Altın kumlu ada- Kleopatra adası…

Kleopatra adasına tekneyle ulaşabiliyorsunuz. Adanın karşı yakasında her daim bekleyen tekneler var. Sezonunda daha yoğun olan bu tekne seferleri, sezon düştükçe paralel olarak azalıyor. Kleopatra adası hem denizi ve kumu hem barındırdığı antik kentiyle çok güzel bir yer.

Kleopatra adasına varınca önce antik kenti ziyaret etmek istiyorum. Agorayı, tiyatroyu görmek istiyorum. Hem antik kent adanın biraz iç tarafına denk geliyor. Biraz yürüyüş yapıp, terleyip arkasından o pırıp pırıl suya girmek daha cazip geliyor. Antik kente doğru giderken tarifi zor bir manzaraya şahitlik yapıyorum. Orada o manzaranın karşısında duruyorum. Ne ileri ne geri gidesim kalıyor. Sadece orada olmak istiyorum. O manzaranın karşısında yaşamak istiyorum bir süre. Bakın bakalım manzaraya…Haksız mıyım yani ?

Beni yerime çivileyen manzara…

Bir süre sonra yola deviyorum ve antik şehre varıyorum. Doyasıya geziyorum eski anıların arasında. Tiyatroda biraz daha uzun kalıyorum.

yola devam…

tiyatro…
Antik kenti dolaşırken havada giderek ısınıyor. Sahile doğru hızlı adımlarla geri dönüyorum. Kleopatra adasının  denizine atıveriyorum kendimi. Deniz pırıl pırıl. Altın rengi kumlara basıyorum. Uzun süre suda kalıyorum. İnsanın canı denizden dışarı çıkmak istemiyor. Denizin hemen kenarında kaplumbağalar için ayrılmış bir bölge var. İpten bir sınır yapılmış. Oranın kumu ve denizi ayrı güzel gözüküyor gözüme…
sahile doğru gidiş…

denize iniş…

ayaklar kuma gömülmüş…
Denizdeyken etrafınıza baktığınızda  manzaradan nefesiniz kesiliyor. Denizin güzelliği bir yandan etrafın güzelliği öbür yandan aklınızı başından alıyor.Kleopatra adasının tadı hala damağımdadır. Umarım kısmet olur da tekrar giderim. Umarım sizler de giderseniz bu altından sahili olan adaya. Biraz da fotoğraf diyorum…
çevre manzarası…

Birde bizim horoza biz dostuz demeyi unutmayın sakın :)))
sevgili horozumuz…
Sağlıcakla,
Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

kaş-uyuyan adam kayası…

Kaş’a uzun yıllar gitmedim. Yok çok uzak dedim, yok yolu kötü dedim, yok oraya gidince uzun kalmak lazım değmez dedim. Şunu dedim bunu dedim. Ahh şimdi ne pişmanım. Kaş’a gitme fırsatını her kaçırışıma şu an içim yanıyor…

 İlk defa bundan dört- beş sene önce gitmek nasip oldu. Ve görür görmez Kaş işte bu dedim. Şimdilerde her fırsatta gider oldum. Kaş ne büyük, ne küçük bir sahil kasabası. Bana göre Ortaköyü andıran sokaklardan oluşuyor.Balık lokantaları var, ev yemekleri yapan yerler var, tertemiz bir denize girme imkanı var, dalış yapma imkanı var, kolye ,küpe ıvır zıvır alma imkanı var…Acaip bir yer bu kaş…

Bir de meşhur uyuyan adam kayası var. Aslında bu kaya nedense beni ürpertiyor. Adam sanki huzursuz bir uykuda. Her an kalkıvericek gibi.İnanmayan varsa buyursun…

uyuyan adam kayası…
yakından…
Yolun başında durmuşum Birazdan Kaş sokaklarında kaybolmak üzereyim. O dükkan senin, bu dükkan benim koşturucam . Yorulunca da bir güzel kahve . Ohhh hayat ne güzel…
sokağa iniş…
Diyelim ki canınız değişiklik çekti. O zaman Kekova’ya geçebilirsiniz. Yerel insanlar açmışlar tezgahlarını sizi bekliyorlar zaten. Bir de tekne turu yaparsanız…Eee daha ne olsun… Kekova manzaraları…
güleç yüzlü teyze…

tekne turu…

suyun rengi…müthiş

suyun temizliği…müthiş
Bir yazı da böyle biter…Sağlıcakla…
Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

dalyanda tekne turu…

Dalyan bana göre mutlaka görülmesi gerekli bir yer. Doğası harika. İnsanları sıcacık. Yemekler çok güzel. Tekne turu ise en az bir kere yaşanması gerekli bir deneyim.Tekne turu için birgün önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Bayağı bir doluluk yaşanıyor.Önce binilecek tekneyi seçiyorum. Orta boy en fazla 20 kişilik bir tekne seçiyorum.

Ertesi gün biraz rüzgarlı. Ama tekneye binemeyecek kadar değil. Denize açılıyoruz. Yamaçlarda kral mezarlarını görerek seyrimize başlıyoruz. Arkasından derede yol almaya devam ediyoruz. Derenin genişliği kimi yerlerde iki metreye kadar düşerken kimi yerlerde hayli geniş. Kıvrıla kıvrıla gidiyoruz. Etraf sazlıklarla dolu. Haydi biraz etrafı seyredelim.

kral meazarları…

tekne boyu manzaralar…

Arkasından iztuzuna plajına varıyorsunuz. Burada kumlar altın sarısı ve yumuşacık. Deniz çok temiz. Kaplumbağalar her sene buraya gelip yumurtluyorlar ve yaşam savaşlarına burada başlıyorlar. Kaplumbağaların bölgesi koruma altında ve diğer taraflardan iplerle ayrılmış durumda. İztuzu plajından iki görüntü…
iztuzu plajı…

Ardından kısa bir öğle yemeğ molası veriliyor. Yemeklerimizi yerken ortamın keyfini çıkarıyoruz. Sonra çamuru meşhur bir yere götürüyorlar bizi. Herkes heryerine çamurları sürüyor. Öylece bekliyor. Sonra da duşunu alıyor. Çok faydalıymış ama ben sadece kollarıma sürüyorum. Buyrun seyredelim…
                            
                                        yemek yerken dereye bakış…
çamur banyosu…

kollarımda çamur…
Her güzel şey gibi bu güzel gezinin de sonuna geliyoruz. Köyceğize kadar açılıyoruz. Orada denize giriyoruz. Ve yavaş yavaş başlangıç noktamıza geri dönüyoruz. Geri dönüş yolundan da bir kaç manzara…

Sağlıcakla,
Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

pamuk tarlaları

Didimde milet antik kenti bulunur. Milete ulaşmak için nefis pamuk ve ayçiçeği tarlaları arasından geçersiniz. Eğer benim gibi ilk defa pamuk tarlası görüyorsanız, aaaa pamuk yerden mi yetişiyor derken bulabilirsiniz kendinizi. Bir süre pamukların içinde koşup oynadım. Pamuğu marketten naylon ambalajın içinde alan ben; pamukların arasında koşuyorum. Bu bir rüya olmalı dedim kendime… Merağıma yenilip pamuğa dokundum. Henüz olgunlaşmadığı için biraz sertti. Doğada pamuğa dokunmak ise inanılmaz bir duyguydu… İşte hayatımın ilk pamuğu…

dalda gördüğüm ilk pamuk…
biraz uzaktan çekim…

daha uzak…
en uzak…sol taraf pamuk…sağ taraf ayçiçeği…
Sağlıcakla,

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kız kumu…Denizin üzerinde yürümenin keyfi…

Bundan 3000 yıl önce (yazarken bile ürktüm…) O yöreye Bayassos denirmiş. Krallık sistemiyle yönetilirlermiş. Zengin ve verimli toprakların üzerinde olduklarından sık sık korsanların saldırısına uğrarlarmış. Bu saldırılardan birini ne yazık ki Baybassos kaybetmiş. Bunun üzerine kralın güzeller güzeli kızı korsanlardan kaçmak için bir plan yapmış. Geceleyin planını uygulamaya koyulmuş. Gece vakti eteğine kumlar doldurmuş. Eteğinden kumları döke döke karşı kıyıya ulaşmaya çalışmış. Fakat gece karanlığında yönünü kaybetmiş. Eteğindeki kumlar bitince de boğulmuş.Çok hüzünlü bir hikayenin de kahramanı olmuş.

Bu hikayenin yaşandığı yeri görmek istedim. Kız kumuna vardım. Günümüzde burası çay bahçelerinin, hediyelik eşya satan tezgahların, yöresel lokantaların olduğu  ve kız kumunda yürümeye meraklı insanların uğradı bir yere dönüşmüş.

Dışardan bakarak da fark edeceğiniz kızıl bir iz var denizin üzerinde…Durur muyum.Bende hemen kız kumunda yürümeye başladım. Uzun bir süre su dizinizin altına geliyor. Rahat rahat yürüyorsunuz. Fakat karşı kıyıya varmadan su aniden derinleşiyor. Ve karşı kıyıya yürüyerek varamıyorsunuz.

Yürüyüş yaparken kimisi hazırlıklı …sadece mayo giymiş. Yarıya kadar yürüyor. Yarıdan sonra karşı kıyıya yüzüyor. O da bir yöntem. Ben yolu gidiş-geliş olarak kullanmayı tercih edenlerdenim. Yolunuz Marmaris civarına düşerse mutlaka uğramanızı tavsiye ederim. İşte birkeç resim…

Ellerini kaldıran tabi ki ben…

genel görünüm…
Kız kumuna uzaktan bakınca ip şeklindeki kırmızılığı daha net görmek mümkün. Buyrun bakalım…

                                        

Yelkenin hemen arkasında görebilirsiniz…
Bu da en uzaktan…
Bu arada çevrenin güzelliği, dağları, taşları, çam ağaçları da müthiş. Görülmeye değer bir yer diyorum.
 
Sağlıcakla,
Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

kaya aşkı olanların adresi- bafa gölü

Bafa gölüne giderken değişim başlıyor. Bu bölgenin coğrafik yapısı çok farklı. Kayalar beni büyülüyor.

Bafa’nın merkezine vardığımda birkaç köy kahvesi ve lokanta beni karşılıyor.Yorgunluk kahvemi içerken karşıda gözüken küçük adaya bakmak çok keyifli.

değişik açılardan adaya bakış…

Ardından etrafı keşfetmeye çıkıyorum. Ne mi buluyorum. Buyrun…
köy manzaları…

Bir de kayaları yakından çekmek lazım diyorum.

kayalara yakın çekim…
Tekking için harika bir ortama sahip olan Bafa’dan hüzünle ayrılıyorum.
Sağlıcakla,
Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

başka bir kanyon:saklıkent

Ihlara vadisini anlattıktan sonra benzeri bir coğrafi yapıya sahip olan Saklıkent’i anlatmamak olmaz diye düşündüm. Sonra üzülür, kırılır.

Saklıkent’e varırken sağda harika bir manzara sizi karşılar.

                                               
                                                 Manzara…

Saklıkent’e az kala gözleme yerleri dikkat çeker. Gezintiden sonra mutlaka oturup yemenizi tavsiye ederim. Çok lezzetliler…

gözleme yerleri…

Arkasından Saklıkent’e varırsınız. Saklıkent’in kaya duvarları birbirine çok yakın. 200-300 metre tahta bir köprünün üstünde yürümeniz gerekiyor. Alttda dere bazen sakin bazen çılgın bir şekilde çağlıyor.Buralar biraz serin. Hafif ürperiyorsunuz.

tahta köprü üstü

dere çılgın…

Duvar kayaların genişlediği yer de soluklanıp, suya girebilirsiniz. Ama su buz gibi dikkatlı olun. Doğa ise görsel bir şölen kıvamında…

Yolunuzu mutlaka Saklıkent’e düşürmenizi dilerim.

Sağlıcakla,

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Ihlara vadisi

Aslında ıhlara vadi mi ? yoksa kanyon mu ? emin değilim. Bence kanyon daha doğru bir tanımlama… Kanyon; iki tarafı  düz , sert ve dik kaya duvarlardan oluşan bir doğa harikası. Fakat bu diklik insanların yerleşimine engel oluyor… ( bildiğim kadarıyla tabi ki…)

vadi o kadar keskin hatlı değil… o yüzden vadilerin eteklerine yerleşebiliyorsunuz… Vadilere de kanyonlara da aşığım. İkisi de olur yani…

Ihlara vadisine uzun zamandır gitmek istiyordum. Kendimi orada bulunca çok sevindim. Ihlara vadisinin inanılmaz görüntüsü aklımı başımdan aldı. Uzun süre yukarıdan seyrettim.

Ihlara vadisi…

Başka bir açı…
Yukarıdan manzaraya doyunca yavaş yavaş aşağı inmeye başlıyorum. Vadinin tam ortasından bir dere geçiyor. Bu da ortamın yeşillenmesine yardımcı ağlıyor. Vakit dere kenarında olma vaktidir…

Dere kenarı…Ana giriş

Dere öyle uzun ki…Ana girişten başlıyorsunuz birkaç kilometre yürüyebiliyorsunuz. 
Dere kenarı…Orta giriş…
Yürüyüş çok keyifli geçiyor. Yeşilliklerin arasında olmakta, şırıl şırıl su sesini dinlemekte harika… Bu coşkuyla kendimi ağacın güvenli gövdesine bırakıveriyorum…

                                                  Ağaca teslimiyet…

Sağlıcakla,

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

benim sürpriz yumurtalarım: mağaralar…

küçükkene kinder’in sürpriz yumurtaları vardı…hep onlardan alırdım…hem çukulatamı yerdim.. ooohhhh midem ve  ruhum keyiflenirdi …..hem de içinden küçük parçalar çıkardı ..küçük bir şemayla beraber….ya eşek, ya at ,ya ev, ya araba üç dört aşamada  onu yapıverirdim…el becerilerimi de ufaktan geliştiriverirdim….o ne çıkacak merağı yumurtayı alırken  büyük bir heyecandı….bazen hayalkırıklığı…bazen mutluluk gelip bulurdu beni….bazen aynı şekilden bikaç tane çıkardı..içimden geri vermek gelirdi yenmiş yumurtayı satıcıya……ama sonra  kıyamazdım….o parçayı da koleksiyona dahil ediverirdim… …birbirinden ayrı köşelerde duruverirlerdi…


cam kenarında onlara ayırdığım köşede büyük bir dünya vardı…


şimdiki çocukların bakuganı var…bizim sürpriz yumurtaların gelişmişi… bikaç kere elime aldım..gerçekten hoş…


eee şimdi büyüdüm ne olacak….kendime yeni bir sürpriz yumurta bulmalıydım…çok gecikmeden buldum da …..MAĞARALAR……..


mağaralara dışardan bakarsınız ve içinde ne olduğunu asla bilemezsiniz , adımızını attığınız anda o gizem yavaş yavaş aralanır ve sizi kucaklar. Nefesiniz kesilir, heyecanlanırsınız, şaşırırsınız, bir müddet beraber yaşarsanız…ne yazık ki sonra sizin gitme vaktiniz gelir … 


Mersinde Cennet ve Cehennem mağaraları vardır…çok da meşhurdur….ben de gezdim…saygısızlık etmek istemem..kendi çaplarında değişikler…güzeller…ama beni esas çarpan hemen onların yakınındaki Astım yada diğer adıyla Dilek mağarası oldu…


Dilek adını daha çok sevdiğim için bunu kullanmaya devam edeceğim….Dilek mağarasına tesadüfen gittim…mağara aşkımdan…o da bir mağara …gönlü kırılmasın….onu da görmüş olayım dedim….iyi ki de demişim….


gezdiğim en iyi mağaralardan biriydi….sarkıtlar, dikitler, renklerin cümbüşü nefes kesiciydi…ayrıca mağara da bayağı büyüktü….
bir sürü dehliz,merdiven var, merdivenden  iniyorsunuz başka küçük bir mağara..mağara içinde mağara….


bi yandan mağara o kadar nemli ki…üstünüz başınız sırılsıklam oluyor, bir yandan gözlerinizi  o olağanüstü görsellikten alamıyorsunuz…


10 dakika da girip çıkarım dediğim mağarada üç saat kalıyorum….mağaradan çıkıyorum..mağara beni geri çağırıyor….tekrar geri giriyorum….harikulade bir görsellik, anlatılmaz yaşanır dedikleri tam bu…


tadı hala damağımda….  en  büyük sürpriz mağaram oldu….cam kenarındaki köşemde yerini aldı :)))) 


mağara çıkışı kendime gelmek için biraz oturayım dedim…deve manzarası arkasında da yörenin manzarasına bakarak oturdum… bi de nefis tantuni patlattım…ehhhh artık daha ne isteyeyim….mutlaka gidin görün..bu görselliği yaşayın..size de  kıyağım ki bu görsel şölenden biraz fotoğraf…..haydi bakın bakalım….siz nasıl bulacaksınız….

mağaradan…

tantuni yerken..deveye bakış…

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

çam kokulu antik kent-prienne

son bikaç senedir kendimi antik kentleri gezmeye verdim…belki geçmiş yaşamlarımda oralarda yaşadım diyeceğim..ama kaç yaşam ki bu…o kadar çok gezdim ki..herhalde başka bir açıklaması olmalı bu merağın…


bunlardan prienne sizlerle paylaşmak istediklerimden biri…didimle söke arasında…antik kent sırtını dağa vermiş aşağısı ise uçurum..düşmanlardan kendini çok iyi korumuş bir konumda koğuşlanmış…kente ancak dar bir patikadan ulaşabiliyorsunuz


antik kentleri geze geze öğrendim…hepsinin olmazsa olmazı tiyatrosu var, agorası var, nekropolisi var..bazilikası var…bunlar prienne’de var…ama beni asıl büyüleyen o yeşil çamları…..antik kentin taşlarında  oturuyorsunuz…dağı seyrediyorsunuz..mis gibi çam kokusu burnunuzu gıdıklıyor…dağın heybeti sizde ayrı bir saygı uyandırıyor….yüzlerce yıl önce buralarda başka insanların yaşamış olduğunu bilmek ise bambaşka bir duygu veriyor…biraz hüzün…biraz o anılara dokunma isteği…ama sadece birkaç taş parçasıyla yetiniyorsunuz….onlarda ağlamış, gülmüş, evlenmiş, çocuk doğrumuş, kavga etmiş ,barışmış, farkımız nerede bilmiyorum..yüzyıllar ne değiştirdi bilmiyorum… ruhumuz ilerledi mi bilmiyorum..galiba tek ilerleyen teknoloji….

muhteşem dağ ve çam manzarası…
manzarayı  burdan seyrettim….
kentin içinde dolanmaca…

Ve sonunda tiyatroya vardım…Tiyatrolar beni büyülüyor…Uzunca bir süre orada kaldım… Önce seyirci oldum, sonra oynayan oldum. Ama kral koltuğundan hep uzak durdum…
antik tiyatro

kral koltuğu…

şehre gelen patika yol…

aşağı manzara…

Artık yeni bir yere gitme zamanı yavaş yavaş patikadan inip gözden kayboluyorum…
Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Kapadokya’da balon sefası….

yıllar önce Kapadokya’ya gitmiştim
kıştı… neredeyse onbeşsene oldu…
hayalmeyal  bir şeyler kalmış aklımda… palto giydiğim… etrafın beyaz olduğu… üşüdüğüm… bir de aaaaa   etraf ne guzellll… düşüncesi  … falan…
balonla kapadokya gezileri başladığından beri hep aklımdaydı yeniden gitmek…
nihayet kısmet oldu… Kapadokyaya (katpatukaya) tekrar gitmek…
aklım fikrim balona binmekte… hemen organizasyonu yapıyorum ve ertesi sabah altıda otelden alınmak üzere firmayla randevulaşıyoruz…
zaten erken kalkarım… sorun olmaz diye düşünüyorum… ama buranın havası öyle temiz ki çarptı beni…
zar zor kalkıyorum… hazırlanırken aklımdan bir sürü gereksiz düşünce geçiyor… balona bişey olur mu ?… havada çok mu balon olucak… balonun pilotu tecrübeli midir gibi… neyse ki balona götürecek araç geliyor da gerginlik yerini heyecana bırakıyor… balona giderken aynı niyetle yollara dökülmüş yüzlerce insan görüyorum… eehh iyi bari diyorum… hepimiz deliyiz… nedense toplu delilik beni rahatlatıyor 🙂


bizim balonun yanında araçtan iniyoruz… bi sürü insan… bi sürü hazırlık var…

hazırlıklar…

heyecanla beklerken…

son kontroller…

haydi……..

yavaş yavaş havalanıyoruz… hava sakin… acaip bi duygu bedenimi kaplıyor… uçuyorum: )))) balonla ama olsun…
önce yer ekibi… arkasından havalanma hazırlığındaki diğer balonları geride bırakıyoruz… giderek ufalıyorlar…
ver elini muhteşem göreme vadisi manzarası  ve havadaki balonlar… yavaş yavaş 400-500 metreye kadar çıkıyoruz… burada rüzgar daha hızlı… göreme üstünde geziniyoruz… balonda olmak mı daha zevkli… o muhteşem peri bacalarını seyretmek mi bilemiyorum… bir saat boyunca nefes almakta bile zorlanıyorum

yer ekibi giderek ufalıyor…

diğer balonlar…ve manzara…

muhteşem göreme vadisi… doyamıyorum sana…

kuşbakışı arabalar ve oteller……
biraz daha göreme…
iniş zamanı giderek yaklaşıyor… korteksime tüm bunları aralıksız kaydetmesi için mesajlar gönderiyorum… havanın sakinliği devam ediyor… kolay bir iniş olacağını söylüyor pilot… daha önceden göstermiş olduğı iniş pozisyonunu alıyoruz ve tüy gibi konuyoruz çimlerin üstüne… her balon yolculuğunun farklı bir tat bırakacağı muhakkak… rüzgara göre göreme vadisinin farklı semalarında dolaşılacak ama benim seyrim bitti… darısı sizlerin başına diyorum… balondan inip yer ekibinin toparlanışını seyrediyorum… hem bir burukluk hem bir sevinç içindeyim… saat sekiz civarları…bekle beni göreme vadisi… seni bide karadan fethedicem…

iniş hazırlıkları…

iniş…

balon der top edilirken…

yeni bir balon yolculuğu için balon tekrar bekleme sepetine alınıyor…

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

fil severlere küçük bir sabah sürprizi

yolda filler…..

                                                          derede filler…

                                                   filleri beslerken…

file binmeye çeyrek kala…

fil üstü …

                                                  heyecan dorukta…

                       …ve bu rengarenk şemsiyenin altında gülümseyen bendeniz…

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »