Gökçeada’da Sakızlı Muhallebi Keyfi……

gökçeada 2014 049

gökçeada 2014 053gökçeada 2014 085

gökçeada 2014 101

gökçeada 2014 112

gökçeada 2014 123 gökçeada 2014 124gökçeada 2014 127gökçeada 2014 131gökçeada 2014 137gökçeada 2014 151gökçeada 2014 162gökçeada 2014 165gökçeada 2014 166gökçeada 2014 167gökçeada 2014 168gökçeada 2014 178gökçeada 2014 196gökçeada 2014 205gökçeada 2014 207

Feribot adaya yaklaşırken çorak bir görünümü vardı Gökçeada’nın ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Nedense tatilimi yeşillik bir yerde geçireceğimi hayal etmiştim. Feribottan inip eski bademli köyüne doğru hareket ederken, ada yeşillenmeye başladı ve ben oh be gözüm gönlüm bayram edecek dedim.

Köye varmadan yemyeşil çimenlerin üstüne atılmış masalar ve açık büfe kahvaltı görünce karnımızı doyurmaya karar verdik. Ve adanın organik ürünleriyle tanışmaya başladık. Domates, salatalık, zeytinyağı, reçeller, yumurtalı ekmek derken iyice şiştik ve sırtımız pek, karnımız tok yola devam ettik.

Koruma altına alınmış eski bademli köyüne varınca dar sokaklarında gezinmeye başladık. Dar sokaklar bizi yavaş yavaş tepedeki 625 yıllık çınar ağacının ve çamaşırhanenin yanına götürdü. Çınar ağacının çevresini 5 kişi el ele durup anca öyle sarabildik. Hava sıcak olmasına karşın ağacın gölgesi ve tepenin esintisi bizi çok rahatlattığından buradan hiç ayrılmak istemedik ama gezeceğimiz daha çok yer olduğundan yola devam ettik.

Sırada yine koruma altında olan eski Rum köyü Zeytinli vardı. Dar sokaklar burada daha hareketliydi. İlk gördüğüm cafeye girip, sakızlı muhallebi üstüne karadutlu dondurma istedim. Her ikisinin de tadına bayıldım. Bazıları dibek kahvesi istedi ama ben kahveci olmadığımdan istemedim. Ama içenler tadını beğendi. Çayımı içerken önümdeki yeşilliği doya doya seyretmek istedim ama yoldaki ilk cafeye girdiğimden acaba en iyisi bu muydu telaşı aldı beni ve yokuştan yukarı çıkarak diğerlerini de gezmeye başladım. Hepsi doluydu ve hepsinin de menüsü aynıydı ama en güzel manzara ilk girdiğim yerin olduğunu görünce koşa koşa geri döndüm ve manzara karşısında bir çay daha içtim.

Molamız bitince sırada Yıldız koyuna gitmek vardı. Oraya varınca kavkaval kaya oluşumlarını hayretle seyrettim. Üst üste, üst üste kaya kendine merdiven yapmış gibi çok hoş bir görüntüsü vardı. İsteyenler burada denize gireceği için, soyunup dökünüp şezlongumuza yerleştik. Ben denize taş attım. Kitap okudum. Ayaklarımı suya soktum ama çok denizci olmadığımdan burada suya girmedim.

Millet bu koydan hevesini alınca otelimizin olduğu Uğurlu koyuna gittik. Odalarımıza yerleştik ve denize nazır balkonda biraz keyif yaptıktan sonra sahile indim. Deniz sıcaktı ama taşlıktı o yüzden çok hoşuma gitmedi bir kere girip yukardaki cafede tatlı rüzgarın altında gazetemi okumayı tercih ettim.

Akşam üstü Tepeköy’e gitmek üzere yola çıktık burada artık aşina olduğumuz dar sokaklarda yürüdük, yörenin özelliği olan reçelleri incelemeye başladık ve en önemlisi Barba Yorgo şaraplarından aldık. Alışverişten sonra köy kahvehanesinde biraz oturduk. Ve ada hakkında biraz bilgi edinmeye başladık. Eski zamanlarda dört tarafı denizlerle çevrili bu ada parçası korsanların uğrak yeri olduğundan köyler tepelere ve denizden uzak bölgelere kurulurmuş. Günümüzde Gökçeada adıyla bilinse de eski adı ‘’İmroz’’ yani çorak topraklarda bereket Tanrısı manasına geliyormuş. Adada çok zengin bir bitki örtüsü olup, herşeyin reçeli yapılıyormuş, domates reçeli bileJ. Ayrıca bütün ürünler organik yetiştiriliyor olmasının yanı sıra iki baraj ve bir göletiyle çok sulak bir yermiş

Neyse baktık sohbet uzadıkça uzayacak bizimde karnımız aç, bir zamanlar Türkiye’nin en büyük köyü olan şimdilerde ise 30 hanenin bile kalmadığı Dere köyü gezmeye gittik. Buradaki çamaşırhanede artık köy kızları dedikodu yapmıyor, onun yerine küçük kızlar gelene gidene mısır satıyor. Biz de mısırdan alıp bu küçük kızı mutlu ettikten sonra, yemek yiyeceğimiz Kale köydeki Son Vapur lokantasına doğru hızlı bir şekilde yol aldık. Burada masamızı mezeler ve nefis balıklar süsledi. Onları afiyetle mideye indirdikten sonra sahil boyu gezip, hediyelik eşyalara baktık. Sonrada otelimize dönüp sahilde dalga seslerini dinleyip, yıldızlara bakarak kafamızı dinledik.

Ertesi gün Aydıncık koyuna gittik burada isteyen denize girdi, isteyen de çamur banyosu yapıp güzelliğine güzellik kattıJSonra adanın merkezine alışveriş için gittik. Buradan zeytinyağı, bilimum çeşit reçel, şarap, sabun, ada kekiği  ve yöreye özgü badem kurabiyesi (efibadem) alıp mutlu mesut İstanbul’a dönmek için feribotun yolunu tutuk.

Bu kompak gezi yorucu oldu ama kesinlikle yorgunluğumuza değdi, Gökçeada’ya bizi bu kadar iyi ağırladığı için teşekkür edip, yola koyulduk.

Not: Az kaldı unutuyordum adada kurt, domuz gibi vahşi hayvan olmadığından keçiler koyunlar hep serbestler. Özgürce her yerde dolaşıyorlar, hatta otel odamın penceresinden bakıp onların etrafta rahat rahat gezinmelerini uzun uzun seyrettim.

Nasipse yeni gezi yazılarımda buluşmak dileğimle…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

One Response to “Gökçeada’da Sakızlı Muhallebi Keyfi……”

  1. EremNET Says:

    Çok güzel bir paylaşım olmuş Çanakkale gezilmesi gereken manevi değerleri çok yüksel olan bir şehrimiz.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: