Fransa’da süpermarketlerin yiyecekleri çöpe atması artık yasak

Fransa parlamentosunun gıda atığına karşı önlem almak için oluşturduğu yeni yasayla birlikte, süpermarketlerin hala tüketilebilir durumda olan yiyecekleri atması artık yasak! Bu düzenlemeyle birlikte her süpermarket; bir sivil toplum kuruluşuna bağışlamak, hayvan barınaklarına yollamak veya kompost yapmak şeklinde gıdaları değerlendirmek zorunda olacak.  

Yoksullukla ve açlıkla savaşan kitle günbegün artarken yiyecek israfının aşırı boyutlara gelmesi Fransa’yı harekete geçirdi. Hem insanlar hem dünya için büyük ölçüde tehlikeli sonuçlar yaratan bu duruma karşı, geçtiğimiz günlerde Parlamento tarafından alınan karar, Fransa’nın gündemine oturmuş durumda.

Fransa Gıda İsrafı

Hafif deforme olmuş meyve ve sebzeler, ambalajları hasar almış ve yoktan yere “defolu” sayılan veya hâlâ tüketilebileceği halde son kullanma tarihi yaklaştığı için atılacak olan ürünlerin hiçbiri çöpe gitmeyecek. Artık 400 metrekareden büyük her süpermarket bu bağlamda bir sivil toplum örgütüyle anlaşma imzalamak zorunda. Yasaya uymayanlar ise 75 bin Euro tazminatla veya 2 yıl hapisle cezalandırılacak. 2025 yılına kadar gıda israfının yüzde 50 oranında azaltılacağı hedefleniyor ve öngörülüyor. (France Info adlı radyo, aynı zamanda yakıt ve enerji amaçlı da ürün bağışlarında bulunulabileceğini bildiriyor.) Aynı zamanda 39 maddelik bu yasa gereğince artık müfredatta gıda israfına önemli ölçüde yer verilecek ve çocuklar bu konuda daha fazla bilgilendirilip eğitilecek.

Fransa’nın gıda atığı yönetimi için yalnızca bir başlangıç olan bu yasa devamında çeşitli düzenlemeleri getirmeye devam edecek. Sırada kedi-köpek kaplarının zorunlu hale getirilmesi var.

“1 milyon ton yiyecek çöpe atılıyor”

Gıda israfı Fransa başta olmak üzere tüm Avrupa’da önemli ve tehlikeli bir sorun. Gelişmiş ülkeler dünyadaki tüm aç insanları doyurmak için gerekenden daha fazla yiyecek israf ediyor.

(Fotoğraf: GBP)
(Fotoğraf: GBP)

Yapılan son araştırmalara göre ABD’de plastik, metal, cam ve kağıttan daha fazla yiyecek çöpe atılıyor ve sadece ABD’de her yıl 160 milyon dolarlık ürün hiç tüketilmemekte. Fransızlar yılda kişi başı 20-30 kilo arası yiyeceği çöpe atıyor ve bu 12-20 milyon Euro israfa denk geliyor. İrlanda’da, sivil toplum kuruluşu Food Cloud’un raporuna göre, her yıl 1 milyon ton yiyecek çöpe atılıyor. İngiltere’de ise son kullanma tarihine az kalmış veya geçmiş yiyeceklerin konteynırlarda kimyasallarla tahrip edildiği biliniyor. Bu yasaya benzer bir karar, haftada 1 tondan fazla gıda atan işletmelerin yiyecekleri çöpe atmasını yasaklamasıyla geçtiğimiz yıl ABD’nin bir eyaleti olan Massachusetts’ten geldi.

Dünya çapında üretilen tüm yiyeceklerin en az üçte biri olduğu gibi çöpe gidiyor. Çeşitli kampanyalar, uygulamanın evrenselleşmesi ve dünya çapında gerçekleşmesi için yola çıkmış durumda.

Kaynak: Washington Post, The Independent, The Guardian, The Journal, The Huffington Post

kAYNAK: gAİA derdi

Hülya Tokdemir reisin sayfasından alınmıştır

Kansere davetiye çıkaran 10 besin

kansere-davetiye-cikaran-10-besin-5663131[1]

Farkında olmadan günlük yediğimiz gıdaların birçoğu kansere davetiye çıkarıyor. Peki bunlar hangileri?

İşlenmiş beyaz un

Rafine edildikten sonra işlenen beyaz un, besin değerlerini kaybetmesinin yanısıra zararlı kimyasallar barındırıyor. Yalnızca kilo almamızı sağlayan bir besin olmaktan çıkıp aynı zamanda kanser riskini artırıyor.
– Mikrodalgada patlamış mısır

Pratik olmasına rağmen mikrodalgada yapılan patlamış mısırlar yüksek oranda kanserojen içerir. Özellikle kadınlarda doğurganlık, böbrek, karaciğer gibi organlarda kanser riskini artırıyor.
 – Yapay tatlandırıcılar
Şeker kullanmamanız gerekiyorsa yapay tatlandırıcıları tercih ediyor olabilirsiniz. Fakat bilinenin aksine bu tatlandırıcılar kan şekerini kontrol etmeyi zorlaştırıyor ve beyin tümörlerine dahi sebebiyet verebiliyor.
 Alkol

Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre menopoz sonrası günde bir kez alkol kullanan kadınların meme kanserine yakalanma riski %30 daha fazla.
 – Rafine şeker ve meyve gazozu
Jelibon ve benzeri şekerli yiyecekler kanser hücrelerinin üremesini artırıyor. Özellikle pastalar, gazozlar ve meyve suları yasaklılar listesinde en başta gelenler.
– İşlenmiş et

Sosis, jambon, salam gibi etlerin çoğu aşırı tuz ve kimyasal barındırır. Bir araştırmaya göre düzenli olarak bunlardan yiyen insanların erken ölüm riski %43 artmış durumda.
 
Tütsülenmiş, salamura ve tuzlu yiyecekler

Bu yiyecekler, sindirildiğinde nitrik asidi, n-nitrozo denilen bileşime çevirerek özellikle mide ve kalınbağırsak kanserlerine öncü olabilir.
– Patatesi cipsleri

Lezzetli oldukları kadar kaloriden zengin ve trans yağ içeren atıştırmalıklar kalp hastalıklarından tutun kansere kadar birçok hastalığa davetiye çıkarıyor.
– Çiftlik somonu

Çiftliklerde yetiştirilip doğal beslenemeyen somonlar, tüm faydalarını yitirip bünyelerinde barındırdıkları kimyasal ve antibiyotiklerle kansere kadar sebebiyet verebiliyor.
– Diyet gıdalar

Özellikle yapay tatlandırıcılar dahil olmak üzere, diyet gıdalara eklenen renk ve tat vericiler bu besinleri sağlıksız yapıyor.
Kaynak: pembenar

.
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İSTANBUL’DA “Midye Yiyeceğinize” PİL YİYİN! Daha Faydalı!…

11251059_10153334726761052_5729492170872509866_n[1]

Marmara Denizi’nin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi Projesi’nin (MAREM) Başkanı hidrobiyolog Levent Artüz’ün bu sözleri dün sosyal medyaya bomba gibi düştü.

Artüz, denizlerimizde etkin bir arıtma sistemi kullanılmadığı için, Marmara Denizi’nden çıkan midyeleri yemenin, pil emmekten daha zararlı olduğunu söylüyordu.

Bizim arıtma sistemi diye bildiğimiz şeyler, bütün pisliği toplayıp suyun 65 metre dibine basan kolektörler ve pompalama istasyonlarıymış meğer.

İlk olarak 1980’lerde İstanbul kanalizasyon projesi master planında değişiklik yapılarak, arıtma sistemleri kurmak yerine atıkların Boğaz’daki alt akıntıyla taşınmasına karar verilmiş. Bunun sonucu olarak, Marmara Denizi iyice kirlendiği gibi, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarına göre, tüp geçitle beraber daha da vahim sonuçlar doğacakmış.

Marmara önemli bir koridor olduğu için Akdeniz ve Karadeniz sıradaymış.

Bu kirliliğin elle tutulur sonuçlarına gelince…

Kum midyesi, istiridye, kara midye gibi çift kabuklularda biriken toksin miktarı öyle artmış ki, 90’lı yılların ortasından beri Marmara Denizi’nden çıkarılmaları yasakmış. 20 yıl önce bulunan 124 tane ekonomik öneme sahip balık türü, 1,5’a inmiş. Kirliliğe en dayanıklı türler çoğalırken, diğerleri yok olmuş

Pek çok İstanbullu dülger, fenerbalığı, kılıçbalığını yiyememiş; kömürcüm karası, çakal eriği gibi Boğaz’da çıkan balık türlerininse adını bile duymamış. Artüz, gelişen teknoloji yüzünden bugün kullandığımız deterjan, parlatıcı, lavabo açıcı gibi kimyasallarla evsel değil sanayi atığı seviyesinde kimyasal atık ürettiğimizi söylemiş. 1980’lerde kurmamız gereken biyolojik arıtma tesislerini bugün kurduğumuzu, oysa bugün artık kimyasal arıtma sistemleri kurmamız gerektiğini de eklemiş.

Ahmet Maranki

KESTANEBALININ İYİLEŞTİRİCİ ETKİSİ, ANTİBİYOTİKTEN GÜÇLÜDÜR:

156534_479389742127572_1052284965_n[1]

Alman bilim adamlarının deneyimlerine göre kestanebalı, yara tedavisinde antibiyotikten daha etkili. Ama yara tedavisinde kullanılan sıradan bal değil. kestanebalı olarak adlandırılan bu bal, birçok antibiyotiğe karşı direnç kazanmış bakterilerin bulaşık olduğu kronik yaraları bile birkaç hafta içinde tamamen iyileştiriyor, diyor Bonn Üniversitesi tıp uzmanları.

Birçok bakterinin antibiyotiklere direnç kazanmasından sonra balın iyileştirici etkisi yeniden keşfedildi. Ancak uzmanlar, insanların özel işlemden geçirilmemiş doğal balla kendi kendilerini tedavi etmemeleri konusunda uyarıyorlar. Nitekim özel olarak hazırlanmayan ballarda bakteri sporları bulunabiliyor. Eski Mısırlılar bile balın yaraları iyileştirici etkisinden haberdardı. îki Dünya Savaşı’nda da askerlerin yaraları ballı sargılarla iyileştirilmişti. Bonn Üniversite Kliniği’ndeki çocuk doktorları tıbbi balı yaraların tedavisinde kullanıyorlar.

Ölü doku bal tedavisiyle kısa sürede yenilenmekte, ayrıca sargılar kolay değiştiği için yeni oluşan cilt tabakalarına zarar gelmiyor. Balın antiseptik bir etkisi var. Arılar bal üretirlerken glikoz oksidaz enzimini ilave ediyorlar. Bu enzim ise balın içindeki şekerden az miktarda hidrojen peroksidin üretilmesine yol açmakta. Balın için- deki hidrojen peroksit durmadan yenilendiği için de yaralardaki bakterilerin öldürülmesi için az miktarda KESTANEBALI yeterli olmakta.

KESTANEBALI NELERE İYİ GELİR….

Adale ağrıları, titremesi, uyuşmasının giderilmesine,
Ağrı ve sancıların giderilmesine,
Ağız yaralarının iyileştirilmesine,
Akciğer hastalıklarının iyileştirilmesine,
Bademcik iltihabının yok edilmesine,
Bağırsak gazının, iltihabının giderilmesine,
Baş, göğüs, karın ağrılarının giderilmesine,
Baş dönmesinin giderilmesine,
Bel ağrılarının giderilmesine,
Beyin hastalıklarının iyileşmesine, felç ve sinir hastalıklarını gidermede,
Cilt bozukluğunu, lekelerini gidermeye,
Cinsel gücü artırmaya,
Damar sertliğine, damar tıkanıklığını yok etmeye,
Gözleri güçlendirmeye,
Halsizliğin giderilmesine,
Hazmı kolaylaştırmaya,
Hafızayı güçlendirmeye,
İştah açmaya,
Kabızlığın iyileştirilmesine,
Kalp çarpıntısını gidermeye,
Kanın temizlenmesine,
Kemiklerin kuvvetlenmesine,
Nezle ve grip hastalığının tedavisine,
Öksürüğün, nefes darlığının, astım hastalığının tedavisine,
Romatizma ve siyatiğin tedavisine,
Sarılık hastalığının iyileştirilmesine,
Sedef hastalığının giderilmesine.
KESTANE BALI VE TARÇIN MUCİZESİ

Kestane Balı ve Tarçın karışımının birçok hastalıklara iyi geldiği saptanmıştır.
Eski Yunan tıbbında olduğu kadar Ayurvedik tıpta da Kestane Balı, asırlarca hayati ilaç olarak kullanılmıştır.
Bugünün bilim adamları birçok hastalıkların tedavisinde balı çok etkili bir ilaç olarak kabul etmişlerdir.
Kestane Balı her türlü hastalıkta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksızın kullanılabilmektedir.
Bugünün tıp ilmi, kestane balının tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için tehlikeli olmadığını kabul etmektedir.
ARTRİT
Bir kısım kestane balı 2 kısım ılık su içerisine koyup üzerine bir çay kaşığı toz tarçın ilave ederek bir krem elde edilir. Bununla vücudun ağrıyan yerlerine masaj yapılırsa 1-2 dakika içerisinde ağrının azaldığı görülür.
Artritli hastalar,bir bardak sıcak su içerisinde 2 kaşık kestane balı ve bir çay kaşığı toz tarçını eritip sabah ,akşam alabilirler. Eğer düzenli olarak alırlarsa Kronik Artriti olan hastalar bile tedavi olabilirler.
Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ;kahvaltıdan önce bir yemek kaşığı kestane balı ve ½ çay kaşığı toz tarçını alan 200 hastadan 73 ü bir hafta içerisinde şifa bulmuşlar, geri kalan yürüyemeyen ve hareket edemiyen hastalar da bir ay içerisinde şifa bulmuşlardır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Hergün kullanılan kestane balı ve tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur.
Araştırmacılara göre kestane balı, birçok Vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir.
Kestane balının düzenli kullanılması, akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslarla savaşan korpuskülleri de kuvvetlendirir.

DİŞ AĞRISI
Bir kaşık toz tarçın ve 5 tatlı kaşığı kestane balı karışımı ağrıyan dişe tatbil edilir.
Ağrı kesilene kadar günde üç defa tatbik edilir.

HAZIMSIZLIK ve GRİP
Toz tarçın 2 kaşık kestane balı üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler
İspanya da yapılan bir araştırmada kestane balı içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.

İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI
İki kaşık toz tarçın,bir tatlı kaşığı Bal, ılık su içerisinde eritilip içilir.
İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.

KANSER
Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada ,mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur.
Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık kestane balı ve bir kaşık tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.

KALP HASTALIKLARI
Kestane balı ve tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür.
Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur.
Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır.
Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.

KISIRLIK
Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.
Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir.

Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamayan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz tarçın kullanmaktadırlar
Gebe kalamayan kadınlar bir tutam toz tarçın ve yarım tatlı kaşığı kestane balını gün boyunca bir sakızla çiğnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır.
Amerika Meryland’da evli bir çiftin 14 yıldır çocuğu olmamış ve ümitlerini de kaybetmişlerdir.Bu uygulamalar kendilerine anlatılmış ve yukarıda belirtilen kürün uygulamasına başlandıktan birkaç ay sonra ikiz çocuklarının olacağı tesbit edilmiştir.

KOLESTEROL
İki kaşık kestane balı, Üç tatlı kaşığı toz tarçın,450 gr.demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir.

Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları için uygulanabilir.
Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.

MİDE AĞRILARI
Kestane balı ve tarçın kürlerinin ,mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır.

GAZ
Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar kestane balı ve tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.

SAÇ DÖKÜLMESİ
Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilavesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve yaklaşık 15 dakika bekledikten sonra yıkanır.
5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

SİVİLCELER VE DERİ
3 kısım bal, 1 kısım tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür.Sabahleyin ılık su ile yıkanır.
Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.
Egzama,mantar ve diğer deri infeksiyonlarında eşit miktardaki kestane balı ve tarçın karışımı uygulanır.

SOĞUK ALGINLIĞI
Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz Tarçın günde üç defa yenir.
Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.

YAŞLILIK
Kestane balı ve tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler.
4 kaşık kestane balı,1 kaşık toz tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumşak tutar, yıpranmasını durdurur.

YORGUNLUK
Araştırmayı yapan Dr.Milton, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.

ZAYIFLAMA
Bir bardak kaynar su içerisine eşit miktarda kestane balı ve tarçın konup karıştırılır. Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir.
Düzenli uygulanırsa kilo verilir.
Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde ,yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Bardak Kırmızı Pancar Suyu, Yüksek Tansiyonunuzu 24 Saat Kontrol Altına Alıyor

kırmızı-pancar-suyu[1]

Yüksek Tansiyona Çözüm: Kırmızı Pancar Suyu

Anavatanı Akdeniz Bölgesi olmakla beraber ülkemizin her bölgesinde yetişebilen pancar, insan sağlığına en faydalı besinler arasında önemli bir yere sahip. A, B, C ve P vitaminleri ile mineraller açısından oldukça zengin olan pancar, karaciğer rahatsızlıklarına karşı koruyucu bir rol üstlenir, vücut direncini artırır, zindelik verir, kalp ve şeker hastalıklarına yakalanma riskini azaltır, bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur. İyi bir iştah açıcıdır.

Bilinen bu özelliklerin yanı sıra son günlerde yapılan araştırmalarda pancarın bir faydası daha ortaya çıktı. Pancar suyunun yüksek tansiyonu düşürmede etkili olduğu belirlendi. Londralı bilim adamlarının çalışmalarına göre 1 bardak pancar suyu içen yüksek tansiyon hastalarının birkaç saat içinde tansiyonlarının normal seviyelere düştüğü gözlendi. Etkisi ise 24 saat.

Kaynak: Konsept Dergisi / Cilt:1 Sayı:2 Syf.5

kaynak: en doğalından

Meyve Salatasının Faydaları…

2000_650x433[1]

Muz, Kivi, Çilek, Elma, Portakal, Şeftali, Vişne, Nar, Kayısı, Karpuz, Kavun, Greyfurt, Üzüm, Ahududu ve Ayvadan oluşan bu mükemmel meyve salatasının faydaları saymakla bitmez. Faydalarını sırasıyla sıralayacak olursak,

– Vücudumuzda oluşan krampları önlemeye,
– C, B6, B, E, Demir, Folik Asit,Protein ve Minarellerin alınmasına,
– Stres ve sinri gibi durumların hafiflemesine,
– Sigaranın zararlı etkilerinin azalmasına(özellikle çilek tüketiminde),
– Cildin parlak ve güzel görünmesine,
– Kanın temizlenmesine,
– Yorgunluk ve uykusuzluk sorunlarının düzelmesine,
– Romatizma ağrılarınızın azalmasına,
– Kanser riskinin azalmasına ve kolestrolün düşmesine,
– Kilo almamanıza ve formda kalmanıza,
– Kabızlık ve bağırsak kurtlarının olmamasına,
– Hazmın kolaylaşmasına ve idrar yollarının temizlenmesine,
– Ateşin düşmesine ve vücudun rahatlamasına,
– Vücuttaki toksinlerin temizlenmesine,
– Kemiklerin gelişmesine,
– İştahın açılmasına yardımcı olmakta,
– Enerji sağlamasına,
– Kanın temizlenmesine ve zehirli maddelerin atılmasına,
– Terlemenize ve idrar söktürmenize,

Şeker, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları olan, hamile ve emziren bayanların kullanmaması gerekmektedir. Çok güçlü bir meyve salatası olmaktadır. Bu nedenle de çok kısa zaman aralığında kullanmamanız gerekmektedir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

KARANLIKLAR HORMONU-MELATONİN

j27mel-1[1]

 

Melatonin hormonu beynimizin orta kısımlarında bulunan pineal bez tarafından salgılanan bir hormondur. Bu hormonun üretimi ve salınımı karanlık ile başlar ve aydınlık ile sona erer. Gece saat 23.00 ile 05.00 arasında salgılanan bu hormon 02.00-04.00 arasında en yüksek değerlerine ulaşır. Aydınlık döneminin uzaması veya aniden ışığa çıkılması melatonin üretimini durdurur. Hücrelerimizi yenileyici, bağışıklık sistemini düzenleyici, vücudumuzun biyolojik ritmini ayarlayıcı, anti-oksidan, yaşlanmayı geciktirici özellikleri olan melatonin hormonu gece salgınlandığı için “karanlıklar hormonu” olarak da bilinir. Büyüme hormonunu arttırıcı ve ergenliği başlatıcı özellikleri de vardır. Işık, melatonin salınımını engeller. Görme engelli kişilerde kanser olma riskinin diğer kişilere oranla çok daha az olmasının sebebi görme engellilerde melatonin hormonunun fazla olmasına bağlanmaktadır.

Melatonin hormonu yeterince salgılanamazsa; Vücut direncimiz düşer, çünkü hücrelerimiz yeterince yenilenemez. Vücudumuzun biyolojik saati korunup, ritmi ayarlanamaz ve jetlag diye tanımlanan ve genellikle uzun süreli uçak yolculuklarından sonra görülen klinik bulgular ortaya çıkar. Bunlar; uykusuzluk, yorgunluk hissi, iştahsızlık, hazımsızlık, zihinsel ve fiziksel performans kaybı, reaksiyon zamanında uzama, hafızada azalma gibi bulgulardır.

Gecelerimizi aydınlatan ışığın mazisine bakacak olursak bundan yaklaşık 250bin yıl önce ateşin keşfini, 5000 yıl önce kandilin icadını, 1700 lü yıllarda gaz lambalarını ve nihayet son 180 yılda elektriğin keşfini görmek mümkün. Ondan sonrası, geceleri her yerin ışıl ışıl gündüz gibi olması ve farkında olmadan melatonin hormonunu azaltmamız geliyor.

Depresyonda da melatonin hormonu azalır, dolayısıyla depresyon tedavisinde kullanılan birçok ilaç melatonin seviyesini arttırarak etki eder.

Daha fazla melatonin için neler yapmalıyız:

Karanlıkta uyumalıyız.
Uyurken mutlaka kullanmak gerekiyorsa solgun ve kırmızı ışık tercih edilmeli
Tv karşısında uyuklamamalı
Düzenli ve yeterli uyku çok önemli
Mümkünse gece çalışmalarını gündüze kaydırmalı
Stres, üzüntü, öfkeden uzak durmalı
Alkol, sigara, kahve, fazla çay tüketilmemeli, uykudan önce egzersiz yapmamalı
Hangi gıdalarda melatonin var?

Vişne, lahana, badem, fındık, yer fıstığı, kızılcık, Papatya çayı, anason-rezene çayı, Soya fasulyesi, ton balığı (bu gıdaları akşam saatlerinde almak daha faydalı)

Melatonin ilaç olarak alınabilir mi?

Melatonin ilaç olarak özellikle jetlag için kullanılmakta. Bilinçsiz ve düzensiz kullanımı hiçbir şekilde tavsiye edilmez. Nedeni sadece geceleri yükselen bir hormon olması nedeniyle yüksek olmaması gereken gündüz saatlerinde kan düzeyini yükseltecek şekilde ilaç alımınının yarar yerine zarar vermesidir. Dolayısıyla doğal yollarla vücudun kendi salgısını arttıracak davranış kalıplarına geçilmesi daha uygun olur.

Doç.Dr.Ergun Çetinkaya
-Alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

EV TEMİZLİĞİNDE LİMONU BAŞ SIRAYA YAZIN!

1503359_833413070055387_3200225316854676106_n[1]

* Limon da sirke gibi doğal bir kimyasaldır. Aynı şekilde limon ve suyu ile evinizde temizlik yapabilirsiniz.
* Ortadan ikiye kesilmiş limonu su dolu kâsenin içinde odanızın bir köşesine koyun. Havadaki kötü kokular kaybolacaktır.
* Yarım limonu bulaşık makinenizin içine koyun ve öyle yıkayın. Bardak ve tabakların nasılda pırıl pırıl olduğuna şaşıracaksınız.
* Mermer üzerinde sarı lekeler varsa limon ve tuz ile ovalayın. Leke çıkacaktır.(Tuzsuz asla denemeyin, mermerinizde leke bırakır!)
* 2 litre suya 1 çay bardağı sirke ve yarım limon suyu sıkarak hazırlamış olduğunuz karışımla her türlü yüzeyleri silebilirsiniz.
* 1 adet limon suyuna 2 çay kaşığı zeytinyağı karıştırın. Alın size mobilya cilası!
* İnatçı lekelerin üzerine limon sıkın ve 1 saat bekledikten sonra yıkamaya atın. Lekeler çıkacaktır.
* Sirkeyle olduğu gibi et, tavuk kestiğiniz tahtayı limonla ovuşturarak dezenfekte edin.
* Fırının içinde kalan leke ve artıkları çıkarmak istiyorsanız, fırın tepsisinin içine 1 limon suyu sıkın ve dökülmeyecek şekilde su ilave edin. 250 dereceye ayarladığınız fırını 15 dk. Isıtın. Leke ve artıkların kolaylıkla çıktığını göreceksiniz.
* Deri koltuk ve eşyalarınızı limon kabuğu ile ovun. Yeni alınmış gibi görünecektir.
* Kullanmış olduğunuz sıkılmış limonları çöpe atmayın! Lavabolarınızı limonla ovun. Tertemiz olacaktır.
* Pirinç eşyalarınızın daha canlı görünmesini istiyorsanız limon ile ovun.
* Mutfak tezgâhlarını temizlemek için 1 litre suya 1 limon suyu ve 1 tatlı kaşığı tuz atın. Bu karışım ile mutfağınız tertemiz!,

Evinizde Radyasyon-Chemtrails-Spreyleme Kürü Yapabilirsiniz…

11207348_10153335861166052_5755127604660643791_n[1]

Vücuttan radyasyon nasıl atılır?
. cep telefonu,
. bilgisayar,
. spotlar,
. Wi-Fi
. Elektronik ve Elektromanyetik aletler v.d.
. çocuklar-gençler hatta yetişkinlerin çoğu uyurken dahi kulaklıkla uyudukları için hücreleri bloke oluyor.

Lütfen uyurken bari en az 1 metre uzağa bırakınız.

Mümkünse odanızda telefon olmasın.

Birde odanızda Himalaya Tuz Lambası Muhakkak olsun.

Hastenelerde olur olmadık yerlerde çekimler yapılmasın, radyasyon uyarılarına dikkat edilsin, Türkiye’nin bazı Bölgelerinde hala yeraltına Gömülü maddeler çıkartılsın, gökyüzü spreylenmesin diye dualarımız oluyor.

Radyasyon Kürü

Malzemeler
. 30 gr. kabuk tarçın,
. 10 gr. Dağ kişnişi
. 5 gr. Sinameki
. 1,5 lt. şebeke suyu
. Yarım Çay kaşığı himalaya kristal İyotlu tuz. .

Radyasyondan kurtulmak için 30 gram kabuk tarçını 1.5 litre suya koyup 5 dakika kaynatıyoruz.

Sonrasında içine 10 gram dağ kişnişi toz değil tane kişnişi, sinamaki ilave ediyoruz, himalaya tuzu kopup 5 dakika bekletip cam kavanozda buzdolabına koyun her geçe 1 bardak 7 gün içiniz.

Not: istenirse içine içilebilir (elma sirkesi, enginar sirkesi, alıç sirkesi) sirkede koyabilirsiniz.

Not: Bu yazı ilginizi çektiyse, bu izdeki yazıyıda okuyunuz: http://beyinkontrolu.com/…/chemtrails-spreyleme-ve-kirlilig…

İhtiyacınız Olan Tüm Malzemelere: www.marankialisveris.com dan veya kapınızda ödeme seçenekleriyle Tel: 0212.533.01.33 numaralı telefondan bilgilenebilirsiniz sipariş verebilirşiniz.
….
ÖNERİ VE SONUÇ:
29 Mayıs-5 Haziran Tarihleri Arasında Evinizde veya Kamplarımıza Katılarak Muhakkak ARINMA Yapınız. Telefonla Bilgi Alınız: 0212.533.01.33 ü arayınız Geniş Bilgi Alınız.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güneşin Yararları ve Zararları

The blonde with long flowing hair on the beach taking a sunbath. Thailand. Phuket

The blonde with long flowing hair on the beach taking a sunbath. Thailand. Phuket

 

GÜNEŞİN YARARLARI
Dünyadaki tüm varlıklar için güneş bir hayat kaynağı. Güneşin insanlar üzerinde yarattığı en temel faydalar arasında, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan antibakteriyel etkisi yer alıyor. Aynı zamanda vücudun D vitamini sentezlemesini gerçekleştirdiği için özellikle çocukların kemik gelişiminde temel bir rol üstleniyor. Sağladığı bronzluk etkisi ile estetik bir öneme sahip olan güneş, akne ve sivilce tedavisinde de çok işe yarayabiliyor. Ancak, tüm bu faydaları içeren temel hayat kaynağımız güneş, ozon tabakasının incelmesiyle birlikte artık insanlar için bir tehlike unsuru haline gelmeye başladı. Ozon tabakasının incelmesiyle birlikte, yer yüzüne ulaşan ultraviyole radyasyonu miktarında büyük bir artış oldu. Eskiden, yeryüzüne sadece A ve B ultraviyole radyasyonu ulaşırken artık C ultraviyole radyasyonu da ulaşmaya başladı. A ultraviyole radyasyonu cildin erken yaşlanması ve kırışmasına neden olurken, B ve C ultraviyole radyasyonları ise deri kanserleri riskini artırıyor. Bu yüzden de sadece deniz ya da havuz kenarında güneşlenirken değil, günün her saatinde güneşten korunmamız büyük bir önem taşıyor.

GÜNEŞİN ZARARLARI
Normal şartlarda metabolizma denilen, vucuttaki kimyasal olaylar sonucu gelişen enerji ile vucut ısısı oluşur. Metabolizma ise vucudun beden hareketleri ile orantılı olarak artar. Vucut, solunum ve terleme gibi faaliyetlerle bu ısıyı 36 santigrad derece dolaylarında tutmaya çalışır. Sıcak havada artan terleme ile vucut ısısı normale düşürülmeye çalışılır. Havaların çok ısındığı dönemlerde artan terlemeye rağmen vucudun ısı kaybı yeterli olamamaktadır. Hava sıcaklığı yanında rutubetin artması, terin buharlaşmasını engellediğinden ısı kaybını daha da azaltır. Yani sıcaklığın artması ile birlikte havanın nem oranının artması vucutta ısı birikimine, bu da ısı artışına bağlı hastalıkların gelişmesine neden olur. Bu arada terle su ve tuz gibi bazı maddelerin kaybı ve bunların yerine koyulamaması hastalık tablosunu ağırlaştırır.

Cilt yanıkları, cilt kanserleri, katarakt, sıcak bunalımı (sıcak yorgunluğu, sıcak bitkinliği) ve sıcak çarpması güneşin ultraviyole ışınları, sıcak ve artmış nem oranı nedeniyle gelişen en önemli hastalıklardır.

Güneşe ve ultraviyole ışınlarına bağlı cilt yanıkları sık olarak görülmektedir. Beyaz tenli ve cildi ince kişilerde, esmer ve kalın ciltli kişilere göre güneşin zararları daha fazla olur. Ciddi yanıklar için mutlaka bir sağlık yardımı alınmalıdır. Bunun dışında ultraviyole ışınlarına bağlı olararak cilt kanseri, ve katarakt gibi ciddi hastalıklar da gelişebilir.

Sıcak bunalımı (yorgunluğu, bitkinliği) sıcak ve nem oranı yüksek ortamda uzun süre kalan veya egzersiz yapan kişilerde görülür. Belirtileri halsizlik, bitkinlik, baş dönmesi, bulantı, bazen kusma, cildin nemli, soğuk ve soluk olması, alın ve yüzde terleme, solunum sayısında artma şeklindedir. Sıcak yorgunluğu olan hasta serin bir yere alınmalı, kusması yoksa ve içebiliyorsa birkaç yudum soğuk su içirilmeli, üzerindeki elbisleri çıkarılıp başı ve vucudu ıslak bir süngerle veya bezle ıslatılmalıdır. Hasta düzelmiyor ve durumu kötüye gidiyorsa bir sağlık merkezine götürülmelidir.

Sıcak çarpması da sıcak ve rutubetli ortamda uzun süre kalındığında veya ağır iş veya spor yapıldığında oluşur fakat, sıcak bunalımı kadar çok sık görülmez. Belirtileri yüksek ateş, çarpıntı, sık ve yüzeyel solunum, ciltte sıcaklık, kuruluk ve kırmızılık, hastanın hareketlerinde azalma veya garip davranışlar, şiddetli başağrısı yakınması, bulantı , kusma ve tedavi edilmeyen hastalarda şuur kaybı şeklindedir. Nadir de olsa ölüm görülebilir. Sıcak çarpması düşünülen bir hasta serin bir yere yatırılmalı, bütün giysileri çıkarılmalı, başı ve vucuduna (özellikle vucudun koltuk altı, kasıklar gibi kıvrım yerlerine) buzlu su ile ıslatılmış kompresler koyulmalı ve bunlar sık sık değiştirilmeli, varsa, hasta bir ventilatör veya bir yelpaze ile havalandırılmalı, kusması yok ve içebiliyorsa soğuk su içirilmeli ve en kısa zamanda bir sağlık merkezine götürülmelidir.

GÜNEŞTEN KORUNMA
Sıcak, rutubet ve ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak için güneş altında özellikle sıcağın yoğun olduğu dönemlerde (saat 11.00 – 16.00 arası) uzun süre kalmamalı, gölge tercih edilmelidir. Güneş şemsiyesi gibi gölgeliklerin altında otururken de kum ve denizden yansıyan ultraviyole ışıkları önemli miktarda zarar verebileceği için dikkatli olmalıdır. Baş, şapka ile kapatılmalı, pamuklu (sentetik karışık giysiler su kaybını engeller) beyaz veya açık renkli, ince ve hafif giysiler giyilmeli, gözlerin korunması için güneş gözlüğü takılmalıdır. İnce, pamuklu kumaşlar, tişörtler ve suni ipekten yapılmış ürünler ışığı daha fazla geçirir. Bu giysiler giyilmeden önce güneş koruyucular kullanılmalıdır. Vücudunuzu mümkün olduğu kadar çok örtebilen bol ve açık renkli, uzun kollu tişört, pantolon ve elbiseleri tercih edin. Güneş ışınlarının yüzde 99-100’ünü engelleyebilen ultroviyole koruyuculu güneş gözlüklerini kullanın. Çünkü bu tür güneş gözlükleri katarakta ve gözde hasara neden olan zararlı ışınları azaltır.

Koruyucu yağlar ve kremler güneşe çıkmadan yarım saat kadar önce sürülmeli ve her 2 saatte bir ve yüzdükten sonra tekrarlanmalıdır. Fakat bilinmelidir ki, giysilerin yararı koruyucu yağlardan çok daha fazladır. Sıcak ve rutubetin yoğun olduğu saatlerde ağır işler ve sporlar yapılmamalı, bu gibi faaliyetler serin saatlere alınmalıdır. Mutlaka ihtiyacın üzerinde sıvı içilmelidir. İdrarın azalması ve koyulaşması su ihtiyacı olduğunun belirtisidir. Bu gibi ortamlarda herkesin yanında içecek su mutlaka bulunmalıdır. Alkol ve kafein idrar artışı ve sıvı kaybı yaptığı için sıcak saatlerde içilmemelidir

Güneşe karşı nasıl korunmamız gerektiğini belirlemede cilt tipiniz büyük bir önem taşıyor. Güneşin zararları açısından en fazla riski, beyaz tenliler, kızıllar ve hiç bronzlaşamayan ya da güneşe çıktıkça deri yanıklarıyla sonuçlanan cilt tipleri taşıyor. Cildin rengi koyulaştıkça yanma riski de o oranda azalıyor. Ancak, esmer tenlilerde de ozon tabakasının incelmesiyle birlikte güneş yanığı oluşması hiç de az rastlanır bir durum değil.

Yapılan araştırmalar, güneşlenme için en ideal saatlerin sabahları saat 11.00’a kadar, öğleden sonraları ise saat 16.00’dan sonra olduğunu ortaya koyuyor. Bu saatlerin dışında ise, kesinlikle ve kesinlikle gölge yerlere çekilme ve dinlenme öneriliyor. Bu arada, beton zeminlerin ve deniz suyunun ultraviyole ışınlarını çok iyi yansıttığını da aklınızdan çıkarmayın. Bu yüzden de gölgede de yanabileceğinizi asla unutmayın!

Çalışan kişiler ise, eğer serin bir ortamda çalışıyorsa, koyu renkli giysileri tercih edebilirler. Zira, koyu renkler, ultraviyole ışınlarını yansıttığı için güneşin etkilerini azaltıyor. Ama buna karşılık sıcağı absorbe ediyor. Bu yüzden de serin yerlerde çalışan kişiler, koyu renkli giysileri tercih ederek güneşe karşı daha fazla koruma sağlayabilir.

ÖZEL RİSK GRUPLARI
Özellikle yaşlılar ile kalp ve tansiyon hastaları, çocuklar, hamileler, aşırı kilolu kişiler, kanser hastaları ile kemoterapi görenlerin güneşten korunma yöntemleri konusunda çok diikkatli olmaları gerekmektedir. Ağır efor harcamaktan kaçınmalı, kapalı ve havasız yerlerde de uzun süre kalınmamalıdır. Güneş ışınlarının etkisinin güçlü olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında güneş ışınlarından kaçınılmalı ve bu saatlerde uzun süre güneş altında kalınmamalı. Sık sık ılık suyla duş yapılmalı. Açık, renkli bol giysiler giyilmeli ve geniş kenarlı şapka takılmalıdır. Güneşlenmeden veya güneşe çıkmadan önce cilde uygun koruyucu bir güneş kremi sürülmeli. Güneşlenme sonrasında oluşabilecek güneş yanıklarında kesinlikle yoğurt ve benzeri maddeler sürülmemeli, bu durumda soğuk kompres uygulaması yapılmalı. Gözlerde ağrılı kızarıklıklar olması durumunda soğuk kompres yapılmalı ve bir hekime başvurulmalı. Sıcak çarpmalarında kişiler önce serin ve gölge bir yere alınmalı, vücudundaki sıkı giysiler çıkarılarak başı ve vücudu ıslatılmak suretiyle serinletilmelidir. Bilinç bulanıklığı olan hastalar hemen en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir.

BESLENME ÖNERİLERİ
Yaz aylarında az az ve sık aralıklarla besin tüketilmesi gerekir. Bol su içilmeli, bol sebze ve meyve tüketilmelidir. En güçlü nemlendirici sudur. Su, cildiniz için de en etkili nemlendiricidir. Bu yüzden su içme alışkanlığı edinerek, günde en az iki litre su tüketmelisiniz. Alkollü ve asitli içeceklerden uzak durulmalı. Tatlı olarak daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tüketilmelidir.

• Giysiler: İnce, pamuklu kumaşlar, tişörtler ve suni ipekten yapılmış ürünler ışığı daha fazla geçirir. Bu giysiler giyilmeden önce güneş koruyucular kullanılmalıdır. Vücudunuzu mümkün olduğu kadar çok örtebilen bol ve açık renkli, uzun kollu tişört, pantolon ve elbiseleri tercih edin. Güneş ışınlarının yüzde 99-100’ünü engelleyebilen ultroviyole koruyuculu güneş gözlüklerini kullanın. Çünkü bu tür güneş gözlükleri katarakta ve gözde hasara neden olan zararlı ışınları azaltır. Güneş gözlüğü alırken etiketini mutlaka okuyun.

• Zaman: Sabah 11 öğleden sonra 16 arası güneşe çıkılmamalıdır. Gölgede durmak güneşten korunmanın en iyi yoludur.

• Güneş koruyucular: Kolay uygulanmalı, uzun süre etkinliğini devam ettirmeli, UvA ve UvB’ ye karşı korumalı, yan etki riski az olmalıdır. Güneş koruyucunun etkisini gösterebilmesi için güneşe çıkmadan 30-60 dk. önce sürülmelidir. 2-3 Saatte bir tekrarlamalıdır. Terleme, yıkanma, yüzme sonrasında yenilemek gerekir.

Güneşten korunmayı sadece tatilde güneşlenirken değil, yaz ve kış aylarında da günlük alışkanlık haline getirmeli ve özellikle çocuklarımıza da öğretmeliyiz. Sağlıklı beslenme gibi tüm yaşam boyunca uygulanılacak bir kural olarak hayatımıza yerleştirmeliyiz.

Uzm. Dr. Işık Erdoğan
Kalp Hastalıkları Uzmanı
International Hospital İstanbul

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

KÖTÜ KOLESTEROLÜ DÜŞÜREN BESİNLER

avokado[2]

 

Geçen hafta bu konuda birkaç makale okudum ve ortak noktalarını paylaşmak istedim. LDL Kolesterol, düşük dansiteli lipoprotein olup kısaca ‘kötü’ diye tabir ettiğimiz kolesterol cinsidir.
LDL kolesterolün yüksek miktarlarda bulunması damarlarda plak oluşumuna neden olabilir.     Bu plakların yoğunlaşması damarları daraltarak kan akışını yavaşlatır. Bu nedenle LDL kolesterolüne, ‘kötü kolesterol’ denir. Yüksek kolesterol oluşumuna     katkıda bulunan bazı faktörler olduğu gibi bazı besinlerse kolesterol düşürmeye yardımcıdır.
Avokado
İyi kolesterolünüzü yükselten yağ asitlerine sahiptir. Ayrıca vücudun kolesterolü emerek azaltmasını sağlayan beta sitesteroller içerir. Alori kaynağı, diğer meyvelerde olduğu gibi karbonhidrat değil; içindeki yağdır. Doymamış yağ asitleri içerdiği için hazmı kolaydır, düzenli tüketimin olumlu etkisi vardır.
Kırmızı üzüm
Üzümü özellikle çekirdekleriyle yemek gerek. Çünkü çekirdeğindeki OPC kompleksi yani Oligomeric Proanthocyanid çoğu meyvede bulunmayan antioksidan özelliğine sahiptir.
Kötü huylu kolesterolün düşürülmesinde özellikle kırmızı üzümün etkisi büyük. Kabuklarında bulunan reservatrol, hem damar sertliğini önler, hem de kötü     kolesterolü düşürür.
Çay
Aynı bitkiden elde edilen hem yeşil hem de siyah çayın antioksidan kapasitesi yüksek. Kalp ve damar hastalıklarıyla çay tüketimi arasındaki ilişkiyi sorgulayan çalışmalara göre çayın koruyucu etkisi var. Bunun nedeninin çaydaki antioksidan etki yapan polifenolik bileşikler olduğu düşünülüyor.
Bazı çalışmalar çay içindeki polifenollerin 6 ay boyunca düzenli alımı sonrasında hipertansiyon hastalarının kan basıncında önemli düşmeler olduğunu, böylece kalp hastalıklarında koruyucu etki yarattığını ortaya koyuyor.
2011’de yayınlanan bir makaledeyse çayın kanda pıhtılaşmayı önlediği ve hücreleri kötü kolesterol (LDL) hasarından koruduğuna dikkat çekiliyor. Obezite ve hastalık     ilişkisini düşündüğümüzde çay tüketiminin şekersiz olması gerektiğini de unutmamak gerek.
Kuruyemiş
Yağlı tohumlar, lif, E vitamini ve selenyum açısından zengindir. Bu atıştırmalıklar, bitkisel sterol içeriğiyle LDL kolesterolünü düşürmeye yardımcı olur.
Ceviz, diğer kabuklu kuruyemişlere oranla kolesterol savaşında daha çok omega 3 barındırır. Araştırmalar, günde 2 gr. bitkisel sterol alımının kandaki LDL kolesterolü yüzde 15’e kadar düşürebildiğini göstermekte.
Bitkisel sterollerden en zengin yiyeceklerin başında badem ve çekirdekler gelmekte. Ancak kalori alımınızı kısıtlamak için günlük tüketeceğiniz 10 – 15 badem,     4 – 5 tam ceviz veya 15 – 20 yer fıstığı uygun miktarlar.
Tam tahıllar
Yüksek miktarda çözülebilir lif içerir. Günde 5 – 10 gr. çözülebilir lif alımı LDL kolesterolü yaklaşık yüzde 5 düşürebilir ve     HDL kolesterole etki etmez.
Tahılların içinde en fazla kepekli pirinçle bulgurda bulunan bitkisel steroller, kolesterol düzeyini yüzde 10 – 15’e kadar düşürebiliyor. Araştırmalara göre düzenli olarak birkaç hafta boyunca tam tahıl yediğinizde kötü kolesterolünüzü yüzde     5 oranında düşürebilirsiniz.     Özellikle yulaf, kötü kolesterol emilimini düşüren beta     glukan içerir.
Balık
Omega 3 yağ asidi ve protein için iyi bir kaynak. Bu asitler, arterlerde iltihap ve plak oluşmasını azaltır. Omega 3 yağ asitleri, LDL kolesterolü düşürürken HDL kolesterolü artırır.
En iyi yöntem, balığı fırında veya ocak üzerinde, kapalı olarak nemli ortamda pişirmek. Izgara da kullanılabilir. Haftada en az     iki kez balık tüketilmesi önemli.
Meyve
Portakaldaki herperidin, kandaki kolesterol seviyesini azaltır. Orta boy bir portakal, 2 – 3 gr. çözünen lif içerir ve kan kolesterolünü dengelemeye yardımcı olur.
C vitamini zengini portakal     ve limon, B vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum da içerir ve potasyum sayesinde tansiyonun dengelenmesini de sağlar.
Ancak suyundan aynı etkiyi beklemeyin, lif için meyveleri     yemeniz gerekiyor.

kaynak: dilara koçak

milliyet

kandaki kolesterol düzeyinizi düşürebilir ve yaşamınıza sağlıklı bir şekilde devam edebilirsiniz

images[2]

Yüksek miktarda bitkisel sterol içeren sihirli yiyeceklerle endüstriyel besin kullanmadan kandaki kolesterol düzeyinizi düşürebilir ve yaşamınıza sağlıklı bir şekilde devam edebilirsiniz

Günlük beslenme düzenimiz değerlendirildiğinde ortalama olarak 100-150 gram arasında yağ ve 250-770 mg civarında da kolesterol aldığımızı basitçe söyleyebiliriz. Kolesterol hemen hemen tüm dokularımızda sentezlenebilen önemli bir bileşik. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi hücre zarlarımız kolesterolden oluşuyor. Steroid hormonları, D vitamini ve safra tuzlarının yapımı için de kolesterole ihtiyaç duyuyoruz. Kolesterol fazlası karaciğer tarafından safraya bağlanıp bağırsağa taşınarak dışkı ile vücuttan atılıyor. Aslında yediğimiz yiyeceklerden gelen kolesterol miktarının ortalama yüzde 10 kadar gibi bir kısmının kana geçtiği düşünülse de karaciğerin kendi ürettiği kolesterol, damar sağlığını tehdit edebilir. Bu nedenle yiyecek seçiminde yapacağımız basit değişikliklerle vücutta üretilen fazla kolesterolün damarlarımıza zarar vermeden yukarıda bahsettiğim gibi dışkı ile atılmasını sağlayabiliriz. Nasıl kolesterol bizim hücrelerimizin ana yapısını oluşturuyorsa, bitkisel steroller de bitkilerin hücre duvarını oluşturan kolesterol benzeri bileşiklerdir. Birçok araştırma son 50 yılda bitkisel sterollerin kolesterol emilimini baskılayıcı etkisi olduğunu gösteriyor. Bugüne kadar 40’ın üzerinde bitkisel sterol tanımlanmıştır. Bunlar besin endüstrisinde yoğurt, yumuşak margarin veya ekmeklere eklenerek kolesterol düşürmek ve kalp sağlığını korumak için kullanılıyor. Ancak sizlere vereceğim önemli pratik bilgiler ve yüksek miktarda bitkisel sterol içeren özel bitkisel yiyeceklerle kolesterol düzeyinizi kontrol altında tutabilirsiniz.

1- Günde iki gram bitkisel sterol alın: Araştırmalar günde iki gram kadar bitkisel sterol alımının kanda kötü huylu kolesterol olarak tanımlanan LDL kolesterolü yüzde 15 kadar düşürebildiğini göstermektedir. Bitkisel sterollerden en zengin yiyeceklerin başında badem ve çekirdekler gelmektedir. Eğer kanda yükselen kolesterolü baskılamak istiyorsanız her gün bir çay bardağı badem ve yarım çay bardağı farklı çeşitte çekirdek (ay veya kabak çekirdeği gibi) yemenizde fayda var.
2- Trans yağlar yerine bitkisel sıvı yağlar tüketin: Bitkisel sterollerin ikinci önemli kaynağı bitkisel sıvı yağ çeşitlerinden zeytin, fındık ve ayçiçek yağıdır. Trans yağlar kanda kolesterol üretimini hızlandırdığı için doymuş yağ içeren ve trans yağ asidi yüksek olan tereyağı, sert margarinler, kızartılmış yağlar ve kuyruk yağından uzak durmalısınız. Günde beş-altı yemek kaşığı bitkisel yağ tüketiminin kanda kolesterol düzeyini azaltabildiği unutmamalısınız.
3- Yeşil ve siyah zeytin yiyin: Bitkisel sterollerden en zengin üçüncü besin zeytinlerdir. Zeytin hem kolesterol düşürücü hem de yüksek antioksidan içeriği nedeniyle kansere karşı koruyucu yiyeceklerin başında gelir. Günde maksimum 10 adeti geçmeyecek şekilde doğal, işlenmemiş ve tuzsuz zeytin tüketmenizi şiddetle tavsiye ederim. Çekirdeklerini çıkararak salatalara ekleyebilir, zeytin ezmesi şeklinde mutfak robotundan geçirerek tüketebilirsiniz.
4- Kolesterol düşmanı lahana ve karnabahar:
Lahana ve karnabahar yemek içerdikleri bitkisel steroller sayesinde kanda kolesterolün yükselmesini önler. Zeytinyağlı yemek olarak tüketebileceğiniz gibi buharda pişirerek et, tavuk veya balık yanında da servis edebilirsiniz. Lahana çorba şeklinde tüketildiğinde kolesterol düşürücü ve kan şekeri dengeleyici özellik gösterir. Günde üç kase lahana ve karnabahardan oluşan sebze çorbası içmek kolesterol ilacından bile daha etkindir.
5- Bulgur ve kepekli pirinç tüketin: Tahılların içinde en fazla kepekli pirinç ile bulgurda bulunan bitkisel steroller kanda kolesterol düzeyini yaklaşık yüzde 10-15’e kadar düşürebiliyor. Yaklaşık bir tabak bulgur pilavı 200 miligram kadar bitkisel sterol içermektedir. Bulgur sadece kandaki kolesterolü değil trigliserit adlı kan yağını da düşürerek kalp için koruyucu etki göstermektedir.

GÜNÜN BİLİMSEL NOTU
Kefir de yoğurt gibi fermante bir süt ürünüdür. Bekletildikçe tadı ekşir ve çok az olan alkol oranı artar. Kefirin bilinen hiçbir zararı yoktur. Bazı kişilerde toksinlerden temizlenirken toksinlerin geçtiği dokularda bir takım rahatsızlıklar oluşabilir. Kısa bir süre sonra, toksinler vücut dışına çıkacak ve kişi kendini çok iyi hissedecektir (iyileşme krizi). Kefiriniz tatlı ise ve ekşi seviyorsanız mayalanma süresini 48 saate kadar uzatın. Kefir ekşidikçe faydası artar. Tatlı kefir istiyorsanız mayalanma süresini 24 saatten fazla uzatmayın ve kefiri buzdolabında saklayın. Kefirinizin daha katı olmasını istiyorsanız ayırdığınız kefir ayranını birkaç saat buzdolabında tutun. Günde 250-500 ml kadar kefir tüketmek yeterlidir. Kefir ile yoğurdun farklarının ne olduğu en sık sorulan sorular arasındadır. Görünüş olarak birbirlerine çok benzerler. Yoğurt prebiyotiktir yani probiyotiklerin üremesini artarır. Kefir probiyotiktir. Yani kendisi yararlı mikroorganizmadır. Yoğurtta mikroorganizma olarak sadece bifidobakterler ve laktobasiller bulunur. Kefirde ise bunlara ilaveten lactobacillus caucasus, leuconostoc, asetobacter ve streptokok gibi bakteriler bulunur. Sonuç olarak evde yapılan yoğurt sağlığınız için çok iyidir, kefir ise ondan da iyidir. Kefir tümör oluşumunu engellemekte ya da var olanın ilerlemesini azaltmaktadır. Kefir mikroorganizmalarının ürettiği biyotin diğer B kompleks vitaminlerinin emilimini de artırır. Kefir hafif bir sinir yatıştırıcı ve depresyon azaltıcıdır. Hafif bir gevşeme ve uyku hali verir. Kefirin depresyonu azaltıcı etkisi triptofan, magnezyum ve kalsiyum içeriğinin yüksek olmasına bağlanmaktadır.

Günün sağlık formülü
Bitkisel sterollerden zengin kolesterol düşürücü çorba tarifimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Lezzetli ve yapımı pratik olan bu çorbadan öğle ve akşam yemeklerine başlamadan birer kase içmenizi tavsiye ederim.

Malzemeler
İki kase doğranmış beyaz lahana
Bir diş sarımsak
Bir küçük kuru beyaz soğan
İki küçük göbek karnabahar (mevsimine göre kullanın)
Dört yemek kaşığı bulgur
Bir yemek kaşığı kepekli pirinç
Bir yemek kaşığı zeytinyağı

Yapılışı
Tüm malzemeler az su eklenerek düdüklü tencerede pişirilir ve mutfak robotundan geçirilerek servis edilir.

Migreniniz mi Var… Doğal Kür… 5 Dakika Sonra Farkı Görünüz!

1507949_10153326807446052_1644528440392041534_n[1]

İhtiyacınız Olanlar… Limon suyu, 84 Mineralli Himalaya tuzu ve biraz limon kabuğu.

Malzemeler:

1) Bir bardak Şehir Şebekesi (Musluk) Suyu

2) iki tane limonun suyunu sıkınız. Posasını atmayınız.

3) bir tane limonun kabuğunu ince ince rendeleyiniz.

4) Çay kaşığının ucuyla Himalaya Kristal Tuz.

Yapılışı:

1 Çorba Kâsesinin içine, limon suyunu, şehir şebeke suyunu, rendelenmiş limon kabuğunu, himalaya Kozmik tuzu koyunuz.

Tek dikişte içiniz. TADI hoş olmayabilir ama, içtikten beş dakika sonra farkına varınız.

Alternatif Tıp Kaynaklarında Şunlar Yazıyor:

Yüksek kaliteli ve doğru tuz kullanmayı unutmayın; bizim önerimiz 84 mineral içeren Himalaya kristal tuzudur. Bir çok literatürde himalaya kristal tuzu için Bağışıklık sistemine, mutluluk için gerekli serotonin hormonunu artırmaya dair kanıtlanmış bilgiler de var. …

Önemli Not; tariflerimiz ilaç değildir. Kurumumuzda hastane hizmeti verilmez. Mücerret yiyecek ve içeceklerdir. Hasta olunca doktora gidiniz. Doktorunuza danışınız.

Sonuç: İhtiyacınız olan Himalaya Kozmik Tuza ulaşmak ve sipariş vermek için linke Tıklayınız: http://www.marankialisveris.com/index.php…

Telefonla sipariş ve kapınızda ödeme seçenekleri için arayacağınız telefon: 0212.533.01.33

Uyarı: Eğer yüksek kan basıncından muzdarip iseniz tuz daha da artırabilir dikkatli olunuz.

Bu maskeyle sarkmaların önüne geçin!…

17108_454199701413314_5346788823977424485_n[1]

Bu maskeyle sarkmaların önüne geçin! Cildinizdeki sarkmaları yüz egzersizleriyle engel olabilir, kuru nane maskesiyle de gergin ve pürüzsüz bir cilde sahip olabilirsiniz.

Cilt sarkması; bir kadın için artık yaşlandığını kabul etmesi ve cildini eski haline getirmesi için birçok metod denemeye başlamasıdır. Eğer yaşınız 40’ı geçtiyse aynaya dikkatli bakın. Elmacık kemiklerinden başlayarak, aşağıya doğru inen bir sarkma sezeceksiniz. Eğer önlem almazsanız, geri dönüşü yok!

Yüz masajı yapın

Cilt sarkmasına karşı alabileceğiniz en etklili önlem; her gün beş dakika yukarıya doğru yüz masajı yapmanız. Kaş düşüklüğünü engellemek için 3 parmağınızı kaşın altına koyun, yukarı doğru masaj yapın. Gözlerinizi kapatın. İşaret parmaklarınızla göz kapaklarınızı içeriden dışarıya doğru basınç oluşturacak şekilde bastırın.

Bu sırada gözlerini açmayı deneyin, ama parmaklarınızın baskısından bu mümkün olmayacaktır. Bu egzersiz göz kapağı kaslarını güçlendirecek, sarkmalarını engelleyecektir.

Kuru nane maskesiyle bu hareketleri destekleyin

Sarkmalara karşı haftada bir tarifini vereceğimiz maskeyi yapmanız dahilinde daha etkili sonuçlara ulaşmanız mümkün olabilir.

Malzemeler

1 bardak kaynar su

1 çorba kaşığı nane

Nasıl yapılır

Bir bardak kaynar suya bir çorba kaşığı kuru nane koyun. Suyunu hayli çektikten sonra bir kap içinde ezin ve yüzünüze maske yapın. 30 dakika bekletin. Ilık suyla yıkayın.

Çorabınızın içine bir dilim soğan koyun

corabinizin-icine-bir-dilim-sogan-koyun-h1429462005[1]

 

Soğanın kanı arındırıcı, kan dolaşımını hızlandırıcı, toksinleri atıcı, dezenfektan, hızlı yara iyileştirici olduğunu, soğuk algınlığı ve gribe iyi geldiğini biliyoruz. Fakat bu rahatsızlıkların giderilmesi için soğandan sadece yiyerek faydalanmamız gerekmiyor. İşte diğer yolları…

Soğan dilimleri, kapısı kapalı bir odada yatak başına konulduğunda sabaha kadar solunum yollarını açıyor.

Soğan, lapa halinde göğüse sürüldüğünde ise balgam söktürücü etkisi yapıyor.

SOĞAN DİLİMİ AĞRIYI KESİYOR

Ayak sinir uçlarında 7 bin tane sinir ucu bulunuyor. Soğan dilimleri romatizmal ağrıların olduğu yere ya da ayağın içine yerleştirilip bir streç veya çorapla sarıldığında ağrılara iyi geliyor.

indoamerican-news.com