İçe Atma Dışa At…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

 

Şu hayatta başıma ne geliyorsa içime atma huyum yüzünden geliyor.

Birine kızıyorum, öfkeleniyorum; gerektiği gibi, hak ettiği gibi cevap veremiyorum…

Birinin sözleri kafama takılıyor; bana niye bunları söyledin, bak ben kırılıyorum diyemiyorum…

Canım sıkkın oluyor, paylaşamıyorum…

Haksızlığa uğruyorum, hakkımı savunamıyorum…

Üzülüyorum söyleyemiyorum…

Grup halinde mi buluşuldu, gitmek istediğim yerleri, filmleri, yemekleri söyleyemiyorum. Hep onların istediği şeyleri yapıp onları mutlu etmeye çalışıyorum. Sonuç ne oluyor, sevmediğim şeyleri yaptığım bir hayatım oluyor.

Peki bu kimin suçu dersiniz: Tamamen benim…

Birisine kendimi ortaya koysam, isteklerimi söylesem sen ne garipsin deyip beni dışlayacağını ya da sevmeyeceğini düşünüyorum. Önüne geçemediğim bir sevilme ve onaylanma ihtiyacım var. O yüzden hep susuyorum, susuyorum susuyorum ki insanlar beni hep sevsin…

Sonuç ne oluyor biliyor musunuz: Bana dönen hastalıklar, mutsuzluklar…

Geçen arkadaşlarla oturuyorduk herkes kendinin en sevmediği huyunu söylesin dedik. Sıra bana geldiğini: İçime atma huyum dedim…

Arkadaş da dönüp bana demesin mi: Sen de içe atma dışa at…

Sonra hep beraber gülmeye başladık. Ne kadar doğru. Hadi hepimizin mottosu olsun: İÇE ATMA DIŞA AT… İÇE ATMA DIŞA AT…İÇE ATMA DIŞA AT…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

 

 

Bir Kez Kırıldın Diye Niye Dünya Durdu Zannediyorsun A Çocuk?

11218229_676681275770978_9059021595799551336_o[1]

 

Aşk acısı çekmemiş olan var mı aramızda? Hiç zannetmiyorum. Hem de bu acı; insanın sokaklarda deliler gibi amaçsızca dolaşmasına, sebepli sebepsiz ağlamasına, ben öldüm bittim artık yaşayamam diye düşünmesine, hatta gözünün ferinin sönmesine bile yol açmıştır.

 

İnanın ki bu işin daha kolay kısmı (yandım-bittim diye dolaşma hali), esas zor kısım ne biliyor musunuz? Tüm bu şok, ve içinden geçmek istemediğiniz- ama geçmek zorunda bırakıldığınız- bu acı geçtikten sonra neler olacağı?

 

Yeni bir ilişki mi? Allah korusun deyişinizi duyar gibiyim ama insanoğlu işte bir noktadan sonra aşksız yaşayamayacağını anlıyor ve mutlaka bir başkası karşısına çıkıveriyor.

İşte esas mesele de burada başlıyor…

 

O kırılma-o acı- geçmesine geçiyor da ne geçmiyor biliyor musunuz? İzi… Ve kendini tekrar o acıdan koruma içgüdüsü doğuyor birden. Ben kendimi tekrar o kadar kaptıramam diyorsunuz ve abuk subuk davranmaya başlıyorsunuz. Kendinizi bırakmakla- bırakmamak arası bir yerde gidip geliyorsunuz.

 

Tam kendinizi bırakacak gibi olurken-Yemezler- deyip kendinizi şöyle bir silkeliyiveriyor ve uzaklaşıyorsunuz.

 

Bu sefer özlüyorsunuz ama ağzınızdaki eskiye ait buruk tadı unutmak ne mümkün. Yine de yandan yandan yaklaşıyorsunuz tekrar o heyecana. Böyle yaklaş-uzaklaş şeklinde son derece dengesiz hareketlerinize dayanamayan karşı taraf gittiğinde ise ‘’çok şükür gitti’’ diyen bir tarafınızla, ‘’aptal, niye kendini bırakmadın’’ diyen öbür tarafınız aranızdaki savaş tekrar başlıyor.

 

Birinin yaptığı hatayı, bir diğerine yüklemek niye? Evet mantık tüm cevapları vermeye hazır ama yalnızlık o kadar emin bir duygu hali ki, yalnız olmayı seçiyorsun son kertede ve iyi halt ediyorsun?

 

Aşkın kollarına kendini bırakmayarak yaşamından çalıyorsun sadece. Bunu bilmiyor musun? Anlamıyor musun? Anlıyorum da hazır değilim mi diyorsun. Valla yalan. Billa yalan. Külliyen de yalan. O cesareti bir daha toplayana kadar karşına kim çıkarsa çıksın kaybedeceğini biliyorsun değil mi? Yazıktır çocuğum yapma, yakma hayatını… Korkuyu yenmenin en iyi yolu, onun içinden geçmektir. Kimse söylemedi bunu sana… Derin derin nefesler al ve gir tekrar aşkın kanatlarına… Gerekirse  tekrar acı çek. Bilmiyor musun aşk da geçecek, aşksızlık da geçecek, korku da geçecek(eğer izin verirsen), koca hayat geçiyor bu mu geçmeyecek?

 

Ama hayatının hakkını ver, duygularını yaşa, bastırma… Ne olursun bastırma… Emin kalende yaşamak çok güzel geliyor sana biliyorum… Çok güvenli geliyor sana biliyorum. Çok acısız geliyor sana biliyorum… Ama hayat nerede o zaman? Damarlarında hızlı hızlı akması gereken kan nerede o zaman? Kendini, canlıyken cansızlığa mahkum etme… Aç tekrar kendini duygularının gerçeğine…

 

Geçenlerde bir arkadaşımın kızı benle aşk hakkında dertleşti… Kendisi henüz 15 yaşında ne dedi biliyor musun? ‘’Bir önceki aşkında çok incinmiş o yüzden kendini bir süre ilişkilere kapamış’’ Ya cancanım sen bunu 15 yaşında dersen biz ne diyelim? Tabi ki biraz köşene çekilicen, yaralarını sarıcan, ne oldu, neden oldu muhasebesine giricen? Ama karşına yeni biri çıktığında, ne olur geçmişin günahını yenisine ödetme olur mu?

 

Ne çektin be aşktan çocuğum… Evde bacağını kırıp otursan olmuyor? Dışarda koşup yeni birisini arasan olmuyor? Ne çektin ve be aşktan çocuğum…Ne çektin?

 

Hepimize aşkı dolu dizgin yaşayacak taze ve cesur bir yürek diliyorum…

 

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatımda İz Bırakan Tüm Erkeklere…

1yakisikli_erkek_bebek_resimleri_31[1]

Geçenlerde düşündüm taşındım ‘’ne yapayım ne yapayım’’ (muzurluğum da üstümde) dedim… Ve buldum ne yapacağımı ‘’tüm erkek arkadaşlarımı, erkek arkadaş adaylarımı, olur gibi olup olmayanları, son dakikada gol yediklerimi, gol attıklarımı bir odada toplayayım’’ dedim de odaya sığmazlar diye korktum ‘’bahar da geldi’’ dedim açık havada kokteyl en iyisidir deyip sonuca bağladım.

Yaptım bir açık büfe yemek listesi, gittim berbere, giyindim şık şık (mavi sırtı açık uzun elbise altına krem stiletto, hafif makyaj, siyah saçlar fönlü) ve tüm gelenleri karşılamaya başladım.

Amanın ilk gelene bak, en görmek istemediğim ilk gelmiş. Hem zamanında beni o kadar kızdır, hem de utanmadan ilk sen gel. İnsan son gelir de araya karışır bari… Neyse davet sahibi olarak soğuk bir gülümsemeyle karşılayıp gözümün görmeyeceği bir noktaya gönderdim. O kadar yaptığım affetme çalışmalarının da bir işe yaramadığını böylece öğrenmiş oldum.

Arkasından olur olmaz durumlarda uzun süre top çevirdiğimiz iki üç kişi geldi. Neyse onlarla arkadaş olduğumuzdan, bir şey de yaşanmadığından sıcak bir sohbet oldu o kadar. Aramızdaki o garip çekimin de hala devam ettiğini görmüş olduk.

Ay bu gelenin imkanı yok yüzüne bakamam, o kadar kırdım o kadar incittim ki. Nasıl merhaba denir, nasıl sohbet edilir bilmiyorum bile. O kişisel gelişim odaların da az mı özür diledim. Az mı af diledim. Ama orada alt tarafı yüzünü hayal ediyorsun, ondan cevap mevap ta gelmiyor. Vicdanını rahatlatıp çıkıyorsun çalışmadan. Şimdiyse kanlı canlı karşımda. Yavaşça yanağına öpücük kondurdum, her şey için affet dedim sarıldım. Cevap vermedi ama kötü kötü de bakmadı. Şükür. Bu defteri de sağlıklı bir şekilde kapamak nasip oldu…

Şimdi gelene inanamıyorum aylarca peşimden koştu, belli belirsiz kur yaptı, tam ortam hazırlandı, gitti başka kızla çıkmaya başladı. Bu erkekler hepten deli, insanı da delirtiyorlar azizim. Sen beni bundan sonra anca rüyalarında görürsün dedim içimden ama dışımdan nezaketle hoş geldin dedim ne yapayım…

Şu adam da ne yakışıklı olmuş, nasıl daha fazla mücadele etmediğime pişmanım anlatamam. İki de çocuk yapmış, halbuki o çocuklar benden olabilirdi diye dövünürken yeni gelene gözüm takıldı.

Ne güzel gezmiş, kitaplardan, filmlerden bahsetmiş, yeni açılan hiçbir yeri kaçırmamıştık ne oldu da ayrıldık hiç hatırlayamıyorum bile derken başkası için terk ettiğim adam içeri tüm ihtişamıyla giriş yaptı.Kesin nispet yapıyor. Bak kıymetimi bilemedin diyen bakışlar atıyor. Ne yapalım sen de bana daha çok hitap etseydin alla alla yani. Keyfimden mi gittim diğer adama sanki.  Hem suçlu hem güçlüymüşüm gibi mi davranıyorum şu anda bilemedim… Neyse…

Benim gibi gezmeyi seven koca grupla bir oraya bir buraya gittiğimiz, şiirler okuduğumuz, sergi açılışlarına gittiğimiz ama hep arkadaş kaldığımız adam gelince sevinçten havalara uçtum. Ne özlemişim onun sohbetini…

Allahım ne çok anı, ne çok sevinç, özlem, hırs, kin, affetme çalışması, affettirme çalışması, üzüntüyü unutma, bağ kesme çalışması yapmışım. Hayatın sayfaları demek böyle bir bir doluyor…

Kokteyle gelen tüm beyefendilere de eyvallah diyorum. İyi ki geldiniz, iyi ki hayatımdan geçtiniz, iyi ki birbirimize bir şeyler öğrettik…

Buradan hepimize sağlıklı, birbirini geliştiren, karşılıklı sevgi ve saygının olduğu, aynı hobilerin paylaşıldığı arkadaşlıklar ve ilişkiler dilerim.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg,

Mayıs 2015

 

Her seferinde bir küçük değişiklik…

a-7-300x224[1]

O kadar çok kişisel gelişim kurslarına gittim ki kafamda artık hep şu cümle yankılanıyor: Her seferinde bir küçük değişiklik… Her seferinde bir küçük değişiklik… Her seferinde…

Tabi bu değişiklik faslına varmak için önce kendini araştırmayı, kendinin farkına varmayı, kendinle yüzleşmeyi istemelisin. Sonra aa oram da bir arıza, buram da eksiklik, şuram olmamış derken her şey gözünüzde büyüdüğünde şu motta çok yardımcı oluyor: Her seferinde bir küçük değişiklik…

Kendi üstümde yaptığım çalışmalara dayanarak da şunu söyleyebilirim: Kendinizle gerçekleştirdiğiniz bir küçük değişiklik uzaya gitmekten daha büyük bir iş, o zaman yılmak yook yola devam…

Mottomuz  ne: Her seferinde bir küçük değişiklik 🙂

Anette İnselberg

 

Çok büyük bir probleminiz mi var??? Üzülmeyin hepimizin var…

fil-resimleri[1]

Çok büyük bir probleminiz mi var??? Üzülmeyin hepimizin var… Biz zaten bu dünyaya bu durumları deneyimlemek için gelmedik mi???

Hepimize kendi sınıfımıza ve karmamıza göre deneyimler geliyor. Ne yapalım sizinki bu defa problem şeklinde olmuş. Öncelikle moralinizi bozmayın. Sonra sorununuzu çözmek için bölümlere ayırın.

Ben her defasında sorunu bir fil olarak düşünürüm. Ve her çözmem gereken parçaya da filin bir organıyla özdeşleştiririm. Fili tamamladığımda sorun da tamamlanmış olur. Fil de yürür gider:)

Bu hafta filin hortumu, öbür ay dişleri, üç ay sonra  kulakları, dört ay sonra  ayakları, tırnakları, beş ay sonra derisindeki sert kıllar derken  bir bakarım fil tamamlanmış, ben dertlerimden arınmışım.

Daha gelsin yeni deneyim diyemeden evren bana başka bir ”oyun” hazırlamıştır bile…

Hepimize sağduyulu ”oyunlar” yaşamak nasip olsun…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Urfa”da bir falcı kadın varmış, her şeyi biliyormuş” deyince herkes kulak kesiliyor.

b-416028-falcı[1]

 

Urfa’da bir falcı kadın varmış, her şeyi biliyormuş” deyince herkes kulak kesiliyor. Telefonunu istiyor…

“Hayatını sen yaratıyorsun.” deyince kimse kulak asmıyor.
“Sen hayatını nasıl yönlendirmeye karar verirsen falcı kadın onu söyleyecek.” diyeyim bari. Anlayana:)
Anette İnselberg

”Şimdi” En Doğru Zamandır…

IMG_2685

 

Hayatımızda her ne sıkıntı olursa olsun yapmak istediklerimize yönelmek için engel değildir. Eğer doğru zamanın gelmesini beklersek hiç bir zaman gelmez. Çünkü her zaman hayatımız da bir problem olacaktır…

Daha yoğun tai chi yaptığım senelerde bir kaç arkadaşımı gruba çağırmıştım. Onlarda bana  ”aslında başlamayı çok istiyoruz ama önce bunu, sonra şunu çözmemiz lazım” diye cevap veriyorlardı. Ben de bekliyordum. Bir sene sonra yine onlara gelinbaşlayın dediğimde; bu sefer başka çözmeleri gereken şey olduğunu söyleyip yine erteliyorlardı. Ben sonunda anladım ki, bir şeyi yapmak istiyorsan ” şimdi” yapmalısın. Çünkü doğru zaman hiç bir zaman gelmeyecek…

Hayatımız zaten gelip geçecek, bari istediğimiz şeyleri yaparak geçsin. O zaman ne yapıyoruz istediğimiz şeylere ”şimdi” itibariyle başlıyoruz…

Di mi Dİ Mİ :)))

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Mayıs 2015

 

Bir ilişki ne zaman biter…

images7GP08DMK

Bir insanla ilişkinin nerede başladığını bulmak çok kolay. Adını duyduğun, sesini duyduğun yada ilk tanıştığın,ilk göz göze geldiğin an ilişki çoktan başlamış olur. Ve sen o insan hakkında çoktan karar vermiş bile olursun. İşin şaşılacak tarafı yüzde doksan da doğru karar vermişsindir.

Hadi bakalım bir ilişkinin ne zaman başladığını kolayca çözdük. Peki bir ilişki ne zaman biter ?

İlişki tarafları yollarını ayırdıkları zaman mı biter? Yoo hiç sanmıyorum. O dönem ilişkinin en kuvvetli yaşandığı dönemlerden biridir bence. Tekrar barışılacak mı sorgulamaları, pişmanlıklar, o ne dedi, ben ne dedimler, özlemler, kızgınlıkar,       arasam mılar, aramalar, tekrar kavga etmeler, barışmalar…Bana hiç ilişki bitmiş gibi gelmedi…

İlişkinin kesin bittiğini kabul edelim. Bu sefer acaba arkadaş kalabilecek miyiz endişesi bizi sarar… İçten içe de arkadaş kalalım belki tekrar barışırız arka planda çalışmaya devam eder. İlişki hala devam ediyor anladığım kadarıyla.

Bu aşamadan sonra kimisi arkadaşlığa dönme beceresini gösterir kimisi kesin olarak görüşmeme kararı alır. İki durumda da ilişki yine de bitmez. Kesin olarak görüşmeme kararı aldığın kişiyi, görmezsin fakat düşünürsün çünkü. Ansızın biri onu soruverir. Bir şarkı çalıverir. Birisi saçlarını onun gibi düzeltir. Onun gibi kahkaha atar.Ya da yolda karşına çıkıverir.

Hele şimdinin dünyasında face’te sayfasına bakıp bakmama mücadelesi sürer gider. Acaba şu an ne yapıyor diye merak edersin.

Ya da aradan birkaç yıl geçer, birden aklına düşer. Kalbinde bıraktığı izler tekrar bir canlanır.

Bilmiyorum ama birisiyle tanıştığınızda çok dikkat edin. Sonsuza kadar sürecek bir ilişki başlamaktadır.

Sağlıcakla

Anette İnselberg

Ne Kadar Etkilemeli Ne Kadar Etkilenmeliyiz…

10.11.05_17.23.50_595x300[1]

 

 

Eskiden gittiğim bir tai-chi sınıfında hocamız bize şöyle bir ödev vermişti

Birbirimizin hayatlarını etkiliyor muyuz? düşünün…

Şimdi bu soruya cevap vermek çok kolay tabi ki ”evet”

Ama o zamanlar farkındalık işinde yolun çok başındaydım

Cevabı bulmam zaman almıştı…

Cevabım ise şöyle: Birbirimizi kesinlikle etkiliyoruz

Bazen sırf birine kızdık diye, özlüyoruz diye, kavuşamadık diye

Başkasının kollarına koştuğumuz  oluyor

Evde birine kızıp, hırsımızı sokaktaki birinden çıkardığımız da çok oluyor

Birisi size selam vermedi diye

Hiç alakasız birine çok yakın davrandığımız da oluyor

Birisi bize cesaret veriyor diye, kendimizi daha iyiye götürmeye çalıştığımız da oluyor

Birisi bir yeri övdü diye, tatilimizi orda geçirmeye karar verdiğimiz de oluyor

Bazı ayrılıklar şehir değiştirmeye etken oluyor..

Birbirimizi sandığımızdan daha çok etkiliyoruz…

Bugünler de benim derdim ise ne kadar etkilemeliyiz… Basitçe şöyle anlatayım…

Yani doğada yürüyorum önümde kırık bir dal var onu orada mı bırakmalıyım, yoksa başka bir yere mi koymalıyım

Yani ben onun başka bir yere taşınması için vesile miyim…

Bilmiyorum…

İyi etkileşimler olması dileğimle,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

Bir İlişkinin Tarihçesi…

12[1]

 

Bundan birkaç gene sene önce bir arkadaşım Facebook’ta beğendiği biriyle tanıştı… Tabi bizlerin bundan uzun bir süre haberi olmadı. Mesajlaşmalar, görüntülü konuşmalar, sabahlara kadar dertleşmeler derken ilişkileri belirli bir olgunluğa gelince bizlere de durum ilan edildi… Eniştemiz Amsterdamlı olduğundan bu sefer karşılıklı gidiş gelişler başladı ve nihayet bizim hatun Amsterdam’a taşınmaya karar verdi… Aynen Nazan Öncel’in Hay Hay şarkısındaki gibi kedisini (Mırnav), köpeğini (Benekli), duvardaki tablosunu, ayağındaki terliğini bile toplayıp gitti…

Şimdi benim içinden çıkmakta zorlandığım ilişki kronolojisi şöyle gelişti: İlk ay e-postama düşen mesajlar; harika bir adam, sanki bana verilmiş bir lütuf, bana kimsenin olmadığı kadar aşık. Sürekli hediyeler alıyor. Dün yine alışverişteydik bana nefis bir kazak aldı. Canım buraları soğuk ya hiç üşüyeyim istemiyor. Mırnav ve Benek hangimizi daha çok seviyor diye tartışmaya başlayacağız yakında. Beneği benden çok gezmeye çıkarıyor. Her gün mum ışığında yemek yiyoruz desem yalan olmaz ayol bu adam romantik… Yemek yapmaya da bayılıyor… Mutluyum çok mutlu…

İkinci ay mesajları; çok nazik biri ama biraz titiz sanki. Eşyalarımı sağa sola atınca ev biraz dağılıyor diye çıtlama yaptı. Mutfak alışverişleri bana kaldığı yetmiyormuş gibi arada yemek yapmamı istedi. Neymiş benim elimden yemekler daha bir lezzetli oluyormuş. Ama ben yemek yapmak istemiyorum ki Face’te gezinmek istiyorum. Evin içinde sürekli hapşırmaya başladı doktora gitti. Doktor ne dese beğenirsin meğerse hayvanlara alerjisi varmış. Birkaç ilaç almaya başladı… Evde hayvanlardan biraz uzak duruyor artık…

Üçüncü ay mesajları; sürekli evde oturup film seyrediyoruz. Yemekti, alışverişti, hayvanların bakımıydı hep benim üstüme kaldı. Biraz yardım et dediğimde işten yorgun geliyorum diyor. Haklı canım adamı da fazla zorlamamak lazım…

Dördüncü ay mesajları: Bu adam Mırnav’la Beneği hayvan barınağına vermemi istiyor. İlaç falan fayda etmiyor. Evde sürekli hapşıran birine dönüştü. Zaten geçen gece baktım gizli gizli internete giriyordu. Ne yapıyorsun dediğimde hiççç dedi… Halbuki eminim Face’te yine hatunlarla yazışmaya başladı.

Beşinci ay mesajları; yok şeker yok… Bu adam da aynı diğerleri gibi… Hep ben… Hep ben diyor… Kaç zamandır dişimi sıkıyorum ama geri dönücem galiba. Zaten İstanbul’da sizlerde gözümde tütüyorsunuz… Yok şeker yok. İllallah geldi titizliğinden de düzeninden de. Beğenmiyorsa kadın tutsun ona yaptırsın her şeyini… Ben buraya ev temizlemeye mi geldim…

Altıncı ay; bana acil ev bulun, üç güne ordayım…

Ve bizim arkadaş şarkıda olmayan şekilde Mırnav’ını, Beneğini, duvardaki tablosunu ve ayağındaki terliğini bile alıp geri geldi…

Benim kafama da şu soru takıldı… Bu işlerin yürümemesi karşımızdakine çok fazla beklenti yüklediğimizden mi oluyor acaba? Ya da ilişki dediğimiz şey hoşgörümüzü, sabrımızı, affediciliğimizi geliştirmemiz gerektiren bir ders mi acaba? Duruma bakılırsa defalarca kalınan, geçmekte zorlandığımız bir ders. Bilemiyorum. Ben işin içinden çıkamadım. Siz ne dersiniz?

Sağlıcakla,

Vah Gidene Mi Vah Kalana Mı?

images[1]

 

Sanırım ölüm kelimesiyle ilk tanışmam 8-9 yaşlarında Büyükada’da mahallede arkadaşlarla oynarken olmuştu. Marifetmiş gibi oğlanlardan biri yanıma gelmiş ve aynı Cem Yılmaz’ın yaptığı gibi “ölüceksin çocuk” deyip koşarak yanımdan uzaklaşmıştı. Kelimenin manasını bilmememe rağmen, iyi bir şey olmadığını sezdiğimden mi ne koşarak ve ağlayarak annemin yanına gidip “ölmek ne demek?” diye sormuştum…

Annem ne diyeceğini bilmez şaşkın bir tavırla “aman böyle şeyler de nerden aklına geliyor” diye beni geçiştirmeye çalışsa da “ama anne herkes mi ölür” diye üstelemem karşısında, “evet ama 100 yaşına kadar yaşadıktan sonra” diye cevap vermişti. O yarım yamalak sayı bilir halimle 100 yaşın hayli ilerde olduğuna karar verip, içim rahatlamış bir halde oyun sahamıza geri dönmüştüm…

Maalesef 15’imde anneannemi, 18’imde de önce kardeşim dediğim erkek kuzenimi, arkasından da iki çok yakın kız arkadaşımı trafik kazasında kaybedince, insanların her an ölebileceği gerçeğini de kavramış oldum. Yıllar içinde sıralı sırasız bir çok sevdiğim insanı kaybederek de bu gerçeği defalarca tekrar yaşadım…

Arkasından acı, isyan, öfke, bunalım, özlem, keşkelerle dolu (keşke bunları söylemeseydim, keşke daha fazla vakit geçirseydim) uzun bir süreç geçirdikten sonra insanın yüreğinde hiç bitmeyecek bir özlem ve sevgiyle yaşamaya devam ettiğini öğrendim…

Arkada kalanlar olarak günlük hayatın rutinine dönmenin ve birlikte vakit geçirmenin yarattığı alışkanlıklardan kurtulmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim…

Her ortak arkadaşı gördüğümde içimin nasıl sızladığını öğrendim…

Onlara danışmak istediğimde burada olmadıkları için kime danışacağımı bilememenin yarattığı şaşkınlıkla yaşamayı öğrendim…

Onlarsız yaşamanın insanın ağzında kekremsi bir tat bıraktığını öğrendim…

Kaç sene geçerse geçsin onlardan bahsederken gözümden bir damla yaş geldiğini öğrendim…

Kimseye fazla bağlanmamak gerektiğini öğrendim…

Kimseyi hayatımın merkezi haline getirmemeyi öğrendim…

Kimseye muhtaç olmamak gerektiğini, insanın kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini öğrendim…

Herkese bir gün ya giderse diye aramda mesafe bırakarak yaşamayı öğrendim…

Her konuşmamızı son konuşmamız gibi yapmamız gerektiğini öğrendim…

Küslükleri bitirmek gerektiğini sonra buna vaktimizin olmayabileceğini öğrendim…

Hayatta keşkelerin hiçbir işe yaramadığını öğrendim.

Ne hissediyorsak, ne düşünüyorsak, ne istiyorsak karşı taraftan ”dur uyarısı” gelene kadar onun peşinden gitmemiz gerektiğini öğrendim…

Ve hayatın çok kısa olduğunu öğrendim…

Gidenlere ise ne olduğunu bilmiyoruz…

Avuntumuz cennete gitmiş oldukları yönünde…

Ben onların iletişim kuramadığımız bir başka boyuta geçtiklerini ve her neredelerse bizi kollayıp, gözettikleri inancını taşıyorum.

Buradan da cümlemizin tüm kayıplarının ruhlarına Allah’tan rahmet diliyorum…

“Hani insanlar 100 yaşına kadar yaşıyordu anne?” Beni kandırdın galiba…

Sağlıcakla,

Anette Inselberg

Esas sen eğlenilecek adamsın !!!

erkek avatar (21)[1]

Malum kafeler yer kazanmak için dipdibe koyuyorlar masaları, e ben de yan masaların konuşmalarını – istemeden de olsa – dinliyorum. Artık utanmayı attım yorum bile yapıyorum ama şu dinlediklerime siz de yorum yaparsınız.

Sinem gözü yaşlı masaya oturdu. Yeşim dışından ve ben içimden  hayırdır dedik. Sinem’in yaklaşık beş senedir tanıdığı heykeltraş bir adam varmış. Adam yakışıklı, özgür ruhlu, rahat takılan biriymiş, adı da Metinmiş. Sinem’le Metin tanışmışlar. Sinem  direk adama aşık olmuş, adamın kendisine ilgi göstermesine de çok şaşırmış. On gün falan adam çok sıcakmış, kahveye, yemeğe çağırmış. Zaten Sinem dünden razı olduğundan tüm buluşmalara gitmiş, mesajlara cevap vermiş. Arkasından adam onu evine çağırmış. Sinem de uçarak gitmiş, birlikte olmuşlar, güzel sohbet etmişler. Sinem gece orada kalacağını zannetmiş  ama adam onu evine postalamış.

Sonra ya adam onun evine, ya o adamın evine giderek bu durumu sürdürmüşler. Sinem adam özgür ruhlu diye ‘’kız arkadaşı’’ olma mevzusunu hiç açmamış. Adamın tarzı madem bu, madem o da adama aşık, bu şekilde buluşmakta sakınca görmemiş. Bir müddet sonra adamın başka kızlarla da bu şekilde takıldığını anlamış ve çok üzülmüş. Zaten uzun süreden beri kuşkulanıyormuş ama kondurmuyormuş. Ama deliller öyle netmiş ki bu sefer kabul etmek zorunda kalmış.

İçi parçalanmış, günlerce ağlamış ve adamla araya mesafe koymaya karar vermiş. Zaman zaman adam yine aramış, gelmiş, bir şekilde konu hiç kapanmamış. Sinem’in tek yapabildiği onu evinde ağırlamakmış ama birlikte olmayı reddetmiş. Adam da bayağı bozulmuş ya da o bozulduğunu düşünmüş.

Sinem ara ara düşünür, hayal kurarmış. Metin’le çıksak nasıl olur diye, ama başka kızlar adamın hep peşindeymiş. Sinem’de ben kaldıramam bu durumu çok kıskanırım diye adama bu isteğini hiç dile getirmemiş.

Uzun bir dönem araları olmamış. Sonra bir vesileyle Sinem Metin’e bir mesaj atmak istemiş bir de ne görsün. Metin kız arkadaşıyla fotoğrafını Whatsapp’ına koymuş. Hem de beraber gittikleri mekanlardan çeşit çeşit pozlarla. Sinem’in kalbi sıkışmış. Birkaç mesaj atmış Metin’e abuk subuk ama olay falan çıkarmamış birkaç ima sadece. Sonra bakmış Metin kızın fotoğrafını kaldırmış bir cesaret evine davet etmiş. Biraz da fazla ısrar etmiş tamam kabul ama eskiden adamı birkaç kere reddettiğinden onu telafi etmek içinmiş.

Neyse adam gelmiş önce bir söylev çekmiş sen utanmıyor musun bir erkeği evine çağırmaya diye. Sonra devam etmiş benim kız arkadaşım var senle asla bir şey olamaz anlamadın mı diye. Kız da demiş ki ‘’ben her zaman senin kız arkadaşın olmak istiyordum ama hem seni kıskanırım diye hem de sen özgür ruhlusun seni sıkmamak için bunu hiç söylememiştim. Ben senin kız arkadaşın olmak istiyorum‘’diye haykırmış.

Adam ne dese beğenirsiniz: Ben senin hakkında hiçbir zaman böyle bir şey düşünmedim. Düşünseydim zaten söylerdim. Düşünseydim zaten evimde kalırdın, aramızda sadece o iş olmazdı, anlamadın mı demiş.

Kıza bir şok gelmiş, demiş ki ‘’artık bana bir şey ifade etmiyorsun, hiçbir zaman ruhumu beslemedin, beni ileri götürmedin ama ben bu senin tarzın diye razı olmuştum. Ne kadar yanılmışım’’.

Ve adam çekip gitmiş. Sinem de o gün bugün ağlıyormuş’’ ben eğlenilecek kadın mıyım’’ diye. Ben de lafa burada girdim ne üzülüyorsun o kendine aşık ve her şeyine evet demiş bir kadını kaybetmiş. Sen eğlenilecek kadın değilsin, o eğlenilecek adammış. Ve kızların şaşkın bakışları arasında masadan kalktım. Ama haksız mıyım yani?

 

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Yük Olarak Hissettiğiniz Ne Varsa Bırakın Yoksa Yola Devam Edemezsiniz…

11069643_685268051595812_7066934251902172339_n[1]

Annem şöyle dedi

Kardeşim böyle dedi

Çocuğum bunu dedi

Patronum beni azarladı

İşimi sevmiyorum, şimdi kim gidecek

Para yok

Güvencem yok

Kocam yok

Kocam var

Çocuğum çok yaramaz

Kızım üniversiteyi kazanamadı

Arkadaşım beni kazıkladı

Trafik var

Hava kötü

Komşular hakkımda dedikodu yapmışlar

Doğum gününe çağrılmadım

Eşimi sevmiyorum,

Heyecan kalmadı

Kilo aldım

Yüzüm çizgilendi

Tatile  gidemiyorum

Hayat anlamsız

Saçımı kötü kestiler

Aldatıldım kimseye güvenmiyorum

Başım ağrıyor

İşler kötü

Akşam ne yiyeceğiz

Mutsuzum

Dır dır dır dır dır bütün gün bunları söylerseniz tabi mutsuz olursunuz

Bütün gün dır dır dır dır

Yeter Allahaşkına

Bu hayat bize verilmiş en kıymetli hediye

Bunu anlayın ve kıymetini bilin ve TADINI ÇIKARIN…

Sağlıcakla

Anette İnselberg

Çok Kritik Bir An: Eski Erkek Arkadaşla Karşılaşma Anı…

imagesgd6eiz65[1]

Erkek arkadaşını ilişkin boyunca seversin, güvenirsin, özelini paylaşırsın, derdini dinlersin, ilişki bitince de dokuz kat yabancıdan fazla yabancı olur ya hiç alışamıyorum bu duruma ama başka çaresi de kalmıyor insanın.

Geçen gün bir yazı okudum: Eski erkek arkadaşıyla arkadaş kalanlar ya birbirlerini hiç sevmemişlerdir ya da biri hala barışma umudu taşıyordur ondan diyordu. Doğrusu katılmamak elde değil.

O aşktan, o tutkudan sonra medeni şekilde selamlaşmayı bir yere bırakıyorum ama “aaa ne güzel yeni kız arkadaşın mı var çok sevindim” yalanını sallayacağıma, bir miktar (aşkının boyutuna göre) yaram sızlayacağına hiç görüşmem daha iyi. Daha iyi tabi daha iyi olmasına da dünya çok küçük, mutlaka bir yerlerde hatta hiç ummadığın yerlerde karşılaşıyorsun (hele şimdi facebook varken hayli küçükJ).

Aslında bu karşılaşma anındaki duruma bakmadan önce ilişkinin nasıl bittiği ve kimin içinde kaldığı da önemli. Eğer ilişkiyi biz bitirdiysek ve içimiz de rahatsa, ne durumda ne ortamda karşılaşırsan karşılaş pek de sallamazsın. Buna “en rahat karşılaşma anı” denebilir.

Eğer ilişki ortada bitmişse, yani bazen sen, bazen o bitirmek istemişse, böyle kör topal da olsa bir müddet gitmişse, sonunda yine böyle ortada bitmişse, karşılaşma anı önemlidir. Yine o ortada durumun ilişkiye dönme şansı vardır. O yüzden iki taraf da yalnızsa, tekrar flörtleşmeler, cilveleşmeler, konuşmalar, yakınlaşmalar doğabilir. İlişki gene gel git doğasına geri dönebilir. Buna “umut vaat eden karşılaşma” diyoruz.

Fakat taraflardan biri hala tek diğeri ise yeniden çift olmuşsa, tek olan tarafın birkaç gün içinde hırsından çiftleşeceğine bahse girerim. Karşı tarafa da sık sık bu benden iyi mi, iyi halt ettin salak bakışı da atılacaktır.

İki tarafta çiftleşmişse, sen buldun ama bak ben de buldum karşılıklı nispeti rahatça yapılacaktır. Sonra gel git ilişkilerinin alışkanlığı gereği birkaç yazışma da beklemek gerekir bence. Buna ‘’bekle gör ne olacak karşılaşması’’ diyoruz.

Şimdi giderek zurnanın zort dediği yere geliyoruz. Biri diğeri için yanıp tutuşurken, hayatının merkezi haline getirmişken, ne dediyse yapıyorken karşı taraf bu tek hakim benim durumundan sıkılıp terk ettiyse eyvah ki ne eyvah.

Terk edilen taraf olur da bir ümit doğar diye, sürekli diğer tarafın karşısına çıkmaya çalışıp işleri önce bir güzel daha beter hale getirir. Sonra biraz kendi başına kalmayı becerip cidden tesadüf karşılaşırlarsa eyvah ki ne eyvah. Mutlaka terk eden koluna birini takmıştır. Diğeri bunu görünce yandım anam diye diye oradan kaçar. Gelsin sonra uykusuz geceler ağlamalar. Tekrar adamın peşine düşmeler, ne istersen yaparım ne olur bana dönler. Tabi ki boşuna çaba, boşuna perişanlık…

Bir de ayrılırken pişmanlıklar, keşkeler, şunu böyle yapaydım, bunu böyle yapaydım durumundakiler içinde aynı şeyler geçerli. Her karşılaşma hem sonuçsuz kalmaya, hem de yeni bir acı selini peşinden getirmekten başka hiçbir şeye yaramayacaktır. Buna ‘’ acıların kadınıyım karşılaşması’’ diyoruz.

O zaman ne yapıyoruz ayrıldıktan sonra sorunlu bir durumdaysak, kendimize yeni bir hayat, yeni bir arkadaş çevresi, yeni hobiler bulup kendimizi kurtarıyoruz. Naçizane benden söylemesi: Hayat sizin, acı çekmeyi seçmek sizin, yeniden hayata günaydın demek yine sizin kararınız…

Sağlıklı kararlar vermeniz dileğiyle,

Anette İnselberg

Mart 2015

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çok Kritik Bir An: Eski Erkek Arkadaşla Karşılaşma Anı…

imagesGD6EIZ65

Erkek arkadaşını ilişkin boyunca seversin, güvenirsin, özelini paylaşırsın, derdini dinlersin, ilişki bitince de dokuz kat yabancıdan fazla yabancı olur ya hiç alışamıyorum bu duruma ama başka çaresi de kalmıyor insanın.

Geçen gün bir yazı okudum: Eski erkek arkadaşıyla arkadaş kalanlar ya birbirlerini hiç sevmemişlerdir ya da biri hala barışma umudu taşıyordur ondan diyordu. Doğrusu katılmamak elde değil.

O aşktan, o tutkudan sonra medeni şekilde selamlaşmayı bir yere bırakıyorum ama “aaa ne güzel yeni kız arkadaşın mı var çok sevindim” yalanını sallayacağıma, bir miktar (aşkının boyutuna göre) yaram sızlayacağına hiç görüşmem daha iyi. Daha iyi tabi daha iyi olmasına da dünya çok küçük, mutlaka bir yerlerde hatta hiç ummadığın yerlerde karşılaşıyorsun (hele şimdi facebook varken hayli küçükJ).

Aslında bu karşılaşma anındaki duruma bakmadan önce ilişkinin nasıl bittiği ve kimin içinde kaldığı da önemli. Eğer ilişkiyi biz bitirdiysek ve içimiz de rahatsa, ne durumda ne ortamda karşılaşırsan karşılaş pek de sallamazsın. Buna “en rahat karşılaşma anı” denebilir.

Eğer ilişki ortada bitmişse, yani bazen sen, bazen o bitirmek istemişse, böyle kör topal da olsa bir müddet gitmişse, sonunda yine böyle ortada bitmişse, karşılaşma anı önemlidir. Yine o ortada durumun ilişkiye dönme şansı vardır. O yüzden iki taraf da yalnızsa, tekrar flörtleşmeler, cilveleşmeler, konuşmalar, yakınlaşmalar doğabilir. İlişki gene gel git doğasına geri dönebilir. Buna “umut vaat eden karşılaşma” diyoruz.

Fakat taraflardan biri hala tek diğeri ise yeniden çift olmuşsa, tek olan tarafın birkaç gün içinde hırsından çiftleşeceğine bahse girerim. Karşı tarafa da sık sık bu benden iyi mi, iyi halt ettin salak bakışı da atılacaktır.

İki tarafta çiftleşmişse, sen buldun ama bak ben de buldum karşılıklı nispeti rahatça yapılacaktır. Sonra gel git ilişkilerinin alışkanlığı gereği birkaç yazışma da beklemek gerekir bence. Buna ‘’bekle gör ne olacak karşılaşması’’ diyoruz.

Şimdi giderek zurnanın zort dediği yere geliyoruz. Biri diğeri için yanıp tutuşurken, hayatının merkezi haline getirmişken, ne dediyse yapıyorken karşı taraf bu tek hakim benim durumundan sıkılıp terk ettiyse eyvah ki ne eyvah.

Terk edilen taraf olur da bir ümit doğar diye, sürekli diğer tarafın karşısına çıkmaya çalışıp işleri önce bir güzel daha beter hale getirir. Sonra biraz kendi başına kalmayı

 

 

 

becerip cidden tesadüf karşılaşırlarsa eyvah ki ne eyvah. Mutlaka terk eden koluna birini takmıştır. Diğeri bunu görünce yandım anam diye diye oradan kaçar. Gelsin sonra uykusuz geceler ağlamalar. Tekrar adamın peşine düşmeler, ne istersen yaparım ne olur bana dönler. Tabi ki boşuna çaba, boşuna perişanlık…

Bir de ayrılırken pişmanlıklar, keşkeler, şunu böyle yapaydım, bunu böyle yapaydım durumundakiler içinde aynı şeyler geçerli. Her karşılaşma hem sonuçsuz kalmaya, hem de yeni bir acı selini peşinden getirmekten başka hiçbir şeye yaramayacaktır. Buna ‘’ acıların kadınıyım karşılaşması’’ diyoruz.

O zaman ne yapıyoruz ayrıldıktan sonra sorunlu bir durumdaysak, kendimize yeni bir hayat, yeni bir arkadaş çevresi, yeni hobiler bulup kendimizi kurtarıyoruz. Naçizane benden söylemesi: Hayat sizin, acı çekmeyi seçmek sizin, yeniden hayata günaydın demek yine sizin kararınız…

Sağlıklı kararlar vermeniz dileğiyle,

Anette İnselberg

Mart 2015