Hiç kimseye kendini kanıtlamak zorunda değilsin.

10635916_670802166380075_93218546154171236_n[1]

Hiç kimseye kendini kanıtlamak zorunda değilsin.
Hiç kimsede sana kendini kanıtlamak zorunda değil.
Kurduğun cümlelerdeki kelimeleri iyi seçte karşındakinden ağır bir tepki geldiğinde ” ben ona bişey dememiştim ki ” gibi ağlanıp sızlanm…a…
Ve sen sana söylüyorum.
Yürüyeceksen ” o ne der, bu ne der ” diye düşünmekten vazgeç.
Bas ve yürü.
Yürümeyeceksende, ” ben aslında onu düşünüyorum, onun iyiliği için yürümüyorum ” gibilerinden ne kendini ne de başkalarını zan altında bırakma.
Çıktığın bu yolda seni tökezletmek için umulmadık girişimler göreceksin. Gerek yakınların gerek kırk kat yabancılar ” ama aslında öyle, aslında böyle ” gibi gibi gibi bir sürü toplum bilinci safsatası ile sana saldıracaklar.
TAKILMA VE BİR AN BİLE DURAKSAMA.
Eğer senin önüne geçiyorsa yıkılması gerektiği ve kendini senden küçük hissedip, senin yükselmeni istemediği içindir.
YIK VE GEÇ
EĞER DURMAYI SEÇERSENDE, ARTIK YÜRÜYEMEYECEK HALE GELİP BİR GÖZÜNÜ TOPRAĞA DİKTİĞİNDE ” Çok denedim ama OLmadı ” deme sakın.
Evet çok denedin ama her seferinde ilk engelde vaz geçtin !!!
SEÇİM SENİN.
Ya kendi hayatını yaşarsın yada, onun bunun öğretileri ile dolu ASLINDA BOŞ BİR HAYATI.
Şimdi kalk ve hayallerinin peşinden koşmaya başla !!!-alıntı-

Ben hiç kimseye, hiç bir konuma ve tanıma değil SANA aitim!

11188188_1589344387990851_8129066002918965621_n[1]

RABBİM,
Ben hiç kimseye, hiç bir konuma ve tanıma değil SANA aitim!
Ben hiç bir şey ve hiç kimse sayesinde değil,
SENİN DESTEĞİN ile ayaktayım.
Hiddet ve hırs göstermek, intikam peşine düşmek yerine, geri çekildiğim zaman,
Başkalarının iradesi, korku, kaygı değildir bana bunu yaptıran,
SENİN YASALARINA duyduğum saygıdır.
Zayıflığımdan değil,
Verdiğin dirayet ile kabul ederim hayatın getirdiklerini.
SANA teslim olur ve bu sayede çıkışı bulacağımı bilirim.
Bir süreliğine yürümem gereken dar yollarda,
İMAN’ım ile güç ve huzur bulurum.
SENDEN gelen dersler ve deneyimler,
Beni bazı insanlar ve alıştığım bazı konumlardan uzaklaştırsa da,
SANA yakınlaştırır.
Ve bilirim ki, ben SENİNLE ASLA YALNIZ, ÇARESİZ, SAVUNMASIZ, GÜÇSÜZ değilim.”
Benim istediğim gibi değil, SENİN istediğin gibi olsun!
Şükürler olsun…
Juno Yıldız Gözlemcisi..

Sindirim Sistemi Beyne Nasıl Hükmediyor ?

İnsanlık bunu hep sezmiştir… Hislerin makamı vücudun tam merkezindedir… Orada,
midede, heyecandan “kelebekler uçuşur”, öfke mideye “vurur”.

Artık, bilim dünyası da bunu doğruluyor ve karın bölgesi, mükemmel sindirim sistemi, tiksindirici içeriği ile araştırmaların ilgi odağı oluyor.

New York Columbia Üniversitesi Anatomi ve Hücre Biyoloji Bölüm Başkanı nöro bilimci Michael Gershon, bunun sebebini bagırsaklardaki ‘‘beyin” olarak tanımlıyor.

Bilim ve toplum tarafından tabu Kabul edilen ve çirkin gorülen bağırsaklar, yüz milyonlarca sinir hücresi tarafından çevrilmiş olup omurgadan daha fazla nörona sahiptir. Nöro bilimcilerin keşfine gore, bu “ikinci beyin” neredeyse kafadaki beynin bir ikizi;hücre tipi, etken maddeleri ve reseptörleri ile kafadaki beynin birebir aynısıdır.

sin_sis_1

“İkinci beyin”

İnsanın sindirim sistemi, yüz milyon sinir hücresi ile çevrilmiştir.
Burada, kalın bağırsağın renklendirilmiş röntgen filmini görüyorsunuz.
Bu ikinci beyin ne işe yarıyor? Düşünüyor ve hissediyor mu? Hatırlıyor mu?

En son araştırmalar, sindirim sistemi ile ruhsal süreçlerin, düşünüldüğünden çok daha sıkı bir biçimde birbirine bağlı olduğunu gösteriyor. 62 yaşındaki Gershon, bağırsaktaki beynin sevinç ve üzüntüde çok büyük rol oynadığını, fakat insanların çok azının onun varlığından haberdar olduğunu söylüyor. Gershon, genç meslektaşları tarafından “kâşif” olarak adlandırılıyor ancak bunu reddediyor. “İkinci beyin”i keşfetmediğini, ancak birçok kişinin yardımı ile onu yeniden bulduğunu söylüyor. Çünkü Gershon’un uzmanlık alanı olan nörogastroenteroloji yüzyıldan fazla bir geçmişe sahip….

Bu konuda ilk açıklama, 19. Yüzyılın ortalarında, Alman Nörolog Dr. Leopold Auerbach tarafından yazılmıştır. Dr. Leopold Auerbach, bir bağırsaktan parçacık aldı ve bunu basit bir mikroskopla incelediği zaman onu hayrete düşürecek bir olayla karşılaştı. Bağırsakların duvarında, iki katmanlı, sinir hücrelerinden oluşan bir iletişim ağı mevcuttu. Bu ağ, incecik olup iki kas tabakası arasına gizlenmişti.

Dr. Auerbach, mikroskobundan baktığı zaman aslında insanın iç evreninin hükümdarının izini bulduğundan hiç haberi yoktu. Bağırsaklar, sindirim sisteminin kumanda merkezi olup sadece besleyici maddelerin birleşimi, tuz oranı ve su miktarı gibi kaba değerleri analiz etmekle kalmaz, besin emilimi ve dışkılama mekanizmasının yanında sempatik ve parasempatik sinir iletim maddelerinin, uyarıcı hormonların ve koruyucu salgıların hassas dengesini de kontrol eder.

75 yıllık yaşam süresince 30 ton gıda ve 50 bin litre sıvıdan fazlası bağırsaklardan geçer. Gershon, bağırsakların yanında, kalbin adi bir pompa olduğunu düşünüyor. Bagırsaktaki beyin, yüksek zekâsı ile verimliliği belirliyor. Milyonlarca zehir ve tehlikenin hakkından ustaca geliyor. Bagırsaklardaki kumanda merkezi, en azılı düşmanlara karşı savaşıyor. Hergün, dışarıdan aldıgımız ve bir nevi bizimle birlikte yaşayan, milyonlarcası sindirim sistemimizde ikamet eden mikroorganizmaların,
kendi organizmamız içine sızmasını önlüyor.

Bağırsaklar vücudun en büyük organıdır ve savunma hücrelerinin % 70’i burada bulunur. Bağırsağın iç yapısında bulunan gaita salyası ve mayalama basilinden oluşanılık sıvı karışımı, çok tehlikeli bir bakteri ve mantar cennetidir. İçimizde, aşağı yukarı 500 tür ölümcül canlı barınmaktadır. Dışkının yarısı ölmüş bakterilerden oluşur. Bu ölmüş bakteriler, organizmamızın en etkili savunma hattı olan bağırsak duvarları sayesinde bizden uzak tutulur.

Bağırsaklarda bulunan savunma hücrelerinin büyük bir bölümünün bagırsak beyin ile beyine doğrudan bağlantısı vardır. Hücreleri iyi ve kötü diye ayırt etmeyi öğrenirler, bu öğrenilen bilgi hafızalarına kaydedilir ve gerektiği anda yine etkinleştirilir.

Bu işlemlerin çoğu, birinci beyinden tamamen bağımsız çalışır. Vücuda zehir girdiği zaman bağırsaktaki ikinci beyin tehlikeyi ‘ilk’ olarak “hisseder” ve kafadaki birinci beyine tehlike sinyalleri gönderir, çünkü tehlike anında kafadaki beyin hazır olmalı, kişi midesinin ne durumda olduğunun bilincinde olup plana göre davranmalı, kusma, kramp ve ishal şeklinde tepki vermelidir.

İngiliz doktorlar William Bayliss ve Ernest Starling, ancak onlarca sene sonra Alman meslektaşları Auerbach’ın keşfinden haberdar oldular ve bunu daha detaylı olarak bilmek istediler. Londra`daki
laboratuarlarında uyuşturulmuş bir köpeğin karnını açtılar ve hareket eden bir bağırsak boğumunu dışarı çıkarttılar. Köpek ile halen bağlantılı olan bu bağırsak parçası, tek tip davranış gösteriyordu. Bilim adamları, çıkardıkları parça üzerinde baskı uyguladıklarında ise bağırsak boğumu dalga halinde kasılma hareketi yapıyordu. Bu hareket sırasında, bağırsağın içeri bir yöne doğru,
her zaman ağızdan makata doğru devam ettigini gördüler. İkili, bu fenomene “Bağırsakların Kanunu” adını verdi.

Bu fenomene, “peristaltik refleks” de denir. Bu, sindirim sistemi için yaşamsal bir fonksiyondur. Bugünün bilim adamlarının bildiği, oldukça karmaşık olan bu taşıma mekanizması bagırsaktaki ikinci beyin tarafından idare edilir,en ufak baskı ve uyarıya cevap verir. Bir yemek topağı, bir bağırsak bölümünü genişlettiği zaman, harekete duyarlı olan mukoza, faaliyete geçer. Bu hücreler, mesajların iletilmesini sağlayan ve kimyasal bir madde olan nörotransmitteri salgılar. Bunlar, bağırsak iç duvarlarında bulunan “submukozal sensorik nöronlar” diye bilinen diğer sinir hücrelerini uyarır. Uyarılan bu sinir hücreleri, çok çeşitli iletişim maddeleri vasıtası ile kas hücrelerine yavaşlatıcı ve harekete geçirici sinyaller gönderir. Bunun sonucu olarak peristaltik refleks yanı dalgasal hareketler meydana gelir.

sin_sis_3Kafa ve bağırsak beyin arasındaki anatomik benzerlik resimdeki model üzerinde açıkça görülebilmektedir. Her iki beyin arasında, hücre biyolojisi bakımından hayret verici bir benzerlik vardır. Kafatasındaki birinci beyin gibi bağırsaklarda yer alan ikinci beyin de hassas bir idare merkezidir. İkinci beyin, düşünce organımız olan birinci beynimiz ve psikolojik durumumuza etki edensin_sis_2
dopamine, opiat gibi psiko-aktif maddelerin kaynağıdır. Bağırsakların anatomik kıvrımlı yapısı bile beyindeki kıvrımları çağrıştırmaktadır.

Sindirim Sistemi, Beyine Bütün Gün Hikâye Anlatıyor

Bu uzun mesafe boyunca, bağırsaklarda emilimi yapılan besinlerin sevkini mümkün kılmak için birkaç durdurucu ve hareket ettirici sinyallerle ardı ardına uyarım yapılıyor.

İkinci beyin, oldukça duyarlı ve son derece hassas bir dengeden sorumludur. Durdurucu sistem fazla aktif olursa, bağırsaklar o kadar gevşer ki, bağırsak felç olur, bunun sonucunda kabızlık meydana gelir. Eğer hareket ettirici sistem çok fazla aktif olursa, sevkiyat çok çabuk gerçekleşir ve ishal meydana gelir.

Sindirim sistemdeki nörotransmitterlerin karışımını inceleyen Michael Schermann, bağırsak beynin hissettiğini söylüyor. Schermann burada, kimin kiminle konuştuğunuöğrenmeye çalışıyor.
Hastalarda bu iletişim bozuk mu? Schermann, bu peristaltik refleksin kodunu kırmaya çalışıyor ve bu şekilde kabızlık veya bağırsak enfarktüslerine, daha iyi müdahale edebilmeyi umuyor.

Meslektaşları olan Bayliss ve Starling de, Londra ’daki laboratuarlarında bağırsak hareketlerinin sinyallerinin nereden geldiği üzerine çalışıyorlardı. Gözlerinin önünde dalgasal hareketler
yapan bağırsak parçası onları etkiliyordu. Dalgasal hareketler yapan bu bağırsak parçasının, başka organlara ve köpeğin merkezi sinir sistemine giden bağlantılarını kestiler. Bunun sonucunda, beyin veya omurilikten, doğrudan, hiçbir bilginin o izole edilmiş bağırsak kıvrımına ulaşamayacağını umuyorlardı.

Ancak bu iki araştırmacı çıkarılan bağırsak parçası üzerine baskı uyguladıkları zaman aşağıya doğru ritmik bir kasılma meydana geliyordu. ‘Eğer bu kasılmaya dışarıdaki sinirler sebep olmuyorsa
mutlaka içerdeki sinirler sebep oluyordur’ şeklinde bir sonuca vardılar. Onlar “bağırsak yasası”na bölgesel sinir ile ilgili mekanizmayı eklediler.

Bu durum bir sansasyon olmuştu. Çünkü o zamanki bilim dünyası için, beyin vücudun sınırsız hakimiydi. Sonraları, sindirim sisteminin ne kadar derinligine inilirse, kafadaki beynin hakimiyetinin de o kadar zayıfladığı keşfedildi. Bayliss ve Starling o zamana kadar bu durumdan habersizdi.

Ağız ve yemek borusu kısmi olarak, mide ise zaman zaman yukarıdan emir alıyor. Fakat mide çıkışından itibaren görevi başka bir organ devralıyor. Neyin ne zaman ve nerede olacağına bağırsaktaki ikinci beyin karar veriyor. Ancak en sonda yer alan rektum ve anüs insan beyninin bilinçli yönetimine katılıyor.

sin_sis_4 sin_sis_5

Bağırsak kafaya ne anlatır? Her iki ”beyinin” birbiriyle iletişimi artık sindirim sistemi araştırmacıları için tartışmasız bir olgudur.

Bağırsak beyin yöneticidir de… Kendi sensörlerinden gelen dataları kendisi değerlendirir, işleme koyar, bir takım reaksiyonları kontrol eder, komşu organlara emir verir, enfeksiyonlara
karşı savunma ve kas çalışmasını koordine eder. Çok çabuk karar vermek zorundadır ve depolanmış bilgilere ulaşabilir. Organize bir şekilde çalışır. Farklı durumlarda gereken reaksiyonları gösterebilir. İkinci beyinde işbirlikçi (kooperatif) bir sinir sistemi için gereken her şey vardır.

Schermann diyor ki:
Bağırsak beynin‘‘düşündüğünü’’ söyleyebiliriz.” Schermann’ın meslektaşı Gershon birçok hasta insan için yeni umut vaat ediyor. İki beyin arasındaki ileri derecedeki iletişimi çözümlemenin onun için “çok çekici” olduğunu söylüyor. Schermann’a göre mide ve kafanın bağlantısı için yeteri kadar kanıt var ve bunlar aynı lisanı konuşuyor.

Beyinde olan bitenden mide haberdardır. Alzheimer ve Parkinson hastalarında çoğu zaman, kafa beyin ve bagırsak beyinde aynı tip doku hasarı mevcuttur. Deli dana hastalarının bağırsaklarında da bu hastalığın bulaşıcı etkileri ileri derecede görülür. Bilim adamları bu belirtiyi erken teşhis için bir fırsat olarak kabul ediyor.

Psikiyatrik ilaçlar, hücre ve molekül yapısının esas itibariyle aynı olmasından dolayı hem kafa hem de bağırsaklarda etki gösterir. Bu durum, vücuda ait maddelerin neden ilaç olarak kullanılmasının düşünüldüğü ile ilgili olarak bize bir ipucu vermektedir. Mesela sindirim hormonu olan ‘sekretin’ otistik çocuklara yardımcı olabilmek umudu ile ilaç olarak test ediliyor, çok iyi bilinen bir migren ilacı fazla hareketli bağırsakları sakinleştiriyor, uyuşturucu ilaçlar sindirim sistemindeki iltihaplamaları durdurabiliyor, antidepresif ilaçlar ise indirimi olumsuz etkileyebiliyor. Prozak diye bilinen modern bir ruhsal uyuşturucunun etkisi ile seretonin nöronlar arasındaki alanlarda yoğunlaşıyor. Kafadaki bu değişim genellikle kişinin ruh halinde bir aydınlanma meydana getiriyor,
ne var ki midedeki Seretonin bağırsaktaki peristaltik refleksi etkileyerek kabızlık veya ishali meydana getiriyor.

Önsezi = Kafa ve Beyin Bağlantılarının Etkileşmesi.

sin_sis_6

Çok az bilgi, beyin tarafından bağırsaklara gönderilir. Enterik sinir sistemi (ESS) bağırsakların yönetim merkezini oluşturan gastrointestinal sistemdeki nöronlar topluluğu olup, beynin yardımı olmadan çalışır. Bağırsaklardaki sinir sistemi sensorlar ve motorik nöronlardan oluşur. Birinci beyinden bağımsız olarak bağırsaklar dalgasal hareket seklinde bir refleks yaparlar. Bağırsak duvarındaki nöronlar besin parçalarının nerede olduğunu hisseder. Bu sırada enterokromafin hücreleri serotonin salgılar bu hormon mukoza altında bulunan ve otonom sinirler tarafından oluşturulan sinir ağlarını harekete geçirir.

Sinir ağları bu sinyalleri, bağırsağı genişletip büzen, kas hücrelerine iletir. Bu reflex, ileri derecede aksarsa kabızlık, çok hassaslaşırsa ishal durumu ortaya çıkar. Genel olarak bağırsaklardan kafadaki beyine daha fazla bilgi akışı söz konusudur. İkinci beyin kendimizi iyi hissetmemizde belirleyici bir rol oynar. Bağırsak duvarında incecik iki katmandan oluşan kompleks bir sinir ağı vardır. Bu sinir ağı sindirim sistemini kaplar. İnsan vücudunda en fazla nöron birikiminin olduğu bu bölge kafa beyin ile bağ halindedir. Peki neden % 90 oranında bilgi transferi aşağıdan yukarıya dogru akar? Bağırsak beyindeki bu bilgi seli akışını etkileyen unsur nedir? Bağırsaktan beyne yollanan bilinçli sinyallerden daha başka, bilinç dışı bilgilerin de kafadaki santrale yollandığı deneylerle ortaya çıkmıştır.

Kısa zaman önce, halk hastalığı olan “Spastik Kolon”a karşı piyasaya bir ilaç sürüldü.
Bağırsak beyin ve ruhun arasındaki yoğun etkileşime dayanarak geliştirilen bu ilaç “Spastik Kolon”, İngilizce’de kısaca IBS olarak adlandırılan hastalığa karşı etkili olmasına rağmen aslında korkuya karşı geliştirilmiş bir ilaçtı ve en az on milyon hastada etkili olmuştu. “Spastik kolon” hastalığının bulguları arasında yoğun rahatsızlık hissi, düzensiz dışkılama, gaz ve karın ağrısı vardır. Halkın %20’sinden fazlası bu
rahatsızlıktan muzdariptir. Bunun dışındaki %20 de, bağırsaklardaki başka işlev bozukluklardan,
mesela kronik kabızlıktan şikâyet ediyor.

Bu insanlarda ,sindirim sistemi düzgün çalışmamakta ve bunun nedenini hiçbir doktor bilememektedir. Ne anatomilerinde, ne de kimyasal analizlerde bir anormallik görülememiştir. Bu yüzden IBS hastalarına, çoğu zaman, ‘‘hastalık hastası’’ damgası vurulmaktadır. Michael Scheman’a göre, böyle hastalıkların çoğuna midedeki bir nöronsal fonksiyon bozuklugu sebep olmaktadır veya bağırsak beyin çıldırmış durumdadır. Bazen de kafa ve bağırsak beyin arasında iletişim bozuklugu vardır. Elliden fazla hastalıkta iki beyin arasında böyle bir bağlantı hatası olmasından şüphe ediliyor.

Michael Gershon; ‘‘Bağırsak beyin kendi “nöronlarını” geliştiriyor. Kısa zaman önce bilim adamları bağırsaktan beyine giden sinir hatlarının, beyinden karına gidenlerden çok daha fazla olduğunu, öyle ki, bu bağlantıların %90 ının aşağıdan yukarı doğru (bağırsak beyinden-kafa beyine) gittiğini buldular. Peki bu neden böyle? Çünkü o yöndeki bağlantılar çok daha önemlidir. Bağırsaktan gelen sinyaller her yerde mevcuttur, fakat biz bunları bilinçli olarak algılayamıyoruz. Ancak bulantı, kusma veya ağrı gibi alarm işaretleri ile farkına varabiliyoruz. Ama bütün bu
bilinçaltı, bağırsaklardan kafadaki beyne gönderilen sinyaller organik manalarla yüklüdür.
’’
şeklinde açıklamalarda bulundu.

sin_sis_8 sin_sis_7

“Küçük Beyin” “Büyük Beyini” Bilgi Yağmuruna Tutuyor.

Los Angeles’da California Üniversitesi’nde çalışan Emeran Mayer, kendini vücudumuzdaki bu sır dolu akımı daha ayrıntılı keşfetmeye adadı. Yirmi seneden beri Amerika’da araştırma yapan bu Alman bilim adamı deneyleri ile heyecan yarattı. Mayer, bağırsağın ne tür bir haber gönderdiğini kısmen çözebildi. Deneyler sırasında bazı IBS hastalarında kalın bağırsak iritasyonları yaratmak için bağırsağa sentetik bir balon koymuşlar ve deneklerde ilk ağrı belirtileri ortaya çıkıncaya kadar balonu şişirmişlerdi.

Aynı zamanda hastanın beyin aktiviteleri tomografi cihaz ile tespit edilmişti. Bütün “spastik kolon” hastalarında sağlıklı insanlara göre rahatsız eden hisler ortayaçıkınca, limbik sistemde yüksek hareketlilik gözlemlendi.

Limbik sistem hislerin işleme ile ilgilidir, yani “rahatsız olmanın merkezi”dir. Bu bölgede menfi vücut tepkileri işlendiği sanılıyor, yani buradan sevimsiz hissedişleri baskı altına alan bir mekanizma idare ediliyor.

Mayer “Kaşıntı yaratan bir kazağı düşünün, belli bir zaman sonra bu kaşıntıyı hissetmezsiniz. Sağlıklı kişilerde sindirim sistemden gelen uyarılar çok yüksek bir eşik atlamak zorundalar, ancak ondan sonra bilinç onları algılıyor. Yani uyarıların girişi baskı altındadır“ şeklinde konuyu açıklıyor.

Araştırmacı bu durumun çok iyi, yerinde bir mekanizma olduğunu çünkü midenin bütün reaksiyonları bilinçli olarak algılaması durumunda çıldırabileceğimizi söylüyor. O zaman yemek esnasında sohbet edemezdik ve en ufak bir korku ve endişede karnımız fena ağrıyor olurdu.

Bu farkındasızlık bizim için hayırlıdır. Sağlıklı kişiler içlerinde olup bitenden haberdar olmuyor. IBS hastalarında ise, bu koruma mekanizması çalışmıyor çünkü, o ilgili beyin bölgesi yeteri
kadar baskı altında alınamıyor. Bu hastalarda rahatsız edici karın hisleri için algılama sınırları çok düşük. O sebeple her rahatsızlık, her bağırsak hareketi, her bir bağırsak sesi, her menfi dürtü, can sıkıntısı ve ağrı filtre edilmeden bilince varıyor. Buna benzer beyin aktivitelerinin depresif ve kaygılı hastalarda da görülmesi bilim adamlarını şaşırtıyor.

Nasıl oluyor da ruh halimizi koruyan bu mekanizma devre dışı kalabiliyor? Görünüşe göre, başlıca sebep dizginlenmemiş stres döngüleri… Acil durumlarda, mesela ağrı veya imtihan korkusunda bunu karnımızda hissediyoruz. Kafadaki beyin, bilinçli veya bilinçaltı stresin ve korkunun yükünü hissettiğinde, bağırsaklarda, özellikle, bunun için ayrılmış bağışıklık hücreleri aktive oluyor.

Bu hücreler, Histamin adında iltihapa yol açan maddeler salgılıyor. Bu salgılar, bağırsaktaki sinir hücrelerini duyarlı ve aktif hale getiriyor. Bu durum kas hücrelerin kasılma işlevini tetikliyor ve sonuç olarak kişide spazm veya ishal meydana geliyor.

Bağırsak beyindeki bu genel tehlikeli durum, kafadaki beyine bildiriliyor ve kafadaki beyinden aşağıya doğru feedback şeklinde cevap geliyor. Bu örnek, birinci beyin ve bağırsak beyin arasında olan binlerce döngüden bir tanesi. Bu döngüler her şeyden önce sürekli korku ve “yüksek derecede stres” yüzünden kronikleşebiliyor ve döngü nihayet bağımsızlaşıyor. Sürekli salgılanan stres kimyasalları, beyinde hücre ölümüne dahi sebep olabiliyor. Bunun sonucu olarak “limbik sistem” ve ‘‘beyin frontal bölge’’de yer yer ölçülür derecede küçülmeler meydana geliyor. Bu durum bazı depresif insanlarda da belgelenmiştir.

Erken yaştaki stresli yaşam, beyin ve bağırsaklarda izler bırakıyor ve hayat boyunca beyin- bağırsak bağlantısında hassasiyetler oluşturuyor. İnsanlar üzerindeki gözlemler de bu tezi doğruluyor.
Çocukluk döneminde, kötü bir şöhreti olan ”3 ay koliği’’ geçirenler yetişkinliklerinde çoğu zaman ‘‘spastik kolon’’ hastası oluyor.

Michael Schemann, bağırsak beyindeki bellekte “mikro düzeyde bir öğrenme süreci” yaşandığını ve beyinde bellek için kullanılan madde ve moleküllerin aynısının bağırsakta da bulunduğunu açıkladı.

Bağırsak beyin genç yaşta en iyi şekilde öğreniyor, çünkü bağırsak beyin kafadaki beyin gibi doğumdan sonra gelişiyor ve en az üç sene için kolay şekillenebilen durumda oluyor. Bağırsağın yaptığı tecrübeler bu şekilde iki beynin de “kişiliğini” etkiliyor. Aşırı ve uzun süren korkular sadece kafada iz bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda da sindirim sisteminde iz bırakıyor.
Bu hayvan deneylerinde de kanıtlanmıştır. Strese maruz kalan fareler üzerinde yapılan deneylerde, bu hayvanlarda gözlenen aşırı hassasiyetin bağırsaklara da yansıdığı gözlemlenmiştir.

sin_sis_9

En son araştırmalar, IBS hastaların %40’ ında panik, korku atakları ve depresyon görüldüğünü ve bunun bağırsak ve ruh sağlığı arasında vahim tepki zincirinin en büyük delili olduğunu da gösteriyor. Bu panik, korku ve hüzün bağırsaktan mı kaynaklanıyor?

Birinci ve ikinci beyni aşağıdan yukarı doğru bağlayan kapsamlı sinir ağında, hayret uyandırırcasına, “karın hissi” ve “sezgisi” görülüp bunun, birinci beynin biyolojik ikizi olarak tanımlanmasıyla artık hiçbir meslektaşı nörogastroentolog ve fizyoloji profesörü Emeran Mayer’in görüşünü hafife almıyor. Bu durum, birbirine sıkıca bağlı iki beynin etkileşmesinden doğuyor. Araştırmacılar sonuç olarak kafadaki beyinde, bağırsak beyinden yukarı, kafa beyine doğru yollanan ve bütün mide-karın reaksiyonlarını ve datalarını toplayan bir “duygu-bellek- bankası”nın varlığından bahsediyorlar.

Mesela çok korkutucu olaylarda ortaya çıkanrahatsız edici hisler gibi… Fakat aynı zamanda sevinçli bekleyişlerde ortaya çıkan biyolojik şifreler, mesela aşık olunca “karında uçuşan kelebekler” gibi veya bazı insanlara bakınca ortaya çıkan şaşırtıcı reddetmeler gibi… Bir insane, başka bir olayda benzer bir durumda, bir karar vermek zorunda kalırsa, o zaman bu karar sadece entelektüel bir hesaba göre verilmiyor, her zaman bu muazzam kataloğunda biriktirilmiş duygu ve vücut reaksiyonlarıda bilinçaltından katılarak bu kararı şekillendiriliyor, yani buna “gut feelings ( karın hissiyatı)” denir.

Bu durumu araştırmacılar evrim için bir dürtü olarak görüyorlar. Kafadaki frontal korteksin ileri gelişimine bağırsak sebep olmuştur, çünkü o büyük bilgi miktarı oradan kaynaklanıyor. Emeran Mayer buna “Feedback” diyor ve bu Feedback frontal korteskte değerlendirilmek zorundadır.

Kafadaki Beyin Bağımsız Olarak Karar Verdiğini Zannediyor, Hâlbuki O,Bağırsak Beynin Onu Nasıl Yönlendirdiğini Fark Etmiyor Bile…

Gün boyunca karın beyine hikâye anlatıyor. Ona duygusal profil yaratıyor. Yaşamın her dakikasında beyine bir “duygu yatağı” hazırlanıyor, geceleyin bütün bu sürekli bombardıman rüyalarda dahi gerçekleşmekte… Araştırmaların ortaya koyduğu gibi, derin uyku evresi esnasında bağırsak beyin yumuşak, ritmik dalgalanmalar ortaya koyuyor. Rüya görüldüğünde ise, uykunun REM devresinde bu ritmik dalgalanmaların heyecanla titrediği gözlemleniyor.

Bağırsakların ve serotonin hücrelerinin yoğun uyarılması, geceleyin kafada görülen resimlerle bir paralellik oluşturuyor. IBS hastalarının birçoğu uyku bozuklardan şikâyet ederler, çünkü
rüya sırasında ve balon dilatasyon deneyinde uyarılan bölgede aynı hareketlilik gözlemleniyor. Emeran Mayer “Bağırsak da mı rüya görüyor?” şeklinde bir soru soruyor. Çok ağır ve kötü bir yemekten sonra insan kâbus görmez mi?

İnsanlar o gizli bilgi deposunu gece gündüz hiç bilmeden kullanıyor. O karından gönderilen şifreler ancak yapay bir kuvvetlendirmede gizlendikleri bilinçaltından ortaya çıkıyor, mesela kronik stres durumunda. Bu durum insanı daha hassas kılar, o zaman bağırsak ve ruh dünyamızın karmaşık ilişkiler ağı içinde olduğunu birden fark ediliyor.

Mayer diyor ki: ‘‘Çok kuvvetli duyguların bilinç tarafından algılanmasının biyolojik bir anlamı var; insan korkusunu ne kadar iyi hatırlıyorsa, gelecek seferde de o kadar iyi karar veriyor. Bizim gelişimimiz bu yüzden bu kadar başarılı, çünkü menfi veya pozitif olan duygular bizi daha iyi kararlar almaya itiyor. Bizim duygusal deneyimlerimiz ne kadar kalıcı olursa, “fiziksel anı” o kadar iyi değerlendirebiliriz. Ve diyebiliriz ki: Yolumuz bu yöne gitmeli!’’

Gershon’un dediğine göre iyi bilim adamları vizyon sahibi olmalı ve doğru soru sorabilmeli… Bu bilgi ışığında “karın-mide-bağırsak” büyük bilinçaltı için biyolojik matrisin bir parçası olamaz mı? Aşağı yukarı 100 sene önce bulunmuş, içimizde saklı ve bugüne kadar nispeten araştırılmamış ruhi iç dünyamızın?

Bilinçaltı… korumacı, danışman, acımasız ve kandıran… “Bilinçaltı: Gelecek yüzyılda bilim dünyası için en büyük bilmece” diyor nörologlar. Bütün “bağırsak-beyin uzmanları” şimdiden bir şey bildikleri sanıyorlar: “Midede bilgeligin var olduğunu…”

Alman GEO-Magazin 11/00 tarihli dergisinden çeviren 
Susanne Öz

kaynak: okyanusum.com

Korku ve stres, hücrelerin kendisini yenilemesini önlüyor.

BEYİN DALGALARI

 images[1]

Beyin dört ana dalga boyunda titreşir. Alpha, Tetha, Beta,Delta  adlı dört ana dalganın hangisinde hangi duyguda ve durumda olduğumuz artık rahatlıkla tespit edilebiliyor.

ALPHA
7. 5; 12 Hz arasında değişen Alpha dalgaları; rahatlığın,
farkındalığın, sakin ve huzurlu kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin
dalgaları olarak tanımlanıyor.
Sakin ve huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri algılamada
en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına; Shumann frekansı deniyor ve 7, 8 ile 8 arasında tanımlanıyor.

Gözler kapanıp derin nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alpha boyutuna geçiyoruz.  Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız artıyor.
Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç görülmüyor. Meditasyon, yoga, reiki, biyofeedback, frekans gibi çalışmalar esnasında beynimiz Alpha boyutundadır.
Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş koridorunda hissettiğimiz
o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir şekilde dünyanın titreşimiyle aynı dalga boyunda.

TETHA
Frekansları 4 ile 8 arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı,derin iç dünyamızda olduğumuz dalga boyu olarak tanımlanıyor.  Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan algılarımızın yaşattığı bir durumu temsil ediyor. Alacakaranlık boyutu ismi de kullanılıyor bu dalga boyu için. Yani aydınlanmadan önceki karanlık… Çok usta meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu tespit edilmiş. Derin düşünüş ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor.
Özellikle ressam ve müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha boyutunun en yüksek, Alpha frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor (yani 7 ile 8 arası).
Yapılan bazı araştırmalara göre şifacıların Tetha bandında uzun süreli ve kontrollü olarak kalmayı başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya çıkmış.

BETA
13- 30 Hz arasında olduğu biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor. Aktif öğrenme, uyanık olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm, konsantrasyon, problem çözme hallerimizde
içinde bulunduğumuz dalga boyu olduğu için yaşamı temsil ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik, öfke gibi negatif uç duygulara varabiliyor.

DELTA
0; 4 frekansında bulunan dalga boyudur .Derin uyku ve anestezide iken olur. Dış dünyadan kopuş boyutudur. Bilinçsiz bir huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı döneme aittir ve bu dönemde büyüme hormonu salgısı artar. Çocuklarda fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı sağlar.

Beyin Dalgalarımız Farkındalık Seviyemizi Belirler,
Farkındalık Seviyeleri de Hastalıklarımızı…
Zihniniz ne kadar hareketli ve meşgulse farkındalığınız o kadar azalır. Ego bu bilinç seviyesinin bir fonksiyonu olduğu kabul edilmektedir. Yapılan biyo-feedback çalışmalarında görülen
şudur: beyin dalgaları alfaya doğru yavaşlarken, endişelerimiz azalır, bilgilere açık hale geliriz ve farkındalığımız artar. Bilinçaltında saklanan bilgilere korkuyla yaklaşmazsınız.
Beyin dalgaları yavaşlarken tetaya yaklaşırken “Ego” ölmeye başlar ve kendi özünüzü farkedersiniz. Canlı cansız her varlık kendi frekansında titreşir. Beyin titreşimlerinin tespiti ilk defa Richard Caton tarafından 1875 yılında yapıldı. Taşıdığımız bir sürü duygunun ve ruh halimizin,hastalıkların beynimizde titreşimsel bir karşılığı olduğunu öğrenmek ise yıllarımızı aldı.
“Ona âşık oldum galiba, gördüğümde her yerim tir tir titriyor; o kadar sinirlendim ki onu parçalamak istedim…”
“Duyduklarım beni o kadar rahatlattı ki bir denizde yüzüyor  gibiydim…”
“Öğrendiğim bu bilgi kafamda pek çok soru oluşturdu!”
“Karşıma çıkacak sonuçtan o kadar korkuyorum ki kalbim yerinden çıkacak!”

Yukarıdaki cümlelerin içinde saklı duyguların her birinde beynimiz, ayrı dalga boyunda frekanslarda titreşimler yayıyor. İsimlendirilen her dalga boyunun salınımı, duygu değişimleri
sırasında frekansını değiştiriyor.

Beyin Dalgaları Kontrol Edilip Değiştirilebilir mi?
Beyin dalgaları, duygu ve ruh durumuna göre kendiliğinden değişirmiş gibi görünse de o titreşimleri bilinçli ve istediğimiz yönde kontrol edip değiştirebileceğimiz ve kendimizi
istediğimiz duygu frekansına çekmeyi başarabileceğimiz gibi bir gerçek de mevcut.
Bunu nasıl yapabileceğimiz aslındayine kendi titreşimlerimizin içinde saklı bir bilgi. Sadece o frekansı duyabilmeyi ve ayırt etmeyi başaracak bilime ve bilgeliğe ulaşmanın zamanını
kendimizde yakalayabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çoğu zaman farklı Hz’lerde pek çok titreşimin içinde kayboluyoruz.
Özellikle de 30 Hz civarında dolaşıyor tüm dünya. Yani şiddet, savaş, bencillik ve paylaşımsızlık frekansında; günlük hayatımızda genellikle küçücük şeylere takılıp, öfkeleniyor,
hırslanıyor, kıskanıyor, geriliyor, üzülüyoruz. Sevgi, sadakat, şefkat, minnet, huzur, neşe gibi duygulara pek kulak vermiyoruz.
Düşüncelerimizin bütün bu çeşitliliğine göre beynimizden ve hücrelerimizden değişik frekanslarda yayılan titreşimlerle tüm vücudumuzun etrafında bir enerji alanı oluşuyor. Bu enerji alanı anlık değişimlerle, ruh ve vücut sağlığımızı yansıtıyor gözle görünmese de. Son yıllarda alternatif tıp alanı altında kabul edilen enerji dengeleme yöntemlerini kullanarak tedavi sağlama tekniklerinin sayısı epeyce arttı ve gitgide bilimsel olarak desteklenmeye başlandı. Tedaviye yardımcı olduğu iddia edilen meditasyon, reiki ve NLP çalışmaları,  artık bilimsel tedavilerin yanında yardımcı
olarak yer almaya başladı. Amerika’da pek çok hastanede bu konuda ciddi ve resmi uygulamalar yapılıyor. Türkiye’de de bu tür yardımcı  yöntemlere olumlu bakılıyor ve düzenleme yapılıyor 2014 yılının Ekim ayından bu yana.
Beyin dalgalarının kontrol edilmesi ve değiştirilmesi için reiki ve meditasyondan daha farklı  bir yöntem olan Neurofeedback yöntemini kullanarak stres, kilo problemi, obesite , alkol ve uyuşturucu
bağımlılığı, kronik ağrılı hastalıklarda  destek yöntem olarak kullanıldığı  merkezler de açılmaya başlandı.Meditasyon, yoga, reiki, Neurofeedback  adı ne olursa olsun bütün bu yöntem ve tekniklerin peşinde olduğu tek bir amaç var: Beyin dalgalarını istenilen frekansa çekebilmek ve
uygun dalga boyunun titreşimsel ışınımını yakalayarak DNA üzerinde pozitif değişiklik aratabilmek.

Korku ve stres, hücrelerin kendisini yenilemesini önlüyor.
Unutmayın lütfen  hayatımızı yöneten, yönlendiren genlerimiz değil, zihnimizdir.
Düşünceleriniz dikkat edin, ne düşünürsek oyuz.
Sağlıkla, sevgiyle kalın…

Dr. Gönül Ateşsaçan

http://www.sitebakirkoy.com/beyin-dalgalari.html?

CANIM ÇOCUĞUMA MEKTUP

1907516_10153176832467510_6759826711997461443_n[1]

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün sabırlı ol ve lütfen beni anlamaya çalış. Yemek yerken üstümü kirletirsem üzerimi değiştirecek gücüm yoksa lütfen sabırlı ol.
Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla…
Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam, sözümü kesme beni dinle.
Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum.

Banyo yapmak istemezsem eğer, beni utandırma ya da azarlama…
Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla. Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı. Eğer hatırlayamazsam, sinirlenme, çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.
Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim. İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi, yaşamı göğüslemeyi…

Yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver.
Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi.
Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde ve ölmek istediğimi, kızma.

Bir gün anlayacaksın. Yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış.

Bir gün şunu anlayacaksın: hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve senin yolunu hazırlamaya çalıştım.

Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın yada güçsüz hissetme kendini.
Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.
Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum çocuğum.

(Paylaşalım ki tüm çocuklar okusun.)

Suları yara yara giden bir araç, vapurların, sandalların arasında cirit atıyordu

11137113_824487807634881_1911480086376978024_n[1]

Boğaziçi – 30 Temmuz 1964
Temmuz’un son haftalarında İstanbul yaz aylarının en sıcak günlerini yasarken, Boğaziçi’nde dolaşanlar hayretle irkildiler.

Suları yara yara giden bir araç, vapurların, sandalların arasında cirit atıyordu. Bu bir deniz motoru olsa, kimse aldırmayacaktı. Fakat Boğaz’da dolaşan düpedüz bir otomobildi.

Kuveytli Muhammed Musallam adında bir şahıs, hem karada, hem de denizde giden otomobiliyle bir Avrupa turuna çıkmış, Beyrut’tan İskenderun’a deniz yoluyla gelmiş, karadan yoluna devam ederek İzmit’e geçmiş ve tekrar denize inip İstanbul’a varmıştı.

Muhammed, Haydarpaşa’dan Boğaz’a geçtikten sonra, Rumelihisarı’na kadar da uzanıp, tekrar limana dönmüştür. Her tarafta hayretle takip edilen Muhammed ve marifetli otosu, surlar önünde, Boğaz kıyılarında, Galata Köprüsü civarında ve limandaki gemiler arasında her zaman görmeye alışmadığımız bir manzara maydana getirmiştir.

Cesur Kuveytli’nin niyeti «bata-çıka» Avrupa’ya kadar uzanmaktır!

kaynak : Turknostalji. com

Paylaşım için Sn. Saygın Ese bey’e teşekkür ederiz.

BİR YERLERDE TIKANIP KALDIYSA HAYAT.

images[2]

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak….
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;
Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri…

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine “gül”, inleyen birine “sus” dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çâre olabilmeli!
Şu adâletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı.

Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…
Güneşin doğusunu
seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…
Karda yağmurda sevincine, coşkusuna;
Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için,
Hiç çâresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…

Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları,aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için…
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!

(Can Dündar)

Beni kim mutsuz ediyor?

imagesCA1DZJIB

Kendinizi ne zaman mutsuz hissedecek olursanız hemen gözlerinizi kapayın bu mutsuzluğun nereden gelmekte olduğunu bulmaya çalışın ve her seferinde göreceksiniz ki, sahte merkeziniz başka biriyle çatışmakta. Siz bir şey umdunuz ve gerçekleşmedi.Siz bir şey beklediniz ve tam tersi oldu – egonuz sarsıldı, mutsuzsunuz. Yalnızca bakın; ne zaman mutsuz olursanız, neden olduğunu bulmaya çalışın. Sebepler sizin dışınızda değil. Temel neden içinizdedir – ama siz her zaman dışarı bakarsınız, her zaman sorarsınız: Beni kim mutsuz ediyor? Benim kızgınlığımın sebebi kim? Beni kim hayata küstürüyor? Ve dışarı bakarsanız göremezsiniz. Sadece gözlerinizi kapayın ve her seferinde içe bakın. Tüm mutsuzluğunuzun, kızgınlığınızın, can sıkıntınızın kaynağı sizde, egonuzda gizli. Ve kaynağı bulursanız, onun ötesine geçmeniz kolaylaşacaktır…

(OSHO)

Balık Yağı Faydaları Nelerdir?

Balık seven kişiler düzenli olarak balık tüketir ve omega yağlarından bol miktarda vücuduna alır. Sevmeyenler ise tüketmediği için bu tür yağlardan ve bu yağların faydalarından yoksun kalır. İşte bu yağların faydalarından yoksun kalındığında günümüzde birçok kişi kapsül olarak balık yağı kapsülü tüketmeyi tercih eder. Özellikle kılçıkları olduğu için balık yemeyen çocuklara aileler bu kapsüllerden verir.

Balık Yağının Faydaları Nelerdir?

Balığın yağı oldukça faydalıdır. İşte faydalarından bazıları:

  •  Bu yağ beyin için oldukça yararlıdır. Beyin fonksiyonlarının gelişmesine yardım eder.
  • Unutkanlığı önleyerek alzheimer gibi hastalıklara iyi gelir.
  • Erkekler üzerinde yapılan araştırmalarda somon, uskumru ve ringa gibi balıkları yiyen erkeklerin prostat kanserine daha az yakalandığı ortaya çıkmıştır.
  • Cildi güzelleştirir. Cilt bakımı sağlar.
  • Kalbi korur, kalp için oldukça faydalıdır. Koroner kalp hastalığına yakalanma riskini azaltır.
  • Kemik gelişimine fayda sağlar. Ayrıca osteoartrit gibi kemik hastalıklarına da iyi gelir.
  • Balık Yağı FaydalarıOsteoporoz yani kemik erimesini engeller.
  • Romatizmaya iyi gelir.
  • Eklem ağrılarının iyileşmesine fayda sağlar.
  • Özellikle kadınların korkulu rüyası olan yaşlanmayı geciktirir, cildin genç görünmesine yardım eder.
  • Aşırı kilolu olan yada obezite rahatsızlığı bulunan kişilerin kolay zayıflamasına ve kilo vermesine yardım eder. Egzersiz yapılarak tüketilirse kolayca kilo verilebilir.
  • Yağ yakıcıdır.
  • Hafızayı güçlendirir.
  • Kasları güçlendirir. Özellikle kanser hastalığına yakalanarak oldukça fazla kilo kaybı yaşayan hastalar düzenli olarak tüketirse kasları güçlenerek kilo kayıpları azalabilir.
  • Kötü kolesterole karşı koruma sağlar. Kolesterol rahatsızlığı yaşayan kişilere iyi gelir.
  • Depresyon, stres gibi üzgün ruh hallerini iyileştirmeye yardım eder.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir, vücut direncini arttırır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirdiği için kış hastalıkları olan nezle, grip, öksürük, ateş soğuk algınlığı gibi hastalıklara yakalanma oranını düşürür.
  • Kansere karşı fayda sağlar.
  • Ülser gibi mide rahatsızlıklarına iyi gelir.
  • Yaşlanmayla birlikte oluşan göz bozukluklarına karşı oldukça yararlıdır.
  • Vücuttaki akne ve sivilcelerin kolay geçmesine yardım eder.
  • Bir cilt hastalığı olan sedef hastalığının tedavisinde etkili olur.
  • Aynı zamanda egzama, kaşıntı, deride kızarıklık ve döküntüler gibi cilt hastalıklarına karşı fayda sağlar.
  • Balık Yağı SağlıkDerideki nem kaybının azalmasına yardım eder.
  • Hamile bayanlarda gebelik döneminde düzenli olarak somon balığı gibi balıklar tüketmelidir. Hamile bayanların düşük doğum yada erken doğum yapma riskini azaltır.
  • Yorgunluğa iyi gelir.
  • Mide ve bağırsak bozukluklarına iyi gelir.
  • Çölyak hastalığına fayda sağlar.
  • Crohn rahatsızlığına iyi gelir.
  • Özellikle çocuklardaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunlarına karşı oldukça faydalıdır. Konsantrasyon düşüklüğü, acelecilik, öğrenme bozukluğu olan çocuklara oldukça iyi gelir. Düzenli balık yiyen çocukların konsantrasyonları artar ve beyin gelişimleri olumlu yönde etkilenir.
  • Erkeklerdeki sperm kalitesini geliştirir. Böylece cinsel ilişki sonrasında hamile kalmayı kolaylaştırır ve doğurganlık artar.
  • Saç köklerini besler, saçlara parlaklık ve hacim kazandırır.
  • Kan dolaşımını arttırır.
  • Felç geçirme riskini azaltır.
  • Böbrek hastalığına iyi gelir.
  • Kadınların bazı dönemlerde oluşan göğüs ağrılarının geçmesine yardım eder.
  • Ağrılı adet dönemlerinde oldukça yararlıdır. Kadınların regl yani adet dönemlerindeki ağrıların hafiflemesine fayda sağlar.

Balık Yağı Nasıl Elde Edilir?

 

Balık yağı özellikle birçok balıktan elde edilebilir. Bunlar lüfer, uskumru, sardalye, somon, kefal, levrek, göl balığı, kılıç balığı, istiridye, orkinos, kalkan, hamsi, alabalık, ringa ve mersin balığı gibi çeşitlerdir. Eğer balık yemeyi seviyorsanız bu tip balıkları tükettiğinizde doğal yollardan balık yağı yemiş olursunuz, balık yemeyenler bu tip balıklardan elde edilen balık yağı kapsüllerini tüketebilirler.

Balık YağıBalık Yağı Zararları Nelerdir?

Balık yağı vücut için oldukça faydalı olmasının yanında özellikle balık yağı kapsülü fazla tüketilirse vücut için zararlı da olabilir. Aşırı tüketimde alerji oluşabilir. Sebepsiz yere özellikle doktora danışmadan balık yağı kapsülleri tüketilmemelidir. Tüketilen balıkların yüksek miktarda cıva içermemesine de dikkat edilmelidir. Ayrıca karaciğer rahatsızlığı olanlar, diyabet hastalığı olanlar, kalp ritim bozukluğu olanlar, yüksek tansiyon, deniz ürünlerine alerjisi olanlar, obezite rahatsızlığı balık yağı kapsülünü mutlaka doktora danışarak kullanmalıdır. Yani herhangi bir rahatsızlığınız varsa yada düzenli olarak herhangi bir ilaç kullanıyorsanız mutlaka doktorunuza danışarak balık yağı kapsülü kullanmalısınız.

Kaynak: şifali bitki tedavisi

21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.Göreceğiniz manzaraysa şudur;

11066619_872391706157523_3783525508773165124_n[1]

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.

Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır!
Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.

Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir.

Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a.

Cami küçücüktür.

Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır.

İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana.

İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin.

Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.

Göreceğiniz manzaraysa şudur;

Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar!

Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.
Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır!..