ÖFKE KARACİĞERİ, KIRGINLIK KALBİ VURUYOR

 

Hastalıkların temelinde yatan nedenler çoğunlukla beslenme, düzensiz yaşam gibi faktörler olarak bilinse de aşırı olumsuz duygu ve düşünceler de organları yorarak hastalıklara davetiye çıkarabiliyor. Bunların başında da öfke ve kırgınlık geliyor.

Duygular sadece saklandıkları zihinde değil iç organlarda da önemli hasarlara neden olabiliyor. Hatta en güzel duygulardan biri olan neşenin aşırısı bile kalbi yorabiliyor. Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Birsel Kavaklı, duyguların organlar üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.

Aşırı öfkenin karaciğere zarar verdiğine dikkat çeken Kavaklı, olumsuz duyguların hastalık yaratmasındaki sebebin, stres hormonlarının artarak organların işlevlerini kaybetmesi olduğunu söyledi.

Kronik hastalıkların temelinde öfke, üzüntü gibi olumsuz duygular yatabildiğine değinen Kavaklı, duyguların organlar üzerinde ki etkileri hakkında şunları aktardı:

“Aşırı alkol kullanımı, bilinçsiz ilaç kullanımı nasıl karaciğeri tahrip edebiliyorsa aşırı öfke ve kızgınlık gibi duygular da karaciğere zarar verebilmektedir. Aşırı öfke durumlarında mide bulantısı, kramplar, baş ağrıları görülebilmektedir.

Güzel duyguların organları etkileyerek işleyişine katkıda bulunduğu kötü duyguların da işleyişini negatif yönde etkilediği bilinmektedir. Aşırı panik, nefret, kırgınlık, neşe gibi duygular kalp ritmini etkilemektedir. Kaygı ve stres anında kalp ritmi de artar ve vücuda daha fazla kan pompalanmaya başlanır.

Neşeli olmak gayet güzeldir ve bu duygu normal şartlarda insana son derece faydalıdır. Kan dolaşımının düzgün olmasını da sağlar; ancak bu duygunun aşırı olması durumunda kalp de zarar görebilmektedir. Bunun sebebi, yine önceden bahsettiğimiz stres hormonlarının kanda artmasıdır.

Üzüntü ve keder gibi olumsuz duygular akciğerin işlevlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Yaşanan üzüntünün sürekliliği akciğeri etkileyerek göğüste baskı, ağırlık hissedilmesine yol açabilir, hatta depresyona kadar sürükleyebilmektedir. Bunun için depresyona giren kişilere açık hava yürüyüşleri, derin nefes almaları önerilir. Üzüntülü olduğunuz zamanlarda açık havaya çıkın ve birkaç kez derin derin nefes alın. Bu hem psikolojinizin hem de akciğerlerinizin rahatlamasını sağlayacaktır.

Aşırı üzüntü ayrıca bağışıklık sistemini de zayıflatabilmektedir. Eskiden kullanılan “üzüntüden verem oldu” gibi bir tabirin de aslında bu anlamda gerçek bir mantığa yattığını söylenebilir.

Organlara olumsuz etki eden duygulardan biri de korkudur. Aşırı korku, böbrekler üzerinde büzülme etkisi yaratarak işleyişini etkiler. Böbreklerin işleyişindeki bir olumsuzluk ise yine daha fazla korku duygusu olarak kişiye geri dönmektedir. Kişi organlarındaki zayıflama sonucunda daha çok korku hissedebilmektedir.

Bir şeyi dert etmek, takıntı yapmak ise en çok mide-bağırsak sistemini vuruyor. Dalgınlık, aşırı düşünce, zihinsel çalışma, kaygı, endişe gibi duygular da direkt dalağı etkilemektedir.

Sağlıklı beslenerek, spor yaparak kendinize iyi baktığınız gibi iyi duygular taşıyarak da sağlığınızı korumalısınız. Mümkün olduğunca stresten, korku, endişe vb. duygulardan uzak durarak, bir sorunu takıntı haline getirmeyerek hastalık ve rahatsızlıkları kendinizden uzak tutabilirsiniz. Hissedilen duyguların aşırılığı ve yoğunluğundan organların olumsuz etkilendiğini, bunun sonucunda oluşan fiziksel işlev bozukluklarının da yine kişilere olumsuz düşünce olarak geri döndüğünü ve tamamen sağlıksız bir döngü içine girilmiş olacağını unutmayın.

msnden alıntıdır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yüz Yogası Hareketleri

Nasıl ki bedenimizi şekillendirmek için egzersiz hareketlerine ihtiyaç duyuyorsak, yüzümüzü şekillendirmek için de yüz kaslarını çalıştıran egzersiz hareketlerine ihtiyaç duyarız. Ve nasıl ki kol kaslarımızı çalıştırdığımızda kollarımız toparlanır, bacak kaslarımıza yönelik egzersizlerle bacaklarımız sıkılaşıp toparlanırsa, yüz kaslarımızı çalıştıran yüz yogası egzersizleri ile de yüzümüz, ilerleyen yaşımıza rağmen biçimli, genç ve sımsıkı kalır.

Yüz yogası sayesinde hem ağız kenarı ve göz çevresindeki ince çizgileri hafifletmek hatta yok etmek, hem de gevşeyen ve sıkılığını kaybeden cildi yeniden toparlamak mümkün olacaktır.

Yüz yogası egzersizlerini uygulamak kolaydır ve tamamen doğal yöntemler olduğu için zararsız ve maliyetsizdir.

Yüz Yogası Nasıl Yapılır?

Size bu yazımızda anlatacağımız yüz yogası egzersizleri ile kısa süre içinde fark edilecek bir sıkılaşma yaşayabilir, daha genç bir görüntü elde edebilirsiniz.

İşte size yüz yogası egzersizlerinden örnekler:

  • Yüz yogası Egzersiz 1:
    • Bu yüz yogası egzersiziyle ağız etrafındaki kaslar, elmacık kemiği kası ve iç kulak salyangoz kemiği kası çalıştırılır.
    • Ağzınızı kapatın dudaklarınızı bastırarak üst dudağın altından 10’a kadar sayarak üfleyin.
    • Ağzınızı şişirin ve havayı sol yanağınıza geçirin 10’a kadar sayın.
    • Havayı bu kez de sağ yanağınıza geçirin ve yine 10’a kadar sayın.
    • Havayı bir yanağınızdan diğerine 10-15 kez geçirerek hareketi tamamlayın.

Yüz-Yogası-Hareketleri6

  • Yüz Yogası Egzersiz 2:
    • Yüzdeki fazla kiloları azaltmak, sıkı ve şekilli yüz kaslarına sahip olmak için
    • Ağzınıza hava alın ve havayı, sanki ağzınızı çalkalarken suyu bir yanağınızdan diğerine geçiriyormuş gibi geçirin.Yüz-Yogası-Hareketleri
  • Yüz Yogası Egzersiz 3:
    • Dudaklarınızı “O” biçiminde açın ve ağzınızdan hava üfleyin.
  • Yüz Yogası Egzersiz 4:
    • Gülen balık yüzü egzersizi için;
    • Yanaklarınızı içinize çekin ve dudaklarınızı balık ağzı biçimine getirerek gülümseyin.
    • 5-10 saniye bu şekilde kalın ve hareketi 5 kez tekrarlayın.

Yüz-Yogası-Hareketleri1

  • Yüz Yogası Egzersiz 5:
    • Bu egzersiz ile çene kaslarınızda ve alt çenenizde gerginlik oluşur. Çene kaslarınız kuvvetlenir, gıdık oluşumunu engellersiniz.
    • Alt dudağınızı yukarı doğru ittirin, hatta burnunuza yaklaştırmaya çalışın.
    • 15 saniye bu pozisyonda kalın.
    • Egzersizi her gün 10 kez tekrarlayın.

Yüz-Yogası-Hareketleri2

  • Yüz Yogası Egzersiz 6:
    • Ağzınızı açabildiğiniz kadar açın ve öyle durun.
    • Tüm yüz kaslarınızın gerildiğini hissedeceksiniz.
  • Yüz Yogası Egzersiz 7:
    • Yanaklarınızı içinize çekin ve ağzınızın iki tarafındaki kasların içeri girdiğini hissedin.
    • 15 saniye boyunca böyle kalın.
    • Hareketi 10 kez tekrar edin.
  • Yüz Yogası Egzersiz 8:
    • İşaret ve orta parmaklarınızı her iki yanağınızın üzerine koyun.
    • Elmacık kemiklerinizin üzerine denk gelen deriyi gözlerinize doğru çekin.
    • Ağzınızı açın.
    • Bu şekilde 10 saniye durun ve elmacık kemiği derilerini serbest bırakın.
    • Biraz ara verip hareketi tekrar edin.
  • Yüz Yogası Egzersiz 9:
    • Çene hatlarınızı belirginleştirecek, yanaklarınızı daha ince ve biçimli gösterecek bu egzersizde
    • Yüzünüzü yukarı doğru kaldırın ve tavana bakın.
    • Bu pozisyonda iken ağzınızdan hava üfleyin.
    • Pipetle bir şeyler içerken de bu egzersizi yapabilirsiniz. Pipet kullandığınızda yanaklarınızı içeri doğru çekilir. Bu hareket, yanaklarınızdaki yağ oranını azaltır ve elmacık kemiklerinizi belirgin hale getirir. Hareketi her gün düzenli olarak tekrar edin.
  • Yüz Yogası Egzersiz 10:
    • Bu hareket, ince hatlı yanaklara ve sıkılaşmış çene kaslarınıza kavuşmanıza yardımcı olacaktır.
    • Ağzınıza doldurabildiğiniz kadar hava doldurun.
    • Ağzınızı açmadan havayı içinize doğru çekin.
    • Yanaklarınız içeri doğru çekilecektir.
    • Sonra yavaşça havayı ağzınızdan bırakın.
  • Yüz Yogası Egzersiz 11:
    • Rahat bir pozisyonda oturun ve derin nefes alın.
    • Avuçlarınızı yumruk yaparak sıkın.
    • Yüz kaslarınızı acıyacak biçimde ve sert bir şekilde gözlerinizi sımsıkı kapatın.

Yüz-Yogası-Hareketleri3

  • Yüz Yogası Egzersiz 12:
    • Ağzınızın içindeki havayı serbest bırakın.
    • Dilinizi uzatabildiğiniz kadar dışarı uzatın.
    • Avuçlarınızı ve gözlerinizi açın.
    • Hareketi 3-4 kez tekrarlayın.
    • Bu hareket 11 numaralı egzersizin devamı niteliğindedir.

Yüz-Yogası-Hareketleri4

  • Yüz Yogası Egzersiz 13:
    • İşaret parmaklarınızı gözlerinizin iki yanına, baş parmaklarınızı da ağzınızın iki yanına koyun.
    • Derinizi parmaklarınızın yardımıyla, yüz kaslarınız gerilecek biçimde yukarı doğru çekin.
    • Biraz dinlendikten sonra hareketi yineleyin.

Yüz-Yogası-Hareketleri5

  • Yüz Yogası Egzersiz 14:
    • Gözlerinizi iri iri açın ve kaşlarınızı kaldırın.
    • 10 saniye boyunca bu şekilde kalın.
    • Tek bir noktaya odaklanın.
    • Hareketi 5 kez tekrarlayın.

Yüz yogası egzersizlerini her gün düzenli olarak tekrarladığınızda, yüzünüzdeki genç ve diri ifade sizi ve etrafınızdakileri hayran bırakacak..

Unutmayın.. Çalışan kas diri kalır ve sizi asla yarı yolda bırakmaz…

kaynak: püf noktaları

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sizi Mucizelerle Tanıştıracak 30 Tavsiye… Kaçırmayın.

 

1. Yolda yürürken bulduğun bir kuş tüyünü eve getir, bir vazoya koyabilir, asabilir yada rafta bulundurabilirsin. Bu cennetten sana gelmiş güçlü bir tılsımdır. Bu tarz ruhlardan size verilen işaretleri farketmelisiniz.
2. Nehirlerden taş topla. Büyük güç ve enerjileri vardır.
3. Tüm gücünle diğer insanlara yardım etmeye çalış. Eğer mutluluk veremiyorsan en azından zarar verme.
4. Zorluklar birer formalitedir. Ciddi zorluklar, daha ciddi olsalar bile hala formaliteden ibarettir. Gökyüzü oradadır, bazen bulutlarla kapanmış olsa bile bazen biraz çaba göstererek, mesela bir uçağa binerek aynı mavi gökyüzüne ulaşmak mümkündür. Herkese barış!
5. Bir hayale ulaşmak için bazen tüm gereken bir adım atmaktır. Zorluklardan korkmayın, her zaman vardırlar ve olacaktırlar. Hepinize amaçlarınız doğrultusunda temiz yollar!
6. Ahlaki olarak önceliğiniz başka birine zarar vermemek olmalıdır. Bu prensip oldukça güçlü olmalıdır. Sadece şöyle düşünün: “Hiçbir zaman hiç kimseye zarar vermeyeceğim.”
7. Canlılar için bir mutluluk kaynağı olabilirseniz siz kendiniz en mutlu olursunuz. Ve başkalarına acı çektirirseniz siz kendiniz de acı çekersiniz. Düşünün!
8. Günde en az bir saat sessizliğe zaman ayırın. Buna en az iletişime olduğu kadar ihtiyacınız var.
9. Sevebilme yeteneği Dünya üzerindeki en önemli yetenektir. Herkesi sevmeyi öğrenin, düşmanlarınızı bile.
10. Akarsulara çöp atmayın. Asla! Suyun ruhu çok sinirlenebilir. Ruhu yatıştırmak için ekmek, süt yada para atabilirsiniz.
11. Genelde geçmişimizi “altın çağ” yada “altın günler” olarak adlandırırız. Bu bir hatadır. Hayatımızda yaşanan her an tam olarak altın çağdır.
12. Mükemmel bir din ya da inanç yoktur. Kötü bir din de yoktur. Tanrı bir tanedir. İstediğinize dua edebilirsiniz ancak şu emirleri unutmayın: dürüst yaşa, atalarına saygı göster, ve sev.
13. Eğer Dünya’yı değiştirmeyi amaçlıyorsan önce kendini değiştir. Aşkın ve keyfin enerjilerini öğren. Bunlar bir insanın kilit anlarıdır. Gülümsemek, kahkaha ve keyif almanın çok büyük güçleri vardır. Bunu bir defa öğrendikten sonra kendinize sevginin kapısını açacaksınız.
14. Oldukça güzel bir deyiş vardır: Veren eli kısıtlı görme. Eğer mümkünse zayıf ve ihtiyacı olanlara para ver. Miktarı önemli değil ancak vermiş olmak önemlidir.
15. Hayat çok kısadır. Bunu gözyaşları, kavgalar, küfür ve alkol ile çarçur etme. İyi şeyler yapabilir, çocuk yetiştirir, dinlenir ve daha fazla mutluluk verici şeyler yapabilirsiniz.
16. Eğer sevdikleriniz size suçlu olmadığınız bir şey için kızdılarsa onlara sıkıca sarılın, ve onlar yatışıncaya kadar onları bırakmayın.
17. Ruhunuzda bir sıkıntı bir tükenmişlik hissediyorsanız şarkı söyleyin. Kalbiniz hangi şarkıyı söylemek istiyorsa. Bazen o da konuşabilmek ister.
18. Her zaman hatırla: Doğru din, doğru inanç ya da en becerikli şu veya bu inancın din adamı yoktur. Tanrı birdir. Tanrı dağın tepesindedir. Farklı din ve inançlar bu tepeye ulaşmanın farklı yollarını sunarlar. Kime istersen dua et, ancak bil ki senin asıl amacın günahsız olmak değil, tanrı’ya ulaşmaktır.
19. Eğer bir şey yapmaya karar verdiysen kendinden şüphe etme. Korku seni kendinden ve doğru yoldan saptırmaya çalışacak. Çünkü bu kötülüğün ana silahıdır. Eğer ilk defada başaramadıysan ümidini kaybetme. Her küçük zafer seni daha büyüğüne yaklaştırır.
20. Hayatta çok önemli bir şeyi hatırla. Herkes hakettiğini bulur. Problemlerin ruhuna ve düşüncelerine girmesine izin verme böylelikle problemler vücuduna da ulaşamaz.
21. Hayat sana yüzünü ya da başka bir tarafını çevirmiş olabilir. Ancak sadece çok az kimse aslında hayatı çevirenin gerçekte kendisi olduğunu anlıyabilir. Diğerleri hakkındaki tüm kötü düşünceleriniz size geri dönecektir. Kıskançlık da en sonunda size geri gelecektir. Buna neden ihtiyacınız var? Sakin ve ölçülü yaşayın. Kıskanç olmak iyi bir şey değildir ve hiç gerek de yoktur. Bu adamın büyük bir arabası varsa bu onun yüzünü daha güzel yapmayacaktır. Altın aslında kirli bir metaldir. Kıskanç olmaya ihtiyaç yoktur. Daha fazla gülümseyin ve yabancılar da size gülümseyecektir, hem de sevdikleriniz ve tüm hayatınızla beraber!
22. Size saygı gösterilmesini istiyorsanız başkalarına saygı gösterin. İyilik için iyilik, kötülük içinse bu kötülüğü yoksaymak yapılacak en doğru şeydir. Sizi kötü yapmaya çalışan biri onu yoksaydığınız için kendini gerçekte daha kötü hissedecektir.
23. İçmeyin. Hiç içmeyin! Alkol vücudu, beyni ve ruhu öldürür. Ben yıllardır içmiyorum. Eğer şamansanız veya ruhsal bir insansanız içerek bir süre sonra tüm güçlerinizi bitireceksiniz ve ruhlar sizi cezalandıracaktır. Alkol gerçekten de öldürür, aptalca şeyler yapmayın. Rahatlamak için hamama gidin, eğlence için şarkı söyleyin, iletişim ve ortak bir dil bulabilmek için çay için, ve bir kadını daha iyi tanımak için ona şeker verin!
24. Asla pişmanlık duyma! Ne olursa olsun bu ruhların isteğiyle olur ve bu her zaman en iyisidir.
25. Hayvanlara benzeyen taşları özel bir tören olmadan yerden almayın. Aksi takdirde çok ciddi bir nazara maruz kalırsınız. Eğer böyle bir taş bulduysanız ve yanınıza almak istiyorsanız bulunduğunuz yerin ruh efendisine başvurun ve ona bir teklifte bulunun, ardından bu taşı yerde beyaz bir bezle kaplayın ve böyle alın.
26. Güzel bir müziği dinleyerek kendinizi gün içerisinde aldığınız negatif enerjiden arındırırsınız. Müzik meditasyon gibidir. Sizi kendinize ve hayata geri getirebilir.
27. Kalbinizde her hangi bir baskı olmadan rahat nefes alabilmek için, ağlamayı öğrenin.
28. Eğer durum sizin çözemeyeceğiniz bir hal aldıysa ve hiçbir çıkış yoksa elinizi yukarı kaldırın. Ve elinizi sertçe aşağı indirirken “zıkkımın köküne git” deyin. Çok güzel bir deyiş vardır: Sizi yeyip yutmuş olsalar bile en azından 2 çıkış yolunuz vardır.
29. Kadınlar alışveriş yaparken ailelerinin önlerindeki günlerdeki mutluluğunu satın alırlar. Her bir taze, güzel, olgun ve güzel kokan meyve bu ailede mutlu ve sakin bir hayattır. Erkek, kendi tarafından kadına para sağlamalıdır. Böylece kadın en iyi kalitedeki ürünleri seçebilir. Yiyeceğe harcanan paradan kısan bir aile fakirleşir ve mutsuzlaşır. Bu kısıntı aslında sevdiklerinin mutluluğundan kısılır.
30. Kendinizi yanlış ya da birşey hakkında üzülüyorken bulursanız, vücudunuzu düzgün ve akıcı hareketlerle bir dans formunda hareket ettirin. Kötü enerjinizi yoluna sokup zihninizi çektiğiniz acıdan arındıracaksınız

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevgili Olmak İstemeyen Ama Görüşmeye Devam Etmek İsteyen Erkeklerin 23 Bahanesi

Sanırım hepimizin özel hayatında aşık olmadığı halde hayatında olsun istediği, kimi zaman oyaladığı, kimi zaman yedekte tuttuğu kişiler olmuştur ya da bu kişi kendimiz olmuşuzdur. Bir taraf ilişkiye başlamak ister, diğer tarafsa ilişki istemez, kaba tabiriyle “takılma” arzusuyla yanıp tutuşur. Ve çoğunluğa bakacak olursak, bu durumdan yakınan taraf genelde kadınlardır. Erkeklerin onlarca bahanesi arasında sıkışıp kalırlar.

1. Ben sana layık değilim. Sen çok daha iyilerini hak ediyorsun…

Ben sana layık değilim. Sen çok daha iyilerini hak ediyorsun...
Evet en büyük klişe ile başlayalım. Yalandan ölen yok değil mi?

2. Yanlış anlamanı istemem, ama her şey çok hızlı gelişti. Biraz ağırdan alsak, birbirimizi tanısak.

Yanlış anlamanı istemem, ama her şey çok hızlı gelişti. Biraz ağırdan alsak, birbirimizi tanısak.
Özgeçmişimi göndereyim?

3. Benim derdim başımdan aşkın…

Benim derdim başımdan aşkın...
Dert sende, derman ben de canımcım.

4. İlişkiye hazır değilim.

İlişkiye hazır değilim.
Hazırlık öğretmeniyim ben, haberin yok mu?

5. Evlilikten korkuyorum!

Evlilikten korkuyorum!
Evlenelim demedik, sevgili olacağız.

6. Uzun bir ilişkiye zamanım yok.

Uzun bir ilişkiye zamanım yok.
Kısasını yaşarız belki?

7. Ben sebze çorbası değil, meyve salatası seviyorum.

Ben sebze çorbası değil, meyve salatası seviyorum.

ben ikisini de yapabiliyorum

8. Aşık olmak bana göre değil.

Aşık olmak bana göre değil.
Bi’ denesen diyorum.

9. Ben ilişki işlerini beceremiyorum, bana göre değil.

Meslekten men edelim seni.

10. Sorumluluk almaya hazır değilim.Ben ilişki işlerini beceremiyorum, bana göre değil.

Sorumluluk almaya hazır değilim.
Ergen geldin, ergen gideceksin…

11. İlişkiye inanmıyorum

İlişkiye inanmıyorum
Canım, sen Erkin Koray’ı çok dinlemişsin. Geçer…

12. Ben seni üzerim…

Ben seni üzerim...
Olsun, mazoşistim ben zaten.

13. Ben bir kişiyi sevdim, o da olmadı. Bundan sonra başkasını seveceğimi düşünmüyorum

Ben bir kişiyi sevdim, o da olmadı. Bundan sonra başkasını seveceğimi düşünmüyorum
Canıııııım… Ne kadar da madursun. Gel bir sarılayım(!).

14. Şu an başkasına karşı duygular besliyorum, ama arkadaş kalabiliriz…

Şu an başkasına karşı duygular besliyorum, ama arkadaş kalabiliriz...
Günde kaç kez besliyorsun?

15. Birbirimize toplumun dayattığı sıfatları yüklemeyelim. Böyle güzel işte, ikimiz de mutluyuz…

Birbirimize toplumun dayattığı sıfatları yüklemeyelim. Böyle güzel işte, ikimiz de mutluyuz...
Toplum yerine ben dayatayım diyorsun yani?

16. Hayatta tek kadını sevdim, o da annem.

Hayatta tek kadını sevdim, o da annem.
Gay olduğunu neden baştan söylemedin?

17. İlişkiye başlarsak emin ol benden soğursun.

İlişkiye başlarsak emin ol benden soğursun.
Kürk giyerim tatlım, ne olacak.

18. Yurt dışından eski sevgilim geliyor, arkadaş kalalım?

Yurt dışından eski sevgilim geliyor, arkadaş kalalım?
Tabi canım, üçümüz birlikte takılırız. Hatta nikah şahidin de olmamı ister misin?

19. Bağlanma problemi yaşıyorum.

Bağlanma problemi yaşıyorum.
Modemi açıp kaparsan düzelir bence.

20. Beni çok üzdüler, çok bağlandım, artık birine kolay kolay güvenebiliceğimi düsünmüyorum…

Beni çok üzdüler, çok bağlandım, artık birine kolay kolay güvenebiliceğimi düsünmüyorum...

Zoru severim tatlım.

21. Benim için değerlisin, seni kaybetmek istemem.

Benim için değerlisin, seni kaybetmek istemem.

Kaç karat?

22. Sevgililer gününü atlattığım bir ilişkim hiç olmadı, bizi riske atmak istemiyorum.

Sevgililer gününü atlattığım bir ilişkim hiç olmadı, bizi riske atmak istemiyorum.

Sevgililer Günü’ne daha çok var, gel sen.

23. Şu anın keyfini çıkarmak yerine neden isimlere takılı kalıyorsun

Şu anın keyfini çıkarmak yerine neden isimlere takılı kalıyorsun

Sıfatlara takılayım o zaman.
kaynak: listelist
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşamınızı kökten değiştirebilecek 3 temel budist düşünce…

Budist düşüncelerden yararlanmak için yoga yapmanıza, çeşitli diyetler uygulamanıza veya inzivalara çekilmenize gerek yoktur (ama elbette yaparsanız yararını da görürsünüz). Budist düşüncenin üç temel ilkesi vardır, bunlara “Soylu Gerçekler” adını vermişler. Bunları yaşamınıza uygulayarak hareket ettiğinizde yararlı etkilerini görebilirsiniz.

 

1. Dukkha: Yaşamak acı içerir ve acı çekmemize sebep olur.

Pek çoğu, bu yüzden budizme karamsar veya olumsuz (bizim tabirimizle arabesk de) diye yargılayabilir. Bu, Soylu Gerçekler’den ilkinin “yaşam acı çekmektir” şeklinde çevrilmesinden kaynaklanır. Ama bu ifadede okuduğunuzdan fazlası yatıyor. Bu bize sadece “yaşam acımasız, onunla başa çıkmasını öğren” demiyor.

Aslında yaşamlarımızda zorluklu duygulardan kaçınarak veya bastırarak daha çok acı yaratıyoruz. Evet, yaşamlarımız hoş olmayan çeşitli duygularla işaretleniyor: kayıplar, sıkıntı, endişe gibi duygular aralıklarla tekrarlanıyor.

Ama çeşitli beklentilere, objelere ve hallere tutunmamız, yapışmamız, güçlü bir hüsran, hayal kırıklığı ve benzeri acılara sebep olmakta. Bu yüzden acıdan korkmak veya meseleye mutlak çözümü aramakla (ve tabii böyle bir çözümün bulunamamasından da hüsran duymak) yerine esasında acı çektiğiminizi fark edebiliriz.

Bu bilgiyi gündelik yaşamda nasıl kullanabiliriz? Kırıldığınız düşüncesine kendinizi kaptırmayın. Ölüm, yaşlanma, hastalık, acı çekme ve kaybın yaşamın bir parçası olduğunu kabul edin. Mücadelenin içinde kabullenme becerinizi geliştirin. Yaşamın fiziksel ve duygusal açıdan kolay ve rahat geçeceği düşüncesine tutunmayı bırakın. Bu, popüler kültürün moda, reklamlar ve benzeri araçlarla bize dayattığı bir yalan. Hastalık, kalp kırıklığı, kayıp, hayal kırıklığı ve hüsran, “bağlılık oluşturmama” çalışarak yatıştırılabilir. Kusurluluğu kabullenin, yaşamın, bedeninizin veya olguların tek bir ideal şekilde olması düşüncesini terk edin. Kalbinizi belirsizliğe açın.

2. Anitya: Yaşam sürekli bir akış halidir.

Anitya ya da “geçicilik” bildiğimiz yaşamın sürekli bir akış halini tanımlar. Henüz akıp giden ana tutunamayız ve onu tekrar yaşamamız da mümkün değildir. Geçen her gün hücrelerimizin değişmesine yol açar, düşüncelerimizin evrilmesine, çevremizdeki ısının ve hava kalitesinin değişmesine yol açar. Çevremizdeki her şey, her an değişir. Sürekli.

Özellikle rahat değilsek, geçicilik kavramı  kendisiyle çelişircesine rahatlamızı sağlar. Diğer bir deyişle: hiçbir şey sabit değilse acımızın da sabit olmadığını ve geçeceğini biliriz. Ama neşe ve coşku deneyimliyorsak geçicilik korku verici şiddette olabilir.

Geçicilik düşüncesini ilk elden deneyimlediğimizde bu, muhteşem şekilde özgürleştirici olabilir. Buddha, bu fikrini açıkladıktan 100 yıl kadar sonra batıda yunan filozof Heraclitus çok benzer bir ifadeyle “Aynı nehirde iki defa yıkanamazsınız” ifadesiyle bunu dile getirdi. Sahip olduğumuz tek gerçeklik, şimdiki andır.

Bu bilgiyi gündelik yaşamda nasıl kullanabiliriz? Değişim fikrini neşeyle karşılayın. Herşeyin sürekli değişim ve dönüşüm olduğunu kabul edin. Düşündüğünüzde hayran bırakacak kadar güzeldir bu fikir. Her ne kadar geçicilik kavramı biraz ürkütücü gibi gözükse de, şimdiki zamanda her yaşadığımız deneyimi takdir etmeye yardımcı olur: ilişkilerimizi, bedenimizi, duygusal halimizi, sağlığımızı, hava koşullarını, sevdiğimiz ayakkabamızı, işimizi, gençliğimizi, zihnimizi. Keyif aldığımız anların tadını çıkaralım, üzen anların da geçip gideceğini bilerek hareket edelim.

3. Anatma: Ben olgusu sürekli değişim halindedir.

Çeşitli ruhsal terapilere giden insanlarda sık rastlanan bir düşüncedir “Kendimi bulmak istiyorum” düşüncesi. Tüm kültürümüz, toplum bizi kalbimizle zihnimiz arasında sıkışmış sabit ve değişmez bir “ben” algısına yönlendirdi. Belki de beynimizin içinde bir yerde gizlidir?

Budizm ise sabir, değişmez bir “ben” olduğunu varsaymaz. Anitya (geçicilik) ile paralel olarak tüm kişiliğimizi oluşturan hücrelerimiz, belleğimiz, düşüncelerimiz ve ben algımız zamanla değişim geçirir. Elbette her birimiz farklı kişiliklere sahibiz (bu bile zamanla değişir). İsimlerimiz, mesleklerimiz ve bizi tanımlayan sıfatlarımız bizi “ben” algısını pekiştirmek için tanımlar.

Ama sabit bir ben algısı da kültürümüzün bize anlattığı bir masaldır: hikayemizi kendimiz değiştiririz ve haliyle kendimizin her an, her yerde değişebildiği düşüncesini de kabul edebiliriz. Thich Nhat Hanh’ın söylediği gibi: “Geçicilik sayesinde herşey mümkün”.

Bu bilgiyi gündelik yaşamda nasıl kullanabiliriz? “Kendimizi bulmak / keşfetmek” üzerine yoğunlaşmak yerine her an, olmak istediğimiz kişiyi yaşayarak. Değişim söz konusu olduğu için kendimizi biraz rahatsız, daha doğrusu düne ve daha önceki günlere göre farklı hissedebiliriz. Bugün üzgün olmamız, sonsuza kadar üzgün olmamıza sebep olmaz. Diğer insanları affedebiliriz. Kendimizi affedebiliriz.

Sabit bir “ben” algısına bağlılığımızı bırakabildiğimizde yaşamımızda sürekli olan değişimleri rahat karşılayabiliriz. Her yeni bir anda kendimiz de yepyeni var oluyoruz.

Orjinal metin: MindBodyGreen

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çocuklarınıza Aktarmanız Gereken 4 Değer

  • Hayatta her şeyin çaba gerektirdiğini çocukların öğrenmiş olması çok önemlidir ve hayatta mutluluğa giden yollardan biri ise, küçük şeylerden memnun olabilmektir.

    Eğitim, bir insanı yetiştirebilmek açısından en önemli faktörlerden biridir. Eğer; bir baba, anne, büyükanne veya öğretmenseniz, çevrenizdeki çocuklara vermeniz gereken eğitim nedir sorusunu kendinize mutlaka sormalısınız. Bugünün yazısında, bu konu ile ilgili en önemli dört değerden bahsedeceğiz.

    1. Empati

    2-çocuk

    Kendinizi, karşınızdaki kişinin durumuna koyarak durumu değerlendirebilmekten daha önemli ne olabilir? Bu sayede, kendiniz ve diğer insanlar hakkında daha iyi bir anlayış kazanabilmeniz, hayatınızı karşılıklı saygı, mutluluk ve uyum üzerine kurabilmeniz mümkün olabilir. Sizin eylemleriniz, bir başkası için zarar getirebilir.Bunu anlamak ve çevrenizdekilere zarar vermekten kaçınabilmek, olağanüstü bir erdemdir.

    Empati insanların gerçek arkadaşlıklar kurabilmesine, partnerlerine saygı duyabilmelerine ve gelecekte yaşamlarında diğer insanlarla birlikte mutlu olabilmelerine olanak tanır. Diğer insanların da korku, sevinç, kaygı ve utanma gibi duyguları yaşıyor olduklarını bilmek, toplumumuzu geliştirmeye yardımcıdır. Ayrıca, yaptığımız davranışların başka insanları incitebileceğini bilmek, başka insanların duygularına daha saygılı olabilmemizi sağlar. Bu sebeplerden dolayı, empati çevremizdekilere aşılamamız gereken önemli bir değerdir.

    2. Alçakgönüllülük

    3-çocuk-çim

    Çocukların, başka insanlardan daha iyi olmadıklarının bilincinde olmaları önemlidir. Çocuklar, sahip oldukları şey her ne olursa olsun, diğerlerine karşı övünmemelidirler. Alçakgönüllülük, kendimizle daha mutlu olabilmemize olanak sağlar; çünkü bu sayede yaşamdaki basit şeylerden, ki aslında en önemli şeyler bunlardır, minnettarlık duyabilmeyi öğreniriz.

    Alçakgönüllü bir tutumla yaşıyor olmak, çevrenizdeki olaylara ve insanlara karşı daha gerçekçi bir bakış açısına sahip olabilmeyi sağlar. Bunu başarabilmek için; çevrenizi maddesel mutluluklarla veya nesnelerle çevirmemelisiniz. Çocuklarınıza, yaşamdaki her şeyin çaba gerektirdiğini ve daha küçük ve soyut şeylerin çok daha önemli olduğunu öğretmeniz en önemlisidir. Çocuklarımızı yetiştirirken alçakgönüllülüğü aşılamak çok önemlidir; ancak her zaman hatırlamayız. Bu sebeple, şimdiden itibaren denemek ister misiniz?

    3. Sorumluluk

    4-çocuk-gece

    Sorumluluk, çocukların zaman içinde geliştirecekleri bir olgudur; ancak daha küçük yaşlarda bu konuda eğitilebilirler. Böylece, büyüdükçe yaptıkları davranışlardansorumlu olmayı öğrenerek, daha olgun hale geleceklerdir. Kendilerini bir şeylere adamaları; daha iyi insan, daha iyi öğrenci, daha iyi aile üyesi, daha iyi arkadaş olmalarını sağlar. Güçlü bağlar ve değerler bu yolla aşılanabilir. Onlara, hayatta savaşmaya değer bazı şeylerin varolduğunu ve yaptıklarından sorumlu olmalarının ve kendilerini geliştirmenin ne kadar önemli olduğunu öğretin. Konuşulan her söz bir anlam içermektedir, hem duyulan kısmı hem de işaret ettiği anlam açısından. Çocuklarımızın bunu öğrenmeye ihtiyaçları var.

    4. Özsaygı

    5-dans

    Özsaygı, çocuğunuzun yaşamını ilk günden ilerletecek, hayati öneme sahip bir değerdir. Ona destek ve övgü verin, iyi yaptıkları şeyler konusunda onları güçlendirin ve hatalarından ders çıkarmaları konusunda onlara kılavuzluk edin. Onlardan ne yapmalarını istediğinizi örneklerle açıklayın ve bu konuda onları yüreklendirin, karşılarına çıkan şansları güvenle kabul edebilmeleri konusunda onları teşvik edin ve başarısızlığın kötü bir şey olmadığını, çaba sarfederek her şeyi başarabilecek olduklarını onlara öğretin. Özsaygısı yüksek kişiler güçlülerdir ve diğerlerine zarar vermezler; çünkü kendileri ile mutlulardır. Çocuklar bu duyguyu yaşamayı hakediyorlar ve sizler onlara bu duyguyu yetiştirmek konusunda yardımcı olabilirsiniz.

    Bu ana değerleri çocuğunuza aşılarken iyi örnek olması gereken kişi sizsiniz, bunu hatırlayın. Çocuğunuza büyük bir sevgi gösterirken; tutarlı, kesin ve coşkulu olmayı da önemseyin.

 kaynak: sağlığa bir adım

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kova’nın Arkadaşlığı…

Koç’un Cesareti

Boğa’nın Kararlılığı

İkizler’in Yaratıcılığı

Yengeç’in Şefkati

Aslan’ın Cömertliği

Başak’ın Güvenilirliği

Terazi’nin Düşünceliliği

Akrep’in Tutkusu

Yay’ın İyimserliği

Oğlak’ın Azmi

Balığın Merhameti

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

iki Yetişkin Birbirleriyle Kavga Etse Bile İçlerindeki Çocuklar İletişim Halinde…

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEDENİNE KULAK VER! HASTALIKLAR TESADÜF DEĞİL

Kadın, Insan, Çifti, Adam, Yüz, Vücut, Dudaklar, Ağız
Bedenimiz bizimle konuşur. Hangi alanlarda ruhsal olarak yanlış yaptığımızı ve enerjimizi doğru kullanmadığımız gösterir.

