Yaşlı bir adam emekliye ayrilir ve kendine bir lisenin yaninda kucuk
Bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kac haftasini huzur icinde gecirir ama sonra ders yılı baslar.
Okulların açıldığı ilk gun, dersten cikan ogrenciler yollarının üzerindeki
her çöp bidonunu bagirip, cagirarak tekmelerler.
Bu çekilmez gurultu günler sürer ve yaşlı adam bir onlem almaya
Karar verir. Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklasirken,
kapısının onune çıkar onları durdurur ve:
"Çok tatlI cocuklarsiniz, cok da egleniyorsunuz. Bu nesenizi
Sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yasindayken ayni sekilde
Gürültüler çıkarmaktan hoslanirdim, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz.
Eğer her gün buradan geçer ve gurultu yaparsaniz size her gun 1
Dolar vereceğim" der. Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gurultuyu sürdürürler.
Birkaç gün sonra yaşlı adam yine cocuklarin onune cikar ve onlara şöyle der:
"Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye basladi bundan boyle size
sadece 50 sent verebilirim."
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gurultuye.
Aradan birkaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karsilar onlari:
"Bakin" der, "Henuz maasimi alamadim, bu yuzden size gunde ancak 25
Sent verebilirim, tamam mı?"
"Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Gunde 25 sent icin bu isi
Yapacağımızı sanıyorsanız yaniliyorsunuz. Biz isi birakiyoruz."
İskoçya’da adı Fleming olan yoksul bir çiftçi yaşıyordu. Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Beline dek bataklığa batmış çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor, bir yandan da avazı çıktığı denli bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli biri indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini ve “Oğlumun kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming “Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıda çiftçinin küçük oğlu göründü. “Bu senin oğlun mu?” sorusuna çiftçi gururla “Evet!” dedi. Kurtarılan çocuğun babası, “Gel seninle bir anlaşma yapalım” dedi. “oğlunu bana ver iyi eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ileride gurur duyacağın bir kişi olur.” Bu konuşmalar sonunda Flenming’in oğlu iyi bir eğitim gördü Londra’daki St. Mary’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını Penisilin’i bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı? Pensilin! Aristokratın adı: Rondolph Churchill. Oğlunun adı: Winston Churchill. Kurtaran Doktor: Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming Herşeyi beklemeden verin, karşılığı nasıl olsa gelecektir…Alıntı
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan… Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık… Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır. Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek… Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle… En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır. Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır. “Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır. Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram… Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır. Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram.. Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur. Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır. Her gününüz bayram olsun..! Can Yücel
Bu hayatta hepimiz bir şeylerle sınanıyoruz. Kimimiz işle, kimimiz sağlıkla, kimimiz aşkla ve ilişkilerle…İşte ben ilişkilerle sınananlar kümesindeyim😊
Zaman geçtikçe, ilişkileri analiz ettikçe, ders almam ve dönüştürmem gereken şeyleri daha iyi anlamaya başladım ama geri dönüp geçmişi düzeltemeyeceğime göre tek çare önümde kalan maçlara bakmak ve ilerlemeye devam etmek…
İşte tüm bu tecrübeler de “ben yandım bari sen yanma şeklinde” yazıya dökülmeye başlasın o zaman.
İlişkilerde hem kendimde hem de başkalarında gördüğüm en yaygın davranış şekli şu: “Aman partnerimle ilişki devam etsin, aman kırılmasın, aman kaybetmeyeyim, aman gitmesin” derken partner zaten her şeye evet denmesinden sıkılan bir ruh haline giriyor.
Ama benim vurgulamak istediğim bu değil. Vurgulamak istediğim ve çarpıcı olan şey şu: İçimizde söyleyemediklerimiz, arka bahçelerimiz o kadar dolup taşıyor ki bir gün geliyor partnerimiz “hava güzel” diyor ve biz bağıra çağıra, ağlaya hünküre, ağzımıza geleni söyleyip ilişkiyi bir güzel sabote ediyoruz. Partnerimiz neye uğradığını şaşırıyor ve aman bu deli kadından kurtulayım deyip ilişkiyi bitiriveriyor.
Nasıl bu sahne size tanıdık geldi mi? Valla bana öyle tanıdık geldi ki anlatamam.
Sonra kendi kendime diyorum ki “o zaman biriktirmek yok, arka bahçeye toplamak yok, partnerimin beni rahatsız ettiği davranışlarını anında söyleyeyim ki patlama yaşanmasın” diyorum ve bu sefer yeni partnere her şeyi söylemeye başlıyorum. Neymiş? Birikmesinmiş… Neymiş? Aman patlama yaşanmasınmış…
Ve ne oluyor biliyor musunuz? “Aman bu karı da ne dırdırcı çıktı” deyip yine adam gidiveriyor…
“Ya sabır” deyip öylece yolda kalıveriyorum…
Birini çok serbest bırakıyorum. “İstediğimiz zaman görüşelim, araşalım, biz özgür ruhlarız” diyorum adam “beni ihmal ettin” diyor gidiyor.
Diğerini her dakika arıyorum, sürekli “görüşelim” diyorum. “Aman ne yapışkan çıktı” diyor ve “yol yakınken gideyim” diyor bu sefer…
AYYYY VALLA İÇİM ŞİŞTİ…
Yani birinin yanlışını diğerinde temize çekemiyoruz arkadaşlar…
Buradan da geçmiş partnerlerime şunu söylemek istiyorum. Hepinizden güzel şeyler öğrendim, büyüdüm, geliştim, kendimin değişik yüzleriyle tanıştım ama artık kanatlanıp uçma zamanım geldi. Sizlere “teşekkür ediyorum, aramızdaki tüm kırgınlık, kızgınlık, pişmanlık, acı bağlarını kesiyorum, kesiyorum, kesiyorum” diyerek huzurlarınızda bir bağ kesme çalışması yapıyorum ve yeni ilişki stratejimi açıklıyorum.
Her şeyin başı denge… Bir şeyleri söylemenin de, aramanın da, susmanın da, özgür bırakmanın da zamanı var.
Her ilişkiyi kendi içinde değerlendirmek ve dengeli davranmak gerekiyor.
Son söz: Sen kendi içinde çalışmaya devam et. Sen kilitlerini çözdükçe zaten her şey yoluna giriveriyor.
Yaşam üzerine fazla geldigi zaman onu zorlama, biraz duraksa, neler olup bittigine anlam verme. Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda degildi ve varlıgın ile buluşamadı. Sorun yok, sadece bekle.
Güneş doğacaktir, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktir, rüzgar esecektir ve yagmur yagacaktir,zorlamaya gerek yoktur,olmasi gereken kendiliğinden olur!
Izlemene devam et,sahitlik güzeldir,hem olayin dışındasındır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlidir,şahit ol,tanik ol ,olan ile bütünleş, güzellik olanlarin içinden filizlenecektir; zorlamaya gerek yoktur, olmasi gereken kendiliginden olur!..
Hayat üç buçukla dört arasindadir… Ya üç buçuk atarsin, ya da dört dörtlük yaşarsin…
En kolayı… ama en zoru: “Size öğretecek bir öğretmen, sizi kurtaracak bir kurtarıcı, ne yapılması gerektiğini söyleyecek bir guru olmadığını gerçekten anladığınız zaman, her şeyi kendiniz yapmak zorunda olacaksınız… “Yaşamın kendisi bir öğretmendir. “Bilgelik kitaplarda değildir; bilgeliğin başlangıcı kişinin kendi kendisini eğitmesidir. “Artık öğretmen yok, öğrenci yok, lider yok, yol gösterici yok, efendi yok, kurtarıcı yok… Kendiniz hem öğrenci hem öğretmensiniz; yani efendi, yol gösterici, lider siz kendinizsiniz. Siz herşeysiniz! Ve bunu anlamak, değişimdir!.. .” J. Krishnamurti “
“Milyon dolarlık Bentley’imi gömeceğim” Brezilyalı iş adamı Thane Chiquinho Scarpa Mısır firavunlarına özendiğini, öbür dünyada da kullanabilmek için milyon dolar değerindeki Bentley Continental Flying Spur marka arabasını bir törenle gömeceğini sosyal medyada duyurur. Oldukça geniş bir kitlenin ilgisini çeker. Epey de tepki toplar. Ama Scarpa o kadar ciddidir ki, gömme işlemini yapacağı tarihi verir ve tüm medyayı da malikanesine davet eder. Daha da inandırıcı olmak için kazdırdığı mezarın fotoğraflarını da sosyal medyada paylaşır. Takipçileri oldukça sert tepkiler verir. Ona deli diyenlerden tutun da arabayı gömeceğine hayır kurumlarına bağışlaması çağrısında bulunanlara kadar birçok tepki alır.. Scarpa, gelen tepkilerin hiç birine aldırış etmez ve tüm baskılara rağmen düzenlediği töreni iptal etmez. Verdiği tarih geldiğinde ise kalabalık bir gazeteci grubu malikaneye gelir ve tören başlar.Araba mezara indirilirken fotoğraflar çekilir. Herkes nefesini tutmuş bir şekilde beklerken Scarpa töreni bir anda durdurur. Davetliler merak içinde döner ve Scarpa şu konuşmayı yapar: “Milyon dolarlık Bentley’imi gömeceğimi söylediğim için beni kınadınız. Halbuki birçok insan, benim bu arabamdan çok değerli bir şeyi sürekli toprağa gömüyor. Kalpler, karaciğerler, akciğerler, gözler ve böbrekler toprağa gömülüyor. Bu aptalca. Dışarıda organ nakli bekleyen o kadar çok insan varken, bu sağlıklı organları gömüyoruz. Bu dünyadaki en büyük israf! Bentley’im bununla karşılaştırıldığında hiçbir şey. Bir organdan daha değerli hiçbir şey yok; çünkü insan hayatından daha değerli bir şey yok. Burada organlarımı bağışladığımı şu an resmen açıklıyorum.” Bu konuşma sonrası olanları tahmin edebilirsiniz. Peki, bunu bir çağrı olarak gördüğümüz zaman, işe yarayıp yaramadığını merak ediyor musunuz? Elbette yarıyor ve 1 ay içerisinde organ bağışları tam olarak % 31,5 oranında artıyor. Brezilyalı iş adamının bu hareketi, alkışlanacak bir farkındalık projesi
Gözlerimi; gün ışığını, bir bebeğin yüzünü, bir kadının gözlerindeki sevgiyi görmemiş bir adama verin.
Kalbimi; kendi kalbi ona acı vermekten başka bir şeye yaramayan birine verin.
Kanımı; bir otomobilin enkazı altından çıkarılmış olan gence verin. Verin ki; torunlarının oynadığını görene dek yaşayabilsin.
Böbreklerimi; haftadan haftaya yaşaması makineye bağlı olan birine verin.
Kemiklerimi; alın ve sakat bir çocuğun yürüyebilmesinin yolunu bulun. BİNLERCE HASTA NAKİL BEKLİYOR. ORGANLARINIZI LÜTFEN BAĞIŞLAYIN , TOPRAK OLMASIN.
Yakın zamanlarda bir dükkân açmış olan bir adam, dükkânının tepesine “Burada Taze Balık Satılır” yazan büyük bir tabela astı. Yanına bir arkadaşı geldi ve dedi ki “ Tabelada neden “Burada” yazıyor?” Adam “Burada” kelimesini tabeladan kaldır…dı. Sonra başka bir arkadaşı geldi ve dedi ki “ “Satılır”? Tabii ki satılır. Bağış yapmıyorsun, öyle değil mi?” “Satılır” kelimesi tabeladan kalktı. Üçüncüsü geldi ve dedi ki “ “Taze Balık”? Taze olmak zorunda. Bayat balığı senden kim alacak? “Taze” kelimesi çıkartıldı. Dükkân sahibi boynunu eğdi. Tabelada şimdi sadece “Balık” kelimesi vardı ve dördüncü gelerek“ “Balık”? Bunu çıkartmak ne iyi olur! Zaten bir kilometre öteden kokusunu alabilirsin” dedi. Dükkân sahibi tabeladaki son kelimeyi de sildi. Beşinci bir adam geldi ve dedi ki “Dükkânın tepesine boş bir tabela asmanın ne anlamı var?” Dükkân sahibi tabelayı çıkarttı. Sahneye altıncı bir adam geldi ve dedi ki “ Bu kadar büyük bir dükkân açtın. “Burada Taze Balık Satılır” yazan bir tabela asamıyor musun?” İnsanları dinlemeye devam edersen daha çok ve daha çok aklın karışacak; bu şekilde aklın karışmış duruma geldin. Senin karışıklığın bu: bir sürü insanı dinlemek ve hepsi farklı tavsiyelerde bulunuyorlar. Ve ben onların iyi niyetli olmadıklarını söylemiyorum; iyi niyetliler, ancak bilinçli değiller; öyle olsalar sana tavsiyede bulunmazlardı. Sana bir iç görü verirlerdi, tavsiye değil. Sana ne yapman, ne yapmaman gerektiğini söylemezlerdi. Senin daha uyanık hale gelmen için sana yardım ederlerdi ki, sen ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini kendin görebilesin. Gerçek arkadaş, sana tavsiyede bulunmayan, ancak daha tetikte olman, daha uyanık olman, hayatın içinde daha bilinçli olman için yardım edendir- hayatının problemlerinin, fırsatlarının, gizemlerinin içinde- sana kendi yolculuğuna çıkman için yardım edendir, deneyimlemen için, araştırman ve araman için, birçok hata yapman için seni cesaretlendirendir. Çünkü hata yapmaya hazır olmayan, asla hiçbir şey öğrenmeyecektir. Gerçek arkadaş, zekânı keskinleştirmen için yardım eder. Sabit tavsiyelerde bulunmaz, çünkü sabit tavsiye işe yaramaz. Bugün doğru olan, yarın doğru olmayabilir ve bir durumda doğru olan başka bir durumda yanlış olabilir. Durumlar her zaman değişiyor, o halde ihtiyacın olan sabit bir hayat modeli değil, bakış açısıdır, böylece nerede olursan ol, kendini hangi durumda bulursan bul, kendiliğinden nasıl davranacağını ve kendi varlığına nasıl dayanacağını bilirsin – OSHO
İlkokuldayken anneler gününde annemize söylememiz için bu şarkıyı öğretmişlerdi bizlere. ‘Benim annem güzel annem, beni al kollarına kucağında uyut beni, ninniler söyle bana…’ Okuldan eve koştuğum gibi günü beklemeden anneme söylemiştim hediye şarkısını. Sonraki senelerde ise şiirler, yazılar ilk tercihimdi…
Çocukluk günleri hızla eriyip büyüyünce anneler günü kutlamalarım da değişti elbette. Karınca kararınca ufak tefek şeyler aldım. Annemin gönlü olsun diye. Fakat annem her sene ‘Anneler Günü benim için hiç önemli değil. Ben senede bir gün mü anneyim. Hediyeye ne gerek var ne zahmet ettin diye’ konuştuğu için ben de geçen sene anneler gününün gerçekten onun için önemli olmadığı yanılgısı içinde buldum kendimi…
Ve anneler günü haftasında Eskişehir turuna katılmaya karar verdim. Anneme daha evvelden hediyesini verdim, öptüm, kahvemizi içtik, sohbetimizi ettik, gideceğimi söyledim. Annem yine zaten benim için önemli değil havalarında olduğu için ben mutlu mesut Eskişehir’e gittim…
Anneler günü sabahı ne olur ne olmaz deyip annemi arayayım dedim. Aramadım diye bozulur falan. Ben işimi sağlam kazığa bağlayayım dedim. Hatlar çok yoğun olduğu için telefon düşmedi. Öğlen tekrar aradım. Annem telefonu bir hışımla açtı. Niye şimdiye kadar aramadın. Ben şaşkın. Hani dedim “Eskişehir… Tur… Telefonlar tutmadı.” “Ben şimdiye kadar senin aramanı bekledim” dedi. Eyvah dedim içimden aklıma gelen başıma geldi. Neyse bir şekilde konuyu tatlıya bağlayıp kapattık…
Bu sene anneler günü geliyor ya annem başladı yine klasik konuşmasını yapmaya “bak benim için anneler günü önemli değil”… “Anne” dedim… “Bak bu gün senin için belli ki önemli. Bari önemli değil deme” dedim. Yemezler dedim. Sustu… Bana da yanlış işaret veriyor. Boşu boşuna tatsızlık yaşıyoruz sonra.
Geçenlerde gazetede bir yazı okudum. Annesi vefat etmiş bir bey yazmıştı yazıyı. Böyle günlerde biz üzülüyoruz. Bize de yazık diye bitirmişti yazısını. Hak vermemek elde değil. İnsanın yarasına tuz basmak gibi oluyor böyle günler. Ama yine de kutlamamak olmaz sanırım. Gerçi şimdilerde işler biraz çığırından çıktı tabi. Böyle özel günler direk tüketime yönelik anlamını kaybettiren bir hal almaya da başladı…
Anneme sordum “senin çocukluğunda anneler günü var mıydı?” diye. “Yoktu” dedi. “Bundan kırk sene önce bizim televizyonumuz bile yoktu” dedi. “Çok sonraları başladı anneler günü kutlanmaya” dedi.Dayanamadım sordum “sen annene en son ne hediye aldın?” diye. “Biraz rahatsızdı eşarp aldım” dedi buruk bir sesle. “Anneannen eşarbı omzuna atar öyle otururdu” dedi.
Sanırım bu günlerimizin kıymetini bilmeliyiz. Her ne kadar çekişsek de, dünyaya bakışımız tamamen farklı da olsa sarılıp yanağına bir öpücük kondurmayı bilmeliyiz…
“Hindistan’ın Kerala kentinden bir öğrencinin babası eşini tanıştırırken “Karım hiçbir şey yapmıyor; o sadece evde,” dermiş. Çocuk da annesini ev işleri ile ne kadar meşgul olduğunu bilirmiş. O nedenle annesinin meşgul halini resimlemiş. Resmin adını ‘ Annem ve Mahalledeki Komşu Anneler’ koymuş. Okul öğretmeni bu tabloyu görünce hükümet ofisine göndermiş. Resimde evde bedavaya çalışan kadınlar resmedilmiş.
Tablo, Kerala hükümetinin 2020-2021 yılı Cinsiyet Bütçesi belgesinin kapağı olarak seçilmiş.”
E. Baloğlu( BGA Kadınlarımız:Toplum Mimarları Grubu paylaşımıdır.)
Elma sirkesinin evde harikalar yarattığı biliniyor. Sirke, rahatsızlıkları önler, hastalıklarla mücadele eder ve vücut sağlığınızı denge tutar. Bazen elma sirkesini suyla karıştırıp içiyorum. Tadı güzel olmasa da, işe yarıyor. Elma sirkesinin vücudumuza sağladığı yararları okuduktan sonra da, sirkeye daha çok yöneldim. Ancak, elma sirkesinin yararları sadece bunlardan ibaret değil. Elma sirkesi besin değeri yüksek 30 maddeden oluşuyor. İçerisinde yüksek oranda A ve B vitamini, yararlı yağ asitleri ve mineraller bulunduruyor. Yıllar boyunca yapılan araştırmalar ve çalışmalar elma sirkesinin metabolizmayı düzenlemede, cildinizi yenilemede, alerjilere karşı vücudunuzu korumada ve solunum yolu hastalıklarıyla baş etmenizde yardımcı olduğu saptandı. Yıllardan beri sirkenin faydalarını “Kocakarı ilacı” gibi görsem de artık bunlara daha çok inanmaya başladım. 1. Boğaz ağrısına iyi gelir. Elma sirkesi, bakterilerle mücadele etmede oldukça iyidir. Bir dahaki sefere ballı ılık su yerine elma sirkesi içmeyi deneyin. 2 su bardağı suya yarım su bardağı sirke ilave edin ve saatte bir gargara yapın. 2. Mide ekşimesine iyi gelir. Mide asidinin yemek borusuna temas etmesi halinde mide ekşimesi rahatsızlığı ortaya çıkar. Sirke, midenize yediğiniz besinleri parçalamada yardım eder ve daha az mide asidi salgılanır. Birkaç çay kaşığı sirkeyi bir bardak suya ilave edin ve için. 3. Tıkalı burunları açmaya yardımcı olur. Elma sirkesi, kalsiyum ve magnezyumun yanı sıra, B ve E vitamini açısından da zengindir. Bunların hepsi de alerjiye ve burun tıkanıklığına birebirdir. Daha önce de söylenildiği üzere elma sirkesi bakterilerle mücadelede çok iyidir. Eğer burnunuz tıkanırsa, bir bardak suya birkaç çay kaşığı sirke ekleyin ve sonucuna kendiniz şahit olun. 4. Kepeği önler. Elma sirkesinin bir diğer faydası da saçtaki kepeği önlemesi. Sirkede bulunan asit saç kepeklerini yok ediyor ve oluşmasını engelliyor. Konsantresi yüksek bir sirkeyi sprey şişesine suyla beraber koyun ve saçınınıza püskürtün. Saçın tamamına püskürttükten sonra saçınıza havlu sarıp 15 dakika bekletin. 5. Kramp girmesini engeller. Geceleri bacağınıza sık sık kramp giriyorsa, vücudunuzda yeterince potasyum yok demektir. Elma sirkesinde ise bolca potasyum vardır. 2 çay kaşığı elma sirkesini 1 çay kaşığı bal ile beraber bir bardak ılık suya ilave edin ve için.
6. Cildi sağlığa kavuşturur. Antiseptik etkisi olan sirke enfeksiyonlara karşı savaşır. Kaşınan ve yanık cildi yumuşatır. Pamuğa birkaç damla sirke damlatın ve rahatsız olan bölgeye uygulayın. Ayrıca sirke akneye de iyi gelmektedir. 7. Siğilleri yok eder. Vücudunuzda siğil mi çıktı? Su ve sirkeyi karıştırıp pamuğa damlatın ve çıkan yere uygulayın. Siğil elinizde veya ayağınızda çıktıysa su ve sirke dolu bir leğende elinizi ya da ayağınızı 20 dakika bekleterek siğilden kurtulabilirsiniz. Günde bir kez uygulamanız önerilir. 8. Ayak kokusunu yok eder. Elma sirkesi bakterilerle savaştığından, ayaktaki kötü kokuyu yok etmede de etkilidir. Mendile sirke damlatın ve buzdolabında bir gece bekletin. Daha sonra mendili ayağınıza sürün. Ayrıca yine su ve sirke ile doldurulmuş leğende ayağınızı bekleterek ayakta oluşan kötü kokulardan kurtulabilirsiniz. 9. Mide şişmesine ve gaza iyi gelir. Sindirim sorununuz varsa elma sirkesi bir numaralı yardımcınız olacaktır. Yemek yemeden hemen önce sirke ilave edilmiş suyu için. Böylelikle mide şişmesinden ve aşırı gazdan kurtulacaksınız. Sirke, sindirime yardımcı olarak midedeki besinlerin daha etkili ve hızlı parçalanmasına yardımcı olur. 10. Odalardaki kötü kokuyu yok eder. Elma sirkesi sadece ayakta oluşan kötü kokulara değil aynı zamanda odada oluşan kötü kokulara da yardımcı olur. Oda spreyi almak yerine, iki sur bardağı sirkeyi iki bardak suyla karıştırıp sprey şişesine boşaltın. Kötü koku olan odaya sprey sıkarak kokudan kurtulun.
Fotoğraf Kaynağı: Mostphotos 11. Ev temizliğinde kullanılabilir. Sabun veya elma sirkesi gibi doğal maddeler varken evinizi kimyasallarla temizlemeyin. Su ve sirkeyi karıştırdıktan sonra suya bezinizi bandırarak istenmeyen lekelerden kurtulabilirsiniz. 12. Tıkanan boruları açar. Lavabo gideri ya da mutfak borunuz tıkandığında yapacağınız şey elma sirkesi kullanmak olmalıdır. Bir su bardağı karbonatı iki su bardağı elmalı sirke ile karıştırın ve lavaboya dökün. Lavabonuzda bir yanardağ etkisi göreceksiniz. 13. Küfü önler. Küflü yüzeyleri yok etmekte de elma sirkesi kullanılıyor. İki su bardağı elma sirkesini bir su bardağı karbonat ile karıştırın. Daha sonra çamaşır makinenizin deterjan kısmına ilave edin. Ayrıca, çabuk küf tutan duş perdesi gibi eşyalarınıza yine bu karışımı dökerek hemen sonuç alabilirsiniz. 14. Kırışık kıyafetleri düzleştirmeye yardımcı olur. Elma sirkesi, kırışık kıyafetleri önlemedi ipuçlarından en önemlisi. Sirke ile suyu karıştırarak sprey şişesine koyun ve kırışık bölgelere uygulayın. Açık havada kıyafetinizi biraz bekletin ve sonuca siz bile inanamayacaksınız. 15. Mobilya lekelerini yok eder. Evet, elma sirkesi iksir gibi. Elma sirkesi, mobilyalarınızda ve halınızda oluşan su veya diğer lekeleri yok etmede yardımcıdır. Biraz tuz ve elma sirkesini karıştırın. Suya bezi bandırın ve o bölgeyi sürtün. Daha sonra ise elektrikli süpürgeyi bölgeye uygulayın.
1) Eğer bir kişi çok gülüyorsa, en küçük şeyler için bile . O kişi yanlızlık çekiyordur… 2) Bir kişi çok uyuyorsa o kişi sıkıntılıdır… 3) Bir kişi az konuşup çok çabuk bir şekilde konuşursa , o kişi bir sır saklıyordur.… 4) Bir kişi hiç ağlayamıyorsa , o kişi zayıf kişiliğe sayiptir. 5) Bir kişi düzensiz bir şekilde yemek yiyorsa, o kişi tansiyonludur. 6) Bir kişi çok çabuk ağlıyorsa , o kişi çok masum ve temiz kalplidir.
7) Bir kişi çok çabuk ve anlaşılmaz şeylere sinirleniyorsa, o kişinin sevgiye ihtiyacı vardır.
1-Cevap vermemek de bir cevaptır ve ustaca bir cevaptır. (Hopi Kabilesi) 2-Soru sorma, gözle, dinle, bekle! Cevap sana kendiliğinden gelecektir. (Pueblo Kabilesi) 3-Dur, dinle! Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın… 4-Sadece gerçekleşmesini arzu ettiğin şeyleri istemek için dua etme, çünkü insan kendisi için en iyinin hangisi olduğunu bildiğini iddia edemez. (Sioux Kabilesi) 5-Kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et ! İlkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. 6-Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur. 7-Bizim halkımız ile beyaz halk arasındaki en büyük fark tevazudadır. Bizim insanımız ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar ileriye giderse gitsin, bilir ki Yaratıcı’nın ve kainatın önünde bir zerredir. (Athabascan Kabilesi) 8-Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak. 9-Her şey bir halka gibi hareket eder. Hareketlerimiz de döner dolaşır, bize geri gelir. 10-İçinde bir iyi, bir de kötü köpek kavga eder; hangisini daha çok beslersen o kazanır. 11-Doğru insan, zor ve tehlikeli hizmetler için seçilmeyi şeref, herhangi bir ödül istemeyi de utanç sebebi kabul eder. (Sioux kabilesi) 12- Her sabah uyandığında; günün ışığı için, yaşadığın ve gücün yerinde olduğu için, karnını doyurduğun için şükret; eğer şükretmek için ortada bir sebep göremiyorsan hata kendinde demektir…