Arşivler

Ağlayan Çayır…

aglayan_cayir1

Yunan yönetmen  Theo Angelopoulas nefis bir görsellikle süslediği filmde savaş, sürgün, kardeş kavgası, dışlanma, sevdiğini bekleme, sel gibi felaketleri büyük bir ustalıkla işlemiştir.
Atların suda yansıması, kayıklar, beyaz çarşaflar, cenaze töreni ve daha pek çok sahnede bu yönetmene hayranlığınız giderek artacak.
Ayrıca filmde  keman, klarnet gibi enstrümanlardan oluşan orkestranın içe işleyen müzikleri de cabası…
Sonunda iki damla gözyaşı yanaklarımdan aşağı süzülen bu filmi mutlaka izleyin…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

aglayan_cayir1

Yunan yönetmen  Theo Angelopoulas nefis bir görsellikle süslediği filmde savaş, sürgün, kardeş kavgası, dışlanma, sevdiğini bekleme, sel gibi felaketleri büyük bir ustalıkla işlemiştir.

Atların suda yansıması, kayıklar, beyaz çarşaflar, cenaze töreni ve daha pek çok sahnede bu yönetmene hayranlığınız giderek artacak.

Ayrıca filmde  keman, klarnet gibi enstrümanlardan oluşan orkestranın içe işleyen müzikleri de cabası…

Sonunda iki damla gözyaşı yanaklarımdan aşağı süzülen bu filmi mutlaka izleyin…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

Billy Elliot…

images1

İngilterede   madencilikle geçinen bir kasaba da babasıyla, ağbisiyle ve tatlı babaannesiyle yaşayan Billy, boks kursu yerine kaçarak bale kursuna gider.

Erkekler bale yapmaz,  yapanlar da eşcinseldir inanışıyla yetişen baba ve ağbi Billie ilk başta engel olmaya çalıştılarsa da, sonunda dirençleri kırılır ve onu desteklemeye başlarlar.

Göz yaşartıcı sahnelerle bezenmiş film aynı zamanda Teacher döneminde ki madencilerin grevini de yer vermiştir.

Mutlaka seyredin,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Waste Land

126301_waste-land-free-film-screening1

Çevreden topladığı değişik parçalarla kendi görsel eserlerini oluşturan Vic Muniz bu sefer dünyanın  en büyük çöplüğünü Jardim Gramochoyla ilgili bir çalışma yapmaya karar verir.

Orada yaşayan ve geri dönüşüme uygun atıkları toplayan bu insanların hayatlarını, bakış açılarını, insanın içine işleyen anılarını anlatan Vic’in  bir yandan da onların hayatlarında yarattığı değişimleri ve sonuçlarını da izleme imkanı buluyoruz…

Buradaki insanların  portrelerini yapan Vic müzayedede çok yüksek bir fiyata satılmasına da vesile oluyor…

Filmin bir yerinde Vic şu cümleleri söyler ”eskiden hiç bir şeyim yoktu ve her şeyi isterdim artık her şeyim var ve hiç bir isteğim kalmadı. İnsanın hiç bir şeyi olmayınca istekleri hep maddi yönde oluyor bu kompleksimi yenmek için çok şey aldım” ve hepimizi bir kere daha kendine hayran bırakır.

Mutlaka ama mutlaka seyredin,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Man On Wire… Teldeki Adam…

mv5bmtmxntk3ndy1nv5bml5banbnxkftztcwndk0odg3mq-_v1_ux182_cr00182268_al_1

Bazıları bu hayata bazı şeyleri yapmak (başarmak?) için gelirler. Bunu bilirler, bunu hissederler ve hayatlarını buna adarlar. Çevrelerindeki  takipçiler  de mantıkla değil kalple düşerler adamın ve amacın peşine…

Adamımızın yapmak istediği şey  ikiz kulelerin arasına gerilmiş bir telde yürümektir. Belgeselde  tüm süreçleri detaylı bir şekilde anlatmaktadır…

Mutlaka seyredilmeli,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Sibirya Berberi…

19545266-jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxx1

Hem eğlenceli hem hüzünlü bir film. Aşk, deli cesaret, yaşanamamışlık, hüzün, bekleyiş, gülümseme hepsi var…  Üç saatin nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız.

Yönetmen koltuğunda Nikita Mihalkov var…

Eski bir film, bulabilireniz mutlaka seyredin…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

Kırmızı Fenerler…

kirmizi_fenerler_film_afisi1

Çinli bir soylunun dördüncü hanımı olarak hayatına devam etme kararı alan filmin kahramanı, rekabet, dostluk, sevinç, acı, kapris, suçluluk, kıskançlık, intikam gibi bir çok duygu yelpazesini deneyimliyor…

Soylunun evi simetrik görüntülerle aktarılıyor, kırmızı fenerler, karlar altındaki bahçe muazzam…

Mutlaka seyredin…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

 

Unutulmuş Düşler Mağarası…30.000 Sene Öncesine Işık Tutan Bir Belgesel…

cave_forgotten_dreams1

 

Tesadüfen 30.000 yıl önceki insanlık tarihine ışık tutacak bir mağara keşfedilir. Ve mağaranın dokusunu bozmamak için insanların içeri girmesi yasaklanır.

Herzog ve ekibi bu mağaraya özel izinle girerek içerde çekim yaparlar. Mağaranın duvarına yapılan çizimleri mutlaka görmeniz gerekiyor. Atlar, leoparlar, gergedanlar inanılmaz. El izi birakan 30.000 yıl öncesinin insanıyla karşılaşıyorsunuz.

Bilim adamlarının mağaradan nasıl etkilendiklerini yapılan söyleşilerden anlıyorsunuz.

Müthiş bir görsellikle bezenen bu belgeseli mutlaka seyredin…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

Ya İçinizdeki En Gizli İstek Gerçekleşseydi…

mv5bndy2nju0ndaxof5bml5banbnxkftztgwnjq4mti2mte-_v1_uy1200_cr10606301200_al_1

Nerede olduğunu bilmediğimiz bir yerde bir oda vardır ve bu odaya ulaşan kişilerin en derindeki isteği olmaktadır. Burada dikkat etmemiz gereken istediğimizi sandığımız şey değil en dipteki gerçek isteğimiz olmakta…

Stalker (iz srücü) bu odayı bulabilme yeteneğine sahiptir ve isteyenleri bu odaya götürmektedir. Filmde bir yazar ve bir bilim adamına bu odaya gitmek için eşlik etmektedir. Ve bu üç adamın arasında derin sohbetler olmaktadır.

Sohbetler ve katmanlı anlamları beni o kadar etkiledi ki filmi saırım bir kaç kere daha izleyeceğim…

Filmde geçen ve beni etkileyen dialoglardan sadece birini örnek olarak veriyorum;Zayıflık harika bir şeydir, güç hiçbir şey. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir,
öldüğü zaman ise sert, kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken zayıf, esnek ve tazedir.
Kuru ve sert hâle geldiğinde ölür. Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık
ise varoluş tazeliğinin ifadeleridir’

Görüntüler bazan siyah beyaz-bazen renkli ve inanılmaz etkileyici…

Mutlaka seyredin…

Anette İnselberg

Film Sezonu Açılırken ”Sully”

sully-14722219181

E artık İstanbul’a dönüldü sinema sezonu açıldı derken arkadaşlarla hangi filme gidelim konuşmasından ”Suly” galip geldi…

Tabi ki başrolünde Tom Hanks’in olması belirleyici oldu…

Gerçek bir hikayeden yola çıkan film, imkansızın başarılabileceğini ve insanın kendisine güvenirse her şeyi kendi lehine çevirebileceğini çok güzel anlatmış…

Bence gidilmeye değer…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Cafe Society

193937.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx[1]

1930 larda geçen film o dönemim caz müzikleri ve kıyafetleriyle ayrı bir hava kazanmış . Naif bir şekilde işlenmiş iç içe geçiş aşk üçgenleri düşündürücü…

Benim gibi Woody Allen hayranları zaten gitsin, diğerleri de hayata dair gerçekçi seçim ve düşünceleri izlemekten zevk alacaklardır.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Bulgakovla Tanışmakta Geç Kalmışım… Siz Kalmayın…

genc-bir-doktorun-anilari-kitabi-mihail-bulgakov-Front-1[1]

Bulgakov – Genç Bir Doktorun Anıları elime son dönemde geçen kitaplardan. Ben bu yazarı keşfetmekte geç kalmışım. Siz kalmayın…

Bu kitabın özellikle sonlarında Morfin diye bir hikaye var. Karşılıksız bir aşkın yarattığı çaresizlik ve onu insanın ne hale getireceği işlenmiş… Hem de çok çarpıcı bir şekilde…

Aşk karşılık gördüğünde bizi vezir eden ama görmediğinde sefil eden bir duygu… Edebiyat ve sanata baktığımızda çaresiz aşkları ve bu aşkların insan ruhunda açtığı yaraları ve yaptırdığı çılgınca davranışları okuruz.

Madam Bovarynin aşk için her şeyini bırakışı, Camille Claduellenin aşkından ayrıldıktan sonra delirmesi sayısız örneklerden sadece bir kaçı…Aslında bu hikayelerden etkilenişimiz kendi hayatlarımızda benzer çaresizliklerden geçmiş olduğumuzdan dolayı değil mi?

Tüm bu çaresizlik hallerini bilmemize karşın aşk bizi öyle büyüler ki, yüreğimizde bir kıvılcım çaktığında yeniden ve yineden deneme cesareti buluruz. Sonunu düşünmemeye çalışarak, biraz daha duvarlı biraz daha mesafeli davranarak ama yine de nasipte üzülmek varsa kadere boyun eğerek…

Arkadaşlarla sık sık konuşuruz  insan neden aşıkken yazmaz üretmez neden acı çekerken sürünürken üretir. Mutluyken gezmekten, tozmaktan, eğlenmekten vakit mi kalmaz yoksa  insan yazma ihtiyacı mı hissetmez…

Ne zamanki o üzgünlük ruha bir kıyafet gibi giyilir, ne zaman ki yara kanar  o zaman mı  yazmak istersin…

Bilemiyorum…

Tek bildiğim şey  ”Çaresizlik insanı  yazar yapar , mutluluksa  ne yapar bilemiyorum…”’

Anette İnselberg

Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul…

oysaherkes[1]

 

İlk öykü kitabıyla Can okurlarının karşısına çıkan Murat Gülsoy, genç bir öykücü; Hayalet Gemi adlı edebiyat dergisi okurlarının yakından tanıdığı bir isim. Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul’de on iki öykü yer alıyor. Bu öyküler, ağırlıklı olarak ‘yazı’ ve ‘oyun’ temaları üzerine odaklanmış. Murat Gülsoy’un öykülerinde göze çarpan bir özellik de ironi ve kara mizaha çokça yer verilmesi. Öykülerinde insanları şaşırtmayı sevdiğini söyleyen yazar, sürprizli, beklenmedik sonlarla, ilginç kurgularla çıkıyor karşımıza. İmgelerden yola çıkan, fantastik kurgulara yakın duran öyküler, tematik olarak bir süreklilik duygusu verse de, her öyküde başka denemelere giriyor yazar. Birinci tekil kişi anlatımının baskın olduğu çalışmalar, okurla bu nedenle sıcak bir ilişki kurmayı başarıyor. Sürükleyici bir anlatım, özenli kurgular, şaşırtıcı gelişmeler ve ironi. Bunlar Murat Gülsoy’un öykücülüğünün temel taşları.

Mutlaka alıp okuyun…

Kung Fu Panda 3- Tekrar Tekrar Seyredilmeli…

351400.jpg-c_300_300_x-f_jpg-q_x-xxyxx[1]

Bu çocuk çizgi filmi falan değil düpedüz bizler için… Her sözü bir mesaj, her karede başka ayrıntı yakalıyor insan…

Üstelik ne güzel film bana değil çocuklara diye de savunmaya geçmiyorsun rahat rahat öğretilenleri alıyorsun.

Filmden aldıklarımdan kısaca:

Hem usta, hem öğrenci olabilmeli insan

Herkes kendi potansiyeline erişmeli ve kendisi olmaya çalışmalı.

Başkası olmaya çalışma

Ki ya da Chi yani yaşam gücü enerjini arttırmak için her gün çalışmalısın.

Aldıkça kaybolursun.

Sevgi çok kıymetlidir.

Birlikten güç doğar.

Kendini her zaman daha ileriye götürmelisin.

Kıskançlıkla bir yere varamazsın.

En büyük benim hırsı seni yok eder…

Eeee filme gidin de birazını siz yazın gari…

Notum: 5

Sağlıcakla,

Anette İnselberg