Hastalık çok normal karşılanır ve hayatın bir parçası olarak görülür. Aslında sağlıklı olmak normal olandır. Beden ruh ve zihin dengesini oturtmuş olan bir kişinin hasta olması mümkün değildir.

Doğal halimiz sağlıklı olmaksa neden bu kadar hastalanıyoruz?

Hastalık varlığımızdaki bir dengesizliğin dışa vurumudur. Bedenimiz hasta ise bir parçamız hasta demektir.

Beden ruhumuza ayna tutar. Düşüncelerimiz, ruh halimiz duygusal iniş çıkışlarımız ve negatif enerji ile sürekli içli dışlı oluşumuz hastalıklara davetiye çıkarır. Sürekli olarak ilaç kullanır ve bedenen yaşımızdan çok ileride görünür olmamıza neden olur. Yıpranırız.

Bedenimizin yüce bir bilgeliği vardır ve bizi korumak üzere muhteşem bir düzende çalışır.
Bedenimiz oldukça dayanıklıdır ve aslında hastalık son aşamadır. Bu ortaya çıkmadan önce pek çok belirti ortaya çıkar ama biz bunları görmezden geliriz ve ruhsal düzeyde ne anlama geldiğine odaklanmayız.

Örneğin öksürük ve içimizi dökme, iletişim kurma ihtiyacı konusunda bağlantı kurmayız. Onun yerine öksürük şurubu alarak içsel çatışmamızı bastırırız.

Organlarımıza baktığımız zaman uyum ve dengenin evrenin en önemli yasası olduğunu fark ederiz. Bu uyum ve dengeyi bozan ise negatif enerjilere odaklanan düşüncelerimizdir. Hastalık bu düşüncelerden doğan zehirli duygular ve ruhumuzla olan kopukluğumuzdan kaynaklanır.

Düşünce kalıpları ve organlara etkileri…..

Mide:
Çok duygusal bir organdır. En çok korku duygusuna tepki verir. Midedeki rahatsızlıkların temelinde yaşadıklarını sindirememe yatar. Yeniliklere karşı duyulan korku ve kendini güvende hissedememe durumu en çok mideyi etkiler. Mide bulantısı hayatın hep kötü deneyimler getireceği inancı ile oluşur. Mide ekşimesi ise yaşam sürecine güvenememekten çıkan sıkıştırıcı korkudan kaynaklanmaktadır.

Beyin:
Bedenin komuta merkezi beynimiz en çok öfkeli düşüncelerden ve yaşadıkları için herkesi suçlayan ve affedemeyen inanç kalıplarından etkileniyor. Beyin bilgisayarındaki yanlış inançlar ve eski düşünce kalıplarını yenilemeyi reddetme beynin işleyişini bozuyor. Yeni fikirlere açık olmak ve yenilenmeyi kabul etmek beynin her daim tam kapasite çalışmasına yardımcı olur. Bunun yanı sıra beyin için öfke çok zararlı bir duygudur. Öfkeye kapılıp sürekli şiddet içeren olaylar ve durumlar düşünmek beyni bir sis gibi kapatıyor. Sürekli şiddetle iç içe olan insanları zihinleri bulanıklaşır ve uzun vadede bu bulanıklık beynin işleyişinde bozulmalara sebep olabilir. Bu sebeple huzur veren görüntülerden beslenmek ve sakinlik beynin en sevdiği besinlerdir diyebiliriz.

Böbrekler:
Zamanında halledilmemiş tüm sorunlar böbreklerde bir tortu olarak birikir. Bu nedenle geçmişi şifalandırma ve geçmişimizle barışma en çok böbreklere iyi gelir. Böbrekler su elementi ile yakından bağlantılı organlardır ve geçmişimizde dökemediğimiz göz yaşları içimize attıklarımı bu organda bozulmalara yol açar. Ruhsal olarak bize iyi gelenle gelmeyeni seçen de böbreklerdir. Kendisi için doğru olmayanı bile bile seçen ve bu durumdan dolayı üzüntülü duygularla içli dışlı yaşayan kişilerin böbrek sorunları yaşamaları olasıdır. Ayrıca böbrekler yıkıcı eleştiriden, başarısızlıkların yarattığı korkudan ve düşük öz güvenden en çok etkilenen organımızdır. Atalarımızdan gelen karmik etkiler ise en çok bu organlarda kendini gösterir.

Kalp:
uzun süren duygusal tatminsizliklerin ve sevgiyi yaşayamamanın en çok etkilediği organdır. Kalp rahatsızlıklarının temelinde aşırı duygusal ve zihinsel gerilim altında olduğuna inanç yatmaktadır. En önemlisi ise sevinç duyamamadır. Kalbin katılaşması diye tabir ettiğimiz bu dıurum hayattan keyif alamama ve sevinememedir. Klasik manada hep söylenen sigara ve alkol tüketiminden çok bu durum kalbe zarar verir.

Karın bölgesindeki ikinci beyin:
(bağırsaklar)
Korku, sevinç ve üzüntü gibi duygulardan çok etkilenir. Bilgelik ve farkındalık ile ilgili çalışmalarda hep karın bölgesine odaklanılır. Bunun nedeni sonsuzluğun saf gücü, ikinci beynimiz sayesinde bizimle bağlantıda olmaya devam eder. Karın bölgesinde enerji zayıflığı olan insanlar cansız, moralsiz, depresyonlu, kendini gerçekleştiremeyen, hayatın kendisine verdiklerinden öfke duyan kişilerdir. Tam aksine bu bölgede canlı enerji taşıyan insanlar cesur, atılgan ve akışkandır.

Bir kişi gereğinden fazla kiloluysa ve vücudunda yağ birikimi varsa bu her zaman korkudan kaynaklanır.

Obezite tarzı durumlarda bu korku genellikle hor görülme, beğenilmeme, kabul edilmeme, dışlanma korkusudur.

Kilo problemleri ve ruhsal nedenleri ….

Genellikle yaşamın ilk yıllarında etrafındakilerin yüksek talepleri ve beklentileri ile çevrelenen kişiler büyük sıkıntılar yaşar. Çoğunlukla bu beklentileri karşılayamayan bu kişiler kendilerini yetersiz ve aşağılanmış hissedebilirler. Etrafındaki kişileri tatmin edemediklerini düşünüp derin bir umutsuzluğa kapılabilirler. İşte vücutta biriken bu yağlar bu kişilerin etraflarına ördükleri koruyucu bir zırhtır. Kendilerini anne ve baba gibi yakın ilişkilerden koruyamayan ve özellikle ebeveynlerinin yüksek beklentilerine maruz kalanlar şişmanlayarak ve yağ biriktirerek kendilerine fiziksel bir bariyer örerler. Kısacası fazla kilo negatif enerjiden kaçma ve korunma isteğinde kaynaklanmaktadır. Ayrıca başkaları tarafından desteklenmeyi bencillik olarak algılayanlar, vericilikleri üst noktada olanlar ve çevresinden enerji alamayan kişiler fazla kilo alarak bu durumlara tepki gösterebilirler.

Kilo probleminin ruhsal anlamdaki çözümü kendini sevme ve her şeyi ile kabul etmede yatıyor.
Bedenimizin çevresinde bizi korumak için zırh görevi gören yağlara artık ihtiyacımız olmadığına inanmak gerekiyor. Bunun için hayata güvenmeyi ve zarar görmeyeceğimizi bilinçaltı düzeyde bilmeye ihtiyacımız var.

HASTALIKLAR

Kanser:
Bu çok yaygın hastalığın kökeninde bizi içten içe yiyip bitiren ve bir türlü çözümleyemediğimiz problemler yatmaktadır. Bu problemleri yaratanlara karşı derin bir öfke ve affedememe söz konusudur. Kanser hastalığına yakalanmış kişilerin bu kronikleşmiş problemleri çözmek yerine her şeyi olduğu gibi bıraktıkları, çünkü değişimin getireceği acıdan kaçtıkları ortaya çıkmıştır. Uzun süren kızgınlıklar, affedememe, çözümlerden kaçınma bu insanları yer bitirir. Hastalık oluşmadan önce, hatta oluştuktan sonra bile, ruhsal nedenler iyi anlaşılırsa kanser ölümcül olmaktan çıkabilir.
İlk adım affetmektir. Geçmişten gelen öfkeyi salıvermek, acılı da olsa değişim gerekiyorsa değişimi göze almak gerekir. Katı yargılardan uzaklaşarak suç veya suçlu aramamak gerekir. Tüm bunlar başarılırsa böyle bir hastalık da oluşmayacaktır.

Kalp Krizi:
Kalp yaşamın merkezinde durur ve bu çok önemli organ en çok sevgi ile var olur. Kalp krizi ve kalp rahatsızlıklarının temelinde sevgi alışverişindeki aksaklıklar yatar. Sevgi alışverişi dengeli olmalıdır. Bir insan sürekli sevgi veriyor ama karşılığında yeterince sevilmediğini hissediyorsa kalpte rahatsızlıklar baş gösterebilir. Sevgiyi sürekli dış kaynaklarda arayan kişi, kendini sevmeyi beceremiyorsa, kendini iyiye, güzel ve sevgiye layık göremiyorsa kalp krizine açık hale gelir. Ayrıca hayattan keyif alamama, hiç bir şeyin zevk verememesi, kısaca neşenin eksikliği de çok tehlikelidir.
Kalp krizi en fazla daha çok para kazanmayı ve mevki uğruna yaşamın zevklerini unutan ve hayatı tatsızlaşan insanlarda görülür. Kalp için yapılabilecek en iyi şey sevmeyi tek bir kişiye ya da şeye bağlamadan yaşamayı başarabilmek, yaşamdan tat almayı hayatın merkezine koymaktır.

Migren:
Baş ağrılarının temelinde kendini acımasızca eleştirme yatıyor. Çelişkili düşünceler ve seks bazlı korkular da baş ağrısına neden olabilir. Bu arada medyumik yapıdaki insanlarda ve enerjitik olarak çok açık olan kişilerde de baş ağrıları görülebiliyor.
Migren ise sürekli negatif enerjilere maruz kalan ve ve bundan kendini koruyamayan kişilerde görülüyor. Aynı zamanda kendini baskın altında hisseden kişilerde ya da özellikle birisinin psikolojik baskısına maruz kişilerde görülebiliyor.
Baş ağrıları ve migren için yaşamınızda size rahatsızlık veren kişileri hayatınızdan çıkarma ve negatif enerjinin yoğunlaştığı yerlere gitmemek çok işe yarıyor.
Konsantrasyon, meditasyon ve rahatlatıcı çalışmaların iyi geldiğini de unutmamak lazım.

ŞİFA OLUMLAMASI ….

Ben bedenimin farkındayım.
Ruhumun farkındayım…
Zihnimin farkındaayım…
Bu alanları bir bütün olarak algılıyoruç
Dengede oluyorum
Kendim ile birim
Ben kendimin şifacısıyım
Bedenime şifa yansıtıyorum
Ruhuma şifa yansıtıyorum
Zihnime şifa yansıtıyorum
Ben kendimin şifacısyım

BİLGE BEDENİNE SOR …..
Çalışmadan önce birkaç bardak su için lütfen…
Ayakta durarak gözlerinizi kapatın ve bedeninize şunu söyleyin.
Bana “Evet”imi göster; beden sizi öne doğru çekecek
Daha sonra tekrar sor;
Bana “Hayır”ımı göster; beden sizi arkaya doğru çekecek…

Şimdi soru sorabilirsiniz…

Cevabını bildiğiniz bir soru sorun… Örneğin adınız; “Özlem”
Sorun… Benim adım “Zeynep” mi?

Ve gözlerinizi kapatarak bedenden cevabı bekleyin….

Daha sonra özellikle sağlığınız ile ilgili merak ettiğiniz soruları sorabilirsiniz.

Bu arada “Evet”te beden arkaya, “hayır”da öne gidiyorsa bedeniniz çok yorgun demektir. Onu dinlendirin….

Kaynak:
Mistikyol

Bitki Alemi, Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evinizin Enerjisini Yükseltin Bolluğu Bereketi Aşkı Çekin…

Başınıza gelmiştir; bazı mekanlara girdiğinizde sebepsiz bir huzur, içeriden yükselen bir neşe gelir doldurur içinizi… Ve bir gülümseme yayılır yüzünüze “burayı sevdim!” dersiniz… Sebebini gündelik zevklerinizle açıklamak mümkün olmaz bazen, sadece “seversiniz”…

ev Bazı kapılardan içeri adım attığınızda ise bir sıkıntı yükselir içinizde, karanlık bir duygu; sebebini tam çözemediğiniz. “Perdeler kapalı ondan mı acaba…” ya da “duvarların renginden olsa gerek…” gibi mantıklı yanıtlar arar zihniniz amma ve lakin doyurucu bir cevap bulamaz… Birinci durumda sorun yok :)  biz ikinciye bakalım… Aslında ne perdelerin örtülü olmasıdır sorun, ne duvarın rengi ne de kapının gıcırtısı… Bir mekana girdiğimizde bedenimizle birlikte ruhumuz da ortamla iletişim kurmaya başlar. Beden-zihin ikilisinin kavrayamadığı bazı frekansları ruh düzlemimizden algılarız. Bu da kısaca mekanın “enerjisidir”.

Bir alanda yaşanmış tüm olaylar, bir çeşit enerji temizliği yapılmadığı sürece orada asılı kalır. İyi enerjiler kadar negatif enerjiler için de durum böyledir. Feng Shui’yi mimari dekorasyon yönergelerinden ziyade bir yaşam tarzı olarak benimsemiş olan Japonlar, bir evin enerjisini anlamak için içeriye bir kedi ya da küçük bir oğlan çocuğu salarlar. Kedi huysuzlanıyorsa enerjisel bir sıkışma var demektir. Yine kedinin gidip kıvrılmayı seçtiği noktaya Feng Shui uzmanları, evin en rahat koltuğunu ya da yatak odası ise yatağı yerleştirirler. Feng Shui ayrı ve çook keyifli başka bir yazı konusu. İyisi mi biz basitçe yeni bir mekan edindiğimizde (ev-iş yeri vb) ilk etapta nasıl temizleyebileceğimize bakalım:

*Otlardan faydalanmak: En kolay erişilebilir olanı adaçayı olmak üzere üzerlik tohumlarını bir tavada tütsülemek. Adaçayı dalını bir tütsülüğe takarak ve ucundan yine bir tütsü gibi yakarak boş evin her köşesinde dolaştırın. Özellikle kapalı köşeler oluşturan kapı arkaları gibi yerlerde bir kaç saniye duraklayın. Adaçayının mis gibi dumanı birikmiş tüm negatif enerjileri yok edecektir. Kapı girişlerine kuru sarmısak asmak da negatif enerjiyi uzak tutmak için kullanılan çok eski bir yöntemdir (hem böylelikle vampir de giremez :)  )

 

adaçayı *Doğal Taşlardan faydalanmak: Kuvars çeşitleri ve özellikle Ametist bu iş için biçilmiş kaftandır. Dağ Kristali, Pembe Kuvars (Rose-Gül Kuvars) diğer kuvarslar gibi negatif enerji emicidir. Ancak enerjiyi üzerlerinde biriktirdiklerinden zaman içinde temizliklerinin yapılması gerekir (akan su altında tutarak veya toprağa gömüp bekleterek). Yine bir kuvars çeşidi olan Ametist ise negatif enerjiyi pozitife dönüştürme gücüne sahip olduğundan temizliğe ihtiyaç duymaz. Çok ağır negatif olaylara maruz kalmadıkça aylarca hatta yıllarca temizlenmeden bulundurulabilir. Bu yüzden mekanlar için daha çok tavsiye ve tercih edilen bir taştır. Yoğun pozitif enerjisi ile mekana güzellik sağlar, üstelik ortamdaki radyasyonu da emer.

ametist *Sesle arındırmak: Tibet Çanağı denilen tahta çubuklu metal çanaklar doğuda mekanları sesle arındırmak için kullanılır. Bunlardan bir tane edinebilirseniz (internetten bulabilirsiniz, hem de Tibet’li sanatçılara destekte bulunmuş olursunuz) ses tınıları ayarlı bu çanakla bir kez ses çıkararak (çanağı alttan tutarak, çubuğu çanağa orta şiddette bir kez vurarak) mekanın titreşimini düzenlemiş oluyorsunuz. Her oda için yapılmalıdır. Bu tür kullanım için piyasadan başka ürünler de bulabilirsiniz. Bazı klasik eserler ve Relax müzikler çalmak da mekanın titreşim düzeyini arttırır.

tibetbowl *Bitkilerden faydalanmak: Uzun süre yeşil yapraklı kalan canlı bitkiler mekanın titreşim düzeyini arttırır. Kaktüs gibi bitkilerinse yerleştirilmelerine dikkat etmek gerekir. Yapma çiçekler ve ölü (kurutulmuş) bitkilerden yaşam alanlarında uzak durmak gerekir.

janet_craig_hchw *Kendi enerjinizle mekanı temizlemek: Evinizde mümkün olduğunca huzurlu ortamlar yaratarak, eski ve gereksiz eşyaları tasnif ederek ya da elden çıkararak, pozitif enerjili insanları ağırlayarak, neşeli huzurlu vakitler inşa ederek evinizin titreşim düzeyini yüksek tutmanız mümkün, üstelik en keyiflisi de bu ;)

Mia♥

*Yazı ilk kez dekorasyonperisi.com/mekani-temizlemek/ adresinde yayımlanmıştır. Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilerek kullanılabilir ;)

Mia’nın Bahçesi sayfasından alınmıştır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Adınızın Baş Harfi Karakterinizi Ele Veriyor!

 

Adınızın baş harfi A ise; eşiniz çok çekici olmalı. Çünkü buna önem veriyorsunuz. 

Adınızın baş harfi B ise; duygusallık ve romantizm ana özelliğiniz. Sevginizi ifade etme kabiliyetiniz kuvvetli.
Adınızın baş harfi C ise; bencilsiniz. Partnerinizi sevmenize rağmen uzun süre sevdiğiniz kişi olmadan da yaşayabilirsiniz.
Adınızın baş harfi Ç ise; çok gururlusunuz. Partnerinize olan düşkünlüğünüz size pahalıya patlayabilir.
Adınızın baş harfi D ise; istediğiniz kişiyi kolayca elde ediyorsunuz. Sıfatlarınız ise, sadık, kıskanç ve bencil.
Adınızın baş harfi E ise; duygunuzu asla tamamen kaybetmiyorsunuz. İhtiyacınız sürekli ilgi.
Adınızın baş harfi F ise; Sıcak ve romantik bir insansınız.
Adınızın baş harfi G ise; sizin için söylenecek iki sözcük: Müşkülpesent ve detaycı.
Adınızın baş harfi H ise; sizi her açıdan zenginleştirecek birini arıyorsunuz.Doğru kişiyi bulduğunuzda ise onun için her şeyi yapabilirsiniz.
Adınızın baş harfi I ise; sorumluluk sahibi birisiniz. Yardım etmeye bayılırsınız. Ama çok cimrisiniz.
Adınızın baş harfi İ ise; sevilmek için yaratılmışsınız. Ama her şeyi hep partnerinizden bekliyorsunuz.
Adınızın baş harfi ise J; romantik olduğunuz söylenebilir ama sizi asıl ilgilendiren şey karşınızdakini baştan çıkarmak.
Adınızın baş harfi K ise; utangaç görünüyorsunuz. Aldatmaktan nefret edersiniz.
Adınızın baş harfi L ise; sevilmekten çok sevmeye önem veriyorsunuz. Biraz maymun iştahlısınız.
Adınızın baş harfi M ise; çok duygusalsınız. Birlikte olduğunuz insanı çocuk gibi koruyup,kolluyorsunuz.
Adınızın baş harfi N harfi ise; mükemmeliyetçi olduğunuz için standartlarınıza uygun birini bulmanız çok zor.
Adınızın baş harfi O ise; para ve güç sizin için çok önemli.
Adınızın baş harfi Ö ise; sizler özel insanlarsınız. Her ne kadar diğer insanlar gibi bu dünyada yaşıyor olsanız da, aslında siz bu dünyaya ait değilsiniz.
Adınızın baş harfi P harfi ise; sizin için hayatın anlamı sosyal statü. Biriyle birlikte olabilmeniz bu nedenle de zor.
Adınızın baş harfi R harfi ise; kendiniz gibi entellektüel ve zeki birine ihtiyacınız var. Aşk, sizin için birçok şeyden önce geliyor.
Adınızın baş harfi S ise; bir kere kalbinizi kaptırdığınız zaman dünyanın en sadık insanı oluyorsunuz.
Adınızın baş harfi Ş ise; fala inanma ama falsız da kalma anlayışına sahipsiniz. Sosyal hayata karşı bir fobiniz var. Yalnız kalmak sizin için mutluluk verici.
Adınızın baş harfi T ise; Aşık olduğunuzda çok çabuk kırılabiliyorsunuz.
Adınızın baş harfi U ise; değer verebileceğiniz birini arıyorsunuz. Sevgilinizi her şeyin üstünde tutuyorsunuz.
Adınızın baş harfi Ü ise; programları sizin için hayatın tek eğlencesi. Sadıksınız. Ancak hiç bir şey istediğiniz gibi gitmiyor.
Adınızın baş harfi V ise; özgürlük ve heyecan peşindesiniz.
Adınızın baş harfi Y ise; bağımsızlık tek sloganınızdır.
Adınızın baş harfi Z ise; aşkın acı çekmek olduğunu biliyorsunuz. Samimi, hassas, duygusal ve hayalperestsiniz.
alıntı…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Çakralarınızın Sağlıklı Olması İÇin…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kulağımızda ki Organlarımıza Dokunarak İyileşelim…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Yüzdeki Şifa Noktaları…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eğer bir insan çok fazla gülüyorsa,o insan içten içe büyük yalnızlık çekiyordur….

 

Psikologlar der ki;
Eğer bir insan çok fazla gülüyorsa, hatta saçma sapan şeylere gülüyorsa; o insan içten içe büyük yalnızlık çekiyordur….
Eğer bir insan çok fazla uyuyor ise; büyük ihtimalle üzgündür, hüzünlüdür.
Eğer bir insan az konuşuyorsa, konuştuğunda ise hızlı konuşuyorsa; o sır saklayacak biridir ve ona güvenebilirsiniz.
Bir insan ağlayamıyorsa; o çok zayıf bir kişiliğe sahiptir.
Eğer bir kişi anormal bir biçimde yemek yiyorsa; büyük ihtimalle çok gergin ve stresli bir haldedir.
Eğer bir kişi ufak şeyler için bile ağlıyorsa ;ya çok yumuşak kalplidir ya da masum olmasına rağmen suçlanıyordur.
Eğer bir insan her şeye çok çabuk sinirleniyorsa; o insanın sevgiye ihtiyacı vardır.Sevgiyle bakan gözler çirkin bir şey görmezler . Onlar hep güzellikleri görmeye niyetlidirler çünkü ♡ ♡

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »