştir. Yazar şu an İsveç Österlen’de yine bir yazar olan eşi Linda Boström Knausgaard ve 4 çocuğu ile birlikte yaşamaktadır.

“Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur.”

‘Karl Ove’nin kayda değer yeteneği ki bu yetenek bugünlerde ender bulunuyor, tamamen anda ve kendi varlığının farkında olması. Her detay süsleme ve gösterişten uzak bir biçimde ortaya konuyor, sanki yazmak ve yaşamak eşzamanlı oluyormuş gibi. Sizi tamamen içine çekiyor. Onun hayatını onunla birlikte yaşıyorsunuz.’
Zadie Smith, New York Review of Books

Kavgam’ın ilk iki cildinde sıtma ateşine tutulmuş gibi oldum. 4 gün boyunca okumaktan başka çok az şey yaptım, e-postalarımı cevaplamadım, köpeğimi yürüyüşe çıkarmadım, bulaşıklar lavaboda yığıldı. Anlatının ışıkları sizi olduğunuz yere mıhlıyor, tıpkı otobanın ortasında kalakalmış bir hayvan gibi.’
Dwight Garner, The New York Times
‘Kavgam, Knausgaard’ın sıra dışı 6 ciltlik romanı tüm bilinen ticari reklamları alt üst ederek yazarını bir rock yıldızı haline getirdi. Sadece Norveç’te 450.000 adet satıldı, her 9 yetişkinden biri Kavgam’ı okudu.’
Emma Brockes, The Guardian
‘Bırakamıyorum, bırakmak istiyorum, bırakamıyorum, sadece bir sayfa daha, sonra akşam yemeğini hazırlayacağım, bir sayfa daha…’
Västerbottens-kuriren – İsveç
‘Bu destansı maceranın ilk ilk bölümü, bıkkın ve yorgun okurları bile hayata bağlayacak.’
The Independent
‘Knausgaard’ı okumak Google Earth’e ilk kez bakmak gibi; uzaydan kıtayı, ülkeyi, sonra büyüdüğünüz kasabayı ve caddeyi yakınlaştırıp tıklıyorsunuz. Hepsi orada, sadece tıklamaya devam edin.’
London Review of Books
“Kavgam dürüst ve ustaca çekilmiş bir ‘selfie’”
John Powers

‘Kavgam şaşırtıcı bir biçimde büyülüyor – ayrıntılar ve içtenliğin birleşimi, başka birinin beynine girme illüzyonu yaratıyor. Kavgam, kavgaya değer.’
GQ

‘Ardı ardına gelen her kitapta Bay Knausgaard, günümüzün en önemli yazarlarından biri olma ününü pekiştiriyor.’

The Observer (UK)

‘Çok güçlü ve canlı… Nefis, kalıcı ve tanrısal paragraflar… Knausgaard son derece çarpıcı ve tamamen dürüst. Evrensel endişelerin sıradan, banal seslerinden korkmuyor çünkü bunlar zaten hayatın akışı ve hepsi farklı şekillerde de olsa herkesin başına geliyor. Knausgaard’ın kitabında, aralıksız, sonu gelmeyen bir tat var. Sonuç cümleleri sakin, yalın ve başarılı. Walter Benjamin’in ‘gerçeğin efsanevi yönü’ dediği şeye sahipler.’
James Wood, The New Yorker

‘Müthiş bir roman… Çaresiz bir halde devamını bekliyorum cümlesinden başka bir şey söyleyemeyeceğim.’
Dagsavisen – Norveç

‘Tamamen sürükleyici, şaşırtıcı bir içgörü ile aydınlanmış sayfaları ve yürek paraçalayıcı dürüstlüğü ile Kavgam dünya edebiyatına tek bir karakteri sunarak bizi insanoğlunun zihninin derinliklerine çekiyor.’
Phillip Lopate

‘Kavgam insanın bakış açısını değiştiren bir kitap. İncil gibi.’
Heather Mallick, The Toronto Star

3. Elena Ferrante / Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım

Elena Ferrante / Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım

 

“Sen benim olağanüstü akıllı arkadaşımsın, hepimizden çok daha başarılı olmalısın, bütün kızlardan ve erkeklerden.”
Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım, İtalya’da bir kenar mahallede yetişen iki genç kızın çekişmeler, kıskançlıklar ve sırlarla örülü dostluklarını, zorluklarla geçen büyüme ve varoluş serüvenlerini anlatıyor.
“Napoli Romanları”nın ilki 50’lerde, fakir bir mahallede başlıyor. Bu unutulmaz dostluk hikâyesinde fazlasıyla akıllı ve duyarlı iki genç kız, Lenù ile Lila, boğucu erkek-egemen kültür, duyarsız, buyurgan aileleri ve yoksunluklar karşısında birbirlerinde teselli bulur. Ancak bu iki sıradışı arkadaş büyüdükçe, onlara dayatılan değerleri kabule yanaşmayacak, büyük fedakârlıklar da gerektirse, birer kadın olarak tutkularını yaşamak ve yaratıcı olmak için ellerinden geleni yapacaktır…
“Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım sürükleyici, kalabalık, geniş bir ‘olgunlaşma romanı.’” James Wood, The New Yorker

“Elena Ferrante: öfkeli kadın yazarların en iyisi!” John Waters, yönetmen

“Ferrante’nin genç kızlık ve arkadaşlık meselesini ele alışı olağanüstü etkileyici.”
Gwyneth Paltrow, oyuncu

2. Ayhan Geçgin / Uzun Yürüyüş

Ayhan Geçgin / Uzun Yürüyüş

: “Nedir bu, dedi kendi kendine, tüm bu olup bitenler nedir, niçin buradayım, niçin hâlâ yaşıyorum?
“Belki, diye düşündü, bir kazazedeyim, batan bir gemiden kurtulan son kişiyim. Ama bu dağlarda deniz yok. O zaman, dedi, belki gemisi batmış Nuh’um ben. Gemim selde dağlara çarpıp parçalandı, eşim, çocuklarım, kardeşlerim, hayvanlarım, hepsi öldü gitti. Felaketten bir işaret kalsın diye geride bir tek ben kaldım.”

Yola çıkarken bedeninin bir soğan zarı gibi tek tek soyulacağını sanan ama aksine bir ağaç kütüğü gibi kat kat kabuk bağlayan, katılaşan bir kahraman. İnsan sesinin olmadığı, işitilmediği bir yere ulaşmak için ülkeyi bir uçtan diğerine kat ediyor. Hiçbir şey arzu etmiyor sanki, hiçbir şey talep etmiyor. Böyle bir varoluş mümkün olabilir mi?
Uzun Yürüyüş Ayhan Geçgin’in dördüncü romanı.

1. Orhan Pamuk / Kafamda Bir Tuhaflık

Orhan Pamuk / Kafamda Bir Tuhaflık

Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk’un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul’daki hayatlarını hikâye ediyor.
1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, Anadolu’dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez.
Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor. kaynak: onedio

Karanlıkta Uyuyarak Kanserden Korunabilirsiniz… Melatonin..

734299_287347584721190_1565894690_n[1]

 

Karanlıkta Uyuyarak Kanserden Korunabilirsiniz

Gece 23.00 ila 03.00 arasında salgılanan ve vücudun savunma mekanizmasını güçlendirip, yaşlanmayı geciktiren bir hormon var: Melatonin. Ve sadece gece ve sadece teknolojinin bütün fişleri çekilince devreye giriyor.

Yani siz, ışığı söndürüp, TV’nizi kapamış olsanız da yetmiyor, fişlerini çıkarıp, mümkünse yattığınız odanın şalterini indirmeniz gerekiyor.

Melatonin beynimizde epifiz bezinden salınan bir hormondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup vücudumuzun ritmini ayarlamaktır.

Melatonin hormonu özellikle üreme siklusunun düzenlenmesinde rol oynar.

Bunun haricinde melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi de vardır. Bu nedenle lösemi ve diğer kansere yakalananların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları istenmektedir.

Yapılan son araştırmalara göre hormonun yaşlanmayı geciktirici etkisi de vardır.

Bu hormon vücudumuzu protein ve yağların oksidan etkisinden korur, yani antioksidandır.

Melatonin gece uyurken vücudu bir nevi tamir eder, Alzheimer başta olmak üzere birçok hastalıktan koruyabileceği ve kanser üzerinde olumlu etkilerinin olduğu bilim adamlarınca ileri sürülmektedir.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde melatoninin kanser üzerine önleyici bir etmen olduğu tespit edilmiştir.

Hücreleri yeniler, hücresel hasarlarda da onarım sağlar.

Melatonin hormonunun salındığı epifizdeki Pineolasit hücreleri ışığa duyarlıdır. Bu nedenledir ki ışık yayan etmenler (yani güneş, lamba, televizyon gibi her türlü ışık kaynağı) melatonin salınmasının azalmasına neden olur.

Melatonin hormonu kişiden kişiye değişse de en çok günün 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salınır. Maksimal salınım ise 23:00 ile 24:00 arasında gerçekleşir.

Işık, melatonin üretimine engel olur; kısa süreli de olsa yeterli şiddette ise, ışığın varlığı melatonin salınımını baskılar.

Melatonin hormonu gece uyurken vücudu tamir eder. Kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanı sıra kansere de bir tür kalkandır. Yapılan bilimsel çalışmalarda görülmüştür ki görme engellilerin kansere daha az yakalanmaktadır. Örneğin görme engelli bir kadında meme kanseri çok nadir görülmektedir.

Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için karanlık ortamda uyumak şarttır. Bu nedenle uyurken gece lambası da olsa ışıktan kaçınmak gerekir.

Vücudumuz güneşten beslendiği gibi karanlıktan da beslenir. Vücudun biyolojik saatini koruyup, doğal ritmini ayarlayan melatonin hormonu, gece uyunulan saatlerde ve karanlıkta salgılanabilir.

Dünya Sağlık Örgütü, gece çalışmayı ‘muhtemel kanserojen etkisi bulunanlar’ listesine dahil etmiştir. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi ise gece aydınlatmalarının zararlarını anlatmak için hazırladığı raporda melatonin hormonunun önemini vurgulamıştır.

Belediyelere gönderilen raporda ‘sağlığımız için gereksiz aydınlatmayla karanlığımızı kısmayın’ çağrısında bulunuldu.

Belediyelerden şehir merkezlerini ayrı, yerleşim yerlerini ayrı aydınlatmaları istendi. Sokak lambalarının sadece aşağıya ışık vermesi, evlere yansıtılmaması gerektiği belirtildi.

Zira yeterli aydınlanma dışındaki ışık gece insan sağlığına zararlı olduğu bilinmektedir.

Sağlığımız üzerinde bu denli olumlu etkileri bulunan Melatonin hormonunun daha fazla salınması için şu tedbirlere uymak gerekir:

Düzenli ve yeterli bir melatonin salınıımı için karanlık bir ortamda uyuyun.

En kaliteli uyku 23.00-03.00 arasında olanıdır. Saat 23.00-24.00 ile 02.00 – 03.00 arasındaki uykuyu mutlaka uyuyun. Bu saatler arası uyku, sağlık ve iş performansı açısından önemlidir. Bunun için en geç 22:30’da uykuya başlamalıdır. Zira kaliteli uykunun başlangıcı kabul edilen 23:00 derin uyku başlangıcıdır. Saat 23:00’de derin uykuya dalabilmek için en geç 22:30’da hatta 22::00’de uykuya başlamış olmasınız.

Gece lambası kullanmayın. Zorunlu ise solgun kırmızı ışıklı olanları olanları tercih edin.

Televizyon karşısında uyuklama yapılırsa, televizyon kapatılmalı ve prizden fişi çekilmelidir.

Gece çalışmalarınızı mümkünse gündüze kaydırın.

Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterin.

Yulaf, mısır, pirinç, arpa, zencefil, domates, muz, kivi, elma, vişne, lahana gibi melatoninden zengin besinler tüketin.

Kanserin En Buyuk Düşmanı Uyku…

kaynak. hülya reis

Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım………..

Male anatomy of human organs in x-ray view

Male anatomy of human organs in x-ray view

 

Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım………..
Genç ve sağlıklı olmak ve kalmak için Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım.
Timüs bezi, tiroid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun önünde bulunur.
Bu bez insanın bağışıklık sisteminin merkezidir. Yani bütün bağışıklık sistemi buradan yönetilir.
Timüs bezi ne kadar çok titreşirse kişi o kadar sağlıklı ve bağışıklık sistemi sağlam olur.
Anadolu’da ağıt yakan kadınların göğüslerine vurduklarına hepiniz şahit olmuşsunuzdur.
Bu refleks kaynaklı basit bir el hareketi değildir. Bu beynin otomatik gerçekleştirdiği bir davranıştır.

Kişi göğsüne vururken Timüs bezini titreştirir.
Bu sayede üzüntü kaynaklı bağışıklıkta meydana gelen direnç azalmasının önüne geçmeye çalışır.
Bu bez ne kadar sıklıkla titreştirilirse kişi o kadar genç ve sağlıklı yaşar ayrıca geç yaşlanır.
Sizde parmaklarınızla göğsünüzün ortasına yapacağınız küçük vuruşlarla timüs bezini titreştirebilirsiniz.

Yada daha basit bir yolu kullanırsınız. “KAHKAHA” atabilirsiniz.
Çünkü kahkaha da göğüs kafesini oynattığı için bu bezi harekete geçirir.
Hani yıllar geçerde aradan bir arkadaşımıza rastlarız neşeli halleriyle tanıdığımız bu insanı görünce “hiç değişmemişsin, ne gamsızsın…” deriz ya, işte timüs bezinin gücü.

Sonuç olarak kahkaha bağışıklık sistemini güçlendirir ve sizi genç tutar.

Bir de Google’dan bakalım:

Mutluluk ve Timus bezi ..
“Mutluluk bir seçimdir. Mutsuzluğumuz kadere, şansızlığa ve talihsizliğe inancımız ölçüsündedir.”
Mutlu duyguların hissedilmesinde hormonların rolü büyük.Bedenimizde o hormonları salgılayan salgı bezlerinden minicik ama çok güçlü bir salgı bezi var: timus.

Timus uyarıldığında salgıladığı hormonlar kişide haz ve mutluluk duygusu yaratır.Çünkü timus aktive olduğunda bedenin kimyasının değişimine neden olur. Bu değişiklik sinir sistemini sakinleştirir ve beyin fonksiyonları nı hızlandırır. Bu da kişide rahatlama duygusu yaratır.

Avustralyalı Nobel ödüllü kanser araştırmacısı Sir MacFarlane Burnet timus bezinin aktif hale getirilmesiyle insan bedeninin kendisini kanserden koruyabilme yeteneğine sahip olacağını savunuyordu.

Çocuklarda iri olan timus ergenlik döneminde bir ceviz kadar irileşiyor. Ama yas ilerledikçe bir bezelye tanesi kadar küçülüyor, yaşlılıkta ise tamamen köreliyor. Ama bazı insanlarda ileri yaslarda bile hala ceviz büyüklüğünü koruması, bilimin henüz çözemediği alanlardan biri.

Timusun sağlığımız üzerindeki önemli yararlarından biri de T hücrelerini üretiyor olması. T hücreleri denilen lenfositler bedene zarar verebilecek zararlı hücreleri yok ederler. Bu küçük T hücrelerine yaşamımızı borçluyuz. AIDS gibi bağışıklık sistemini çökerten hastalıkların ölümcül olması T hücrelerinin haberleşme hatlarını öncelikle kesmelerinden kaynaklanıyor.

Timus göğüs kafesinin üst kısmının tam arkasında, göğsün tam ortasında yer alıyor. Timusu uyarmanın üç basit yolu var:

Timusu uyarmanın birinci yolu gülmek. Yani gerçek, içten, sıcak bir gülüş, bir kahkaha. Her gülündüğünde timus bezi aktive oluyor. Her aktive olduğunda bedenimize kimyasal dalgalar göndererek kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. 1993 yılında California Üniversitesi’ nde Dr.Paul Ekman tarafından yapılan araştırmada gülmenin timusu ve beynin değişik haz bölgeleriyle bağlantısı olan kasları harekete geçirdiği ve insanda haz duygusu yarattığı kanıtlanmış.

Timusu uyarmanın ikinci yoluiki parmakla timusun üzerine gelen noktaya vurulması, yani elle uyarmak.Timusu uyarmanın üçüncü yolu ise dilin üst dişlerin arkasında damağa ve ağzın tavanına değdirilmesi. Dr. John Diamond ve ekibi dilin bu pozisyona getirilmesi ile sol ve sağ beyin
küresi arasında denge oluşmasını sağladığını tespit etmiş.Bu da insanin daha iyi düşünmesi ve kendini daha iyi hissetmesine yardımcı oluyor.

* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz.

kad_n_ve_kurt[1]

 

Clarissa Pinkola Estés’in “Kurtlarla Koşan Kadınlar” adlı kitabında, okuduğumda kendimi daha güçlü hissettiğim bir metindir, “Kurdun Kirpikleri”. Dilerim ki sizler de aynı hissi tadasınız.

KURDUN KİRPİKLERİ
Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz.

Ormana gitme,” dediler. “Ormana gitme.”
Neden gitmeyecekmişim? Gece neden ormana gitmemem gerekiyormuş?” diye yanıtladı.
“Orada senin gibi insanları yiyen koca bir kurt yaşar. Ormana gitme, gitme. Çok ciddiyim.”

Doğal olarak, kız ormana gitti. Bir şekilde ormana gitti ve tabii ki, onu daha önce ikaz etmiş oldukları gibi, kurtla karşılaştı.

“Bak, sana söylemiştik,” diye böbürlendiler.
“Bu benim hayatım, peri masalı değil, sizi gidi ahmaklar,” dedi. “Ormana gitmem gerek ve kurtla karşılaşmam gerek, yoksa hayatım asla başlamayacak.”
Ama rastladığı kurt bir tuzağa düşmüştü, kurdun ayağı tuzağın içindeydi.

“Yardım et, ah, yardım et bana! Aaayy, aaayy, aaayy!” diye bağırıyordu kurt. “Yardım et bana, ah, yardım et bana!” diye ağlayarak bağırıyordu, “ben de seni hakettiğin şekilde ödüllendiririm.” Çünkü bu tür masallarda kurtların yöntemi budur.

Bana zarar vermeyeceğini nasıl bilebilirim?” diye sordu -soru sormak onun işiydi. “Beni öldürmeyeceğini ve etlerimi kemiklerimden sıyırmayacağını nasıl bilebilirim?”
“Yanlış soru,” dedi kurt. “Sadece benim sözüme inanman gerekecek.” Ve kurt ağlamaya başladı ve bir kere daha inledi.

Ah, aaayy! Aaayy! Aaayy!
Güzel kız sormaya değer
Tek bir soru vardır
Aaıııyyy rrrrrııııı
nııırrrrr?”
Ah seni gidi kurt, şansımı zorlayacağım. Pekâlâ, işte oldu!” Ve tuzağın yayını gevşetti. Kurt pençesini çekerek çıkardı ve kız da otlarla bir güzel sardı.
“Ah, teşekkür ederim nazik kız, teşekkür ederim,” diye iç geçirdi kurt. Ve kız da yalan yanlış masalları çokça okuduğu için ağladı : “Devam et, şimdi öldür beni ve bu işi burada bitirip kurtulalım.”

Ama hayır, olaylar böyle gelişmedi. Onun yerine kurt pençesini kızın omzuna koydu ve :

“Ben başka bir zamandan ve yerden gelen bir kurdum,” dedi. Ve gözünden bir kirpik kopararak ona verip şunları söyledi : “Bunu kullan ve akıllı ol. Şu andan itibaren kimin iyi olduğunu, kimin o kadar iyi olmadığını bileceksin; gözlerimin içine iyice bakarsan görebilirsin.
Yaşamama izin verdiğin için
Sana da hayat dilerim
Daha önce hiç yaşamadığın bir tarzda
Unutma güzel kız
Sormaya değer tek bir soru vardır
Aaıııyyy rrrrrııııı
Nııııırrrrr?

Ve böylece kız köyüne döndü
Hâlâ yaşadığı için mutlu
Ve bu kez dediler ki,
“Sadece burada kal ve gelinim ol,”
ya da “Sana söylediğimiz gibi yap,”
Ya da “Söylemeni istediğim gibi söyle,”
“Ve dünyaya geldiğin gün gibi
Üstüne yazılmamış olarak kal.”
Kurdun kirpiğini elinde tutup kaldırdı
Ve uzun uzun baktı
Ve onların amaçlarını anladı
Daha önce hiç farketmediği.
Ve sonra bir keresinde
Kasap et tarttı
O da kurdun kirpiklerinden baktı
Ve kasabın kendi başparmağını da tarttığını gördü
Ve talibine baktı
“Senin için çok iyiyim,” diyen
ve gördü ki, talibi
tam olarak hiçbir şey için iyi değildi
ve bu şekilde devam etti
hepsinden değilse de
birçok talihsizlikten
kurtuldu.
Ama böyle devam ettikçe, bu yeni görüşle sadece sinsi ve zalim olanları görmekle kalmadı, yüreği de yoğunlaşmaya başladı, çünkü herkese bakıyordu ve kurtarmış olduğu kurdun verdiği bu yetenek sayesinde onları yeniden tartıyordu.
Ve gerçekten nazik olanları gördü
Ve onların yanına gitti
Eşini buldu
Ve hayatının günleri ona kaldı
Cesurları ayırt etti
Ve onlara yaklaştı
Güvenilir olanları idrak etti
Ve onlara katıldı
Kızgınlığın altındaki şaşkınlığı gördü
Ve hızla yatıştırdı
Utangaçların gözlerinde sevgiyi gördü
Ve onlara elini uzattı
Ağzı sıkılardaki ıstırabı gördü
Ve onların kahkahalarını elde etmeye çalıştı
Sözcükleri olmayan adamdaki ihtiyacı gördü
Ve onun adına konuştu
Kadınların derinlerindeki sadakati gördü
Hiçbir şeyi olmadığını söylüyorlardı
Ve kendisinden aldığı ateşler onları yeniden tutuşturdu
Her şeyi gördü
Kurt kirpiğiyle
Hakiki olan her şeyi
Ve sahte olan her şeyi
Hayatın karşısına çıkan her şeyi
Ve hayata dönen her şeyi
Görülen her şeyi
Kalbi sadece akılla değil
Kalple de tartan
Kirpiğin gözleriyle.
Söylediklerinin doğru olduğunu, kurdun hepsinden akıllı olduğunu işte böyle öğrendi. Eğer yakından dinlerseniz, ulumakta olan kurt her zaman en önemli soruyu -sonraki yiyeceğin, sonraki kavganın, sonraki dansın nerede olduğu sorusunu değil- sorduğunu görürsünüz.

Ama en önemli soru
İçini ve ardını görmek için
Yaşayan her şeyin değerini tartmak için
aaııııırrrrr rrrrrrıııııııı
Nıııııııırrrrrrr?
aaııııırrrrrrrr rrrrrııııııı
Nıııııırrrrrrrr?
Eeey ruh neredesin?
Eeey ruh neredesin?
Çık ormana git, git. Eğer ormana gitmezsen asla bir şey olmaz ve hayatın asla başlamaz.
Çık ormana git
Git
Çık ormana git
Git
Çıkk ormana git
Git.

NAZARA KARŞI İYİ GELDİĞİNE İNANILAN 10 ŞEY.

nazar_boncugu_lale[1]

 

Nazar, Ortadoğu kökenli bir inanış. Gözlerden iletilen kötü enerji olduğuna inanılan nazar, elbette bilimsel olarak tespit edilmiş değil. Ne var ki, bin yıllardır inanılan bir şey olduğu için; çeşitli toplumlarda çeşitli biçimlerde hikayelere, efsanelere ve elbette koruyuculara konu olmuş. Nazar, toplumumuzda çok sık dile getirilen bir şey. Özellikle başarılı insanları çekemeyen insanlar tarafından nazara maruz kalacağına inanılır. Kimileri ise, nazarın isteyerek değil, istemeden de “değeceğine” inanır. Üst üste gelen ve ardı arkası kesilmeyen talihsizlikler yaşandığında ise, ister eğitimli ister eğitimsiz; ister şehirli ister köylü olsun toplumumuzda hemen herkes nazar değdiğine ikna olur! Öyle veya böyle nazara karşı halk arasında çözüm olarak inanılan pek çok şey bulunuyor. Kimisi garip, kimisi yaygın bu inanışları sizler için derlemeye çalıştık. Sizin de aklınıza gelen inandığınız veya ilginç bulduğunuz nazara karşı yöntemler varsa, yorumlarda aktarmaktan çekinmeyin.

1) Tahtaya Vurmak

Aslında bu inanış, paganist inanışlardan kaynaklanmaktadır. Ağacın kutsal kabul edildiği Şamanist / Paganist inanışlarda, ağaç yer altı (cehennem) ve yer üstü (cennet) arasında bir köprü olarak kabul edilir. Bu inanışta, tahtaya iki kere vurulmasının sebebi, ilkinde yer üstünün yani cennetin koruyucu tanrısına, ikincisinde ise yer altının yani cehennemin koruyucu tanrısına mesaj göndermek. Kuşaktan kuşağa değişime uğrayan bu inanış bugün Amerika’dan İngiltere’ye, Sırbistan’dan Rusya’ya hemen hemen dünyanın dört bir köşesinde “iyi şans” için yapılan bir hareket. Biz de, iyi gitmesini umduğumuz bir şeyden bahsederken “aman nazar değmesin” dedikten sonra tahtaya vurmaya devam ediyoruz.

2) Kurşun döktürmek

Tarihi kökeni tam olarak bilinmeyen oldukça garip geleneklerden biri de kurşun döktürmek. Kurşun düşük sıcaklıklarda eriyebilen bir maden olmanın yanı sıra, radyasyondan koruyucu materyal olarak da kullanılıyor. Bu özelliğinin keşfinin ardından, kurşun döktürmeye bilimsel arka plan olarak yazılmaya başlanmış. Gerçi nazar radyoaktif bir şey olsaydı da kurşunu ısıtıp soğutma işleminin pek bir faydası dokunmazdı. Çeşitli inanışlardan birine göre, kurşun ısıtılırken nazarı içinde topluyor ve suya dökülüp anında soğutulurken nazar içinde hapsoluyor ve dökülen kurşundaki göz göz görüntüsü, kurşuna hapsolmuş, “değmiş gözlerden” kaynaklanıyor. Genellikle, kurşun döktürülecek kişinin kafasının üstüne gerilmiş bir tülbentin üzerinde Kuran’ı Kerim’den sureler okunarak gerçekleştirilir.

3) Nazar boncuğu

Nazara karşı herhalde bilinen en yaygın şey nazar boncuğudur. Apartmanlara asılan devasa boyutlardaki nazar boncuklarından, yeni doğan bebeklerin yakasına iliştirilenlere nazar boncukları hemen her yerde kullanıyor. Hatta, 2007 yılında faaliyetlerine son veren FlyAir havayolu firmasının ve Fifa U-20 Kupası’nın da logolarında nazar boncuğu yer alıyordu. Nazarın gözden geldiğine inanıldığı için, nazar boncuklarının nazarı “çekeceği” ve kötü bakışlara adeta kalkan olacağına inanılıyor. Nazar ve nazar boncuğu eski Türk inanışlarına dayandığı için, en yaygın olarak Türkiye’de kullanılsa da Ortadoğu ve Avrupa’da da oldukça yaygın.

4) Yumurta gömmek

Listemizde ilerledikçe daha az bilinen ve biraz da ilginçleşen uygulamalara doğru geçiyoruz. Bunlardan biri de yumurta gömmek. (Yumurta gömmek derken, özellikle öğrenci arkadaşların aklına, yumurta yemek gelmesin, bildiğiniz gömmekten bahsediyoruz!) Bu inanışa göre, çiğ yumurta önce nazar değdiği düşünülen kişinin kafasında çevrilerek sureler okunur, ardından yumurta, kırılmamasına dikkat edilerek, üzerine basılmayacak bir yerde açılan çukurun içe gömülür ve üstü örtülür. Yumurta gömüldükten sonra yumurtayı çeviren kişi sure okunmuş bir bardaktan su içer, bunun yumurtaya değdiği sırada kendisine geçmiş olması muhtemel nazarı engellediğine inanılır.

5) Çörek otu yakmak ( ya da Zeytin yaprağı)

Nazarın bir kişiye değdiğine inanılır da, eve değdiğine inanılmaz mı? Bazı inanışlarda, nazar kişiye yönelik olabileceği gibi bütün hane halkına da yönelik olabilir. Bu durumda yapılması gerektiğine inanılan şeylerden biri de çörek otu (ya da zeytin yaprağı) yakmak. Genellikle poğaçaların üzerinde görmeye alışık olduğumuz çörek otu geniş bir tavaya konur ve yanıncaya kadar ateşin üzerinde tutulur, yoğun bir şekilde dumanı çıkmaya başladığı zaman ateşin üzerinden alınır ve evin içinde dolaştırılır. Bu dumanın nazara iyi geldiğine inanılır.

6)Tuz kavurma

Çörek otunun yakılması gibi inanılan bir başka şey de tuz kavurmadır. Tuz kavurma, aynı çörek otu yakma gibidir. Yine bir tencereye konan tuz, ateş üzerinde kavrulur. Tuz yüksek ısıda “patlayacağı” (bomba gibi patlamadan bahsetmiyoruz tabi ki, mısır patlatma gibi patlama) için dikkatli olmak gerekir. Bazıları, tuzu evde dolaştırırken, bazıları da bu tuzu suyun içine katıp bunu dolaştırırmış. Sonra da suyu, ayak basmayacak bir yere dökermiş.

7) Üzerlik

Üzerlik bitkisinden yapılan bu süslerin nazara karşı koruduğuna inanılır. Bu süsler özellikle Anadolu’da çok yaygın olsa da, günümüzde gittikçe yerini Çin yapımı nazar boncuklarına bırakıyor. Üzerlik bitkisinden yapılan bu el yapımı süsler özellikle evin girişine asılarak, gelenlerin kem gözlerinden sakınıldığına inanılır. Ayrıca, üzerlik biçiminde süs haline getirilmeden de bitkinin yakılması ile nazardan korunduğuna inanılır.

8) Sirke

Sirkeye dair inanılanlar biraz ilginç. Sadece evde sirke bulundurmanın bile nazara karşı iyi olduğuna inananlar var. Kimileri de, evi temizledikleri suya biraz sirke katarak nazarı uzaklaştırdıklarına inanıyor. Özellikle sirkenin banyo suyuna konulması ile kişinin nazardan arınacağına inananlar da var. Sirkeye dair bu inanışın, sirkenin antiseptik özelliğinden dolayı enfeksiyonlara iyi gelmesinin anlaşılmasının ardından sirkeye doğa üstü anlamlar yüklenmesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

9) Yılan gömleği

Yılanın deri değiştirirken geride bıraktığı yılan gömleğinin de nazara karşı çok etkili olduğuna inanılıyor. Yılan gömleğinden bir parçanın evde saklanması, yılan gömleğinden bir parçanın kolye olarak takılması hatta muska kılıfı olarak kullanılması gibi değişik örnekleri mevcut.

10) Sedef çiçeği

Nazara karşı etkili olduğu düşünülen şeylerden biri de sedef çiçeği. Sokaklarda bile bolca bulunan sedef çiçeği, çiçekçilerde de satılıyor. Sedefi andıran beyaz / krem renkli oval yapraklara sahip sedef çiçeğini kurutup demet halinde evlerinin duvarlarına asanlar, nazara karşı önlem aldıklarına inanıyorlar. Günümüzde dekoratif olarak saksıların içinde kurutulmuş sedef çiçekleri de satılıyor. Ayrıca, oval yaprakların içindeki tohumlarını çıkarıp, çörek otu gibi yakanlar olduğu gibi, kimi zaman tarlalarda da bir hasadın verimli olması için yani tarlaya ve ürünlere nazar değmemesi için de yakılıyor.

EK.. Sarımsak

Çörek otunu yaktınız, sirkeyle yıkandınız, yılan gömleğini kolye yakıp taktınız ve hala nazar başınıza musallat olduysa, daha kokulu bir inanış da sarımsak. Kimi inanışlara göre sarımsak zaten kutsal bir bitki. (Bu arada sarımsak gerçekten çok ama çok faydalı bir besin) Kimilerine göre duvara asılan sarımsak bereket ve bolluk getirdiği gibi kem gözlerden de koruyor. Kimileri ise, işi pratik hale getirmiş, mutfak duvarına astığı sarımsaktan hem nazara karşı koruma beklerken hem de yeri geldiğinde cacığın içine doğramak için bir diş koparıveriyor.

EK.. Üzerlik Otu ile Üç Yol Ağzından Alınan Çöp ve Eşikten Koparılmış Tahta Parçasını Birlikte Yakma

Listemizin bir numarasında yer alan bu metod, nazara karşı kombo korumalı bir yol vadediyor. Tamamıyla gerçek bir yöntem olarak; üzerlik otu, üç yol ağzından alınan çöp ve eşikten koparılmış tahta parçasını bir arada yakarak da, nazardan kurtulabilirsiniz! Bu yöntem için özellikle kapı eşiğinden tahta koparmak biraz abartı bir şey gibi gelebilir tabi ki.

* alıntı kaynak: sonsuz şifa

Kuş tüyünün özellikle eski Mısır, Maya, İnka, Amerika kızılderilileri ve Asya Şamanizmi tradisyonlarında önemli bir yeri vardır.

1045077_368868009902480_1267227810_n[1]

 

TÜY SEMBOLİZMİ

Kuş tüyünün özellikle eski Mısır, Maya, İnka, Amerika kızılderilileri ve Asya Şamanizmi tradisyonlarında önemli bir yeri vardır.

Birçok tradisyonda ilahlar, krallar ve kahramanlar için kullanılan tüy, kuş sembolüyle birçok anlamı paylaşır ve genellikle, hakikatin, doğruluğun, ilâhî adaletin, hafifliğin ve göğe çıkmada kuşlara en büyük yardımcı unsur olduğundan yükselmenin sembolü olarak kabul edilir.

Tüy, eski Mısır yazısında tüy “j” sesini veren tek heceli işaretlerden biri olup, “hakikat”in hiyeroglifidir ve hiyeroglif yazısında hafiflik, yükseklik, uçuş gibi sözcüklerin oluşturulmasında kullanılan bir işarettir.

Tüy Mısır’da ışıkla da ilişkilendirilir. Nitekim, karanlık hakikati gizlediğinden, hakikatler ancak ışık altında görülebilir.

Tüyün ışıkla ilişkilendirilmesine Amerika kızılderilileri tradisyonlarında da rastlanır.

Amerika kızılderilileri şeflerinin tüylerden oluşan başlığında, İnka ve Maya başlıklarında da görüldüğü gibi, güneşin ışık ışınları gibi bir yayılma göze çarpar; kimi başlıklarda tepe üç tüyden oluşur.

Tüy, Amerika kızılderililerinde kabile şeflerinin yanısıra, ilahların, kabile şamanlarının başlıklarında ve giysilerinde bulunur. Kuzey Amerika kızılderilileri kartal kemiğinden çıkarılan düdük sesi eşliğinde icra ettikleri “güneşe bakan dansları”nda kartal tüyü kullanırlar.

Kartal tüyü kullanımı Asya Şamanizmi’nde de mevcuttur. Asya samanları, özellikle Samoyed ve Altay şamanları başlığına kartal veya kuğu tüyleri takarlar. Moğol şamanı ise omuzlarında kanatlar bulunan bir giysi giyer.

Kartal tüyü kullanımı Hititler’de de mevcuttur. Hitit bayram-larındaki
adetlerden kartal tüyü ile su serpmeydi.

Tüy, şamanın “uçuş” denilen trans deneyiminde sık sık rastlanan bir öğedir, şa törenlerinde de kullanılır.

Çin tradisyonlarında göğe yükselme” “dönüşüp kuş tüyleriyle ölümsüz gibi yükseldi” deyimiyle ifade edilir.

Tao’cu rahibin adı “kuş tüylü bilgin” ya da “kuş tüylü konuk”tur.

Taoizm’de “son realite olan Tao taş kadar ağır, tüy kadar hafiftir, ” denir.

Tüy sembolüne Hint tradisyonunda yılanlar ırkının düşmanı “kuş tüylü ırk” öyküsünde (Vishnu-Purana) bir ırkın niteliği olarak, İzlanda tradisyonunda ise “hakikat ağacı”ndaki altın güvercinin tüyü olarak rastlanır.

Tüyün sembol olarak kullanımına Afrika ve Okyanusya yerlilerinde ve diğer birkaç tradisyonda da rastlanmakla birlikte, tüyün en çok önem taşıdığı tradisyonlar, varlıklarını birbirinden uzak topraklarda sürdürmüş olmalarına rağmen, Şamanizm (Asya ve Amerika Şamanizmi) ve eski Mısır tradisyonlarıdır.

Eski Mısır ilahlarının başlarını süsleyen tüyler Asya’da Türk samanların, Amerika’da ise önce Maya samanlarının, sonra torunları olan Kızılderililerin başlarını süslemiştir. Bu, birbirine uzak topraklarda yeşermiş üç kültürdeki ortak bir özelliktir.

kaynak: hülya reis

FENG SHUİ

537456_287351504720798_535903773_n[1]

Evrenin, doğanın güçlerini ve titreşimlerini dengeleyerek, hayatınızda başarıyı, sağlığı ve zenginliği sağlayan bir yöntemdir.

Günümüzde bilim adamları tüm evrenin bir titreşime sahip olduğunu ve bir enerji gücü ile birbirine bağlı olduğunu kabul etmektedir. İşte Feng Shui, bu yaşamsal enerjiye Chi diyor.

Bu enerjinin nasıl doğru olarak hareket ettiğini öğrenirsek, Chi’den en iyi şekilde yararlanabilir ve yaşantımızda önemli iyileşmeler sağlayabiliriz.

Çünkü Chi yaşam veren bir enerjidir. Bu nedenle bir binanın nereye, hangi konumda inşa edilmesi veya bir evin, odanın nasıl dekore edilmesi gerektiği önemlidir. Tüm bu düzenlemelerin amacı, ortamda denge, uyum ve doğru Chi akışını sağlamaktır.

Chi, iyi aktığında yaşamımız uyumlu ve dengeli olur. Durgunlaştığındaysa, hastalıklara ve şanssızlıklara neden olabilir. Chi, dört farklı pusula yönünden dört farklı yaşamsal enerjiyi taşır. Bunlar;

Sheng Chi – doğu yönünün bilge enerjisi ·
Yang Chi – güneyin güçlendirici enerjisi
T’sang Chi – kuzeyin besleyici enerjisi
Sha Chi – batının yıkıcı enerjisi.

Atmosferimiz yaşamsal enerji hatlarıyla doludur. Bu enerjilerden bazıları olumlu pozitif, bazıları da zararlı negatiftir.

Pozitif enerji olan Sheng Chi, (Şefkatli nefes) çok büyük şans, bolluk ve mutluluk getirir. Bulunduğunuz mekana bu enerjiyi çektiğinizde talihiniz açılır.

Negatif enerji ise Sha Chi’yi (öldüren nefesi) yaratır. Eğer eşyalarınız kayboluyorsa, sık sık hastalanıyorsanız ve problemler bir türlü peşinizi bırakmıyorsa biliniz ki, Sha Chi sizi çevrelemiştir. Ama korkmayın, Feng Shui ile bu durumdan kolayca kurtulabilirsiniz..

Chi her yerde mevcuttur ve atmosferde salınır, durur. Hayatın tadını çıkarmak, başarılı ve zengin olmak, iyi bir aile ve aşk yaşamı için Sheng Chi’yi (pozitif enerjiyi) harekete geçirmek ve Sha Chi’yi (negatif enerjiyi) defetmek gerekiyor. Zaten Feng Shui çalışmasının amacı da budur..

Sokak kapınızı açtığınızda Chi içeri girer. Evinize canlılık ve yaşam getirir. Ve Chi her geçtiği yerden, artık enerjileri de toplar.

Eğer eviniz mezarlığa bakıyorsa kederi toplar.

Mezbahaya veya kasaba bakıyorsa acıyı toplar.

Eğer eviniz güzel bir manzaraya karşıysa, doğal olarak Chi’de evinize güzelliği getirecektir.

Eğer eviniz hoşunuza gitmeyen görüntülere bakıyorsa, sakın umutsuzluğa kapılmayın. Chi, evinize girmeden önce onu saflaştırmanın veya düzeltmenin yolları vardır..

Feng Shui’nin temel prensiplerinden biri de Tao’cu düşünceye dayanır. Tao’cu düşünceye göre yaşamın tümü birbiriyle bağlantılıdır.

Bu bağlantı geleneksel Yin ve Yang sembolü ile temsil edilir. Yin ve Yang yaşamı şekillendiren ve dengeleyen iki kozmik güçtür.

Yin (negatif enerji) karanlık alanları, Yang (pozitif enerji) aydınlığı sembolize eder.

Tao’cular her bir bölümün içine de karşıtı alandan bir nokta koymuşlardır.

Yin Yang sembolünde, siyahın içinde beyaz, beyazın içinde siyah nokta vardır. Zıt renkli noktalar, her şeyin kendi içinde zıddını da barındırdığının sembolüdür.

Bu ikiz kavramda karşıtlık değil, tamamlayıcılık vardır. Çünkü her birinin var olabilmesi için diğerine ihtiyaç vardır..

Yin ve Yang arasında sağlanan denge ile aslında evrenin bütünlüğü simgelenir.

Feng Shui’yi uygularken mutlaka mekanın Yin-Yang analizinin yapılması gerekir. Odanın boyutunu, yerleşimini, güneşli ve loş bölgelerini, nem ve kuruluğunu, parlak ve solgun renkleri ile, katı ve sıvı maddeler gibi konulara dikkat ederek uyuma bakılır.

Fazlaca Yin enerjiye sahip mekanlar pek iyi değildir, çünkü bolluğu getirmeye yetecek kadar yaşam enerjisi taşımazlar.

Ama fazlaca Yang enerjiye sahip olan mekanlar da, enerji fazlası nedeniyle zarar verici olabilirler. Yaşadığımız mekanlar ancak Yin ve Yang iyi dengelenmişse huzurludur..

Bazı yerlere girdiğimizde kendimizi çok iyi hissederiz. Bulunduğunuz ortam huzur doludur. Bizi sarar, sarmalar. Orada bir farklılık hissederiz.

Bu farklılığın nedenini ancak Feng Shui ile anlayabilirsiniz. Dikkat edin! Kendinizi farklı biçimde rahat hissettiğiniz mekanlarda, Yin ve Yang dengesinin mükemmelliğini fark edebilirsiniz..

Feng Shui’nin dayandığı diğer bir unsur da çevremizdeki beş elementtir. Bunlar, ateş, toprak, metal, su ve ağaç’tır.

Çinliler evrendeki her şeyin, insanlar da dahil olmak üzere, bu beş elementten birine ait olduğuna ve birbirlerini etkileme biçimine göre yaşamlarını yönlendirdiğine inanırlar.

Elementlerden her biri, Chi’nin ayrı bir yolla ifadesidir. Feng Shui uygulamaları, elementlerin ilişkilerine de büyük önem veriyor.

Herhangi bir mekandaki objelerin ve yönlerin ait olduğu elementler, birbirine zarar vermemelidir. Feng Shui esasları çerçevesinde herhangi bir değişiklik yapmadan önce mutlaka elementlerin birbirleri ile yaratıcı ve yıpratıcı döngüdeki ilişkileri analiz edilmelidir.

Elementler kendi aralarında iki tarz ilişki içindedirler.

Elementlerin yaratıcı döngüsü: Ateş toprağı yaratır, toprak metali içerir, metal suyu tutar, su ağacı besler, ağaç ateşi besler.

Elementlerin yıpratıcı döngüsü: Ateş metali eritir., metal ağacı keser, ağaç toprağı tüketir, toprak suyu emer, su ateşi söndürür.

Pa Kua (Ba Gua) sekizgeni (haritası), Feng Shui’nin en önemli sembollerinden biridir ve başlangıç noktası I Ching’dir.

Ba Gua kelime anlamı olarak I Ching’i oluşturan sekiz temel ifadeyi tanımlar. Trigram adı verilen ve üç çizgiden oluşan her ifade;

sağlık, servet, aşk, iş gibi “yaşam hazinelerini” simgeler. Ba Gua, Feng Shui’de kullanılan temel araçlardan biridir. Bu sekizgen sembolün işlevi, bir mekanda hangi alanın iyileştirilmeye ihtiyacı olduğunu belirlemeye yardımcı olmasıdır..

Bir ortamdaki Chi’yi iyileştirmek, kalıcılığını sağlamak, dengelemek ve fazlalaştırmak için yüzyıllardır kullanılan ve işlerliğini kanıtlamış bazı araçlar da vardır.

Ba Gua haritasındaki bilgiler ışığında bu araçlar da kullanılabilir. Bunlar kişinin severek kullanacağı araçlar olmalıdır. Çevremize her baktığımızda hoşunuza giden şeylerle çevrili olmanız, bu sembollerin etkisini arttırır.

Chi akışını düzenleyen sekiz araç şunlardır:

Işık: Her çeşit ışıklandırma malzemesi, aynalar.
Ses: Çanlar, ziller, su, müzik.
Renkler:Kuvvetli, parlak renkler.
Yaşam:Çiçekler, bitkiler, balıklar, evcil hayvanlar.
Hareket: Rüzgar çanları, havada salınan hareket eden objeler.
Durağanlık: Heykeller, kayalar, taşlar.
Mekanik aletler: Her türlü elektronik alet.
Düz hatlar: Bambudan yapılmış flütler, kılıçlar vs.

Bu araçlarla evimizdeki Chi enerjisini dengeleyebiliriz. Örneğin; yeterince ışık almayan odaların, loş mekanların ve uzun süre kapalı kalan yerlerin ışığı ihtiyacı vardır. Çünkü ışık kullanmak, bir ortama sıcaklık katarak ekstra Chi getirmenin en çabuk ve kolay yoludur. .

Odalara yerleştirilen ışıkla, – bu bir mum, lamba veya ışığı yansıtan bir ayna -olabilir, olumsuzluğu hemen giderebilirsiniz. Aynalar, Feng Shui’de değişik amaçlarla sık ve severek kullanılan, ışık araçlardan biridir.

Yalnız kullanılan ayna kişileri kesik göstermemelidir. Evinizin duvarlarında uygun renkleri kullanarak, salonunuzu güzel çiçeklerle süsleyerek veya bir köşeye akvaryum koyarak Chi enerjisini en iyi şekilde kendinize çekebilirsiniz..

Feng Shui hemen kesin sonuç vermez. Onun için hayatınızdaki değişiklikleri sabırla gözlemeniz gerekir. Zamanla birçok şeyin olumlu bir yönde değiştiğini göreceksiniz..

Eğer evinizin enerji dengesini doğru kurarsanız, kendinizi her zaman sağlıklı ve dengede, huzur dolu hissedersiniz.[1][2]

Kaynaklar

[1] Miraç Atuna, “Feng Shui Yaşamla Uyum ve Denge Sanatı”, Ötesi Yayıncılık İstanbul, 1999.

kaynak: Hülya Reis

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »