Düşük Tansiyonu Düzeltmek için 6 Doğal Uygulama

 

Sayfamızda yüksek kan basıncı düzeylerini, yani hipertansiyonu kontrol altına almak için birçok öneri paylaştık, ancak tam tersi durumlarda ne olacak? Düşük kan basıncı, kan akışı normalden yavaş olduğu için hipotansiyona neden olur.

Bu durum beyin, karaciğer, kalp ve diğer hayati organlara daha düşük kan akımı gerçekleşmesine sebep olur.

Bu durumun sebepleri çeşitlidir. Bunların bazıları beslenme yetersizlikleri, aşırı duygular, hormon problemleri, susuzluk ve dahasıdır.

Kalp yeterince kan pompalayamayınca, bayılma, baş dönmesi ve bedensel zayıflık gibi belirtiler yaşamaya başlayabilirsiniz. Bu yüzden buna yeterince dikkat etmeniz ve mümkün olan en kısa sürede tedavi etmeye çalışmanız çok önemlidir.

Bugün, kan basıncınızı uygun seviyelere çıkarmaya yardımcı olacak 6 doğal içecek tarifini sizlerle paylaşmak istiyoruz.

1. Meyan Kökü Çayı

meyan-ko%cc%88ku%cc%88
Meyan kökü düşük tansiyon tedavisinde en sık kullanılan bitkilerden biridir, çünkü çok kısa sürede etkisini gösterir.

Kan dolaşımını etkiler, normal kan basıncı seviyeleri oluşturur. Aynı zamanda zayıflık hissi ve aşırı kanamaya bağlı krampları hafifletir.

Her zaman küçük dozlarda alınmalıdır, çünkü çok fazla tüketilmesi istenmeyen yan etkiler yaratabilir.

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı meyan kökü (10 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Suyu kaynatın, sonra bir kaşık meyan kökünü ekleyin.
  • 10 dakika sonra süzün ve için.
  • Günde bir kere, her gün, probleminiz kontrol altına alınana kadar için.

2. Alıç

Alıç flavanoidler açısından zengin, kalp atışlarını ve kan basıncını düzenleyen güçlü antioksidanlar içeren bir bitkidir.

Atardamarlarda fazla lipidden kaynaklanan sertleşmeyi önlemeye yardımcı olur. Sinir sistemindeki bozuklukların tedavisinde de yararlıdır.

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı kuru alıç yaprağı ve çiçeği (10 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Suyu kaynatın. Kaynayınca içine kuru alıç yapraklarını ve çiçeklerini ekleyin.
  • Üstünü kapatın ve içmeden önce 15 dakika demlenmesini bekleyin.
  • Günde iki kez için.

3. Ihlamur çayı

ihlamur

Ihlamur düşük kan basıncını düzeltmeye yardımcı hipertansif özelliklere sahiptir. 

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı ıhlamur (10 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Bir çay kaşığı ıhlamuru kaynar suya ekleyin, 15 dakika demleyin.
  • Hazır olunca süzün ve için.
  • Günde iki bardak için.

4. Biberiye çayı

Biberiye merkezi sinir sistemini uyarmak ve kan dolaşımını iyileştirmek için kullanılır.

Düşük kan basıncıyla ilişkili olan fiziksel ve zihinsel zayıflıkların tedavisinde destek, tonik bir etkiye sahiptir.

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı biberiye (10 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Suyu kaynama noktasına getirin ve sonra baharatı içinde 10 dakika bekletin.
  • Süzün ve günde iki kez için.

5. Zencefil ve kırmızı biber çayı

zencefil

Zencefil kökü, kan dolaşımını iyileştirmek ve pıhtılaşmayı önlemek gibi etkilere sahiptir. Bu yüzden düşük kan basıncını kontrol etmek için dört dörtlüktür.

Zencefilin etkilerini arttırmak için biraz kırmızı biberle karıştırın. Bu baharat da antioksidanlar açısından çok zengindir.

Malzemeler

  • 3 yemek kaşığı zencefil (30 gram)
  • 1 çay kaşığı kırmızı biber (5 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Suyu kaynatın. Kırmızı biber ve zencefili ekleyin.
  • Ateşten alın. 10 dakika demlenmesini bekleyin ve için. 
  • Düşüş kan basıncı kontrol altına alınana kadar günde bir veya iki bardak için.

6. Tuzlu su

Aşırı tuz tüketimi, sıvı tutulumuna ve hipertansiyona neden olur. Ancak az miktarda tuzlu su içmek hipotansiyon için yararlı olabilir.

Malzemeler

  • 1 bardak su (200 mL)
  • 1/4 çay kaşığı tuz (1.2 gram)

Hazırlanışı

  • Bir tutam tuzu suya ekleyin. Karıştırın. İçin.
  • 5 günden uzun süre içmeyin.

Sık sık hipotansiyon atağı geçiriyorsanız, en yakın zamanda doktorunuzu ziyaret edin.

Ayrıca, düşük kan basıncını kontrol altına almak için alkol tüketmekten kaçının. Aynı zamanda sağlıklı beslenin ve bol bol su için. 

kaynak sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu Yemekleri Kesinlikle Tekrar Isıtmayın…

bu-yemekleri-tekrar-isitmayin1

 

Bu yemekleri tekrar ısıtmayın
Sağlıklı beslenme için sadece doğal gıdalar kullanmak yeterli değil.
Hangi malzemelerle yapıldığı, nasıl pişirildiği, nasıl ve ne kadar süre saklandığı da iyi beslenmenin önemli şartları arasında.

İşte tekrar ısıtmamanız gereken yemekler…
MANTAR
Tekrar ısıtıldığında besin değerini kaybeden mantar, riskli besinler arasında. Sindirim sorunlarına yol açtığından bir seferde tüketilmesi öneriliyor.

TAVUK
Gıda zehirlenmesi açısından en riskli besinlerden… Isıtıldığında içerisindeki proteinin yapısı değişiyor ve bakteri üretiyor. Pişmiş tavuk yemeğini ya düşük derecede hafif ısıtın ya da soğuk yiyin.

YUMURTA
Yumurtanın da tavuk gibi ısıtıldığında protein yapısı değişiyor ve içindeki su miktarı azalıyor. Nadir görülen bir zehirlenme türü olsa da yumurtalı yemekler ve sosları tüketirken dikkatli olmakta yarar var.

ISPANAK
Ispanak kesinlikle bir seferde tüketilmeli. Çünkü ıspanakta bulunan nitrat, tekrar ısıtıldığı zaman nitrite dönüşüyor. Özellikle bebeğinize ıspanak verirken buna dikkat etmenizde yarar var. Bebekler için 5 mg nitrit alımı bile ciddi zehirlenmeye yol açabilir.

PANCAR
Pancarın tekrar ısıtılıp tüketilmesi ıspanakta olduğu gibi nitrat/nitrit zehirlenmesine yol açabilir. Kereviz de aynı pancar ve ıspanak gibi bol miktarda nitrat içeriyor. Genelde de çorba hazırlamak için kullanılıyor. Çorba ısıtıldığında bu madde nitrite dönüşür. Eğer kerevizli çorbanızı tekrar ısıtacaksanız içindeki kerevizleri çıkarın. Havuçlar içinde aynı şey geçerli. Genellikle kök sebzeler nitrat zehirlenmesine neden olabiliyor. Bu yüzden havuç, lahana, brokoli, şalgam ve kereviz gibi besinlerde dikkatli olmak gerekiyor.

2 SAATTEN FAZLA ODA SICAKLIĞINDA BEKLETMEYİN
Yemekler oda sıcaklığına geldiğinde, iyi bir saklama kabına koyarak buzdolabına kaldırın.
En önemli nokta ise pişmiş yemekler 2 saatten fazla oda sıcaklığında beklememeli.
Çünkü bakteri üretecektir.

PİŞMİŞ VE PİŞMEMİŞ ET YAN YANA DURMAMALI
Çiğ eti kestiğiniz bıçağı, pişmiş eti kesmek için kullanmayın. Pişmiş et koyduğunuz tabağa aynı zamanda pişmemiş eti de koymayın. Başka bir tabak kullanın.

KAŞIKLARI AYIRIN
Yemeği karıştırdığınız kaşık ile yemeğin tadına baktığınız kaşık ayrı olsun. Üstelik tadına baktıktan sonra kaşığı yıkamadan tekrar yemeğe daldırmayın.

EN FAZLA 1 KEZ ISITIN
Yemekleri en fazla 1 kez ısıtın. Tekrar tekrar ısıtmak bakteri oranının artmasına neden olur. Isıtacağınız zaman yemeğin kaynama derecesine gelmesini bekleyin. Kokusu geldiğinde yemek ısınmış demektir. Çiğ kıymayı derin dondurucuda 4 aydan fazla bekletmeyin. Pişmiş ya da kavrulmuş et ise derin dondurucuda 2 -3 aydan fazla bekletilmemeli, tüketilmelidir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Dereotu  Tiroid şikayetleri başlamak üzere olan hastaların imdadına yetişir.

15135734_723661604454725_6049029704239297102_n1

Dereotu  Tiroid şikayetleri başlamak üzere olan hastaların imdadına yetişir. Eğer, hekiminiz tiroid hormon düzeylerinizin takip edilmesini önerdi ise ve düzelmediği takdirde ilaca başlayacağını söyledi ise, hekiminize danışarak dereotu kürüne başlayabilirsiniz.
Hipotiroid (Tiroidin yavaş çalışması) ya da Hipertiroid (Tiroidin hızlı çalışması) durumunda, dereotu kürü uygulanacaktır. Tiroid glandının her iki durumunda da kürün uygulanış tarzı aynıdır.
Dereotu kürünün uygulanışı: Sabah, öğle ve akşam aç karnına, öğünlerden 15 Dakika önce 1 yemekkaşığı dolusu taze yeşil dereotu bir kaç kere çiğnendikten sonra 2-3 yudum Su ile yutulacaktır. Bu küre hiç ara verilmeden 3 Ay devam edilir.
Kürün ikinci ayından sonra tiroid hormonlarınızı zaman zaman kontrol ettirin, çünkü kullandığınız ilacın miktarını azaltmanız gerekebilir. İlaç azaltımını doktorunuza danışmadan kesinlikle kendi kendinize karar vermeyin.
Tiroid nodüllerinin küçülmesinde ya da ilerlemesinde de bu kür oldukça etkilidir. Bu kür sayesinde çok sayıda hasta, ilaç alımından kurtulmuştur .Var olan nodülleri de yok olmuştur. Gerekirse dereotu kürüne daha uzun zaman devam edilebilir.
Bu konuda 5 ay sonra ilaçlarını bırakan hastaların oranı yüzde 90’dır.
Dikkat:
Dereotu kürünü uygularken, hekiminizin önerdiği tiroid ilaçlarınızı mutlaka kullanınız. Kendi kendinize ilaçlarınızı kesmeyiniz. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlilleriniz mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. Altı-yedi aylık dereotu kürünü uygulayıp nodüllerinden ve tiroid ilaçlarından kurtulmuş hastaların sayısı giderek artmaktadır.

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kış Sebzelerinin Mucizelerini Hastalıklardan Korunmak İçin Kullanın

12299276_10153788050197431_73611689512417682_n1
Kış aylarında yetersiz beslenme, vitamin ve mineral eksikliği bağışıklık sistemimizin zayıflamasına ve hastalıklara karşı vücudumuzun zayıf düşmesine neden oluyor.
Günlerin kısaldığı, kışın soğuk yüzünü gittikçe daha çok hissettirmeye başladığı bugünlerde vücudumuz hastalıklara karşı direnci azalıyor. Bu yüzden özellikle kış aylarında bağışıklık sistemimizin güçlendirilmesi gerekiyor. Grip ve soğuk algınlığı gibi bağışıklık sistemimizin zayıf anını yakalamaya çalışan sinsi hastalıklara karşı durabilmek için beslenmemize dikkat etmemiz ve vücudumuz için gerekli vitamin ve minerallerden yeterince almamız gerekiyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi ve sağlıklı bir kış geçirmek isteyenler, aradıkları mücizeyi kış sebzelerinde bulabilirler.
Sağlıklı bir kış için neler yapabiliriz;
Kış hastalıklarından korunmak ve savunma kalelerimizi güçlendirmek için A ve C vitaminlerini yeterince tüketmemiz gerekir. Kış sebzeleri ve meyveleri de bu vitaminler bakımından oldukça zengindir. Portakal, mandalina, greyfurt, havuç, kivi, karnabahar, lahana, brokoli, Brüksel lahanası, maydanoz, tere, ıspanak gibi sebzeler ve bitkiler A ve C vitamini açısından zengin besinlerdir. Salata ve sebze yemeklerini ana öğünlerimizde mutlaka bulundurmalı, günde 2-3 porsiyon mevsim meyvelerinden tüketmeye özen göstermeliyiz.
Sebzeler günlük beslenmemizin vitamin ve mineral kaynağını oluşturur. Sebzeleri soframızda yemek ve salata olarak kullandığımızda günlük posa ihtiyacımızın da karşılanmasına yardımcı oluruz. Posanın günlük olarak düzenli tüketimi bağırsak aktivitesinin düzenli olmasını sağladığı gibi, kan yağlarının düşürülmesine de yardımcı olur. Sebzeler hücrelerimizin hasara uğramasını engelleyen ve böylece kronik hastalıklara karşı bizi koruyan antioksidan öğelerden de zengindirler. Özellikle vitamin kaynağı meyveleri de düzenli olarak tüketmemiz gerekmektedir. Meyvelerin suyunu sıkıp içmek yerine katı olarak tüketmek C vitamininden daha fazla yararlanmamızı sağlar.
Mevsimlerle beslenme şeklimiz arasında ciddi bir bağlantı var. Doğa mevsimlere göre ihtiyacımız olan besinleri bize sunuyor. Sebzeler yaz sezonuna göre daha çok çeşitlendi. Pırasa, karnabahar, ıspanak, lahana, Brüksel lahanası, kereviz, brokoli sonbahar sebzeleridir.
SONBAHAR SEBZELERİNİN BESİN DEĞERLERİ
Pırasa: Soğan gibi yapısında kükürtlü bileşikler içerir. Bu kükürtlü bileşiklerin antibiyotik, antiviral, tansiyon düşürücü gibi olumlu etkileri olduğu bilinmektedir.
Lahana: Çiğ lahana çok iyi bir C vitamini ve karoten kaynağıdır. Pırasa gibi kükürtlü bileşiklerden zengindir ve histidin aminoasidini de içermektedir. Histidin vücudumuz için mutlaka dışarıdan almamız gereken bir aminoasittir. Histidin, hemoglobinin yapısına girmekte ve folik asidin işlevlerini görmesine yardımcı olmaktadır. Yemeğini pişirdiğimiz beyaz lahanın enerjisi çok düşük olduğu için zayıflama diyetlerinin de baştacıdır. İyi bir ödem söktürücüdür ve beyaz lahana suyunun ülsere oluşumuna engel olan faktörler içerdiği bilinmektedir.
Brokoli: C vitamininden ve beta karoten açısından zengindir. İyi bir kalsiyum ve demir kaynağıdır. Ayrıca brokolinin içinde bulunan sülforafan adlı maddenin antikanserojen bir özellik taşıdığı tespit edilmiştir.
Brüksel Lahanası: Lahana familyasındandır. Özellikleri brokoliyle aynıdır.
Karnabahar: Lahanagillerdendir. İyi bir C vitamini kaynağıdır, yapısında E ve B grubu vitaminleri de içerir. Kükürtlü bileşenlerden zengindir. Kükürtlü bileşenlerin diğer faydalarının yanı sıra antioksidan aktiviteleri de yüksektir.
Kereviz: İçeriğinde yüksek oranda tuz içerir, bu yüzden pişirirken mümkün olduğunca az tuzla pişirmekte fayda vardır. İdrar söktürücü özellik gösterir. Enerjisi düşüktür, 100 gram kök kereviz 40 kaloridir, bu yüzden kilo verme ve koruma diyetlerinde rahatlıkla kullanılabilir.
Ispanak: Demir içeriği yüksek olan ıspanağın, okzalat içeriği yüzünden içindeki demirden insan vücudunun faydalanma oranı düşüktür. Karoten, C vitamini açısından da zengindir. İyot içeriğinin yüksek olunduğu pek bilinmez, ama özellikle büyüme çağındaki çocuklar ve gebelerde alımı çok önemli olan iyot açısından değerli bir besindir.
Kışın D vitamini ihtiyacını balıkla karşılayın
Güneşin kendini daha az hissettirdiği kış aylarında D vitamini ihtiyacını da karşılamamız gerekiyor. Güneşli saatlerde 20-25 dakika kadar açık havada güneşin enerjisini almak D vitamini ihtiyacımızı karşılamamıza yardımcı olacaktır. Balık, omega-3 yağ asitlerini almamızı sağlarken, D vitamini acısından da tercih edilmesi gereken önemli bir besindir. Haftada 2 kez balık yemek kalp sağlığınızı korumaya yardımcı olurken, kemiklerimizin de güneşin eksikliğini (D vitamini yetersizliği) daha az hissetmesine sağlayacaktır.
Dyt.Canan Aksoy

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÇOK ESKİ BİR TEDAVİ YÖNTEMİ…MUTLAKA UYGULAYINIZ.

zeytin1

 

 

MUTLAKA UYGULAYINIZ.SONUCUNU GÖRECEK VE GERÇEKTEN RAHATLADIĞINIZ HİSSEDECEKSİNİZ.SAĞLIKLI GÜNLER DİLİYORUM.
Günde 1 kaşık zeytinyağı ağızda 15-20 dakika dolaştırılıp tükürünüz.

Ağızda yağı dolaştırırken (Ağzınız kapalı olacak ve sadece burundan derin derin nefes alacaksınız ) tükürük bezleri enzim salgılamaya başlıyorlar. Bu sıvı ile beraber ağızdaki toksitler de yağ ve enzim tarafından emiliyorlar. Mide sizin yağı yutacağınızı düşünerek enzim salgılamaya başlıyor. Ve bu enzimler de mideyi temizliyor. Karaciğeriniz de ayni yanılgıya düşerek yani yağı yutacağınızı düşünerek bol miktarda safra salgılamaya başlıyor. Karaciğerin bol miktarda safra salgılaması da karaciğerdeki safra kanallarındaki toksinlerin atılmasını sağlıyor. Safra karaciğeri ve bağırsakları temizliyor, ayni zamanda mideden gelen enzimler de bağırsaklara ulaşıyorlar. Daha sonra da boşalttım yoluyla dışarı atılıyorlar

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DENEYİN FAYDAYDASINI GÖRCEKSİNİZ TAMAMEN DOGAL

15318002_1219641724769493_6104233712359867906_n1
Hayatımız boyunca pek çok sebeple vücüdumuzda biriken toksinler, bizde başta hastalıklar olmak üzere, pek çok sağlık sorununa sebep olan bir durum. Vücutta biriken bu zehirlerin dışarı atılması çok daha sağlıklı ve kaliteli bir hayat sürmemiz için son derece önemlidir.
Toksin Attırıcı içeceklerin başında su gelmekte hepimizin bildiği gibi.. Suyu bir de bizim önerdiğimiz şekilde içmeyi deneyin deriz.. Vücuttan toksinlerin atmanın en pratik yolu.. Hem toksinlerden kurtulacaksınız, hem de bazı ek faydalarını da göreceksiniz. Şimdi bir sürahi alın ve içine mümkünse, PH değeri 8 üzerin olan su doldurun.. Vereceğimiz tariflerden herhangibirini uygulayabilirsiniz..
Limonlu Su : Birkaç dilim limon atın. Limon vücudun temizlenmesi ve alkali olmasına katkıda bulunacaktır.
Nanenli Su : Birkaç dal nane ekleyin. Hem suyun tadı güzel hale gelecek, hem kokusu! Midenize ve sindiriminize de destek verecektir.
Salatalıklı Su : Dört-beş dilim salatalık ekleyin. Salatalık vücudunuzun nemlenmesi için harikadır ve inflamasyona karşı etkilidir.
Zencefilli su : Bir bilemediniz iki ince dilim ekleyin. Midenize iyi gelecek ve sindiriminize de. Özellikle gastritiniz varsa. Bu suları bir gece buzdolabında bekleterek kullanırsanız, daha da etkili olacaktır. En azından birkaç saat..

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Karaciğer, Pankreas ve Böbreklerdeki İltihaplanmayı Azaltan İçecekler

 

Vücudu temizleyip, genel işleyişini düzenlemekle görevli bu organlardaki iltihaplanmayı azaltmak için en iyi yöntem, su ve antioksidanlar açısından zengin olan taze meyve ve sebzeler tüketmektir. 

Bildiğiniz üzere, sağlıklı bir karaciğer sağlıklı ve zinde olduğunuz anlamına da gelir.

Böbrekleriniz de ayrıca toksinlerden ve aşırı sudan arınmanızda rol oynarken, kan basıncını düzenleme, D vitamini ve hormon üretme gibi diğer işlemlere de yardımcı olur.

Dahası, her gün enzim ve mineraller açısından zengin doğal içecekler içmek kadar basit bir şey pankreasınızdaki iltihaplanmayı azaltarak, daha iyi bir sindirim sağlar ve hücrelerinizdeki hasarla savaşmanıza yardım eder.

İşte bu yüzden, bugün sizi bu organlardaki iltihaplanmanın azalmasına yardım edecek bazı sağlıklı ve lezzetli içecekleri keşfe davet ediyoruz. Not almanıza değecekler.

İltihaplanmayı azaltmak için aloe vera, klorofil ve limon suyu

2-aloe-suyu

Malzemeler

  • 3 yemek kaşığı aloe vera jeli (45 g)
  • 1 limonun suyu
  • 1 yemek kaşığı klorofil (10 g)
  • 1 bardak su (200 ml)

Hazırlanışı

  • Bu üç malzeme yalnızca iltihaplanmayı azaltmayacak, bunun yanında içeriğindeki az miktardaki klorofil organların işleyişini en iyi durumu getirecek. Bu ürünü eczanelerde ya da aktarlarda bulabilirsiniz.
  • Bu suyu yapmak için yalnızca üç yemek kaşığı aloe jelini limon suyu ve suyla beraber karıştırıcıya ekleyin.
  • Homojen bir sıvı elde edene kadar işleme devam edin ve bir yemek kaşığı klorofille karıştırmayı da unutmayın. Harika bir tıbbi tedavidir.

Keşfet: Nemlendirici Aloe Vera Sabununu Nasıl Yaparız?

Pancar, portakal ve havuç suyu

Pancar her detoks diyetinin temel parçalarından biridir ve etkin bir biçimde iltihaplanmayı azaltır.

Pancar suyunu, havuçtaki ve portakaldaki A ve C vitaminleriyle birleştirdiğinizde lezzetli ve sağlıklı bir ilaç elde edersiniz.

Nasıl yapılır öğrenmek için bir kulak verin.

Malzemeler

  • 1 pancar
  • 1 portakalın suyu
  • 2 havuç
  • 1 bardak su (200 ml)

Hazırlanışı

  • Tüm malzemeleri iyice yıkayarak başlayın; ardından hem pancarı hem havucu doğrayıp parçalara ayırın. Bu işlem karışmalarını kolaylaştıracak.
  • Sonrasında portakal suyunu, pancarı, havucu ve suyu blendere koyun.
  • Homojen bir içecek elde edene kadar karıştırın ve günün erken saatlerinde keyfini çıkarın. Çok iyi hissedeceksiniz.

Kereviz, havuç ve sarımsak suyu

3-yesil-icecek

Bu tarifteki sarımsağın varlığına şaşırmış olabilirsiniz. Güzel, hatırlamanızda fayda var ki sarımsak, dünyadaki en güçlü doğal antioksidan ve antibiyotikten biridir.

Yalnızca iltihaplanmayı azaltarak yardım etmez, ayrıca böbreklerinizdeki toksinleri temizler, pankreasınızın işleyişini düzene sokar ve  karaciğerinize de iyi gelir.

O küçük bir diş sarımsağı bu doğal içeceğe eklemeyi unutmayın, çünkü etkileri gerçekten inanılmaz.

Malzemeler

  • 1 sap kereviz
  • 2 havuç
  • 1 diş sarımsak
  • 1 bardak su (200 ml)

Hazırlanışı

  • Hazırlaması kolay ve çabuk. Öncelikle kerevizi ve havuçları iyice yıkayın, sonrasında tüm yapmanız gereken bir bardak su ve sarımsakla birlikte her şeyi blendere eklemek.
  • Blenderde iyice karıştırın ve bu içeceği günün erken saatlerinde tüketin.

Keşfet: Pankreası Doğal Yöntemlerle Arındırın

Elma ve keten tohumu suyu

4-elma-suyu

Keten tohumu iltihaplanma karşıtı, idrar söktürücü ve canlandırıcı özellikleri bulunan tıbbi amaçlı bir bitkidir. Sindirim sistemi sağlığınızın bakımına yardımcı olur ve iltihaplanmaları önleyip sindirim işlevini düzenler.

Keten tohumunun faydalarını doğal elma suyuyla karıştırdığınızda kayda değer etkilerle karşılaşacaksınız.

Yine de tüm faydalarından yararlanmak adına, az yağ ve koruyucu içeren çeşitli ve dengeli bir beslenme düzeni sürdürmeniz gerekmektedir.

Malzemeler

  • 2 elma
  • 1 bardak su (200 ml)
  • 1 çay kaşığı keten tohumu tozu (5 g)

Hazırlanışı

  • Her şeyden önce, keten tohumu tozunu doğal ürün satan mağazalarda/aktarlarda bulabilirsiniz. Gıda takviyesi olarak salatalara, yoğurda ya da meyve sularına iyi bir ektir.
  • Unutmayın ki her zaman, sevdiğiniz herhangi bir çeşitte, organik üretilmiş elmaları tercih etmelisiniz. Ancak daima taze olduklarından da emin olun.
  • Yapmanız gereken ilk şey elmaları yıkamak. Sonrasında soyun ve çekirdeğini çıkarın. Ardından, tüm malzemeleri karıştırmaya başlayın.
  • İçeceğinizin çok koyu olmadığından emin olmak için bir bardak suyu ve keten tohumu tozunu eklemeyi de unutmayın. Bunu sabahları için.

Bunu da okumanızı öneririz: Patlıcan suyuyla göbek yağlarına elveda

Sonuç olarak, burada paylaştığımız herhangi bir içeceği deneyin. Hangileri sizi daha iyi hissettiriyor görün ya da basitçe evinizde bulunan malzemeleri kullanın. Beslenme düzeninize dikkat edip yaşam stilinizi de düzeltirken, bu içecekleri her gün düzenli olarak içmeniz önemli.

Bugün hangisini deneyeceksiniz?

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi Gıdaları Eksik Aldığınızı Nasıl Anlarsınız?

15241227_1218502171550115_8426372868677545626_n1

 

 

Renginiz mi kaçık?
Soluk beniz, üşüme, deri kuruluğu: Demir, B12, folik asit eksikliği
Demir eksikliği için kuru fasulye, kuru bezelye, buğday, yulaf, kuru erik, kuru kayısı ve kuru üzüm gibi kurutulmuş meyveler, ıspanak, peynir, hurma, incir, portakal, domates, muz, havuç, lahana, fındık, karaturp, marul, mercimek, çavdar, bal, şalgam, kereviz, yağsız etler, karaciğer, sakatat, pekmez, yumurta, pancar, patates, badem, şeftali, armut, kabak ve balık tüketebilirsiniz.
B12 ve folik asit (B9) vitamini eksikliğini ise doktorunuzun önereceği vitamin haplarıyla giderebilirsiniz.
Çok sık kramp mı giriyor?
Kaslarda ağrı ve kramplar: Magnezyum, potasyum eksikliği
Magnezyum eksikliği için kuru yemiş, kuru sebze, zarı ve tohumu alınmamış tahıl, yeşil sebze, kakao, çikolata, deniz mahsulleri, tavuk eti, peynir, yumurta, tam unlu ekmek, yerfıstığı, patates ve portakal.
Potasyum eksikliği için bira mayası, kuru kayısı, mercimek, kuru incir, kuru bezelye, kuru üzüm, hurma, ceviz, fındık, üzüm, bal, pekmez, meyveler, yeşil sebzeler, domates, ısırgan otu tüketmelisiniz.
Kepek sorununuz mu var?
Saçlarda kepek oluşumu: Biotin, C ve B vitamini, yağ asitleri eksikliği
Bitoin eksikliği, B kompleks vitaminleriyle giderilebilinir.
C vitamini; narenciye meyveleri, kivi, ananas, domates, yeşilbiber, patates ve koyu yeşil sebzeler yenerek elde edilebilir.
B vitamini için karaciğer, tahıl, tahıl gevrekleri, sebzeler, sakatat, yumurta sarısı, balık, tavuk, hindi ve et gibi gıdalar tüketmelisiniz.
Göz kuruluğu: Yağ asitleri, A vitamini eksikliği
Beslenmede ideal yağ asidi dengesini sağlamak için, ana yağımızı tekli doymamış yağ asidi oranı yüksek soğuk sıkım zeytinyağı olarak seçmeli, doymuş ve trans yağları minimuma indirmeli, tahıla – ekmeğe bağlılığımızı düşürmeli, bol bol yeşil yapraklı gıdalar ve keten tohumu tüketmelisiniz.
Balık, et, peynir, yumurta ve yeşil sebzeler gibi yiyecekler A vitamini almanın ana kaynaklarıdır.
Diş etiniz mi kanıyor?
Diş eti kanaması: C vitamini eksikliği
C vitamini narenciye meyveleri, kivi, ananas, domates, yeşilbiber, patates ve koyu yeşil sebzeler yenerek elde edilebilir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ İLE HASTALIK İLİŞKİSİ…ÇOK ÖNEMLİ…

15134672_587037221493381_3636057159634099139_n1

 

Günde 10-15 dakika güneş ışığı görmek vücudun yeterince D vitamini üretmesine olanak tanımasına karşın D vitamini eksikliği oldukça sık görülen bir durumdur. Ülkemizde açıklanmış bir veri yok ama dünya genelinde yetişkin nüfusun %20’sinden fazlasının bu vitaminin eksikliğini yaşadığı düşünülmektedir. Yaşlı kadınlarda ise bu oran %50’lere kadar çıkmaktadır.
Cildimiz güneşin UVB ışınlarını kullanarak D vitamini üretme kapasitesine sahiptir. Bu vitaminin eksikliğinin yaygın olmasının sebebi ise D vitamini içeren gıdaların sayısının az olması ve bu gıdalarda vücudun ihtiyaç duyduğu kadar D vitamini bulunmaması.
Güneşsiz bir bölgedeyseniz veya yeterince güneşe çıkmıyorsanız bu vitaminin eksikliğini yaşama riskiniz oldukça yüksek.
Bu riski artıran diğer faktörler ise şöyle; vücudun güneş ışınlarıyla D vitamini üretme kapasitesinin azaldığı ilerlemiş yaş, gıdalarla birlikte alınan yağın sindirilmesini engelleyen sindirim rahatsızlıkları, koyu ten rengi, kolesterol, epilepsi ilaçları başta olmak üzere bazı ilaçlar.
D Vitaminine Neden İhtiyacımız Var?
D vitamininin başlıca görevi gıdalar yoluyla alınan kalsiyum ve fosforun işlenmesidir. Kalsiyum ve fosfor kemik sağlığı için son derece önemli minerallerdir. Dolayısıyla D vitamini için öncelikli olarak kemik sağlığının korunması için önemli bir vitamin diyebiliriz.
Kemiklerin güçlü olması için D vitaminine ihtiyacımız var ancak D vitamini eksikliğinde sadece kemiklerimiz zayıflamıyor. Uzun süreli D vitamini eksikliğinin meme kanseri, kolon kanseri, pankreas kanseri, kalp hastalıkları, depresyon gibi pek çok ciddi hastalığı tetiklediği biliniyor.
D Vitamini Eksikliği Belirtileri Nelerdir?
Diğer vitamin eksikliklerinde olduğu gibi kısa dönemli D vitamini eksikliğinde herhangi bir belirti görülmeyebilir.
Ancak bir süredir devam eden D vitamini eksikliğinde aşağıdaki “erken dönem” belirtileri ortaya çıkabilir.
Depresyon: D vitamini eksikliğinde görülen depresyon çok şiddetli olmayabilir ve daha çok kendinizi “nedensiz olarak hüzünlü hissetmeniz olarak” tanımlanabilir. Bunun nedeni, beyinde üretilen ve ruh halinin düzenlenmesinde kullanılan serotonin seviyesinin D vitamini eksikliğine bağlı olarak düşmesidir.
Bu alanda yapılmış pek çok çalışma var. Örneğin 2006 yılında 80 yetişkinin katılımıyla yapılan bir araştırmaya göre yeterince D vitamini almayanlar diğerlerine oranla depresyona 11 kat daha yatkın.
Kemik Ağrıları: Özellikle güneşin kendini fazla göstermediği kış aylarında D vitamini eksikliğine bağlı olarak kemik ağrısı görülme riski artar. Bu kemik ağrıları eklem ağrılarından farklı olarak tüm vücut genelinde hissedilebilir ve ağrılara halsizlik eşlik edebilir.
Eğer D vitamini eksikliği uzun süre devam ederse yetişkinler “osteomalazi” adı verilen kemik yumuşaması, çocuklarda ise “raşitizm” görülebilir.
Soğuk Algınlığı: Çocuğunuz sık sık soğuk algınlığı yaşıyorsa bunun nedeni D vitamini eksikliği olabilir. Yapılan araştırmalar D vitamini eksikliği olan çocuklarda üst solunum yolları enfeksiyonlarının daha çok görüldüğünü ortaya koyuyor.
Kasların Zayıflaması: D vitamini eksikliği vücudumuzdaki kas dokusunun büyük bölümünü oluşturan ve iskelet kasları olarak adlandırılan kasların zayıflamasına yol açabilir.
Başın Terlemesi: Başın normalden fazla terlemesi hem çocuklarda/bebeklerde hem de yetişkinlerde D vitamini eksikliğine işaret ediyor olabilir.
Diğer Belirtiler: Kas krampları, halsizlik, eklem ağrıları, kilo alma, yüksek tansiyon, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, mesane sorunları, kabızlık veya ishal gibi sindirim sorunları erken dönem D vitamini eksikliği belirtileri arasında yer alıyor.
D Vitamini Eksikliğine Bağlı Görülme Riski Artan Hastalıklar
D vitaminin yukarıdaki erken dönem belirtilerine ek olarak uzun dönemli D vitamini eksikliğinde bazı hastalıkların görülme riski artmaktadır.
Kalp Hastalıkları: D vitamini kan basıncının (tansiyonun) düzenlenmesi, damar tıkanıklığına bağlı (aterosklerotik) kalp hastalıklarının önlenmesi, kalp krizi ve felç riskini düşürmek için son derece önemli bir vitamindir.
D vitamini ve kalp hastalıklarının görülme oranı üzerine yapılan araştırmalar, D vitamini eksikliği olan kişilerde çeşitli kalp hastalıklarının görülme oranının %50’ye kadar artabildiğini ortaya koyuyor.
Bağışıklık Sistemi Hastalıkları: D vitamini güçlü bir bağışıklık sistemi için de gerekli. Eksikliğinde, merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalık olan MS (multipl skleroz) ve diğer bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıkların görülme riski artıyor.
Bunama: 65 yaş ve üzeri 1600 kişinin katılımıyla yapılan bir araştırmaya göre D vitamini seviyesi düşük olan kişilerin diğerlerine oranla %53 daha fazla bilişsel problem yaşadığı tespit edilmiş. Bu bilişsel problemler arasında düşünme ve problem çözme yeteneğinin zayıflaması, davranış bozuklukları, hafızanın zayıflaması, Alzheimer hastalığı ve bunama yer alıyor.
Kanser: Yetişkin erkeklerde en çok görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri D vitamini eksikliği yaşayan kişiler arasında daha yaygın.
Aynı durum meme kanseri için de geçerli. Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre D vitamini meme kanseri riskini önemli oranda azaltıyor. Tersi durumda, yani D vitamini eksikliğinde ise meme kanseri riski artıyor.
Şizofreni ve Depresyon: D vitamini eksiklği yaşanlarda şizofreni hastalığı görülme oranı 2 kat daha fazla. Beyin kimyasının dengesi için önemli bir vitamin olan D vitamini eksikliği aynı zamanda depresyona da yol açabiliyor.
D Vitamini Eksikliğinde Görülme Riski Artan Diğer Hastalıklar: Parkinson hastalığı, kronik ağrılar, obezite, hipertansiyon, diyabet, osteoartrit, gut, kısırlık, fibromiyalji, diş eti hastalıkları, sedef hastalığı.
Ne Kadar D Vitamini Almamız Gerekiyor?
Günlük olarak alınması gereken D vitamini miktarı yaşa bağlı olarak değişmektedir.
0-12 ay: 400 IU
1-13 yaş: 600 IU
14-18 yaş: 600 IU
19-70 yaş: 600 IU
70 yaş üzeri: 800 IU
Gebelik ve emzirme dönemi: 600 IU
Yukarıdaki yaşlara göre günlük D vitamini ihtiyacı bilgileri ABD merkezli Gıda ve Beslenme Kurulu’nun (Food and Nutrition Board) sağlıklı bireyler için önerdiği rakamlardır. Kişinin D vitamini ihtiyacı sağlık koşullarına göre değişebilir. Bu nedenle sizin için en uygun günlük D vitamini tüketimi bilgisini ancak bir uzmandan alabilirsiniz.
D Vitamini İhtiyacını Karşılamak İçin Güneşten Nasıl Faydalanabilirim?
Cildinizin D vitamini üretebilmesi için direkt olarak güneşte kalması gerekiyor. İç mekanlardaki, gölge bölgeler veya camdan gelen güneş ışınları pek işe yaramıyor.
Bulutlu havalar, ten renginin koyu olması güneşin D vitaminine çevrilmesini olumsuz yönde etkileyen diğer faktörler.
Cildin yeterince D vitamini üretebilmesi için uzmanların önerisi vücudun büyük bir kısmını (kollar, bacaklar, sırt bölgesi gibi) güneş kremi sürmeden 10-15 dakika güneşe göstermek. Haftada 3-4 gün bu uygulamayı yaparsanız vücudunuz ihtiyacı olan D vitaminini üretecektir. 10-15 dakika yeterli ve daha fazla güneşte durmak daha fazla D vitamini üretileceği anlamına gelmiyor.
Ayrıca korumasız olarak uzun süre güneşte kalmak cilt kanseri gibi ciddi hastalıkların riskini artırabiliyor. Bu nedenle 10-15 dakika güneşte durduktan sonra ya gölge bir noktaya geçmelisiniz yada yüksek koruma faktörlü bir güneş kremi sürmelisiniz.
D Vitamini İçeren Gıdalar
Soğuk iklimlerde yaşayanlar, çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle güneşe çıkamayanlar veya havanın sürekli bulutlu olduğu bölgelerde olanlar için D vitamini içeren gıdalar “takviyesiz” D vitamini için iyi bir kaynak olabilir. Fakat maalesef çok fazla gıdada D vitamini yok ve güneş olmadan sadece gıdalarla ihtiyacınız olan D vitamini almanız biraz zor görünüyor. D vitamini içeren besinler sayfasında hangi gıdaların D vitamini içerdiği ve ne kadar içerdiği ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz.
D Vitamini Eksikliği Nasıl Belirlenir?
Doktorunuz D vitamini eksikliğinde şüphelenirse veya kemik zayıflığı, anormal kalsiyum, fosfor değerleri, çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde kolay kemik kırılması, kistik fibrosiz, Crohn hatalığı varsa veya diğer bir hastalıktan dolayı D vitamininin takip edilmesi gerekiyorsa D vitamini testi isteyebilir.
D vitamini seviyesinin belirlenmesinde kullanılan “25 OH Vitamin D testleri” koldan alınan kan numunesi üzerinde yapılır. Bu testler için önceden bir hazırlık yapılması gerekmez.
D Vitamini Takviyesi Kullanmalı mıyım?
D vitamini takviyeleri genel olarak güvenli kabul edilmekle birlikte D vitamini takviyesini veya diğer besin desteklerini bir uzmana danışmadan kullanmamalısınız. Zaten bu vitaminin eksikliğini yaşıyorsanız doktorunuz sizin için gerekli miktarı içeren vitamin takviyesini yazacaktır.
Ayrıca D vitamini takviyesinin özel olarak dikkat gerektirdiği bazı durumlar ve hastalıklar var. Gebelik ve emzirme döneminde olan kadınlar, böbrek hastalığı olanlar, kanında yüksek miktarda kalsiyum bulunanlar, paratiroid bezleri aşırı çalışanlar, lenfoma ve tüberküloz hastalığı olanlar doktora danışmadan D vitamini takviyesi kullanmamalıdır.
Kaynaklar
Güneş, Kanser, Kemik, Raşitizm, Vitaminler, Zayıf Kemikler
Varis Belirtileri Nelerdir?Kalsiyum Eksikliği

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Boğazınız Ağrıyorsa…

15193530_1130545940397677_4469162750308762358_n1

Kış soğuklarının başlamasıyla boğaz ağrılarından şikayet edenlerin de sayıları arttı. Ilık su ve tuz karışımıyla yapılan gargara hücrelerdeki su tarafından çekilerek hücrelerdeki şişlik azalacak ve ağrı hafifleyecektir…

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bel Fıtığı Olanlara Mucize Çözüm…

15220174_1132011753584429_9041638024605768819_n1

 

Bel Fıtığı Olanlar, 250 gr. Taşköprü Sarımsağını soyunuz. buharda 20 dakika bekletip, yumuşayınca eziniz, hakiki Zeytinyağı ile karıştırınız.
Temiz bir tülbente yayılır, bel fıtığından muzdarip hastanın beline tatbik edilir ve bir kat naylon sarılır bir hafta bekletiniz. Şifa Olsun!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Limon ve Karbonat ile Kansere tedavisi nasıl yapılır…

15232093_726757210811831_1336562802782115714_n1

Büyük ilaç şirketleri kar etsin diye kanser iyileştirilmiyor. Onlar kazansın diye kanserin çözümü olan limon ve narenciye açıkça söylenmiyor. Bu süreçte kanser vakaları katlanarak artıyor ve insanlar kanserden ölmeye devam ediyor. Oysa limonun antikanserojen olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Limon kist ve tümör yok edici özelliğe sahiptir.
Son zamanlarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki narenciye, özellikle limon, kanser önleyici olduğu gibi, birçok kanser çeşitlerini de iyileştiricidir. Limon, karbonat ile birleştiriğinde vücudun pH seviyesini normal hale getirir. Bu sayede kanser hücreleri çoğalamaz, vücuda dağılamaz.
Avrupa’da yapılan “vaka kontrol” çalışmasının sonucuna göre haftada 4 limon tüketen boğaz kanseri hastalarının yüzde 58’i kanseri yendi. Ağız kanseri hastalarının yüzde 53’ü, miğde kanseri olanların yüzde 31’i ve kalın bağırsak kanseri olanların yüzde 18’i kanserden kurtuldu. Yakın zamanlarda yapılan bir Amerikan araştırmasına göre, hormon replasman tedavisi almayan göğüs kanseri hastaları günlük 75 gram greyfurt (meyve veya meyvesuyu) tüketerek meme kanserini yendi. Her iki çalışma da başta limon olmak üzere tüm narenciye meyvelerinin kanser önleyici olduğunu tespit etti. Yineleyelim: Limonda limonoids olarak bilinen anti-kanser birimleri vardır. Bu nedenle limon, tüm narenciye içinde en önemli kanser-savardır.
UNUTMA! LİMONLU SU DA BİR MUCİZE!!!
Limon antibakteriyel bir meyvedir. Aynı zamanda antifungal (mantar önleyici) olarak bilinir. Miğde ve bağırsakta bulunan parazit ve kurtları öldürür. Limon kan basıncını dengeler, güçlü bir antidepresandır, stres giderici özellikleri vardır ve yatıştırıcıdır

Tarif:

2 çorbakaşığı taze sıkılmış limon
Yarım tatlı kaşığı karbonat
Bir su bardağı su
Malzemeyi karıştırıp günde 4 kez içilmelidir.
Karbonat aliminyum ihtiva etmemelidir.
Bulunabilirse organik limon, daha etkindir.

Bu sitede anlatıldığı üzre, yukarıdaki karışım kanserli hücreleri öldürmekte oldukça etkin. Yineleyelim, tarifi verilen bu karışım belki hekimin uyguladığı kanser tedavisine destek olarak kullanılabilir ama tedaviyi bırakıp bu “ev yapımı” ilacı kullanmanızı tavsiye etmiyoruz.
Ayrıca karbonat vücuttan vitamin ve mineralleri sömürür. Ve bazı ilaçların etkisini de azaltabilir. O nedenle böyle bir küre başlamadan önce 1. doktora danışın 2. bol su içmeyi alışkanlık haline getirin 3. dengeli beslenme alışkanlığı geliştirin.
Büyük ilaç şirketleri kar etsin diye kanser iyileştirilmiyor. Onlar kazansın diye kanserin çözümü olan limon ve narenciye açıkça söylenmiyor. Bu süreçte kanser vakaları katlanarak artıyor ve insanlar kanserden ölmeye devam ediyor. Oysa limonun antikanserojen olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Limon kist ve tümör yok edici özelliğe sahiptir.
Son zamanlarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki narenciye, özellikle limon, kanser önleyici olduğu gibi, birçok kanser çeşitlerini de iyileştiricidir. Limon, karbonat ile birleştiriğinde vücudun pH seviyesini normal hale getirir. Bu sayede kanser hücreleri çoğalamaz, vücuda dağılamaz.

Avrupa’da yapılan “vaka kontrol” çalışmasının sonucuna göre haftada 4 limon tüketen boğaz kanseri hastalarının yüzde 58’i kanseri yendi. Ağız kanseri hastalarının yüzde 53’ü, miğde kanseri olanların yüzde 31’i ve kalın bağırsak kanseri olanların yüzde 18’i kanserden kurtuldu. Yakın zamanlarda yapılan bir Amerikan araştırmasına göre, hormon replasman tedavisi almayan göğüs kanseri hastaları günlük 75 gram greyfurt (meyve veya meyvesuyu) tüketerek meme kanserini yendi. Her iki çalışma da başta limon olmak üzere tüm narenciye meyvelerinin kanser önleyici olduğunu tespit etti. Yineleyelim: Limonda limonoids olarak bilinen anti-kanser birimleri vardır. Bu nedenle limon, tüm narenciye içinde en önemli kanser-savardır.

UNUTMA! LİMONLU SU DA BİR MUCİZE!!!
Limon antibakteriyel bir meyvedir. Aynı zamanda antifungal (mantar önleyici) olarak bilinir. Miğde ve bağırsakta bulunan parazit ve kurtları öldürür. Limon kan basıncını dengeler, güçlü bir antidepresandır, stres giderici özellikleri vardır ve yatıştırıcıdır
Tarif:
• Malzemeyi karıştırıp günde 4 kez içilmelidir.
• Karbonat aliminyum ihtiva etmemelidir.
• Bulunabilirse organik limon, daha etkindir.
Bu sitede anlatıldığı üzere, yukarıdaki karışım kanserli hücreleri öldürmekte oldukça etkin. Yineleyelim, tarifi verilen bu karışım belki hekimin uyguladığı kanser tedavisine destek olarak kullanılabilir ama tedaviyi bırakıp bu “ev yapımı” ilacı kullanmanızı tavsiye etmiyoruz.
Ayrıca karbonat vücuttan vitamin ve mineralleri sömürür. Ve bazı ilaçların etkisini de azaltabilir. O nedenle böyle bir küre başlamadan önce 1. doktora danışın 2. bol su içmeyi alışkanlık haline getirin 3. dengeli beslenme alışkanlığı geliştirin.
Tüm kanser hastalarına şifa olması dileğiyle yazıyı paylaştık. Ama lütfen size verilen tedaviye ikame olarak kullanmayın. Hatta isterseniz, tedavi ile birlikte kullanmanızın uygun olup olmayacağınız doktorunuza danışın. Geçmiş olsun.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

DOKTORLARIN ASLA SÖYLEMEYECEĞİ, KANSERİN ARDINDAKİ GİZLİ GERÇEK!

15241825_587841194746317_4067567788242682973_n2

 

 

Kanserin gerçek nedenini bulan Nobel ödüllü Dr. Otto H Warburg, hastalığın nasıl alt edileceğini de net bir şekilde ortaya koyuyor. Fakat, bu gerçekleri duymamız pek de mümkün gözükmüyor. DOKTORLARIN ASLA SÖYLEMEYECEĞİ, KANSERİN ARDINDAKİ GİZLİ GERÇEK!

Kanserin gerçek nedenini bulan Nobel ödüllü Dr. Otto H Warburg, kanserin temelinde yatan sebebin oksijen eksikliği olduğunu tespit etmiştir.
Oksijen eksikliği, vücudun asit seviyesinin yükselmesine neden olur.
Dr. Warburg ayrıca kanser hücrelerinin anaerobik olduğunu (oksijen ile nefes almadıklarını) bulmuştur; yani vücudun alkalin durumu gibi yüksek oksijen içeren durumlarda yaşayamazlar.
“Tüm normal hücrelerin kesin bir oksijen ihtiyacı vardır, ancak kanser hücreleri oksijensiz yaşar—bunun hiçbir istisnası yoktur. Bir hücreyi 48 saat boyunca oksijen seviyesinin %35’inden mahrum bırakmanız onun bir kanser hücresine dönüşmesine yol açabilir.”
Yediğimiz yiyecekler, vücudumuzda uygun pH seviyesini sağlamakta hayati bir önem taşır. pH dengesi, vücudunuzun tamamındaki sıvılarda ve hücrelerde asit ve alkali arasındaki dengedir. Vücudunuz, hayatta kalabilmek için, kandaki pH seviyesini hafif alkali bir seviye olan 7.365 noktasında dengede tutmak zorundadır. Maalesef, günümüzdeki tipik beslenme şekli işlenmiş şekerler, rafine edilmiş tahıllar, genetiğiyle oynanmış organizmalar gibi zehirli ve asit oluşturan yiyeceklerle doludur. Bu da, sağlıksız, asidik bir pH oluşmasına neden olur.
Dengesiz bir pH, hücresel aktiviteleri ve fonksiyonları kesintiye uğratabilir. Fazla asidik bir pH, kanser, kalp-damar rahatsızlıkları, şeker hastalığı, kemik erimesi ve reflü gibi birçok ciddi sağlık sorununa yol açabilir.
Vücudunuzu çok uzun bir süre asidik bir durumda bırakırsanız, bu yaşlanmayı da hızlandırır. Robert O. Young, The pH Miracle (pH Mucizesi) kitabında birçok sağlık sorununun yüksek asit seviyelerinden kaynaklandığını söylemektedir. Bunun sebebi, parazitlerin, kötü bakterilerin, ve (aşırı çoğalan kandida gibi) virüslerin asitliği yüksek ortamlarda büyüyüp çoğalabilmesidir. Halbuki, alkali bir ortam bakteri ve diğer patojenleri dengeler ve nötralize eder.
Dolayısıyla, pH dengesini sağlamak, sağlığınızı olabileceği en iyi noktaya taşımak için gereken en önemli araçlardan biridir. Aşağıda yer alan tarifi kullanarak sağlığınız için önemli bir adım atabilirsiniz.
YÜKSEK ASİTLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN EV TARİFLERİ
Malzemeler: 1/3 çay kaşığı karbonat ve 2 yemek kaşığı taze sıkılmış limon suyu veya organik elma sirkesi
Hazırlanışı: Tüm malzemeleri karıştırın. Asit/baz kombinasyonu anında köpürmeye başlayacaktır. Köpürme durana kadar karbonat eklemeye devam edin ve bardağı yaklaşık 250 ml suyla doldurun. Hepsini bir kerede için. Bu ev tarifi pH dengesini sağlayacak ve vücudunuzda alkali oluşturan bir ortam yaratacaktır. Mide asidine de çare olacak ve kandaki aşırı asitliği engelleyecektir.
Referanslar: Amerikan Ulusal Tıp Kütüphanesi, pH Mucizesi: Diyetinizi Dengeleyin, Sağlığınızı Geri Kazanın, William Reed Business Media.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 34 Comments »

Vücuttaki zehirli toksinleri ayaktan atın!

vucuttaki_zehirli_toksinleri_ayaktan_atin_1459413114_36341

 

Gün boyunca hareketsiz kalan kişilere özel bu karışım ile, vücudunuzda biriken zehirli toksinleri ayaklarınızdan atabilirsiniz…

Vücudumuzda bulunan zehirli sıvılar lenf ve kan dolaşım sistemi tarafından gün içerisinde temizlenerek zararsız hale getirilir, fakat oturarak çalışan insanlar gibi hareketsiz yaşam tarzı olanların bacaklarında, alt bacak ve ayak bileklerinde sıvı birikir.

Ayaktan zehirli toksinleri atan ped hazırlayarak gün içinde hareketsiz kalmamız sonucu bacaklarda ve ayak bileklerinde özellikle ayak tabanlarında biriken vücut içi sıvılarını, zehirli toksinleri atmak mümkün.

Aynı zamanda özel bir detoks da olan bu ayak pedleri, Yatmadan önce ayak tabanına yapıştırılarak yapılır. Ertesi sabah bu pedleri kaldırdığımızda vücutta biriken zararlı toksinler sebebiyle kapkara olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.
Evde detoks pedi hazırlamak için malzemeler:
Soğan
Sarımsak
Yapışkanlı gazlı bez
Çorap

Evde Detoks Pedi Yapılışı
Orta boy soğanı ve 2-3 diş sarımsağı ince ince keserek iyice doğrayın. Homojen bir karışım elde edecek kadar ince doğramaya özen gösterin. 2 Bardak suyu kaynamaya bırakın, su ılıklaşınca içine soğan ve sarımsağı ekleyin 10 dakika boyunca kaynamaya bırakın.
Suyun 20 dakika soğumasını bekleyin, vücudunuzu yakmaycak kadar ılıklaşınca  kendinden yağışkanlı gazlı bezin ortasına bu karışımı sürün. (Fazla ıslattığınız zaman elinizle sıkın ve fazla sıvıyı dışarı atın)

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kansızlık için 6 Sağlıklı İçecek

Bu hastalığın tedavisini hızlandırmak için, demir açısından zengin yiyecekler tüketmelisiniz. 

Bu mineral alyuvarları arttırmaktan ve bunların eksikliğinden etkilenen vücut fonksiyonlarını düzenlemekten sorumludur.

Yani tedavinizi demir ve belli başlı besleyici ögeleri içeren içecekler tüketerek destekleyebilirsiniz. 

Bugün sizlerle hem kansızlık tedavisine yardımcı olacak, hem de bu duruma karşı koruyucu etki yaratacak 6 farklı meyve-sebze suyu tarifi paylaşacağız.

Gelin beraber göz atalım!

1. Maydanoz suyu

maydonoz

Maydanoz bir çok faydalı özelliği ile hem alternatif tıp hem de yemek alanlarında kullanılmaktadır.

Maydanoz yüksek oranda demir içerir, ayrıca bir çok vitamin ve vücudun detoksuna yardımcı olan antioksidanlar taşır.

Bu meyve suyunun tadı muhteşem değil, ama sağlığa yararları için içmeye değer.

Malzemeler

  • 1 demet maydanoz
  • 1 limonun suyu
  • 1 bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Bir demet maydanozu alın ve iyice yıkayın. Doğrayın.
  • Taze sıkılmış limon suyu ve bir bardak su ile mikserden geçirin.
  • Bir kaç dakika iyice sıvı haline gelene kadar karıştırın.
  • Tercihen kahvaltıdan önce hazırlayıp bekletmeden tüketin.

2. Pancar ve bira mayası içeceği

Pancar veya pancar kökü yüksek oranda demir taşır. Bu yüzden kansızlık belirtilerine çok iyi gelir. 

Enerji verir ve yorgunlukla savaşır, ve içeriğindeki besleyici ögeler zayıf saçlar ve tırnakları iyileştirir.

Malzemeler

  • 1 pancar
  • 1 havuç
  • 1 çay kaşığı bira mayası (5 gram)
  • 1 bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Pancarı ve havucu doğrayın, miksere koyun.
  • Bir bardak suyu ve mayayı ekleyin. Bir kaç dakika karıştırın.
  • İyice karışınca hemen için.

3. Böğürtlen, çilek ve elma suyu

bo%cc%88g%cc%86u%cc%88rtlen

Bu lezzetli içecek sadece demir içermekle kalmaz, antioksidan bileşenli lifler de taşır, bunlar kanı temizlemeye yardımcı olur.

Malzemeler

  • 2 böğürtlen
  • 3 çilek
  • 1 elma
  • 1/2 bardak su (100 mL)

Hazırlanışı

  • Böğürtlen ve çilekleri iyice yıkayın ve miksere koyun.
  • Elmayı doğrayın ve diğer malzemelerle beraber ekleyin. Çekirdeklerini almayı unutmayın.
  • Yarım bardak suyu ekleyin ve bir kaç dakika karıştırın.
  • Sabahları için.

4. Turp ve  and tere suyu

Turp ve tere suyu düşük kalorilidir, bu yüzden rahatlıkla diyetinize ekleyebilir, böylece kansızlığa karşı koruma sağlayabilir ve zayıflık ve yorgunlukla gelen rahatsızlığı giderebilirsiniz.

Malzemeler

  • 5 dal tere
  • 4 turp
  • 2 avuç ıspanak
  • 1 bir bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Sebzeleri yıkayın ve meyve sıkacağından geçirin.
  • Bir bardak suyu ekleyin ve kahvaltıdan önce için.

5. Havuç ve tere suyu

havuc%cc%a7

Havuç ve tere bol miktarda lif, vitamin ve vücudu canlandırıcı gerekli mineralleri içerir.

Bu içeceğin düzenli tüketimi kansızlık belirtilerini giderir ve düşük enerji halinde fiziksel ve akli performansı arttırır. 

Malzemeler

  • 3 havuç
  • 2 dal tere
  • 1 bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Sebzeleri doğrayıp su ile miksere koyun ve karıştırın.
  • İyice karışınca için.
  • Günde iki bardak içebilirsiniz.

6. Havuç, ıspanak ve kereviz suyu

Bu sebze suyu yüksek oranda vitamin ve mineral içerir, bunlar vücudun enerjisini arttırır ve yorgunlukla kansızlığa iyi gelir.

Malzemeler

  • 5 havuç
  • 1 kereviz sapı
  • 1 avuç ıspanak
  • 1 bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Malzemeleri iyice yıkayın ve doğrayıp miksere ekleyin.
  • En yüksek derecede bir kaç dakika karıştırın.
  • Taze servis edin ve kahvaltıdan önce için.

Bu tariflerden istediğinizi seçin ve kansızlık tedavisi ve belirtilerini gidermek için tüketin.

Ancak aklınızda bulundurun, bunlar ilaçların veya bir doktorun önerilerinin yerini tutmaz. 

Kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »