Dikkat! Hassas Bağırsak Sendromuna Yasak Gıdalar

Hassas bağırsak sendromunun semptomları çok rahatsız edici olabilir ve bir sürü soruna yol açabilir. Her vücut aynı tepkiyi vermediğinden, bu sorundan muzdarip olan herkes farklı farklı rahatsızlıklarla karşılaşabilir; bazı yiyecekler bazı kişileri hiç rahatsız etmezken, bazılarını edebilir.

Hassas bağırsak sendromundan muzdarip olanlar, düzenli bir şekilde uygun bir beslenme programı uygulayarak semptomları hafifletebilir ve düzeltebilir, böylece normal bir hayat sürdürebilirler. Bu yüzden sizlere, hassas bağırsak sendromunuz varsa YEMEMENİZ gereken ve yiyemeyeceğiniz besinlerden bahsedeceğiz, zira bu besinleri tüketmek sorunu daha da kötüye götürebilir.

Kızartmalardan ve Fast Food Ürünlerinden Uzak Durun

hamburger

Patates kızartması, tavuk gibi kızarmış yiyecekler ve genel olarak bol yağda kızartılan tüm yiyecekler sağlığınız için çok zararlı olabilir, özellikle de hassas bağırsak sendromunuz varsa. Hamburger, pizza ve sosisli burger gibi fast food ürünleri de bu listede yer alıyor çünkü bu yiyecekler sorunu çok çok daha kötü hale getirebiliyor.

Yiyecekleri daha sağlıklı bir şekilde pişirme yöntemi, kızartmak yerine buharda ya da fırında pişirmektir. Tavada ya da ızgarada fark etmez, ızgara yiyecekler çok daha sağlıklıdır. Biraz yağ katmanız gerektiğinde ise zeytinyağı ya da hindistancevizi yağı kullanmak en iyi seçenektir.

Mümkün Olduğunca Az Kımızı Et Yiyin

Nasıl pişirilirse pişirilsin, kırmızı et yemekten kaçınmanızı öneriyoruz. Buna sosis, jambon ve dana kıyma da dahil çünkü bu etlerin sindirilmesi daha fazla zaman alıyor ve bu yüzden vücutta daha fazla kalıyorlar, bu da bağırsak sağlığını etkiliyor.

Öğle yemeğinde ya da diğer öğünlerde büyük bir porsiyon et yemeden duramayan birçok kişi olsa da, aslında yapmaları gereken şey porsiyonları küçültüp haftada yalnızca üç kez kırmızı et yemeye çalışmak. Fırında pişirerek ya da yahnisini yaparak, yumuşak ve yağsız yemelisiniz.

Süt ve Süt Ürünlerine HAYIR Deyin

Milk

Süt ve süt ürünleri, hassas bağırsak sendromu olanların beslenme programında yer almaması gereken ürünlerdir çünkü bu besinler düzgün sindirim için gerekli olan life sahip değildir ve yağ ve laktoz içerirler. Ayrıca peynir altı suyu proteini ve kazein, sindirim problemlerini arttırarak ciddi derecede ishale ve kabızlığa yol açar.

İnek sütü yerine badem sütü, soya sütü ya da işlenmemiş keçi sütü tüketilebilir.

Yumurtanın Sarısına Dikkat Edin

En iyisi mümkün olduğunca az yumurta yemek, ya da en azından sarısından uzak durmak çünkü çok fazla yağ içeriyor. Yumurtanın beyazının sindirilmesi çok daha kolaydır, bu yüzden daha sağlıklıdır.

Şekerden ve Yapay Tatlandırıcılardan Uzak Durun

sugar-Uwe-Hermann1

Rafine şeker; vitamin ve minerallerden yoksundur, yani size sunduğu tek şey, vücudunuza hiçbir yararı olmayan karbonhidratlardır. Genel olarak tüm rafine şekerler ve yapay tatlandırıcılar sindirim sorunlarına yol açabilir. En iyisi bu besinlerin tüketimini olabildiğince azaltmaktır.

Günlük işlerinizi halletmeniz için gerekli enerjiyi size sağlıklı ve doğal bir şekilde verebileceğinden, bunlar yerine sağlıklı bir alternatif olarak işlenmemiş organik bal kullanabilirsiniz.

Çok Fazla Şeker veya Kafein İçeren İçecekler Tüketmeyin

Hepimizin bildiği gibi gazlı içecekler çok fazla şeker içerir ki bu da bağırsak sağlığı için zararlıdır çünkü bu içecekler su kaybına sebep olabilir. Vücudunuz yeterli miktarda su almazsa kabızlık sorunu ortaya çıkabilir.

İlla ki kahve içmek istediğinizde (içeriğindeki yüksek miktardaki kafeinden dolayı) sonrasında bol miktarda saf su içmelisiniz. Ancak yeşil çay ve evde hazırlanan doğal meyve suları da iyi bir seçenektir. Böylece sindirim sisteminiz düzgün çalışabilir ve bağırsak sağlığınızı koruyabilirsiniz. kaynak: sağlığa bir adım

Sindirim Sisteminin Duygularla Bağlantısı

Mide asidi problemi, mide yanması, reflü, gaz, şişkinlik veya kabızlık gibi sindirim sorunları yaşıyorsak, ilk odaklanmamız gereken şey beslenme düzenimiz. Fakat aynı zamanda duygusal problemlerimizin de bazı düzensizliklere yol açtığını aklımızda tutmalıyız.

Bu yazımızda, sindirim sistemi ve duygusal meselelerin nasıl birbiriyle ilişkili olduğunu, ve aynı zamanda sindirim sorunlarınıza iyi gelecek ve hayat kalitenizi yükseltecek bazı doğal tedavileri ve basit önerileri anlatacağız.

Kısır Döngü

Beynimiz sindirim sistemimizle bağlantılıdır. Bu ikisi devamlı iletişim halindedir ve birinin iyi durumda olması diğerinin de iyi durumda olmasına bağlıdır. Yani, eğer sindirim sistemimiz negatif bir sinirsel dürtüyle karşılaşırsa, beynimizin durumu da negatif olarak etkilenecektir. Aynı zamanda, eğer tükettiğimiz besinleri sindirmekte zorlanıyorsak, modumuzun değiştiğini de görebiliriz.

Durum biraz karışık görünmesine rağmen, çözüm gayet basit: pozitif bir duygu durumu sindirim sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olacaktır ve sindirim sisteminin düzgün çalışması da dengeli bir duygu durumuna katkı sağlayacaktır.

yoga

Stres ve Sindirim

Hoş olmayan bir durumla karşılaşıldığında kim midesinin alt üst olduğunu hissetmedi ki? Vücudumuzun kendiliğinden hayatta kalma yeteneğine sahip olduğunu biliyoruz ve sindirim sistemi zor bir durumla karşılaşıldığında öncelik değil. Yani, biz de neredeyse hayvanlar gibiyiz, acil bir durumla karşılaşıldığında vücut kendini kaçmaya hazırlıyor ve sindirim gibi diğer vücutsal fonksiyonlarımızı ikinci plana atıyor.

Bu sebepten ötürü, stresli bi durum sürmeye devam ettiğinde, eğer stresten kurtulamazsak sindirim sistemi problemleriyle karşılaşacağımızı söyleyebiliriz, çünkü vücut diğer yaşamsal fonksiyonları daha ön plana almış olacak.

Bizi etkileyen duygular nelerdir?

Strese ek olarak, sindirim sistemimizi kolayca etkileyen duygular:

  • Anksiyete
  • Üzüntü
  • Heyecan
  • Sinir ya da Öfke

Herkes bu duyguları yaşadığında sindirim sisteminde sorunlar olacak diye bir şey yok, fakat bunu yaşayanlar, özellikle de beslenme alışkanlığında değişiklik yapıp da sindirim problemleri hala devam edenler bu düzensizliği dengeleyebilmek için çok dikkatli olmalılar.

alessandra

En Çok Bilinen Rahatsızlıklar

Psikolojimize bağlı olan en bilindik sindirim sistemi problemleri:

  • Hazımsızlık
  • Hassas bağırsak sendromu ya da kolit
  • Gastrit
  • Hiatus hernia (midenin bir kısmının göğüs kafesine çıkması)
  • Mide ülseri

Doğal Tedaviler

Sindirim sistemi probleminin bir çok sebepten kaynaklanabileceğini fark ettiğimizde, işin duygusal tarafına da bakmalıyız. Herhangi bir hastalığa birçok açıdan (beslenme alışkanlığı, yaşam şekli, psikoloji vs.) bakacak bütünsel bir terapiste danışmak en iyisi olacaktır, fakat aynı zamanda biz de kendi bulduğumuz doğal tedavileri uygulamalıyız:

  • Rahatlatıcı tıbbi bitkiler sinir sistemimizi düzenlemeye yardımcı olur: En iyi bilinenleri melisa, çarkıfelek, ıhlamur veya kediotudur.
  • Sinir sistemimizi dengede tutan doğal ilaveler ve besinler: pirinç ve tam tahıllı besinler, bira mayası, fındıklar, yeşil sebzeler, nohut, humus veya muz.
  • Sinir veya sindirim sisteminizi rahatsız eden, değiştiren veya alt üst eden besinlerden kaçının: kavrulmuş kahve, soda, guarana, alkol, beyaz şeker ve gıda katkıları (koruyucular, renklendiriciler ve tatlandırıcılar).
  • En az haftada 3 defa egzersiz yapın. İsterseniz gergin ve ağır bir spor da yapabilirsiniz, nasıl hissettiğinize bağlı olarak daha az stresli bir sporu da seçebilirsiniz.
  • Haftada en az 1 kere doğayla iç içe olun.

spor ve doğa

Huzurla Yemek Yiyin

Eğer duygusal problemlerinizi sindirim sistemi problemleriyle göstermeye daha yatkınsanız, sindirim problemlerini azaltmak için tedavinin yanında bazı tavsiyeleri de dikkate almalısınız.

Yemek yerken, aşağıdaki basit gereklilikleri yerine getirmeniz çok önemlidir:

  • Yalnız veya iyi bir arkadaşınızla yemek yiyin.
  • Çok hoş olmayan veya çok önemli şeyleri yemek esnasında konuşmayın.
  • İş yerinizde veya rahat hissetmediğiniz yerlerde yemek yemekten kaçının.
  • Eğer rahat hissetmiyorsanız kendinizi yemek yemeye zorlamayın. Birazcık beklemek daha iyi olacaktır.
  • Başka işler yaparak, aceleci bir şekilde veya ayaktayken yemek yemeyin.
  • kaynak: sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yemek Sonrası Greyfurt Suyuyla Zayıflayın

greyfurt-suyu[1]

 

Greyfurtun zayıflamaya yarayan ve sağlıklı içeriğinden ötürü son zamanlarda popülaritesi artmıştır ve aynı zamanda çok lezzetlidir! Greyfurt antioksidan ve antibakteriyel içerik bakımından çok zengindir. Bu meyve A, B, C, D ve E vitaminleri ve kalsiyum, fosfor, magnezyum, manganez, çinko, bakır ve demir gibi mineraller bakımından bir hazinedir.

Zayıflamak için genellikle kilolardan ve yağlardan kolayca kurtulmanın değişik yollarını ararız. Bu yazımızda greyfurtun kilo vermeniz için nasıl en yakın arkadaşınız olacağını ve kısa sürede alacağınız sonuçları anlatacağız. Greyfurtun ve greyfurt suyunun zayıflamaya olan etkisini öğrenmeye hazır mısınız?

Greyfurtun Doğal “Yağ Yakma” Özelliği

Yağ yağma ve kolayca kilo verme bakımından greyfurt suyu içmenin mükemmel bir yol olduğunu birçok araştırma kanıtlamıştır. Fakat, sonuçları gözle görebilmeniz için, tüketimini sağlıklı bir diyetle ve fiziksel egzersizlerle dengelememiz gereklidir.

zayiflama

Greyfurtun zayıflamaktaki gücü zengin potasyum ve yağ yakımını hızlandıran enzim içeriğinden gelmektedir. Greyfurtun %90’ı sudur ve bu da, metabolizmayı hızlandırmaya ve kilo vermeye yardımcı olur.

Zayıflamak için oluşturulan diyetlerde kaloriyi azaltmak kadar, tuzu azaltmak da çok önemlidir. Bu durumda greyfurtu diyetinize dahil etmek kilo vermenize çok büyük katkı sağlar çünkü 1 adet greyfurtta boyutuna bağlı olarak ortalama 74 kalori vardır, tuz oranı çok düşüktür, potasyum oranı ise yüksektir.

Greyfurt Suyunun Önemli Diğer Yararları

Zayıflamak için uyguladığımız diyete olan katkısı haricinde, greyfurtun akılda tutulması gereken başka faydaları da vardır.

  • İçeriğinde bulunan maddeler, kabızlık ve boşaltım sistemi sorunları ile baş etmeye yardımcı olur.
  • Greyfurtun yoğun aroması, aromaterapideki ana yağların üretiminde kullanılır.
  • Greyfurtun içinde vücuttaki kötü kolesterol seviyesini düşürmeye yarayan pektin vardır.
  • Zararlı toksinlerin ve vücuda zararı olan herhangi bir maddenin atımına yardımcı olan likopeni de içinde barındırır.
  • Uykusuzluk çekenler için greyfurt suyu tüketmek idealdir.
  • C vitamini bakımından çok zengin içeriğe sahip olduğundan ötürü, greyfurt bağışıklık sistemi için de çok faydalıdır. Grip, nezle, kireçlenme ve iltihap gibi sorunların önlenmesine yardımcı olur.
  • Greyfurtun içindeki pektin metabolizmayı düzenlemeye ve yağ yakımını desteklemeye yardımcı olur.
  • Greyfurtun sık tüketimi, içindeki narinjin denen madde sayesinde sizi kanserin çeşitli türlerinden korur.

Greyfurtla Nasıl Zayıflarız

greyfurt

Eğer greyfurt zayıflamak için uyguladığınız diyete girecek kadar dikkatinizi çektiyse, bu önerileri uygulayıp, sağlıklı içeriğinden faydalanabilirsiniz.

İlk seçenek, her ana öğünden önce yarım greyfurtu günde 3 kez tüketmektir. Bu yöntem yağ yakımı ve kilo vermek için idealdir, çünkü greyfurt metabolizmayı harekete geçirmesine ek olarak tokluk hissi verir.

İkinci seçenek ise, taze sıkılmış bir bardak greyfurt suyu içmektir. Bu herhangi bir şeyden ödün vermeden size yardımcı olacaktır. Greyfurt suyunu hazırlamak için, greyfurtun içini kaşıkla ayırıp, bir çay kaşığı bal ile blendırda karıştırın. Ana öğünlerinizi yemeden yaklaşık 20 dakika önce bu karışımı için ve bu da yediğiniz yemeğin içindeki kalorileri yakmanıza yardımcı olsun!

Greyfurt suyu içmek aynı zamanda kalp hastalıklarına ve yüksek tansiyona iyi geldiği için de tavsiye ediliyor.

Greyfurt Tüketimi İşe Yaramadığı Zaman

Maalesef, bazı ilaçları düzenli kullanıyorsanız greyfurtun tüketimi faydasız hale gelebiliyor. Bunların başında, antihistamin, analjezik, immunsupresif (bağışıklığı baskılayıcı) ve iktidarsızlık ilaçları gelmektedir. Greyfurt bu ilaçların etkisini yok edebilir ya da zararlı hale getirebilir. Bu sebepten dolayı diyetinize greyfurt eklemeden önce doktorunuza danışmanız çok önemlidir.

Buna ek olarak, greyfurt mide asidinin artmasını da tetikleyebilir, eğer mide ile ilgili bir rahatsızlığınız varsa greyfurt tüketmekten uzak durmanız gereklidir.

7 Yerde Su İçilmez…

12191703_932970126769989_3338090218858562039_n1[1]

 

7 yerde su içilmez kuralı…

1-Banyodan sonra su içilmez, içilirse organlar yaşlanır

2-Acı yedikten sonra su içilmez, içilirse reflü, gastrit ve bağırsak rahatsızlığı yapar.

3-Uyku arasında içilmez, çünkü beyni etkiler

4-Meyveden sonra içilmez, içilirse asit ortaya çıkar

5-Koşup yorulduktan sonra içilmez, karaciğer ve dalak büyür

6-Tatlı yedikten sonra, şeker yükselmesine sebep olur

7-Kustuktan sonra içilirse ağızda kötü tat kalır

Ne zaman su içilir?

1-Et yedikten sonra su içilir

2-Korkunca su içilir

3-Yağlı yiyince su içilir

4-Yemekten önce su içilir

Atasözümüz:

Ye yağlıyı iç suyu donarsa donsun

Ye tatlıyı içme suyu yanarsa yansın:)

kaynak sağlık olsun

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Göbek- Basen Eriten, Kabızlık Gideren İçecek…

12274467_549886195175518_2514881372678610961_n[1]

1 şişe sade maden suyunu yarım su bardağı yoğurtla karıştırın. Varsa, taze nane ekleyin.

Uyumadan, 3-4 saat önce için. Hem yağları yakar, hem kabızlığı giderir hem de uykuyu düzenler. Dilerseniz içine buz ekleyebilirsiniz…

Çigong’a göre belli hastalıklarda kullanılması önerilen yiyecekler

screen480x480[1]

 

Çigong ile bağlantılı olarak geleneksel Çin beslenmesinde yiyecekler enerji ve titreşim olarak görülüyor. Çigong’a göre belli hastalıklarda kullanılması önerilen yiyecekler ise şöyle tanımlanıyor:

Kanamayı durdurma: Kara mantar, kestane, tavuk yumurtası kabuğu, ıspanak, sirke

Mide asidini azaltma: Tavuk yumurtası kabuğu, mürekkep balığı kemiği

Terlemeyi durdurma: İstiridye kabuğu, şeftali

Zehirleri atma: Muz, kiraz tohumu, hıyar, incir, bal, tuz, susam yağı, sirke

Kan durgunluğunu giderme: Kahverengi şeker, yengeç, safran, sirke

Balgam sökme: Tuzlu su istiridyesi, armut, turp, deniz yosunu

Kızamık yayılmasıyla başa çıkma: Kiraz tohumu, kişniş, ayçiçeği tohumu

İştah arttırma: Yeşil ve kırmızı biber, jambon

Bağırsak devinimlerini teşvik etme: Ketenotu tohumu, susam yağı

Terlemeyi teşvik etme: Kişniş, zencefil, yeşil soğan, biberiye

Kuruluğu giderme: Tavuk yumurtası, bal, anne sütü, armut, susam yağı, ıspanak, şeker kamışı, sarı soya fasülyesi

Bağırsakları nemlendirme: Süt, muz, şeftali, soya yağı, ceviz, karpuz

Kan dolaşımını teşvik etme: Kahverengi şeker, kestane, şeftali, safran, fesleğen, şarap

Sindirimi canlandırma: Elma, kişniş, jinseng, yeşil ve kırmızı biber, şerbetçiotu, ananas, erik, turp ve yaprakları, fesleğen, domates

Süt salgılanmasını teşvik etme: Sazan balığı, marul

Ateş düşürme: Kavun, kestane

Astımı hafifletme: Acı kayısı tohumu

Öksürüğü kesme: Tatlı ve acı kayısı tohumu, portakal, mandalina, kekik

İshali giderme: Ayçiçeği tohumu

Kan yetersizliğini giderme: Sığır eti, anne sütü, istiridye, ıspanak

Sarhoşluğu giderme: elma, jinseng, çilek

kaynak: der ki

Budist rahiplerin beslenme sırrı: Spirulina

 

Spirulina[1]

İsmini söylemek zor da olsa spirulina, mavi yeşil algler şubesine ait bir canlı türüdür. Eski Aztek mutfağında kullanılmaya başladıktan sonra, eşsiz vitamin ve protein miktarı sebebiyle, Dünya’ya yayılmaya başlamıştır. Derler ki, Uzak Doğu’da sadece spirulina tozu ve su ile hayatta kalan Budist rahipler varmış. Yine de biz, istisna budist rahiplerini bir kenara bırakalım da spirulinanın bizlere neler verebileceğine bir göz atalım.

Belki sağda solda rastlamışsınızdır bu canlıya; ama ne olduğunu bilmiyorsunuzdur. Hap haline getirilmiş tozu besin takviyesi olarak satılıyor. Özellikle hayvansal proteinden kaçınanlar için spirulina çok güzel bir protein kaynağı. Kurutulmuş halinin yüzde 60’ı proteinden oluşuyor. İçerisinde bütün temel amino asitler var. Fasulye ve diğer baklagillere oranla protein oranı daha yüksek. Ayrıca içerisinde demir, sodyum, potasyum, magnezyum ve kalsiyuma ek olarak birkaç önemli minerali daha barındırıyor. Yalnız B12’ye dikkat etmemiz gerekiyor, spirulinanın içeriğindeki B12 insan vücudu tarafından kullanılamayan bazı çeşitlerde olmasına ek olarak, normal B12’nin bağlanması gereken yere bağlanıp, var olan B12’yi de kullanamamıza sebep olabilir. Kanıtlanmamış bir etki olsa da bu süper besini tüketirken B12 değerlerinizi sürekli takip etmeye özen gösterin. Onun dışında dünyanın en zengin vitamin kaynaklarından biridir, bu sebeple spirulinanın uzayda ve diğer gezegenlerde kurulması düşünülen olası kolonilerde yetiştirilmesi de düşünülüyor.

 

Pek çok insan spirulinayı çeşitli metabolik rahatsızlıklarını ve kalp damar hastalıklarını düzenlemek, kilo vermek ve şeker hastalığıyla, yüksek kolesterolle savaşmak için tüketiyor. 2008 yılında yapılan bir araştırma ile spirulinanın kolesterol düşürmekteki etkisi gözlenmiş. 60 ile 87 yaşları arasındaki 78 bireye 16 hafta boyunca, yarısına sahte ilaç, yarısına spirulina tozu verilmek suretiyle deney uygulanmış. Deneyin sonunda spirulina alan bireylerin kolesterollerinde belirgin bir düşüş gözlemlenmiş.

Ayrıca spirulinanın kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin üretimini teşvik ettiği de gözlemlenmiş. Bu da onu kansızlığa karşı etkili bir besin kılıyor.

İçerisinde bulunan alfalinoleik asit, vücudun savunmasında etkili olduğu için bağışıklık sistemimizi geliştiriyormuş. Virüslerin vücudumuza girmesini büyük ölçüde engelliyor anlayacağınız.

Mukoprotin içeren bu yosun, kolay sindirilip, gastrit, ülser ve mide rahatsızlıklarında destekleyici rol oynuyormuş. Kilo vermekte işe yaradığını söyleyen kaynaklar da var; ama hormonal sebeplerle verilemeyen fazla kilolarda etkili olmayabilir.

Okumak isteyenler için spirulinanın içeriğiyle ilgili Türkçe bir makale buldum; işte burada. Burada yazdığına göre bu güne kadar yememekle kendimize yazık etmişiz.

Spirulina 2

Peki bu yosun bu kadar yararlıysa hep bunu yiyelim, avuç avuç yutalım mı? Tabi ki öyle bir şey yapmayalım. Araştırdığım kadarıyla günde en fazla 10 gram alınması gerekiyormuş. Hap şeklinde alındığında da 4 ile 6 hap arasına denk geliyor; ama biz yine de daha az alalım. Kilonuza ve metabolizmanıza bağlı olarak bahsedilen en yüksek doz bile size fazla gelebilir. Her şey gibi bunun da fazlası zararlı. Bazı insanlarda alerjiye sebep olduğu da gözlemlenmiş, böyle bir durumda mutlaka doktora gidin.

Bütün bunları okuduğumda kendi kendime dedim ki, “Neden ben de kendi spirulinalarımı yetiştirmeyeyim?“. Şimdilerde internetten araştırıyorum. Daha önceden yetiştirmiş olanlar Facebook sayfamızdan bizlerle deneyimlerini ve hatta görüntülü anlatımlarını paylaşabilirler. Çok yakında bu harika algleri daha sık duyarsanız şaşırmayın. Biraz yenilikçi olmakta fayda var, herkes menekşe yetiştirecek değil ya! En kısa zamanda nasıl spirulina akvaryumu kurabileceğimizle ilgili bir yazımla tekrar karşınızda olacağım. Kendinize iyi bakın

kaynak: gaiadergi.com

Kemiklerinize Zarar Veren 5 Alışkanlık

Kemiklerinize nasıl bakıyorsunuz? İşin aslı, bazen bu konuyu hiç düşünmüyoruz. Yanlış besleniyoruz, çantalarımızda çok fazla yük taşıyoruz, hareketsiz hayatlar yaşıyoruz ve yavaşça, yıllar içerisinde ağrılar ve sorunlar ortaya çıkıyor. Peki bunların olmasını nasıl önleriz? Endişelenmeyin, size kemiklerinize zarar veren alışkanlıkları ve onlardan nasıl sakınabileceğinizi anlatacağız.

 Kemiklere zarar veren günlük alışkanlıklar

Bir şeyi açıklığa kavuşturalım: bu günkü yaşam şekliniz gelecekteki kemik sağlığınızı belirleyecek. Kemiklerinizin; osteoporoz, zedelenme ve erken kalça çatlaması ve benzeri şeylerden korunabilmesi için belirli bir bakıma ve özel bir beslenme düzenine ihtiyacı vardır. Bunlara dikkat edip bazı alışkanlıklarınızı değiştirir veya düzeltirseniz ne mi olacak?

1. Kemiklere hasar veren beslenme düzeni

Carbonated-beverages

Vücut kitle endeksimiz; kemiklerimizin sağlam ve güçlü olması için de çok önemli olan bedenimizdeki kalsiyuma bağlıdır. D vitamini de çok önemlidir. Ancak bunları bilmemize rağmen genelde çok dikkat etmiyoruz. Her gün kalsiyum tüketmeye özen gösterseniz bile, kalsiyumu çeşitli yiyeceklerle birlikte tüketmeniz durumunda, size hiçbir faydası olmayacaktır. Zaman içerisinde kemiklerdeki kalsiyum seviyelerini düşüren maddeler bulunmaktadır. Peki bunlar nelerdir?

  • Gazlı içecekler, özellikle de kola. Neden mi? Çünkü bu içecekler yüksek miktarda, kalsiyum emilimini azaltan fosforik asit içerirler. Bu yüzden onlardan uzak dumanız sizin için yararlı olacaktır. Ayrıca gazlı içecekler böbreklerinize de ciddi miktarda zarar verir.
  • Kahve. Hepimizin bildiği üzere bir fincan kahve pek çok şeye iyi gelir. Ama günde iki fincandan fazla içmeniz önerilmez. Kahvenin içerdiği ksantin, idrara kalsiyum salımını arttırır. Bu da yavaşça kemiklerin demineralize olmasına neden olur. Bu yüzden günde 2 fincandan fazla kahve içmemeye özen göstermelisiniz.
  • Tuz. Tuzun zararlı olduğunu biliyoruz ama buna ek olarak vücudumuzdaki kalsiyumu da azaltıyor. Tuz ve tuz içeren şeyler tüketmekten kaçınmalısınız. Özellikle de işlenmiş et, koruyucu katkı maddesi içeren şeyler, konserve yiyecekler, cips ve tuzlu krakerlerden uzak durmalısınız.
  • Kırmızı et. Bu özellikle kemiklere hasar verir. Sülfür içeren amino asitler açısından zengindir. Bu maddeler de siz fark bile etmeden idrara salınan kalsiyum miktarını arttırırlar. Proteini bitki bazlı kaynaklardan almak iyi bir seçenektir.

2. Uykusuzluk

Sleeping

Dinlenmek, vazgeçilemeyecek bir biyolojik ihtiyaçtır. Bedenimiz, lenfatik sistemde başlayıp karciğerimizde devam eden önemli arınma ve temizlenme süreçlerinden geçer. Yavaşça, temel bedensel işlevler dengelenir. Ve bu sadece siz tamamen derin uykudayken gerçekleşebilir. Evidence-Based-Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, iyi uyumamak kemik sağlığına ve kemik iliğine hasar veriyor, kemik mineralizasyonunu azaltıyor. Bu gelecekte kemik erimesine neden olabilir. Bu yüzden, kendinize bir düzen oturtup, akşam yemeğinizi erken yiyip, yatmadan sıcak bir banyo yapıp iyice dinlenmeyi denemelisiniz.

3. Sigara içmeyin

Dont-smoke

Genelde, kendini bu kötü alışkanlığa kaptıran kişilerin kemikleri çok güçsüzdür. Bu durum kadınlada, menopoz döneminde kemik kırılmasına daha müsait hale geldikleri için kadınlarda kendini daha ciddi şekilde gösterir. Eğer sigara içiyorsanız, sağlığınız için sigarayı bırakın.

 4. Çanta ve topuklu ayakkabılarınıza dikkat edin

Bags

Kadınların zaman içerisinde kemiklerine zarar veren pek çok alışkanlığı vardır. Örneğin topuklu ayakkabı giymek duruşunuzu, ayak ve bacak kemiklerinizi ve sırtınızı etkiler. Günün sonunda bitkinlik yüzünden bu ağrıyı fark etmiyor olabilirsiniz ama yıllar içerisinde bu durum çok ciddi sorunlara yol açabilir. Yüksek topuklu ayakkabılar yerine, daha rahat olan ara boy topuklu ayakkabıları tercih edin. Emin olun, orta boy topuklularla da çok şık görüneceksiniz!

Çantaları da unutmamak lazım. Bazen kadınlar farkına bile varmadan çantalarında 10 kilo taşıyabiliyorlar. Bu da rahatsızlığa, ağrılara, kas kramplarına neden oluyor; hatta kemik yapınızı bile etkileyebiliyor. Her gün kullandığınız çantanızın boyuna dikkat etmelisiniz çünkü bu çanta, bedeninizde omuzlar, kollar ve eller gibi çeşitli yerleri etkileyebilir.

Özellikle omuza asılan büyük, heybe gibi olan çantalara dikkat etmelisiniz. Bu tarz çantaları kullanırken, bir omzunuzda kısa bir süre taşmalı ve içlerini çok doldurmamalısınız. Sırt çantaları ve kol çantaları ağırlığın omuzlarınıza ve destek olan ele binmesine neden olurlar. Dirseklerinize çok ağırlık bindirmediğinizden emin olun yoksa tenisçi dirseği denen sorunla karşılaşabilirsiniz. Bu durumda, çantalarınızın olabildiğince hafif olmasına özen gösterin ve çantayı taşıdığınız kolunuzu sık sık değiştirin.

Peki en sağlıklı seçenek nedir? Sırtınız, kollarınız ve omuzlarınız için en sağlıklı çanta seçeneği, kolaylıkla sıkılaştırabileceğiniz, destekli bir kayışı olan ve bedeninizle dengelenen, omuzdan askılı bir çantadır.

5. Masabaşı yaşam? Hayır, almayayım.

Walking

İşiniz için tüm gün aynı pozisyonda oturuyor olabilirsiniz veya sadece hareketsiz bir hayatınız olabilir, yine de oturuşunuzdaki kamburluğun farkına varıp düzeltmek için geç kalmış sayılmazsınız. Kemikler güçsüzleşip dirençlerini kaybederler, eklemler artık eskisi kadar dayanıklı değildir… Yıllar geçtikçe hareketsiz bir hayat sürmenin yan etkileri ortaya çıkmaya başlar. Bu yüzden neden her gün bir arkadaşınızla yürüyüşe çıkmıyorsunuz? Haydi deneyin!

kaynak: sağlığa bir adım

Böbreklerinizi Arındırmanın 5 Basit Yolu

 

1-karahindiba-böbrekler[1]

Kan akışındaki asiditeyi dengede tutmanın yanısıra, karbonat böbrek fonksiyonlarının çalışmasını teşvik eder ve böbrek taşı oluşumunu engelleyicidir.

Hatırlamakta fayda var, böbrekleriniz bütün gün boyunca, kanınızı atıklardan ve toksinlerden arındırmakla uğraşır. Bu önemli fonksiyonu bir imtiyaz olarak algılamayın; zira sağlığınız ve yaşam kaliteniz buna bağlıdır. Öyleyse, neden böbreklerimizi sağlıklı kılmak ve üstün performansla çalışmalarını teşvik etmek için bu beş basit yöntemi öğrenmeyelim ki?

Böbreklerinizi Temizlemenin Önemi

Böbrekleriniz, bir an için bile olsun durmaz, sürekli çalışır. Kanı filtreler, arındırır, fazla tuz ve toksinleri giderir, hormon salınımını tetikler ve tüm bunların sonucu olarak da, kan basıncınız daha iyi şekilde düzenlenmiş olur ve vücudunuz elektrolit dengesine sahip olur. Birçok insan, bu organların görevlerinin önemini küçümsemektedir ve farkında olmadan, sağlıksız bir yaşam tarzı güderek, böbreklerine zarar vermektedir. Ancak, sonunda, sorunlar ortaya çıkacaktır. Kreatinin seviyeleri yükselecek, böbrek fonksiyonlarını kaybedecekler ve kanın düzgün filtrasyonu yavaşlayacaktır. Artık yavaş yavaş kendinizi yorgun ve hasta hissetmeye başlarsınız. Ve eğer, şu an hayatınızın karmaşık olduğunu düşünüyorsanız, bir de diyalize bağlı olmak zorunda olduğunuzu hayal edin. Belki de halihazırda bu şekilde yaşamak zorunda olan birini tanıyorsunuz ve böbreklerinize iyi bakmanın önemini öğrendiniz. Peki onları korumaya, neden bugünden başlamayasınız?

Böbreklerinizde Problem Olabileceğinin Belirtileri

2-böbrekler

Birazdan açıklayacağımız belirtilerden bir veya birkaç tanesini mutlaka yaşamışızdır. Örneğin bazı günler kendinizi daha yorgun hissedebilirsiniz veya bacaklarınızda şişkinlik olabilir. Bu durum tamamen normaldir; ancak eğer bu düzelmeyen bir durum haline gelirse veya bu duruma idrara çıkarken zorlanma veya acil idrara çıkma ihtiyacı da eşlik ederse, mutlaka bir doktora görünmelisiniz.

  • Sürekli yorgunluk,
  • Bacaklarda, özellikle de ayak bileklerinde şişkinlik,
  • Vücut genelinde kaşıntı, gerginlik,
  • Normalden daha fazla, sık sık idrara çıkma,
  • İştahsızlık, kusma ve baş dönmesi,
  • Ellerde ve ayaklarda boşalma,
  • Ani uyuma isteği,
  • Vücudun bazı kısımlarında koyu lekelerin oluşması.

 

Böbreklerinize Detoks Yapmanın Beş Yolu

1. Karbonat

3-karbonat

Eminiz ki, siz bu tavsiyeyi daha önce duydunuz. Karbonat, doğal elektrolittir ve kandaki asiditeyi (pH seviyesini) düzenleyicidir. Böbrek rahatsızlığınız varsa, renal asidoz olarak bilinen, asiditenin artarak böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olduğu rahatsızlıktan yakınıyor olmanız çok mümkündür. Karbonat, asiditeyi engelleyerek, pH dengesinin sağlanmasına yardımcı olur ve ayrıca böbrek taşı oluşumunu engelleyicidir, varolan böbrek taşlarının ise ilerleyerek böbrek fonksiyonlarını bozmasını önlemeye yardımcıdır. Bu sebeple, bir su bardağı suya bir çay kaşığı karbonat ilave ederek bu içeceği haftada en az üç defa tüketmek iyi bir fikirdir.

2. Elma Sirkesinin Faydaları

4-elma-sirkesi

Bu konu ile ilgili, elma sirkesi böbreklere faydalı olan bir asit içermesi ile konuya dahil omaktadır. İlk bakışta biraz çelişkili görünebilir, çünkü sirkeyi kandaki asidite seviyesini yükseltmek için kullanmıyoruz; elma sirkesinin bu konudaki işlevi sindirimi teşvik etmesi ve böbreklere olan detoks etkisidir. Ana öğünlerden sonra, bir bardak suya bir çay kaşığı elma sirkesi ekleyerek tüketmeyi deneyin. Neden hemen denemeyesiniz ki?

3. Böbrekleriniz İçin En Faydalı Bitkiler

5-karahindiba

Fitoterapi, kan akışınızı filtreleyerek, iltihaplanmayı azaltarak ve böbrek taşı oluşumunu önleyerek; böbreklerinizi temizlemek için en ideal yollardan biridir. Akşam çayı yapabilmek için en faydalı bitkiler aşağıdaki gibidir

Fesleğen: Acı verici böbrek taşlarından korunmak için çok etkili bir bitkidir. Bunun için, beş yaprak fesleğen ve bir çorba kaşığı bal kullanarak, bir çay yapabilirsiniz.

  • Karahindiba: Sindirim, karaciğer ve böbrekleriniz için en etkili bitkilerden biridir. Detoks için mükemmeldir. Çay yapmak için, sadece iki çay kaşığı kurutulmuş karahindiba çiçeğini on beş dakika kadar kaynatın. Bu çayı günde bir defa tüketin.
  • Zencefil: Halihazırda zencefili seviyorsanız, çok şanslısınız. Çünkü zencefil, enfeksiyon, ağrı, iltihaplanma gibi problemlerin çözümü için kullanılabilecek en ideal köklerdendir. Zencefil ayrıca, karaciğer ve böbrekleri arındırır ve güçlendirir.

 

4. En İyi Meyveler ve Meyve Suları

6-nar

  • Karpuz: Bu meyve, böbrekler için iyileştiricidir ve adeta doğal bir ilaçtır. Neden? Çünkü her şeyden önce, bu meyve yüksek oranda su içerir, vücuttaki dokuları ve kan akışını arındırıcıdır. Unutmayın, karpuzu, taze iken yemeye özen göstermelisiniz.
  • Nar Suyu: Sıkıştırıcı özellikleri sayesinde bu asidik meyve suyu, sağlıklı bir beslenme diyetinin olmazsa olmazıdır.

5. Sabahları Bir Çorba Kaşığı Zentinyağı ve Limon

7-limon

Bildiğiniz üzere, zeytinyağı, oleik asit açısından zengindir ki bu asit de vücuda anti-enflamatuar etki yaparak fayda sağlamaktadır. Zeytinyağı ayrıca, mono doymamış yağlarla doludur, ki bu yağlar böbrekler için çok iyidir. Sabahları, bir çorba kaşığı zeytinyağı ile birkaç damla limon suyunu karıştırın ve tüketin. Bu karışım, sizi böbrek taşı oluşumundan koruyacaktır. Neden hemen başlamayasınız ki?

kaynak: sağlığa bir adım

Bu Besinleri Hayatınıza Katın Emi…

12274183_771997306263154_2813653615189786231_n[1]

Beyaz Besinler: Bağışıklık

Yeşil Besinler: Toksit Atıcı

Sarı Besinler: Güzellik

Turuncu Besinler: Kanserden Koruyucu

Kırmızı Besinler: Kemik Sağlığı

Mor Besinler: Uzun Ömür

 

Tarhana çorbasının bilinmeyen faydaları:

11988523_10156245326135557_1321475166619679813_n[1]

İşte tarhana çorbasının bilinmeyen faydaları:

– Bol miktarda A, B ve özellikle C vitamini, bol fosfor, iyot, silis, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler vardır.

– Tarhananın vücuttaki fazla tuzu da attığını belirten uzmanlar, pankreası çalıştırarak insülin ifrazatını artırdığını, kanda şeker seviyesini ortaladığını kaydediyorlar.

– Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

– Nefes borusundaki pislikleri temizler.

– Damar tıkanıklığı ve daralmasını önler.

– Doğal tokluk hissi verdiğinden dolayı zayıflama ilacıdır.

– Birçok yiyecekte olmayan P ve K vitaminlerini içerir, P vitamini kanamaları önler ve yumuşatır, K vitaminide kanın pıhtılaşma kabiliyetini artırır.

– Kansere karşı önemli bir koruma sağlayan antioksidan etkili quarcetin açısından en zengin bitki olan soğan tarhananın içindedir.

– Bağırsak temizlemede birebirdir.

– Astım ve bronşit hastaları için ön tedavidir.

– Çok etkili kolesterol düşürücü, mide asiti düzenleyicidir.

– Soğuk algınlığına karşı etkili vitaminler içerir.

– Cilt sıklığını korur.

– Acidophilus özellikle kadınlarda, cinsel organlardaki iyi ve kötü bakterilerin dengelenmesini sağlar.

– Yağ yakma özelliği olduğundan dolayı karın bölgesindeki zararlı yağları vucuttan atmaya yardımcı olur.

– Betaceroten antioksidan görevi görür. Kansere yol açan ve gözlere zarar verebilecek olan kimyasalları engeller.

– Yüksek kan basıncı düşürmeye yardımcı olur.

– Bol miktarda A, B ve özellikle C vitamini, bol fosfor, iyot, silis, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler vardır.

– Tarhananın vücuttaki fazla tuzu da attığını belirten uzmanlar, pankreası çalıştırarak insülin ifrazatını artırdığını, kanda şeker seviyesini ortaladığını kaydediyorlar.

– Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

– Nefes borusundaki pislikleri temizler.

– Damar tıkanıklığı ve daralmasını önler.

– Doğal tokluk hissi verdiğinden dolayı zayıflama ilacıdır.

– Birçok yiyecekte olmayan P ve K vitaminlerini içerir, P vitamini kanamaları önler ve yumuşatır, K vitaminide kanın pıhtılaşma kabiliyetini artırır.

– Kansere karşı önemli bir koruma sağlayan antioksidan etkili quarcetin açısından en zengin bitki olan soğan tarhananın içindedir.

– Bağırsak temizlemede birebirdir.

– Astım ve bronşit hastaları için ön tedavidir.

– Çok etkili kolesterol düşürücü, mide asiti düzenleyicidir.

– Soğuk algınlığına karşı etkili vitaminler içerir.

– Cilt sıklığını korur.

– Acidophilus özellikle kadınlarda, cinsel organlardaki iyi ve kötü bakterilerin dengelenmesini sağlar.

– Yağ yakma özelliği olduğundan dolayı karın bölgesindeki zararlı yağları vucuttan atmaya yardımcı olur.

– Betaceroten antioksidan görevi görür. Kansere yol açan ve gözlere zarar verebilecek olan kimyasalları engeller.

– Yüksek kan basıncı düşürmeye yardımcı olur.

kaynak: sağlıkla kal sayfası

Donmuş Limonun Kanser Başarısı…

11224097_1003373059684832_1140303620184377110_n[1]

Limonun faydalarını her zaman yazıyorum. Ben de de her vesileyle kullanıyorum. Suyuma, sodama, yemeklerime, salatama her fırsatta koyuyorum. Ama şimdi donmuş limonun inanılmaz faydalarını okudum. Bir arkadaşım paylaşmış, hemen ben de sizlere paylaşmak istedim, sevgiler…

– Donmuş Limon İnanılmaz Faydası KANSER BAŞARISI –
Limonu yıkadıktan sonra buz dolabınızın buzluk bölümüne koyunuz. Donduktan sonra mutfak rendesi ile limonun tamamını rendeleyebilirsiniz. Dikkat! kabuğunu soymayınız, öylece rendeleyiniz.
Rendelenmişini yemeklerinizin üzerine serpebilir, sebze salatasına, dondurmaya, çorbaya, makarnaya, makarna sosuna, balık yemeklerine katabilirsiniz. Yemeklerin tamamı, daha önce hiç tatmadığınız mükemmel bir lezzet kazanacaktır.

Rendelenmiş limonunuz, limonun sadece suyunda bulunandan 5 veya 10 kat daha Fazla Vitamin İçerir. Büyük olasılıkla limonu daha önce bu şekilde değerlendirmediğiniz için şimdiye kadar bu Vitaminleri Ziyan Ediyordunuz.

Ama bundan sonra, tüm Limonu Dondurmak gibi basit bir işlem sonrasında, onu rendeleyip yemeklerinizin üzerine serperek Tüm Besleyici özelliklerini kullanıyor olacak, yani daha Sağlıklı Besleniyor olacaksınız.
Ayrıca Rendelenmiş limonun Dinçleştirici ve Vücuttaki Toksinleri Giderici etkisinden yararlanacaksınız.

Bilindiği üzere, iki çeşit limon ağacı vardır. Limon ve misket limonu.
(Burada bahsedilen limondur)
Limon meyvesini farklı şekillerde tüketebilirsiniz. Pulpası yenebilir. Sıkılarak suyu çıkarılabilir. Limonlu içecekler, dondurma vs.. yapılabilir.
Limonun birçok vasfı sayılabilir ama en ilginci URLAR, YUMRULAR, KİSTLER, TÜMÖRLER üzerindeki etkisidir.

Limon (Citrus) Kanser Hücrelerini Öldüren mucizevi bir üründür. Kemoterapiden Çok Daha Tesirlidir. Bu nedenledir ki, Limon Özütünü Laboratuvarda üretmeye çalışan bilim adamları var.

Limon tedavisi Kemo­terapinin Korkunç Etkilerini Göstermez. Bu bitkinin her Tür Kansere iyileştirici Etkisi Kanıtlanmıştır. Bazıları onun her tür Kanserin Tedavisinde Faydalı olduğunu söyler.

Ayrıca geniş Spektrumlu Anti­bakteriyel olarak İltihaplara / Enfeksiyonlara ve Mantara karşı kullanılır. Dahili Parazit ve Bağırsak Kurtlarına karşı etkindir.
Çok yüksek Tansiyona karşı Kan Basıncını Düzene sokar. Anti­depresan dır.
Strese ve Asabi Bozukluklara karşı iyi gelir.

Bu bilginin kaynağı ise çok etkileyicidir: Dünyanın en büyük ilaç üreticisi firmalarından biridir. Bu firmanın beyanına göre 1970’den beri 20’nin üzerinde yapılan Laboratuvar Testlerinde limon ekstrelerinin uygulanmasıyla; içlerinde Kolon / Kalın Bağırsak, Meme, Prostat, Akciğer ve Pankreas da olmak üzere 12 Kanser tipinde Başarılı Sonuçlar Alınmıştır.

Limon Ağacından elde edilen bileşiklerin, bütün Dünyada Kemo­terapide kullanılan Adiamycin Ürününden 10000 Kat Daha iyi olduğu saptanmış, Kanser Hücrelerinin Gelişmesini Yavaşlattığı Gözlemlenmiştir.

Daha da Şaşırtıcı Gözlem Şudur ki: Limon Özü Kötü Huylu Kanser Hücrelerini
Tahrip Ederken Sağlıklı Hücrelere Hiç Zarar Vermemektedir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Süt Hakkında Bilmek İste(me)diğiniz Her Şey !?

Contaminated-Milk-Case-of-Chinese-Citizens-Make-Beaver-1024x768[1]

 

Siz hiç süt içen bir inek veya öküz gördünüz mü? Memeden kesilen hiç bir canlı doğal şartlarda süt ihtiyacı duymaz! Doğada hayvanlar yavrularını sütten kesme kurallarını çok net bir şekilde (hırlayıp azarlayarak, hatta gereğinde yavrusunu döverek) belirliyorlar. Ancak her nedense insanoğlu tüm konularda olduğu gibi beslenme konusunda da doğaya ters düşerek kendini sağlıklı tuttuğunu zannediyor. Üstelik içtiğimiz süt insan/ana sütü değil hatta anne inek sütü bile değil. Suni şartlarla süt üretmesi sağlanan canlılardan sömürülen bu sıvı insan metabolizmasıyla bir çok konuda uyumsuz olan inek sütü; diğer yandan insan yavrusunun normal şartlarda 2 yaş sonuna kadar anne sütü alması gerekliliğini de göz ardı ediyoruz..!

İnsanların süt hakkındaki bilgileri ya tamamen yanlıştır yada bilerek yanıltılmışlardır. Sebebi Dünya ekonomisinde inanılmaz yerinin olması, inek sütünün erişkin insanlar için faydasız hatta zararlı olduğu insanlara açıklanırsa ve süt tüketimi durursa çok büyük ekonomik çöküntülerin yaşanacak olmasıdır.

Sütü üreten hayvan bedeni insan bedeniyle uyumsuz bir yapıya sahiptir. Bir buzağı 18 ay sonra tam bir yetişkin haline gelirken, insan buna 18 yılda ulaşır. Bu bile sütün aslında bizim bedenimize göre farklı olduğunu gösterir.

Sütün içinde kazein diye bir madde vardır ve insan midesi bunun asla tamamını sindiremez. Bir bebek midesi bile ancak %40’ını sindirebilir. Ayrıca süt ince barsakta balgam yapar ve gözenekleri tıkar. Buradaki sindirimi de engeller yani.

Ayrıca sütte yüksek oranda kalsiyum olduğu rivayeti de deneylerle ispatlanmış bir yalandır. Yapılan bazı klinik deneylerde 1500 çocuğun üzerinde yapılan bir araştırmada süt içenlerle içmeyen çocukların arasında kalsiyum bakımından önemli bir farkı olmadığı görülmüştür.

“Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir.”

Doğaya baktığımızda, yavruların sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz, çünkü sindirim sistemi buna uygun şekilde tasarlanmış. Sütün sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor.

İddia şu: Yetişkinlerin vücudu sütü sindirmeye uygun değildir. Bu ne demek? Şu demek: Erişkin yaşta süt, sindirim sistemini bozar. Neden? Çünkü çocuklarda olan fermentler ve enzimler (laktoz, kazein, vs.) yetişkinlerde yeterli miktarlarda yoktur. Bu durumda ne olur? Vücutta gaz birikimi ve yumuşak gaitaya (büyük abdest), karın ağrılarına, şeker hastalığına, kalp ve damar hastalıklarına ve hatta yaşlı kadınlarda şimdiye kadar bilindiğinin aksine kemik erimelerine sebep olur. Süt içende vücutta zararlı fermantasyonlar ve oksidasyonlar (zararlı kimyasal reaksiyonlar) oluşur. Bu de ne demektir? Serbest radikaller demek. Peki serbest radikal ne demek? Çabuk yaşlanma demek! Yani süt bir yaşlanma nedeni.

Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle “yıkarlar”. Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtırak sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: “Ya tek başına iç, ya da içme.”

-Pastörize ve homojenize süt dehşeti!

Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir.

Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez.

Şişeyle beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.

1930’larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.

Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.

Ama Dr. Pottenger’in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı.

Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular. Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı.

Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.

Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta* içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.

Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika’da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.

Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak “zararsız” hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.

Dr. Pottenger’in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle yayılmıştır ki,
Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı karşıyadır.

İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını önlemek için süt “homojenize” ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolestrolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.

Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız!

-Besin’mi zehir’mi?!

Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz.

Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarından muzdariptirler.

Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt, çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar.

Kuzey Dakota’nın Grand Folks şehrindeki İnsan Araştırma Merkezi’nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir role sahiptir.

Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı’da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha fazla arttı. Boronu nereden bulabiliriz?

Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler gibi kasiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden. Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden “işe yaramadığını” düşünür durur.

Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.

Çocukları “güçlü ve sağlıklı” büyüsünler diye pastörize sütle tıka basa doldurmak düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, onlar içindeki besinleri ayrıştıramazlar.

Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan; erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar.
İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır.

-Pastörize süt içen buzağılar ölüyor

Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de kendileri tüketirler. İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimi yok eder. Böylece; bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın sindirim yolunda çürür.

Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla sertleştirir.

-Süt’ün metabolizma üzerindeki olumsuz etkilerinden bazıları

Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilcenin birçok çeşidi süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir.

İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil. Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar verir.

Besin ve İyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı felaketi şöyle açıklar: “Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır.

Bu bağlantının, süt ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını görüyorum. Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor.” Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir.

Doğrudur, 100 gramında 33 gram kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir. Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler.

New York Devlet Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle diyor: “Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35’e 1, inek sütününki yalnızca 1.27’ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum içerir, yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı sodyum kaynaklarından biridir.”

Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir.
100 gramında 118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü bazı besinlerin 100 gramı ile karşılaştırın:
Badem (254 mg),
brokoli (130 mg),
kıvırcık lahana (187 mg),
susam tohumu (1,160 mg),
bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg)
ve sardalya balığı (400mg).

-Kemik erimesi (osteoporoz) ve süt:

Süt tüketimi kemik erimesi için bir tedavi olarak doktorlar tarafından tavsiye ediliyor ama gerçeğin tümüyle farklı olduğu söyleniyor. En son görüşlere göre ağızdan kireç (kalsiyum) alımı ile kemik erimesi önlenemez. Kirecin vücuda girişi değil vücut tarafından alınımı önemli. Bunu da mümkün kılan ve hızlandıran Calcitonin ve Provitamin D denen hormonlar. Kilolarla kireç yesek belki zehirleniriz, böbreklerimizde taşlar oluşur, kalbimiz düzensiz atar ama kemiklerimizde fazla bir düzelme olmaz. Günlük gıdalarımızla sebze ve meyvelerden aldığımız kalsiyum yeterlidir. (Brokoli mesela) Esas olan kirecin vücuda girmesini sağlayan hormonlardır. Düzenli beslenmenin yanı sıra kemiklerdeki kan dolaşımını arttırıcı spor ve masajlar daha faydalıdır.

Harvard Üniversitesinde 75.000 kadın hastada 12 sene süre ile yapılan bir araştırmada (Feskanich D, Willet C, Stampfer MJ, Golditz GA. ” Milk, dietary calcium and bone fractures in women; a 12 year prospective study “. American Journal of Public Health) kemik kırıklarında ve kemik erimesinde bir azalma görülmemiş. Hatta fazla kalsiyum alanlarda daha fazla kemik kırıkları meydana geldiği gözlenmiş. Tıpta ki en son görüş şu: Sodyumlu gıdaları (sofra tuzu, gazozlu içecekler ve bazı maden suları, sucuk-sosis gibi konserve et ve diğer konserve gıdalar) ve et mamullerini azaltırsanız, bol sebze, yoğurt, peynir ve meyve yer iseniz, günlük kalsiyum ihtiyacınızı salata ve taze yeşil sebzelerden, meyve ve sebze sularından elde ederseniz kemikleriniz erimeyecek ve kırılmayacaktır.

Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz. Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir.

Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür.

-Kalp-damar hastalıkları ve süt:

Süt kalp krizlerini ve damar sertliği riskini arttırdığı da iddia ediliyor. Neden? Çünkü süt ve süt mamulleri (tereyağı, peynir ve yoğurt) yüksek miktarda kolesterol ve yağ içerirler. Bu da damarların kireçlenmesine ve kalp hastalıklarına yol açar. Süt, çok fazla miktarlarda içilirse kanser riskini de arttırdığı söyleniyor. İçerdiği ettiği çok kuvvetli proteinler nedeni ile meme, bağırsak ve prostat kanseriyle ilişkili bulunuyor. Meme ve prostat kanseri hastalarının kanında yüksek dozda bir büyüme hormonu olan (IGF-1) çok fazla olarak mevcuttur. Bu hormon aynı zamanda sütte de çok fazla miktarlarda mevcuttur. (Daha çok süt versin diye ineğe verilen rBGH hormonu yüzünden. Avrupa’da yasak, Türkiye’deki durumu bilmiyorum) Bazı doktorlar bu büyüme hormonun kansere zemin hazırlayabileceğini öne sürüyor. Çok süt içenlerin de kanında bu hormona fazlaca rastlanmakta.

-MS, kireçlenme,aizheimer

Multiple Skleroz (MS) nedenlerinden biri olarak alınan yüksek proteinler, dolayısıyla inek sütü düşünülmekte. Sütte bulunan aşırı D vitamini kirecin hücre dışı yerleşmesini hızlandırıp vücutta kireçlenmelere sebep olduğu da biliniyor. D vitamini ayrıca vücutta alüminyum birikmesine dolayısıyla Alzheimer hastalığına neden olmakta.

Peynir ve yoğurtta fermantasyon vücut dışında olduğu için fazla bir zarar söz konusu değil çünkü laktatiar artık parçalanmıştır ama yine de yüksek protein ve yağların fazla tüketimini sağlığa pek o kadar yararlı değil. Tavsiye edilen yağ miktarı % 30’u geçmeyen peynir ve % 3,5’i geçmeyen yoğurtları fazla olmamak kaydı ile tüketmek. Ayrıca piyasaya yeni çıkmaya başlayan laktozsuz sütler de bir yere kadar çare olabilir. ”

-Süt alerji nedenidir

Sürekli gazdan, yorgunluktan veya baş ağrısından mı şikayetçisiniz? Veya depresif misiniz? Belki de nedeni süt alerjisidir. İnsanlar farkında değil ama süt alerjisi en fazla görülen alerji tiplerinden. Belirtileri hafif bir mide-barsak şikayeti ya da gaz birikimi olabileceği gibi, astıma kadar varan solunum sistemi şikayetleri de olabilir. Egzama ve ciltte kızarıklıklar, uzun süren burun akıntıları ve sinüzit iltihapları, ağız ve burun içinde kapanmayan yaralar, migren ve migrene benzer baş ağrıları, eklem ağrıları ve hatta DEPRESYONLAR süte ve süt mamullerine karşı reaksiyonlar olarak sayılıyor. Süt içenlerin yorgunluk hissetmeleri laktatların bağışıklık sisteminin düzenini bozmalarından kaynaklanır. Peynir ve yoğurtta laktat fermente olduğundan (parçalandığından) süt gibi zararlı değildirler.

“Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit “cinsel öz”dür. İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın endokrin sisteminin hassas dengesini bozar.”

Eğer süt ürünleri içmekte ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve dengesine yaklaşan “keçi sütü” olmalıdır. İnek sütünden yapılmış yegane tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten yapılmış olmalıdır.

Kaynak:
www.hps-online.com / Food & dieting/The science of food combining
-Milk and dairy www.hps-online.com/Food & dieting /Food profiles
-Robert Cohen “MILK: The Deadly Poison. Argus Publishing
http://gulernameste.blogcu.com/pastorize-sutun-zara…/1148526
http://www.turkforum.net/1108717423-sutun-zararlari-sut-sag…

Yazının sahibi: Buket Topakoğludur…

Derlenmiştir (katkıları için Şamil’e teşekkürlerimle)

Astımla Mücadele Eden 10 Gıda

bronşit1[1]

Astım kişinin solunum sistemini etkileyen kronik bir hastalıktır. Bu hastalık başta nefes almada ciddi zorluğa neden olan belirli tetikleyiciler nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Astımın halen bir tedavisi olmamasına rağmen, bazı ilaçlar sayesinde onu kontrol edebilir ve onunla mücadele edebilirsiniz. Ayrıca bazı gıdaları tüketerek astımı azaltmak da mümkün. Bu nedenle size aşağıda astımla mücadele eden 10 gıda önereceğiz.

1. Avokado

Avokado, özellikle astımı ceviz alerjisiyle ilişkili olanlar olmak üzere astımlı kişiler için mükemmel bir seçenektir. Avokado ayrıca hücreleri serbest radikallerden koruyan glutatyon adlı elementi içermektedir. Avokado ayrıca vücudu toksinlerden temizleme açısından da büyük yeteneğe sahiptir.

2. Brokoli

brokoli

Bazı araştırmalara göre sıkça brokoli yemek astımlı kişilerin bu bozukluğun etkilerinin üstesinden gelmesini sağlar. Aynı şekilde, sıkça brokoli yemenin solunum yolunda iltihaplanmayı önlediği ve ayrıca serbest radikallerin elimine edilmesine yardımcı olduğu da kanıtlanmıştır.

3. Elma

Astımlı kişiler için faydalı etkilere sahip bir diğer doğal ürün de elmadır. Uzmanlara göre bunun nedeni elmanın yüksek miktarda kanama önleyici madde içermesidir. Bunlar, diğer özelliklerinin yanı sıra, doğal bir antihistamin ve solunum yolu için iltihaplanma önleyicidir.

4. Muz

muz

Muz daha iyi nefes almaya yardımcı olur ve bu özelliği sayesinde de astımlı kişilere şiddetle önerilir. Muz, genelde B6 vitamini olarak bilinen piridoksal içerir. Bunun işlevlerinden biri solunum kaslarını rahatlatmasıdır.

5. Zencefil

Astımlılara ayrıca zencefil tüketmeleri de önerilir. Uzmanlara göre zencefil, astımı tedavi etmeye yardımcı olan iltihaplanma önleyici maddeler içerir. Hatta uzmanlar zencefile farklı tadını kazandıranın da bu maddeler olduğunu belirtmektedir.

6. Ispanak

ıspanak

Hepimizin bildiği gibi, ıspanak çok sağlıklı bir gıdadır. Bir araştırmaya göre, sağladığı faydalar arasında astımı önlemek de vardır. Bu sizi şaşırtmamalı, çünkü ıspanak vücudunuzun düzgün bir şekilde işlemesine yardımcı olan yüksek miktarda besin ve vitamin içermektedir.

7. Biberiye

İltihaplanma önleyici özellikleri ve içerdiği antioksidanlar sayesinde biberiye astımlı kişiler için şiddetle önerilir. Bu bitki sayesinde solunumunuzun sağlığını koruyabilirsiniz. Bu solunum yollarınızı açık tutmaya yardımcı olacaktır.

8. Ay Çekirdeği

Ay çekirdeği astımı önlemeye yardımcı çeşitli besinlere ve özelliklere sahiptir. Bunların arasında E vitamini, potasyum ve magnezyum yer alır. Ancak ayçekirdeği bazı alerjilere neden olabilolabileceği için dikkatlice tüketilmelidir.

9. Nane

nane-3

Nane, solunum yolunuzu rahatlatan farklı özelliklere sahiptir. Bu da özellikle astımlı kişiler için büyük bir yardım sağlar. Hatta bu ürün solunum hastalıklarını tedavi etmede kullanılan pek çok ilaçta bir bileşen olarak yer almaktadır.

10. C Vitamini

Astımlı kişiler için bir diğer çok önemli önerimiz bol C vitamini içeren gıdalar tüketmeleridir. Bildiğiniz gibi, bu vitamin solunum yolunuz için büyük faydaya sahiptir ve aynı zamanda mikrop öldürme etkilerine de sahiptir.

Kaynak: Sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kolonu Temizleyip Yenilemek için Tarifler

Kolonlarınızı temizlemek ve sağlıklı tutmak istiyorsanız beslenmenize bolca lif eklemelisiniz, böylece sindiriminiz gelişir ve atıklardan kurtulmanıza yardımcı olur.

Kolonu Temizleyip Yenilemek için Tarifler

 

Kolon kalın bağırsak olarak da bilinir, ve vücudun ihtiyacı olmayan maddelerin atılmasını sağlar. Sağlıklı bir kolon, sağlıklı bir vücut demektir. Çünkü toksinlerin vücutta birikmemesi organların düzgün işlemesi için çok önemlidir.

Farklı yaşam biçimleri ve zayıf beslenme kolonu tıkayabilir ve karın ağrısı, kabızlık, şişme, gaz, kilo vermekte zorluk ve hatta kolon kanserine yol açabilir. Şanslıyız ki kolonu temizlemek ve yenilemek için kullanabileceğimiz tarifler var. Kolonlarınızı nasıl temizleyeceğinizi bilmek ister misiniz?

Kolonları temizlemek ve sağlığını korumak için öneriler

Sizlere herhangi bir tarifi anlatmadan önce kolonu sağlıklı ve temiz tutmak için bir kaç öneride bulunacağız.

Bolca lif tüketin

Uzmanlar günde 40 gram lif tüketmenin kolonu temiz ve sağlıklı tuttuğunu söylüyor. Sebzeler, tohumlar, baklagiller, fındık fıstıklar, ve tahıllar lif açısından zengin gıdalardan sadece birkaçı. 

Yiyeceklerinizi özenle seçin

 

Kolonlarınızı temizlemek için işlenmiş yiyecekler, şeker, beyaz un, alkol ve kafeini bırakmanız gerek. Bunlar kolonları tıkar. Bunlar yerine ıspanak, turp, brüksel lahanası, pazı, kabak, mersin, böğürtlen, incir, hurma, armut ve dahasını tüketin.

Daha fazla su için

Kolonlarınızı temizlemek istiyorsanız bol bol su için. Su toksin ve atıkların atılımını ve kolonun doğal olarak işlemesini sağlar. Günde 6-8 bardak su içmek en iyisidir. 

Egzersiz

Kolonları arındırmak için egzersiz önemli yer tutar, vücudun diğer bölgeleri için de. Düzenli olarak deneyebileceğiniz egzersizler yoga, yüzme, bisiklete binmek ve benzerleridir.

Kolonları temizlemek ve yenilemek için 3 tarif

Aloe vera ve limon suyu

aloevera

Bu kolonları temizlemek için çok iyi bir tarif. Vücuttan toksin atılımını sağlar, kilo vermeye yardımcı olur ve hatta kanseri önler.

Malzemeler

  • 2 aloe vera yaprağı
  • 5 limon
  • 5 çay kaşığı bal
  • 1 litre su

Hazırlanışı

Aloe veranın jelini, limon suyu, su ve balla karıştırın. Bir kaç dakika karıştırın ve cam bir şişeye koyun. Buzdolabında bırakın ve boş mideye için.

Kolonları temizlemek için salata

Bu harika salata hem kolonları temizler, hem de kilo vermeye yardımcı olur. Düzenli olarak yiyin.

Malzemeler

  • 1 1/2 kap kırmızı lahana
  • 1 yarım doğranmış soğan
  • 4 diş doğranmış sarımsal
  • 1 rendelenmiş kereviz
  • 3 orta boy havuç
  • 2 soyulmamış elma -jülyen
  • 1/2 kap kabak -jülyen
  • 1/2 kap pişmiş yaz kabağı
  • 1/2 kap turp
  • Keten tohumu, 1 kaşık fesleğen, 1 kaşık kekik, 1 kaşık doğranmış taze zencefil, 1/4 kaşık biberiye, 1/2 kaşık dağ kekiği, 2 kaşık nane
  • Limon suyu
  • Zeytinyağı
  • Sirke
  • 2 yemek kaşığı sıcak sos (arzuya göre)

Hazırlanışı

Salatayı yapmak için her şeyi karıştırın. Baharatları ve yağ, limon, sirke ve sosu ekleyin.

Çilek, ananas ve maydanozlu smoothie

maydanoz

Bu lezzetli smoothie kolonun işlevini engelleyen enfeksiyonu alır, toksinleri temizler. Çilek, ananas ve maydanozdaki öğeler idrar söktürücü ve antioksidandır. 

Malzemeler

  • 6 çilek
  • 1 dilim taze ananas
  • 1 kaşık taze maydanoz

Hazırlanışı

Her şeyi biraz su ile mikserde karıştırın. Smoothie’yi bir kaç dakika karıştırın ve boş mideye için.

kaynak: sağlığa bir adım