Yeni dünyanın en haklı öğretisi: “Daha çok satın alma, daha çok yaşa”

Yeni dünyanın en haklı öğretisi: “Daha çok satın alma, daha çok yaşa” | Jabiroo

Yeni dünyanın en haklı öğretisi: “Daha çok satın alma, daha çok yaşa”

Bir dönemin kült filmi Fight Club’ın o mottoya dönüşen repliğini hepimiz çok iyi hatırlıyoruz değil mi?: “Sahibi olduğun her şey, gün gelir sana sahip olur” İşte bu iddialı film repliği, o dönemin dünyasında çok uygulanabilir gelmese de, şimdilerde yaşamın özü sahip olmak değil, deneyimlemek olarak tanımlanıyor.

Peki siz gözünüzle şöyle bir taradığınız, PDF formatındaki kredi kartı ekstrenizin detaylarına en son ne zaman baktınız? Sadece iktisadi planlama yapmaya değil, kendinizi eğilimleriniz ve hayat görüşü üzerinden değerlendirmeye de yarayan bu harcama dökümlerinize detaylıca bakmanızı öneriyoruz. Neden mi? Çünkü eğer, emeğinizle kazandığınız parayı, “daha çok yaşamak” yerine “daha çok sahip olmak” için kullanıyorsanız bir yerlerde yanlış yapıyorsunuz demektir. Bunu sadece biz değil, birçok akademik çalışma da söylüyor:

Colorado University’den Leaf Van Boven ve Cornell University’den Thomas Gilovich’in, 2003 yılında başlayıp tam 12 yıl boyunca ortak yürüttükleri bir araştırmaya göre, insanlar daha çok sahip olmak yerine daha çok deneyim yaşadıkları takdirde, mutluluk ve tatmin oranlarında ciddi bir artış gözlemleniyor. Özetle bu araştırma bizlere “Mutlu olmak için son model bir BMW ya da Apple’ın en yeni ürününü almayı beklemeyin. Çünkü mutluluk, algılarınızın sınırlarına dahil olan yeni deneyimlerde gizli” diyor.

Sahip olma kısır döngüsü

Pek çoklarına göre, mutlak mutluluğa erişmenin anahtarı, normal şartlarda hayalini bile kuramayacağımız büyük bir paraya kavuşmaktır. Yani her sene umutla beklenen yılbaşı çekilişlerinin ve loto oyunlarının bu kadar rağbet görmesi tam da bu sebebe dayanır. Peki aslında “Büyük bir malikane, lüks arabalar, mücevherler, şık bir tekne, hatta bir özel uçak alacağım” hayallerinin gerçeğe döndüğünde mutluluk garantisi vermediğini söylesek?

İşte bu duruma “Easterlin Çelişkisi” deniyor. İktisat profesörü Richard Easterlin’in ortaya attığı bu teoriye göre: “Yüksek gelir, mutlulukla pozitif bir korelasyon içinde olsa da; uzun dönemde gelir artışı mutluluk artışına yol açmaz.” Bu paradoksu kanıtlayan pek çok anket ve araştırma mevcut. Ayrıca psikologlara göre, satın alınan materyal ve malların getirdiği ağır sorumluluklar ve bu varlığı koruma dürtüsü kişiyi anksiyete eğilimli bir ruh haline sokuyor.

Daha çok satın alma, daha çok yaşa!

Yazımızın başında söz ettiğimiz araştırmaya dönecek olursak, 2003 – 2015 yılları arasında 25 – 35 yaşlarında olan kesimin tüketim alışkanlıkları ile şimdiki Y kuşağının tüketim alışkanlıkları arasında oldukça keskin farklar var. Dönemin dünyasında daha çok alışveriş yapmak, daha pahalı restoranlara gitmek ve gayrimenkul yatırımları yapmak popülerken günümüzde bu alışkanlıklar yerini, daha çok seyahat etmeye ve ilginç hobi & alışkanlıklar edinmeye bıraktı.

Örneğin artık minimum bütçeyle maksimum yer görmeye imkan sağlayan seyahat planları Y kuşağının olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Ya da doğum günü / özel günlerde pahalı materyaller armağan etmenin devrinin çoktan geçtiğini söyleyebiliriz. Bunun yerine Y kuşağına mensup gençleri, sevdiklerine workshop, sergi ve konser davetiyeleri ve hatta uçak biletleri armağan etmeyi tercih ediyorlar. Çünkü “anı yaşamak” ile ilgili bilinçlenen yeni dünyanın gençleri, bunun daha çok satın almakla değil, daha çok tecrübe etmekle mümkün olabileceğinin farkındalar.

Peki daha sade ama daha dolu ve mutlu bir yaşam için neler yapmak gerekir?

  • Tasarım ev eşyalarına binlerce Lira vermek yerine, bu eşyaların günün birinde eskiyeceğini aklınızdan çıkarmayın ve tasarruf edin. Daha az eşyaya sahip olmak size paha biçilmez bir özgürlük hissi aşılayacaktır. (Ettiğiniz tasarrufu dünyayı gezmek için harcamaksa işin en tatlı kısmı olabilir!)
  • Giysi, ayakkabı, aksesuar, kozmetik vb… Bu tip eşyalarınızı gözden geçirin ve gerçekten sık kullandıklarınız dışında kalanları ayırıp 2. El eşya satışı yapmaya imkan tanıyan internet sitelerinde satın. Kim bilir belki buradan elde edeceğiniz geliri yeni edineceğiniz hobinizi geliştirmek için kullanabilirsiniz!
  • Teknoloji ve otomobil alışverişi konusunda ölçüsüz davranmayın. Çünkü satın alacağınız otomobilin temel amacının sizi gezdirmek; alacağınız bilgisayar / tabletin temel amacının size yeni dünyaların kapılarını açıp sizi eğlendirmek olduğunu unutmayın. Bu tip materyallere gereğinden fazla para harcadığınızda, bunların keyfini sürmek yerine boyunuzu aşan fatura ve taksitlerle uğraşmak zorunda kalırsınız.
  • Sadece bir defa ya da dönemsel olarak kullanacağınız eşyaları satın alıp sonra bir köşeye atmak yerine, bu eşyaları ödünç almayı / kiralamayı düşünün. “Paylaşım ekonomisi” işte bu tam da bu yüzden var!
Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

RIO OLİMPİYATLARI İÇİN YAPILAN VE REKOR KIRAN DEV SOKAK SANATI 

 

Brezilyalı graffitti sanatçısı Eduardo Kobra, bu sene düzenlenen Rio Olimpiyatları için rekor kıran bir çalışma gerçekleştirdi. Bir sanatçı tarafından yapılan en büyük sokak sanatı olma özelliğiyle Guinness Rekorlar Kitabı’na girme girişiminde bulunuyor.

Sprey boyaları ve kaleydoskopik renkleriyle Kobra, dünyayı Rio de Janeiro’da 190 metre uzunluğundaki sanat eseriyle karşılıyor. 15,5 metre yüksekliğindeki dev eser neredeyse 3,000 metrekare boyutunda ve kendi türündeki dünyanın en büyüğü olarak hatırlanabilecek durumda.

40 yaşındaki sanatçı uzun zamandır yapmak istediği bir şey olduğunu söylüyor ve bu çalışması için 100 galon beyaz boya, 1,500 litre renkli boya ve en az 3,500 sprey boya kullanıyor. Sanatçı ve 4 misafir sanatçıdan oluşan ekip son iki aydır günde neredeyse 12 saat kadar çalışmış.

Eduardo Kobra-elmaaltshift-2

Eduardo Kobra-elmaaltshift-7

Eduardo Kobra-elmaaltshift-1

Eduardo Kobra-elmaaltshift-3

Eduardo Kobra-elmaaltshift-4

Eduardo Kobra-elmaaltshift-5

Eduardo Kobra-elmaaltshift-8

Eduardo Kobra-elmaaltshift-9

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çıkalım şu marketten!

44[1]

 

Markete gittiniz. Yeşil sapları, şık karton kutuları, minik yeşil etiketleri, tek renk, tek ses, tek yürek halleri, yüksek fiyatlarıyla tezgahların yıldızı, kan kırmızı domatesler. Yemediniz mi daha? Yiyeceksiniz! Zira onlar, modern dünyanın gurur kaynakları. “Tatmin olma” duygusu köreltilmiş, “yeter” sözünü defterinden çoktan silmiş insan evladının zeka ürünleri onlar. Onlara şimdi domates diyorlar. Devasa seralarda, tümüyle bilgisayar kontrolünde, topraksız koşullarda (su kültürü) yetişiyorlar. Her birinin köküne birer serum hortumu bağlı, damla damla dökülüyor azotlar, fosforlar, kalsiyumlar…
Hava mı lazım? Pompalar var, suyun içine gerektiği kadar hava basıyor.
Güneş mi lazım? Cıvalı ampuller var, fotosentezi artıran yüksek basınçlı ışık basıyor.
Kuş mu lazım? Aşkolsun! Zamanı gelince, salınıyor bambus arıları içeri, dölleniversinler, kurda kuşa muhtaç olmadan. Çünkü onlar doğanın güvensiz derbederliğine terk edilemeyecek kadar değerliler. Onlar, öbür dünyaya giderken yanımızda götüreceğimiz yatlar, katlar, plazmalar, plazalar…

Hâlâ markettesiniz. Süt içip kemikleri geliştirmek gibi bir inancın peşinde, dolaşıyorsunuz raflarda. O, beyaz sıvının içinde protein, vitamin, bir sürü bakteri, mineral filan olduğunu düşünüyorsunuz. Nasıl söylemeli, bilmem ki? Aramızda kalsın ama, onun içinde artık bir şey yok! İyisi mi bunu size, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ahmet Aydın söylesin: “Süt sağlıklı bir içecekken, raf ömrünü uzatmak için pastörizasyon, yüksek ısı uygulaması (UHT) ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline getiriliyor. Bu işlemlerle sütün içindeki tüm bakterileri öldürülüyor. Pastörizasyon, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engelliyor, sindirim enzimlerini tahrip ediyor, tahrip olan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır.”

Hadi bunları geçtik bir kalem. Siz o sütü veren ineğin başına gelenlerden haberdar mısınız? İnek inek olmaktan çıkalı çok oldu. Ağaç talaşı, mermer tozu dahil önüne konan her şeyi yiyen, bol hormon ve antibiyotikle ayakta durabilen, deri kaplı et parçaları onlar. Günde 100 kilo süt veren inek yaptılar! Ne demek biliyor musunuz bu?

Alışverişe devam
Market arabasını sürmeye devam. Üzümleri gördünüz mü? Sanki bağdan yeni gelmişler. Dipdiri, ipiriler. Nereden geliyor bunlar? Şili’den. Şili mi? Evet! Kaç gündür buradalar? Üç-beş gün oldu. Düşünün, Şili’nin bir köyünde topluyorlar bunları. Uzun yolculuklar sonunda buralara geliyor.

Bir süre bizim manavda bekliyor. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de üç-beş gün daha, bana mısın demiyor mübarek. İyi ama, nasıl? Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela: Dane büyüklüğünü artırır, dane ağırlığını artırır, dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir, tam olgunlaşmada bile daneye parlak sarı yeşil rengini verir, güçlü üzüm çöpüne rağmen dane sıkıca sapa bağlı kalır, bu yüzden yükleme taşıma esnasında danelenme nedeniyle olabilecek kayıplar azalır, dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar, kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir, yüksek kalite ve standart sağlar, raf ömrü uzar.
“Oyy! İçime fenalık geldi, çıkart beni buradan” diye feryatlar eden okura biraz sabır.

Kayseri’ye gittiniz, eh dönüşte adettir memlekete biraz mantı götürülür. En ünlü mantıcının önünde durdunuz. Yol uzun ama mantılar vakumlu paketlerde, hiçbir şey olmaz bunlara. “Taaa Amerika’ya gönderiyoruz biz, hiç merak etmeyin” diyor satıcı. Aldınız birkaç paket, doğru evdeki derin dondurucuya. Günün birinde canınız çekti, attınız mantıları kaynar suya. Ama bu nasıl tat? Kıyması mı farklı, ne? Cahillik içinde yüzen okura bir bilgi daha: O, mantının raf ömrü uzasın diye içine konan azot gazının zamanla gıdayı zehirlemesinden kaynaklanan tat. Şimdilerde adlarına “gıda gazı” diyorlar.

Besinlerin raf ömürlerini uzatmak için içlerini gazla dolduruyorlar. Azot gazı da oksijen istenmeyen durumlarda inert atmosfer oluşturarak gıdaların kısa sürede bozulmasını önlüyor. Mesela, taze etlere de oksijen gazı veriyorlar ki, hep taze, kıpkırmızı görünsün. Yasal bunlar, girin internete “gıda gazı” diye, görün neler yediğinizi raf ömrü uğruna.

Daha durun! Petunya ve karnıbahar geni konmuş mısırlardan yapılan cipsleri de yiyeceksiniz. Geceleri de bahçenizi denizanası geniyle donatılmış buğdaylarla aydınlatacaksınız. Diyebilirsiniz ki, “hep olumsuz tarafından bakma, bu gelişmeler olmasa açlığın önüne geçilemez”. İyi ama açlığın nedeni gıda üretimindeki yetersizlik değil ki! Tam tersine, bugün dünyada gıda üretiminde fazlalık var. Öyle ki, tüm üretilen besinleri toplayıp dünyadaki insan sayısına bölseniz, kişi başına günlük 2720 kilokalori gıda düşüyor. Bu hepimizi besler de, yusyuvarlak bile yapar. Sorun gıda üretiminin yetersizliği değil, aç olanların gıda alacak paralarının olmaması.

Ama, daha da vahimi, biz de o süt, domates, üzüm gibi oluyoruz. Neye ağlayıp neye güleceğimizi birileri bize anlatıyor. Kimi sevip kimden nefret edeceğimizi de. İnsan ilişkilerini artık klavye ve monitor üzerinden kuruyoruz. Tanışmadığımız insanlarla klavyelerle kavga ediyoruz. Gün geliyor, öldürüyoruz. Adına “bilgi” dedikleri rafine verilerle zihnimizi doldurup enselerinde barkod yapıştırılmış mamül ürünler oluyoruz. Bir an önce çıkmak lazım bu marketten, hadi durmayın, acele edin. Çıkın dışarı, “Ben sütçümü, yoğurtçumu istiyorum” deyin. “Eciş bücüş mısırları, yamuk yumuk pembe domatesleri de istiyorum” deyin. “Adını, sanını, derdini tasasını bildiğim manavımı da istiyorum” deyin. Hele bir başlayın istemeye, arkası gelir mutlaka. Benden söylemesi, yoksa yapıştıracaklar barkodu ensenize.

KAYNAK: GIDA GÜVNLİĞİ HAREKETİ

Bitki Alemi, Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 16 Comments »

Dilekleri hazırlayın! Saatte 200 gök taşı kayacak! Perseid Meteor Yağmuru başlıyor!

 

perseidn

 

1992 yılında Dünya’nın yakınlarından geçen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızından arda kalan kalıntılardan oluşan Perseids ya da Perseid gök taşı yağmuru, en bilinen gök taşı yağmurlarından biri. Bu meteor yağmurları, Güneş’in etrafında dönüşü sırasında Dünya’nın bu kozmik toz bulutuna rastlaması sonucu gerçekleştiğinden her yıl aynı dönemde gözlemleniyor.[1]

perseid-meteor-2014

Her yıl Temmuz sonu – Ağustos başı civarında gözlemlenebilen olay en yoğun 12 Ağustos’u 13 Ağustos’a bağlayan gece gözlemleniyor. 1862 yılında keşfedilen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının kalıntıları olan perseuslar, bu yıl 17  Temmuz 24 Ağustos tarihleri arasında gözlenebilecek. Bu şahane olay, Perseus Takımyıldızı bölgesinde gözlemlendiğinden Perseid gök taşı yağmuru adı veriliyor.

Perseid_meteor_and_Milky_Way

NASA Meteor Uzmanı Bill Cooke, bu yıl, eski yıllarda görüldüğü gibi saatte ortalama 80 yerine 150-200 meteor görebileceğimizi belirtiyor. 

perseidz

 

Peki Ne Zaman, Nasıl ve Nerede İzleyebilirim?

perseid

Güneş battıktan sonra saat sınırlaması olmadan bulunduğunuz her şehirden (ışıksız ve şehirden uzak olmanız gözlem şansınızı arttırır) gözleyebilirisiniz. Kısaca, başka bir şehire gitmenize gerek olmadan bulunduğunuz yerde, yüksek ve açık havada gözlem yapabilirsiniz.

perseidn

Herhangi bir gözlem aleti kullanmanıza gerek yok, geniş alanda rahatlıkla görebilirsiniz. Yönünü bulmak için “Google Sky Map” uygulaması ile de Perseus Takımyıldızını rahatlıkla bulabilirsiniz.

perseidc

En basit açıklama ile Kuzey yönünde, karşınıza bakın, maalesef şehir içinde binalardan dolayı erken saatlerde gözlenemeyebilir. Eger gec saatleri beklerseniz rahatça görebileceginiz bir konuma gelecekler.

perseid-meteor-2010

Metoeor yağmuru çok basit bir anlatım ile, Güneş yörüngesinde yolculuk yapan kuyrukluyıldız kalıntıları ile Dünya yörüngesinin kesişmesi sonucu atmosferden mm çapında taşların Dünya yüzeyine hareketi anlamına geliyor. Korkutucu bir durum olmaması ise bu görsel şölen adına mutluluk verici.

perseid-meteor-shower-2012

Kaynak: çokiiya.com

perseidn

 

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bedri Rahmi Eyüpoğlu… Ben Çalışarak Ressam Oldum…

 

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun ilk yapmış olduğu resim, sene 1928 , yer Trabzon…..
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Trabzon 1928

Ölümü ile yarım kalan resim Mor Han, sene 1975.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Mor Han 1975

Resim sergisinde en güzel bölüm otopotrelerdi. Kendisinin, eşinin, aşkının, abisinin.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Otopotre Genç 1933
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Otopotre 1964
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Otopotre 1968
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Atölyede Resim Yaparken 1929

1930’larda Fransa’da tanıştığı ve daha sonra evlendiğinde Eren adını vereceği eşi Ernestine Letoni..

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Eren Eyüpoğlu El Şakakda 1935

BİGÜZEL

seni bigüzel giymişim içime gavurun kızı
bir kurşunda vurdular ikimizi
gün ışır, yaprak titrer, tohum üşür
acı güller kızarır hikayemizi.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Kırmızı Terlik 1946

Çok sevdiği ağabeyi Sebahattin Eyüpoğlu ;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Sebahattin Eyüpoğlu
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Aile 1944

KARA SEVDA

…ve nihayet gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.
Masallarla indi yere
Sebil oldu cümle hikayelere
kara kara kazanlarda kaynadı
Diyar diyar al kanlara boyandı
Türkülerde ateş alev yandı tutuştu
Gördes kiliminde nakış
Minyatür bahçelerinde suret kesildi.
Ve nihayet gelip çattı
Elveda belirsiz bedava sevince
Uçan kuşa eşe dosta elveda
Bütün haşmetiyle gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Yahya Kemal 1948
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Aşık Veysel 1953
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Nasrettin Hoca 1953

KİMİ

kimi güneşle düşünür
Van Gok olur.
kimi yağmurla düşünür
Şopen olur.

kimi iki kere ikiyle…
Aynştayn olur…
kimide sadece insanlarla düşünür
ama sadece insanlarla
işte o eşşoğlueşşek
Adam olur , adam…

Bedri Rahmi Eyüpoğlu  Meryem Palava 1952

Güzel Sanatlar Akademisi’ne misafir öğrenci olarak gelen ve 1946 yılında Alman Hastanesinde Tüberkülozdan ölen büyük aşk yaşadığı Mari Gerekmezyan için yazdığı Karadut şiiri ve resimleri.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut

KARADUT

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.

 

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut

 

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın. 

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut

Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut

Netmiş, neylemiş, nolmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum 

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut 1945

Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu gözünden şehirler ve mekanlar;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu

BÜYÜK ŞEHİRLERİ TAKDİM EDERİM

sana büyük şehirlerden bahsedecegim;
en büyük camiler orda kurulur
en küçük mezarlar orda kazilir
en kara yazilar orda dizilir
yüksek minarelerde sela verilir
civar hanelerde zina edilir
büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum
halbuki küçük köylerin
mezarligi bile yoktur

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Trabzon Manzara 1928

büyük şehirlere bağlanma mehmedim
öyle bir şehre yerleş ki
küçük fakat bizim olsun
sokaklarinda tanimadigin yüz
ensesine şamar atamayacagin kimse dolaşmasin
her agacina elin
her kariş topragina terin degsin
ve kuytu evlerden birinde
senden habersiz ölenler olmasin

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Edirne 1942
Bedri Rahmi Eyüpoğlu İstanbul 1952

PUL PUL

yedi tepeye kurulmuş,  pul pul
gümüş gümüş baliklari, pul pul
işiktan sudan örülmüş
canim Istanbul


Bedri Rahmi Eyüpoğlu Çorum 1952
Bedri Rahmi Eyüpoğlu

TELGRAFIN TELLERİ

telgrafin tellerini arşinlamali
yar üstüne yar seveni kurşunlamali
tam beş defa
kurşuna dizildi Mernuş
ya kurşunu sikan YAR degildi
ya kurşun kurşun degildi
ya Mernuş Mernuş degildi.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Akademi Bahçesi 1938
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Dolmabahçe Saray Bahçesi 1937
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Salıpazarı Evimiz 1938
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Korupark Suadiye 1946
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Dalyan 1943
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Midye Mağara 1972

YALNIZLIK

yalnizligin kadarsin
yalnizligin mis kokmali
yalnizlik dedigin büyük bir zindan
dünyanin en kalabalik zindani
dinden imandan çikarir
ama öyle bir adam eder ki insani

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Misuri 1946
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Gece Kondular 1972
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Korupark 1975

SİTEM

Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim
Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
Yar yar… Seni karasaplı bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım
Yar yar… Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var

Bedri Rahmi Eyüpoğlu kadınları;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Hamam 1936

HÜZÜN

Türküler bitti
Halaylar durdu
Horonlar durdu
Al damar, mor damar, şah damar sustu
Bahçeler put kesildi birer birer
Meyveler salkım saçak taş.
Bir bulut uçardı
Başı boş bedava
Yandı kül oldu.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.
Ağaç büyür arkasında koşamam
Kervan yürür peşi sıra düşemem
Yıldız akar uçsam da yetişemem.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere 1931
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Dünya Güzeli 1931

ÇAKIL

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Talaslı 1944
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Kız Kaçırma 1942
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Kırmızı Bacaklı 1956
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Ana ve Çoban 1957

YIKANSIN GÖZLERİM YIKANSIN

Soyunsun gözlerimin cilasında
İçersinden aydınlanmış tarlalar
Soyunsun beyazlığı içlerinden gelen evler
Soyunsun utancını arzular
Yıkansın gözlerim yıkansın

Soyunsun gözlerimin cilasında
Gelmiş, gelecek bütün kızlar,
Soyunsun hafızanın insan gözü değmemiş yerinde
Sineler, buseler, arzular
Ve bütün bir ömür
Lâhzada harcansın
Yıkansın gözlerim yıkansın

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Köylü Ana 1972
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Adalardan Gelen Yar 1954

Bedri Rahmi ve meslekler;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Boyacık 1957
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Dutçu 1946
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Fotografçı 1944
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Baltabaş Kemençecisi 1970

Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve hayvan sevgisi;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Ebabil Kuşu 1958
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karabaş 1946

Bazı resimlerinde şiirler de var.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Arzulandıkça Kulun 1961
Arzulandıkça Kulun, Arzulandıkça Kölen
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Yunus Emre 1970
Kimi Masum Kimi Güzel Yiğitler Ne Söylerler Ne Bir  Haber Verirler
Bedri Rahmi Eyüpoğlu 1952

KARINCA KADERİNCE

Her nefes kanımı yıkanmış bulur
Her yaprak canımı hazır
Bu yosun bu deniz bu nur
Bu ten gürül gürül yanmalıdır

Ayı ininden
Yılan deliğinden
Arzular salkım sacak yerli yerinden
Sökülüp Yaşanmalıdır

Karınca Kaderince
Bu can meşrebimce harcanmalıdır

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Çentik 1966

ÇENTİK

Canım benim
Canımın çentiği balım
Cennet şuracıkta

Diğer resimleri;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Mavili Ağaç 1974
Bedri Rahmi Eyüoğlu Hayat Ağacı 1946

İSTİDA

Yarab! Insan ogullarindan çektigim yeter
Gök yüzünden benim hisseme düşeni ver
Altina diledigim gibi ömrümü sereyim
Mendil kadar olsun tarlami ayir
Beni doyuracak agaci göster
Rabbim! Insan ogullarindan çektigim yeter
Yalniz senin ellerin gezinsin ömrümde
Beni yalniz sen mahkum eyle sen azat
Ve yalniz sen canimi iste benden ki
Nereye saklayacagimi şaşirmadan vereyim

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Vakko Çiti 1972
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Nato Motifi 1958
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Yavuz Geliyor Yavuz 1932
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karagözün Gemisi 1957
Bedri Rahmi Eyüpoğlu El ve Ayak İzleri

İyiki bu topraklarda Bedri Rahmi Eyüpoğlu el ve ayak izlerini bırakmıştır.

KAYNAK: BENGİ ÖZKAN

Kronik yorgunluk sendromunun bağırsak florası ile bağlantılı olduğu keşfedildi

 

Kronik Yorgunluk Sendromu nedir? Altı aydan daha uzun süre devam eden, uyuma ve dinlenme ile geçmeyen aşırı fiziksel ve zihinsel yorgunluğa Kronik Yorgunluk Sendromu (KYS) adı verilir. Kronik Yorgunluk Sendromu sadece bir yorgunluk olmakla kalmayıp kas ağrısı, baş ağrısı, boyun ağrısı, eklem ağrısı, uyku bozukluğu gibi sorunları da beraberinde getiren kompleks bir hastalıktır.[1] Hastalığın kesin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte aşırı stres, beslenme alışkanlığı, genetik yatkınlık ve viral enfeksiyonlar gibi faktörlerden şüpheleniliyor.

Hastalığın sebebinin tam olarak bilinmemesi doktorların hastalığa kesin teşhis koymasını zorlaştırıyor. Bu yüzden  doktorlar, Kronik Yorgunluk şikayeti ile gelen hastaların yapılan muayenesinde somut bir bulguya rastlamazsa, hastalığın ya psikolojik ya da kuruntudan kaynaklandığı yargısına varıyorlar ki, bu yaklaşımın doğru olmadığı ilerleyen zamanda anlaşılıyor.

yorgunluk-salturk

Son zamanlarda Kronik Yorgunluk Sendromu hakkında yapılan araştırmalar hastalığın net bir şekilde biyolojik nedenlerden kaynaklandığını gösteriyor. Bu konuda yapılan araştırmalardan bazıları Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının beyninde karakteristik anormallikler [2] ile bağışıklık sisteminde önemli değişiklikler olduğunu gösteriyor.[3]

Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının bağırsak florasında keşfedilen değişiklikler

Cornell Üniversitesinden Ludovic Guilloteaux ve ekibinin 48 Kronik Yorgunluk Sendromu hastası ile 39 sağlıklı insanın dışkı ve kan örneklerini karşılaştırarak yaptığı araştırma, bağırsak florası ile Kronik Yorgunluk Sendromu arasında şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir bağlantının olduğunu gösteriyor.[4] Ludovic Guilloteaux ve ekibi, bu araştırma için deneklerden aldığı dışkı ve kan örneklerinde bağırsak bakterilerinin DNA’ları ile kanda bulunan beş farklı inflamasyon belirteçlerin konsantrasyonunu ölçtüler.

Bağırsaktaki bulgular

yorgunluk-salturk2Bağırsaktaki bulgulara geçmeden önce konunun daha iyi anlaşılması için kısaca Bağırsak florasından bahsetmek gerekiyor. Bağırsak florası, sindirim sisteminde yaşayan ve vücuda alınan gıdarı sindirme ile görevli sayıları 10 milyon ile 1 katrilyon arasında değişen yaklaşık 500-1000 değişik türdeki mikroorganizmanın genel adıdır.

Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin %98’i faydalı bakterilerden oluşur ve bunlar bağırsakta kaldığı müddetçe faydalı görevlerine devam ederler. Eğer bu bakteriler bir şekilde bağırsaktan kana geçerse iltihabi reaksiyonlar başlayarak kişinin hastalanmasına sebep olur.[5]

Bağırsak florasının azlığı veya belirli bakterilerin bağırsakta bulunmaması Crohn hastalığı gibi kronik ve iltihabi bağırsak hastalıklarının ortaya çıkmasına yol açar. Bu bakımda bağırsak florasındaki bakterileri gerek sayısının gerekse çeşidinin eksilmemesi önemlidir. Guilloteaux ve ekibi yaptıkları bu araştırma ile Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının bağırsak florasında sağlıklı insanlara göre daha az mikroorganizmanın bulunduğunu ve var olanların da daha az hareketli olduğu tespit etti.

 

Kandaki bulgular

Kronik Yorgunluk Sendromu bulunan hastaların kanında bir inflamasyon belirteçi olan Lipopolisakkarit-Bağlayıcı Protein (LBP) seviyesinin yüksek olduğu gözlendi. Bu durum, hastanın bakteriyel bir enfeksiyonla karşı karışıya olduğu anlamına geliyor. Lipopolisakkarit-Bağlayıcı Protein (LBP), bakteriyel enfeksiyonu fark ederek vucudu savunma için alarma geçirir. Yani LBP‘nin kanda yükselmesi bağışıklık sisteminin bakteriyel bir enfeksiyona karşı verdiği doğal bir yanıttan başka bir şey değildir.

Bakteri kana nereden ve nasıl geçiyor

Sağlıklı bir bağırsak duvarından kana bakteri, mantar, parazit ve toksik atıkları geçemez. Çünkü bağırsak duvarının yapısı buna müsade etmez. Ancak hasarlı bağırsaklarda (sızıntılı bağırsak, ingilizce: leaky gut) veya Geçirgen Bağırsak Sendromu hastalarında bakteriler ve toksik maddeler bağırsak duvarından kana sızar kanı enfekte eder.

Yapılan bu araştırmadan elde edilen önemli başka bir bulgu ise, Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının bağırsak duvarının geçirgen olduğu ve bağırsaklarda bulunan bakterilerin kana geçerek iltihaplanmaya sebep olduğunun keşfedilmiş olması.

Tedavide yeni umut

Şu ana kadar Kronik Yorgunluk Sendromunun etkili bir tedavisinin olmaması hastalık hakkında somut biyolojik delillerin olmamasından kaynaklanıyordu.

 

Guilloteaux ve ekibi bu araştırma ile kronik yorgunluk sendromu olan hastaların bağırsaklarında daha az sayıda bakterinin konakladığını, bağırsak duvarlarının geçirgen olduğunu ve bu nedenle bağırsaktan kana bakteri geçişi olduğunu, bunun da kanda iltihabi reaksiyonların ortaya çıkmasına sebep olduğunu keşfettiler. Bu önemli keşifle birlikte Kronik Yorgunluk Sendromu teşhisinin  kan ve dışkı testi ile çok daha kolay bir şekilde tespit edilebilmesinin yolu açılmış oldu.

Sonuç

Bağırsak florası ve bağırsak duvarındaki bu değişimin Kronik Yorgunluk Sendromunun ortaya çıkmasında sebep mi yoksa sonuç mu olduğu şimdilik tam olarak bilinmiyor ama araştırmayı yürüten Giloteaux konu hakkında yaptığı acıklamada, geliştirilecek ilaç ve uygun diyet planları ile bağırsak florasının tekrar dengeye sokularak hastaların normal yaşantıya dönebileceklerini umut ettiğini belirtti.

Mehmet Saltürk

kaynak: medical akademi

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Kosta Rika’dan özgürlük sesleri: Hayvanat bahçeleri kapanıyor

Bulunduğumuz yılın ilk gününden bu yana enerji ihtiyacının tamamını temiz enerjiden karşılayan, avcılığı yasaklayan ve uzun yıllar önce askeri kurumlarını kaldıran Kosta Rika, hayvanat bahçelerinin kapatılacağını duyurarak bir ilke daha imza atıyor.

Yıllardır hayvan savunuculuğu yapan toplulukların hayvanat bahçeleri için söylediği tek bir söz vardır, o da “hapishane”. Hayvanların insanların keyfi sebeplerinden kaynaklı kafesler ardında bir yaşam sürmesine mahkum edilmesi. Hayvanlar tarafından olaya bakıldığında tüm ömürlerinin özgürlükten yoksun, küçücük alanlara mahkum geçmesinden ibaret. Tüm bunların farkına varan bir ülke var artık; Kosta Rika. Daha önceleri ordusunu lav ederek ödeneğini ekoturizme ayıran ve spor amaçlı avcılığı yasaklayan Kosta Rika bir ilke daha imza atıyor. Kosta Rika Devleti tüm hayvanat bahçelerinin kapatılacağını duyurdu.

Hayvanat Bahçeleri Kosta Rika 2

Biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir ülke olan Kosta Rika, dünyada bilenen türlerin yüzde 4’üne ev sahipliği etmekte. Ekolojiye verdiği değer ve hayvanlara olan hassasiyetiyle dünya ülkelerinin çok ilerisinde bir profil çiziyor. Bir ordusu yok. Askeri ödenekler ekolojik turizme aktarılmış durumda. Spor amaçlı avcılık da yasaklar listesinde bulunuyor. Bunların yanı sıra hayvanlara özgürlük tanımak için yeni adımlara imza atacaklarını da belirtiyorlar ve bunun için ilk adım olarak hayvanat bahçelerini (hapishanelerini) kapatarak işe başlamış durumdalar.

Kosta Rika Çevre Bakanı Rene Castro yaptığı açıklamada; “Kafesler ve yapay hayattan kurtararak hayvanları biyoçeşitliliğe katmayı planlamaktayız. Biyoçeşitliliği artırmak için doğal birçok botanik park yapmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

Hayvanat Bahçeleri Kosta Rika 3

Siz de bir adım atın ve zihninizdeki kafesleri kırın!

Alınan karara rağmen ülkede mevcut olan anlaşmalı iki hayvanat bahçesinin bu karar dışında kalacağını belirten yetkililer, 10 yıl gibi bir süreçte bu iki hayvanat bahçesinin de kapatılacağını belirtti. Bunun yanı sıra ilgili hayvanat bahçelerindeki mahkum canlıların doğal yaşama ayak uydurabilmesi ve habitatlarına geri dönebilmeleri adına bir doğal yaşam parkı üzerinde çalıştıklarını da sözlerine ekledi. Bugüne kadar esaret altında yaşamlarını sürmüş hayvanların gerçek doğaya alışma süreçlerini yakından takip ederek sonunda özgürlüklerine kavuşabilmelerini sağlayacaklarını da dile getirdiler.

Bu adımın tüm dünyadaki diğer ülkelere hayvan özgürlüğü adına örnek teşkil edeceğini umut ediyoruz. Hayvanların hisli varlıklar ve kendi yaşam alanlarına ait canlılar olduğunu yıllardır dile getiriyoruz. Keyif amaçlı hiçbir canlının parmaklıklar ardında bir ömür geçirmesini istemeye hakkımız yok. Hayvan hapishaneleri hayvan sevgisi aşılanacak yerler olmadı, olmayacaklar. Siz de bir adım atın ve zihninizdeki kafesleri kırın! Sonrasında hayvanat bahçelerine gitmek zaten istemeyeceksiniz

kaynak: gaia dergi

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pazarcı babanın şampiyon kızı: Ayşe Begüm Onbaşı

begum-onbasi-09-07[1]

 

 

 

Güney Kore’deki Aerobik Jimnastik Dünya Şampiyonası’nda altın madalya kazanan Ayşe Begüm Onbaşı’nın babası, pazarcılık yaparak kızına bakıyor.

15-17 yaş kategorisinde Aerobik Dünya Şampiyonu olan Ayşe Begüm Onbaşı göğsümüzü kabarttı. Genç sporcumuz ailesinin büyük fedakarlıklarıyla başarıdan başarıya koşuyor.

Ali ERDOĞAN / ÖZEL HABER

Ayşe Begüm Onbaşı’nın daha önce Akhisarspor’da futbol oynayan babası Serkan Onbaşı ailesinin geçimini pazarda tekstil ürünleri satarak sağlıyor. Anne Seçil Onbaşı ise geçmişte atletizm ve voleybol sporuyla uğraşmış.

İLGİLİ HABERAyşe Begüm Onbaşı dünya şampiyonu olduAyşe Begüm Onbaşı dünya şampiyonu oldu

100 KİLOMETRE YAPIYORDUM

SÖZCÜ gazetesine konuşan Serkan Onbaşı, kızının Akhisar Anadolu Lisesi’nde okuduğunu, antrenmanları ise Manisa’da yaptığını ifade etti. Fedakar baba, “Kızımı sabah Manisa’ya bırakır, idman sonrası alıp tekrar Akhisar’a dönerdim. Günde 100 kilometre yol gider gelirdim” dedi. Baba Onbaşı, Jimnastik Federasyonu Başkanı Suat Çelen’den büyük destek aldıklarını da ifade etti.

AYŞE BEGÜM ONBAŞI KİMDİR?

Dünya starı Türk jimnastikçi Ayşe Begüm Onbaşı, Manisa’nın Akhisar ilçesinde yaşıyor. Ayşe’nin Anne babası pazarcılık yaparak geçimlerini sağlıyor. Tekstil ürünleri satan Onbaşı Ailesi’nin ilk ve tek göz ağrısı. Bütün aile, altın madalya kazandığı için biricik kızlarıyla gurur duyuyor. Ayşe Begüm Onbaşı’nın elde ettiği başarıda ailesinin desteği çok büyük. Onu küçük yaşlarda önce bale kursuna, 8 yaşında ise belediyenin jimnastik kursuna yazdıran anne babası, onun en büyük sevgi ve motivasyon kaynağı.

kaynak: sözcü gazetesi

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pazar Eğlencesi… Ben Sevişken Akbabayım… Ya Sen?

IMG_9961

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Işıl İpekçi Yaz Cümbüşü Sergisinde Melekler Ve Renkli Tesbihleriyle Sizlerle…

Işıl İpekçi dünya tatlısı bir insan. İçi dışı biri, akıllı, kültürlü ve kendini özellikle melek tasarımlarına adamış. .Ayşe Takının  organize ettiği ”Yaz Cümbüşü”  karma takı sergisinde de bizlerle beraber. Sergi Rio De Janerionun plajlarında dolaşan seyyar mayo satıcılarından esinlenerek başlamış ve giderek genişlemiş. Tarçın çubuklarından, kağıtlardan, mandallardan, havuz taşlarından, ipek kozalaklarından  yapılmış kolyeler insanın yaratıcılığının sınır tanımadığının işareti.

Hem sergiyi gezip ufkunuzu açmak heö de sizi koruyan ve kollayan meleklerden almak istiyorsanız Ayşe Takı’ya mutlaka yolunuzu düşürün.

Işıl İpelçi cep tel:0536 508 19 73

Ayşe Takı: Valikonağı Cad. Şakayık Sk. Tuna Palas apt. N.53 n.TAŞI

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ali Kartal Ressamların Ressamı…

Manzara resimlerinde üstüne tanımadığım ressamlardan biri Ali Kartal…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İLAHİ MAHKEME

Bir adam ölmüş ve öbür dünyada yargılanmak üzere sırasını bekliyormuş. Sıra kendisine gelip mahkeme salonuna girdiğinde bir de ne görsün? Yargıç kürsüsünde bir insan oturuyor. Tanık sandalyesinde ise Tanrı yerini almış. Adam şaşkın, “Aman Tanrım, bu nasıl oluyor? Beni senin yargılayacağını sanmıştım. Oysa orada hakim olarak bir insan oturuyor.” Tanrı gülümsemiş, “Ben hiçbir zaman sizi yargılamadım. Sonsuz sevgimle, ne yapmayı seçtiyseniz, sizi seçiminizde özgür bıraktım. Bana yargılamak değil, sevmek yakışır. Çünkü ben saf sevgiyim. Sizi kendimden yarattığım için sizi yargılamak kendimi yargılamak olur.

Ayrıca benim yargılamama ne gerek var ki? Her şeyi bilen ben sadece burada tanıklık ediyorum. Dünyada olduğu gibi burada da insanlar tarafından yargılanıyorsunuz. Birazdan salonu hayattayken, senin zarar verdiğin, hoşgörülü davranmadığın, yargıladığın, kalplerini kırdığın insanlar dolduracak. Onlara kendini affettirmeye çalış. Onlar seni affederse ne ala. Çünkü cennetin yolu onların affından geçiyor.” demiş. Adam merakla sormuş: “Peki ya affetmezlerse ne olacak? “Tanrı yine sevgiyle gülümsemiş,

“Ben cenneti de, cehennemi de yeryüzünde yarattım. Seni tekrar yeryüzüne göndereceğim. Orada öyle bir yaşam süreceksin ki, tüm yaptığın kötülükler, verdiğin zararlar sana aynen yaşatılacak. Yani ettiğini bulacaksın. Ama bunun amacı sana ceza vermek değil. Sadece o insanların hissettiklerini bizzat yaşayıp anlaman, yaptığın kötülüklerin bilincine varman. İşte o zaman sen kendini affetmiş olacaksın.” Adam bir süre düşünmüş, “Peki, cennet nasıl bir yer?” diye sormuş Tanrı’ya.

“Cennet, bir yer değil, bir bilinç düzeyidir evladım. Dünyada mutlu, huzur ve sevgi dolu, insanlara destek olmaktan haz duyan, yarattığım canlı ve cansız her varlığa saygı göstermeyi bilen insanlar var ya, işte onlar, dünyada cenneti yeniden yaratmaları için geri gönderdiğim cennetliklerdir.Cennet de dünyadan başka yerde değil.” demiş Tanrı.
“Ama kutsal kitap bana öyle öğretmedi.” diye karşı çıkmış adam.”Kutsal olan tek şey yaşamdır. Ben o kitapları kutsal kılmadım. Siz kıldınız. Her şeye sevgi ile bakmasını bilerek yaşayan insan, en büyük ibadeti yapandır.” demiş Tanrı. “Peki dünyaya döndüğümde doğru yola görmemde yardımcı olacak mısın?” diye sormuş adam.
“Ben bunun için siz insanların içine “vicdan” denen bir pusula koydum. Eğer bu pusulanın etrafına ördüğünüz kalın bencillik duvarlarını yıkarsanız, vicdanınızın yani benim sesimi kolaylıkla işitebilirsiniz.” “Peki biz insanlara ne kadar yakında bulunuyorsun?” diye sormuş adam.
“Hem size şah damarınızdan daha yakınım, hem de düşman olduğunuz kadar sizden uzağım.” demiş Tanrı. “Çünkü düşmanlarınız da Ben’im. Siz de Ben’im.” “Yani mahkeme salonunda insanlara hiç mi hesap sormuyorsun Tanrı’m?” “Sadece iki sorum oluyor tüm insanlara.” diye gülmüş tanrı. “Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz? Ne kadar bilgi kazandınız?”****

Alıntı

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Işıl İpekçi’nin (0536 508 19 73) muhteşem melek tasarımları sizi korumak ve kollamak için tasarlandı…

 

Işıl İpekçi’nin (0536 508 19 73) muhteşem melek tasarımları sizi korumak ve kollamak için tasarlandı…

Ben de Baş Melek Mikael ve Baş Melek Rafael var. Bana uygun en uygun melek hangisi diyorsanız Işıl Hanımı ( 0536 508 19 73) aramanız yeterli. Üstelik ay sonuna kadar Ayşe Takı Galerisinde kendisini ziyaret edip hem size uyan meleği almanız mümkün  hem de ”Yaz Cümbüsü Segisindeki” eserlerini görmeniz…

Ayşe Takı GalerisiValikonağı Cad.Şakayık sok Tuna Palas apt. n.53 Teşvikiye

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ali Kartal Taboları….

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Phileppe Halsman ”Dali Atomicus”

6071998_1_l[1]

Dali ‘yi sevipte yol arkadaşı fotoğrafçı Halsmanda bahsetmemek olmaz. 1948 tarihli bu foto ortak çalışmaları arasında beni en çok etkileyendir.

Dali Atomicus, ABD’li fotoğrafçı Philippe Halsman’ın 1948 tarihli eseri. Fotoğrafta İspanyol ressam Salvador Dalí, kapalı bir odada, çeşitli eşyalar ve üç canlı kediyle birlikte havada asılıymış izlenimi verecek şekilde betimlenmiştir.

Gerçeküstü bir içeriğe sahip fotoğraf photoshop gibi çeşitli resim düzenleme yazılımlarının henüz var olmadığı bir dönemde, asistanların yardımıyla ve canlı çekim yoluyla üretilmiştir.

Fotoğrafta arka planda Salvador Dalí havaya zıplamış olarak görülür. Önünde, üzerinde belirsiz bir resim bulunan bir şövale vardır. Resmi sağ tarafında ise, Dalí’nin henüz tamamlanmamış olan Leda Atomica isimli tablosu yer alır. Fotoğrafa verilen Dali Atomicus ismi, bu tabloya bir göndermedir.

Ön planda ise sol tarafta havada asılı duran bir sandalye vardır. Sol taraftan bir kova su, sağ taraftan ise üç canlı kedi havaya fırlatılmıştır. Kedilerden yüksekte olanı suyun içinden geçerken, diğer ikisi havada yan yana asılıdır.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »