Bildiğimiz hıyar işte…Ama mucizelerine bakın…

Bunları okuduktan sonra hıyara çok daha farklı gözle bakacaksınız! Bir süre önce bu bilgiler “The New York Times” gazetesinde yayımlandı.

1. Hıyar, günlük ihtiyacınız olan birçok vitamini içerir. Tek bir hıyarda Vitamin B1, Vitamin B2, Vitamin B3, Vitamin B5, Vitamin B6, Folik Asit, Vitamin C, Kalsiyum, Demir, Mağnezyum, Fosfor, Potasyum ve Çinko ihtiva eder.

2. Öğleden sonra yurgunluk mu hissettiniz? Kahveyi, çayı, soğuk içecekleri bir taraf bırakın ve bir hıyar yiyin. Hıyar iyi bir B vitaminler ve Karbohidratlar kaynağıdır ve yediğinizde saatler sürecek yorgunluğunuzu kısa bir sürede ortadan kaldırır.

3. Banyo veya duştan sonra aynanızın buğulanmasından şikayetçi misiniz? Bir hıyar dilimini alıp aynayı ovun. Hem buğulanma yok olacak hem de pırıldayan bir aynaya ve nefis bir kokuya sahip olacaksınız.

4. Haşereler bahçenizi veya saksı bitkilerinizi mahvediyor mu? Bahçeniz için bir aluminyum tabağa (ya da aluminyum folyoya) hıyar dilimlerini koyup, ortada bir yere yerleştirin. Saksılarınıza ise birkaç dilimi toprağın üzerine yine aluminyum tabak veya folyo ile yerleştirin. Bütün mevsim haşerelerden kurtulacaksınız. Hıyardaki kimyasallar aluminyum ile etkileşerek insanların algılayamadığı ama haşereleri deli eden bir koku yayar ve onların ortadan kaybolmalarına neden olur.

5. Bayanlar, sokağa çıkmadan önce veya denize-havuza girmeden önce bir süreliğine selülitlerinizden kurtulmak ister misiniz? Sorunlu bölgelerinizi birkaç dakika süreyle hıyar dilimleriyle ovun. Hıyardaki fitokimyasallar derinizdeki kollajenlerin gerilmesini sağlar, dış tabakayı sıkılaştırarak selülitlerin görüntüsünü azaltır. Aynı şekilde kırışıklıklara da iyi gelir (özellikle de göz civarındaki).

6. “Akşamdan kalma” sorununuzdan veya kötü bir baş ağrısından kurtulmak ister misiniz? Yatağa girmeden önce birkaç dilim hıyar yiyin ve ertesi sabah dipdiri, baş ağrısız kalkın. Hıyar, vücudun kaybetmiş olduğu gerekli besinleri takviye edici yeterli miktarda şeker, B vitaminleri ve elektrolitleri ihtiva ettiği için yediğiniz birkaç dilim sorunlarınızı hemen yok eder.

7. Özellikle diyet yapanlar, açlık dürtünüzü ortadan kaldırmak mı istiyorsunuz? Hıyar yiyin.

8. Evinizde ayakkabı boyanız mı kalmadı? Taze kesilmiş bir hıyar ile ayakkabınızı ovalayın. İçerdiği kimyasallar ayakkabınıza hem harika görünen bir parlaklık verir hem de deriyi su geçirmez hale getirir.

9. Evinizde bir kapı, pencere ya da benzer bir şey gıcırtı mı yapıyor? Bir dilim hıyarı alıp gıcırtı yapan yerlere sürtün (tabii sürtünme yapan yerlere, menteşenin dışına değil!!) gıcırtı gidecektir.

10. Kendinizi gergin, bitkin mi hissediyorsunuz (özellikle ders çalışan öğrenciler, yeni bebek sahibi olmuş anneler ve diğer herkes) ? Bir tas kaynar suyun içine bir bütün hıyarı ince dilimler halinde keserek koyun. Tası da bulunduğunuz odada uygun bir yere koyun. Hıyardaki kimyasallar ve diğer besinler kaynar suyun içine girince tepki gösterirler ve suyun buharı ile birlikte bulunduğunuz odaya yayılarak nefis bir aroma yayarlar. Bu aroma sizlerin tüm gerginliğini alarak sakin kişiliğinize dönmenizi sağlayacaktır. Özellikle öğrenciler bunu denemelidir.

11. Yemek yediniz (örneğin kebap) ve ağzınızdan kötü koku yayıyorsunuz. Bir hıyar dilimini alıp dilinizle damağınıza yerleştirin ve en az 30 saniye öyle tutun. Ağzınızda kötü kokulara neden olan bakterilerin fitokimyasallar sayesinde ölmesi nedeniyle bu sorundan kurtulmuş olacaksınız. (Soğan-sarmısak kokusu konusunda bir bilgi yok. Bunu da siz deneyin ve sonucu görün.)

12. Evyelerinizi, lavabolarınızı çevreye zarar vermeyecek bir şekilde temizlemek ister misiniz? Bir dilim hıyarı alıp temizlemek istediğiniz yeri ovun. Sadece yılların birikimi lekeleri kirleri temizlemekle kalmaz, ayrıca güzel bir parlaklık verir temizlediğiniz yere. Bunun yanında elleriniz de o temizlik malzemelerin verdiği zararlardan kurtulmuş olur.

13. Kalemle yazarken bir hata yaptınız ve hatayı silmek istiyorsunuz. Hıyar kabuğunu alıp yavaş ve nazikçe silmek istediğiniz yazıya sürtün. Boya kalemlerinde ve keçe kalem yazılarında da oldukça yararlı. (Bilirsiniz bazen çocuklarımız duvarlara yazılar yazar, resimler yaparlar. Onlarda da deneyebilirsiniz

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BUNU YILDA BİR KEZ MUTLAKA YAPIN

 Özellikle Rus doktorların tavsiye ettiği kalp ve damar hastalıkları reçetesi mucizevi sonuçlar veriyor. Bitkilerle doğal tedavi yöntemine son derece önem veren Rus tıp dünyası, bu formülü yüzlerce yıldır ku…llanıyor ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyor. Limon suyu ve sarımsakla yapılan karışım, damar sertlikleri, damar yağlanması, damar tıkanıklıkları ve tansiyon gibi sorunları kalıcı olarak ortadan kaldırıyor.

Türkiye’deki bazı doktorlar da hastalarına bu formülü öneriyor.

EVİNİZDE KENDİNİZ YAPABİLİRSİNİZ

– 2 Litre hiç su katılmamış sıkılmış limon suyu

– 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak (Mümkünse Anadolu’da yetiştirilmiş ithal olmayan sarımsaklardan)

– Ağzı sıkı kapanan koyu renkli bir kavanoz (2 litrelik pet şişeler de kullanılabilir) HAZIRLANIŞI 2 Litrelik kavanoz ya da pet şişeyi dolduracak kadar limon satın alın. Limonların suyunu iyice sıkıp şişeye doldurun. Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp şişenin kapağını sıkıca kapatın. 25 gün boyunca normal ılık bir yerde tutun ve her gün birkaç kez çalkalayın. Yaklaşık 25 gün sonra sarımsakların limon suyunun içinde eridiğini göreceksiniz. 25 gün sonra hazır hale gelen karışımdan her sabah kahvaltıdan yarım saat önce yarım çay bardağı için. Bunu hergün düzenli olarak ve mümkünse aynı saatte yapın. Bu karışımın içine asla başka bir madde (şeker, tuz, tatlandırıcı vs. katmayın)

YÜZDE 100 KANITLANMIŞ FAYDALARI

1- Tüm damar iltihaplarını (vasküler) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.

2- Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor.), vücuttaki şeker oranını dengeliyor, pankreasin yenilemesini sağlıyor.

 3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinliği yok ediyor ve dokularda ödem oluşmasını engelliyor.

4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.

5- Tüm romatizmal iltihabi önleyor, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem yüzeylerinin yenilenmesini sağlıyor ve her türlü ağrıyı kesiyor.

 6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerini yeniliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felç ve inme riskini azaltıyor.

7- Vücudun bağışıklık sistemini son derece mükemmel hale getiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle de damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden engelliyor. Kanser oluşumlarına karşı tüm vücudu koruyor

Not: Doktorunuza danışmadan yapmayınız…
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

ADAÇAYI, MİDE VE BAĞIRSAKLARI RAHATLATIR. KARACİĞERİ TEMİZLER. ÜLSER HASTALARINA ÖNERİLİR…

Adaçayı sıkça içildiğinde tüm bedeni güçlendirir, kalp krizi tehlikesini azaltır. Hastalık sonrası güçsüzlük hallerinde başarıyla kullanılabilir. …

Kanı temizler, karaciğere dosttur. Onu kramplarda, omurilik rahatsızlıklarında, beze hastalıklarında ve organ titrekliklerinde büyük bir başarıyla kullanıyorlar. Yukarda belirtilen hastalıklarda, günde 2 su bardağı çay yudumlanarak içilmelidir.

Adaçayı, hasta karaciğeri de çok olumlu etkiler, onunla ilgili tüm rahatsızlıkları giderir ve gazları yok eder. Kan temizleyici etkisi vardır. Solunum organlarını ve mideyi balgamsı salgılardan temizler, iştah açıcıdır.

Mideyi ve bağırsakları rahatlatır, gazların dışkılanmasını sağlar. Kramp çözücü etkisi sayesinde, ishalde çok rahatlatıcıdır. Böcek sokmalarında, sokulan bölgeye adaçayı yaprağının tozu uygulanır.

Adaçayı, dıştan uygulandığında, yaprağın tozu uygulanır. Bademcik iltihaplarına ve ülsere yardımcı Adaçayı dıştan uygulandığında (Çalkalama ve Gargara), bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları, yutak ve ağız boşluğu iltihaplanmalarında veya ülserlerinde özellikle önerilir.

Not: Doktorunuza danışmadan kullanmayınız…

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bezelyenin Faydaları

 Kansızlığı gideren ve pekliği geçiren taze bezelyenin, kan kanserine karşı koruyucu etkisi olduğunu ifade eden uzmanlar, gıda değeri ve insana zarar vermeme bakımından fasulyeden daha üstün olduğunu savunuyor.

 SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Bezelye önemli oranlarda içerdiği protein, karbonhidrat, fosfor, potasyum ve A vitaminiyle çok önemli bir besin türüdür.

Bunun yanı sıra;  Kolayca çözümlenebilir çeşitli lif maddelerini çok miktarda içerdiğinden, bezelye, özellikle kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürücü etki yapar, kalp krizi geçirme rizikosunu da azaltır.

Gene bu yüksek orandaki lif, midede uzun süre kalır: Böylece kandaki şeker düzeyi artma ve azalmalarını bir düzene sokarak bedenin enerji düzeyini sabit tutar.

Yüksek oranda B1 vitamini içeren bezelye, uykuyu da düzene sokar.

İştahı açar ve insanın ruhsal durumunu düzelterek neşeli olmasını sağlar.

 Bezelye tüketmenin hayvanlarda kansere yakalanma rizikosunu azalttığı, araştırmalarla saptanmıştır: Aynı etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.

 Bezelyeyi çok tüketen kişilerde akut apandisite çok az rastlandığı gene araştırma sonuçlarıyla saptanmıştır.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KEFİR’ İN YARARLARI:

* Bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden mikrobik enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırır.

* Büyümeye güçlü destek sağlar. …

* İhtiyaç duyulan enerji için mükemmel destek verir.

* Beyin hücrelerini aktif hale getirir ve beyinsel dinamizmi arttırır.

* Bağırsak florasını düzenler eder.

* Gençlik döneminin etkin, enerjik ve aktif bir dönem olması için unutulmaz bir partnerdir.

 * Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekli olmasını sağlar.

* Yorgunluk ve strese karşı koruyucu bir kalkan görevi görür.

* Cinsel fonksiyonların devamlı olmasında aktiflik kazandırır.

* Kanı temizler, kolesterolü dengeler ve yüksek tansiyonu düşürür

* Damar sertliğini ve kalp krizi riskini önler.

* Sindirimi kolaylaştırır.

* Bir çok hastalığın oluşumunu ilk başlangıçtan itibaren hemen önler.

* Antibiyotik ilaçlar vücuttaki tüm vitaminleri ve bakterileri öldürdüğü için; doğal savunma ve savaş ordularını kurarak doğal antibiyotik görevi yapar.

* Damar sertliğini önler

* Uzun ve sağlıklı bir ömür trendine yönelik metabolizmanın mimarıdır. Kemiklerin ve kasların kuvvetli kalmasına destek sağlar.

nOT: kULLANMADAN ÖNCE MUTLAKA DOKTORUNUZA DANIŞINIZ…
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YOĞURT DEYİP GEÇMEYİN! SÜTTEN DAHA FAYDALI

 Yoğurt, sabahtan akşama kadar günün her saatinde yenebilecek harika bir gıdadır.Yoğurt daima suyuyla birlikte yenmelidir.Süzme yoğurtta “B” vitamini kalmaz.Çünkü,vitaminler hep yoğurdun suyundadır

. Şeker hastaları için yararlı bir besindir.Şeker hastalarına verilecek yoğurt, ekşimiş olmamalı ve kaymağı alınmış olmalıdır. Sabahleyin kahvaltıdan sonra yenen yoğurt,sindirimi kolaylaştırıp ,bağırsakların çalışmasına yardım eder.

Her yaşta hemen hemen herkes için uygundur.Ancak, midesi çok duyarlı olanlara,onikiparma k bağırsağı ülseri olanlara dokunur.

Yoğurt, hastalar ve zayıf bünyeler için sütten daha besleyici sindirimi kolay bir gıdadır.Aynı zamanda bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların(Amipleri n) çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olan bir besindir.Bu sebepten tifo ve ishal zamanlarında yoğurt âdeta bir ilaç gibi tavsiye edilmektedir.

Tüberkülozlu hastalar üzerinde de antibiyotik etki gösterir.

Yoğurt aynı zamanda bulaşıcı hastalıkların tedavisinde de oldukça öneme sahiptir.

Çocukları n bulaşıcı karaciğer iltihâbı (hepatit) hastalıklarının dietik tedavilerinde kullanılır.

Ayrıca,yüze ve boyna sürülürse cildi canlandırır.Yirmi dakika kalsın cildinizde,sonra da gülsuyuyla siliverin.Rahat bir uyku için de yoğurt yiyebilirsiniz

Mineraller

Kalsiyum:Kemik, diş ve saç gelişmesini sağlar,sinir sistemini düzenler,kişiyi çabuk öfkelenmeye karşı korur.Şurası mutlaka bilinmelidir ki güzelliği bozan en korkunç şey ;öfkeli ve sinirli olmaktır.

Fosfor:Vücut için en önemli mineral, fosfordur.Bu mineral,dokuları ,kemik,diş ve bütün hücreleri yeniler,B grubu vitaminler fosforla birlikte çalışır.

İyod:Tiroid bezlerinin çalışmasını sağlar,guatr hastalığını önler.Bu mineral vücut hücrelerinin çalışma ahengine de yardımcı olur,uyarıcı bir etkisi vardır
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Argan Ağacının Mucizesi…

Argan Yağı ile birçok kişinin tanışması aslında reklamlar sayesinde oldu. İlk duyulduğunda a böyle bir yağ mı varmış? denildi. Bunun sebebi ise bu yağın üretildiği ağacın yurdumuzda yetişmemesi diyebiliriz. Bir diğer sebebi ise bu yağın üretiminin oldukça zahmetli olmasıdır. Artık Argan yağı bir çok kozmetik üründe de yerini almıştır.                  

  Argan ağacı, Fas’ın güneybatı bölgesinde yetişen bir ağaçtır. Bu bölgedeki insanlar çok eski tarihlerden beri bu ağacın tohumlarından elde edilen yağı çıkarmakta ve gerek yemeklerde gerekse de yüz ve saç bakımı için kullanmaktadırlar. Aragan yağının faydalarına geçmeden önce daha önce görmediğimiz ve bilmediğimiz Argan ağacı hakkında bilgi vermeden geçemeyeceğim.

Argan Ağacı Nasıl Bir Ağaçtır?

Argan Ağacı (Latince: Argonia Spinosa): Sadece Fas’ın güneybatı bölgesinde yetişen bu ağacın boyu 10 metre kadardır. Çevresi de 15 metreyi bulmaktadır. 150 – 200 yıllık ömürleri vardır.Yaprakları zeytini andırmaktadır. Bu yüzden Türkçe adı Fas zeytin ağacı olarak da bilinmektedir. Çiçekleri sarı ve yeşil renkte olup küçüktür. Argan yağı elde edilen meyvesi ise ceviz, badem gibi sert kabukludur. Bu meyvenin içerisinden de yumuşak meyve çıkmaktadır. Mayıs ayında meyveler olgunlaşır. Haziran ve Temmuz aylarında ağaçtan düşmeye başlarlar. Ağaç oldukça büyük ( parmak uzunluğunda) dikenlere sahiptir. Bu yüzden meyvelerinin toplanması oldukça zordur. Ayrıca ağacın yetiştiği topraklar yarı kurak olduğu için bitki suyu bulmak için köküyle toprağın derinliklerine kadar uzanmaktadır. Böylece o bölgede erozyonu de önlemektedir.  Argan ağacının nesli tükenmekte olduğu için 1998 yılında Fas Argan bölgesi UNESCO Biyosfer Rezervleri Programı’na dahil edilmiştir. Böylece Argan ağaçları koruma altına alınmıştır.                                                                     

                    

 

Argan Yağının Faydaları Argan Yağının Cilt İçin Faydaları :

1- Kırışıklıkları azaltarak cildinizin sıklaşmasını sağlar.

2- Sivilce tedavisinde oldukça etkilidir.

3- Cildinizin yumuşamasına yardımcı olur.

4-Güneş(UHV zararlı ışınları), sigara, stres, çevre kirliliğinin olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak hücrelerin yenilenmesini sağlayarak cildinizi canlandırır.

5- Ciltteki tahriş ve iltihaplanmayı azaltabilir.                                                                     

6- Göz altı kırışıklıklarında etkilidir.

7- Hamilelik çatlaklarının önenmesinde faydalıdır.

8- Hem kuru hem de yağlı ciltler için kullanıma uygundur.

Argan Yağının Saç İçin Faydaları

1- Yıpranmış ve donuklaşmış saçlarda parlaklık sağlar.

2- Saç kırıklarının oluşmasını önler.

3- Saçları besler.

Argan Yağının Tırnak İçin Faydaları

1- Kırılgan tırnak yapısını güçlendirir.

Argan Yağı Nasıl Kullanılır?

Yüz İçin Kullanımı :

Argan yağının daha fazla etki göstermesi için yüzünüze sürmeden önce temizlemeniz şarttır. Temizlemiş olduğunuz yüzünüze sadece birkaç damla uygulamak yeterli olacaktır. Argan Yağı gün içinde ya da gece yatmadan önce yüze uygulanabilir. Parmağınızın ucuna birkaç damla Argan Yağı damlatın ve parmaklarınızı birbirine sürterek yağın biraz ısınmasını sağlayın. Parmaklarınızla tüm yüz bölgenize nazikçe masaj yaparak Argan Yağını yüzünüze uygulayın. Yağ çabucak cildinize nüfuz edecek ve cildinizin canlandığını göreceksiniz.

Saç İçin Kullanımı:

Saçınıza kafa deriniz ıslanacağı kadar Argan Yağı uygulayın. Kafa derinize yavaş hareketlerle masaj yapın. Saçınızı ılık bir havluyla örtün ve 30 dakika boyunca böyle bekleyin.Daha sonra saçınızı yıkayın.

Tırnaklar İçin Kullanımı :  

Limonu sıkın ve çıkan suyuna eşit miktarda olacak kadar  Argan Yağı koyarak bir karışım elde edin. bu karışımın içinde 15 dakika boyunca parmak uçlarınızı bekletin. Tırnaklarınızın sağlıklı bir biçimde kalması için haftada 1 kere bu karışımı 15 dakika boyunca uygulamanız  yeterli olacaktır.

Vücut için Kullanımı:

Argan Yağı masaj içinde son derece uygun bir üründür. Tercihen Duştan sonra temiz vücuda avuç içinde ısıtılarak uygulanması et etkili sonuçları verir. Vücut tarafından kolayca emilmektedir ve diğer yağlarda olduğu gibi yapışkan bir formda değildir, bu nedenle masaj sonrası tekrar duş alınması gerekmemektedir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Süt Hakkında Bilmek İste(me)diğiniz Her Şey !?

 Siz hiç süt içen bir inek veya öküz gördünüz mü? Memeden kesilen hiç bir canlı doğal şartlarda süt ihtiyacı duymaz! Doğada hayvanlar yavrularını sütten kesme kurallarını çok net bir şekilde (hırlayıp azarlayarak, hatta gereğinde yavrusunu döverek) belirliyorlar. Ancak her nedense insanoğlu tüm konularda olduğu gibi beslenme konusunda da doğaya ters düşerek kendini sağlıklı tuttuğunu zannediyor.

Üstelik içtiğimiz süt insan/ana sütü değil hatta anne inek sütü bile değil. Suni şartlarla süt üretmesi sağlanan canlılardan sömürülen bu sıvı insan metabolizmasıyla bir çok konuda uyumsuz olan inek sütü; diğer yandan insan yavrusunun normal şartlarda 2 yaş sonuna kadar anne sütü alması gerekliliğini de göz ardı ediyoruz..! İnsanların süt hakkındaki bilgileri ya tamamen yanlıştır yada bilerek yanıltılmışlardır.

Sebebi Dünya ekonomisinde inanılmaz yerinin olması, inek sütünün erişkin insanlar için faydasız hatta zararlı olduğu insanlara açıklanırsa ve süt tüketimi durursa çok büyük ekonomik çöküntülerin yaşanacak olmasıdır. Sütü üreten hayvan bedeni insan bedeniyle uyumsuz bir yapıya sahiptir. Bir buzağı 18 ay sonra tam bir yetişkin haline gelirken, insan buna 18 yılda ulaşır. Bu bile sütün aslında bizim bedenimize göre farklı olduğunu gösterir. Sütün içinde kazein diye bir madde vardır ve insan midesi bunun asla tamamını sindiremez. Bir bebek midesi bile ancak %40’ını sindirebilir. Ayrıca süt ince barsakta balgam yapar ve gözenekleri tıkar. Buradaki sindirimi de engeller yani. Ayrıca sütte yüksek oranda kalsiyum olduğu rivayeti de deneylerle ispatlanmış bir yalandır. Yapılan bazı klinik deneylerde 1500 çocuğun üzerinde yapılan bir araştırmada süt içenlerle içmeyen çocukların arasında kalsiyum bakımından önemli bir farkı olmadığı görülmüştür.

“Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir.” Doğaya baktığımızda, yavruların sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz, çünkü sindirim sistemi buna uygun şekilde tasarlanmış. Sütün sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor. İddia şu: Yetişkinlerin vücudu sütü sindirmeye uygun değildir. Bu ne demek? Şu demek: Erişkin yaşta süt, sindirim sistemini bozar. Neden? Çünkü çocuklarda olan fermentler ve enzimler (laktoz, kazein, vs.) yetişkinlerde yeterli miktarlarda yoktur. Bu durumda ne olur? Vücutta gaz birikimi ve yumuşak gaitaya (büyük abdest), karın ağrılarına, şeker hastalığına, kalp ve damar hastalıklarına ve hatta yaşlı kadınlarda şimdiye kadar bilindiğinin aksine kemik erimelerine sebep olur. Süt içende vücutta zararlı fermantasyonlar ve oksidasyonlar (zararlı kimyasal reaksiyonlar) oluşur.

Bu de ne demektir? Serbest radikaller demek. Peki serbest radikal ne demek? Çabuk yaşlanma demek! Yani süt bir yaşlanma nedeni. Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle “yıkarlar”. Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtırak sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar.

Bu yüzden süt tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: “Ya tek başına iç, ya da içme.” -Pastörize ve homojenize süt dehşeti! Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir. Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez. Şişeyle beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez. 1930’larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.

Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi. Ama Dr. Pottenger’in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı. Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular. Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı. Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.

Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta* içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın. Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika’da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak “zararsız” hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır. Dr. Pottenger’in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur.

Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle yayılmıştır ki, Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı karşıyadır. İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını önlemek için süt “homojenize” ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolestrolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor. Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız! -Besin’mi zehir’mi?! Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir.

Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz. Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarından muzdariptirler. Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt, çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar. Kuzey Dakota’nın Grand Folks şehrindeki İnsan Araştırma Merkezi’nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir role sahiptir. Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı’da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha fazla arttı.

Boronu nereden bulabiliriz? Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler gibi kasiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden. Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden “işe yaramadığını” düşünür durur. Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler. Çocukları “güçlü ve sağlıklı” büyüsünler diye pastörize sütle tıka basa doldurmak düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, onlar içindeki besinleri ayrıştıramazlar. Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan; erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar. İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir.

Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır. -Pastörize süt içen buzağılar ölüyor Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de kendileri tüketirler. İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimi yok eder. Böylece; bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın sindirim yolunda çürür. Bu çamurun bir kısmı kana sızar.

Süt ürünlerinin günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla sertleştirir. -Süt’ün metabolizma üzerindeki olumsuz etkilerinden bazıları Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilcenin birçok çeşidi süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir. İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil. Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar verir. Besin ve İyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı felaketi şöyle açıklar: “Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır. Bu bağlantının, süt ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını görüyorum. Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor.” Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir.

Doğrudur, 100 gramında 33 gram kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir. Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler. New York Devlet Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle diyor: “Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35’e 1, inek sütününki yalnızca 1.27’ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum içerir, yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı sodyum kaynaklarından biridir.” Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir. 100 gramında 118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü bazı besinlerin 100 gramı ile karşılaştırın: Badem (254 mg), brokoli (130 mg), kıvırcık lahana (187 mg), susam tohumu (1,160 mg), bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg) ve sardalya balığı (400mg). -Kemik erimesi (osteoporoz) ve süt: Süt tüketimi kemik erimesi için bir tedavi olarak doktorlar tarafından tavsiye ediliyor ama gerçeğin tümüyle farklı olduğu söyleniyor. En son görüşlere göre ağızdan kireç (kalsiyum) alımı ile kemik erimesi önlenemez. Kirecin vücuda girişi değil vücut tarafından alınımı önemli.

Bunu da mümkün kılan ve hızlandıran Calcitonin ve Provitamin D denen hormonlar. Kilolarla kireç yesek belki zehirleniriz, böbreklerimizde taşlar oluşur, kalbimiz düzensiz atar ama kemiklerimizde fazla bir düzelme olmaz. Günlük gıdalarımızla sebze ve meyvelerden aldığımız kalsiyum yeterlidir. (Brokoli mesela) Esas olan kirecin vücuda girmesini sağlayan hormonlardır. Düzenli beslenmenin yanı sıra kemiklerdeki kan dolaşımını arttırıcı spor ve masajlar daha faydalıdır. Harvard Üniversitesinde 75.000 kadın hastada 12 sene süre ile yapılan bir araştırmada (Feskanich D, Willet C, Stampfer MJ, Golditz GA. ” Milk, dietary calcium and bone fractures in women; a 12 year prospective study “. American Journal of Public Health) kemik kırıklarında ve kemik erimesinde bir azalma görülmemiş. Hatta fazla kalsiyum alanlarda daha fazla kemik kırıkları meydana geldiği gözlenmiş. Tıpta ki en son görüş şu: Sodyumlu gıdaları (sofra tuzu, gazozlu içecekler ve bazı maden suları, sucuk-sosis gibi konserve et ve diğer konserve gıdalar) ve et mamullerini azaltırsanız, bol sebze, yoğurt, peynir ve meyve yer iseniz, günlük kalsiyum ihtiyacınızı salata ve taze yeşil sebzelerden, meyve ve sebze sularından elde ederseniz kemikleriniz erimeyecek ve kırılmayacaktır. Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz.

Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir. Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür. -Kalp-damar hastalıkları ve süt: Süt kalp krizlerini ve damar sertliği riskini arttırdığı da iddia ediliyor. Neden? Çünkü süt ve süt mamulleri (tereyağı, peynir ve yoğurt) yüksek miktarda kolesterol ve yağ içerirler. Bu da damarların kireçlenmesine ve kalp hastalıklarına yol açar. Süt, çok fazla miktarlarda içilirse kanser riskini de arttırdığı söyleniyor.

İçerdiği ettiği çok kuvvetli proteinler nedeni ile meme, bağırsak ve prostat kanseriyle ilişkili bulunuyor. Meme ve prostat kanseri hastalarının kanında yüksek dozda bir büyüme hormonu olan (IGF-1) çok fazla olarak mevcuttur. Bu hormon aynı zamanda sütte de çok fazla miktarlarda mevcuttur. (Daha çok süt versin diye ineğe verilen rBGH hormonu yüzünden. Avrupa’da yasak, Türkiye’deki durumu bilmiyorum) Bazı doktorlar bu büyüme hormonun kansere zemin hazırlayabileceğini öne sürüyor. Çok süt içenlerin de kanında bu hormona fazlaca rastlanmakta. -MS, kireçlenme,aizheimer Multiple Skleroz (MS) nedenlerinden biri olarak alınan yüksek proteinler, dolayısıyla inek sütü düşünülmekte. Sütte bulunan aşırı D vitamini kirecin hücre dışı yerleşmesini hızlandırıp vücutta kireçlenmelere sebep olduğu da biliniyor.

D vitamini ayrıca vücutta alüminyum birikmesine dolayısıyla Alzheimer hastalığına neden olmakta. Peynir ve yoğurtta fermantasyon vücut dışında olduğu için fazla bir zarar söz konusu değil çünkü laktatiar artık parçalanmıştır ama yine de yüksek protein ve yağların fazla tüketimini sağlığa pek o kadar yararlı değil. Tavsiye edilen yağ miktarı % 30’u geçmeyen peynir ve % 3,5’i geçmeyen yoğurtları fazla olmamak kaydı ile tüketmek. Ayrıca piyasaya yeni çıkmaya başlayan laktozsuz sütler de bir yere kadar çare olabilir. ” -Süt alerji nedenidir Sürekli gazdan, yorgunluktan veya baş ağrısından mı şikayetçisiniz? Veya depresif misiniz?

Belki de nedeni süt alerjisidir. İnsanlar farkında değil ama süt alerjisi en fazla görülen alerji tiplerinden. Belirtileri hafif bir mide-barsak şikayeti ya da gaz birikimi olabileceği gibi, astıma kadar varan solunum sistemi şikayetleri de olabilir. Egzama ve ciltte kızarıklıklar, uzun süren burun akıntıları ve sinüzit iltihapları, ağız ve burun içinde kapanmayan yaralar, migren ve migrene benzer baş ağrıları, eklem ağrıları ve hatta DEPRESYONLAR süte ve süt mamullerine karşı reaksiyonlar olarak sayılıyor. Süt içenlerin yorgunluk hissetmeleri laktatların bağışıklık sisteminin düzenini bozmalarından kaynaklanır. Peynir ve yoğurtta laktat fermente olduğundan (parçalandığından) süt gibi zararlı değildirler. “Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit “cinsel öz”dür. İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın endokrin sisteminin hassas dengesini bozar.”

Eğer süt ürünleri içmekte ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve dengesine yaklaşan “keçi sütü” olmalıdır. İnek sütünden yapılmış yegane tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten yapılmış olmalıdır.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Toksin atma formülü;

TOKSİN ATICI: 1 kap içerisine yarım demet taze maydanoz (saplarıyla birlikte), yarım demet taze nane yaprakları, 1 adet limon, bir parça ıhlamur ve 2 litre su eklenir. Yaklaşık 30 dakika kaynatılır ve soğuduktan sonra süzülerek içilir. Sa…bah aç karnına 1 su bardağı her gün içmelisiniz.

TAZE HAVUÇ VE KEREVİZ SUYU KARIŞIMI: Havuç ve kerevizin içerdikleri maddeler birleşince güçlü bir antioksidan ve kanser önleyici etki gösterirler. Ayrıca karışımın içerdiği A vitamini bağışıklık sistemini, dişleri, iskelet sistemini ve görmeyi güçlendirir. Cilt sağlığı açısından da önemlidir. Haftada 1 kere 1 ara öğünü kaldırıp içilmelidir
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güzelliğin Sırrı Kayısı Yağı… Cilt kırışıklıkları için birebirdir…

 Kayısı çekirdeğindeki bitkisel yağların damıtılmasından elde edilen kayısı çekirdeği yağı, özellikle cilt yaşlanmaları, cilt lekeleri ve cilt kırışıklıkları gibi cilt sorunlarına iyi gelmektedir. Kayısı çekirdeği değişik vitamin ve mineraller bakımından oldukça zengindir. Kayısı yağında A, D, E, K vitaminleri bulunur. Özellikle A vitamini cildi gençleştirici ve cilt kırışıklığı ve lekelerini yok edici özelliklere sahiptir. Sivilceler nasıl geçer sorusunun cevaplarından birisi de Kayısı yağı çekirdeği kullanmaktır. Kalsiyum, Magnezyum ve Selenyum gibi mineraller ve iz elementler bakımından da zengin bir sihirli iksir olan Kayısı çekirdeği yağı, özellikle kuru ciltlere iyi gelmekte ve kuru ciltli kişilerde görülen cilt yıpranmalarını engellemektedir. Haftada 2 kez cilt kırışıklıkları olan bölgelere uygulanan kayısı çekirdeği yağı cildi gençleştirir.

Kayısı çekirdeği yağı aynı zamanda selülitli bölgelere uygulanırsa bölgesel zayıflama ve incelme çabalarınızda da faydalı olur. Kayısı çekirdeği yağının zayıflamaya doğrudan etkisi olmasa da selülit hücrelerini eritmekte ve selülite bitkisel çözüm olarak öne çıkmaktadır.

Kayısı çekirdeği yağının faydaları bunlarla bitmez. Kayısı çekirdeği yağının faydaları arasında selülit tedavisi de yer almaktadır. Eczanelerde ve aktarlarda kayısı esansı olarak ta sorarak temin edebileceğiniz kayısı çekirdeği yağı faydaları çok olan ama hiç bir yan etkisi zararı olmayan bir bitkisel tedavi solüsyonudur. Kaysı çekirdeği‘nin bazı kimyasal işlemlerle yağının damıtılmasından elde edilen yağın şişelenmesinden ibarettir. Kayısı yağı aynı zamanda kalsiyum, magnezyum, karotin ve betakaroten maddelerini içeriyor. Kayısı yağı yaşlanmayla ortaya çıkan kırışıklıkları azaltıyor.

Kayısı çekirdeği yağı nasıl kullanılır? Cildin doğal güzelliği için haftada bir gün, kuru ciltlerde ise günde bir defa deriye kayısı yağı sürülmesini tavsiye ediyoruz

Not: Kullanmada önce doktorunuza mutlaka danışınız…

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vücudumuzda 24 saatte neler oluyor?


İnsanoğlu 24 saatte 24 kez değişir. Hem ruh hali hem de vücut ısısı, tansiyon, kalp atımı, hormonlar sürekli değişim halindedir. Biologlar, doktorlar ve farmakologlar bu olağanüstü duruma kronobiyoloji adını veriyorlar.
İşte 24 satte vücudumuzda olanlar:
06.00 Kortizon salgılamasıyla organızma uyanır. Bu uyanma vücut için kendini yavaş yavaş kalkmaya hazırlama işaretidir. Metabolizma hareketlenir ve o günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır olur.
07.00 Vücut hala zayıf bir safhadadır. Bu nedenle bu saatte spor yapmaktan kaçının. Çünkü kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenmiş olursunuz. Spor yerine güzel bir kahvaltı edin, çünkü sindirim organları bu saatte iyi çalışır. Karbonhidratlar bizim için yararlı olacak enerjiye çevrilir. (Geceleri ise yağlar)
08.00 Bu saat cinsel yaşamınız için en iyi zamandır. (Geceleri değil). Çünkü bezler fazla miktarda hormon salgılarlar. Romatizması olanlar uzuvlarındaki ağrıyı günboyu daha kuvvetli hissederler. Sigara tiryakileri için de durum farklı değildir. Kahvaltı sigarası damarları her zamankinden daha fazla daraltır.
09.00 Vücudun dinç, kuvvetli olduğu saattir. Herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zamandır. İğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülür, vücudumuz röntgen ışınlarına karşı daha dirençlidir.
10.00 Organizma şimdi faaliyete, harekete hazır durumdadır. Fazla enerjiktir, vücut en fazla ısısına ulaşmıştır, verimliliğimiz en üst düzeydedir. “Kısa sure belleği” iyi durumdadır. İnsan yaratıcı ve dinamik olur. Fakat dikkat edilecek nokta şudur; saat 10.00 ile 12.00 arası enfarktus olaylarına sık rastlanır.
11.00 Vücudumuzun tam formunda olduğu bir saattir. Kalp ve dolaşım o kadar zinde durumdadır ki yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir. Verimli olmaya programlanmışızdır. Hazır cevaplık ve özellikle hesap işleri, matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde, zorlanmadan yapılabilir.
12.00 Vücudun dinlenmeye ihtiyaci vardır. Dikkat azalır ve insani uyku basar. Midedeki asit miktari fazlalaşır. (Hatta birşey yemesek bile) Beyindeki kan akımı azalır. Çünkü kan sindirim organlarını desteklemesi için mide tarafindan kullanılır. Öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre enfarktuse yüzde 30 oranında az rastlanır.
13.00 Vücut formdan bir hayli düşmüştür. Verimlilik gün ortalamasının yüzde 20 aşağısındadır. Bütün organlar en alt düzeyde çalışır, sadece safra öğle yemeğini hazmettirmek için faaliyettedir.
14.00 Kendimizi bitkin hissederiz. Çünkü tansiyon ve hormon düzeyi düşmüştür. Diş doktorundan korkan kişi doktora bu saatte randevu almalıdır. Çünkü bu saatte acıyı daha az hissederiz. Lokal anestezi uzun süre devam eder (30 dk.). Sabahları bu süre 12 dk., aksamları ise 19 dk.’dir.
15.00 Yeni işlere hazır olun. Enerjimiz geri gelmiştir, ellegimiz tam formundadir. İkinci kez verimliliğe yaklaşırız ama bu verimlilik sabahkinden azdır.
16.00 Spor faaliyetleri için en iyi saattir. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumdadır. Antremanlar için de en iyi zamandır. Asit önleyici ilaçların etkisi bu saatte çok iyidir.
17.00 Organların faaliyeti üst düzeydedir.Kuvvetimiz artar, oksijenin harcanması fazlalaşır. Böbrekler ve mesane özellikle çok calışır. Tırnakların ve saçın en çabuk uzadığı zamandır. Fakat mide ülseri olan hastalar için durum kritiktir. Öğleden sonra geç saatlerde ve akşamın ilk saatlerinde midedeki asit miktarı fazlalaşır. Saat 17.00’ye doğru mide kanamasından dolayı hastaneye gelenlerin sayısı artar.
18.00 Akşam yemeği için iyi bir saattir .Pankreas bu saatte özellikle aktiftir. Karaciğer bile alkole karşı her zamankinden daha hoşgörülü ve dayanıklı sayılabilir.
19.00 Kanbasıncı ve nabız genellikle bu saatte tembelleşir. Bu nedenle kan basıncı düşüren ilaçlar konusunda dikkatli olmalısınız, bu ilaçlar tehlikeli olabilirler. Sinir sistemi üzerinde etkili olan ilaçlarin tesiri de bu saatte fazladır.
20.00 Karaciğerdeki yağ düzeyi düşer ve kirli kan kalbe her zamankinden daha fazla akar. Allerjisi olanlar ve astımlilar ilaclarini bu saatte almalidirlar. Etkisi hemen görülür. Antibiyotiklerde az dozda alınsa bile etkileri en üst düzeyde olur.
21.00 Sindirim organlarının günlük görevi sona ermiştir. Davetleri sevenler dikkatli olmalıdırlar. Gelen herşey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalır ve bu durum tehlikelidir. Kalan yemekler barsak sahasındaki mukozaya hücum ederler. O yuzden bu saatte özellikle kilolu olanlar yemek konusunda dikkatli davranmalıdırlar.
22.00 Bu saatte vücudumuzun polisi akyuvarlar özellikle aktiftirler. Dozu azaltılması gereken ilaçlar için bu çok elverişli bir saattir. Bu ilaçlar yanlış zamanda alındığı takdirde enfeksiyon tehlikesi fazlalaşır. Sigara içenler de son sigaralarını içmelidirler çünkü bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri daha zor atar.
23.00 Organizma gün boyunca aktif birşekilde faaliyet gösteren stress hormonunun salgılamasını durdurur. Bu saatte sakinleşiriz, rahatlarız, gevşeriz. Tam dinlenme saatidir. Metabolizmanın faaliyeti en alt düzeydedir. Tansiyon, kalbin atımı ve vücut ısısı düser. Gebelerde doğum sancıları çoğunlukla bu saatte olur. Çünkü sancıya neden olan gebelik hormonlarının salgılanması üst düzeydedir.
24.00 Uyuduğumuz sırada deri hücreleri durmadan çalışır, gündüz olduğundan daha sık bölünürler. İlk rüya safhası başlar, yarım saat içinde rüya görmeye başlarız.
01.00 Verimliliğimiz en alt düzeydedir. Bu saatte hala çalışanlar hata yaparlar, dikkat son derece azalır. Çünkü vücut kendini uyumaya programlamıştır, kısa zamanda en derin uykuya dalınır.
02.00 Araba kullananlar bu saatte çok dikkatli olmalıdırlar. Çünkü görme zayıflar, tepkiler yavaşlar. Bu nedenle trafik kazaları bu saatte daha fazla olur. Vücut soğuğa çok hassastır, çabuk üşür. Fakat derimiz acıya karşı fazla hassas değildir.
03.00 Bedensel ve ruhsal olarak karanlık bir safhadır. Melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapar. İntihar edenlerin sayısı fazlalaşır.
04.00 Stres hormonundan enerji kazanırız. Enfarktus krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında özellikle fazladır. Çünkü kan basıncı oldukca yükselir, damarlar gerilir. Gebe kadınlar için de doğum yapma olasılığının en yüksek olduğu zamandır.
05.00 Bu saatte vücuttaki erkeklik hormonu salgılanması artar. Stress hormonun konsantrasyonu bizi faaliyete geçirmiştir. Bu hormon gündüz değerinin tam altı katına çıkar. Vücudumuz harekete geçer kaybolan enerji yeniden geri gelir. Artık yeni bir güne başlamak için hazırızdır
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Timüs bezi, tiroid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun önünde bulunur.

Timüs bezi, tiroid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun   önünde bulunur.

> Bu bez insanın bağışıklık sisteminin merkezidir. Yani bütün bağışıklık   sistemi buradan yönetilir. … >

Timüs bezi ne kadar çok titreşirse kişi o kadar sağlıklı ve bağışıklık   sistemi sağlam olur.

> Anadolu’da ağıt yakan kadınların göğüslerine vurduklarına hepiniz şahit   olmuşsunuzdur. Bu refleks kaynaklı basit bir el hareketi değildir. Bu beynin   otomatik gerçekleştirdiği bir davranıştır.

> Kişi göğsüne vururken Timüs bezini titreştirir.

> Bu sayede üzüntü kaynaklı bağışıklıkta meydana gelen direnç azalmasının   önüne geçmeye çalışır.

> Bu bez ne kadar sıklıkla titreştirilirse kişi o kadar genç ve sağlıklı yaşar   ayrıca geç yaşlanır.

> Sizde parmaklarınızla göğsünüzün ortasına yapacağınız küçük vuruşlarla timüs   bezini titreştirebilirsiniz.

> Yada daha basit bir yolu kullanırsınız. “KAHKAHA” atabilirsiniz. > Çünkü kahkaha da göğüs kafesini oynattığı için bu bezi harekete geçirir.

 > Hani yıllar geçerde aradan bir arkadaşımıza rastlarız neşeli halleriyle   tanıdığımız bu insanı görünce  “hiç değişmemişsin, ne gamsızsın…” deriz ya, işte timüs bezinin gücü. > Sonuç olarak kahkaha bağışıklık sistemini güçlendirir ve sizi genç tutar.

Mutluluk ve Timus bezi .. “Mutluluk bir  seçimdir. Mutsuzluğumuz kadere, şansızlığa ve talihsizliğe inancımız ölçüsündedir.”
Bitki Alemi, Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vitaminlerin Faydaları Nelerdir

 

 A vitamini

 Cildimiz ve Göz sağlığımız için önemli olan bir vitamin çeşididir. A Vitamininin temel maddesini betakaroten denen etken madde oluşturur ve aynı zamanda bağışıklık sisteminin çalışmasına fayda sağlar. …

B kompleks vitaminleri

B vitamini vücudumuzdaki karbonhidratları, Protein yağlarını doku ve enerjiye dönüştürmeye yarayan vitamindir. Bunun yanında sindirim ve sinir sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur.

C vitamini

 Doku tamiri ve kollajen oluşumunu sağlayarak antioksidan etki gösteren vitamindir. sağlıklı diş, diş eti ve kemikler için gerekmektedir. Aynı zamanda vücudun demir emilimine yardımcı olur.

D vitamini

 ince bağırsakta kalsiyum ve fosforun aktif emilimini artırarak kemik mineralizasyonuna izin verecek serum kalsiyum ve fosfat düzeylerini gerekli miktarda yükseltir.

E vitamini

hücre canlılığını koruyan bir antioksidandır ve sağlıklı Vücut ve immün Sistem için gereklidir.

 Çinko

epitel hücrelerin yenilenmesini ve iskelet yapısının gelişmesini sağlayan bir antioksidandır.

Mangan

 normal kemik oluşması ve hücre fonksiyonları için gerekli olan enzimlerin yapısında bulunur.

 Magnezyum

vücut dokularınının yapı taşını oluşturur.

Kalsiyum

 kemik ve diş gelişimini sağlar.

Demir

sağlıklı kan yapısı için gereken krom, iyot, demir, mangan, molibden, nikel, bakır,

 selenyum,

 silikon, kala, vanadyum ve çinko: diyetin temel yapı taşlarını oluşturur. Selenyum antioksidan bir metal olup E vitamini ile birlikte hücre dokusunu korur.

K1 vitamini

Karaciğerde pıhtılaşma faktörlerinin sentezi için gerekir.
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tam Buğday Unundan Yapılan Ekmeğin Faydaları…

Tam buğday unundan yapılan ekmeğin;

  • İçerdiği biyoaktif bileşenler nedeni ile besleyici değeri daha yüksektir.
  • Bazı B grubu vitaminler, mineraller ve posa için iyi bir kaynaktır.
  • Barsak fonksiyonlarının düzenlenmesinde, kan lipitlerinin kontrolünde, diyabette kan şekerinin kontrolünde önemli katkılar sağlamaktadır.
  • Daha az enerji verirken daha fazla tokluk sağlarlar, böylece günlük alınan enerji miktarını ve obezite oluşma riskini  azaltırlar.
  • Bazı kanser türleri, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların riskini azaltmaya yardımcıdır.
  • Lif içeriklerinden dolayı kan şekeri dalgalanmalarını ve insülin düzeylerindeki yükselmeyi önleyerek, açlık duygusunun azalmasında etkili olabilmektedir.
  • Ayrıca tam tahıl ürünleriyle alınan magnezyum glikoz kullanımını olumlu yönde etkilemekte bunlarda bulunan E vitamini ve diğer antioksidanlar metabolik sendromun önlenmesine katkıda bulunmaktadırlar.

Tüm bu nedenler ve sağlık yararları göz önünde tutulduğunda alışveriş yaparken tam tahıl ürünlerinin tercih edilmesi ve tam tahıl ürünlerinin her gün hatta her öğün de tüketilmesi ve tam buğday unundan yapılmış olan ekmeklerin tüketilmesi önerilmektedir.

Bununla beraber çölyak, emilim bozukluğu gibi özel durumları olan kişilerin mutlaka doktor ve diyetisyene danışmaları gerektiği unutulmamalıdır.

TAM BUĞDAY EKMEĞİNİN FAYDALARI:
1. Şişmanlığı önlemeyi,kilo vermeyi sağlar.

2. Kabızlığı giderir,kalın bağırsak kanseri riskini azaltır.

3. Şeker hastalığını kontrol altında tutar.

4. Kan basıncı ve kolesterolün yükselmesini önler.

5. Kanser ve kalp hastalıkları risklerinin azaltılmasında yardımcı olur.

6. Antioksidan etkisi ile katarakt,romatizma ve bazı alerjilerin oluşumunu yavaşlatır,tedavisini kolaylaştılır.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dut ve Dut Pekmezinin Faydaları

 DUT: Meyveleri beyaz ve kara olan dutun barındırdığı vitamin ve minerallerin yanında mikrop öldürücü özelliği vardır.

Ayrıca dutun yaprakları ipek böceklerini beslemek için de kullanılır.

 Dutun Faydaları:

Vücuda kuvvet verir, kansızlığa iyi gelir.

 Ağız, bademcik ve boğaz iltihabı, diş eti hastalıkları ve öksürüğe karşı faydalıdır.

Ateş düşürür.

 Karaciğeri kuvvetlendirir.

Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardım eder.

 Özellikle yemekle birlikte yenildiğinde hazmı kolaylaştırır. Aç karnına yenirse kabızlığı giderir ve hatta ishal yapabilir, bağırsak kurtlarını düşürmeye de yardımcı olur.

 Dut pekmezinin insan sağlığı için yararları:

1-Kansızlık çeken hastalarda çok büyük yararlar sağlar.

2-Mide hastalıklarına özellikle de ülser şikayetine karşı faydalıdır.

 3-Astım ve bronşit hastalıklarına karşı yararlıdır.

4-Soğuğa karşı vücudun direncini artırıcı özelliğe sahiptir.

 5-Sporcular için bir enerji deposudur.

6-Bebeklerin büyümesinde ve gelişmesine yardımcıdır.

7-Çocukların zeka gelişimine yardım eder.

8-Gargara şeklinde ağız ve boğaz hastalıklarına karşı etkilidir.

9-Çocuklarda sık sık rastlanan pamukçuk için de yaygın olarak kullanılmaktadır
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »