Kendini, Kendine Beğendir Önce…

13344498_1285941301423836_518121955720543012_n[1]

Nazan Arda geçen hafta 55 yaşında öldü. Göğüs kanseriydi.
Ameliyat için gittiği Amerika’da bir göğsü alınmıştı.
Döndükten 11 yıl sonra beyin kanaması geçirdi.
Beyninde de tümör vardı. Peş peşe geçirdiği iki ameliyatın ardından komaya girdi ve kurtarılamadı.
Gazetedeki fotoğrafında, elinde bir ayıcıkla gülümsüyordu.
“Ayıcık”, kendisi 4 yaşındayken vefat eden annesinin armağanıydı.
Arda, oyuncak ayısını 51 yıl boyunca hiç yanından ayırmamıştı.
Karacaahmet’e gömülürken, ayıcığını da yanında toprağa verdiler.

* * *
Burada Arda’yı anmamın nedeni, 11 yıl önce Amerika’ya ameliyata giderken yazıp eşine bıraktığı ölüm ilanı…
Ecel, beklediğinden geç gelmiş, ama boşandığı eşi vasiyete uyup kendi kaleminden vefat ilanını gazetelere vermiş.
İlan şöyle:
“Şu anda Tanrı’ya teslim etmiş olduğum ruhumu, ömrümce tüm sevdiklerim için mükemmeliyetçilik adına çok hırpaladım.
Kendimi sevecek ve özgürlük tanıyacak vaktim olmadı.
Bilmem o çok uğraş verdiğim ‘özel biri’ olabildim mi?
Rahatsızlık vermekten her zaman çekindiğim sizleri bugün (..) beni uğurlamanız için bekliyor, hepinizi çok seviyorum.”
İlanın köşesinde küçücük bir fotoğraf var:
Nazan Arda’nın ayıcığının fotoğrafı…
* * *
Metni okuyunca bunun bir vefat ilanından çok pişmanlık beyanı olduğunu düşündüm. Başkalarını mutlu edebilmek uğruna kendinden vazgeçmiş, “rahatsızlık veririm kaygısıyla benliğini tarumar etmiş, ruhunu doyasıya salıveremeden can vermiş “mükemmeliyetçiler” için kaleme alınmış bir ağıttı bu…
Nazan Arda, uğruna bir ömür adadıklarından, belki de ilk -ve son- kez bir
rahatsızlık” rica edip cenazesine çağırıyordu.
Törene kaç kişi gitti bilmiyorum; ama ilanı verenin, “boşandığı eşi” olması, o çok uğraş verdiği “özel biri” olup olamadığı sorusunu yanıtlıyordu.
Başkalarını seveyim derken, kendini sevecek vakti bulamamıştı. Son yolculuğunda yanında sadece vefakar ayıcığı vardı.

* * *
Arda’nın fizyolojik hastalığına olduğu kadar psikolojik rahatsızlığına da teşhisi Jean Baudrillard koyuyor: (“Tam Ekran”, YKY, 2002, s.10)
Fransız felsefeciye göre, vücudumuzdan bütün biyolojik düşmanları, mikropları, parazitleri atarsak nasıl savunma sistemi bozulan bedende hücreler birbirini kemirmeye başlar ve kanser tehlikesi doğarsa, ruhta da aynı şey oluyor:
“Sürekli pozitif olacağım” diye eleştirel öğeleri benliğinden uzak tutan, negatif duyguları dışlayan her ruhsal yapı, kendi kendini yiyerek felakete sürükleniyor.
Eleştirel düşünce ise, krizi damıtma yeteneği sayesinde bu felaketi önlüyor.
* * *
Benim yukarıdaki ilandan öğrendiğim şu:
Bütün varoluşunu “Beni beğenecekler mi?”, “Beni seviyor mu?”, “Rahatsız eder miyim?” kaygısı üzerine kuruyorsan, bil ki sonun hüsran…
Bir küçük serzeniş, sıradan bir tenkit ya da kadirbilmezlik, acılar pahasına kurduğun o “mükemmel kale”yi yerle bir edebilir.
Ölüm ilanını kaleme alacağına azat et kendini…
Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev.
Eleştir, ki onun için “özel biri” olabilesin.
Kendini, kendine beğendir herkesten önce… Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme.
Acıyı göze al, çünkü Dostoyevski’nin dediği gibi,
“İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır.”
CAN DÜNDAR
29.08.2004

Kaynak: Charlotte Gabayın sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Öfkelenince Neden Bağırırız…

lotus.7[1]

 

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.

Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.
Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?
Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.
“Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,
Eskici bağırır , antikacı bağırmaz,
Söyleyecek sözü, fikri değerli olan bağırmaz,
Bağıran düşünemez düşünmeyen kavga eder…”
Mevlâna

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

ATEŞİN KARŞISINDA NEDEN RAHATLARIZ?

tumblr_mnsix5JzwR1r2v2mso1_500[1]

Çok uzun yıllar önce değil, kaloriferli evlerde yaşamadan önce sobalı evlerde yaşıyorduk. Sobanın dumanından ve temizliğinden bıktık, usandık ve daha modernleşmek için kaloriferleri seçtik. Ama bir şeyi unuttuk, ateşin Ruhsal yapımız üzerindeki etkisini ve yararını.
Çok eski çağlardan gelen ateş yakma ve karşısında oturup seyretme aslında bir “iyileştirme tekniği’dir”. Ateş Ruhumuz için gıdalar’dan bir tanesidir ve olumsuz duygularımızdan bizi arındırır.

Bir kamp ateşin karşısında oturup kendinize doğal terapi uygulayabilirsiniz. Kızgın olduğunuz insanları düşünerek, derin nefes alıp verin ve onlara söylemek istediğiniz ve bugüne kadar söylemeyediğiniz veya itiraf edemediğiniz her duygunuzu ifade etmenizin zamanı. İçinizden her ne duygu geliyorsa, bağırın, çağırın, içinizden küfür etmek geliyorsa, edin ve olumsuz duyguların ateşte yandığını görün. O kişiye veya kişilere neler geçiyor içinizden söyleyerek kendinizi ifade edin ve onları AFFEDİN, daha sonra da bu insanları içinizde bu güne kadar tuttuğunuz için kendinizi AFFEDİN.

Bir kamp ateşiniz yoksa yerine mumlar yakabilirsiniz, veya hayalinizde kapm ateşi yakabilirsiniz ve bu tekniği uygulayın. Arzu ederseniz bu resime uzun uzun bakarak, kendinizi kamp ateşin içinde de hayal edebilirsiniz. Önemli olan siz bu çalışmayı rahatladığınızı hissedene kadar uygulayın.

Kaynak: Bütünsel Sağlık Koçu Nermin Doğruoğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

1891 Yılında Bisikletle Dünya Turu Yapan İki Kafadarın Çektiği Enfes Fotoğraflar

1891 Yılında Bisikletle Dünya Turu Yapan İki Kafadarın Çektiği Enfes Fotoğraflar – Ekşi Şeyler

Bisikletle dünya turu ya da dünya turu benzeri bir şey yapmak birçok insanın hayalidir. Bu hayali gerçekleştiren iki arkadaş, gittikleri yerlerde enfes fotoğraflara imza atmışlar. Onlardan bazılarını Sözlük yazarı ”lawyermih” derlemiş.

william schatleben ve thomas allen‘in 1891 yılında bisiklet ile yaptıkları ve round trip bicycling asia minors ismini verdikleri yunanistan’dan özbekistan’a uzanan tur da bunlardan biridir.

1890 yılında washington universitesi’nden mezun olan iki kafadar marco polo‘dan gaza gelip bir seyahate çıkarlar. önce trenle new york’a varan gençler* sonra londra üzerinden küçük asya ismini verdikleri bu tura çıkarlar. bu turda sırasıyla; yunanistan, türkiye, iran ve günümüzde türkmenistan ve özbekistan olan diyarları dolaşırlar. fotoğraflar 28 ocak 1891- 15 mart 1891 arası çekilmiştir. fotoğrafların en güzel özelliği ise, adeta bir street view tadında olması ve doğrudan insanlar ile beraber çekilmesi. kodak kamera ile çekilen yaklaşık 1200 civarında tarihi fotoğrafların bir kısmı şu şekilde görülebilir;

yunanistan

atina’nın aşağılarında bir sokak sahnesi

türk camii önünde gezginleri bekleyen kalabalık

acropolis’te bisiklet sürmek

türkiye

sultan abdülhamid’in cuma selamlığı

sandal ile boğaza giriş

sultanahmet

ayasofya

galata köprüsü üzerinde

çemberlitaş civarı

beypazarı

sivas

iran

ülkeye giriş kapısı

amerikalı bir misyoner

tebriz’in güney kapısı

halılarıyla meşhur kazvin şehri girişi

türkmenistan ve özbekistan

semerkant’ta toplanan halk

semerkantlı bir berber

taşkent’te bir rus ortodoks kilisesi

hani en başında marco polo’dan esinlenmişler demiştik ya;

buralardan sonra kazakistan’a oradan da gobi çölü üzerinden çin’e kadar gitmişler. nihayetinde şangay üzerinden gemi ile vancouver’a oradan da san francisco’ya 1892 yılında varabilmişler. oradan da new york’a giden gezginler sonunda 1893 yılında tam bir turu tamamlamışlar.

her iki gezgin de ilginç şekilde 1950 yılında vefat etmiş.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beyninizin İçinde “Sil” Komutlu Bir Tuş Olduğunu Biliyor Muydunuz?

 

Bu, beyninizin yeni ve daha kuvvetli irtibatlar kurmak için izlediği hayranlık verici bir yol.

Daha önceki bir söyleyiş vardır “birlikten kuvvet doğar.” Nöronlar (sinir hücreleri) için de bu geçerli. Nöron hareketliliğiniz ne kadar yoğun olursa, hareketliliğin gerçekleştiği bölgedeki devreler de o kadar güçlenir.

Kaynak: http://www.fastcompany.com/3059634/your-…

Bu da “pratik yapmak mükemmeliğe götürür” ifadesini haklı çıkarıyor.

Ne kadar çok piyano çalarsanız, yeni bir dili kullanırsanız veyahutdahokkabazlıkla uğraşırsanız alakalı nöron bağları o kadar güçlenir.

Örnekler saymakla bitmez. İşte Fast Company’den, konunun ayrıntıları:

Öğrenme yetisi yalnızca nöron bağlarını yapmak ve güçlendirmekten ibaret değil.

Yıllardır “öğrenme” konusunun odağı bu olmuştur. Ancak çalışmalar vaziyetin değişik olduğunu gösteriyor. Daha da ehemmiyetlisi daha önceki bağları ortadan kaldırabilme yetimiz ve buna “sinaptik (sinirsel) budama” tecrübe ediyor.

Çalışma prensibine beraber bakalım:

Beyniniz bir bahçe gibi.

Beyninizin bir bahçe olduğunu düşünün. Tabii, çiçek, meyve ya da sebze yetiştirmek yerine “nöron”lar arası sinaptik (sinirsel) irtibatlar yetiştiriyorsunuz.

Bu irtibatlarsa dopamin, seratonin (halk arasında mutluluk hormonları olarak bilinirler ancak çeşitli görevleri vardır) ve benzeri nöro-aktarıcıların (kimyevi taşıyıcı/nöro-hormon) hedeflerine erişmelerini sağlar.

“Gliya hücreleri (sinir hücrelerinin savunucuları)” beyninizin bahçıvanlarıdır.

Belli nöronlar arasındaki sinyalleri hızlandırmak için görev başındadırlar.

Kimi diğer gliya hücreleriyse atıklarla uğraşır, zarar veren maddeleri ortadan kaldırır, ölü yaprakları temizler.

Beyninizin budamadan mesul bahçıvanlarıysa “mikro-gliyal hücreler”dir. Sinaptik (sinirsel) irtibatlarınızı budarlar.

Sualimizse şu, “hangisini budayacaklarını nasıl biliyorlar?”

Araştırmacılar bu gizemin üzerindeki perdeyi aralamaya başladılar ancak bildikleri şey şu ki, az kullanılan sinirsel irtibatlar “C1q” isimli bir protein tarafından işaretleniyor.

Budamadan mesul bahçıvanımız olan “mikro-gliyal” hücrelerse bu işareti gördükleri vakit, o proteinle birleşip, sinirsel irtibatı yok ediyor.

İşte bu şekilde, beyinlerimiz yeni ve daha kuvvetli irtibatlar kurup, bizim için fiziki boşluk oluşturuyor ki daha fazla şey öğrenebilelim.

Uyku neden ehemmiyetli?

Hiç, beyninizin tıka basa dolu olduğunu hissettiniz mi?

Belki yeni bir işe başlarken veyahut ehemmiyetli bir projenin derinliklerindeyken.

Yeterince uyumuyorsunuz, üstüne bir de, daimi yeni bilgi depoluyorsunuz. Bir
nevi beyniniz sahiden “dolu.”

Yeni bir hayli şey öğrendiğiniz vakit, beyniniz irtibatlar inşa eder, ancak bunlar zayıftır, kroki gibidirler.

Beyniniz bu irtibatların çoğunu budamaya ihtiyaç duyar zira daha akıcı, randımanlı sinirsel yollar kurması gerekir. İşte bunu uyurken gerçekleştirir.

Beyniniz, siz uyurken kendini temizler. Beyin hücreleriniz %60 oranında küçülür ki, gliya hücreleri gereksiz sinirsel irtibatları rahat rahat ortadan kaldırsın.

Hiç, güzel bir gece uykusundan uyandığınızda, duru bir zihinle ve hızlıca düşünebildiğinizi fark ettiniz mi?

Bunun sebebi gece süresince beyninizde gerçekleşen budama ve temizlik çalışması.

Öğrenmenizin kolaylaşması hesabına rahat bir ortam oluşmuş vaziyette içeride.

Uykusuz bir beyinle düşünmek, devasa ve yoğun bir ormanda meyve bıçağıyla yolunuzu açmaya çalışmak gibidir. Bıkkınlık verici, yavaş ve verimsiz.

Şekerlemeler de aynı sebepten dolayı düşünsel yetileriniz için çok yararlı.

10 ya da 20 dakikalık şekerleme, beyninizdeki gardiyanların kısa müddetliğine de olsa işbaşı yapmalarını ve yeni bilgi edinimleriniz için alanı temizlemelerini sağlar.

Dinlenmiş bir beyinle düşünmek, İstanbul’un mesai çıkışı trafiğinde tek aracın sizinki olması gibidir.

Yollar bomboş, zaman kaybınız yok, gereksiz duraklamalar geride kalmış.

Sahip olduğunuz bilginin farkında olun.

Aslında, beyninizdeki mevzubahis budama/temizlik işleri gerçekleşirken, kontrolün bir bölümü da sizin elinizde.

Geri dönüşüm kutusuna giden sinirsel irtibatlar, “sizin” kullanmadıklarınız. 

Kullandıklarınızsa güzelce sulanıyor ve bakımdan geçiyor. Neyi düşündüğünüze bu yüzden dikkat etmelisiniz.

Şayet Game of Thrones’un sonuna konusunda çok fazla kuram okursanız ve işinize yeterince odaklanmazsanız, tahmin edin hangi sinirsel irtibatlar silinmeleri adına işaretlenecek?

Şayet işyerinden biriyle aranız bozuksa ve ona gününü göstermek adına ne yapabileceğinize kafa yorarsanız ve elinizdeki asıl işleri ihmal ederseniz, yenilikçi istikametiniz zarar görecek ve intikam düşkünü sinirsel bir hücre hayat bulacak.

Beyninizdeki bu tabii bahçevari sistemin özelliklerinden yararlanın.

Sizin için ehemmiyetli olan şeyleri düşünün. Bahçıvanlarınız bu irtibatları
güçlendirecek ve sizin için ehemmiyetsiz olanları temizleyecekler.

Bahçenizi savsaklamayın 😇

kaynak | MekanikAdam BLOG | MekanikadamBLOG

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cam Tavan Sendromu

501-260[1]

“Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar.
Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar…”

Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları, pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp, 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar…
Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler, zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler, camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler, sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce, deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler!
Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı “hayat dersi”ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin, isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30 cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir. Bu deney, canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir.
Bu pirelerin yaşadıklarına “cam tavan sendromu” denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız, hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir…

İnsan, inandığına denktir!
Yapabileceğini düşündüğü kadardır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir şarkı yaşanan anı ateşleyebilir.

sümbül_23[1]

 

Bir şarkı yaşanan anı ateşleyebilir.

Bir ağaç bir ormanın başlangıcı olabilir.

Bir kuş, baharın müjdecisi olabilir.

Bir gülümseme bir dostluğu başlatabilir.

Bir tokalaşma moralinizi yükseltebilir.

Bir yıldız, denizde bir gemiye yön gösterebilir.

Bir tek kelime, büyük bir ideali anlatabilir.

Bir huzme güneş ışığı, bir odayı aydınlatabilir.

Bir mum, karanlığı… yırtabilir.

Bir gülüş, hüznü fethedebilir.

Bir adım, uzun bir yolculuğu başlatabilir.

Bir dua, bir kelimeyle başlar.

Bir umut ışığı ruhumuzu besleyebilir.

Bir dokunuş, ne kadar önemsendiğinizi hissettirebilir.

Bir ses, bilgelikle konuşabilir.

Bir yürek, gerçek olanı anlayabilir.

Bir yaşam, çok şeyi değiştirilebilir.

Görüyorsun ya… Her şey sana bağlı!.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Allah beni kurtarır

gok-gurultulu-yagmur-sesi-10-saat_8393803-360660_1280x720[1]

Köyde herkes tarafından çok sevilen bir adam varmış. Fakat kader ve dua anlayışı biraz farklıymış.

Bir gün yaşadığı köyde sel felaketi yaşanmış. Herkes köyü terk ediyormuş. Ama bu adam yerinden kımıldamıyormuş. Sonunda en yakın arkadaşı arabasını evinin önüne çekerek kendisine selenmiş, “Haydi arabaya atla, köyde kimse kalmadı, barajın kapakları patları ve büyük sel olacak haydi gel” demiş. Ama adam “Allah beni kurtarır sen git” demiş.

Sonra sular artmaya başladı, yardıma gelen bir kayığı ve onun ardından gelen başka bir kayığı da reddetmiş. Yine “Allah beni kurtarır” diyerek istememiş.

Sular o kadar artmıştı ki, evin bacasına çıktı ve yardıma gelen bir helikopteri de aynı şekilde geri çevirmiş. Sonra da boğularak ölmüş.

Allah katına yükselince merakla sormuş:
“Allahım sana güvenmiştim, niçin benim dualarımı kabul edip beni kurtarmadın” demiş.
Karşılığında şu cevap gelmiş: “Denedim hem de çok denedim, önce sana arabasıyla komşunu gönderdim.

Sonra bir kayık ve ardından bir başka kayık daha gönderdim. Ama sen kabul etmedin. En sonunda helikopter gönderdim ama onu da kabul etmedin.”

İşte aynen bazen böyle olmuyor mu bu hayatta? Eminim siz de biraz düşünseniz benzer şeyler yaşamışsınızdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Muhammed Ali’nin Söylediği 15 Önemli söz

1_d[1]

 

1.Alt tarafı bu da bir iş. Otlar büyür, kuşlar uçar, dalgalar kumları yalar. Ben de insanları döverim.
2. Şampiyonlar salonlardan çıkmaz. Şampiyonlar içlerinde tutku, hayal ve amaç olan insanlardan çıkar.
3. Seni tüketen, önündeki tırmanılacak dağlar değil, ayakkabındaki çakıl taşıdır.
4. Hayal gücü olmayan insanın kanatları yoktur.
5. Ön yargı karanlıkta kalmış olmaktan kaynaklanır. Gün ışığı onu arındırır.
6. Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım.
7. Ben bir dövüşçüyüm. Göze göz karşılığa inanırım. Öteki yanağımı çevirmem. Karşılık vermeyen adama saygı duymam. Köpeğimi öldürürsen, kedini saklasan iyi edersin.
8. Keşke insanlar herkesi, beni sevdikleri gibi sevselerdi. Dünya çok daha güzel bir yer olurdu.
9. Zevk mutluluk demek değildir. İnsanı takip eden gölgeden öte hiçbir önemi yoktur.
10. Büyük bir şampiyon olmak için en iyi olduğuna inanmalısın. Öyle olmasan bile, öyle gibi davranmalısın.
11. Aklım kesiyorsa ve yüreğim inanıyorsa, başarabilirim.
12. Çalışmanın her saniyesinden nefret ediyordum fakat kendime hep “Dayan!” diyordum. Bugün çalışacağım ve ömrümün sonuna kadar bir şampiyon olarak yaşayacağım.
13. Gencim, yakışıklıyım, hızlıyım, sevimliyim ve yenilmezim! (Ağır siklet dünya şampiyonu olduğu sırada.)
14.Dünyayı 20’sinde de 50’sinde de aynı gören adam, 30 yılını boşa harcamıştır.
15. Bir hayatımız var, yakında geçmişte kalacak; yalnızca Allah için yaptıklarımız sonsuza dek kalacak.

kaynak: liste list


Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çok Anlamlı Bir Hikaye…

ıssız-ada_164794[1]

Bir yolcu gemisi yolculuk esnasında kopan bir fırtınada batar ve içindekilerden sadece iki adam küçük ve ıssız bir adaya yüzmeyi başarırlar.

Ne yapacaklarını bilemeyen bu iki kazazede Allah’a yalvarmaktan başka çarelerinin olmadığına karar verirler. Fakat kimin duasının daha güçlü olduğunu anlamak için adayı ikiye bölmeye karar verirler ve adada karşılıklı olarak yaşamaya başlarlar.

İlk diledikleri şey yiyecektir. Ertesi sabah, birinci adam kendi tarafında dalları meyve dolu bir ağaç bulur ve ağacın meyvelerinden yer. Diğer adamın alanı ise hala çoraktır!

Bir hafta sonra, birinci adam yalnız olduğu için kendisine bir eş diler. Ertesi gün bir kadın yüzerek birinci adamın tarafına gelir. Diğer tarafta yine hiçbir şey yoktur!

Hemen sonra birinci adam bir ev, giysiler ve daha fazla yiyecek diler. Sihirli bir değnek değmişçesine tüm istedikleri kendisine verilir. Fakat ikinci adam hala hiçbir şeye sahip olamamıştır!

En sonunda birinci adam bir gemi diler böylece karısıyla birlikte adayı terk edebilecektir. Sabahleyin kendi tarafına demirlenmiş bir gemi bulur. Birinci adam karısıyla birlikte gemiye biner ve ikinci adamı adada bırakmaya karar verir. Onun hiç bir dileği gerçekleşmediği için Allah’ın nimetlerine layık biri olmadığını düşünür.

Gemi kalkmak üzereyken birinci adam cennetten yankılanan bir ses duyar, “Neden arkadaşını adada bırakıyorsun?”

“Bana gönderilen nimetler sadece bana aittir çünkü onlar için ben dua ettim,” diye cevap verir birinci adam. “Onun duaları kabul edilmedi o yüzden o hiçbir şeyi hak etmiyor.”

“Yanılıyorsun!” diye azarlar ses birinci adamı. “Onun sadece tek bir dileği vardı ve kabul ettim. Eğer etmeseydim sen gönderdiğim nimetlerin hiç birine sahip olamazdın.”

“Allah’ım ne olur söyle bana” dedi birinci adam, “Ne diledi de ona minnettar olmam gerekiyor?”

“Senin tüm dileklerinin gerçek olmasını diledi.”

Hepimizin bilmesi gerekir ki; Bize gönderilen nimetler sadece bizim dualarımızın sonucunda değil bizim için dua edenler sayesinde de gerçekleşir.

Bu göz ardı edilemeyecek kadar güzel bir hikâye…

Benim bugün sizin için duam, tüm dualarınızın gerçekleşmesidir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Anında Kişilik Analizi…Gözlerden Birini Seçin Sonucu Okuyun…

hangi_goz_kisilik_testi[1]

 

1.İçi dışı birsiniz. Açık ve netsiniz. Tanışır tanışmaz insanlara güveniyorsunuz bu da incinmenize neden oluyor.
2.Dünya için çalışan bir hizmetlisiniz. Bu dünya için sorumluluğunuzun bilincindesinizi ve bunu yaymaya çalışıyorsunuz.
3.Geçmişinizde delilikler yapmış bugünlerde durulmuş birisiniz. Huzurlu ve olumlu bir insansınız.
4.Çok kitap okuyup insanları anlamaya çalışıyorsunuz. Bunun mümkün olmadığını hissediyorsunuz ama çabalamaya devam ediyorsunuz.
5.Kapalı kutu gibisiniz. Çevrenizdekilere güvenmeden kendinizi açmıyorsunuz. Gözlemcisiniz.
6.6. Hissiniz çok kuvvetli olayları daha başınıza gelmeden önce hissediyorsunuz. Kırılgan ve hassas bir yapınız var.
7.Risk almayı seven gözüpek ve çılgın bir kişiliğiniz var.Hangi gruba girerseniz girin lider siz olursunuz.
8.Yaratıcı ve geleneklerin dışında yaşamayı tercih eden birisiniz. Sıradışı insanlar ve olaylar sizi çekiyor.
9.Karşınızdakini çok kolay okuyabiliyorsunuz, size yalan söyleyeni annında anlayabiliyorsunuz. İnsanları istediğiniz gibi yönetme yeteneğiniz çok gelişmiş…Kaynak: highprspective.com adresinden çevtilmiştir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nasıl hissedip davranacağıma başkalarının karar vermesine izin vermem.’

Bahar_iei_Papatyalar[1]

Bir iş adamı arkadaşıyla yürürken, her zaman gazetesini aldığı bayide durur. Adama ‘Günaydın’ der güler yüzle. Satıcı ekşi bir suratla ve gayet kaba bir şekilde gazeteyi uzatır. İş adamı gülümseyerek teşekkür eder, giderken de ‘İyi günler’ der.
Arkadaşı şahit olduğu bu kabalıktan şaşkın, ‘Bu satıcı hep böyle kaba mı davranır?’ diye sorar. ‘Evet, ne yazık ki öyle’ diye yanıtlar iş adamı.
Arkadaşı, ‘Peki, sen hep böyle nazik ve kibar mı davranıyorsun bu adama?’ diye üsteler.
‘E…vet’ der iş adamı.
‘Peki, o sana böyle kötü davranırken sen niye ona ısrarla iyi davranıyorsun?’ diye merak eder arkadaşı.
İş adamı gülümseyerek, ‘Onun tavrının benim tavrımı etkilemesine izin veremem. Onun gibi davransaydım, benim davranışımı o belirlemiş olurdu. Günümü ona öfkelenerek berbat etmeye hiç niyetim yok. O mutsuz olmayı seçiyorsa, bunu değiştirmeyi de yine sadece kendisi seçebilir. Ama bir şey kesin. Nasıl hissedip davranacağıma başkalarının karar vermesine izin vermem.’
Her sabah uyandığımda o gün mutlu olmayı seçiyorum. Mutluluğu seçtikçe mutluluğum artıyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Waldo Nerede? Delirmek İsteyenler Buraya

1280x720-1OX[1]
Waldo kimdir ve nedir derseniz, Martin Handford’ın yıllarca uğraşıp kendi elleriyle çizerek yaptığı karmaşık illüstrasyonlarda bulunması istenen karakterdir. Kendisi gözlüklü, kırmızı beyaz renk şapkalı, aynı şekilde kırmızı beyaz çizgili bir süveter ve mavi kot pantolon giyen bir karakter. “Where is Waldo” oyununun zorluğu da resimlerdeki karman çorman yüzlerce kişi arasından Waldo’yu bulmak.  İyi delirmeceler ve eğlencelerrr grin ifade simgesi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Ayak üstünde gösterilen bu noktalardaki rahatsız olan organlarınıza masaj yaparak iyileşin…

13342962_503048546558106_3278111404574430874_n[1]

Dilden Dile Dolaşan Bir Hikaye Varmış…

316757-3-4-4ef56[1]

Dilden dile dolaşan bir hikaye varmış, iki köpeği anlatan:

İki köpek ayrı zamanlarda girmiş aynı odaya. Birisi mutluluktan kuyruğunu sallaya sallaya çıkmış dışarı, diğeriyse sinirden hirlaya hırlaya.

Onları izleyen kadın merak etmiş” bir köpeğ böylesine mutlu edenşey diğerini nasıl böylesine sinirlendirebilr ki?”

Girer girmez odaya şaşırmış kadın. Odanın dört bir yanı aynalarla doluymuş. Mutlu köpek ayna dolu odada ona bakan binlerce mutlu köpek görmüş. Sinirli olan ise ona bakan binlerce sinirli köpek.

O zmaan anlamış kadın; çevremizde gördüğümüz her şey, bizim birer yansımamaız aslında…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »