Hasta Değil Susuzsunuz…

su-icmek1

 

SU İÇMEK İÇİN 46 SEBEP
Iranlı bir hekim olan Dr. Feridun Batmanghelidj, 1979′da İran devrimi sırasında siyasi tutuklu olarak hapisteydi. Bir gün, mahkûmlardan birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını gördü. Dr. Batmanghelidj ülseri dolayısıyla 10 saatten beri bu şekilde sancı çeken hasta mahkûma müdahale etti ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak su içirdi. Adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtuldu.”
O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde sadece su kullanarak yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlünün iyileşmesine vesile oldu. Dr. Batmanghelidj su üzerine yaptığı çalışmalarının sonuçlarını Iranian Medical Association ve The Journal of Clinical Gastroenterology dergilerinde yayınladı.
Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz” kitabında bir insanın 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.
Dr. Batmanghelidj’le göre bu sebepler şunlardır:
1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur.
7- Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğini, kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.
11- Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları”na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, âdet öncesi ağrıyı ve ateş basmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yap¬madan zayıflayın.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde kandaki suyu kullanırsa,
YÜKSEK TANSİYON hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde omurlardaki suyu kullanırsa,
BEL VE BOYUN FITIĞI hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde kemiklerdeki suyu kullanırsa,
gut – atrit gibi romatizmal hastalıklara yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde akciğerdeki suyu kullanırsa,
ASTIM hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde pankreastaki suyu kullanırsa,
ŞEKER hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde midedeki suyu kullanırsa,
ÜLSER hastalığına yakalanırız.
* Bağırsaklarda su eksilirse, kabızlık meydana gelir ve
KOLON kanseri olma tehlikesi yaşarız.
* Hücrenin su eksikliği çok artarsa, beynimiz hücreye oksijen göndermeyi keser. Oksijen kesilmesi sonucunda da hücre KANSERLEŞME sürecine girer !!!…
Hasta olmamak için vücüdumuzu susuz bırakmamalıyız.
Alkali – Canlı su içmeliyiz. Alkali ve canlı olmayan sular ne kadar çok içilse de vücut yine susuz kalmaktadır !!!…
Çağımızın en büyük problemi ; içilen ölü sulardır !!!
Hasta değil susuzsunuz …..

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Vücudunuz Kalp Krizi Gerçekleşmeden 1 Ay Önce Sizi Uyarıyor – İşte Herkesin Bilmesi Gereken Gerçekler

Yapılan araştırmalar ve bilinçlendirme çalışmaları sayesinde de milyonlarca vatandaşımız da kalp krizinden korunmayı başarıyor.

Ancak yine de bu korkunç rahatsızlık hakkında insanların daha da bilinçlendirilmesi gerekiyor. Önemli olan ise kalp krizi geçirmeden önce gereken önlemleri alabilmek ve kendinizin kalp krizi riski taşıyıp taşımadığını bilmek.

Bir diğer acı gerçek ise kalp krizi geçiren bütün vatandaşların, kriz öncesi belirtileri gözle görülebilir şekilde tecrübe etmeleri. Dediğimiz gibi önemli olan belirtileri düzgünce gözlemleyebilmek ve profesyonel yardım almak.

Newsner

1- Yorgunluk

Hepimiz bazen yorgun hissedebiliriz. Bu gayet normal. Ama markete giderken bile yoruluyorsanız, durup düşünmeniz gerekiyor.

Ek olarak, eğer birden ve hızlıca nefesiniz kesiliyorsa, acilen doktora görünüp EKG çektirmeniz gerekiyor. Eğer stresli biriyseniz ve kalp sağlığınız pek de iyi değilse her an kalp krizi geçirme riski taşıyorsunuz demektir.

Fotoğraf: Shutterstock

2- Göğüs Ağrısı

Kalp krizinin en belirgin belirtilerinden biri de göğüs ağrısı veya sıkışmasıdır.

Göğüs ağrısının benzeri ağrılar vücudun çeşitli bölgelerinde de gerçekleşebilir. Özellikle kollarda gerçekleşen ağrılara (sol koltuk altı da bu bölgelerden biridir) dikkat edilmesi gerekir. Öte yandan benzer ağrılar boğazınızda, ensenizde, çenenizde, sırtınızda ve karnınızda da görülebilir. Ağrı genel olarak 15 dakika sürer.

3- Solunum sıkıntısı

Kalp krizi öncesi solunum sıkıntısı ve nefes darlığı tecrübe edilir. Bunun temel nedeni de damarlarınızın tıkalı olması nedeniyle akciğerinize kan gidemiyor oluşudur.

Eğer nefes darlığı yaşıyorsanız derhal bir doktora görünmeniz önerilir.

Fotoğraf: Shutterstock

4- Dermansızlık

Sık sık yorgun ve güçsüz hissediyorsanız bunun nedeni akciğerlerinize yeterince kan gitmemesi olabilir. Kronik yorgunluk sendromuna sahip kişilerde kalp krizi riskine sıkça rastlanmaktadır.

5- Baş dönmesi ve soğuk terleme

Aşırı terleme kalp krizi belirtilerindendir. Eğer aşırı ve sık terliyorsanız, doktora görünmeniz tavsiye edilir.

Baş dönmesinin nedeni de genelde beyne yeterince kan gitmemesidir.

6- Grip/Soğuk algınlığı

Ateşiniz yüksek, şiddetli öksürüyor ve anormal şekilde üşüyor musunuz? Merak etmeyin, bunlar kalp krizinin direk belirtileri değildir.

Ancak yine de bunların kalp krizi öncesi rastlanan belirtiler olduğunu bilmekte fayda var. Kesinlikle dikkate alınması gerekir.

Yukarıda bahsedilen olası kalp krizi belirtilerinin insandan insana ve kadından erkeğe değişiklik gösterdiğini bilmekte fayda var.

Bu 6 olası belirtiyi göz önünde bulundurarak hem kendi hayatınızı hem de başkasının hayatını kurtarabilirsiniz.

Yazıyı bütün arkadaşlarınızla paylaşarak kalp krizi hakkında bilinçlendirmeyi unutmayın.

kaynak: newsner

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kemik Erimesini Önlemeye Yardımcı 8 Gıda

Kemik erimesi (osteoporoz), kemik iliğindeki kalsiyum eksikliği nedeniyle ortaya çıkar. Bu nedenle, vücudumuz, özellikle de kemiklerimiz için vazgeçilmez olan bu minerali yeterli miktarda almamıza yardım edecek gıdaların neler olduğunu bilmek çok önemlidir. Kemik erimesini önlememize yardımcı olacak gıdalar arasında özellikle aşağıda bulunanları öneriyoruz:

Balık ve Deniz Ürünleri

Pek çok balık ve deniz ürünü arasından kemik erimesini önlemek için önerdiklerimiz sardalya, ton balığı, istiridye, karides ve benzerleridir.

Fasulye

Fasulye ve diğer bakliyatlar kalsiyum yönünden zengindir ve yüksek miktarda lif içerir. Ancak, bunları doğru şekilde hazırlamayı ve pişirmeyi bilmek önemlidir.

Sebzeler

2-brokoli

Kemik erimesini önlemekte en yararlı sebzeler brokoli, ıspanak ve pazıdır.

Kuru Yemişler

Bütün kuru yemişler kalsiyum bakımından zengindir ancak badem hepsinden daha fazla kalsiyum içerir. Ancak, kuru yemişleri tüketirken dikkatli olun çünkü aynı zamanda kalori yönünden de zenginlerdir.

K Vitamini3-marul

K vitamini, osteokalsin denilen ve kemiklerin mineralleri doğru şekilde depolamasını sağlayan bir proteinin üretilmesinde önemli rol oynar. K vitamini lahana, brokoli ve marulda bulunur.

C Vitamini

C vitamini, sağlıklı kemik yapısının oluşumuna, korunmasına ve tamir edilmesine yardımcı olduğu için kemik erimesini önlemekte en temel ögelerden birisidir. C vitamini yönünden zengin gıdaların başlıcaları narenciyeler, yeşil biber ve kividir.

D Vitamini

D vitamini kalsiyumun emilmesi için gereklidir. Yeterli miktarda D vitamini almadığımız takdirde kalsiyum yönünden zengin gıdaları tüketmek hiç bir işe yaramaz. Bu vitamin ton balığında, uskumruda, yağlı balıklarda, somonda ve bazı zenginleştirilmiş tahıllarda bulunur.

A Vitamini4-havuc

Bu önemli vitamin, güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olmamıza yardım eder. Havuçta, kabakta ve de turuncu ve sarı renkli sebze meyvelerde bol miktarda bulunur.

Ek Öneriler

  • Aşırı miktarda sodyum tüketimi kalsiyumun idrar yoluyla atılmasına neden olduğu için bundan kaçınmalısınız.
  • Dengeli beslenmek oldukça önemlidir. Bunun anlamı, farklı gıda kombinasyonlarını denemeniz ve her birinden kaç kalori aldığınıza dikkat etmeniz gerektiğidir. Böylece, kilo almaktan kaçınmış olursunuz çünkü kilo da kemik sağlığını etkileyen bir faktördür.
  • Fosfor ve protein yönünden zengin gıdaları aşırı tüketmekten kaçının çünkü kemiklerin oluşumunda ve sağlığında temel bir rol oynamalarına rağmen aşırı tüketildiklerinde kemik kaybına yol açabilirler.
  • kaynak sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vücudu Birikmiş Olan Fazla Tuzdan Arındırma Yolları

 

tuz

  • Daha fazla su için: Uzmanlar günde 6-8 bardak su içilmesi gerektiğini belirtmekteler. Bu sayede vücutta birikmiş olan fazla sıvının ve fazla sodyumun atılması, idrar yolu ile sağlanmaktadır. Bu basit alışkanlık, vücudunuza detoks etkisi yapar ve sizi nemlendirir. Ayrıca şişkinliği de azaltır.
  • Tuzu beslenme diyetinizden çıkarın: Birçok insan için tuz, yemeklerin vazgeçilmez bir ögesi olsa da, artık yemeklerinize ekleyecek başka bir alternatif bulmak için arayışa başlamalısınız. Özellikle evde yapılan yemeklerde az miktarda tuzu hala kullanabilirsiniz. Ancak şarküteri ürünlerinde, konserve yemek ve çorbalarda, dondurulmuş gıdalarda ve daha birçok üründe yüksek miktarlarda tuz bulunduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bu yüzden, bu tarz ürünler yerine beslenme diyetinize daha fazla miktarda taze meyve ve sebze eklemelisiniz. Bu besinler, sindirimden sonra vücudunuzda birikmiş fazla tuzu atmaya yardımcı olurlar.
  • Tuz yerine başka baharatlar kullanmayı deneyin: Eğer kullandığınız baharatları; sarımsak, taze karabiber, köri, maydanoz, kekik, biberiye gibi daha sağlıklı alternatiflerle değiştirebiliyorsanız, tuzu diyetinizden çıkarmanız daha kolay olacaktır.
  • Fiziksel aktivitede bulunun: Her gün terlemeyi sağlayacak fiziksel egzersizler yapmalısınız. Yürüdüğünüzde, dans ettiğinizde, koştuğunuzda, pedal çevirdiğinizde veya saunaya girdiğinizde bile, vücudunuz yabancı maddeleri ve fazla tuzu terleme yolu ile atacaktır. Egzersiz yaparken her zaman yanınıza bir şişe su almayı unutmayın.

Vücudunuzda Birikmiş Fazla Tuzu Atmak İçin Maydanoz

meyve-suyu

Maydanoz; böbreklerinizi temizlemesi ve vücuttaki toksinlerin idrar yolu atılmasına yardımcı olması ile bilinen bir bitkidir. Ayrıca muhtemelen biliyorsunuz ki; böbrekler, vücudun detoks yapmasında büyük rol oynayan organlardır; çünkü bu organlar, kandaki fazla tuzu ve vücudunuzda bulunan diğer zehirli maddeleri filtrelemekle sorumludurlar.

Maydanozu Nasıl Kullanabilirsiniz?

Böbrekleri temizleyici özelliğinden faydalanmak için maydanozu çay gibi demleyerek tüketebilirsiniz. Bunun için, bol miktarda maydanoz yaprağını bir litre kaynar suya ilave edin ve on dakika kadar bekletin. Sonrasında bu çayı aç karnına için. Eğer tamamını bitirmezseniz, kalan çayı gün içinde içmek üzere buzdolabında saklayabilirsiniz.

Ve Unutmayın!

  • Bu çaydan maksimum faydayı sağlayabilmek için, yukarıda belirtilen şekilde tüketmeye dikkat edin ve bu çayı sık sık içmeniz gerektiğini unutmayın.
  • Vücuda detoks etkisi yapmasının yanısıra, maydanoz çayı; ayrıca vücudu fazla tuzdan arındırır, sıvı tutulmasının engellenmesine yardımcı olur, yüksek kan basıncının oluşmasını engeller ve kilo verdirici özelliktedir. Bu faydaları sağlamak için bu çayı içmenin yanısıra, ayrıca sağlıklı bir yaşam tarzına sahip olmanız gerektiğini de aklınızdan çıkarmayın.
  • kaynak: sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İNSAN VÜCUDUNDA YENİ BİR ORGAN BULUNDU

mikrobiyata011

 

 

Varlığını yeni fark ettiğimiz kalp, akciğer, böbrek, beyin veya dalak gibi bir “organımız” var.
Bu yeni organın diğerlerinden en önemli farkı anne karnında iken bu organa ait tek bir hücre bile bulunmaması ve dünyaya geldikten sonra gelişmeye başlaması.
Bu, öyle ufak tefek bir organ da değil; onlarca trilyon hücreden oluşuyor, ağırlığı da 2 kilogramı buluyor.
Bu yeni organın adı “bağırsak mikrobiyotası”.
Bağırsak mikrobiyotası nedir?
İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor; bundan 10 misli fazla miktarda mikrop da vücudun deri, ağız, vajina, bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş bulunuyor.
Bu mikroplar bulundukları yerlere göre daha önce o bölgenin “florası” olarak adlandırılırdı; flora yerine artık “mikrobiyota” tabiri kullanılıyor.
“Bağırsak mikrobiyotası” dendiği zaman bağırsaklarımızda yaşayan tüm mikropları anlıyoruz.
Bağırsak mikrobiyotasında en azından 1.000 farklı türden bakteri ve bunlara ait 3 milyondan fazla gen (insan genlerinden 150 misli fazla) bulunuyor ve bunların ağırlığı 2 kilogramı buluyor.
Bağırsak mikrobiyotası bir organ olarak kabul ediliyor
Bağırsak mikrobiyotasının vücudun çeşitli fonksiyonlarının yerine getirilmesindeki vazifeleri sebebiyle ayrı bir “organ” olarak kabul ediliyor.
Bu, dünyaya geldiğimizde sahip olmadığımız bir organdır.
Bebek anne karnında steril bir ortamda gelişir ve ilk mikropları dünyaya gelirken annenin doğum kanalından, vajinasından, derisinden, memesinden ve soluduğu havadan alır.
Bağırsak mikrobiyotasının, dünyaya gelişinin üçüncü gününde bebeğin beslenme şekline göre değiştiği tespit edilmiştir: Anne sütü emen bebeklerin bağırsak mikrobiyotasına “bifidobakteriler” hâkim olur.
Üç yaşına gelindiğinde bağırsak mikrobiyotası artık belirlenmiş ve erişkinlerinkine benzer bir hâle gelmiştir; mikrobiyota bundan sonra daha yavaş bir değişim gösterir ve bu ömür boyu sürer.
Bağırsak mikrobiyotasının önemli vazifelerinden bazıları
Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eder.
B ve K vitaminlerinin yapımını sağlar.
Bağırsaklarda hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olur.
Bağışıklık sisteminin önemli bir elemanıdır; bir bariyer vazifesi görür.
Kanserden damar sertliğine, obeziteden diyabete ve alerjilere kadar sayısız hastalığın ortaya çıkmasında rolü vardır.
Bağırsak mikrobiyotası kimlik kartı gibi
İnsanların bağırsak mikrobiyotasının üçte biri insanların çoğunda aynıdır, üçte ikisi ise insandan insana çevreye ve diyete göre farklılık gösterir.
Bağırsak mikrobiyotası, tıpkı parmak izi veya retina gibi kişilere özgü bir kimlik kartı olarak da görülebilir.
Bağırsaklarda yaşayan 1000 farklı bakteri türünden 150-170’ i baskın bakteriler olarak bulunur.
Bağırsak mikrobiyotası, diyette bulunan ögelere geçici veya sürekli olarak alışkanlık kazanır: Japonlar günlük diyetlerinin bir parçası olan deniz yosununu deniz bakterilerinden edindikleri mikropların enzimleri sayesinde hazmederler.
Bağırsak mikrobiyotası değişikliklere uyum sağlayabilirse de dengesi bazı özel durumlarda bozulabilir; buna “disbiyosiz” denir.
Disbiyozis, fonksiyonel ve enflamatuar bağırsak hastalıkları, alerjiler, obezite ve diyabet ile ilişkilendirilir.
Prebiyotik ve probiyotiklerin bağırsak mikrobiyotasına müspet etkileri vardır.
Faydalı mikroplar için besin vazifesi gören prebiyotikler, bu mikropların üremeleri ve aktivitelerini artırarak bağırsak mikrobiyotasının fonksiyonlarının daha iyi olmasını sağlarlar.
Yoğurt, kefir gibi fermente yiyeceklerde bulunan probiyotikler de bağırsak mikrobiyotasının dengesini, bütünlüğünü ve çeşitliliğini sürdürmesini sağlarlar.
Gelelim neticeye
Bağırsak mikrobiyotası varlığını yeni keşfettiğimiz, hastalıklardan uzak yaşayabilmemiz için çok önemli olan bir organımız.
Kanser, kalp krizi, astım, obezite, hipertansiyon, depresyon bağırsak mikrobiyotası ile ilişkilendirilen hastalıklardan sadece bazıları.
“Geç bulduğumuz” bu organımızı “çabuk kaybetmemek” için ona gözümüz gibi bakmamız gerekiyor.
Yeni organımıza  “sayın” ön adının eklenmesini yani “sayın bağırsak mikrobiyotası” denmesini teklif ediyorum.
O, bunu çoktan hak ediyor.
Yazan: Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEDENİMİZ DEVAMLI YENİLENİYOR…

14370118_704838549671886_2475563887888541196_n1

 

 
KALP KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
MİDE DUVARI KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR
KARACİĞER KENDİSİNİ 5-6 AYDA YENİLİYOR
AKCİĞER KENDİSİNİ 6 Ay – 1 YIL ARASINDA YENİLİYOR
AKCİĞERLERİN DIŞ YÜZEYİ 2-3 HAFTA ARALIĞINDA YENİLİYOR
BAĞIRSAK KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
İSKELET SİSTEMİ KENDİSİNİ 10 YILDA YENİLİYOR
DNA KENDİSİNİ 2 AYDA YENİLİYOR
CİLT 2 HAFTA ARALIĞINDA YENİLİYOR
İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre bu durumun nedeni, hücrelerin yenilenmesi yani eski hücrelerin yerini yeni hücrelerin alması olarak açıklanıyor.
Ancak bu “kalıcı gençlik” durumundan nasibini alamayan şanssız organlar da yok değil. Beyin, gözler ve sinir sistemi kendini yenileyemiyor.
Beyinde; koku alma ve öğrenme merkezleri haricindeki diğer hücreler, tıpkı tam anlamıyla oluşumunu tamamladıktan sonra yenilenemeyen sinir sistemi ve kornea haricinde yenilenemeyen gözler gibi, yaşlanmaya karşı direnemiyor.
KALP KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
Yıllarca kalbi oluşturan hücrelerin doğduktan sonra değişmediği sanıldı.
Ancak New York Üniversitesi’nden Dr. Piero Anversa tersini ispatlamayı başardı. Kalbin kendini yenilediğini belirten Anversa bunun en az 20 yıl aldığını kaydetti.
SAÇLAR KENDİSİNİ 3-6 YILDA YENİLİYOR
Yaklaşık 100 bin adet olan saçların her bir teli ayda 1.25 santimetre uzuyor.
Dolayısıyla saçların kaç yaşında olduğu da saçın uzunluğuna göre değişiyor.
MİDE DUVARI KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midedeki asit karşısında hücrelerin dirençli olmadığını belirten İsveç-Karolinska Enstitüsü’nden Jonas Frisen, hücrelerin 3 ila 5 gün arasında yenilendiğini vurguladı.
Ancak nikotin, hücrelerin yenilenmesini ağırlaştırıyor.
BAĞIRSAK KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midede olduğu gibi bağırsaklarda da hücrelerin zor şartlar altında olduğunu söyleyen İsveçli Dr. Frisen
bu hücrelerin hızla yenilendiklerini ve bu sürenin 2 ila 5 gün arasında değiştiğini ifade etti.
İSKELET SİSTEMİ KENDİSİNİ 10 YILDA YENİLİYOR
İskelet de vücudun sürekli kendini yenileyen bölümlerinden biri.
Kemiklerin 10 yılda bir tam anlamıyla kendini yenilediği tahmin ediliyor.
DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR
Tat moleküllerini sinirler yoluyla beyne ileten dilde bulunan 10 bin tomurcuğun her birinde 50 hücre bulunuyor.
Bu hücreler her 10 günde bir kendini yeniliyor.
KARACİĞER KENDİSİNİ 6 AYDA YENİLİYOR
Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolayan karaciğer vücudun en güçlü organlarından biri.
İngiltere Karaciğer Vakfı tarafından yapılan açıklamaya göre karaciğerin kendini yenileme süresi 6 ay.
AKCİĞER KENDİSİNİ 1 YILDA YENİLİYOR
Akciğerde hücreler farklı periyotlarda yenileniyor. Bu da havanın temizliğine, sigara içilip içilmemesine göre değişiyor.
Yenilenme süresi ise altı ayla bir yıl arasında…
GÖZLER YENİLENMİYOR
Gözler, kornea tabakası haricinde kendini yenileme özelliğine sahip değil. Zaman geçip yaş ilerledikçe gözleriniz de sizinle birlikte yaşlanıyor.
Aynı şekilde beyin hücreleri de kendini yenileyemiyor ve yaşlanıyor.
Hangi Saatlerde Hangi Organlarımız Yenileniyor?
Yaşam şeklimizi de bu saatlere göre düzenlediğimiz takdirde bu yenilenmeye katkıda bulunabilirsiniz. Örneğin akşam saat 11 de uyumazsak, saat 11 de kendini yenilemeye başlayan safra kesesi bu görevini yapamaz, ve ertesi günü yeterli performansta çalışamaz. Bununla birlikte göz altındaki torbalar ve şişkinlikler safra kesesinde çamur veya taş olduğunun bir belirtisi olabilir. Bunun için en az haftada 3 gece saat 11 de uyumamız gereklidir.
İşte organlar ve saatleri:
23 – 01 arası : Safra Kesesi
01 – 03 arası : Karaciğer
03 – 05 arası: Akciğer
05 – 07 arası : Kalın bağırsak
07 – 09 arası : Mide
09 – 11 arası : Dalak, Pankreas
11 -13 arası : Kalp
13 -15 arası : İnce bağırsak
15 -17 arası : Mesane
17 -19 arası : Böbrek
19 -21 arası : Kalp Kası
21 – 23 arası : Bedenin Isıtılması

kaynak: kemal milar

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Diz ağrıları için;

14448771_509008119309318_2467551846487065745_n1
* Kaynamakta olan 1 su bardağı klorsuz suya 1 tatlı kaşığı kuşburnu atınız ve kısık ateşte ağzı kapalı olarak 10 dk kaynatınız.
* Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocaktan alınız ve süzerek ılımaya bırakınız.
* Ilıdıktan sonra sabah kahvaltısından ve akşam yemeğinden 2 saat sonra içiniz.
* Her defasında taze hazırlayınız

prof saraçoğlu

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hasta Olmamak İçin Ne Yapmalı…

14495414_1152054451528221_7662697932878866115_n1

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Karaciğeriniz İçin Bal ve Sarımsak Tedavisi –

 

Bugün size anlatacağımız basit bal ve sarımsak tedavisi karaciğer sağlığınızı iyileştirmek için güçlü bir yöntemdir. Antioksidan ve vitaminler bakımından zengin doğal bir antibiyotiktir ve bu iki özelliği de sağlıksız veya toksik karaciğeri yenileyebilir.

Balı olabildiğince saf ve organik seçmeniz önemlidir. Eğer evde bulunan balınızdan şüphe duyuyorsanız, en iyisi onu tüketmemektir çünkü fayda sağlayacağına size zarar vermektedir.

Organik sarımsak ve saf balın karışımı basit ve harika bir kombinasyon yaratarak size bütün vücudunuzu temizleyen ve bağışıklık sisteminizi güçlendiren bir iç denge sağlayacaktır.

 

1 haftadan sonra sonuçları görmeye başlamak için bu 1 kaşık bal ve sarımsak tedavisini denemeye başlayın. Hazır mısınız?

Bal ve Sarımsağın Karaciğeriniz için Faydaları

Unutmamanız gereken en önemli şeylerden birisi, sağlıklı bir karaciğerin günlük hayatınız ve genel sağlığınızın temel taşlarından biri olmasıdır.

Bu da demek oluyor ki, herhangi kötü bir alışkanlık, mesela sigara kullanımı, kötü beslenme ve hareketsiz bir yaşam sürmek gibi şeylerin hepsi negatif sonuçlar doğurmaktadır.

Bazı günlerde vücudunuzu daha şişkin hissettiğiniz, düşük enerji seviyelerine sahip olduğunuz, ağzınızda kötü bir tadın olduğu veya sindiriminizin çok ağır olduğu bir dönem mutlaka olmuştur. Peki ya bunun sebebi nedir

Normalde bu semptomlar karaciğerinizin toksinlerle dolu olduğuna ve onlardan etkili bir biçimde kurtulamadığına işaret etmektedir. Fakat bunun için direkt olarak eczaneye gitmeden önce, ilk olarak doktorunuzla konuşmak ve beslenmenizi iyileştirmek en iyisidir.

  • Sağlıklı bir karaciğer düzgün kan dolaşımını ve kan akışını destekler. Aynı zamanda zamanla vücutta biriken toksinleri de atar.
  • Bu doğal detoksu desteklemek için bol miktarda sıvı tüketmelisiniz.
  • Karaciğeriniz ayrıca yeterli miktarda C vitaminine ve antioksidana ihtiyaç duyar, çünkü bunlar doku yenilenmesine ve karaciğerin fonksiyonlarını optimize edebilmesine yardımcı olur.
  • Doğal olan bir beslenme şeklini tercih edin, işlenmiş yiyeceklerden, un ve şeker gibi gıdalardan uzak durun. Bu şekilde karaciğerinizin sağlığını güçlendirebilirsiniz.

Bu arada, sarımsak ve bal her gün beslenmenize dahil edebileceğiniz, karaciğeriniz için harika iki gıdadır. Nasıl işlediklerini size açıklayacağız.

karaciger

Karaciğer Sağlığı için Saf Bal

Bal, doğal sağlık demektir. Glikoz, mineraller, antioksidanlar ve vitaminler bakımından çok zengindir, bu sebeplerden dolayı da karaciğer için en çok tercih edilen gıdalardan birisidir.

  • Balın en iyi özelliklerinden birisi enflamasyonla savaşan doğal bir antibiyotik olmasıdır. Bunun sebebi de inhibin olarak bilinen içeriğidir ve inhibin antimikrobik özelliklere sahiptir.
  • Karaciğerinize en iyi gelecek bal biberiye çiçeğinden yapılan baldır. Glikoz kolay bir şekilde absorbe edilebilir ve hızla enerjiye çevrilebilir. Bu şekilde karaciğerinizin ne çok çalışmasına ne de dönüşümde çok fazla glikojene ihtiyaç duymasına sebep olur.
  • Bal doğal bir detoks ajanıdır, karaciğerinizdeki dokuları güçlendirir ve yağlı karaciğer hastalığından muzdarip insanlar için yenilemeyi destekler.

Fakat şunu yine de tekrar etmeliyiz, seçtiğiniz bal kesinlikle saf ve organik olmalıdır.

 

Karaciğer Sağlığı için Organik Sarımsak

Sarımsağın içinde allisin olarak bilinen güçlü bir antioksidan, antibiyotik ve mantar öldürücü bir içerik bulunur – bunların hepsi de karaciğer sağlığı için muhteşem faydalara sahiptir.

  • Bir çok insan sarımsağı aç karnına tüketmeye alışmıştır. Eğer siz bunu rahatsız edici buluyorsanız veya bunu yaptığınızda nefesiniz kötü kokuyorsa, bunun yerine basit ve leziz olan bu sarımsak ve bal tedavisini deneyin.
  • Sarımsağın karaciğeri hedef alan herhangi bir patojene karşı savaşmak için harika bir gıda olduğunu unutmayın. Aynı zamanda bazen tehlikeli seviyelere gelebilen toksinleri de giderir.
  • Metabolizmanız burada büyük bir rol oynamaktadır, aminoasitler ve proteinler karaciğeri güçlendirirken, sindirim sisteminizi de iyileştirir ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL ile de savaşır.

Bal ve Sarımsak Tedavisini Nasıl Yapacağız?

sarimsak

Neye ihtiyacınız olacak?

  • Balı koyacağınız 1 cam şişe veya kavanoz
  • 1 baş sarımsak
  • Seçtiğiniz cam kabı doldurabilecek kadar bal

Hazırlanışı

  • İlk yapmanız gereken şey sarımsağı soymak. Keskin bir bıçak ile hepsini ikiye kesin. Bu sarımsağın doğal ve tedavi edici faydalarının bal tarafından absorbe edilmesini sağlayacak.
  • Bir sonraki adım ise çok basit. Sarımsak dişlerini cam kavanoza doldurun ve üste de yavaşta balı dökün.
  • Amacınız herhangi bir baloncuğun oluşmadığından ve sarımsağın üzerinin tamamen bal ile kapandığından emin olmak. Herhangi bir hava kabarcığı oluşmuşsa eğer bunu bir kaşık yardımıyla yok edin.
  • Kabı güzelce kapatın ve 1 hafta beklemeye bırakın. Ardından karışımımız tüketime hazır olacak.
  • Günde sadece 1 yemek kaşığı bu bal ve sarımsak tedavisinden yemeyi deneyin, karaciğer ve genel sağlığınızın iyileşmesine yardımcı olun.

Kesinlikle çok etkili olduğunu göreceksiniz!

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evinizin Havasını Temizleyen Potos Sarmaşığı

akcigerler-11

 

Havayı nasıl temizler?
Bu bitki, yeni boyanan ya da döşenen odalarda bulunan formaldehit gibi çeşitli zehirli gazların olduğu odalara konulduğunda bulunduğu ortamın havasını temizleyebilir.
Örneğin, formaldehit ahşap mobilyaların olduğu odalarda bulunan kimyasal bir maddedir. Bu konudaki araştırmalar bulunduğumuz ortamlardaki zehirli gazların uzun vadede kanserojen etkiye sahip olabileceğini gösteriyor. Çoğu zaman bu gazları farkında bile olmadan soluruz.
Potos ayrıca havadaki benzeni ve karbonmonoksiti yok eder. Bu nedenle gece yeterince oksijen alabilmek için patos bitkisini yatak odanıza koymalısınız.
Ayrıca bazı çalışmalar potos sarmaşığının havadaki kötü kokuyu da yok etmeye yardım ettiğini ortaya koymaktadır.

Tüm bu nedenlerden dolayı mutfağınıza, yatak odanıza ve oturma odanıza bir tane koyabilirsiniz. Evinizdeki havanın çok daha iyi olduğunu kısa sürede fark edeceksiniz.
Uyarı: Potos sarmaşığı aşırı derecede zehirlidir, bu nedenle yanlışlıkla yememeye dikkat edin. Fakat onu yatak odanıza koymak daha rahat nefes almanızı sağlayacaktır.

kaynak: bitkiblog

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kemik Erimesinin İlacı Hurma…

14344686_1064817560303849_301557512266669466_n1

Hurmanın içerdiği sodyum, potasyum, mağnezyum, kalsiyum ve demir miktarları kemik erimesine çare oluyor…

Hurmanın sodyum, potasyum, mağnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının çok yüksek olduğunu belirten bilim adamları, bu meyvenin düzenli tüketilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini de azalttığını açıkladılar.

Hurmada bulunan kalsiyum kemikleri güçlendiriyor. Uzmanlar, özellikle kansızlık ve kemik erimesi sorunu olan kadınlara hurma yemelerini önerirken, bu meyvenin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğuna dikkat çekiyor…

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yeni Trend: Kahvaltı’da Granola

nocanvas_kahvalti-f9bsx1

 

Sabahları erken saatte okul veya iş için yola çıkanların ortak problemi kahvaltıdır. Ancak yaz mevsimi ile birlikte hızlı ve kolay hazırlanabilen kalorili tarifleri rafa kaldıran sağlıklı ve hafif yeni trendler ortaya çıktı ve granola şu aralar oldukça revaçta.Peki, nedir bu granola? Türk mutfağında pek tercih edilmese de diyetisyenler tarafından tavsiye edilen tahıl, kuru meyveler, süt veya yoğurtla hazırlanabilen bir kahvaltı çeşididir. Amerika kökenli bu yiyecek sıcak havalar için ideal bir kahvaltı fikri olmakla birlikte kilo vermenizi de kolaylaştırma özelliğine sahiptir. Evde kolayca hazırlayabileceğiniz granola tariflerini sizler için derledik:

Kivili Granola
C vitamini açısından zengin aynı zamanda antioksidan özelliği olan kiviyi granola hazırlarken kullanabilirsiniz. 1 adet kiviyi küp şeklinde dilimleyin bir su bardağı light yoğurda bir avuç badem, 2 yemek kaşığı müsli ile karıştırın. Daha tatlı olmasını istersiniz yarım muz dilimleyip bir çay kaşığı bal ekleyebilirsiniz.

Yabanmersinli Granola
Üzümsü bir meyve türü olan yabanmersini ile oldukça lezzetli bir granola hazırlayabilirsiniz. 2 yemek kaşığı müsliye 10 adet yabanmersini,3 adet böğürtlen,2 adet çilek ekleyerek 1 su bardağı yoğurt veya sütle granolanızı hazırlayabilirsiniz. Kahvaltı yerine ara öğün olarak tercih ediyorsanız yoğurtlu tarife bir tatlı kaşığı vanilyalı light dondurma da ekleyebilirsiniz.

Çilekli Granola
1 su bardağı light yoğurda öğütülmüş vanilya veya bir çay kaşığı aromasından ekleyerek 1 er yemek kaşığı çilek, böğürtlen, yabanmersini, yarım yemek kaşığı kuru üzüm ile 1 yemek kaşığı badem veya cevizi ve 2 yemek kaşığı müsliyi karıştırın.

Ananaslı Granola
Zayıflamayı sağlayan bromelain enzimi içeren ananas aynı zamanda C ve A vitamini açısından zengindir. Sabahları kolayca hazırlayabileceğiniz ananaslı granola için bir bardak light yoğurt veya süte 2 büyük dilim ananası küp şeklinde dilimleyin üzerine bir avuç üzüm ve badem ekleyerek oldukça hafif ve lezzetli bir kahvaltı hazırlayabilirsiniz.

kaynak: hemen sağlık

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutluluk Hormonu Seratonini Arttırma Yolları…

SerotoninKonu depresyon ve antidepresan ilaçlar olunca, sık sık serotonin ismini duyuyoruz. Peki nedir bu serotonin hormonu? Mutluluk hormonu olarak tanıtılan serotonin ve depresyon arasında nasıl bir bağlantı var? Serotonini doğal yollarla artırmanın bir yolu var mı, yoksa tek çözüm ilaçlar mı? Bu kapsamlı makalede tüm bu sorulara cevap bulacaksınız.

serotonin1
Serotonin Nedir?

Dopamin SerotoninSerotonin bir nörotransmitterdir. Yani sinir hücreleri arasında elektrik sinyallerini taşımakla görevlidir. Resimde iki sinir hücresi arasındaki parlak noktalar serotonin gibi nörotransmitterleri temsil etmektedir. Bunlar bir sinir hücresinden aldıkları elektrik sinyalini diğerine aktararak, beynin çalışmasında hayati rol oynarlar.

dopamin-serotonin-300x2251

Serotonin beyinde salgılanır ve vücudun çeşitli noktalarında üretilir. Genelde merkezi sinir sisteminde ve mide-bağırsak kanalında bulunur. Merkezi sinir sistemindeki serotonin ruh hâlini, uykuyu, iştahı, öğrenmeyi,hafızayı, cinsel ve sosyal davranışları düzenlemeye yardım eder. Mide-bağırsak kanalındaki serotonin ise sindirimi düzenlemekle görevlidir.

Yaygın olarak kullanılan antidepresan ve anti-anksiyete ilaçlarının birçoğu serotonin düzeyine etki eder. Bu ilaçlar salgılanan serotoninin hücreler tarafından tekrar emilmesini engelleyerek, serotonin seviyesini artırmaktadır.

Serotonin ve Depresyon
Birçok araştırmacı serotonin seviyesindeki dengesizliklerin ruh hâlini etkileyip, depresyona neden olduğuna inanmaktadır. Serotonin eksikliği şu üç nedenle oluşabilir: beyin hücrelerinde üretimin az olması, reseptör bölgelerinin yetersiz olması ya da serotonin yapımında kullanılan triptofan maddesindeki eksiklik. Bu üç biyokimyasal bozukluktan biri meydana geldiğinde, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozukluğu, panik ve hatta aşırı asabiyet ortaya çıkabilir.

Serotonin eksikliğinin depresyonda önemli bir rol oynadığı genel olarak kabul edilse de, yaşayan bir beyinde serotonin düzeyini ölçmek mümkün değildir. Bu yüzden depresyon veya mental bir bozukluğun serotonin veya diğer nörotransmitterlerin eksikliğinden olduğunu kanıtlayacak bir çalışma bulunmamaktadır. Ama kandaki serotonin düzeyi ölçülebilir ve depresyon hastalarında bu oran ölçüldüğünde, serotonin seviyesinin diğer insanlara göre daha az olduğu saptanmıştır (tabi kandaki ve beyindeki serotonin düzeyleri farklı olabilir).

Ayrıca serotonin eksikliğinin mi depresyona, yoksa depresyonun mu serotonin eksikliğine neden olduğu bilinmemektedir. Yine de depresyon ve diğer mental bozuklukların tedavisinde kullanılan ilaçların birçoğu beyinde serotonin düzeyini yükseltmeyi esas almaktadır.

Serotonin ve Uyku
21. yüzyıla gelinmesine rağmen, uyku hala tam olarak anlaşılabilmiş değil. Ama serotonin hormonu kesinlikle uyku döngüsünde önemli bir rol oynamakta. Serotoninin yüksek düzeyleri uyanıklık, düşük düzeyleri uyku ile ilişkili. Melatonin ile birlikte, serotonin sirkadiyen saati kontrol eder ve gün ışığından etkilenir. Gün ışığı ile serotonin seviyesi artarken, melatonin azalmaktadır.

Serotonin seviyesi REM uykusu (rüya görülen evre) sırasında en düşük seviyesindedir. Serotonin reseptörlerine sahip nöronlar REM safhasına kadar tüm uyku sırasında aktiftir. Çoğunlukla REM uykusunu engelleyici olarak görev yaparlar. Serotonin seviyesi düştüğünde, asetilkolin adlı nörotransmitter seviyesi beyinde yükselmeye başlar. Bu nedenle antidepresanların çoğu rüya görmeyi azaltır. Serotonin seviyesindeki artış, asetilkolin üretimini azaltmakta, bu da rüya görmeyi zorlaştırmaktadır.

Kadınlarda ve Erkeklerde Serotonin
Araştırmalar erkeklerin kadınlara göre biraz daha fazla serotonin bulundurduklarını göstermiştir, ama bu fark çok küçüktür, bu yüzden ihmal edilebilir. Ama erkekler ve kadınlar arasında serotonin düşüşüne gösterilen tepki bakımından çok büyük bir fark vardır. “Biological Psychiatry” dergisinde yayımlanan bir araştırmada, “triptofan azaltımı” tekniği kullanılarak, serotonin seviyesi düşürülmeye çalışılmıştır. Bunun sonucunda erkekler daha fevri hareket etmeye başlamışlar ama depresyona girmemişler. Kadınlar ise ruh hâllerinde ciddi bir negatif değişim hissetmişler. Daha dikkatli davranmaya başlamışlar, ki bu duygusal refleksin depresyonla yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. Serotoninin işlenmesi sistemi erkek ve kadınlarda aynı olsa da, araştırmacılar şimdi serotoninin erkekler ve kadınlar tarafından farklı şekillerde kullanıldığını düşünmektedir.

Serotonin Doğal Yollarla Nasıl Artırılır?

Serotonin ruh hâlinin dengelenmesinde, uyku döngüsünde ve zihnin odaklanmasında önemli rol oynar. Serotoninin düşük düzeyleri depresyona, aksiyeteye, obsesif-kompulsif davranışlara ve insomniyaya neden olabilir. Bu yüzden serotonin seviyesinin yüksek tutulmasına dikkat edilmelidir. Yetersiz ve dengesiz beslenme, egzersiz yapmama, kafein kullanımı, alkol kullanımı, yapay tatlandırıcılar, diyet yapma ve stres vücudun serotonin üretimini sekteye uğratır. Ama serotonin seviyesini artırmak için yapabileceğiniz birkaç şey var:

1. Triptofan Açısından Zengin Yiyeceklerle Beslenin
Temel aminoasitlerden biri olan triptofan serotonin yapımında kullanılan tek besin maddesidir. Triptofan açısından zengin gıdalar şunlar: hindi eti, süt, peynir, yoğurt, kırmızı et, yumurta, soya fasülyesi, badem gibi kuru yemişler.

2. B6, B9 ve B12 Vitaminlerini Almaya Dikkat Edin
B6 vitamini serotonin üretiminde ve diğer aminoasit nörotransmitterlerin üretiminde kullanılmaktadır. B6 vitamini açısından zengin yiyecekler tam tahıl ürünleri, ay çiçek çekirdeği, ceviz, bezelye, patates, brüksel lahanası, kahverengi pirinç, muz ve avokadodur.

B12 vitamini ve B9 vitamini (folik asit) serotonin üretiminde birlikte çalışmaktadır. B12 açısından en zengin yiyecekler karaciğer ve kırmızı ettir. Bunlar dışında yumurta, peynir ve keten tohumunda da bulunmaktadır. Folik asit açısından zengin besinler ise şunlardır: yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıl ürünleri,bezelye, brokoli ve lahanadır.

3. Egzersiz Yapın
Günlük egzersiz serotonin miktarını artırır, stresi azaltır ve sindirime yardımcı olur. Birçok araştırmayla egzersizin serotonin üretimini ve salgılanmasını yükselttiği tespit edilmiştir. Özellikle koşmak ve bisiklet sürmek gibi aerobik egzersizler serotoninde artış sağlayacaktır.

Egzersizi günlük rutininizin temel bir parçası yapın. En büyük problem, insanlar egzersiz yapmak istemediklerinde, yapmamaları. Oysa ki, bazen egzersiz yapmak istememenizin nedeni serotonin düzeyinin düşük olması olabilir. Böyle olunca, çoğu kişi televizyon başında çerez yemeyi tercih ediyor. Bu yüzden, o andaki hissinize rağmen spora gitmeniz önemli. Kendinize neyin önemli olduğunu hatırlatın.

4. Güneş Işığında Bol Zaman Geçirin
İnsanlar birkaç yüzyıl öncesine kadar zamanlarının çoğunu dışarıda geçirmekteydi. Günümüz insanı ise ofislerin içine hapsolmuş durumda. Güneş ışığının D vitamini üretimini artırdığı herkesçe bilinmekte. Ama bilinmeyen D vitamininin serotonin üretiminde rol alması. Bu açıdan düşünülünce, depresyonun modern zaman hastalığı olması mantıklı görünüyor.

5. Masaj Yaptırın
Birçok araştırma masajın serotonin üretimini artırdığını göstermiştir. Masajın kendisinin mi yoksa fiziksel insan etkileşimi mi serotoninde artış sağlıyor, bilinmiyor.

6. Stresi Azaltmaya Çalışın
Hayatınızda strese neden olan şeyleri tanımlayın ve onları azaltmanın yollarını bulun. Çünkü stres serotonin üretimini aksatıyor.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Balgam Atmak İçin Ev Yapımı Öksürük Şurubu

oksuruk-surubu1

 

 

Çeşit çeşit öksürük var. Her çeşidin belli semptomları ve bunlar için doğal tedaviler vardır. Aşağıdaki makalede harika bir ev yapımı öksürük şurubu tarifi bulacaksınız. Bu ciğerlerinizdeki balgamı söktürmeye yardımcı olacak. Bunun yanında sizlere daha bir çok sağlıklı ve etkin tarifler ve tedavi yöntemleri sunacağız. Okumaya devam edin!

Yararlı öksürük ve hakkında bilmeniz gerekenler
Eğer göğsünüzde bir sıkışıklık hissediyorsanız, nefes alırken tıslama sesi duyuyorsanız; balgam tükürüyorsanız ya da solunum yollarınız ve ciğerleriniz balgam dolu gibi hissediyorsanız; işte böyle bir öksürüğünüz var. Yararlı veya ıslak öksürük kalın balgam (beyaz, sarı veya yeşil) birikmesiyle oluşur, bunlar da öksürükle vücuttan atılır.
Vücut öksürerek doğal bir tepki veriyor ve öksürüğü balgamı ve ciğerlerde olmaması gereken şeyleri atmak için kullanıyor. Yararlı öksürüğün semptomları aşağıdadır:
Sürekli öksürme.
Öksürükle çıkan yapışkan balgam.
Öksürürken ve nefes alırken tıslama sesi.
Sıkışma hissi.
Göğüste ağırlık hissi.
Sabahları aşırı öksürük.
Yukarıda belirtildiği gibi, balgamın renkleri farklı olabilir, bu yüzden buna dikkat etmek ve neden olduğunu anlamakta yarar var:
Temiz ve şeffafsa, normal balgamdır.
Sarı ise solunum yollarında bir iltihaptan kaynaklanır.
Yeşilse, bronşlarda ciddi bir bakteriyel enfeksiyon var demektir.
Kahverengi ise bu is ve hava kirliliğinden olur.
Gri ise bu sigara dumanına bağlıdır.
Pembe ise astım durumu vardır.

Ciğerlerdeki balgamı atmak için ev yapımı öksürük şurubu

balgam1
Bu tarif ciğerlerden balgam sökmek için çok etkin bir tarif. Çocuklar için de uygundur. Gerekli malzemeler şunlardır:
Bir yemek kaşığı hatmi kökü.
Bir yemek kaşığı keten tohumu.
Bir kaşık adaçayı.
Dilimlenmiş bir limon.
Bir bardak su.
Bir bardak esmer şeker.
Su ile şekeri küçük bir tencereye koyun, eriyene kadar kaynatın. Diğer malzemeleri ekleyin, iyice karıştırın ve ateşten alın. 15 dakika bekletin, sonra süzerek cam bir şişeye koyun. İyileşene kadar günde 3 kez birer yemek kaşığı alın. Bozulmaması için buzdolabına koyun.
Balgamlı öksürük için ev tedavileri
Yukarıda anlattığımız şurubun yanı sıra balgam söktürmek için (beyaz renkli olduğunda) bazı doğal tedavilerden yararlanabilirsiniz.
Buharlaştırıcı ile tedavi
Balgam söktürmek için en eski ve aynı zamanda etkili tedavilerden biridir. Sadece su ile buhar yapabilirsiniz veya bir avuç tuz veya tıbbi bitkiler kullanabilirsiniz. Solunum yolu problemlerine iyi gelen bitkiler nane, okaliptüs, mürver, kekik ve adaçayıdır. Bir tencere su kaynatın. Kaynar noktadayken yüzünüzü yaklaştırın ve kafanızı bir havlu ile kapatıp çadır gibi yapın. Soluyun.

Bal ve karabiber ile tedavi
Bu iki öge de yüksek derecede balgam söktürücüdür. Bir kaşık bal ile bir tutam karabiberi karıştırın ve günde iki kez alın.

Soğanlı tedavi
Bu sebze sağlığa birden fazla yönden fayda sağlar. Örneğin, soğan dezenfektan ve anti-enflamatuardır, özellikle solunum yolları için. Balgamlı öksürüğü tedavi etmek için bundan bir çok şekilde faydalanabilirsiniz. Biri çok basit: ikiye kesin ve doğrudan aromayı koklayın. Bir diğer alternatif ise 4 bardak su ve soğanla çay yapmaktır; bunu süzüp balla tatlandırın, limon ve zencefil de ekleyebilirsiniz.
Sarımsaklı tedavi
Bu solunum yolları problemleri için iyi bir yardımcıdır. Çünkü sarımsak onu doğal antibiyotik yapan değerli bileşenlere sahiptir. Bir diş kesip çiğ yiyebilirsiniz, veya salataya koyabilirsiniz. Bazı insanlar kaynayan suda çay yapmayı tercih ederler. Yukarıda verdiğimiz soğan tarifi gibi de uygulayabilirsiniz.
Süt ve zencefilli tedavi
Bir dilim zencefil kökü ve bir kap ılık süt. Zencefil balgam söktürücüdür, ve ılık sütle karıştırıldığında size rahatsızlık veren balgamı söktürmeye yardımcı olur. Uyumadan önce içebileceğiniz harika bir karışımdır. İkisini de karıştırın ve soğumadan önce için. Daha rahat uyumanıza ve nefes almanıza yardımcı olur.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geceleri Eklem Ağrısı ve Bu Ağrıyı Azaltma

eklem_agrisi11

 

 

Eğer artritten muzdaripseniz, muhakkak birkaç gece ağrıdan dolayı uykusuz kalmışsınız demektir. Oldukça yaygın bir şikayettir ve uykusuzluğun sebeplerinden biridir.
Peki neden olur? Ağrıyı azaltmak için etkili bir yöntem var mıdır? Öncelikle, şunu kesinlikle bilmeniz gerekmektedir: artrit ağrısı için kesin bir tedavi yoktur.
Artrit Vakfı’nın belirttiği üzere, eklem ağrısını azaltan etkili tedaviler mevcuttur ve bu tedaviler daha iyi bir yaşam kalitesi sunmaktadır, fakat ağrının geri çevrimi mümkün değildir.

Günlük sağlığınızı daha iyi hale getirmek için ve yukarıdakilerin ışığında geceleri ortaya çıkan eklem ağrısını azaltmak için şu basit adımları izleyin:
Neden eklem ağrısı geceleri daha yoğun olur?

artrit11

Günlük aktivite
Gün içerisinde sürekli hareket edersiniz, bir şeyleri kaldırırsınız, merdiven çıkarsınız, yani kısaca hep hareket halinde olursunuz… Tüm bu aktiviteler eklemleri “sıcak” hale getirir ve biraz ağrı hissetseniz dahi, geceleri hareket etmediğiniz için ağrı daha fark edilir hale gelir.
Adrenal yorgunluk
Muhtemelen daha önce adrenal yorgunluk ya da daha bilinen adıyla kronik yorgunluğu duymuşsunuzdur. Böbreküstü bezleri ve sinir siteminin uyarılması ağrıya, yorgunluğa, endişeye, uykusuzluğa ve iştah azalmasına sebep olur.
Bu rahatsızlık ağrının geceleri daha fazla hissedilmesiyle alakalıdır.
Artrit genellikle kadınları etkileyen kronik bir ağrı türüdür. Ağrıyı azaltmak için doğal yöntemleri kullanmanızı öneriyoruz.
Stres
Eğer gününüzün büyük bir kısmı sağlıklı bir şekilde baş edemeyeceğiniz kadar gerilim, kaygı, endişe ve stres ile doluysa, bunların hepsi kanınızdaki kortizol seviyelerini arttırır.
Beslenme
Bildiğiniz üzere, araştırmalar göstermektedir ki, her gün yediğimiz besinler iltihaplanmaya sebep olmakla kalmayıp aynı zamanda vücutta toksin birikmesine de sebep olabilmektedir.
Artritin sebeplerinden birinin vücuda giren ve bağışıklık sistemini zayıflatan belli dış maddelerin sebep olduğu enfeksiyondur.

Eğer yağlı, şekerli ve işlenmiş gıdalar içeren bir diyetle sağlıksız besleniyorsanız, bu özellikle gün sonunda ağrı ve iltihaplanmayı arttırır.

artrit1
Hareketsiz yaşam tarzı ve hareketsizlik
Eğer tüm günü koltukta veya eklemlerinizi hareket ettirmeden geçirirseniz, gece olduğunda dayanılmaz ağrılar yaşamanız oldukça olasıdır.
Sebep nedir mi? Eklemler hareketsiz olunca, sertleşme ve katılaşma gerçekleşir. Eğer sabahları ve akşamları basit esneme hareketlerini uygularsanız, ağrıyı minimum seviyeye indirebilirsiniz. Buna değer!

Geceleri ortaya çıkan eklem ağrısını azaltmak için tavsiyeler

1. Doğru beslenme

artrit21
Artritin birçok sebebi olabildiği halde, daha iyi bir yaşam kalitesine erişmenin yolu beslenmeden geçer.
Uygun bir diyet kıkırdağı yeniler, kemikleri besler ve iltihaplanmayı önler.
Her gün zencefil çayı içmek gibi gibi basit şifalı karışımlar veya hazır gıdalar yerine taze sebze ve meyveleri tüketmek, uygulayabileceğiniz basit adımlardır.
Tüketebileceğiniz en iyi gıdalardan birkaçı şöyledir:
Somon
Alabalık
Avokado
Jelatin
Keten Tohumu
Zeytinyağı
Havuç
Biber
Domates
Enginar
Limon
Greyfurt
Ananas
Papaya
Çilek
Yaban mersini
Kırmızı üzüm
Kiraz
Erik
Yemişler
Fındık
Badem
Bitter çikolata
Zencefil
Kimyon
Sarımsak
Brokoli
Brüksel lahanası
Ispanak
Yumurta sarısı
Esmer pirinç
D vitamini içeren kahvaltılık gevrekler

2. Sıcak soğuk terapisi
Yatağa gitmeden önce aşağıdakileri hazırlayıp, uygulayın:
Buz torbası.
3 dal biberiye içeren bir leğen dolusu sıcak su (kaynar değil).
Buz torbasını etkilenen alana 20 saniye boyunca uygulayın.
Daha sonra mümkünse eklemi sıcak su leğene batırın.
Bu adımı 5 kez tekrarlayın ve ağrının gidişine tanık olun.
Yazıya göz atın: Bitter Çikolata ve 10 En Önemli Faydası
3. En iyi doğal ağrı kesici: Zencefil Çayı
Malzemeler
1 çay kaşığı taze zencefil
1 bardak su
1 yemek kaşığı bal
Hazırlanışı
Yapımı oldukça kolaydır, suyu kaynatın ve bal ile zencefili ekleyin. 15 dakika pişmesine izin verin, ateşten alın ve soğumaya bırakın.
Ne zaman içmelisiniz?
Bir kez kahvaltıda ve bir kez de yatmadan önce için.
4. Yatmadan önce küçük esneme hareketleri
Eğer etkilenen eklemleri hafifçe çalıştırırsanız, hem kıkırdak hem de eklemin kendisi daha az sertleşir ve daha az krampa sebep olur.
Eğer artrit ellerinize ve parmaklarınıza etki ediyorsa, eklem ağrısını azaltmanın etkili bir yolu da örgü örmektir; eğer dizlerinizde sorun varsa, bacaklarınızı gererek esnetmek yardımcı olacaktır. Ayak bileklerinizi etrafına ufak ağırlıklar koyarak 5 kez bacağınızı kaldırmayı deneyebilirsiniz. Gece yatarken rahatladığınızı hissedeceksiniz.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »