Bedenimizin frekanslarını yükseltmek için neler yapabiliriz?

1. İbadet etmek- Dua etmek.İnanç çok yüksek titreşim kazandırır.
2. Meditasyon yapmak.Enerjileri tekrar dengeye gelmesini sağlamak için bedeni sakinleştirerek doğal bir iyileşme sağlar.
3. “Şükran” modunda kalın
4. Uçucu çiçek esanslarını koklamak
Gül yağı, Ölmez çiçek yağı, günlük ve Lavanta yağlarının frekansları oldukça yüksektir.
Sadece koklama yoluyla titreşiminizi yükseltebilirsiniz.
5. Sağlıklı gıda tüketmek
Alkali gıdalar…Özellikler Superfood dediğimiz alkali dolu gıdalar;
Ispanak, Shitake mantarı, Erik, Portakal, Goji berry, Elma, Avokado, Mango, Üzüm, Soğan
6. Taze gıdaların yanı sıra kimyasallarla kurutulmamış yani doğal yollarla kurutulmuş besinleri de yiyebilirsiniz.
7. Kurutulmuş bitkilerden de şifa olarak yararlanıyoruz. Bitki çayları titreşimleri yükselten öğelerdendir.
8. Topraklanmak; Her gün en azından bir kez yıkanmak, tuzla ovunmak veya ağaca sarılmak sizi yeterince topraklayacaktır.
9. Pozitif düşünmek
10. Bol su için
11. Şarkı söyleyin, dinlenin ve eğlenin
12. Doğada bol bol zaman geçirin
13. Aromaterapi ve renk terapisi alın
14. Gülümseyin…gülüğmseyin…gülümseyin!!!!

Sevgiyle ve ışıkla kalın…..Gaye Döşer-Kozmik Enerji Master

 

 

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aşağıda beş şekil verilmiştir. Diğerlerinden farklı olan şekil sizce hangisi?

Aşağıda beş şekil verilmiştir. Diğerlerinden farklı olan şekil sizce hangisi? Lütfen aşağıdaki cevabı okumadan önce hangi şeklin neden farklı olduğunu düşünün.

“B seçeneğini şeçtiyseniz tebrikler! Dorğu cevabı buldunuz.
Düz kenarı olan tek şekil B seçeneği.

Bazılarınız C seçeneğini seçmiş olabilir.
Çünkü diğerleri arasında asimetrik olan bir tek o.
C de doğru cevap.

Benzer bir durum A seçeneği için de geçerli:
Köşesi olmayan bir tek o var. Bu yüzden A da doğru.

D peki? hem düz bir kenara hem de eğimli bir kenara sahip sadece D seçeneği var. Öyleyse D seçeneği de doğru.

Peki ya E?
Diğerleri arasında öklidçi olmayan bir üçgenin öklid bir alandaki izdüşümü olan şekil E seçeneği.
O da doğru cevap bu durumda.

Bu tür bir alıştırmayı okulda göremezsiniz.
Eğitim sistemimiz insanlara neyin doğru cevap olduğunu öğretmek üzere kurulmuştur.
Bir tek doğru cevap olduğu yaklaşımı, düşüncelerimizin en derinlerine kadar nüfuz etmiştir.
Sorun hayatın büyük bir bölümünün böyle olmadığı gerçeğidir.
Hayatımız belirsizliklerle dolu ve aradığımıza bağlı olarak birden fazla doğru cevap var.
Ancak sadece tek bir dorğu cevap olduğunu düşünürseniz bir tane bulduğunuz anda aramayı bırakırsınız.”

-Roger von Oech (Beyninizi Kamçılayın kitabından)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

10 ADIMDA BOLLUK BEREKET EGZERSİZİ

ceyrek-altin-kac-lira-20-mayis-ceyrek-altin-fiyatlari-75554-20052015173720[1]

LİSTE YAPIN Sizin için önemli olan şeylerin listesini yapın, hayatınızın nasıl olmasını istediğinizi anlatan bir yazı yazın.

HAYATINIZA İYİCE BAKIN … Yaydığınız enerjiye, etkileşim içinde olduğunuz insanlara, oturduğunuz yerin, yediklerinizin, duygularınızın durumuna, sürdürdüğünüz yaşamın sizin değerlerinize uyup uymadığına bakın. Eğer uymuyorsa, istediğinizi yapmaktan sizi alıkoyan ne, bunu düşünün.

OLUMLAMALAR Eğer kendinizi, huzursuz hissediyorsanız ve istediğiniz hayatı yaşayamıyorsanız, düşüncelerinizi, inançlarınızı, duygularınızı ve bilincinizi ifade etme tarzınızı değiştirin. Kendinizi ve kimseyi yargılamadan olumlu cümlelerle isteklerinizi dile getirin.

POZİTİFİ VURGULAYIN Yaptığınız seçimlerden pozitif ya da negatif bir sonuç bekleyebilirsiniz. Negatif bir sonuç bekliyorsanız, pozitif bir gelecekten çok negatif bir geleceğiniz olur. Siz yardımınızı esirgemedikçe hayatın da yardım ettiğine ve huzurlu, doyurucu bir yaşam sürebileceğinize inanın. Pozitif bir açıdan bakmayı öğrenirseniz, şükran duymayı öğrenirsiniz. Bir şeylere yeterince sahip olmadığınızı düşünecek yerde sahip olduklarınızı takdir etmeye başlarsınız.

KENDİNİZE SEVDİĞİNİZ BİRİ GİBİ DAVRANIN Size, mevcut halinizle mükemmel olmadığınızı söyleyerek eleştirileri kafanızdan atın. Kendinize sevgi dolu bir şefkatle davranın ve günde en az bir kez “Seni, olduğun gibi seviyorum ve kabul ediyorum” demeyi unutmayın. Sevdiklerinize yapmadığınız şeyleri kendinize de yapmayın.

İLİŞKİLER KURUN Hayatınızı başkalarıyla paylaşmanız size kendinizi iyi hissettirir ve bolluğu hissetmenize katkıda bulunur. Onları takdir ettiğinizi göstermek için zamanınızı ya da kaynaklarınızı özgürce verin. Eğer yoksunluk hissediyorsanız, daha çok insanla daha anlamlı ilişkiler kurmak için çaba gösterin. Toplantılara, ilginizi çeken çağrılara, spiritüel toplantılara..vb katılın.

GEÇMİŞİ BIRAKIN Bağışlamak ve geçmişin acılarını bırakmak zaman alır ama pozitif enerjinin hayatınıza gireceği kapıyı açar. Geçmişi bırakma sürecine, artık işinize yaramayan ya da hayatınızdaki huzursuzluk zamanlarını size hatırlatan şeyleri temizleyerek başlayabilirsiniz.

KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN Kim olduğunuzu öğrenmek için bir süre yalnız kalın. Meditasyon yapın, hoşlandığınız şeyleri yapmak için zaman ayırın. Doğayla mümkün olduğu kadar çok bağlantı kurun. Bir ot yığınının üzerinde oturup altınızdaki toprağı hissetmenizin bile size yardımı olur. Kuşların, ağaçların ve çiçeklerin farkına varın. Çıplak ayakla toprakta yürüyün. Yalnız olduğunuz zamanlar düşüncelerinize dikkat edin. Şayet düşünceleriniz negatifse, yerlerine pozitif düşünceler koyun. İsteğinizi sanki olmuş gibi zihninizde canlandırın.

HAYATINIZIN SORUMLULUĞUNU ALIN Bugüne kadar yaşadıklarınız için başkalarını suçladıkça ya da kurban rolünüzü sürdürdükçe istediğinizi yaratma gücünüzü harekete geçiremezsiniz. Başarılı insanlar, gösterdikleri tepkilerin hayatlarının seyrini belirlediğini anlatırlar. Bugün sahip oldukları şeylerde kendi oynadıkları rolün önemini vurgularlar. Kendilerine değer verirler. Buradaki fikir, hayatı kendinize rağmen değil, kendinizle beraber oluşturmaktır.

HER GÜN SİZİ AMAÇLARINIZA YAKLAŞTIRAN YENİ BİR ŞEY YAPIN Hayatınızı bilinçli değiştirin. Bu çaba ve girişim ister. Başarıyı, görünmez bir güç getirmez. Düşüncelerinizi gözden geçirin. Para, sağlıklı beslenme, geçmişte kaşlarımızı çatıp baktığınız birine gülümseme ya da armağan verme gibi konularda neler hissettiğinize bakın. Her gün küçük bir adım atın, değişim sürecinin farkına vararak tadını çıkartın.
alıntı

KADINLARI SABOTE EDEN 12 CÜMLE

images[1]

Kişinin kendi kendine yaptığı olumsuz iç konuşmalar nedeniyle özgüveninin düşmesi ve kendini gerçekleştirmesinin engellenmesi olarak tanımlanan “Self Sabotaj” daha çok çocukluk döneminde öğrenilen hatalı düşüncelerden kaynaklanıyor

International Hospital’dan Psikolog Dr Ferahim Yeşilyurt klinik psikolojide/ psikiyatride bir hastalık olarak tanımlanmasa da olumsuz iç konuşmaların bazı psikolojik sorunlara neden olarak rahatsızlığın şiddetini artırabildiğini söylüyor

Psikolog Dr Ferahim Yeşilyurt kadınların en çok kurdukları 12 cümle ile kendi kendilerini sabote ettiklerini belirtiyor:

-Diğerlerinden farklıyım onlar daha akıllı
-Ben zaten her zaman geriden giderim
-Keşke daha güzel olsaydım (güzel değilim)
-En iyisi olmalıyım
-Keşke daha zeki bir kadın olsaydım
-Herkes benden daha çok çalışıyor
-Ben beceriksizin tekiyim
-Hafızam pek iyi değildir
-İsimleri aklımda tutamam
-Benden bir şey olmaz
-Çok sinirliyim dengesizim dağınığım
-Korkağın tekiyim

İÇ SESİMİZİN TONUNU ANNEMİZİN TAVRI BELİRLİYOR

Çocuklar konuşmaya ilk başladıklarında yapacaklarını tek tek ifade ederler ‘Kamyonu alıyoruz oyuncağı üzerine koyuyoruz’ gibi Bir süre sonra bu konuşmalar yok olur Yaşamımızdaki ilk konuşmalar anne ve yakın çevrenin etkisiyle oluşuyor Dr Ferahim Yeşilyurt’a göre eğer endişeleri nedeniyle korumacı bir anne yanında büyüyorsanız çevresel konuşmalar bu doğrultuda oluşuyor Karamsar bir anneniz varsa siz de olaylarla ilgili karamsar konuşmalar yapmaya başlarsınız Bir süre sonra ise bu iç konuşmalarınızı başkaları duyamaz Ama kendi içinizde devam eder gider

Çocukken anneniz izin vermemesine rağmen bardaktan su içmeyi istediniz Suyu içerken bardak elinizden kaydı ve yere düştü Yerlere su ve cam parçaları dağıldı Eğer anneniz “Aptal çocuk seni Sana söyledim değil mi içemezsin diye ortalığı berbat ettin” biçiminde konuşursa siz de bu konuşma tarzından etkilenirsiniz

Anneniz olaya daha sakin de yaklaşabilir “Şimdi içemiyorsun ama biraz büyüdüğünde tek başına bardaktan su içebilirsin” biçiminde konuşursa daha umutlu bir konuşmayı öğrenmiş olursunuz

40 KERE SÖYLEYİNCE OLUYOR!

İç konuşmaların öğrenilmesi zamanla olur Birkaç kerelik yapılan konuşmalardan çok zaman içinde sürekli tekrarlanan konuşmalar daha fazla yerleşir Çünkü öğrenmede tekrarın yeri büyüktür Burada da yapılan tekrarlayıcı konuşmalar olumsuz düşüncelerin yerleşmesine neden olur Kendi kendini sabote eden kişiler kendileriyle olumsuz iç konuşmalar yapmaktadır Yapılan bu konuşmalar ise yaşadıkları kaygı ve üzüntüleri artırmaya yarıyor

Psikolog Yeşilyurt kendi içimizde gerçekleşen bu olumsuz iç konuşmaları değiştirmenin mümkün olduğunu dünyadaki pek çok uzmanın bu görüşü paylaştığını söylüyor Çocukluktan itibaren kendi kendimize yaptığımız olumsuz iç konuşmalar zaman içinde otomatikleşir Ve kolaylıkla olumlu biçime dönüştürülemez Bu nedenle arkadaşlar ve aileler tarafından “Yanlış düşünüyorsun öyle düşünme abartma” gibi o anki olumsuz iç konuşmalarınızı değiştirmeye yönelik çabalar işe yaramaz Hatta bazen sizi daha fazla kızdırabilir Bu nedenle eğer kendi başınıza bu sorunların üstesinden gelmekte zorlandığınızda bir uzmandan yardım almanız faydalı olacaktır

Kendi kendinizi sabote etmekten kurtulmak için şu soruların yanıtlarını arayabilirsiniz:

-Bu düşünce için ne gibi kanıtlarım var?
-Bu durum için başka bir bakış açısı olabilir mi?
-Bu düşünce için ne gibi kanıtlarım var?
-Kendinize gerçekçi olmayan standartlar mı belirliyorsunuz?
-Sorunlarla baş edebilme yeteneğinizi mi küçümsüyorsunuz?
* Alıntı

GEÇMİŞİNLE YÜZLEŞEREK… GELECEĞİNİ YARATMA EGZERSİZİ

maxresdefault[1]
Geçmişe takılı kalan duygu ve düşünceleriniz yaşama gücünüzü azaltabiliyor. Ama hemen karamsarlığa kapılmayın. Bu durumu değiştirmek için sadece 10 güne ihtiyacınızvar.
İşte iyi anıları parlatmak ve kötü hatıralardan kurtulmak için psikoterapist Derek Draper ve klinik psikolog Cecilia d’Felice tarafından Psychologies dergisi için hazırlanan 10 günlük anı egzersizi!

Geçmişini bilmeyen geleceğe bakamaz derler. Sayfalarımızda yer verdiğimiz egzersizde bu mantıktan yola çıkıyor. O nedenle 10 gün boyunca, çocukluktan beri sizi etkileyen ve bugünkü sizi oluşturan her olayı ve kişiyi ele almanız gerekiyor.
Çünkü eğer kendimizi bu eski metinlerde çözebilirsek yeni hissetme, düşünme ve var olma yolları geliştirebiliriz.

10 adımlı bu egzersiz, geçmişin size hükmeden yönlerinden kurtulup iyi bir gelecek kurmanıza yardımcı olacak. Nasıl mı? Zihninizi değişik yollardan düşünmeye cesaretlendirerek.
Psikoterapist Derek Draper ve klinik psikolog Cecilia d’Felice tarafından hazırlanan anı egzersizinin her adımını sırasıyla uygulamanız şart.

Geçmiş üzerinde düşünmek ıstırap verici olabilir. Eğer bu çalışmadan dolayı
kendinizi çok mutsuz hissederseniz, özellikle de çocukluğunuzda bir travma
yaşadıysanız, profesyonel yardım almanızı öneririz ama pek çok insanın da bu
egzersizden fayda gördüğünün belirtildiğini not etmek isteriz. Kolay gelsin.

BİRİNCİ GÜN

Yüzleşin

Öncelikle şu an kafanızda dolanan sorunlarınızı alt alta yazarak bir tablo
oluşturun. Patlamamak için kendinizi zor susturduğunuz olayları ya da pek önemliolmadığını düşündüğünüz hatta komik bulduklarınızı bile yazın.
Bunlar günlük veyagenel problemler olabilir. Sonra hemen yanına bunların kritiğini yapın. Aşağıda sizeyardımcı olması için nasıl bir tablo oluşturmanız gerektiğini göreceksiniz.

Örnek: Önemli bir telefon numarasını kaybettim / Ben salağım
Patronum yaptığım hatayı düzeltmemi söyledi / Neden daima hata yapıyorum
Postaneden almam gereken bir paketi almadım / Çok tembelim

İKİNCİ GÜN

İçinizdeki dostu uyandırın

Muhtemelen şu an bir gün önce hazırladığınız uzun listeye bakıyorsunuz. Şimdi size bir iyi, bir de kötü haberimiz var. Kötü haber, kafanızdaki olumsuz düşünceler beyninizin kıvrımlarındaki yollarda devamlı olarak izler bırakıyor.

İyi haber, bu düşünceleri iz bırakamadan durdurabilir hatta daha da iyisi yerlerine destekleyici, cesaretlendirici ve bereketli yeni alternatif düşünceler koyabilirsiniz. Bu ilk etapta kolay olmayabilir ama zamanla neredeyse içgüdüsel hale gelecektir. Yabancı dil öğrenmek ya da “egzersiz” binmek gibi.
Yani nasıl yapılacağını biliyorsunuz ama sadece pratiğe ihtiyacınız var. Şimdi elinizdeki listenizin sağ yanına bir blok açın. Burası sizin için iyimser bir arkadaş sesi olacak.

Bu üçüncü bloğa sorunlarınızla ilgili olarak iyi bir arkadaşınızın size söyleyecek olduğu şeyleri yazın. Ya da böyle bir durumda siz arkadaşınıza ne söylerdiniz onu yazın.

Örnek: Önemli bir numarasını kaybettim / Ben salağım / Ama bu her zamanolmuyor ki! Bir telefon defteri alıp numaralarımı ona kaydetmeliyim.
Patronum yaptığım hatayı düzeltmemi söyledi / Neden daima hata yapıyorum
/ Benden her zaman şikâyetçi değil ki. Hatta dün bir proje için bana
övgüde bile bulundu. Postaneden almam gereken bir paketi almadım / Çok tembelim / Yarın zaman yaratacağım, ayrıca bu o kadar da önemli değil

ÜÇÜNCÜ GÜN

Yetiştirilme tarzınızı çözümleyin

Bazı aileler duygusal olarak içe kapanık ve büyümekte olan çocuklarının
ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalabiliyor. Kimileri ihmalkâr oluyor, kimileri de bir mayın gibi devamlı ateş saçarak çocuğun kendini hırçın ve karmakarışık hissetmesine neden olabiliyor. Bu geçmiş deneyimlerinizdeki olaylarla bir bağ kurmanıza yardımcı olacak.

İyi ya da kötü. Nazikçe, acele etmeden ilerleyin. Bu aşamada, anılarınızın acı verici olabileceğini unutmayın. Geçmiş türbülansında kendinizi üzgün, karışık ya da kızgın hissederseniz bu hislerin doğal olduğunu hatırlayın. Ve şu soruları yanıtlayın;

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Yetiştirilme tarzınızdan memnun musunuz?

Çocukken sevildiğinizi düşünüyor muydunuz?

Eğer yanıtınız “evet” ise size bunu düşündürten nedir?

Anne-baba, ve eğer olduysa bakıcınızın, sevgisini ifade ediş tarzından dolayı mutlu muydunuz, mutsuz mu?

Eğer sevilmediğinizi düşünüyorsanız, neden?

Bir süre aileniz -ve bakıcınız- üzerinde yoğunlaşın. Belki sevgileri koşullu,
sınırlayıcı, hükmedici veya katıydı. Duygusuz, soğuk, sebepsiz beklentiler ve
isteklerle doluydu belki de… Tüm duygu ve düşüncelerinizi yazın. Üzüntü, acı ya da her neyse.Ama kendinizi yargılamayın. Bu aşama, inkâr ettiğiniz, kaçtığınız ya da reddettiğiniz duyguları açığa çıkarmak içindir.

Eğer kendinizi bunalmış hissederseniz çalışmayı durdurun ve sizi mutlu edecek bir şeyler yapın. Yürüyüşe çıkın, bir arkadaşınızı arayın ya da sevdiğiniz biriyle kucaklaşın. Neler hissettiğinize de dikkat edin. Hazır hissettiğinizde egzersize devam edin.

DÖRDÜNCÜ GÜN

Geçmişteki sizle buluşun

egzersiz tamamıyla hayal gücünüze dayanıyor. Daha genç halinizle hatta
çocukluğunuzla buluşup konuşma imkânı sunuyor size. Yani şu an aramakta olduğunuz halinizle. Bunlar kulağa garip gelebilir, ama çok faydalı bir egzersiz.

Ne zaman sakinleşmeye veya kafanızı dinlendirmeye ihtiyacınız olursa kullanabilirsiniz. Kimse tarafından rahatsız edilmeyeceğiniz sessiz bir yer bulun öncelikle kendinize.

Rahatça oturun ve gözlerinizi kapayın. Elleriniz kucağınıza düşsün. Derin nefes alın. Her nefesle bedeninizin bir kısmı gevşesin. Başınız, omuzlarınız, kollar, göğüs, mide, bacaklar ve ayaklar. Aklınıza amaç dışı düşünceler gelirse onlardan kurtulun. Gevşemeyi başardıktan sonra ilk gün yazdığınız uzun listeye gözatın.

Ve ilk kez ne zaman böyle şeyler hissetmeye başladığınızı hatırlayın. Şimdi zaman makinesine binin ve geçmişe yol alın. Belki 10 yaşındaki halinizdesiniz; belki bluğ dönemindesiniz ya da okula ilk başladığınız gündesiniz. Eğer başarabilirseniz o yaştaki yüzünüzü de görmeye çalışın.

Yüzünüzdeki ifadede ne var? Mutluluk mu? Korku
mu? Heyecan mı?

Şimdi aklınıza ne geliyorsa sorun ona. “Merhaba orada mısın? Nasıl hissediyorsun?

Nasıl gidiyor” gibi. Size ne yanıt veriyor? Belki utangaçtır ya da içekapanık ve güvensiz. “Ne hissettiğini biliyorum” deyin ona. “Ben de öyle hissediyorum, kendimizle ilgili çok eleştiri duyuyoruz, artık neredeyse bunlara inanmaya başladık” deyin. “Ama şimdi ben bunu değiştireceğim.”

Bu aşamada izlemeniz gereken bir senaryo yok. Önemli olan nokta kendi çocukluğunuzla yetişkinliğiniz arasında bir bağ kurabilmek ve ikisini birbiriyle konuşturabilmek. Bunun için yazıyı da kullanabilirsiniz. Mektup yazmak duygu ve düşünceleri en iyi ortaya çıkaran eylemlerden biridir.

Çocukluğunuzdan yetişkinliğinize ya da önceki halinizin nasıl hissettiğiyle ilgili olarak o zamanki ailenize bir mektup yazabilirsiniz. Bunun tersini yapıp yetişkin halinizden çocukluğunuza da bir mektup gönderebilirsiniz.

BEŞİNCİ GÜN

Kızgınlığınızı tanımlayın

Bu egzersiz ailenize karşı duyduğunuz herhangi bir öfkeyi açığa çıkarma noktasında sağlıklı ve yapıcı bir yöntemdir. Bir kalem kâğıt alın. Anne – babanıza, veya bakıcınıza, ne tür bir öfke duyduğunuzu tanımlayın.

Çocukken onlara kızdığınız belli olaylar ya da zamanlar var mıydı?
Bunları onların yüzüne karşı söyleyebiliyor muydunuz? Eğer söyleseydiniz ne olurdu?

Eğer kendinizi terk edilmiş hissetseydiniz bunu nasıl gösterirdiniz?
Çocukken kızgınlığınızı engelliyor muydunuz?

Kızgınlığınızı dillendirirken nasıl bir his meydana geldiğini tanımlayın. Donuk mu, keskin mi, korku ya da acı veriyor mu? Tüm hissettiklerinizi hem çocuk hem de yetişkin halinizle ayrı ayrı yazın.

ALTINCI GÜN

Ailenizi anlayın

Şimdi ailenizin duygusal dünyasını anlamaya çalışacaksınız. Bu kolay olmayacak çünkü ailemiz hakkında düşünürken genellikle bir şeyleri tam olarak anlayamadığımız çocukluk penceresinden bakarız. Bu da onları objektif bir açıdan görmemize engel olur.

Eğer onlara sağlıklı ve pozitif bir açıdan bakabilseydik gerçek dünyalarını anlayabilirdik. Bu egzersiz anne-babanızın birbirleriyle ve sizinle nasıl bir duygusal iletişim içerisinde olduğunu gösterecek. Kendinize şunları sorun;

Anne-babam duygusal olarak kendilerini nasıl ifade ederdi?
Sadece negatif mi yoksa pozitif duygular mı açıklanırdı?
Duygularını bastırıyorlar mıydı?
Ben duygularımı belli etmemeyi mi öğrendim?
Neden böyle davrandılar?

Şimdi onlarla ilgili nasıl hissettiğinizi düşünün. Kızgınlık egzersizine bir
gözatın. Duygu ve düşüncelerinizi en küçük ayrıntısına kadar yazın.

YEDİNCİ GÜN

Kendinizi yetiştirin

Bu egzersiz çocukken yüz yüze kaldığınız hüsranları, artık bir yetişkin olduğunuzu bilerek aşmanıza yardımcı olacak. Dr. Alice Domar “Kendini yetiştirmek” isimli kitabında ailenize ithafen kendi kendinize şu sözleri söylemenizi öneriyor:

Bana hayat verdin ama sana hayatımı borçlu değilim.
İlgiyi hak ediyorum.
Senin koşulsuz saygı ve ilgini hak ediyorum.
Kendimi sana ispatlamak için yaşamayacağım.
Senin yerine getirilmemiş rüyalarını yaşamak zorunda değilim.
Kısıtlamalarına rağmen senin sevginle beslendim.

SEKİZİNCİ GÜN

Şefkatle hatırlayın

Yaşadığımız gerçekleri tamamen tanıyıp kabul etmedikçe kendimizi genellikle geçmiş acı anılar arasında sıkışıp kalmış buluruz. Bu durum kendimizi boşlukta, üzgün, ağlamaklı ve bunalmış hissetmemize neden olur. Geçmişle ilgili duygularımızı örtbas etmek yerine yazma yoluna gidersek bir süre sonra bunları benimsemeye başlayabiliriz.
Eğer duygularımızı tanırsak beraberinde onları gözetebilme şansına da sahip oluruz. Sabit bir geçmiş içerisinde tıkılıp kalmak duygusal olarak gelişmemize yardım etmez. Geçmiş anılarımızı tanıyıp izleyerek bize pozitif bir gelecek kurmamız yolunda yardımcı olmasına izni vermeliyiz.

Geçmişte yaşadığımız acı olaylara baktığımızda, kendimize bunların biz henüz güçsüz ve gençken olduğunu hatırlatmalıyız. Ama artık güçsüz değiliz. Şimdi daha önceden keşfettiğiniz içsel arkadaşınızın sevecen ve şefkatli olmasına izin verin.
Olayları farklı görmenize yardımcı olsun. Hatırlamanın acı veren yolunda sıkışıp kalmak istemeyen şefkatli içsel arkadaşınızın sesini dinleyin ve düşüncelerinizi yazın

DOKUZUNCU GÜN

Geçmişi kabullenin

Duygusal anlamda yaşadıklarımızın farkında olduk, bize nasıl hissettirdiklerini
gördük ve artık bunlara şefkatle bakabilir, bağışlayıcı olabiliriz. Ailenizi, veya
bakıcınızı, affetmek zor olabilir ama ancak bağışlarsanız kabullenebilirsiniz.
Geçmişimizi kabullenmek pasif bir teslimiyetçilik değildir. Kabullenişle birlikte
özgürlük de gelir. Geçmişimizden ve acılarımızdan özgürleşmek! Şimdiyi ve
geleceğimizi duygusallardan bağımsız kılmak! Şimdi kendinize şu soruları sorun;

Geçmişimle ilgili şu an inandığım şey nedir?
Geçmişimle ilgili inandıklarımı kabullenebilir miyim?
Geçmişimdeki kötü anıların çıkıp gitmesine izin verebilir miyim?

Bu egzersizlerden sonra hâlâ kendinizi geçmişinizden özgür kılamıyorsanız kendinizi yargılamayın. Bu, egzersizleri daha çok yapmanız gerektiği ve daha fazla zamana ihtiyacınız olduğu anlamına geliyor. Duygularınız üzerine daha çok çalışmalısınız.

Belki size nerede ve neden sıkışmış hissettiğiniz konusunda alternatif bir
perspektiften bakmanızı sağlayacak bir arkadaşınızdan veya bir aile üyesinden yardım isteyebilirsiniz. Unutmayın ki bu duyguları hayatınız boyunca taşıdınız. Aniden değişmeyebilirler, sonuca varana kadar üzerinde defalarca çalışmanız gerekebilir.

Kendinize karşı daima nazik ve yaşadıklarınızla, hissettiklerinizle ilgili olarak
şefkatli olun; bunun hayati olduğunu unutmayın. Şimdi finale geçebiliriz.

ONUNCU GÜN

Kötü anıların gitmesine izin verin

Ritüel ve seremoniler tarihin başlangıcından beri hep çok önemli olmuşlardır.
İnsanoğlu hedeflerini gerçekleştirmede sembollerin ve kutlamaların etkili olduğuna inanır. Kendi seremoninizi düzenleyin. Bir mum yakın, dua edin, bir balon salın gökyüzüne ve geçmişinizdeki negatif mesajları bırakın gitsinler. Bu, geçmişte ve bugünde rahatlamanızı sağlayıp geleceğe bakabilmenizi sağlayacaktır.
(ALINTI)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Burdur’daki tek kadın elektrikçi, 43 yaşındaki Aysun Ural güneş enerjisi’nden ürettiği malzemelerle görenleri şaşırtıyor…

1-2[1]

Evli ve iki çocuk annesi Ural, kendi çalışması ile, okuyarak ve araştırarak güneş enerjisi’nden elde edilebilecek, tasarruflu elektrik malzemeleri ile ilgili bilgi edindi. Eşinin de desteği ile Burdur’da iş yeri açan 1971 doğumlu Aysun Ural;, ‘Kendi Elektriğini Kendin Üret’ projesi Burdur’da bu işi profesyonelce yapan tek kadın işyeri sahibi olma özelliğini de taşıyor.

‘AİLECE ELEKTRİK İŞİYLE UĞRAŞIYORLAR’

Elektrik gereken her yerde kullanılabilecek, güneş enerjisi’nden üretilen ürünlerle Burdur’da görenlere parmak ısırtıyor. Ailece elektrik işiyle uğraştıklarını kaydeden Aysun Ural, kendi imkanlarıyla Açıköğretimde Elektrik ve Elektronik Bölümü’nde okuyor. Bozulan her elektronik ürünü, kullanılabilir hale getirebildiğini söyleyen 43 yaşındaki Ural; “eşim ve çıraklarım ile bu işin başına geçtik. Günde 8- saat güneş görüyoruz. Bunu niye kullanmayalım? Güneş, elektrik gereken her yerde kullanılabiliyor. Evde, tarlada, işyerinde, köylerde besicilerin kullandığı ağıllarda… Neden israf edelim, kullanmayalım?” dedi.

‘YENİ MALZEMELERİ İZMİR ve İSTANBUL’DAN GETİRTECEĞİZ’

Güneş enerjisi‘nden elektrik üreten ürünlerin yanı sıra, yaptığı icatlarla da meşhur olan Aysun Kural, aküyle çalışan bir buzdolabı yaptığını, yurt dışından motorlarını, yeni kasasını ise İstanbul ve İzmir’den getirtmek için araştırdıklarını anlattı. Yeni kasayı getirtmek için mali hesap yaptıklarını ve proje aşamasında olduğunu kaydeden Aysun Ural, yurt dışında yaşayan kamyon şoförleri için de aydınlatmalı, LED Türk Bayrağı yapmış. Aydınlatmalı lambayı, şoförlerin, yurt dışına çıkışlarında Türk olduklarını göstermek için yaptıklarını söyleyen 43 yaşındaki Kural, “Bunu facebooktan bir şoför görmüş. Konya’dan bir müşteri geldi. 8 tane satın aldı. Tır Şoförleri hem gece lambası olarak, hem de Türk olduklarını belirtmek için bunu kullanıyorlar” diye konuştu.

‘YURT DIŞINA SATIŞLAR İÇİN İNGİLİZCE ÖĞRENİYOR’

Bu özel malzemeleri üretebilmek için, yurt dışından bazen malzeme getirttiğini, bu malzemelerin üzerinde yazan kelimeleri okuyabilmek için, İngilizce öğrenmeye başladığını kaydeden Aysun Kural, “Kelimeleri not alarak, bir de CDizleyerek İngilizce öğreniyorum. Bu malzemelerin üzerinde yazan kelimeleri okumak ve yurt dışına satmak için. Sürekli kendimi geliştirmek için okuyorum.” dedi.

Hacer ZEREN

Düzenli yürüyüş yap, hastalıklardan kurtul!

1016922_620x413[1]

 

 

Günümüzde şehir hayatı yaşayan insanların önemli bir ortak bir sorunu var; hareketsizlik.
Birçoğumuz bunun farkındayız ama zamansızlıktan yakınarak spor yapmayı geçiştiriyor ve sürekli görmezden geliyoruz. Hareketsiz yaşama göre karbonhidrattan oldukça zengin besleniyoruz ve bunun sonucunda da kilomuz gün geçtikçe artıyor.

Kilomuz artmasa bile kaslarımızı yeterince kullanmadığımız için kaslarımız azalıp bel çevremiz genişliyor, yani vücut kompozisyonumuz değişiyor. Oysa hem sağlığımızı hem formumuzu korumanın basit bir formülü var; düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak! Ancak yürüyüşün etkili olabilmesi için bazı kurallara mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini belirten Acıbadem Beylikdüzü Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Özışık, “En önemli kural da; düzenli ve tempolu bir yürüyüş yapmak.” diyor.

Kronik hastalıkların ortak risk faktörü; hareketsizlik!

Kronik hastalıkların ortak risk faktörü olan hareketsizlik Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünya üzerinde ölüme neden olan risk faktörleri içinde 4. sırada yer alıyor. Yani dünya üzerindeki ölümlerin yüzde 6’’sı hareketsizlik ve bunun yol açtığı hastalıklar nedeniyle oluyor. Bu verilere göre; iskemik kalp hastalıklarının yüzde 27’sinin, diyabetin yüzde 30’unun, meme ve kolon kanserlerinin yüzde 22’sinin gelişiminde ana faktör hareketsizlik.

Ülkemizde hareketsizlik oranı yüzde 71.9

Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre; hareketsizlik oranımız yüzde 71.9. Yine bakanlık tarafında yapılan Kronik Hastalıklar Risk Faktörleri Araştırması’na göre; kadınların yüzde 87’si erkeklerin de yüzde 77’sinin yeterince fiziksel aktivite yapmadığı tespit edilmiş. Bu kadar hareketsizlik ve dengesiz beslenmenin kaçınılmaz sonucu ise obezite ve bu hastalığın yol açtığı diğer önemli sağlık sorunları.

Hareketsiz bir yaşam ne tür tablolara yol açıyor?

Hareket etmedikçe, kilo almaya başlıyoruz. Kilomuz arttıkça metabolizmamızda birçok sorun ortaya çıkıyor; karaciğerimiz yağlanıyor, insülin direnci ve diyabet hastalığı ortaya çıkıyor. Bunların yanı sıra; hipertansiyon, kalp hastalıkları, meme ve kolon kanseri için de daha yatkın hale geliyoruz. Bu fazladan yükü taşıyan eklemlerimizde de sorunlar ortaya çıkıyor, sosyal ve iş hayatımızda enerjimiz azalıyor, cinsel yaşantımız bozuluyor. Alışverişe gittiğimizde üzerimize uymayan kıyafetleri denedikçe de moralimiz bozuluyor.

Doğru ve etkili yürümenin püf noktaları

Düzenli ve tempolu yürümek şart mı?

“Ben zaten iş yerimde ofis içinde yürüyorum” , “Alışveriş merkezlerinde o vitrin senin bu vitrin benim, haftanın 2-3 günü, 3-4 saat yürüyorum” ya da “Arkadaşlarla haftada bir halı sahada maç yapıyorum” diyerek spor yaptığınızı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü yürüyüşün etkili olması için düzenli ve ritmik, yani kardiyovasküler egzersiz niteliğinde olması gerekiyor.

Yürürken kalp hızım ne olmalı?

Nasıl yürünülmesi gerektiği konusunda birçok bilimsel veri ve hesaplamalar olsa da, bu durum sizin performansınıza, egzersiz alışkanlığınıza göre çok değişiyor. Genelleme yapılırsa birkaç temel bilgiye sahip olmak gerekiyor. Bunlardan biri; maksimum kalp hızı ve hedef kalp hızımız.

Maksimum kalp hızı: Kişiye göre değişmekle birlikte; 220’den yaşınızı çıkartarak elde edebilirsiniz ve bu egzersiz sırasında ulaşacağınız en yüksek kalp hızınızı ifade eder.

Hedef kalp hızı: Egzersiz süresince korumanız gereken kalp hızınızı belirtir. Örneğin 39 yaşındaysanız, 220-39=181 atım maksimum kalp hızınızdır. Orta şiddette bir egzersiz yaparken hedef kalp hızı maksimum kalp hızınızın yüzde 50-70’i arasında, şiddetli egzersiz yaparken ise yüzde 70- 85 civarında olmalı. Yani uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız ve herhangi bir hastalığınız yoksa, yürüyüş yapmaya başlarsanız ilk başta hedeflediğiniz kalp hızı 90 ile 181, yani 126 arasında olmalı.

Haftada kaç gün ne kadar sıklıkta yürümeliyim?

Kalbiniz ortalama 90-126 arasında atarken, haftanın en az 3-4 günü 30 dakika yürümek sizin için ideal bir başlangıç olacaktır. Daha sonrasında kondisyonunuz arttıkça bu süreyi ve hedef kalp hızını arttırabilirsiniz.

Günün hangi saatlerinde yürümemde fayda var?

Yürümeyi sürdürebildiğiniz bir zamanda yürümelisiniz; yani ‘aktif olduğunuz zamanda’. Sabah 06.00 da uyanıp işe hazırlanıyorsanız sabah 05.00’de kalkıp yürümek, sürdürülebilmesi biraz zor bir sistem. İşten sonra yürüyün, öğle tatiliniz uygunsa öğle tatilinde yürüyün, yatmadan önce yürüyün ama yeter ki yürüyün.

Düzenli yürümenin vücuduma sağladığı faydalar neler?

Hedef kalp hızınıza ulaştığınızda önce vücudunuz enerji gereksinmesi için karbonhidratları kullanmaya başlar. Daha sonra ise depo yağlardan enerji sağlar. Bu da biriktirdiğiniz bel ve karın bölgesindeki yağların azalmasını sağlar. Ayrıca solunum sisteminiz düzenlenir, vücut kaslarınız ve eklemlerinizle birlikte kalp kasınız güçlenir, damarlarınızın elastikiyeti artar. Bunların yanı sıra serotonin düzeyi artacağı için kendinizi daha mutlu hissedersiniz.

Yürüyüş sırasında ve sonrasında herhangi bir problemle karşılaşmamak için nelere dikkat etmeliyim?

Yemekten hemen sonra veya karnınız çok açken yürümeyin. Çok açken yürüdüğünüzde enerji açığı ortaya çıkabilir ve yürüyüşünüzü gereğinden önce bitirmek zorunda kalabilirsiniz. Yemeğin hemen üstüne yürüdüğünüzde ise sindirim sisteminiz çok aktif olduğundan, dolaşım sisteminiz pompaladığı kanı sindirim sistemine yönlendirir, bu da kalp ve kas dokunuza az kan gönderilmesine neden olabilir. Yürüyüş sırasında vücudunuz ter ve solunum yoluyla sıvı ve vücut için gerekli bazı mineralleri kaybettiği için de mutlaka yeterli miktarda sıvı tüketin.

YÜRÜYÜŞÜN KISACA FAYDALARI:

Endorfin salgılar, stres, bitkinlik, kızgınlık hissi azalır

Hastalık kapma riskini en az % 50 düşürür

Kol ve omuz kaslarını çalıştırır

Karın kaslarını çalıştırır

Göz tansiyonu riskini azaltır

Alzhamier riskini yarıya indirir

Kalp ritmini düzenler

Tansiyonu düzenler

Kadınlarda kolon kanseri riskini %30 azaltır

Dengeyi geliştirir

Bacakları güçlendirir

Şımartılan Çocuklar Ağır Bedeller Ödüyor

Published Il Corriere della Sera  RCS Mediagroup

Published Il Corriere della Sera
RCS Mediagroup

 

Avustralyalı tanınmış çocuk psikoloğu Dr. Michael Carr-Gregg’e göre helikopter ebeveynliğin bir anlamda daha ileri bir versiyonu olan ve çocuklarının önüne çıkan her tür zorluğu ortadan kaldıran “kar küreyici” ebeveyn nesli, çocuklarını öylesine el üstünde tuttu ki artık günümüzde ergenler arasında salgın gibi yayılan bir zihinsel rahatsızlığa neden oldular.

Dr. Michael Carr-Gregg, X Kuşağı ebeveynlerinin çocuklarının hayatını çok kolaylaştırdığını, böylece çocukların karşılaştıkları problemleri kendileri çözemez ya da önlerine çıkan engelleri kendileri aşamaz hale geldiklerini söylüyor.

“Bu kuşağın ebeveynleri önlerine çıkan engelleri ortadan kaldırarak, çocuklarının hayatını mümkün olduğunca basit ve kolay bir hale getirmeye çalışıyorlar” diyor Dr. Carr-Gregg.

“Dışarıdan bakıldığında bu hayranlık duyulacak bir şey çünkü hepimiz çocuklarımız için en iyisini istiyoruz ama böyle davranmak onlara dirençli olma konusunda hiçbir şey öğretmediği gibi, evden ayrılıp dünyayla yüzleştiklerinde çok savunmasız olmalarına neden oluyor.”

Bir “kar küreyici” ebeveyn, çocuklarının okula otobüse binerek ya da yürüyerek gitmesini istemek yerine onları okul kapısına kadar bırakıyor.

Çocuklarına en son cihazları ve oyuncakları alıyor, çocukları hiç sürece katmadan çamaşır yıkıyor, evi temizliyor, yemek ya da ütü yapıyorlar, kızlarının ya da oğullarının ev ödevlerini zamanında yapıp teslim etmesini sağlıyorlar.

Dr. Carr-Gregg giderek yaygınlaşan bu ebevyn yaklaşımının, çocuklarına yeterince zaman ayıramadığı düşünen anne babaların suçluluk duymasından kaynaklandığını düşünüyor.

“Bu kısmen de, ailelerin küçülmesinden ve ebeveynlerin çevreden daha az destek almasından kaynaklanıyor” diyor Dr. Carr-Gregg.

“Ebeveynlerin artık çok az zamanı var, kendilerini suçlu hissettikleri için de çocuklarını çok fazla şımartıyorlar.”

Dr. Carr-Gregg’e göre, bunun tek sonucu, şımartılmış ve fazla üstüne düşülmüş bir kuşak değil; gençler kendi problemleriyle başa çıkmaktan aciz oldukları için muazzam bir zihinsel sağlık kriziyle de karşı karşıya kalıyorlar.

Depresyon, kaygı, madde bağımlılığı ve intihar oranlarının oldukça yüksek olduğunu belirtiyor Dr. Carr-Gregg.

“Gençlerin dörtte biri, okuldan mezun olmadan önce ciddi bir psikolojik problem yaşamış olacak, bu da onların çok zayıf bir kuşak olduğunu gösteriyor.”

“Bu aslında çok ironik bir durum çünkü bizler Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile Vietnam Savaşı’nı gördük ama psikolojik bakış açısından bu çocuklar, ebeveynlerinden ya da onların ebeveynlerinden daha az dayanıklılar.”

Dr. Carr-Gregg, ebeveynlerin, çocuklarına zor işler yaptırarak onların daha büyük zihinsel sağlık krizleriyle karşılaşmamalarını sağlayabileceklerini söylüyor.

“Temel kural, ‘çocukların kendilerinin yapabilecekleri işleri onların yerine yapmamak’ olmalı,” diyor.

Yani, çocukları okula giderken otobüse ya da bisiklete bindirmek veya toplu taşımayı nasıl kullanacaklarını öğretmek gerekiyor. Ayrıca çocukların düzenli olarak yaptıkları ev işlerinin olması, teknoloji kullanımlarının sınırlanması ve belli bir yaşa geldiklerinde, paranın değerini anlayabilmeleri için yarı zamanlı bir işe girmeleri gerekiyor.

“Onları böyle el üstünde tutmayı bırakmalıyız artık, bu durum akıl almaz boyutlara ulaştı.”

“Konuştuğum çocukların pek çoğu hayatında yemek yapmamış, hatta kendi yataklarını bile kendileri yapmıyor, odalarını kendileri toplamıyorlar. Çamaşırlarını kendileri yıkamıyor, gömleklerini kendileri ütülemiyorlar.”

“Çocuklar camdan yapılmadılar, çatlamayacaklardır.”

İşte “kar küreyici” ebeveyn olmadan çocuklarınıza ilgi göstermenizin yolları:

• Uykularını tam alsınlar

Uyku en önemli öğrenme ve ders çalışma aracıdır çünkü yeterince uyumayan çocuklar, “huysuz ve memnuniyetsiz olur, iyi öğrenemez.”

• Sağlıklı bir kahvaltı yapsınlar

Araştırmalar, okul çocuklarının yüzde onunun kahvaltı yapmadığını, yüzde on beşinin ise sağlıksız gıdalar yediğini gösteriyor. Bu çocuklara nörolojik olarak bir şey öğretilemez.

• Teknoloji kullanımını yönlendirip sınırlayın

Dr Carr-Gregg, ebeveynlerin çoğunun, çocuklarının internet ve video oyunlarını sınırlamak için kullanabilecekleri araçlardan haberdar olmadığını söylüyor. Ebeveynlerin, çocuklarının ödevleri için araştırma yapmak için internete girmelerine izin verirken dikkatlerini dağıtacak sosyal medya kullanımını engellemek için bu programları kullanmaları gerekiyor.

• Çocuklarınızla konuşun. Birlikte, masada yemek yeyin.

Ebeveynler, çocukları küçükken onlarla birebir sohbet etmeye yeterince vakit ayırmıyorlar. Birlikte sofraya oturmak ise akademik başarının artmasına ve dil gelişimine katkı sağlarken, alkol ve madde bağımlılığına karşı koruma sunacaktır.

Bu yazı FİDE OKULLARI tarafından desteklenmektedir.

KAYNAK: EĞİTİMPEDİA

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KIRKINDAN SONRA AŞK

12494762_10204380758959069_4153844475280475395_n[1]

 

Kırkından sonra aşk
Ömrü yollarda geçen
iki insanın bir yere yerleşme arzusudur
Artık pembe panjurlu ev değil,
iki mavinin arasında, yeşil küçük bir bahçe hayalidir
Bir fincan kahve ve kitap kokusudur
Yatakta değil ruhunda sevişme zamanıdır
Sevgili oldugunuz için değil,
yanındayım demek için
el ele tutuşma güdüsüdür
Kırkından sonra aşk
Yorgunluğunu örtecek birinin şefkatli ellleridir
Kırkından sonra aşk
Gençlikten kısa, boşa geçen zamanlardan uzundur

Murat Ginlik

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben” im diye etrafınıza gösterdikleriniz yüzde kaçınız sizin? Yüzde kaç mutlusunuz? Yüzde kaç gerçeksiniz?

Rüya-İçinde-Rüya[1]

 

Ben” im diye etrafınıza gösterdikleriniz yüzde kaçınız sizin?

Cesaret edip gösteremediğiniz daha yüzde kaçınız var geride?

Yüzde kaç kendinizsiniz siz? Düşündünüz mü hiç? …

Yüzdeyüz kendiniz olmadığınız için;

Yüzde kaç mutlusunuz?

Yüzde kaç aşıksınız?

Yüzde kaç annesiniz, babasınız, dostsunuz, sevgilisiniz,….?

Yüzde kaç gerçeksiniz siz?

Hayal ettiniz mi hiç, yüzdeyüz kendiniz olabilmeyi?

Tüm çıplaklığınızla ortaya çıkıp, ben buyum işte diyebilmeyi? Hiç rahatsız etmiyor mu sizi, üstünü örtüp, unutmaya çalıştığınız, yok saydığınız o duygular?

Kurtulmak için hiç bir istek duymuyor musunuz, yıllardır ruhunuza yerleştirdiğiniz sizi kısıtlayan o sınırlardan, kurallardan, yargılardan?

Yüzdeyüz kendiniz olarak yaşamak için cesaretiniz mi yok? Yeterince iyi olamamak, red edilmek mi korkutuyor sizi?

Yüzdeyüz kendiniz olarak yaşama riskini mi göze alamıyorsunuz?

! Kişisel arzular yerine hep dışarıdan gelecek motivasyonlara ihtiyaç duymak!

Kendini beyninde oluşturduğun negatif düşüncelerin, koşullanmaların parmaklıkları arasına hapsetmek!

Herşeye önyargı, gelenek yada moda düşüncelerin penceresinden bakmak.

Yüzdeyüz kendin olmak yerine, senden beklenenlere göre kendine sürekli yeni imajlar oluşturmak, olmak istenen kişi olmaya çalışmak!

Ezberci bir makina olmayı, kendi hikayesi olan mutlu ve yaratıcı bir insan olmaya tercih etmek.

Hadi itiraf edin artık kendinize asıl gerçeği! Aslında bunun böyle olması gerekmediğini. Bu yolu kolay olan olduğu için kendinizin seçtiğini.

Bunları bilerek kabullendiğinizi. Keşfedilmemiş yolları denemeye cesaretiniz olmadığı için bilinen, kalabalık ana yolları, ikinci el bir yaşamı tercih ettiğinizi.

Kendi ışığınızın size yeteceğine inanamadığınız için sürekli birilerinin peşinden gittiğinizi. Hadi alın artık üzerinize, yaptığınız seçimlerin, verdiğiniz kararların tüm sorumluluğunu.

Kabul edin artık, parmaklarınızın arasından akıp gidenin kendi hayatınız olduğunu.

Gösterin artık kendinize, mutlu olmak için ne kadar cesur olduğunuzu!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BELKİ BUNU BİLMİYORSUNUZ, AMA TANRI’YA VERİLEN SÖZLER, YEMİNLER BİR YAŞAMDAN DİĞERİNE TAŞINIR…

563601_350004091786636_994432028_n[1]

Şimdi size şunu sorayım,

Aranızdan kaçınız yoksulluk yemini ettiniz? Kaçınız yalnızlık yemini ettiniz?

Duygusal ilişkilerinizin neden yürümediğini bilmek ister misiniz?
Çünkü yürüdüğü her seferinde sizler suçluluk duyarsınız. İçinizdeki yemin size Tanrı’ya tapınmak için bekar kalmanız gerektiğini hatırlatır. Ve bu kadim yeminler içinizde kalıntı olarak yapışıp kalır ve siz onlarla -yeni enerjide bile- mücadele edersiniz.

Belki artık onları bırakmanızın zamanı gelmiştir. Sizlere bu bilgiyi, eğer isterseniz, bu eski enerji yeminlerini bırakmayı düşünmeniz için veriyoruz.

Bunun için şöyle diyebilirsiniz:

“SEVGİLİ RUH, ESKİ ENERJİNİN YEMİNLERİNİ BIRAKIYORUM. BEN BOLLUK İÇİNDE OLMAYI, SEVİLMEYİ, BENİ SEVENLERLE BİRLİKTE OLAYI HAK EDİYORUM. YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPMAYI HAK EDİYORUM.

Şu ruhsal gerçeği hatırlayın:

Önce kendinizle ilgilenin. O zaman çevrenizdeki şeyler değişecektir…

Kyron

kaynak: kozmik şifa

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hint Astrolojisine Göre Hangi Gün Ne Renk Giymeli, Ne Yapmalı ?

ruya_ilginc_bilgiler_th[1]

 

 

Pazartesi

Gezegeni: AY

Rengi: Beyaz

Taşı: Ay taşı, İnci

Enerji Kodu: Yorucu aktivitelerden uzak durmak, temizlenmek, niyet etmek, arınmak, dinlenmek, yemek pişirmek, diyete başlamamak.

Salı

Gezegeni: MARS

Rengi: Kırmızı

Taşı: Kırmızı mercan, Akik

Enerji Kodu: Fiziksel güç isteyen işlere yönelmek, spora başlamak, aktif olmak, hareketli işlere başlamak ve bunları düzenlemek, teknik konulara eğilmek, tadilat ve tamirat yapmak, rekabetle ilgili işlerimizi yapabiliriz.

Çarşamba

Gezegeni: MERKÜR

Rengi: Yeşil

Taşı: Zümrüt, Yeşim

Enerji Kodu: İletişimle ilgili her türlü aktivite, ticari bağlantılar, gençlerle ilgili konuları ele almak, görüşme ve toplantılar yapmak, yazı yazmaya başlamak, eğitim almak veya vermek, seminer ve konferansa katılmak veya vermek, telefon, mesaj, yazışma, interaktif iletişimler.

Perşembe

Gezegeni: JÜPİTER

Rengi: Sarı

Taşı: Sarı safir, Sarı sitrin, Sarı topaz

Enerji Kodu: Yoga, meditasyon, astroloji çalışmaları, ruhsal konular, dini toplantılar, eğitim konuları, seyahat ve benzeri planlamalar, çocuklarla ilgili çözülmesi gereken işler.

Cuma

Gezegeni: VENÜS

Rengi: Beyaz, Yeşil (ayrıca pembe, lila vb. pastel renkler iyidir)

Taşı: Pırlanta, Elmas, Turkuaz

Enerji Kodu: Eğlence, arkadaş toplantıları, aşk ve ilişkiler, alışveriş yapmak, takı ve benzeri alımlar yapmak, estetik ve kişisel bakım randevuları, sosyal alanlarda bulunmak, kendimizi şımartmaya zaman ayırmak, dinlenmek.

Cumartesi

Gezegeni: SATÜRN

Rengi: Gece mavisi, Koyu kahve

Taşı: Mavi safir, Lapus lazuli, Ametist

Enerji Kodu: Sabır gerektiren ama kalıcı işler, üretim alanları, büyük işletmelerle ilgili yatırım amaçlı ve uzun vadeli kararlar, sağlam ve uzun vadeli konulara yönelmek, sonuçları uzun vadeye yayılacak işler, nikah ve düğünler.

Pazar

Gezegeni: GÜNEŞ

Rengi: Turuncu

Taşı: Yakut

Enerji Kodu: Enerjisel olarak fevkalade verimli bir gün olması sebebiyle, tatil için pek uygun değildir. Enerji isteyen konuları, şifa çalışmalarını, yönetsel işleri, idari işleri, işe ve kariyere dönük konuları, olumlu enerjisiyle destekler.

Her gün, yeni bir güne coşkuyla ve sevinçle uyanıyoruz. Hayallerimizi deneyimlediğimiz şimdide, renklerin desteğini alarak, anımızı bir sanat eserine çevirelim.

Keyifle, sevgiyle kolaylaştırılsın…

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU

heart-and-brain[1]

 

 

Yüzyıllardır gelmiş geçmiş üstadların,bilgelerin,peygamberlerin en azından 1 kez olsun gönül gözü diye adlandırdığı şey gerçek oluyor.

Kalbimizin sadece vücudumuza kan pompalayan bir organ olmadığı bilim tarafından son yıllarda giderek daha iyi anlaşılıyor.

Kalbin daha önceden bilimin farketmediği, AMA sözde daha ilkel toplumların çoktanfarkettiği, bil…diği bir dolu yönü de bilim tarafından farkedilmeye başlandı.

Mesela kalbimizde NÖRONLAR bulundu. O sebeple de kalp nakli yapılan bazı insanlarda daha önceden olmayan alışkanlıklar, özellikle de daha önceden olmayan yeni yeme alışkanlıkları ortaya çıkabiliyor.

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU.Bu köprünün henüz NE yaptığı bilinmiyor.Muhtemelen BİLGİ taşıyor.Çünkü nöron demek bize ait bilgiler demek.Ya bizimkalbe kayıt ettiğimiz,yada doğuştan gelen..

Kalbimizin beynimizden 100 kere daha güçlü elektrik Alan ve 5000 kere daha güçlü manyetik Alan ürettiği saptandı.

O kadar güçlü manyetik bir Alan ki 22.000 mil uzaktaki uydudan bile ölçülebiliyor.

Dünyanın manyetik alanındaki dalgalanmalardan biz insanların etkilendiği biliniyordu, ancak bizim kalbimizin yaydığı manyetik alanın dünya manyetik alanını etkilediği pek bilinmiyordu.

Yeryüzünün manyetik alanları ve bu alandaki dalgalanmalar uydulardan düzenli olarak ölçülüyor.

Örneğin ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül günü dünyanın manyetik alanlarında bilim adamlarının anlayamadığı anormal bir sapma olmuş.

Sonradan araştırdıklarında o gün televizyonlardan kulelerin yıkılma görüntüsünü dünyanın çeşitli yerlerinden izleyen insanların duyduğu üzüntüden kaynaklandığı anlaşılmış.

Kalbe dayalı yaşamı geliştirmek için bir Kalp Matematiği Enstitüsü bile kurulmuş.

Belki internetten girip bakmak isterseniz diye İngilizcesini de yazayım: IHM, açık hali ileInstitute of Heart Math.

Başında Howard Martin adında bir bilim adamı var. Sürekli kalp zekası ve kalpten evrene yayılan dalgalarla ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar yapıyorlar.

Aslında tavsiyem, belkiye bırakmayın, mutlaka bu web sitesini ziyaret edin.

Bu enstitünün misyonu kalbe dayalı yaşamı geliştirmek, insanların stres düzeylerini azaltıp kalp ve beyin ilişkisinin COHERENCE dedikleri durumda kalabilmelerini sağlamak.

Bir de Global Coherence adını verdikleri bir yeryüzü manyetik alanı ile insan kalbi ve beyin manyetik dalgaları arasındaki ilişkiyi gözlemleyen bir proje ya DA sistem kurmuşlar.Coherence (uyum, ahenk , eş fazlı) durumunda kalp ve beyin dalgaları arasındaki ilişki uyumlu oluyor ve ölçülebiliyor.

0.10 hertz olduğunda coherence yani uyum gerçekleşiyor.

Ve bu dalga boyuna gelebilmek ise ancak bir başkası için şefkat, (çare, takdir, affetme ve şükran duyguları hissettiğinizde oluyor.

Bu durumda olmak ise sizin bağışıklık sisteminizin güçlenmesine, hastalıklarınız varsa iyileşmesine yardımcı oluyor, stres hormanları düzeyi düşüyor.

Aynı zamanda yeryüzü manyetik alanı ile de uyum içerisinde oluyorsunuz.

Hatta coherence durumunda olup olmadığınızı ölçmek için bir alet bile geliştirmişler.

Aletin adı DA EM Wave. Artık bazı bilim adamları bu aleti takıp dolaşıyor.

Eğer uyum durumunda değilseniz alet de kırmızı ışık yanıyor.

Kalp ve beyin arsındaki iletişim uyumlu ise yani takdir, şükran ve sevgi duyguları içerisindeyseniz alet yeşil yanıyor.

Tabii kırmızı görünce hemen toparlanıp, bir dakika ben NE düşünüyorum, hissediyorum DA kırmızı yanıyor diye kendinizi yoklamanız gerekiyor.

Ve hemen zorla DA olsa kendinizi daha olumlu duygular hissetmeye yönlendiriyorsunuz.

Sizdeki yeşil ışıktan hem sağlığınız, hem de dünya manyetik alanı olumlu etkileniyor.

Bir süre sonra kendinizi iyice eğitip muhtemelen artık çoğunlukla yeşil ışıkta kalmayı başarıyorsunuz.

Bir de elinizi bizzat kalbiniz üzerine koymak DA, elin yarattığı baskı yüzünden zihnin dikkatini oraya çekip kalbe inmeyi, kalple bağlantı kurmayı kolaylaştırıyormuş.

Bu sitede stresi azaltmak, kalp boyutunda yaşamayı öğretmek için başka teknikler de var.

Kısacası artık analitik zihinlerimizden uzaklaşıp daha çok kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.

Bilim de bunu söylüyor.” – Alıntı –

Kaynak: Arzu Seçkin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEYİN DALGALARINIZI DEĞİŞTİREREK DUYGULARINIZI KONTROL EDEBİLİRSİNİZ!

10533276_693465180762989_2196818340424896433_o1[1]

 

Güne frenkansımızı yükselterek başlamak bugünümüz, yarınımız, geleceğimiz ve hatta “geçmişimiz” için son derece önemli.

Peki nedir bu frekans ? Neden yükseltmemiz gerekir ? Yükseltirsek ne olur? Yükseltmezsek ne olur?

Öncelikle frekans fiziksel bir terim bunu belirteyim.

“Denge noktası etrafındaki salınıma” frekans diyor fizik.

Evrende her ne varsa bir FREKANS halinde ve titreşiyor.

Titreşimler ise bizim yaradılışımızla görebildiğimiz bir düzeyde değil. Ama hissedebileceğimiz bir düzeyde.

Şimdi beynimizin titreşimlerine bir göz atalım :

DELTA :
Uyku anında ortaya çıkıyor saniyede 4 dalgalanma meydana getiriyor. En yavaş titreşen dalgalar olarak biliniyor. 4 herz (uyuyan beyin)

TETA:
Bunlarda uyku evresine girerken 4-7 dalgalanma şeklinde delta dalgasından biraz daha hızlı salınım yapıyor. 5-6 herz (uyurgezer beyin)

ALFA:
Bu dalga saniyede ortalama 10 kez salınım yapan bir dalgadır, insanın rahat olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. 10 herz ( Düzgün beyin dalgası)

BETA:
Bu dalgalar ise STRES (gerilim) durumunda kafamızın dağınık olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. Saniyede 13-40 dalga arası (13-40 herz diyelim) (düzensiz)

GAMA:
Bu dalgalar saniyede 40 kez titreşen dalgalardır. Üzerinde çalışmalar süren bu dalgaların; bilinç,özü düşünme gibi durumlarda oluştuğu düşünülüyor.(40 herz)

Görüldüğü gibi titreşimimizin bizi en rahatlattığı, huzur verdiği frekans aralığı, saniyede 10 Herz salınım yapan Alfa dalgası.

Alfa beyin dalgasına ulaşabilmemiz için bir çok teknik var.

Benim önemsediğim, kullandığım ve danışanlarıma önerdiğim, tekniklerden bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere.

1. Uykudan uyandığınızda ve uykuya dalmadan hemen önce :
Bu alfa frekansının doğal sürecidir. Uykuya dalmadan hemen önce ve uyandığımız andaki frekansımız alfa frekansıdır. Özellikle gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir hayalimiz var bu anlarda hayalimizi üç boyutlu düşünerek, yoğun duygu (neşe, sevinç, heyecan, mutluluk) hissederek evrene gönderirseniz, hayallerinizi gerçeğe getirmek kolaylaşacaktır.

2. Diyafram Nefesi :
Burundan alınıp, yine burundan verilen nefes şeklidir. Uzanarak yapabiliriz bu nefes alıştırmasını. Sağ elimizi karnımızın üzerine koyalım. Burnumuzdan kocaman derin bir nefes alıp karnımızı kocaman şişirelim. Karnımızı şişirirken 8 veya 10’a kadar sayalım. Karnımızın üzerindeki sağ elimizin, şişen karnımızla birlikte yukarıya doğru kalktığını hissedelim. Sonra tekrar yine burnumuzdan vermek suretiyle 8-10’a kadar sayarak karnımızı yavaş yavaş indirelim. Tabi ki bu alıştırmayı yaparken sadece nefesimize odaklanıp, başka hiçbir şey düşünmeyelim. Yaklaşık 15 dakika bu nefes çalışmasını yaparsanız, rahatlıkla alfa seviyesine inmiş olursunuz.

3. Renk ayrıştırma metodu :
Bir yere uzanın, derin derin nefesler alarak kendinizi rahatladın. Hayalinizde gökkuşağının renklerini düşünün. Şimdi kırmızıyla başlayın. Bu uygulamada hayal gücünüzü ve beş duyunuzu mümkün mertebe fazlaca kullanmanız gerekecek. Kırmızı bir meyve düşünün. Mesela bir sepet dolusu kıpkırmızı kirazlar görün. Hayalinizde bu kirazları elinize alın, dokunun, dokusunu hissedin. Kokularını duymaya çalışın bu kıpkırmızı kirazların. Sonra ağzınızda bir tane olgun kıpkırmızı kiraz atın ve ağzınızda dağılan o muhteşem lezzeti hissedin. Sonra tekrar kırmızı bir obje düşünün mesela bir elma bahçesinde olduğunuzu hayal edin. Dalda kıpkırmızı elmalar var ve siz elmaları topluyorsunuz. Sepette bir sürü kırmızı elma birikti. Sonra elmalardan birini alarak kocaman ısırıyorsunuz elmadan. Elmanın tüm lezzetini ağzınızda hissediyorsunuz.

Şimdi turuncuya geçelim. Kendinizi bir deniz kenarında hissedin… Güneş batmak üzere ve güneşin turuncu aydınlığı tüm denizi sarmış. Her taraf turuncu bir renge boyanmış ve siz o turuncu rengin hakim olduğu anlarda denize girdiğinizi hayal edin. Turuncu renklere tekrar tekrar bakın, denizin sularının tamamen turuncuya boyandığını görün….

Şimdi bir portakal hayal edin elinize portakalı alın, dokusunu hissedin, sonra koklayın, mis gibi kokusunu içinize çekin portakalın. Sonra soymaya başlayın portakalın kabuklarını, soyarken sularının aktığını düşünün ve parçalara ayırın portakalı. Şimdi bir dilim sulu ve kokulu portakalı ağzınıza attığınızı hayal edin,
lezzetle yiyin.

Bu alıştırma gökkuşağının tüm renkleri ile devam edecek. Sıradaki renkler sarı, yeşil, turkuaz, mavi ve mor.

Bu alıştırmalar, titreşiminizi saniyede 10 hz salınıma çekecek ve rahatlayıp, huzur bulacaksınız.

Kolay gelsin smile ifade simgesi Sevgilerimle,

A.Nilgün Aktaş

KENDİNİZİ KÖTÜ HİSSETİĞİNİZDE RAHATLAMAK İÇİN KULLANACAĞINIZ 5 TAKTİK

Kendinizi-Kötü-Hissettiğinizde[1]

 

Sabah işe geç kaldınız, gününüz berbat geçti, sıkıntıdan ve stresten patlamak üzeresiniz ve yatağınıza yattığınızda uyuyamıyorsunuz..!

Bu kabusa son verip keyfinizi yerine getirecek 5 taktikle yüzünüz gülecek…

Bir gününüzün diğerine uyması gerektiğini kim söylemiş? Salı günü yüzünüzde çiçekler açarken, çarşamba günü aynaya bile bakmak istemeyebilirsiniz. Unutayın ki, bu gibi durumları lehinize çevirmek elinizde. Gününüzün rezil olmasına izin vermeyin ve tavsiyelerimizi okuyun.

1) SIKINTIDAN PATLAMAK ÜZEREYKEN:

Öyle günler olur ki keşke hiç yaşamasaydım diye düşünürüz. Böyle bir durumda size önereceğimiz tekniğin çok işe yaradığını göreceksiniz. Kalp, vücudunuzun ritmini koruyan bir organdır. O sakin olduğunda vücudunuz ve aklınız sakinleşir. Önereceğimiz bu aktivite sadece bir dakikanızı alacak:

– Elinizi göğsünüzün sol tarafına koyun ve üç kez yavaş yavaş nefes alın.

– Yorgunluğu ve kızgınlığı üzerinizden atmak için sevdiğiniz birini düşünün.

– Düşüncelerinizi dağıtabilmek için 10 dakikalık bir yürüyüşe çıkın. Bu, kalp atış hızınızı yavaşlatacak ve sorunlannızı daha açık bir zihinle düşünebileceksiniz.

2) BİRİ SİZİ ÜZDÜĞÜNDE:

Kendinizi iyi ifade edemediğinizde kötü bir ruh hali içine girersiniz. Biri sizi üzdüğünde bunu ondan saklamayın. Ne hissettiğinizi dile getirin. Buna sandviç tekniği deniyor; önce pozitif bir şey söyleyin, ardından üzüldüğünüzü belirtin ve konuşmanızı pozitif herhangi bir şeyle sonlandırın.

Sizi üzen patronunuz olduğunda bunu uygulayamayabilirsiniz. Böyle bir durumda sinirinizi bozan şeyi bir arkadaşınıza ya da yakınınıza anlatın. Kendinizi ne kadar iyi hissedeceğinize şaşıracaksınız.

3) GÜN BOYUNCA KÖTÜ BİR RUH HALİ İÇİNDE OLDUĞUNUZDA:

Bir şey ya da biri sinirinize dokunduğunda bütün gününüz rezil olabilir. Sonrasında ise istemeden de olsa çevrenizdeki başka insanlara kötü davranmaya ve onları kırmaya başlayabilirsiniz. İşte böyle durumlarda aşağıdakileri yapmayı deneyin:

– Durumu puanlayın. Ne kadar sinirlendiğinize 1 ile 10 arasında bir puan verin.

– Daha farklı davranabilmeniz mümkün olur muydu diye düşünün.

– Durumu nasıl daha iyi bir hale getirebileceğinizi düşünün. Arkasından da yaşananların bir daha tekrarlanmaması için olayları kafanızda tartın.

– Başka insanların duygularını kontrol edemeyeceğinizi kabullenin.

– Unutmayın ki, problemlere bakışınız sonrasında olacakları ve bütün hayatınızı derinden etkiler.

4) STRESTEN ÇOK BUNALDIĞINIZDA:

Konuşmayın, parmak uçlarınızı kullanın! Parmak uçlarınızla küçük darbeler gerçekleştirmeniz vücudunuzdaki enerji akışını dengeler. Uzmanlar bu tekniğe duygusal akupunktur adını veriyorlar. Gözlerinizin üzerine orta parmağınızın ucuyla hafifçe 5 kez vurun. Sonrasında köprücük kemiği ile kaburganızın birleştiği yerlere aynı vuruşları tekrarlayın. İşlemi göğüs kafesiniz ile tamamlayın. Bu enerji noktalarına parmak uçlarınızla masaj yapmak sizi rahatlatacaktır.

5) KAFANIZDAKİ DÜŞÜNCELER YÜZÜNDEN UYUYAMADIĞINIZDA:

Yatakta dönüp durmak yerine sırt üstü pozisyona gelin, çenenizi gövdenizle aynı hizaya getirip tavana bakın. Bacaklarınızı iyice gerin ve kollarınızı düzgünce vücudunuzun yanına koyun.

Parmak uçlarınızdan başlayarak vücudunuzun her noktasını hissetmeye çalışın. Vücudunuzdaki tüm kasları rahatlatırken düzenli bir şekilde nefes almaya çalışın. Gözlerinizi kapatın, bu arada dişlerinizi sıkmamaya dikkat edin. 10 defa derin nefes alıp verin.

Bu şekilde önce vücudunuza sonra nefesinize odaklanarak zihninizi boşaltmanız mümkündür. Yarım saatte uykuya dalacağınızdan emin olabilirsiniz.

*alıntıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »