1. “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
Ben de… ben de anlamıyorum. Her şeyi anlayarak mı yaşıyoruz sanki?
Bilerek mi? Yaşadıklarımızda bilinç payının ne kadar olduğunu hiç düşündün mü? Anlamadan, düpedüz yaşadığımız ne çok şey var gündelik yaşantımızda bir düşünsene..
Hayatı Seviyorum , bu bana yetiyor.
Hayatı Sevmek, ama gerçekten sevmek o kadar önemli ki…
___________________________________________
M. Mungan

“İçimden gelen yanıtların kolaylıkla farkında oluyorum”
Dikkatinizi neye yoğunlaştırırsanız o daha da artar ve yaşamınızda kalıcı hale gelir. Olumsuzdan uzaklaşın ve dikkatinizi gerçekten olmak, yapmak, sahip olmak istediğiniz şeyler üzerinde yoğunlaştırın…
Şişman olmak istemiyorum.
Parasız kalmak istemiyorum.
Yaşlanmak istemiyorum.
Burada yaşamak istemiyorum.
Bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.
Annem\Babam gibi olmak istemiyorum.
Bu işimde takılıp kalmak istemiyorum.
Saçlarım\burnumun\bedenimin böyle olmasını istemiyorum.
Yalnız olmak istemiyorum.
Mutsuz olmak istemiyorum.
Hasta olmak istemiyorum.
DİKKATİNİZİ NEYE YÖNELTİYORSANIZ, O DAHA DA FAZLALAŞIR
Yukarıdaki örnekler zihnimizde olumsuzluklarla savaşmaya nasıl kültürel olarak şartlandığımızı gösteriyor. Bu şekilde düşünürsek olumlunun kendiliğinden bize geleceğini sanıyoruz. Ama öyle değil.
İstemediğimiz şeyler için ne kadar sık hayıflanıyorsunuz? Böyle yapmak size gerçekten istediğiniz şeyleri hiç getirdi mi? Yaşamınızda değişiklik yapmayı gerçekten istiyorsanız, olumsuzluklarla savaşmak zamanınızı boşa harcamaktan başka bir şey değil. İstemediğiniz şeyler üzerinde daha çok düşündükçe, daha çok istemediğiniz şeyleri yaratacaksınız. Kendiniz veya yaşamınız hakkında hep beğenmediğiniz şeyler, büyük olasılıkla hala hayatınızda.
Dikkatinizi neye yoğunlaştırıyorsanız o daha da artar ve yaşamınızda kalıcı hale gelir. Olumsuzdan uzaklaşın ve dikkatinizi gerçekten olmak, yapmak, sahip olmak istediğiniz şeyler üzerinde yoğunlaştırın. Yukarıdaki olumsuz ifadeleri hadi gelin olumlu ifadelere çevirelim.
İnceyim
Maddi rahatlık içindeyim
Hep genç kalıyorum
Şimdi daha iyi bir yere taşınıyorum
Harika yeni bir ilişki içindeyim
Kendim gibi olmaktan memnunum
Saçımı/burnumu/bedenimi seviyorum
Sevgi ve şefkatle doluyum
Neşeli, mutlu ve özgürüm
Çok sağlıklıyım
OLUMLU İFADELER
Olumlu ifadeleri düşünmeyi öğrenin. Bunlar her konudaki ifade biçimlerinizdir. Genellikle olumsuz ifadelerle düşünürüz. Bunlar istemediğinizi söylediğiniz şeyleri sadece daha da fazla yaratır. “İşimden nefret ediyorum” demek hiçbir çözüm getirmez. “Şimdi harika yeni bir işi kabul ediyorum” demekse, bunu yaratmak için bilincinizde kanallar açacaktır.
Sürekli hayatınızda neler olmasını istiyorsanız, o cümlelerle kendinizi ifade edin. Yanlız, burada bir nokta çok önemli: Olumlu ifadelerinizde daima ŞİMDİKİ ZAMAN kipi kullanın. Yapıyorum, oluyorum gibi.
Bilinçaltınız öylesine itaatkar bir hizmetkar ki, eğer “olmak istiyorum” veya “olacağım” gibi gelecek zaman kipi kullanırsanız, gerçekleşmesini istediğiniz şeyler de daima gelecek zamana ait olacaklardır, yani elinizin altında olmayan gelecekte!
KENDİNİ SEVME SÜRECİ
Daha önce de söylediğim gibi, sorun ne olursa olsun, temel konu KENDİMİZİ SEVMEK üzerinde çalışmaktır. İşte, sorunları çözen “”sihirli değnek” budur.
Kendinizi iyi hissettiğiniz zamanlar, hayatınızın ne düzgün gittiğini hatırlayın. Aşık olduğunuz dönemleri ve o dönemlerde sorunlarınız yokmuş gibi hissettiğiniz anları hatırlayın. İşte, kendinizi sevmek de böylesine güzel duyguları ve güzel olayları size getirecek, kendinizi havada dans ediyormuşçasına hafif hissedeceksiniz. KENDİNİZİ SEVMEK, İYİ HİSSETMENİZİ SAĞLAR.
Kendinizi onaylamadıkça ve kabul etmedikçe, gerçekten kendinizi sevmek imkansızdır. Bu, ne olursa olsun kendinizi eleştirmemek demektir. Tüm karşı çıkmalarınızı hissediyor gibiyim.
Ama ben hep kendimi eleştiririm
Kendimin şu yönünü beğenmem nasıl mümkün ki?
Ailem/ öğretmenlerim/ sevgililerim daima beni eleştirdi
Kendimi nasıl motive edebileceğim ki?
Ama böyle şeyler yapmak benim için yanlış olur
Ama kendimi eleştirmezsem, değişmem nasıl mümkün olur?
AKLI EĞİTMEK
Kendine yönelik eleştiri -yukarıdaki cümleler gibi-, eski plakları çalıp duran zihin faaliyetidir. Zihninizi kendinizi suçlamak ve değişime karşı koymak için nasıl eğittiğinizin farkında mısınız? Bu düşünceleri önemsemeyin ve çalışmalarınızı sürdürün!
Daha önce yaptığımız bir alıştırmaya geri dönelim. Aynaya tekrar bakın, “Kendimi olduğum gibi seviyor ve onaylıyorum”” deyin.
Şimdi nasıl hissediyorsunuz? Asıl konumuz budur, Kendini onaylama ve Kabul etme, olumlu değişimlerin anahtarıdır.
ALIŞTIRMA: KENDİMİ ONAYLIYORUM
Bu çalışmayı yüzlerce kişiye yaptırdım ve sonuçlar olağanüstü oldu. Önünüzdeki ay boyunca tekrar tekrar, “kendimi onaylıyorum” deyin.
Bunu günde en az üç yüz-dört yüz kez söyleyin. Hayır, çok fazla değil. Endişe duyduğunuz, sorunlarınız üzerinde düşündüğünüz zaman tekrar edin durun. “Kendimi onaylıyorum” durmaksızın yineleyin.
“Kendimi onaylıyorum” dedikçe bilincinizin derinliklerinde gömülü olan tam tersi her şeyin açığa çıkacağı garantidir.
Böylesine şişmanken kendini nasıl onaylarsın?
Bunun bir yararı olacağını düşünmek çok aptalca.
Senin onaylanacak bir yanın yok.
Gibi olumsuz düşünceler geldiğinde, zihinsel kontrolü ele almanın zamanıdır. Bu tür düşüncelere önem vermeyin. Sadece bu düşünceyi geçmişe takılı kalmanızın bir biçimi olarak görün.. Bu tür düşüncelerinize, “Gitmene izin veriyorum, ben kendimi onaylıyorum” deyin.
Bu alıştırmayı yapmayı düşünmek bile karşı çıkmalara neden olabilir. “Aptalca bir şey” “Bana doğru gelmiyor” “Amma da yalan” “Hadi canım sende” “Bu yaptığım şeylerden sonra, kendimi nasıl onaylayabilirim?” gibi.
Bırakın, gelip geçsinler. Bunlar sadece direnen düşünceler. Onlara inanmayı seçmedikçe üzerinizde güçleri olmaz.
“Kendimi onaylıyorum, kendimi onaylıyorum, kendimi onaylıyorum” Ne olursa olsun, size kim ne söylerse söylesin, kim ne yaparsa yapsın, söylemeye devam edin. Hatta, biri onaylamadığınız bir şey yaptığında bile, bunu kendinize söyleyebiliyorsanız, bilin ki gelişiyor ve değişiyorsunuz.
Biz güç vermedikçe, düşüncelerin üzerimizde gücü olamaz. Düşünceler sadece yan yana dizilmiş sözcüklerdir. HİÇBİR ANLAMLARI YOKTUR. Onlara ancak biz anlam yükleriz. Ne anlam vereceğimizi de biz seçeriz. Bizi geliştiren ve destekleyen düşünceleri seçelim.
Kendini kabul etmenin bir bölümü de, başka insanların düşüncelerinin doğruluğundan vazgeçmeyi içerir. Eğer ben size sürekli “sen mor bir koyunsun, sen mor bir koyunsun” deseydim, ya bana gülüp geçecektiniz ya da deli olduğumu düşünüp benden rahatsız olacaktınız. Ama söylediğimin doğru olma ihtimalini düşünmeyecektiniz bile. Kendimiz hakkında inanmayı seçtiğimiz birçok şey de aynı şekilde gerçekdışı. Özdeğerinizin, bedeninizin şekline bağlı olduğuna inanmak da “sen mor bir koyunsun”un doğruluğuna inanmaktan farksız.
Çoğunlukla kendimizde “yanlış” olduğunu düşündüğümüz şeyler, bireyselliğimizin bir ifadesidir. Bunlar bizim farklılıklarımız ve özelliklerimizdir. Bize özgüdür. Doğa asla kendini tekrarlamaz. Bu gezegende zamanın başlangıcından itibaren asla iki aynı kar tanesi veya su damlası olmadı. Her papatya diğerinden farklı. Parmak izlerimiz farklı, biz farklıyız. Farklı olmak için yaratıldık. Bu gerçeği kabul ettiğimizde rekabet ve kıyaslama söz konusu olmaz. Başka birine benzemeye çalışmak, ruhumuzu kurutmak demektir. Bu gezegene kendimizi ifade etmek için geldik.
FARKINDALIĞINIZI UYGULAMAYA KOYUN
Sizi mutlu eden düşünceleri düşünün. Size iyi duygular hissettiren şeyleri yapın. Size iyi duygular yaşatan kişilerle birlikte olun. Bedeninize yararlı olan şeyler yiyin. Kendinizi rahat hissettiğiniz hızda yaşayın.
TOHUMLARI EKMEK
Şimdi bir domates fidesi düşünün. Sağlıklı bir fidede yüzlerce domates vardır. Bu kadar çok domatesi elde etmek için, işe küçük kuru bir tohumla başlamak zorundayız. Tohum domates fidesine hiç benzemez. Kesinlikle domatese benzer tadı da yoktur. Ama bu tohumu bereketli bir toprağa ekelim, sulayalım ve güneş ışığıyla beslensin.
Küçücük bir filiz verdiğinde, “Bu bir domates fidesi değil” diye filizi çiğneyip ezmezsiniz. “Ne kadar güzel büyüyor” dersiniz, büyüyüp gelişmesini zevkle seyredersiniz. Zaman içinde, sulamaya devam edip bol güneş ışığıyla beslenmesini sağlarsanız ve etrafındaki zararlı otları temizlerseniz, bir süre sonra yüzlerce lezzetli domatesiniz olacaktır.
Her şey küçük bir tohumla başladı, değil mi?
Kendinize yeni deneyimler yaratmanız da aynı şekilde oluyor. Ektiğiniz toprak bilinçaltınızdır. Tohum ise yeni olumlu düşüncelerinizdir. Tüm yeni deneyimler bu tohumun içinde. Tohumu yeni olumlu ifadelerle sularsınız. Kendinize duyduğunuz sevgi ve verdiğiniz değerin güneş ışığı gibi üzerinde parlamasını sağlarsınız. Orada burada biten zararlı otları (olumsuz düşünceleri) ayıklarsınız. Ve küçücük bir kanıtı (filizi) ilk gördüğünüzde “Bu yeterli değil” diye basıp ezmezsiniz. İlk başarıyı gördüğünüzde, “Ne kadar güzel, işte canlanıyor ve gelişiyor” diye sevinirsiniz. Sonra da gelişimi izler ve isteklerinizin hayatınızda gerçekleştiğini görürsünüz.
ALIŞTIRMA: YENİ DEĞİŞİKLİKLER YARATMAK
İşte şimdi kendinizde yanlış olarak gördüğünüz şeylerin bir listesini yapıp bunları olumlu ifadelere dönüştürmenin zamanı. Ya da değiştirmek, olmak, yapmak istediğiniz şeylerin bir listesini yapabilirsiniz. Bu listeden üçünü seçip olumlu ifadelere çevirin.
Diyelim ki, olumsuz listeniz şöyle bir şey olsun:
Hayatım karmakarışık
Kilo vermeliyim
Kimse beni sevmiyor
Taşınmak istiyorum
İşimden nefret ediyorum
Yeterince gayret göstermiyorum
Yeterli değilim
Bunları olumlu hale çevirelim:
Bu koşulları yaratan içimdeki düşünce kalıbını bırakmaya hazırım.
Olumlu değişimler süreci içindeyim.
Mutlu, ince bir bedenim var.
Nerede olursam olayım sevgiyi hissediyorum.
Tam istediğim gibi bir yerde yaşıyorum.
Tam istediğim bir iş de çalışıyorum.
Her şeyi istediğim gibi düzene soktum.
Yaptığım he şeyi takdir ediyorum.
Kendimi seviyor ve onaylıyorum.
Yaşam sürecinin en iyi olmamı sağlayacağına güveniyorum.
En iyiye layığım ve bunu kabul ediyorum.
Bu liste değişmesini istediğiniz her şeyi kapsıyor. Kendinizi sevmek ve onaylamak, güvenli bir ortam yaratmak, güven duymak, hak ettiğini bilmek ve kabul etmek, kilolarınızın normale inmesini sağlayacaktır. Ayrıca düşüncelerinize bir düzen getirecek; hayatınızda sevecen ilişkiler, yeni bir iş, yaşamaktan mutluluk duyduğunuz yeni bir ev yaratacaksınız. Domates fidesi mucizevi bir şekilde büyür ve biz arzularımızı mucizevi bir şekilde gerçekleştiririz.
İYİ ŞEYLERE LAYIK OLMAK
İstediğiniz şeylere sahip olmaya layık olduğunuza inanıyor musunuz? Eğer inanmıyorsanız, sahip olamazsınız. Bu durumda kontrolünüz dışında oluşan koşullar birbiri ardına üzerinize gelerek sizi çaresiz hale getirecektir.
ALIŞTIRMA: LAYIĞIM
Aynaya tekrar bakın ve şöyle deyin: “…… sahip olmaya/olmaya layığım ve kabul ediyorum”. 2-3 kere tekrar edin.
Ne hissediyorsunuz? Duygularınıza, bedeninizde neler olup bittiğine sürekli dikkat edin. Söyledikleriniz size doğru geliyor mu? Yoksa hala değersiz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Bedeninizde olumsuz duygular hissediyorsanız yeniden olumlu ifadeler kullanın. “İyiliğimi engelleyen bilinç kalıbımı bırakıyorum” ” ….. layığım”
Bu olumlu ifadeler size doğru gelene kadar tekrar edin, günlerce yapmanız gerekse bile.
OLUMLAMA
Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam. Hayatım her an yepyeni.
Hayatımın her anı yeni, taze ve canlı.
Olumlu düşüncelerimi, tam istediğim şeyleri yaratmak için kullanıyorum.
Bugün yeni bir gün. Ben yeni bir ben’im.
Farklı düşünüyorum. Farklı konuşuyorum. Farklı davranıyorum. Başkaları bana farklı davranıyor.
Yeni dünyam, yeni düşüncelerimin bir yansıması.
Yeni tohumlar ekmek zevkli ve neşe verici.
Bu tohumların, yeni deneyimlerim olacağını biliyorum.
Dünyamda her şey iyi ve güzel.
17 aralık ctesi kendini sev hayatını iyileştir seminerinde sizi sınırlayan inanç kalıplarını, önyargıları farkedecek ve dönüştürüp hayatınızı mucizelere açacaksınız. Bunu Louse L. Hay’in mucizevi yöntemiyle yapıyorum…
Bilgi ve Başvurular
Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anettei̇nselberg.com
Nea Yaşam Merkezi
Valikonağı Cad. Poyracık Sok. İlgen Apt. N.28/15 K.4
Nişantaşı tel: 0212 219 19 30

Hayatlarımızı sağlığımızı hiçbir zaman kaybetmeyecekmiş, başkasına hiç muhtaç kalmayacakmış gibi yaşarız. Sanırız ki bize hiçbir şey olmaz, hep güçlü, hep ayaklarının üzerinde duran kişiler olacağız.
An gelir evrenin bir imtahanı zor bir sınav sorusu gibi kapınızı çalıverir. Görünmez bir kaza ya da bir haber bir anda pamuklar içinde sakladığınız hayatınızın tüm düzenini alt üst eder.
Düşünün bir kere, bir anda normal rutin olarak kullandığınız bir uzvunuz is göremez hale gelirse, o çok güvendiğiniz sağlığınız, bütünlüğünüz elinizden saniyeler içinde kayıp giderse ne olur?
Hastaneye giderken ve sonrasında yanınızda kim olsun istersiniz?
Önce kime haber verirsiniz? Kim sizin kara gün dostunuzdur? Bu soruların cevaplarını bulmak için derin bir nefes alın ve kalbinizden yanıtlamasını isteyin.
Eşiniz mi? Çocuğunuz mu? Kardeşiniz mi? Anne veya Babanız mı? Yoksa tüm sırlarınızı paylaştığınız arkadaşınız mı?
Hayatınızın içinde o veya bu şekilde vakit geçirdiğiniz, onsuz yapamayacağınızı hissettiğiniz ve aynı zamanda uzun birlikteliklerden dolayı tolerans ve tahammül seviyenizin azaldığı kişi, aslında okyanusun ortasında düşmüş olduğunuz durumdan sizi çıkartacak ve o meşakkate girecek tek can simidinizdir. Birden onun değerini idrak eder ve varlığına şükredersiniz.
Kendinize yeterli iken birden bire yetersiz ve çaresiz kaldığınız, hep başkalarına yardım ederken, yardıma muhtaç duruma geldiğinizi idrak etmek, çoğunlukla kendinizi, hayatınızı, ve nereden gelip nereye gittiğinizi sorgulamanıza sebep olur. Neden herşey hep benim başıma geliyor? Neden hep yeniden başlamak güçlü olmak zorundayım? Ne zaman mutlu olacağım? V.s.
Kuantuma meraklıysanız farklı biçimde sorarsınız, Evren bana neyi deneyimletmeye çalışıyor? Neyi idrak etmem lazım? Ne konuda kendimi değiştirmem veya düzeltmem lazım? Uyanmam farkına varmam için yeterince sarsıldım mı? Hangi enerjileri kendime çekiyorum. Acaba Evrene doğru mesajlar veremiyor muyum?
Sizi arayan, soran ziyaretinize gelen, geçmiş olsun diyen ya da bir an olsun koruyucu kanatlarını üzerinizden ayırmayan yakınlarınızı arkadaşlarınızı ve ailenizi gördükçe ve onların sıcak enerjilerini hissettikçe, sevildiğinizi ve değerli olduğunuzu her bir hücreniz idrak eder, mutlu olursunuz.
Hayatınız boyunca kontrolü elinizde tutmaya çalıştınız da ne oldu? Farkında mısınız ki artık kontrol sizin elinizde değil.
Hani sizden başkası başaramazdı, beceremezdi? Siz çaresiz durumdayken her şeyi tıkır tıkır halleden bir arkadaşınız, eşiniz, kardeşiniz, çocuğunuz varmış değil mi?
Bunca zaman, sadece kendinizi ve çevrenizi kontrol etmek için ne kadar çok enerji harcadığınızın ve bu enerjinin aslında sizden kopan önemli bir değer olduğunun farkına varmanın zamanı gelmedi mi?
Ne yaparsanız yapın, hayatı, çevrenizi, ilahi akışı ve yaşadığınız imtahanları kontrol edemiyorsunuz değil mi?? Bilin ki edemeyeceksiniz de.
Yaşamakta olduğunuz herşey, Evrenden size deneyimlemek istediğiniz ve bunu isterken yaydığınız enerjiyi cevaplayacak şekilde, güzelce paketlenmiş ve önünüze sunulmuş olarak akmaya devam ediyor. Yaydığınız enerjinin gerçekten istediğiniz ve arzu ettiğiniz enerji olabilmesi için ne yapmalısınız?
Kendi içinize dönerek önce kendinizi Affedin. Sonra Hiç affetmeyeceğinizi söylediğiniz kişileri içinizden affedin. Affedin ki oralara harcadığınız gereksiz enerjileri artık yaşam kalitenizi, huzurunuzu, mutluluğunuzu arttırmak için kendinize doğru yönlendirin. Bırakın bu enerjiler gereksiz yere başkalarına değil, ait olduğu kişiye yani size hizmet etsin. Dengede olmaya çalışın. Zor da olsa hayatınızdaki dengeyi yakalayın. Yaradan’ın en güzel parçası olarak diğer en güzel parçaları da sevin ki akışın en güzel mucizeleri size doğru gelmeye başlasın.
“ Ben Kendimi şu anda olduğum gibi kabul ediyorum ve onaylıyorum.
Kendimi gerçekten çok seviyorum.
Dengede olmayı seçiyorum
Bugüne kadar yaşadığım her sınavı, her olayı, her anı, tüm deneyimlerimi, bunlarla ilgili tüm kararlarımı ve tüm seçimlerimi şu an itibari ile kabule geçiyorum.
Ne yaşandıysa yaşandı ve bitti. Artık kendimi Affediyorum.
Bütün bu yaşadıklarım, deneyimlediklerim şu an ki iyi, doğru sevgi dolu insan olmama yardım ettiği için Yaradan’a şükrediyorum.
Doğduğum günden bu güne kadar beni üzen, beni kıran, bana kötülük yapan herkesi Affediyorum. Kendi iyiliğim için, daha önce hiç affetmeyeceğim dediğim herkesi de koşulsuz şartsız affediyorum.
Artık,
Mutlu ve huzurlu olmayı hak ediyorum.
Sevmeyi ve sevilmeyi hak ediyorum.
Sağlıklı olmayı hak ediyorum.
Bolluk ve Bereket içinde olmayı hak ediyorum.
Güzel olan her şeyi yaşamayı ve deneyimlemeyi hak ediyorum.
Hayatımın akışına güveniyorum. Tanrımdan bana gelecek tüm mucizelere kendimi açıyorum ve bu mucizeleri yaşamayı hak ediyorum.
Kalbi güzellikler ve iyilikler dolu insanların artık mutlu olma ve başarılı olma döneminin geldiğini kabul ediyorum.
Elimde olan herşey için, sevdiklerim yanımda olduğu için aklım yerinde olduğu için, tüm organlarımla sağlıklı olduğum için, bana bahşedilen tüm nimetler için Yaradanıma şükrediyorum.
Şükürler olsun….
Sevgiyle Serkan Sorguç

Motivasyonu yüksek: Sazan gibi her işe atlayan, bilumum angarya yüklenebilir şahsiyet
Etkili sunuş yeteneğine sahip: Ortalamanın üzerinde güzel/yakışıklı kişi; cillop gibin
Beden dilini kullanabilen: “Bir su alabilir miyim” derken kaşı gözü oynayan sakat kişilik; Ne yapacağı belli olmaz
Problem çözme yeteneği olan: Havuz problemleri çözerek büyümüş olduğundan her konuda çözülecek bir problem arayan, rahatsız mizaçlı kolej talebesi; problem çözebiliyorsa, problem de çıkartabilir, dikkatle izlenmesi lazım gelir
Takım çalışmasına yatkın: İki eliyle bi şeyi doğrultamayan, lakin kalabalığın arasında kaynamayı becerebilen ve iş yapıyor imajı çizebilen; çakal
Stresle başa çıkabilir: Dünya yansa umurunda olmayan rahat kişilik, gevşeklikte ve lakayitle sınır tanımayan (Not: Polyannagillerin istihdam edilebilenleri de benzer özellikler gösterir, zinhar karıştırılmamalıdır)
Zamanı iyi kullanan: Müdürünün ruhu bile duymadan, mesai saatleri içinde kahve içip fal baktıran, internette gezip solitaire oynayan, icabında kuaföre gidip saç-baş bile yaptıran yaratıcı, neşeli, eğlenceli kişilik; ha bir de saat 6 oldu mu bir dakka bile durmaz ve çıkar gider bu tipler.
Değişime açık: Yalaka, bukalemun, fırıldak kişilik
Koç’luk yapabilir: Ara gaz verip çalışanları bedavaya çalışmaya ikna edebilen hin oğlu hin
Etkili satış becerilerine sahip: Ağızlarından girip burunlarından çıkmak suretiyle, müşterileri kandırmayı başarabilen tilki şahsiyet; herşeyi satabilir bu tipler, sizi de satabilir, dikkatli olun
Müşteri odaklı: Şirkete karşı müşterilerle ittifak yapan hain tip; brütüs
Temsil yeteneği olan: Her toplantıda basına demeç veriyormuşcasına havalara giren, kendini bir birşey sanan, ….. havada kisilik
Uyumlu: Suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan silik kişican, TRT’nin beraber ve solo şarkılar korosunda 30 yıl soloya çıkmadan durabilir, otistik te olabilir
Dışarıya açık bir kişiliğe sahip: Süekli ofis dışında
Iyi iletisim becerilerine sahip: Sürekli telefonla konuşur
Ortalama bir eleman: Kafası pek basmaz
Üstün niteliklere sahip: Şimdiye kadar önemli bir hata yapmadı
İşi her zaman birinci önceliktir: Flört bulamayacak kadar çirkin
Sosyal hayatinda aktif: Sürekli kafa çeker
Ailesinin sosyal hayatı aktifdir: Eşi ve çocukları da kafa çeker
Bağımsız çalışabilir: Kimse tam olarak ne iş yaptığını bilmez
Süratli düşünür: İyi bahaneler uydurur
Dikkatlice düşünür: Karar veremez
Mantığını iyi kullanır: İşi baskasına yaptırır
Kendini çok iyi ifade edebilir: Türkçe konuşabilir
Liderlik yeteneklerine sahiptir: Uzun boyludur ve bağıra çağıra konuşur
Geleceği çok iyi okur: Bayağı şanslıdır
Neşesi yerindedir: Belden asağı birçok fıkra bilir
Kariyerine çok önem verir: Adamı arkadan bıçaklayabilir
Sadıktır ve güvenilirdir: Baska yerde iş bulamamıştır

YEDİKLERİNİZE DİKKAT ETMENİZE RAĞMEN SÜREKLİ KİLO PROBLEMİ YAŞIYORSANIZ ve KOLAY KİLO VEREMİYORSANIZ EĞER,
KARACİĞER YAĞLANMANIZ , YÜKSEK KOLESTEROL (LDL )VE TRİGLİSERİD PROBLEMİNİZ VARSA EĞER,
…
İŞİTME VE GÖRME KAYBIYLA İLGİLİ PROBLEMLER YAŞIYORSANIZ EĞER,
DIYABET TİP II , VARSA EĞER,
ZAMAN ZAMAN YADA SÜREKLİ BİR KABIZLIK PROBLEMİNİZ VARSA EĞER,
EKLEM PROBLEMLERİ, ROMATİZMA vb. VARSA EĞER ,
CİLDİNİZ KURU VE ZAMAN ZAMAN PUL PUL DÖKÜLÜYORSA,
SAÇLARINIZLA İLGİLİ PROBLEMLER VE DÖKÜLMELER
GİBİ PROBLEMLERDEN BİRİSİNİ YADA PEK ÇOĞU YAŞIYORSANIZ EĞER …
İŞTE SİZE MUCİZEVİ ETKİLER TAŞIYAN , TAMAMEN DOĞAL BİR DETOKS-ARINMA KÜRÜ,
SADECE 3 HAFTA VE SABAH KAHVALTISI YERİNE BUNU YAPACAKSINIZ …
Sizin,
YILDA 1 KEZ , SADECE 3 HAFTA UYGULAYACAĞINIZ BU BASİT DETOX PROĞRAMIYLA , BARSAKLARINIZI TEMİZLEYİP BU PROBLEMLERI ASGARİYE İNDİRİP ,
HATTA KURTULMANIZ DAHİ MÜMKÜN OLABİLİR
ayrıca Bu basit DETOX yöntemiyle ;
YAŞAM SÜRENİZİ UZATABİLİR, KANSER de DAHİL PEK ÇOK HASTALIKTAN DA KORUNABİLİRSİNİZ.
SADECE , SABAH KAHVALTISI YERİNE AŞAĞIDAKİ KARIŞIMI İÇECEKSİNİZ HEPSİ BU.
1. HAFTA …. 1 YEMEK KAŞIĞI KETEN TOHUMU UNU ……. 100 ml KEFİR
2. HAFTA ……2 YEMEK KAŞIĞI KETEN TOHUMU UNU …….100 ml KEFİR
3. HAFTA ……3 YEMEK KAŞIĞI KETEN TOHUMU UNU …….150 ml KEFİR
NOT :
KETEN TOHUMU UNU İÇİN , KENDİNİZ ORGANİK KETEN TOHUMU ALIP ÇEKEBİLİRSİNİZ ( ÇÜNKÜ HER GÜN TAZE HAZIRLANACAK ).
KEFİR İÇİN , HAZIR KEFİR İÇECEKLERDEN ALABİLİRSİNİZ ( ÖZELLİKLE KEÇİ SÜTÜNE HAZIRLANMIŞ OLANLARDAN )
+
GÜN İÇİNDE MUTLAKA , 2 LİTRE SU İÇİNİZ …..
KEZA BU SU İÇİNE ÇOK AZ BAL DA KATABİLİRSİNİZ ( 1 TATLI KAŞIĞI KADAR ) VARSA KESTANE BALI , YOKSA ÇAM BALI DA OLABİLİR .
ÖNEMLİ NOT : ÖSTROJEN DUYARLI KANSER GEÇİRMİŞ OLANLAR ve TEDAVİ ALANLAR , KETEN TOHUMU KULLANAMAZLAR …
BU HUSUSA LÜTFEN DİKKAT EDİNİZ …!!!!
PROĞRAMINIZ ESNASINDA , SÜMÜKSÜ YAPIDA BİR KAKA NORMALDİR , HATTA PARAZİT ÇIKIŞI DAHİ OLABİLİR , ENDİŞELENMEYİNİZ… !!!!
PROĞRAM SONUNDA BARSAK FLORANIZ ÇOK DAHA SAĞLIKLI VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZ DE ÇOK DAHA GÜÇLÜ OLACAKTIR .
BESLENME PROĞRAMLARINIZDAN , PROBİYOTİK İÇERİKLİ BESİN MADDELERİNİ EKSİK ETMEYİNİZ.
– KEFİR
– EV YAPIMI , LAHANA ve PANCAR TURŞULARI
– % 100 NAR EKŞİSİ
– BOZA
Afiyet,şifa olsun
Bir dost smile ifade simgesi
Clean the intestine using this flax seed flour regimen – Instead of breakfast consume this mixture for 3 weeks:
Week 1: 1 tablespoon of flaxseed flour and 100 ml of kefir
Week 2: 2 tablespoons of flaxseed flour and 100 ml of kefir
Week 3: 3 tablespoons of flaxseed flour and 150 ml of kefir
Beğen · Paylaş
doktorunuza danışmadan yapmayınız
kaynak sağlık olsun

*Nefes nefese kalacak kadar bir hareketlilik içinde olduğunuzda; merdiven çıkarken veya hızlı yürürken, farkına varmadan hızlandırdığınız ve kapasitesini düşürdüğünüz nefes alışverişlerinizin arasına 3 derin nefes kattığınızda nefesinizin düzeldiğini göreceksiniz.
-Herhangi bir rahatsızlık sonucu artan safra miktarı midenizin bulanmasına sebebiyet verdiğinde, yol veya deniz tutması sonucunda mideniz bulandığında 3 derin nefes almak mide bulantınızın geçmesini sağlayabilir.
-Çok korktuğunuzda 3 derin nefes kendinize getirir.
-Heyecanlanıp kontrolsüz hareketler sergilediğinizde ve kendinize hakim olamadığınızda 3 derin nefes almak bütün heyecanı alarak tam anlamı ile dengeli davranmanızı sağlar.
-Kafanızın karıştığı, hiçbir şeyi düşünemez ve anlayamaz duruma geldiğinde 3 derin nefes alarak beyin kimyanızın dengelendiğini, beyninizin oksijenlenerek görevini en iyi şekilde yapacak duruma geldiğini görebilirsiniz.
-İstem dışı alışkanlıklarınızı, kekemelik sorunu yaşadığınızı veya konuşmada tutulduğunuzu fark ettiğinizde 3 derin nefes almak durumunuzu hemen düzeltecektir.
*3 derin nefes an farkındalığı yaşamanızı, burada ve şimdi de kalmanızı, bozulan motivasyon ve dikkatinizi arttırmanızı, daha sonra pişman olacağınız seçimler yapmamanızı ve negatif karma yüklenmemenizi sağlar.
*3 derin nefes ciğerlerin tamamının kullanılarak yavaşça ve uzunca verildiği nefesler olmalıdır. 3 derin nefes gerektiğinde yaşam kurtarıcıdır. Daha önce zor anlarda kullanmak için programlanmadığı için birisi sizi ikaz etmeden 3 derin nefes almak aklınıza gelmez…em.
*Gerektiğinde kullanmak üzere 3 derin nefes alıp vermeyi bir çalışma disiplini haline getirebilirsiniz. Çok önemli anlar dışında da zaman zaman 3 derin nefes almayı alışkanlık haline getirerek genel durumunuzu her zaman en üst potansiyellerde kullanmayı öğrenebilirsiniz…
Mustafa Kartal/Nefes Farkındalığı

Vücudu temizleyip, genel işleyişini düzenlemekle görevli bu organlardaki iltihaplanmayı azaltmak için en iyi yöntem, su ve antioksidanlar açısından zengin olan taze meyve ve sebzeler tüketmektir.
Bildiğiniz üzere, sağlıklı bir karaciğer sağlıklı ve zinde olduğunuz anlamına da gelir.
Böbrekleriniz de ayrıca toksinlerden ve aşırı sudan arınmanızda rol oynarken, kan basıncını düzenleme, D vitamini ve hormon üretme gibi diğer işlemlere de yardımcı olur.
Dahası, her gün enzim ve mineraller açısından zengin doğal içecekler içmek kadar basit bir şey pankreasınızdaki iltihaplanmayı azaltarak, daha iyi bir sindirim sağlar ve hücrelerinizdeki hasarla savaşmanıza yardım eder.
İşte bu yüzden, bugün sizi bu organlardaki iltihaplanmanın azalmasına yardım edecek bazı sağlıklı ve lezzetli içecekleri keşfe davet ediyoruz. Not almanıza değecekler.

Pancar, portakal ve havuç suyu
Pancar her detoks diyetinin temel parçalarından biridir ve etkin bir biçimde iltihaplanmayı azaltır.
Pancar suyunu, havuçtaki ve portakaldaki A ve C vitaminleriyle birleştirdiğinizde lezzetli ve sağlıklı bir ilaç elde edersiniz.
Nasıl yapılır öğrenmek için bir kulak verin.

Bu tarifteki sarımsağın varlığına şaşırmış olabilirsiniz. Güzel, hatırlamanızda fayda var ki sarımsak, dünyadaki en güçlü doğal antioksidan ve antibiyotikten biridir.
Yalnızca iltihaplanmayı azaltarak yardım etmez, ayrıca böbreklerinizdeki toksinleri temizler, pankreasınızın işleyişini düzene sokar ve karaciğerinize de iyi gelir.
O küçük bir diş sarımsağı bu doğal içeceğe eklemeyi unutmayın, çünkü etkileri gerçekten inanılmaz.

Keten tohumu iltihaplanma karşıtı, idrar söktürücü ve canlandırıcı özellikleri bulunan tıbbi amaçlı bir bitkidir. Sindirim sistemi sağlığınızın bakımına yardımcı olur ve iltihaplanmaları önleyip sindirim işlevini düzenler.
Keten tohumunun faydalarını doğal elma suyuyla karıştırdığınızda kayda değer etkilerle karşılaşacaksınız.
Yine de tüm faydalarından yararlanmak adına, az yağ ve koruyucu içeren çeşitli ve dengeli bir beslenme düzeni sürdürmeniz gerekmektedir.
Sonuç olarak, burada paylaştığımız herhangi bir içeceği deneyin. Hangileri sizi daha iyi hissettiriyor görün ya da basitçe evinizde bulunan malzemeleri kullanın. Beslenme düzeninize dikkat edip yaşam stilinizi de düzeltirken, bu içecekleri her gün düzenli olarak içmeniz önemli.
Bugün hangisini deneyeceksiniz?
Kaynak: sağlığa bir adım
Her gün ne kadar aptal olduğumu daha iyi anlıyorum. Aptal olmak normaldir. Ama ben 18 yaşındayken kendimi bir dâhi sanıyordum. Şimdi ise tam bir ahmak olduğumu fark ediyorum.”
<style type=”text/css”> .wpb_animate_when_almost_visible { opacity: 1; }</style>

Bir gün adamın biri zamanının Sufi üstadlarından birini ziyarete gelmiş ve ona şu soruyu sormuş:
“Ön yargılarımdan ve bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?”
Üstad ona cevap vermek yerine ayağa kalkmış ve yakında bulunan bir sütuna kollarını dolayarak bağırmaya başlamış:
“Beni bu sütundan kurtarın!!! …
Adam şaşkınlıkla bakarak, Üstadın deli olduğunu düşünmüş ve ona şöyle demiş:
Neden böyle yapıyorsun?
Ben senin akıllı birisi olduğunu düşünerek ruhsal bir soru sormaya geldim. Ama görüyorum ki sen delinin tekisin, sütunu sen tutuyorsun, sütun seni tutmuyor! Bırak gitsin!”
Üstad sütunu bırakmış ve şöyle demiş: “Bu söylediğini gerçekten derinlemesine anlayabilirsen, kendi cevabını vermiş olacaksın. Bağımlılıkların seni tutmuyor, sen onları tutuyorsun! Bırak gitsin!”
Kendini değiştirmeli insan..Yaşananlara bakış açısını değiştirmeli..Özeleştiri yapabilmeli
Önce kendini yargılayabilmeli..
Sonrasını BIRAK GİTSİN….

OKUMAYA DEĞER …Paradigma..
–
Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.
Örneğin; trende giderken, bir baba, 3… evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.
Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.
Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?
Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.
Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.
Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:
Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.
Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?
ÇÖZÜMSÜZ gibi gördüğünüz sorunlar konusunda PARADİGMA değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”
Stephan R. Covey – Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı

Çinli bir soylunun dördüncü hanımı olarak hayatına devam etme kararı alan filmin kahramanı, rekabet, dostluk, sevinç, acı, kapris, suçluluk, kıskançlık, intikam gibi bir çok duygu yelpazesini deneyimliyor…
Soylunun evi simetrik görüntülerle aktarılıyor, kırmızı fenerler, karlar altındaki bahçe muazzam…
Mutlaka seyredin…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Doğduk…
Önce isimler takıldı bize,
Sonra lakaplar ve takma adlar eklendi bu isimlere.
Büyümeye başlarken sıfatlar eklediler takılan isimlerimizin önlerine.
Daha da büyüdük…
Bu sefer tanimlarla cevrelediler hayatımızı. Sonra birseyler oldun, birseyler başardın dediler, bizde inandık
Birsürü şey olduk.
Sonra baktık, birtek kendimiz olamamisiz
Ve öylece bakakaldık bu halimize…
Dilvin Tekson

Okumuş olduğum bir kitapta yaşamımızdaki her şeyi, çevremizdeki herkesi hayatımıza kendimizin çektiğinden bahsediyordu. Hayatımıza giren her şeyi kendimiz çekiyorsak hastalıkları da mı biz çekiyoruz? Yok artık dedim, daha neler. Kim hasta olmak isterdi ki? Kim ağrılar çekmek, ilaçlarla yaşamak, hastanelerde yatmak ister ki? Ama gel gelelim şimdi çekim yasasının da…ha çok içine girdikçe, daha çok okudukça ve daha çok gördükçe büyük resmi daha kolay görebiliyorum. Evet ister inanın, ister inanmayın ama hastalıkları hayatımıza biz çekiyoruz.
Belki bunu bilinçli zihinlerimizle yapmıyoruz ama hastalıkları çağırıyoruz. Hayatınızda neye anlam yüklerseniz onun enerjisini ve dolayısıyla frekansını artırırsınız. Biz bunu fark etmesek de o kadar çok yapıyoruz ki… Bugün başım ağrıyor örneğin, sabah uyanıyorum. ‘Ahh çok başım ağrıyor’ diye güne başlıyorum, önce sabah eşime anlatıyorum ne kadar da çok ağrıdığınıdiye güne başlıyorum, önce sabah eşime anlatıyorum ne kadar da çok ağrıdığını, sonra ağrı kesicilere söylüyorum, sonra iş arkadaşlarıma, en çok da kendime tekrar tekrar anlatıyorum, bu arada da ağrı kesicinin hiçbir işe yaramadığını da anlatıyorum devamlı. Israrla ağrının ne kadar fazla olduğunu anlatıyorum, bana neler yaptığını anlatıyorum. Siz kendinizi baş ağrısının yerine koyun, sizi bu kadar seven, herkese sizden bahseden, sizi bu kadar yücelten birini bırakıp gider miydiniz?
Bedeniniz o kadar itaatkar bir sistemle yaratılmıştır ki, siz ne derseniz ona evet der hem de hiç sorgulamadan. Çoğu zaman düşüncelerimizle, konuşmalarımızla hastalıklara davetiye çıkartırız: ‘Çok soğuk, ben bu havada kesin hasta olurum’ hay hay der vücudumuz, emriniz olur. ‘Her sene bu zamanlar kesin ben bir yatağa düşerim’ hay hay hemen. ‘Çok meyve yedim kesin karnım ağrıyacak’ hay hay. ‘Hava böyle kapalı olunca migrenim tutuyor’ Hay hay. ‘Ayakta çok durdum varislerim ağrır bugün’ hay hay hemen ağrırım sen yeter ki iste. ‘Ay o tatlı bende ishal yapıyor’. Ne demek efendim lafı mı olur? ‘Bizim ailede bütün erkekler kalp hastalığından öldü bende de kesin kalp hastalığı çıkacak.’ -’Ne dedi ne dedi? Kalp dedi, hey kalp sana diyor, hasta olman lazımmış’.
Hay hay hemen emriniz olur. Siz de bence bir düşünün, ne kadar çok bunlara benzer cümleler kurduğunuzu, bazen ısrarla nasıl hastalıkları çağırdığınızı, hatta gelmezsen küserim dediğinizi. Hastalıklarla ilgili düşüncelerim değişmeye başladığından beri daha bir dikkati bakıyorum etrafıma, sabahları hastaneye girerken bir dinliyorum çevremi. Nasıl da bayılıyoruz hastalıklarımızı anlatmaya. Yanımızda sıra bekleyen hastaya bile anlatıyoruz. Kaç gündür nasıl yattığımızı, hangi ilaçları aldığımızı, hangi doktora kaç defa gittiğimizi. Sonra merak ediyoruz acaba onun hastalığı neymiş, belki de benimkinden daha değişiktir, ona neler yapmış acaba. Hatta bazen hastalarıma şikayetlerini sorduğumda başından başlayıp ayağa kadar her organındaki hastalığı tek tek sayan bile var. Hatta kendini bitirip akrabalarına, yakın çevresindekilere geçen. Anlattıkça, onun hayatımıza daha çok aldıkça, daha çok içselleştirdikçe, daha çok inandıkça, daha çok onunla yaşamayı öğrendikçe daha çok o oluyoruz.
O hasta insan oluyoruz. Hatta o kadar o oluyoruz ki birbirimizden faydalanmaya bile başlıyoruz. Hasta olunca çevremizden daha bir ilgi görüyoruz, başımız sıkışınca ona dayanıyoruz, o bizim bazen iş yerinden izin alabilme bahanemiz oluyor, bazen gitmek istemediğimiz toplantı nedenimiz. Hasta olunca daha bir ziyaret edilir, daha bir hali hatırı sorulur oluyoruz. Sonra da seviyoruz bu hali, biz onu seviyoruz o da bizi. Bazen de belli düşünce kalıplarını o kadar çok tekrar ediyoruz ki bilinçaltımıza atılmış çapalara dönüşüyor ve o anda bilinçli zihnimizle düşünsek de düşünmesek de bizi hastalıklara doğru götürüyor. Çocukluğumuzdan bugüne, (özellikle 0-7 yaş aralığında maximum olmak koşuluyla) yaşadığımız, duyduğumuz, gördüğümüz her şeyi, doğru yanlış, güzel çirkin ayırt etmeden kaydediyoruz.
Sonra da kayıtlarımıza, yaşadıklarımıza göre belli anlamlar yüklüyoruz. Hastalıklarla ilgili de bilinçaltı kayıtlarımız, bilinçaltı çapalarımız var. Tıpkı biraz önceki örnekler gibi. Bilinçli olarak o anda düşünmesek bile bilinçaltı hemen devreye girer. ‘Aralık ayı geldi, hani sen her sene bu zamanlar hasta oluyordun ya’ hadi bakalım. ’4 Yaşındayken de bu meyveden çok yemiştin, hani karnın ağrımıştı ya’ yine aynı şeyi yaptın hadi bakalım. ‘Hani geçen de hava böyleydi ve senin migrenin başlamıştı, bak hava yine kapalı’ hadi bakalım. ‘Babaannenin de varisi vardı, ayakta kalınca ağrıyor diye sızlanırdı ya’, “eee sende de var, sen de bugün çok yoruldun’ hadi bakalım! Bu tip hastalıklarla ilgili, iyileşme için bilinçaltına inmek gerekiyor bazen, bazı hastalıklarla ilgili o kadar acayip, o kadar çarpıcı veriler çıkıyor ki gerçekten inanılmaz.
Küçükken baharın ilk geldiği anı yaşayan, ağaçların çiçek açtığını gördüğü gün dedesini kaybeden minik çocuk, büyümesine rağmen her bahar ağaçlar çiçek açtığında depresyona girer çünkü bahar onda birini kaybetmek, onun acısını yaşamak demektir. Kaybetse de kaybetmese de fark etmez bilinçaltı kaybetmiş gibi onu depresyona sokar. Yola çıkıp geri dönemeyen yakınını kaybeden o küçük çocuk bilinçaltı, her yola giden birini eşini, çocuğunu hep kaybedeceğini sanır. Bundandır panik atak geçirmesi, bundandır onu yolun tutması, mide bulantıları. Bazen yaşadığımız şeyleri hafife alırız, geçti gitti zannederiz ama unutmayan bir yerimiz var. Ona sadece hatırlatan bir şey olması yeterli olur. Hastalıkları bazen isteyerek, bazen istemeyerek ama her iki durumda da biz hayatımıza çekiyoruz. Gelin bugün bir değişiklik yapalım sağlığımızın frekansını yükseltelim. Tüm hastalıklarımızı, acılarımızı bırakalım bir kenara. Sadece ve sadece şükredelim. Yürüyebiliyor musunuz? Bacaklarınız için şükredin. Sarılabiliyor musunuz sevdiğinize, kollarınız için şükredin. Görebiliyor mu gözleriniz ağaçları gözlerinize şükredin. Duyabiliyor musunuz kuşların seslerini kulaklarınız için şükredin. Hatırlayabiliyor musunuz çocuğunuzu ilk gördüğünüz anı, hafızanıza şükredin. Her organınız için ayrı ayrı şükredin sizi siz yaptıkları için. Size bu ana kadar koşulsuz hizmet ettikleri için. Göreceksiniz, siz teşekkür ettikçe, şükrettikçe, sağlığınızın frekansını yükselttikçe sağlığınızı hayatınıza daha çok çekeceksiniz.
* Kaynak:Indigo Dergisi