…Ve Aysun’dan Son Çırpınışlar; ‘’Feryada Gücüm Yok, Feryatsız Duy Beni…’’

Cep telefonu yanımda uyuma alışkanlığım olduğundan saat 03.00’de zır zır eden telefonuma söverek uyandım. Kim arıyor diye ekrana baktım, ‘’Aysun’’ adını görünce hemen açtım. ‘’Aysun hayırdır’’ diyemeden, o ağlayarak anlatmaya başladı. ‘’Dün akşam saat 17.00 gibi dayanamadım Ahmet’i aradım telefonumu bile açmadı. Saat 19.00 a kadar arar diye bekledim aramadı. Arkasından yüzüm gözüm şişti hastaneye gittim, gene serumlar, gene ilaçlar verildi eve dönünce de seni aradım Anette’’ diyen Aysun’un titreyen sesinden söylediklerini zar zor birleştirdim. ‘’Ben bu adamı bu kadar mı mutsuz etmişim, bana karşı bu kadar mı hırsla dolmasına sebep olmuşum’’ diyen Aysun’u teselli edemiyeceğimi artık çok iyi biliyordum.

‘’İlişkimizde iki tane dönüm noktası oldu Anette’’ diye devam etti, ‘’birincisi benim işten ayrıldığım, yeniden iş aradığım ve eski iş koluma dönemiyeceğimi kesin olarak anladığım bir dönem vardı ve çok bunalıma girmiştim. Artık ne iş yaparım, nasıl para kazanırım diye çok üzülmüştüm ve kendimi dağa taşa vermiştim. O gezintinin sonunda Ahmet artık çalışmayan, sadece sırtını kendine dayayan birini istemez diye ondan ayrılmaya çalışmıştım ama bunları ona itiraf edememiştim. Sonra Ahmet’in -tekrar birleşelim mi- çağrısıyla da ona geri koşmuştum. Eğer ondan böyle bir teklif gelmeseydi de kafayı yerdim zaten diye ekledi Aysun. Sanırım o dönem ondan ayrılmam ve olaya doğru dürüst bir açıklama getirmeme onu çok yaraladı. Halbuki tek sebep iş, gelecek endişesi ve kariyerle ilgili durumlardı. Keşki zamanında ona bunu iyice anlatmış olsaydım diye pişmanlıkla sürdürdü konuşmasını…’’

‘’Peki ikinci dönüm noktası neydi’’ diye sordum. Aysun hemen başladı dökülmeye ‘’şimdi bu adam benim ilk erkeğim, tabi bende bu konularda aslında kapalı yetiştirildim, çok utangaç ve uzak ve istemez görünürdüm ona, bir keresinde de bir arkadaşı onla beraber olmaya devam edersen senle evlenmez, istediğini alıyor neden evlensin ki diye kafamı yedi, bende seni artık çekici bulmuyorum gibi saçmalıklar geveledim sonra da ilişkimiz yavaş yavaş sevgililikten arkadaşlığa dönmeye başladı ve durumu nasıl kurtaracağımı bilemedim. Bazen yanyana uyurduk sabahları keşke birlikte olsak, keşke bana yakınlık gösterse diye dualar ederdim, o göstermeyince de ben kendimi dile getiremez, salona gider gizlice ağlardım. İlişki sanırım böyle böyle, yavaş yavaş onun tarafından monotonlaştı, bir de onu istemediğim gibi bir hisse kapıldı, ama alakası bile yok, ben her zaman onu çok çekici buldum. Daima onu erkeğim olarak gördüm. Bu on sene içinde de başka hiçbir erkeğin eli elime bile değmedi. Görüşmediğimiz, ayrı kaldığımız zamanlar oldu hatta başkalarını beğendiğim zamanlar bile oldu ama Ahmet’i kaybedebilme ihtimalini düşünmek bile kalbime bıçak gibi saplandığından asla başka erkeklerle arkadaşlık boyutunu geçmedim’’ diye ilave etti.

Anladım ki Aysun çok dertli ve içini boşaltmaya ihtiyacı var. Belki anlatırsa, anlatırsa ve anlatırsa, içinde kalmış pişmanlıkları dışarı akıtırsa , -durumu- bu ilişkinin artık bittiğini kabul eder diye onu sonuna kadar dinlemeye kararlıydım.

‘’Birde Anette neye yanıyorum biliyor musun’’ diye ekledi, ‘’son iki senedir bana karşı o sevgisinin, şefkatinin azaldığını hissediyordum, hatta birkaç kere ona sordum da, ama verdiği cevaplardan onun benden böyle uzaklaştığını ve arayışa girdiğini anlamamışım. Ben kendi hayatıma, iş arayışıma, sağlığıma, arkadaşlarımla, ailemle olan sorunlarıma takılıp kalmış. Onu o kadar hep yanımda görmüşüm ki onsuz bir hayatı düşünmemişim bile. Var olan sorunlarımızın da çözüleceğini düşünmüşüm hep.’’

Bana en çok koyansa ‘’Ahmet’in karşıma çıkıp; bak Aysun, benim bu ilişkiyle ilgili böyle böyle böyle sorunlarım var, ve bunlar benim için çok önemli, ya bunlar düzelir ve biz bu ilişkiyi düzeltiriz yada ben artık yokum dememiş olması, karşısına yeni bir kız çıkana kadar ilişkimiz şöyle böyle devam ettirip, kızla beraber olmaya başlayınca da beni mail hızıyla terketmesi…’’Organ Gencebay’ın şarkısı var ya; ‘’Hatasız kul olmaz, Hatamla sev beni, Feryada gücüm yok, Feryatsız duy beni, VE BANA GERİ DÖN’’ işte benim durumum da tam olarak bu…

Artık hastanedekiler ‘’ böyle acile gidip gelmekle olmaz seni bir hafta burada tutmamız lazım diye karşıma çıktılar zaten, o yüzden ziyaretime gelirsen sevinirim’’ diye de ekledi…

O kadar üzülüyordum ki Aysun’un durumuna söyleyecek söz bile bulamiyordum. Aysun bir yandan da devam ediyordu ‘’birde altıncı hissim güçlü diye geçinirdim, burnumun dibinde olanları görememişim, yiyeyim ben bu altıncı hissimi diye söyleniyordu ‘’.Halbuki hareketleri ne kadar barizdi bir bilsen. ‘’Bana karşı bağırmaları,  çağırmaları, her hareketimde suç bulması demek ki bundanmış’’ diye ekledi, ‘’Anette inanamazsın nerdeyse nefes almama bile kızıyordu, meğerse başka kadına yelken açmış benden nasıl kurtulacağını düşünüyormuş, on senede son iki ayda etmediğimiz kadar kavga etmeye başlamıştık bende ne oluyor ne oluyor diye anlamaya çalışıyodum şimdi anladım ne oluyor elinin körü oluyor, ben hastanelerde sürünürken adam başka kadınla beraber oluyor. İşte bu oluyor derken’’ Aysun ne olur sakinleş diye yalvarmaya başladım.’’ Üç – beş aydır tanıdığı kadın için 10 senelik yuvamızı yıktı ya, yazıklar olsun diyorum başka da bir şey demiyorum’’ diye ekledi arkasından. Hızını alamadı devam etti, ‘’son zamanlarda onu hiç evde bulamaz olmuştum, nerdesin diye sorduğumda da; anneme kahve içmeye gittim, anneme yemeğe gittim’’ diye cevaplar verirdi. Bende inanırdım. Meğerse kod adı ‘’annemmiş’’. ‘’Hep o kızla buluşurmuş’’ diye feryat ediyordu artık…

Kafasını dağıtmak için ‘’dur’’ dedim sana bu ayki burç yorumunu okuyayım ,ne yazsa beğenirsiniz!.. ‘’Evrenin hayatınıza getirdiği değişikliklere direnmeyin, unutmayın her bitiş daima daha iyi başlangıçlar içindir’’ dedim bana inanmadı. ‘’Yolla yazıyı’’ dedi, gönderdim ‘’tabi’’ dedi ‘’bitiş için nasıl teselli yapacaklar ki’’ dedi arkasından da  gene dertli  bir şekilde söylenmeye başladı ‘’Ahmet, Ahmet’im, şimdi başkasının Ahmet’i oldun, ben seni çok sevmiştim, her yaptığım hata için özür dilerim, feryada gücüm yok ne olur feryatsız duy beni derken’’, telefonu kapadı ve birkaç gün hastanede kalacağı için eşyalarını hazırlamaya gitti…

Sağlıcakla,

Not: Buradaki olaylar tamamen gerçektir, sadece isimler değiştirilmiştir. Ve herşey Aysun’dan izin alınarak yazılmaktadır…

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Meğerse Başka Biri Varmış…

Hani size geçenlerde Ahmet’le Aysun’un hikayesi’ni anlatmıştım ya, hani şu 10 senelik ilişkiden sonra ilişkisini mesajla bitiren Ahmet var ya; meğerse onda daha ne numaralar varmış. Duyunca dudağım uçukladı valla…

Aysun dün yana yakıla beni aradı, bizim sevgili Ahmet gene ona mesaj atmış, eşyalarımı kargolayabilir misin diye, bizimki de tabi çıldırıp yine telefona sarılmış, bir yandan ağlayıp bir yandan da ben barışmamızı beklerken, bana geri dönmeni beklerken, bu mesajı aldım ve çok üzüldüm diye konuşmaya başlamış. Ahmet ne dese beğenirsiniz, ööff ne zaman bitecek bu ağlamaların, o yüzden zaten mesaj atıyorum diye gene soğuk ve mesafeli konuşmaya devam etmiş.

Bizim Aysun gene can havliyle ne olur bana geri dön, seni çok seviyorum, bari yüz yüze görüşelim, geçmişte benim de hatalarım oldu bırak onları telafi edeyim, ilişkimize hareket heyecan getirmeyi deneyelim diye ilişkiyi kurtarma önerileri getirmeye çalışırken Ahmet ne dese beğenirsiniz, kusura bakma başkası var…Neeeee!.. Başkası mı var?!.

İşte her şeyin sebebi böylece belli olmuş oldu. O soğuk konuşmalar, yeter artıklar, onca zaman sorunla giden ilişkinin neden birden bıçak gibi bittiği açığa da çıkmış oldu.

Aysun tabi telefonda şok geçirmiş zaten bünyesi de hassas olduğundan nefes alamayıp gene hastaneyi boylamış. Serumlar, yatıştırıcılar, şunlar bunlar derken  her gün hastaneye gitmeye başlamış.

Tabi ortaya başka biri olduğu çıktıktan sonra filmi geri saymış ve anlamış ki, Ahmet’in bir önceki mesajında ‘’ara verelim’’ demesinin altındaki neden de ortaya çıktı; Ahmet yeni kızla ilişki deneyecek tutmazsa Aysuna dönecek, yürürse yeni kızla devam edecek. Yani Aysun’u cepte tutup, yeni kızla işi iyice pişirip bağladıktan sonra Aysun’a yolverecek. Yeni kız tutmasa Aysun’a geri dönecekmiş. Bu düşünceler içindeki ben ve Aysun karşılıklı isyanlardaydık. Aysun bana en çok koyan ‘’ben ona hayatımı bile teslim edecek kadar çok güveniyordum , artık bir daha başkasına nasıl güvenirim’’ diye gene ağlamaya başladı.’’Bu adam sadece ilişkimizi bitirmekle kalmadı, -benim geleceğimi- bir başkasına güven duyma yeteneğimi de elimden almış oldu’’ dedi ki ona yerden göğe kadar hak verdim.

Ben dedi bir de geçenlerde ortak bir arkadaş grubu toplantısında ona ne kadar çok güvendiğimi söylemiştim hayat ne kadar ironik değil mi diye yine ağlamaya başladı.

Bir de Anette dedi ‘’şimdi geçmişe doğru ilişkimizi analiz ediyorum da; ona birkaç kere ya sen bana eskisi gibi davranmıyorsun, daha soğuksun, mesafelisin, candan değilsin dediğimde konuyu değiştirdiğini ve ilişkiyi kurtarmaya çalışmadığını görüyorum. Ben de herhalde bana öyle geliyor deyip kendi hayatımın sorunlarına dalmışım ne bileyim üstelememişim ona yanıyorum’’ diyor. Sonra ‘’yine Ahmet’in Fatma diye yaşıtı bir kızla kahve içmeye gittiğini, Fatma’nın bunu defalarca aradığını hatırladım’’diyor, demek ki bu adam arayışa başlamış. Fatma olmamış ta bu kız olmuş, bu da olmasaymış, başkası olacakmış. Ahmet benle ilişkiyi kurtarmak yerine başka çiçeklerin balına bakmaya zaten karar vermiş diye yıkılmış bir şekilde konuşmasına devam eden Aysun, Anette gene nefes alamıyorum deyince onu evden alıp ,bu sefer hastaneye ben götürdüm.

Bundan sonra erkeklere, ilişkilere nasıl güvenirim diye fısıldayan Aysun’un saçlarını okşayarak teselli etmeye çalıştım. ‘’Yeter artık’’ Aysun diye fısıldadım ilaçların etkisiyle uyumaya başlamadan önce ‘’benim artık bir hayatım kalmadı, ailesine herkese rezil oldum, onca seneden sonra benle evlenmedi gitti başkasıyla olmaya başladı ya beni herkese rezil etti’’ diye fısıldıyordu…

Şimdi bu durum nereden toplanır, nasıl pozitife çevrilir, nasıl umut verilir bilemedim. Bazen her şeyi olduğu gibi kabul edip, zamana bırakmak gerekir ya, bu herhalde o durumlardan biri.

Bir de şu söz aklımda yankılanmaya başladı; ‘’Ben önce göğe bakarım görmediğime güvenirim, sonra da aynaya bakarım gördüğüme güvenirim’’. Yani son kertede insan galiba önce Allah’a sonrada sadece ve sadece ama sadece kendine güvenmeli…

Sağlıcakla,

Doğaüstü Yetenekler Ya Başa Belaysa ?

Geçenlerde büyük yeğenim ve arkadaşlarıyla buluştuk ve kısa film çekmeye karar verdik. Filmin konusu; doğaüstü yetenekleri olan bir çetenin maceraları üzerine olacağından herkes kendine bir yetenek seçmeye başladı. Uçmak, görünmezlik, medyumluk, şifacılık, olduğun yerden konuşmaları duymak, bilgisayar şifrelerini çözebilmek, ışınlanabilmek, nesneleri hareket ettirebilmek derken yetenekleri kapıştık durduk. Sonrada oluşturulan senaryoya göre oynadık ve çok güldük çok eğlendik.

Film çekim işi bitip eve dönünce; gerçekten bu yeteneklere sahip olsaydık, hayatımız nasıl olurdu diye kurgulamaya başladım. Çok kızdığım birinin kafasına bol bol kitap atabilirdim, onu yerden yere vurabilirdim, öldürebilirdim, bütün konuşmalarını dinleyip aleyhinde kullanabilirdim, bilgisayarını kilitleyebilirdim yani anlayacağınız hayatını cehenneme çevirebilirdim…

Ne ?.. Hayatını cehenneme mi çevirirdim; niye beni kızdırdığı için mi ?.. İşte o an kendimden çok korktum. Yani ben bu kızma olayından ders alacağıma, karşımdakini ve kendimi bağışlamaya çalışacağıma, kendimi geliştireceğime, bana bahşedilen bu yetenekleri karşımdaki insana zarar vermek için mi kullanacaktım. İşte o an, Allah’a, bana doğaüstü yetenek vermediği için şükredesim geldi. Yani düşünsenize vermiş olsa alim Allah insanlara neler yapabilecek kapasitem varmış…

Özellikle ‘’Hereos’’ dizisinden sonra, arkadaşlarla da, hangi yetenekleri isterdin konuşmasını çokça yapmışızdır ama bu yeteneğe sahip olsak, bize faydası ne olur, topluma faydası ne olur, ya da topluma faydalı olmak için neler yapmalıyız diye hiç konuşmadığımızı farkettim. Anladım ki hayalde bile o yeteneğe sahip olmanın verdiği ego tatmini, üstünlük duygusu bize yetmiş. Neee üstünlük duygusu mu? Allah’ım Allah’ım, bu yetenekler iyi mi kötü mü bilemedim şimdi? Üstünlük duygusu mu? Bu da nerden çıktı şimdi? Hani hepimiz birdik, eşittik, kardeştik, hepimizin gözyaşı aynıydı, şimdi bu üstünlük duygusu gelip her şeyi param parça etti. Eyvah ki ne eyvah. Bu yetenekle gelişeceğimiz yerde geri geri gitmeye başladık sanki.

Birden şu sorular geldi aklıma; yetenekler tekamül açısından gelişmiş insanlara mı verilir? yoksa o verilen yetenekle ne yaptığın mı tekamül seviyeni etkiler? Bence ikincisi… Düşün ki şifacısın ve kızdığın, kırgın olduğun insanları yere yatırıp enerjinle öldürebilir misin diye düşünmeye başlamışsın? Eyvah ki ne eyvah? Bin defa tövbe edip şifacılığı bırak sanki daha iyi…

Kişisel gelişim işleriyle ilgilenmeye başladığımdan beri,- itiraf ediyorum ki -zaman zaman kafamdan şu yeteneğim olsun, bu yeteneğim olsun diye geçirdiğim çok olmuştur. Ama o yeteneğin verdiği sorumluluk, ve nasıl kullanmam gerektiği hakkında ilk defa kafa yormaya başladım. Ne tehlikeli bir durum.

Şimdilerde anlıyorum ki, esas yetenek sağlıklı kalmayı başarabilmek. Neden mi? Çünkü negatif düşüncelerimiz ( kızgınlıklarımız, nefretimiz, öfkemiz, takıntılarımız, unutamadıklarımız) bizi hasta ediyor zaten. Biz eğer kendimizi ve başkalarını bağışlayabilirsek, her yaşadığımız olaya bir öğreti olarak bakabilirsek, kızdığımız insanlara aslında niye kızdığımızı anlayıp hatalarımızı düzeltebilirsek, hem tekamül yolunda ilerlemiş oluruz, hem de turp gibi sağlıklı insanlar oluruz.

Kulağımız az duyuyorsa; duymak istemediklerimiz, gözlerimiz yaşarıyorsa; öfkelerimiz ve görmek istemediklerimiz, bacağımız ağrıyorsa; ilerleme korkumuz, bağırsaklarımız problemliyse; takıntılarımız üzerinde çalışmalıyız demektir. Yani organlarımızın rahatsızlıklarını inceleyip düşüncelerimizi düzeltebilirsek; işte o zaman ‘’yeteneğimiz’’ bana göre tavan yapmış demektir.

Sağlıcakla,

 

 

 

 

Şok!.. Şok!.. Şok!..10 Senelik Erkek Arkadaşım Benden Mail’le Ayrıldı…

Hani televizyonda magazin programlarında böyle alt yazı geçerler ya, Şok!.. Şok!.. Şok!.. Sevgilisi maille ayrıldı… İşte bu durum benim de başıma geldi. Hala inanamıyorum. Hala şoktayım. 10 senelik erkek arkadaşım 10 satırlık bir maille ilişkimizi bitirdi diye telefon açtı yana yakala Aysun bana.

Onun bu haberiyle telefonun öbür ucunda bende şoka girdim. Yani bu maille ayrılma işi sadece yirmili yaşlardaki cıvık ilişkilerde olur sanıyordum. Bir de ‘’Sex and The City’’ dizisinde görmüştüm, orada da  sevgilisi Carry’den post-it’le ayrılıyordu. Ben kendi düşüncelerimin arasında boğulmadan Aysun’la ilgilenmem gerektiğini biliyordum ‘’dur hele bi yavaş ol ne olduğunu teker teker anlat’’ dedim şok içindeki kızcağıza…

‘’Yaa’’ dedi, ‘’pazar sabahı kalktım maillerime bakayım’’ dedim baktım bizim Ahmet’ten bir mail gelmiş nedir acaba diye açtım, bir de ne göreyim ;Yok efendim uzun süredir kafasında kuşkular varmış, artık ilişki çok monotonlaşmış, beni hiç aldatmamış ama buraya kadarmış mealinde bir yazıyla karşılaştım…

Tabi hemen telefona sarıldım, ‘’mailini aldım nedir bu’’ diye sordum ee ne yapayım sana bunları yüz yüze söyleyemezdim bende yazdım demez mi???

Hayır tamam, bende ilişkimizde sorunlarımız olduğunu biliyordum ama bir gün gelip te bana; bak bu aşk benden gidiyor, bak bu huyların-bu sözlerin- beni rahatsız ediyor, törpüleyebilir misin dememiş, bak sana karşı heyecanım bitti bu beni rahatsız ediyor dememiş, bize ilişkiyi kurtarma yeniden canlandırma şansı vermemiş, kendi kendine oturmuş, düşünmüş, karar vermiş kılıcı indirmiş. Ne diller döktüm ağladım, yalvardım ama bize bir şans daha vermesi için ikna edemedim. Zaten karar vermiş insana ne yapılabilir ki?

Bir de; bundan  iki üç ay önce ona hayatımın en karanlık sırlarını anlatmıştım, yani bilsem  aklında ayrılma düşünceleri var niye onları anlatayım ki dimi ama…Akıl var, mantık var…

Başka bozulduğum bir tarafta;  bir süredir ciddi bir hastalık geçiriyordum ve iyileşmem için iki aylık daha sakin bir zaman dilimine ihtiyacım vardı, ve o bana ihtiyacım olan o iki aylık süreyi bile vermedi…

Ve bunu bana yapan kim ‘’iyi erkek arkadaş?…’’ Düşünmeden hayatımı teslim edeceğim ‘’iyi erkek arkadaş?…’’ Gözüm kapalı güvendiğim ‘’iyi erkek arkadaş ?…’’ Benim sağlığım için , canım için iki ay daha bekleyemedi diye yana yakala Aysun konuşmasına noktasız devam ediyordu ki; dur kız dedim bir soluklan. Yok dedi soluklanamam inan ki nefessizim. Geceleri sağa dönüyorum olmuyor, sola dönüyorum olmuyor. Telefonda  ‘’bu hastalık sürecinde ilişkimizin iyice kötüye gittiğini, gönlümüze göre gezip tozamadığımızı, benim kendi derdime düştüğümü’’ söyledim Ahmet’e ‘’ama bak artık düzeliyorum, ilişkimizi toparlayabiliriz’’ dedim ama yok dedi peygamber demedi. ‘’Hastalığımın sadece ilişkimizin sona giden sürecini hızlandırdığını’’ söyledi.

Sonra ‘’ona karşı hala heyecan duyduğumu ama belki bunu ona yansıtamadığımı, ve benim de onu hiç aldatmadığımı ve onu çok sevdiğimi’’ söyledim ama bana karşı sesi o kadar soğuk ve uzaktan geliyordu ki anlatamam. Bana karşı; o mesafeli, o duyarsız duruşu bitirdi beni…

Bana bu şok mailini gönderdikten sonra, sinirlerim iyice harap olduğundan hastanelik oldum, serumlar yedim, sakinleştirici iğneler yapıldı, yüzüm gözüm şişti, birkaç kez acile gidip gelmek zorunda kaldım, bir tesadüfle bunları öğrendi inanır mısın sadece ilk öğrendiği gün aradı. Sonra bir daha nasılsın diye arayıp sormadı bile. Sanki yer yarıldı yerin dibine girdi. Koca 10 sene işte böyle bittiiiiiiii  !!!… derken telefonda duymaya başladığım hıçkırıklarına ne yazık ki teselli olacak bir sözüm yoktu…

Bende bu ayrılığın kör karanlığına düşmüş gibi hissettim kendimi… Ne diyebilirdim ki ‘’her şeyin hayırlısı olsun’’ demekten başka…

Sağlıcakla,

Eski Erkek Arkadaşım Nasıl Benden Önce Evlenir ???

Baktım Arzu sabahtan beri beni facebook’ta beş kere dürtüklemiş, on tane de mesaj atmış. Hayırdır deyip mesajlardan birini açtım. “Bak bak” diye veryansın eden mesajını okumaya başladım. “Görüyor musun sonunda olan oldu Veysel benden önce evleniyormuş.  Hem de şu sahte sarışın Emel’le. Zaten Serdar’da Gamze’yle evlenmişti. Ya kime dokunsam evleniyor ama benle değil benden sonra karşılarına çıkan ilk zibidiyle. Ne ya ben evliliğe hazırlama kurumu muyum” diye başlayan mesajı böyle uzayıp gidiyordu.

Valla Arzu gerçekten doğru söylüyordu. Kız kime el atsa onunla değil de bir sonrakiyle evleniyordu bu adamlar. Hepimiz bu duruma artık şaşmış kalmış vaziyetteydik ki Veysel sanırım bardağı taşıran son damla olmuştu. Ama bir arkadaş olarak üzerime düşen Arzu’ya bunları söylemek değildi tabi ki. Bana düşen olayı önemsiz gösterip arkadaşımın yerlere düşen öz güvenini toparlamaktı.

Arzu’ya face’ten hemen mesaj attım: Kızım ya isteyen evlenir, isteyen boşanır, isteyen çocuk yapar sana ne ki? Sen hem bize yüz kez benim artık Veysel’le işim olmaz, önüme diz çökse, yalvarsa ona dönem demiyor muydun, adam işte duymuş bu söylediklerini, yoluna devam etmiş.

Arzu’dan tabi ki hemen cevap geldi: Yaa Anette inanamıyorum senin afyon bugün patlamadı herhalde. Ben onları tabi ki laf olsun diye söylüyordum. Tamam Veysel’e karşı bir şey hissetmiyorum ama ona düşen gelip benim için uğraşması, çabalaması, benden vazgeçemediğini söylemesi olmalıydı! Hadi onları söylemedi uzun bir yas tutma dönemine girmeliydi! Yani nedir bu çakma sarışın bulmalar, hadi buldu, gönül eğlendirmek yerine evlenme teklifi etmeler falan. Bak sırf bana gıcıklık yapıyor olmasın diyerek dengesini ne kadar kaybetmiş olduğunu bir kere daha anlamamı sağladı…

Ya Arzu’cuğum diye geri mesaj atım hemen. Sana ne, olan olmuş biten bitmiş, yani gerçekten sana ne, niye sürekli adamın sayfasına girip girip casusluk yapıyorsun ki diye cevap yazdım….

Çünkü diye hemen cevabı düştü, bu bir gurur meselesi, bu bir onur meselesi. Bu ayaklar altına alınmış kadınlık gururumun çığlığıdır diye yazarken, herhalde bir an olsun aklı başına gelmiş olmalı ki, Anette ya sanırım egom tavan yaptı, gerçekten bana ne elalemin Veysel’inden derken ve ben tam rahatlamışken, egosu gene onu bir sarstı, bana ne ya, benim önce evlenmem lazım dı diye bu sefere tweetten mesajları düşmeye başladı.

Anladım ki bu kriz bugün geçmeyecekti. Arzu’nun sakinleşmesi için zamana ihtiyacı vardı ya da evlenmeyen eski bir erkek arkadaşa? O anda aklıma eski erkek arkadaşlarından Yusuf geldi. Yaa Arzu’cuğum dedim Yusuf bak hala evlenmedi, seviniyor musun bari dememe kalmadı, Anette ya sende hiç facebook güncellemelerini takip etmiyorsun galiba, Yusuf uzun süredir yelloz Emine’yle beraber deyince beni aldı bir gülme. Kızım sen hem eski erkek arkadaşlarını hem de onların yeni kız arkadaşlarını, yani pardon yeni yellozları da mı takip ediyorsun, sil hepsini gitsin bitsin, kafan rahat etsin o zaman diye karşı bir fikir ortaya atmaya çalıştımsa da Arzu gene veryansın etti. Silmem efendim niye silecekmişim, hiçbirini silmem, ben hepsi otursun beni beklesin istiyorum, önce ben evleneyim, mutlu olayım, çocuk yapayım sonra hepsi ne yaparsa yapsın. Benden önce bunları yapmaya hakları yoktu derken, herhalde son sözleri de kendine anlamsız gelmeye başlamış olmalı ki bir göz kırpma işareti geliverdi mesaj olarak.

Anette ya ben neler diyorum ve diliyorum böyle, ben niye böyle kötü biriyim, neden onların bu kadar çabuk, yani benden önce mutlu olmalarını kaldıramıyorum ki diye sordu içli içli…

Ne diyebilirdim ki, biz insanların zaaflarla dolu yaratıklar olduğunu söylemekten başka…

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Aldatan TEKRAR Aldatır mı?

Sabahın beşinde cep telefonum uzun uzun çalmaya başladı. Önce ne oluyor diye şöyle bir gözümü açıp, tekrar uyumaya çalıştım ama yok arayan o kadar kararlı ki telefonu açtırmaya, mümkün değil kapatmıyor. “Ne oluyor ya sabahın köründe” diye bir hışımla açıyorum telefonu ve Zeynep’in bir taraftan özür dileyen ve bir taraftan da hıçkıran sesiyle güne başlıyorum.

Zeynep “Anette ya çok özür dilerim bu saatte aradığım için ama dün akşam ne oldu bilemezsin, ben mahvoldum, paramparça oldum” diye hıçkırarak konuşmasına devam etti. Benim tabi bütün kızgınlığım bir an da uçup gitti ve “Zeynep hadi anlatsana ne oldu yahu” diye yatakta doğruldum.

Dün akşam Ayhan buluşmak istedi, ben de tamam dedim giyindim süslendim, taksimdeki kafemize gittim. Ben gelecek hafta çıkmaya başlamamızın birinci yılı diye plan yapacağımızı zannederken Ayhan beni aldattığını itiraf etti. Ben nasıl yani deyip en afallamış halimle ona bakarken ‘’beni affet çok pişmanım asla bir daha olmayacak’’ dedi ve karşımda bir yandan ağlamaya bir yandan da olanları anlatmaya başladı: ‘’İşte şirkette biri varmış da ne zamandır peşindeymiş te düş artık yakamdan demek için kızla yemeğe çıkmış da, sonra laf lafı açmış çok içmişler de, öyle olunca kızı eve bırakmak istemiş te, kız da gel sana bir kahve yapayım demiş te, o da tamam demiş te, sonra içkinin etkisiyle kızın evine çıkınca bir anda ne olduğunu anlamadan kendilerini yatakta bulmuşlar da…’’

Zeynep o kadar çok ağlayıp, hıçkırıyordu ki, cümlelerin bir bölümünü aklımdan ben tamamlıyordum. Ben bile şoktayken Zeynep’in halini tahmin bile edemiyordum. Çünkü hepimiz biliyorduz ki Ayhan Zeynep’e aşıktı. Ve aşık bir adamın yaptığı bu aldatma hareketi, erkeklere olan tüm güvenimizi yerle bir edecek cinstendi…

Zeynep’le Ayhan bu itiraftan sonra bütün geceyi kafede bir yandan ağlayarak, bir yandan da konuşarak geçirmişler. Zeynep Ayhan’a “seni bu hareketi yapmaya iten ilişkimizdeki bir sıkıntı, uyumsuzluk, ya da ne bileyim hoşnut olmayan bir şey mi” diye sormuş. Ayhan bu sefer de “ya ne bileyim hep senin istediklerini yapıyoruz, senin istediğin yerlere gidiyoruz, senin bu baskın halinden biraz yorulmuştum açıkçası, ipleri benim elime bırakacak bir kadın istiyordum açıkçası demesin mi?”

Zeynep tabi bu noktadan sonra nerede olduklarına bakmadan bağırıp çağırmaya başlamış “madem öyle bunu karşıma geçip adam gibi söyleseydin ya” demiş ve tepinmeye başlamış. Tabi kafenin gediklisi olmaları da bu bağırıp çağırmaları bir yere kadar kaldırabileceği için toparlanıp çıkmışlar. İstiklal Caddesi boyunca yürürlerken Zeynep ‘’peki ayrılmak mı istiyorsun’’ diye sormuş, Ayhan ise ‘’tabi ki hayır’’ demiş. ‘’İlişkimizin devam etmesini istiyorum. Önce sana bu olanları anlatmamayı düşündüm ama böyle bir yalanın üzerine de ilişkiyi sürdüremezdim. Gözlerine bakamazdım’’ demiş. Tabi Zeynep’te gene işler kopmuş ‘’yani elin kadınıyla yatınca gözüme bakabiliyorsun da söylemeyince mi bakamıyorsun’’ demiş. Ayhan’ı itip cadde boyunca koşmuş ve yola çıkınca da önüne çıkan ilk taksiye atlayıp eve dönmüş. Ayhan’ın ne aramalarına ne de kapıyı yumruklamalarına cevap vermiş ve ne yapayım demek içinde sabahın beşine kadar dayanıp beni aramış…

Ben duruma henüz bir yorum getiremeden Zeynep bir sonraki adımı atmak için cevaplanması gereken en önemli soruyu sormuştu bile: “Aldatan tekrar aldatır mı Anette? Yani ben şimdi Ayhan’ı affetsem bir daha bana bunu yapmayacağı ne malum. Hem aynı işyerinde bu kızla da çalışmaya devam edecekler. Hadi bu kızla bu durumu kesin olarak bitirseler bile her ilişkimizde sorun olduğunda bana söylemek ve çözüm aramak yerine başka bir kadının kollarına atılmayacağını nerden bileceğim ki?” diyerek birbiri ardına çok mantıklı şeyler söylüyordu. Arkasından “o zaman yapacak bir şey yok Ayhan’dan ayrılmalıyım ama onu o kadar seviyorum ki bu nasıl olacak” derken benim kulaklarımda hala şu soru yankılanıyordu: ‘’Aldatan bir kere daha aldatır mı Anette?”

Ah bu sorunun cevabını bilen var mı ki acaba? Aklımdan bir bir arkadaşlarımın başından geçen olaylar akmaya başladı. Aldatanın kadın olduğu başka bir durumda erkek kadını affetmiş ve kadında adamı tekrar aldatmıştı. Evli başka bir çift durumundaysa adam karısını aldatmış, affedilince birkaç sene sonra gene aldatmıştı. Bazıları alışkanlık gibi ana ilişkisi devam ederken, bir sürü başka kadınla zaten eşini aldatıyordu. Yani aklımdan böyle örnekleri geçirdim geçirdim ve aldatanın tekrar aldatacağına kanaat getirdim. Ama bunu asla Zeynep’e söyleyemezdim. Hem her durumun bir istisnası olamaz mıydı yani?

Siz ne diyorsunuz arkadaşlar aldatan tekrar aldatır mı ???

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Erkekle Kadın Arkadaş Olabilir Mi?

Bir sorunun cevabı sık sık değişir mi? Gerçekten değişiyor işte. Bu soruyu yıllar içinde defalarca kendime sordum. Ve cevabı bazen “evet”, bazen “hayır”, bazen “bilmiyorum” oldu. Cevap neye göre değişti derseniz tabi ki benim ve çevremdeki insanların yaşadığı olaylara göre değişti.

Ne bilim mesela okul yıllarımda bu sorunun cevabı kesin olarak evetti. Tabi ki erkek kadınla arkadaş olabilir diyordum. Ve bir sürü de erkek arkadaşım vardı. Onlarla güler, telefonda konuşur, sağa sola gezmeye giderdim. Sonra zaman içinde anladım ki meğerse benle çıkmak istiyorlarmış. Bir punduna getirip “senden hoşlanıyorum çıkalım” dedikleri ve benden de cevap olarak “aaa ben seni arkadaş olarak görüyorumu” duyduktan sonra da yavaş yavaş düşen bir arkadaşlık eğrisinden sonra toz olup gidiyorlardı.

Beni en çok hayal kırıklığına uğratan ise ben gerçekten onları arkadaş olarak görüp bir şey yapmalarını istediğim zaman, o isteğimi gerçekleştirmelerinin altındaki nedenin beni tavlamak olduğunu anlamamdı…

Bütün bu tecrübelerimden sonra erkekle kadın arkadaş olabilir mi sorusuna “hayır” cevabını vermeye başladım. Sonra çevremde arkadaş olarak gezen ve yıllar geçse de arkadaş olarak kalabilen insanlar olduğunu görünce bu soruya cevabım yine “belki de olunabiliyordur bilemiyoruma” döndü.

Sonra fark ettim ki kadınla erkek arkadaş olsalar bile mutlaka altta yatan bir beğeni duygusu oluyor. Yani bu beğeni duygusu illa çıkmaya, ya da sevgiye dönüşmeyebiliyor ama alt satırlarda mutlaka bir beğeni duygusu yatıyor.

Arkasından anladım ki kadınla erkeğin arkadaş olma zorluklarından biri, insanların sürekli sizi birbirinize yakıştırıp “zaten arkadaşsınız kafalarınız da uyuyor, hadi çıkın hadi evlenin” diye baskı yapmaları, sizin de aklınızın bir köşesine “ya acaba bir denesek mi” diye bir düşüncenin dolaşmasına sebep olmaları yatıyor.

Ayrıca ben erkek arkadaşlarımdan biri evlenince onla görüşmeyi çok azaltırım, neden ise hanımı bozulmasın diye, evde kıskançlığa huzursuzluğa sebep olmayayım diye. Eee böyle olunca da kör topal yürüyen arkadaşlık, erkeğin evlenmesiyle yine sekteye uğruyor. Yani olaya nerden bakarsam bakayım bu erkekle arkadaşlık işi olmuyor… Olamıyor…

En son çıktığım gezilerden birinde çok sevdiğim kız arkadaşlarımdan biri “aa benim çoğu arkadaşım erkektir” deyince acaba ben mi erkeklerle arkadaş olmayı beceremiyorum diye aklımdan geçirdim. “Peki adam evlenince ne yapıyorsun” dedim “hiç” dedi “ne olacak hanımıyla da arkadaş olmaya çalışıyorum, baktım kafa dengi değil ben niye arkadaşımı kaybedeyim onla görüşmeye devam ediyorum” dedi. Yine de kadınla erkeğin arkadaşlığının kadınla kadın arkadaşlığından daha kolay olduğunu düşünüyorum. En azından arada rekabet olmuyor, ben daha güzelim ya da erkekler beni beğenecek yarışı olmuyor

Bilemiyorum valla hiçbir şeyin doğrusu yanlışı olmadığı gibi her ilişki ve her arkadaşlık da tabi kendi şahsına münhasır olduğundan genelleme yapmak çok zor…

Erkekle kadın ateşle barut mu yan yana gelmeleri tehlikeli mi bilemiyorum ama iki cinsin arkadaş olması zor gibi geliyor. Evet en son kararım bu “arkadaş olmaları zor ama imkansız değil” hele bir aralık kapı bırakayım da ne olur ne olmaz… Siz ne dersiniz?

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bazen tek bir insana karşı duyduğumuz kızgınlık ve kırgınlığın hıncını tüm insanlardan çıkarmaya çalışırız… Ne yazık…

Fotoğraf: “Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.”	 Sabahattin Ali.“Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.”

Sabahattin Ali.

Gerçekten böyle değilmidir? Bazen tek bir insana karşı duyduğumuz kızgınlık ve kırgınlığın hıncını tüm insanlardan çıkarmaya çalışırız… Ne yazık…

Anette

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 3 Comments »

Sanmayın ki ben hep böyle pozitiftim. Bundan seneler önce bunalım takılmaya, kendimi üzmeye bayılırdım.

Sanmayın ki ben hep böyle pozitfitim. Bundan seneler önce  bunalım takılmaya, kendimi üzmeye bayılırdım. Nedense dipte olmaya tutkuyla bağlıydım hem de. Sonra yavaş yavaş farkındalıklarım gelişti, kendi üstümde uzun ve yorucu çalışmalar yaptım. Ve ne zannediyorsunuz hemen başardım mı? Ne yazık ki hayır. Bazen yukarı bazen aşağı maceram devam etti ve ediyor aslında…

Zaman geçtikçe kendimle arkadaş olmaya, kendimi sevmeye ve kendimle yüzleşmeye başladım. Bu ne bitmez bir yolculuk ki, hala yolun başındayım. Sadece çabalıyorum ve uğraşıyorum o kadar. Şimdi tek farkım bu yolculuğu sizlerle beraber paylaşmam, ruh durumuma göre, o günkü havama göre soru işaretlerimi ,düşüncelerimi yazmam. Bazen gülüyoruz, bazen düşünüyoruz, bazen ya ne güzel söylemiş bravo diyoruz.

Ama en önemlisi artık hepimiz Zamazingo ailesinin bir üyesiyiz. Biz artık bir aileyiz. İşte bunu bilmek bile bana kendimi iyi hissettiriyor. İyi ki varsınız. Ben sizin için varım. Sizlerle varım…

A bunları neden mi yazdım, bana özelden hep mesaj geliyor nasıl böyle pozitifsiniz diye, dilim döndüğünce ona bir cevap aslında bu satırlarım.

Bir de geçmişte nasıl bunalım olduğumu gösteren bir şiirimi koyuyorum buraya. Yazmak her zaman benimleydi ama o da benim gibi negatiften pozitife evrimleşti. Buyrun eski Anetten bir şiir…

BECEREMEDİM…

Bazı sabahlar kalktığında

Bir başka sen olarak ve bir başka hayatı yaşıyor olarak uyanmak istediğin hiç olmadı mı?

Sakın hayır deme

Buna inanmamı bekliyor olamazsın

Okulda, işte yada yolda yürürken aldığınkararlara uyarak mı yaşıyorsun hayatını yoksa

İstediğin hayatla ilgisi olmayan bir kabusu mu yaşıyorsun

Şöyle de diyebiliriz belki

İstediğin senden o kadar uzaktasın ki artık

Bir şişeye bir kağıt koyup, o kağıda da -sadece imdat- diye bile yazsan, şişe asla eski sana ulaşamıyacaktır.

Çünkü şişede aynı senin gibi yolunu kaybetmiştir.

Ne geldiği yönü ne gideceği yönü bilir.

Ne umudu kalmıştır ne isteği

NEe gücü kalmıştır ne gururu

Kala kala yalnızlığı ve belki de bir kuru inadı kalmıştır

Hayata karşı inadı

Yüzünde ve gözlerinde

Sadece hüzün mü var

Zorlukla örttüğün ya da örttüğünü sandıüın

Bir kere de itiraf et ve beceremedim de

Gözlerini kapat artık yorgunum de

Uykunun kollarına yenilginin acısıyla gir

Ve sabah uyandığında

Yeni bir başlangıç yapacağını sanarak uyan

Ve yeni gelen güne de kendini kandırarak başla…

Anette

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İlişkilerde Kavga Çeşitleri…

İlişkilerin bir parçası canım, cicim deyip koklaşmaksa, diğer bir yanı da malumunuz olduğu üzere kavgalardır. Bu ikisi yapışık ikiz gibi ilerler, biri büyüdükçe diğeri de büyür. Bu durum nasıl oluyor da oluyor anlamıyorum ama ilişki ne kadar derinse yapılan kavgalar da o derece şiddetli olma potansiyeli taşıyor. Bir de yaşla beraber ilişkiler birbiri üzerine yığıldıkça kavga kasımız iyice de gelişiyor olmalı ki kavgalar deprem şiddetinde oluyor.

İlişki konusunda tecrübesiz olduğumuz gençlik yıllarında kavgalar, hayır telefonu sen kapat, hayır sen kapat, lütfen sen kapat şeklinde 20 dakika hiçbir şeyden konuşulmadan kapatma kavgası şeklinde gerçekleşiyor. Ben buna ilk aşk yıllarına tekabül eden liseli kavga formatı diyorum.

Daha sonra aşk konusunda ilerlediğimiz üniversite yıllarında nereye gidilecek, hesabı kim ödeyecek gibi eften püften başlayan kavgalar, ne zaman evleneceğiz, askerliğini kaç ay yapacaksın, ailene benden bahsettin mi ile giderek çıkış formuna girmeye başlar.

Askerlik bitip, düğün dernek yapılıp aynı eve girinci de koyun ak mı kara mı iyice belli olur. Ne zaman çocuk yapıcaz, çocuk hangi okula gidicek, Mualla’nın kocası ona pırlanta yüzük almış sen bana ne zaman alacaksın, neden biz hala kiradayız, mutfakta neden bana hiç yardım etmiyorsun gibi başlayan söylemler, bencilsin, mükemmeliyetçisin, robot gibisin, hiç hayal gücün yok, romantik değilsin gibi kişilik çatışmalarına dönmeye başlar.

İşte esas tehlike artık burada başlamıştır. Çünkü artık birbirini iyice tanımış ve birçok badireyi atlatmış çiftler, yıllar boyu içlerinde biriktirdiklerini  (aman çocuk büyüsün, aman komşu duymasın, aman annemler ne der gibi endişeleri artık bir tarafa bırakıp) etrafa saçmaya başlarlar. Eh tahmin edersiniz ki sen böylesin, hayır esas sen böylesinle başlayan kavgalarında sonu pek hayırlı bitmez. Evin ahenginin yerini alan bağırmalar, birbirine eşya atmalar, bavul toplayıp gitme denemeleriyle taçlandırılır.

Bundan sonraki aşama ne midir? Tahmin edeceğiniz gibi birkaç seçenek var tabi; Boşanma, kavga ederek devam etme, herkesin mantıklı bir şekilde karşısındakinin şikayetlerini dinleyip kendini az da olsa değiştirmeye çalıştığı orta yol.

Hangi yol tutulmalının da ne yazik ki ezbere bir cevabı yok. Her ilişkinin geçtiği yol ve kişilerin öyküleri farklı olduğundan herkes kafası, gözü, kalbi, ruhu yarılmış durumda ortada dolaşıyor zaten.

Zor azizim bu ilişki işi…Zor…  Çok zor…

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bıktım Artık Şu “HADİ EVLEN” Baskısından…

Hafta sonu Ayşe Arman’ın evlilik üzerine yaptığı röportajı okudum. Ve toplumun kadınlara yaptığı evlen baskısının (anneden, babadan, kardeşten, arkadaştan, temizlikçiden, tatilde tanıştığın teyzeden, dolmuş şoföründen…) kadınların ne hallere düşürdüğünü gördüm. Yani kadınlar o kadar manyak bir hale sokulmuş ki iş erkeğe “hamileyim” yalanını söyleyecek boyuta ulaşmış.

İnanın bana bu yalana başvuran kadınlara kızamıyorum bile çünkü nedense evlenmeyen kadın başarısız,  değersiz, bozuk mal olarak algılanıyor. “Vah zavallı her halde bir kusuru var ki kendini alacak adam bulamadı” diye konuşuluyor arkasından. Her ortamda kendisine ayarlanmaya çalışılan damat adaylarından bahsetmiyorum bile. Bir de kadın evlenmeyince kız kurusu denilerek aşağılanıyor, erkek evlenmeyince müzmin bekar denilerek yüceltiliyor. Kadınlar arasında da “onu ben ehlileştiricem bak görürsün” gibi bir yarış başlıyor…

Bir de “kadın evlendi kendini kurtardı” sözünü hiç anlayamıyorum. Erkek evlenerek kadının namusunu mu temizliyor? Yani kadın evlenmeden önce namussuz mu oluyor? Ya da kendisine bakamayacak kadar aciz mi? Erkekle evlenme sebebi para mı yani? Çünkü evlenince erkeğin yan gelip yattığı, kadının deli gibi çalıştığı veya kadının ailesinden paraca destek alındığı nice evlilikler biliyorum. Gerçi kadın evli yuvası var ya adamın her türlü eksikliği görmezden gelinebilir tabi…

Ne yazık ki evlenmiş kadınlar da bir acayipleşmeye başlıyorlar…  Giyimi, kuşamı, makyajı birden bire değişiyor “ben statü atladım artık bana hiç kimse dokunamaz” havalarına giriyorlar. Artık toplumsal gereği yerine getirmiş ve baskıdan kurtulmuş olmanın rahatlığıyla bekar arkadaşlarına “hah işte ben evlenmeyi becerdim sen beceremedin” nanik hareketi yapıyorlar. Sanki o kadar yıl onlar da aynı baskıdan muzdarip değillermiş gibi evlenince taktığı alyansı göz çıkaracak kadar gözler önüne seriyorlar. En gıcık olduğum hareket ise ya kocamı baştan çıkarırsa düşüncesiyle “artık görüşmeyelim” diyenler. Ya ben senin kocanı ne yapayım. Sen almışsın işte tepe tepe kullan hayrını gör dimi ama. Bak gene sinirlendim işte…

Tabi aslında evlensen de iş bitmiyor. “Ee çocuk nerde?” başlayacak, birincisini doğursan “ee hadi ikincisi nerde” diyecekler… Onu yapsan bir başka baskı daha mutlaka gelip seni bulacak. İşte bu çevreden gördüğüm sürekli baskı hali beni boğulacak hale getiriyor.

Burdan özellikle erkeklere söylemek istediğim bir çift sözüm var: “Ey erkekler, eğer evlenmemiş bir kadın görürseniz unutmayın bu onun tercihidir. Onun için boşu boşuna onun arkasından atıp tutmayın”…

Sağlıcakla ,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Taksi Şöförü İntihar Etmek İstiyor… Ve Ben Arka Koltuktayım…

İstanbul bir koca şehir. Ulaşım için metrosu var, vapuru var, otobüsü var ama ben neden bilmem o gün gideceğim yere toplu taşıma araçlarıyla değil de taksiyle gitmeye karar veriyorum. Ve iyi halt ediyorum… Neden mi?

Hemen anlatayım. Taksiye biniyorum “çek kaptan hisara” diyorum. Kaptan “hemen abla” diye cevap veriyor fakat içerisi yoğun bir sigara dumanı kaplı. Oldum olası sigara dumanından hoşlanmadığımdan taksiden inecek gibi oluyorum ama kaptan “tamam abla bak söndürdüm” deyip beni indirtmiyor…

Arkasından yüksek sesle korkunç ağlamaklı bir şarkı koyuyor. “Aman” diyorum “ben sessizliği severim, ben ineyim”. “Yok abla sorun değil” diyor ve sesi de kısıyor. Ben yine arka koltukta etrafı seyrederek yoluma devam ediyorum…

Sonra adamın ofladığını, pufladığını ve hatta inlemeye başladığını fark ediyorum. Bunun üzerine “hayırdır kaptan” diye soruyorum. Ay sormaz olaydım: “Abla ben intihar etmek istiyorum” demez mi?

Bende bir panik başlıyor tabi ki. “İntihar mı” diyorum “hiç duymamış olayım, delikanlı adama hiç yakışıyor mu böyle sözler” diyorum…

“Ah abla” diyor “yaşamak boş artık benim için. Şeytan diyor ki sür arabayı duvara kurtul şu hayattan”. Bu arada arabanın da yavaş yavaş hızlandığını fark edip hafifçe paniklemeye başlıyorum. Sesimi olduğunca normal çıkarmaya çalışıp “hele anlat derdini” diyorum “bu dünyada ölümden başka her şeye çare vardır” diyorum…

“Yok be abla” diyor “köyde sevdiğim kız vardı, senelerdir yanıktım ona ama bir türlü açılamıyordum, duydum ki onu pamuk tarlalarının sahibi Ali Bey’e vermişler. Ben ne yapıcam bundan sonra, yaşasam ne , yaşamasam ne” deyip arabayı biraz daha hızlı kullanmaya başlamaz mı…

Ben yine panik olmadan konuşmaya çalışıyorum ama iyice paniğim artık. Dışımdan kaptana “her olmayan işte bir hayır vardır” diyorum. “Demek ki o kız sana yazılmamış sana başka biri yazılmış mecbur acını çekip onu bekliycen” diyorum. Lakin kaptanın bana aynadan bir bakışı var ki beni bir kaşık değil yarım kaşık suda bile boğabilir hissediyorum yani… İçimden de “ah ben nerden bindim bu taksiye” diyorum…

Bir yandan da konuyu deşmeye devam ediyorum. “Ya” diyorum “bu kız anlamadı mı senin ona kesik olduğunu, bunca sene ona bakışından süzüşünden mutlaka anlamıştır demek ki onun gönlü sende yokmuş” diyorum. Bir de istemeden yangına körükle gidiyorum. “Bir arkadaşına falan çıtlatamadın mı ya onca sene” diyorum. “Yok” diyor “ne ona ne başkasına çıtlatamadım, reddeder diye cesaret edemedim, onu görünce dizlerimin titremesinden başka bir şey bilmem ben” diyor.

Aşık olduğu kız başkasıyla evlenmekte olan bir adama ne denir? Nasıl teselli edilir bilemedim. Bir de yüreğinde yıllarca onu sevip de açılamamanın verdiği pişmanlık var ki işi en çok zorlaştıran tarafta o.

Bu ah keşke açılsaydım acaba her şey farklı olur muydu, beni kabul eder miydi, mutlu olur muyduk düşünceleriyle daha çok uzun süre acı çekeceğe benzeyen bu adama tek diyebildiğim “kısmet değilmiş, yaşamak her şekilde güzel. Allah bir kapıyı kaparsa, unutma başka bir kapıyı açar” demek oldu. En son olarak da “unutma” dedim “her olmayan işte de bir hayır vardır”…

Sonra gideceğim yere varmadan arabadan indim. Bir daha taksiye binmek mi? Benim neyime…

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bedenimi Seviyorum… Mu Acaba?

Geçen gün kızlarla toplaşıp Ortaköy’deki House Cafe’ye gitmeye karar verdik. Mekan deniz kenarında olduğundan tatlı tatlı esiyordu. Biz de hem esintinin tadını çıkarmaya hem de vişneli-çikolatalı dondurmalarımızı yemeye başladık. Yanımızdan geçen tekneleri seyrederken de günün konusu belli oldu.

İki çocuk doğurmuş arkadaşım sarkık göbeği ve göğüslerinden başladı konuşmaya, kalçalarının genişliğinden devam etti, yüzündeki kırışıklarla jübilesini yaptı. Arkasından da çok iyi bir estetik uzmanın telefonunu aldığını ve yakında ufak tefek operasyonlar geçireceğinin ilk ipuçlarını vermeye başladı.

Ben diğer arkadaşların “aaaa neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsun” diye cevap vermesini beklerken bir tanesi “aman telefonu bana da ver, ben de gözaltı torbalarımı yaptırıcam” diye soloya katıldı.

Ve böyle paslaşa paslaşa herkes vücudunda sevmediği yerleri teker teker dökmeye başladı. Ne gözaltı morluğumuz kaldı, ne bacaklardaki çarpıklıklar, ne fazla kilolar, ne de gerdan kırışıklıkları. Derken birden kafamın tası atıverdi “yaaa arkadaşlar hepiniz güzel bakımlı kadınlarsınız ne oldu size böyle? Saçmalıyor olabilir misiniz acaba?” diye devreye girdim…

Benim çıkışım onları bir parça geri püskürtmüş olacak ki “ya aslında bedenimizi seviyoruz da” diye başlayan cümleler gelmeye başladı. Arkasından “Anette sen hiç TV seyretmiyorsun galiba, bak oradaki kadınlara hepsi manken gibi bizim neyimiz eksik biz de öyle olmak istiyoruz, genç olmak istiyoruz, güzel olmak istiyoruz, kusursuz olmak istiyoruz, kocalarımız bize hayran kalsın istiyoruz” diye içlerini dökmeye devam ettiler.

Bütün bu tiratlardan sonra ben onları kendi yanıma çekecekken onlar beni kendi yanlarına çektiler. Ve kendimi “arkadaşım şu doktorun numarasını bana da versen de ben de bir gözüksem” derken buluverdim. Yani sonuçta bende beğenilmek isteyen bir kadınım dimi ama?

Böylelikle bedenlerimizi seven (???) biz kadınlar ellerimize kağıt kalem alıp oramızı mı düzelttirsek, buramızı mı botokslatsak derken bulduk kendimizi. Ah şu gazetelerdeki fotoshop’lu görüntülerin gözü kör olsun. Bizi ne halleri soktu…

Üstelik eskiden sadece kadınlara ait olan bu kendini beğendirme ve mükemmel gözükme telaşı yavaş yavaş erkekleri de girdabına çekmeye başladı. Yani anlayacağınız artık hiçbirimize rahat huzur yok. Kimselere kendini beğenme şansı verilmiyor. Koyuyorlar önümüze örnek modelleri “işte hedef bu böyle olacaksınız” diye gözümüze sokuyorlar. Hadi diyelim ki ben bu durumu aştım. Ya partnerim? Ya o beni beğenmeyecek korkusu? Ya yolda yürürken erkekler bana bakmayacaklar, beğenilmeyeceğim korkusu…

Eh bütün bu duygu ve düşünceler içimize iyice ekildiğine göre kadın-erkek demeden estetik operasyonların artacağı bir on yıla giriyormuşuz gibi geliyor. Siz ne dersiniz?

Not: Fotoshop’lanmadan karşıma çıkmayın sakın dermişim J

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bu yaz yaptığım Norveç gezisinden kısa bir görüntü… Yazılar yakında…

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Yaşayamadığımız Aşkların Anısına…

Şimdiye kadar hep yaşadığımız aşkları konuştuk. Acılarını paylaştık. Tekrar dengeye gelmeye çalıştık. Peki ya yaşayamadığımız aşklara ne demeli… Onları da konuşmanın zamanı gelmedi mi artık. Gerçi yaşansalardı herhalde bir dert yığınından başka bir şeye benzemezdi ama yine de yaşanmamış olarak kalması galiba insanın içine oturuyor…

Yaşayamadığım aşklara gelince kimisi dinimi beğenmedi, kimisi yaşımı, kimisinde de benim aşkımın karşılığı yoktu. Hatırlıyorum da birisiyle de komik bir kovalamaca oynamıştık, ya onun kız arkadaşı vardı ya benim erkek arkadaşım. Hani Türk filmlerinde olur ya bir türlü kavuşamama durumu bizde de öyle olmuştu işte. Sanırım kader olmasını istemeyince böyle oluyor.

Bir tanesiyle de yaşadığımız şehirler bir türlü denk gelmemişti. Ben Brighton’daydım o Londra’da. Sonrasında Ben İstanbul’daydım o Ankara’da. Hep böyle garip bir biçimde ülke ülke birbirimizi kovalamıştık ama hep başka şehirlerde yaşamlarımızı kurmuştuk. Demin de dediğim gibi kader istemeyince ne kadar yırtınsan boş durumu yani…

Benim içimde kalansa sanırım o koca aşkların boşuna gitmesi. Düşünsene içinde, kalbinde, her hücrende bir aşk var ama bir şekilde bir araya gelemiyorsun o aşk böyle sonsuzluğa kayıp gidiyor. Hiç el değmemiş olarak. Hiç yaşanamamış olarak…

Bir de bana aşkını sunan erkekler oldu ama bende karşılığı yoktu. İşte sonsuza akan aşk durumlarından bir demet daha… Nereye gider bu karşılıksız, yaşanmamış aşklar? Sonsuzlukta böyle bir havuz mu var acaba?

Niye sanki senin sevdiğin de seni sevmez ve bir ömür boyu mutlu mesut yaşayıp gidilmez. Hep bir çapraşıklık, hep bir git gel, hep bir sorgulama, hep bir acaba doğru mu içinde buluruz ki kendimizi…

Ya arkadaş bu işlerin bir el kitabı, bir kolayını gösteren yok mu? Varsa elini kaldırsın, bana çaya buyursun lütfen…

Ama çaydan önce yaşanamamış aşkların anısına herkes denize bir demet papatya bıraksın olur mu?

Sağlıcakla,