Silkelemek lazım kendimizi bazen…

2015-10-19-03-58-57-11

 

Kendimize acıyarak,
Üşenerek,
üzülerek,
Sıkılarak,
Ağlayarak,
Şikayet ederek,
Karalar bağlayarak,
Kötü senaryolar hayal ederek,
Kimse beni anlamıyor diyerek,
Kendimiz icin alternatif çözüm yollarını denemeyerek,
Kendimizi harekete geçirmeyerek,
İhtiyaç varsa destek istemeyerek,
Kendimize ceza vererek,
Kendimize kötü sıfatlar takarak,
Birilerinden aldığımız ödünç inançları fark ettiğimiz halde, yerine kendimizinkini koymayarak,
Değişime izin vermeyerek,
Kendini fark etmeyerek,
Acıya bağlanarak,
Dışardan birşeylere bağımlı olarak
Değişik hiçbir hamle yapmadan,
Değişik sonuç bekleyerek,
Durduğumuz yerden, neyin değişmesini bekliyoruz?
Kimden medet umuyoruz?
Hangi perinin sihir tozunu yutmak istiyoruz?
Hayatımızı kimin taşımasını bekliyoruz?
Dilimiz değişim derken, davranışta ne yapıyoruz?
Seçersin
Ve bedeli ne ise yaşarsın.
Ama iyi, ama kötü.
Hayatın yürüyüşü bu.
Silkelenmek derler ya tam ondan.
Silkelemek lazım kendimizi bazen.
Kim olmak,
Ne olmak istiyorsak…
Dilvin Tekson

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ne Günlerdi Be…

15036269_1140998732620865_3487766903561032743_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

(NASA), 14 Kasım’da meydana gelecek “süper Ay”ın 21’inci yüzyılda gerçekleşecek en yakın ve en büyük dolunay olacağını belirtti

14-kasim-gecesi-son-70-yilin-en-buyuk-dolunay-i-super-ay-geliyor-14784571221

 

 

14 Kasım’da Ay, Dünya’ya en yakın konuma gelecek. Dolunay, 68 yıl sonra ilk kez yüzde 14 daha büyük ve yüzde 30 daha ışıklı görülecek. NASA “21. yüzyılın en yakın dolunayı olacak” dedi
Ay, 68 yıldan beri ilk kez dolunay hâlinde Dünya’ya en yakın konuma geliyor. ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), 14 Kasım’da meydana gelecek “süper Ay”ın 21’inci yüzyılda gerçekleşecek en yakın ve en büyük dolunay olacağını belirtti. NASA’dan yapılan açıklamada, “14 Kasım’da meydana gelecek dolunay sadece 2016’nın değil, aynı zamanda 21. yüzyılın da en yakın dolunayı” denildi. Ay’ın dolunay hâlinde 25 Kasım 2034’e kadar Dünya’ya bu kadar yakın olmayacağını söyleyen NASA uzmanları “Ay, ufka yakın olduğu süreçte ağaçların, evlerin ya da yerde duran diğer objelerin arasından gözlemlendiğinde doğal olmayan bir şekilde büyük gözükecek” ifadelerine yer verildi. Ay’ın bu kadar büyük görünmesi ise dolunay hâli ile Dünya’ya en yakın olacağı konumun tarihlerinin çakışmasından kaynaklanıyor. Ay’ın hiç olmadığı kadar büyük görünmesinin optik bir iluzyondan ibaret olduğu belirtiliyor.

1948’DEN SONRA BİR İLK
Ay bu konumunda 68 yıldan beri ilk kez diğer dolunaylara nazaran yüzde 14 daha büyük ve yüzde 30 daha ışıklı olacak. Süper Ay, 14 Kasım’da Türkiye saatiyle 15.53’te görülmeye başlayacak. Eliptik bir yörüngeye sahip Ay, Dünya’ya en yakın olduğu konumda yeryüzünden 48 bin 280 kilometre uzaklıkta oluyor ve bu konuma yerberi adı veriliyor. Dünya ile Ay’ın en son 1948’de bu kadar yaklaşmıştı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duvarlar Üstüme Üstüme Geliyor…

14938111_10154629939484871_4392177855098439959_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zencefil sarmak: Akciğerlerinizden balgamı söker ve bir gecede öksürüğü tedavi eder

zencefil1

 

Özellikle küçükler öksürük yüzünden bazen uyku bile uyuyamaz. Bağışıklık sistemi zayıf olduğu için ve soğuğa karşı dirençleri güçlü olmadığından soğuk algınlığı en kötü haliyle çocukları etkiler.
Öksürük yüzünden doktora giderseniz doktor size büyük ihtimalle bir öksürük şurubu yazacaktır. Ancak öksürük şurubu mucize bir ilaç değildir, ve yan etkileri vardır. Baş ağrısı, uykusuzluk ve migren yapabilir. Öksürük şurubunda en çok bulunan maddeler ise dextromtrorfan ile kodeindir.
Eğer denemek isterseniz bir defa da doğal bir çözüm yolu deneyin. Zencefil sargısı ve bal ile öksürüğü anında kesecek bir çözüm de var.
İçerik:
1 çorba kaşığı taze zencefil ya da zencefil tozu
bal
zeytinyağı
un
Ayrıca peçete, yapışkan bant ve gazlı beze de ihtiyacımız olacak.
Bal ile unu karıştırın
Zeytinyağını ve zencefili ekleyin, tekrar karıştırın.
Sonuçta oluşan karışımı peçeteye koyun ve tül ile sarın.
Göğsünüze ya da sırtınıza yapışkan bant ile yerleştirin.
Eğer bir çocuk için bunu yaptıysanız uykudan önce 3 saat boyunca bunu tutmalıdır.
Yetişkinler gece boyunca tutabilirler, ancak bilmelisiniz ki zencefil sargısı, normalde terlediğinizden çok daha fazla terlemenize neden olur.
Zencefil sargısının hiçbir yan etkisi yoktur, ancak çocuklar hassas ciltlere sahip oldukları için çok daha dikkatli hazırlanmalıdır.
Biz bu haberi burada gördük. Bir denemede sakınca yok, kim bilir belki bu da doğadaki binlerce mucizevi şifadan bir tanesidir.

Kaynak: Su perileri

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.Ben de öyle.

images2

 

Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.
Ben de öyle.
Çok dikkat etmiyorum uzun süredir kendime.
Kılığıma kıyafetime…
Çorapsız da basıyorum artık yere.
Eskisi gibi de korkutmuyor beni ne grip ne nezle.
Nane limonun iyi gelmediği daha büyük sıkıntılarım var herkes gibi benim de.
Takılmıyorum artık şu her kış ve bahar şişen bademciklerime.
Çok sıcak yada soğuk şeyler yiyip içmem, hepsi hepsi bir kaç gün gene.
Olur biter
Geçer gider.
Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var.
Olup bitmeyen,
Geçip gitmeyen.
Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama
Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna,
Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana…

Affetmek Üzerine… O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım

buda_commission_by_airold-d4ldccl1

Günlerden bir gün: Buddha bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır. B ir adam gelir ve yüzüne tükürür. B uddha yüzünü siler ve adama sorar, “ B aşka? B aşka ne söylemek istiyorsun?” Adam şaşırır, çünkü bir insanın yüzüne tükürülünce “ B aşka?” diye sormasını beklememiştir. B öyle bir deneyimi yoktur. Daha önce insanları hep aşağılamıştır ve onlar da kızarak tepki vermiştir. Ya da korkudan gülümsemiş ve adama yaranmaya çalışmışlardır. Ama B uddha ikisini de yapmamış, ne öfkelenmiş, ne de korkmuştur. Sadece düz bir şekilde “ Başka?” diye sormuştur. Tepki vermemiştir.
Ama Buddha’nın öğrencileri öfkelenir, tepki verir. En yakın öğrencisi Ananda der ki: “ Bu çok fazla, buna tahammül edemeyiz. Sen öğretine devam et, biz de şu adama bunu yapamayacağını gösterelim. Cezalandırılması gerekiyor. Yoksa herkes aynı şeyi yapmaya başlar.”
Buddha konuşur:”Sesini çıkartma. O beni kızdırmadı, ama siz kızdırdınız. O bir yabancı, buralara yeni gelmiş. Benim hakkımda bir şeyler duymuş olmalı; ‘bu adam tanrı tanımaz, tehlikeli, insanları yoldan çıkarıp yanıltıyor’ gibi şeyler. Benim hakkımda bir fikir edinmiş. O bana tükürmedi, kendi fikrine tükürdü; beni tanımıyor ki, bana nasıl tükürmüş olabilir? Eğer düşünürseniz, o kendi zihnine tükürdü. Ben onun bir parçası değilim, ve görüyorum ki bu zavallı adamın söyleyecek başka bir şeyi olmalı. Çünkü bu, bir şey söylemenin bir yolu; tükürmek bir şey söylemenin bir yolu. Bazen dilin yetmediğini hissettiğin anlar olur; derin sevgide, yoğun öfkede, nefrette, duada. Dilin yetmediği yoğun anlar olur. O zaman bir şey yapman gerekir. Derin sevgi duyduğunda, birine sarılırsın; ne yaparsın orada? B ir şey söylersin. Çok öfkelendiğinde birine vurursun, tükürürsün, bir şey söylüyorsundur. B u adamı anlayabiliyorum. Söyleyecek başka bir şeyi daha olmalı. O yüzden ‘ Başka?’ diye sordum.”
Adam daha da çok şaşırır! Ve Buddha öğrencilerine der ki: “Siz beni daha çok kızdırdınız, çünkü siz beni tanıyorsunuz, benimle yıllarca yaşadınız, ama yine de tepki veriyorsunuz.”
Şaşıran, kafası karışan adam evine döner. Bütün gece uyuyamaz. Bir buddha gördükten sonra artık eskisi gibi uyumak zordur, mümkün değildir. Bu deneyim tekrar tekrar aklına gelir. Ne olduğunu kendine açıklayamaz. Titreme, terleme nöbetleri geçirir. Böyle bir adama hiç rastlamamıştır; bütün zihni, bütün kalıpları, bütün geçmişi dağılır.
Ertesi sabah geri döner. Buddha’nın ayaklarına kapanır. Buddha sorar: “ Başka? Bu da sözle söylenemeyeni söylemenin başka bir yolu. Ayaklarıma dokunduğun zaman, sözcüklere sığmayan, sıradan dille anlatılamayan bir şey söylüyorsun.” Buddha devam eder: “ Bak Ananda, bu adam yine burda, bir şey söylüyor. Çok derin duyguları olan bir adam bu.”
Adam Buddha’ya bakar: “Dün yaptığım şey için beni affet.”
Buddha cevap verir: “Affetmek mi? Ama ben, dün o hareketi yaptığın adam değilim ki. Ganj nehri sürekli akıyor, o hiçbir zaman aynı Ganj değil. Her adam bir nehirdir. Senin tükürdüğün adam artık burada değil; aynı onun gibi görünüyorum, ama aynı değilim, bu yirmidört saatte öyle çok şey oldu ki! Nehirden çok su aktı. O yüzden seni affedemem, çünkü sana kızgın değilim.”
“Ve sen de yenilendin. Görüyorum ki sen dün gelen adam değilsin, çünkü o adam kızgındı. O kızgındı, ama sen önümde eğilip ayağıma dokunuyorsun, nasıl aynı adam olabilirsin? Sen o değilsin, o yüzden bunu unutalım. O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aralık 2016 Şifa Seminerleri…

aralik-2016

Bilim açıklıyor: Zaman neden biz yaşlandıkça daha hızlı akar?

s-c8dccf4a805ac70febfde65eb5d5ab7c57a5486b1

Geçen giden zaman yaşımızı, yaşımız da zaman algımızı tayin ediyor! Biraz karışık mı oldu? O zaman hemen açıklayalım… Biz yaşlandıkça zaman hızlanıyor. Bu tespit tamamen bilimsel olup “zaman geçmek bilmiyor” diye sızlanan genç nesil! Sizi yazının devamını okurken görmek isteriz…

Bilim açıklıyor: Zaman neden biz yaşlandıkça daha hızlı akar?

Beyin ve zihin

Size de yaşınız ilerledikçe zaman daha hızlı akıyor gibi geliyor mu? Sanırız hayatın en büyük oyunlarından biri bu. Ve siz de kendini bu oyunun içinde hissedenlerdenseniz, kesinlikle yalnız değilsiniz. Çünkü anlaşılan o ki, bu durum, birçok insan tarafından yaşanan algısal bir fenomen.

Zamanın daha hızlı akması gibi bir durum tabi ki söz konusu değil, yelkovan ve akrep tik taklarını daha hızlı bir şekilde sürdürdüğünü de söyleyemeyiz. Kaldı ki zamanın akıyor olması da bir algı sorunu; ve Discover Magazine isimli bilim dergisinin haberine göre zamanın hızı da algıyla ilgili olduğu için artabilir.

Yukarıda biraz karmaşık şekilde yer verdiğimiz durumu şu şekilde açıklayabiliriz aslında: Beyinlerimiz zamanı, bir noktaya kadar yaşadığımız zaman üzerinden hesaplıyor. Mesela 2 yaşında bir çocuk için bir yıllık bir zaman ömrünün yarısını ifade ediyor. Fakat yaş ilerledikçe, her bir yıl, hayatınızın toplam yüzdesinde daha küçük bir orana tekabül ediyor.

Bu durumda 10 yaşındaki haliniz için bir yıl, hayatınızın onda biri anlamına gelirken; aynı zaman dilimi siz 20 yaşına geldiğinizde hayatınızın yüzde 5’ini ifade ediyor. Bu açıdan baktığımızda, 10 ve 20 yaşlar arasındaki 10 yıllık süreç, 5 ile 10 yaş arasında geçen 5 yıllık süreç kadar hızlı geçmiş gibi geliyor. Ve yaşınız ilerledikçe bu durum daha da ilginçleşiyor: Öyle ki 40 ile 80 yaş arasındaki 40 yıllık süreç, insana 5 yıllık bir zaman kadar kısa sürmüş gibi gelebiliyor.

Biyolojik saat

Peki, beyniniz neden zamanı bu şekilde ‘zalimce’ ölçüyor? Durum sadece logaritmik bir ölçümden ibaret değil. Çünkü bedenlerimizin de saati var: Biyolojik saat. Ve bu saatin hızı, biz yaşlandıkça düşüyor. Örneğin; metabolizmamız yavaşlıyor ve bu kalp atışlarımızı ve nefes alışımızı yavaşlatıyor. Kalp ritmini ve nefesi bir saatin tik takları olarak düşünürsek, gençken bir dakikaya sığdırdığınız tik takların sayısının yaşlılığınızla aynı olmadığını söyleyebiliriz.

Bu etki, aynı zamanda, kısmen de olsa zamanın biz bir şeyler için çaba sarf ederken daha yavaş akıyor gibi görünmesini açıklayabilir. Aynı şekilde macera tutkunları da, yükselen adrenalin seviyeleri kalp atışlarını ve nefeslerini hızlandırdığında zamanın daha yavaş aktığını ifade ediyorlar. Ki bu, insanlar ölüme yaklaştığında tüm hayatlarının film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp gitmesini de açıklıyor olabilir.

Öte yandan zaman algımızda rol oynama ihtimali olan başka bir durum daha var. Bu da, biz alışılmışın dışında deneyimler yaşarken beynimizde salgılanan dopamin. Gençlik yıllarında yaşadığımız deneyimlerin çoğu, bizim için alışılmışın dışındadır. Biraz daha geriye gittiğimizde, çocukken yaşadıklarımızın çoğunlukla bizim ilklerimiz olduğunu söylemek mümkün. Özgün deneyimler, beynin daha fazla enerji sarf etmesini sağlar ve işlenebilmek için daha fazla zaman gerektirir. Bu yüzden gençken, beyinlerimiz dünyayı anlamaya çalıştığı için daha hareketli ve daha detaycıdır. Ancak, belli bir noktada işlerin nasıl yürüdüğünü anladıktan sonra, dikkate alınacak detaylar azalır. Beyinlerimiz de yavaşlamaya başlayabilir. Ne var ki bu durumda zaman daha hızlı akar, çünkü önemli anların sayısı gittikçe azalır.

Gençlik pınarı

Tüm bunlar, zaman algımızdaki değişikliklere bir açıklama getirebiliyor. Peki zamanın hızlı akmasını engelleyebilecek bir çözüm var mıdır? Meraklı ve aktif kalmaya devam etmeniz ve özgün deneyimler arayışında olmanız durumunda, belki zamanı tıpkı gençliğinizdeki gibi yavaş yaşayabilirsiniz. Belki merak ve yeni deneyimler yaşamak, gençlik pınarı olarak adlandırdığımız şeyin ta kendisidir.

Her anı, son anınızmış gibi yaşamanız gerektiğini söyleyen sözü mutlaka duymuşsunuzdur. Fakat belki de sır, her anı ilk anınız gibi yaşamakta gizlidir.

Kaynak:discovermagazine

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

1 Gramı Yetiyor… Hafızaya Etkisi İnanılmaz…

db3_zerdecal1

ZERDEÇAL MUCİZESİ
ZERDEÇAL’IN FAYDALARI SAYMAKLA BİTMİYOR…!
Bu bitkinin bir çay kaşığı kadarı bile hafızayı güçlendirmeye yetiyor
Tayvan’da yapılan araştırma, kahvaltıda bir gram zerdeçal tüketmenin diyabetin ilk evresinde ve bilişsel becerilerinde azalma riski bulunan kişilerin hafızasını güçlendirdiğini gösterdi.

Diyabet teşhisi koyulan 60 yaşın üzerinde kadın ve erkeklerin katıldığı araştırmada, bilim adamları zerdeçalın hafızaya etkisini araştırdı.
Katılımcılar kahvaltıdan önce ve saatler sonra hafıza testine tabi tutuldu. Kahvaltıda bir gram zerdeçal tüketen katılımcılar testlerde daha başarılı oldu.
Araştırmanın sonuçları, “Asia Pacific Journal of Clinical Nutrition” dergisinde yayımlandı.
ZERDEÇAL İLE SÜPER ZAYIFLAMA
Malzemeler:
4-5 yemek kaşığı yağsız yoğurt
1 çay kaşığı toz tarçın
1 çay kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı zerdeçal tozu
1 çay kaşığı zencefil tozu
Zayıflatan İksirin Yapılışı:

4-5 yemek kaşığı yağsız yoğurdu bir kaseye koyuyoruz ve içine malzemelerin tamamını ekleyip karıştırıyoruz. Hazırladığımız bu yoğurt kürünü sabah, öğlen ve akşam yemeklerden 1-2 saat önce aç karnına tüketiyoruz.

PEKİ ZERDEÇAL NASIL TÜKETİLMELİ?
Hindistan’da günde en az 1 çay kaşığı zerdeçal kullanılmaktadır. Bu nedenle, Hintlilerde akciğer, meme, böbrek kanserleri daha az görülmektedir. Ayrıca Alzheimer oranı yaşlılarda yok denecek kadar azdır.
Zerdeçalın zeytinyağı, karabiber, kırmızıbiber ile birlikte tüketilmesi vücut tarafından tamamen emilmesini sağlamaktadır.
Zerdeçalı kaynayan her yemeğe 1 tatlı kaşığı eklemekle kullanabilirsiniz. Hemen hemen her yemeğe yakışan bir tadı vardır. Süte ekleyerek içilebileceği gibi çayı da tüketilebilir. Fakat belki de en etkili kullanım salatalara ekleyerek, limon ve baharatlar ile kullanımıdır.
LÜTFEN BEĞEN ve PAYLAŞ Kİ HERKES BİLSİN…!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Rukiye Koş Feysbuk Geri Geldi…

14963411_1138277749559630_7506604652548906335_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Görsel Test Şekle Baktığında Ne Görüyorsun…

14938332_1015756528535234_6786965463123684292_n1

Psikologlara göre bu görsele ilk baktığında iki insan görenler romantik, iki meme görenlerse realistik insanlarmış…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ağlayan Çayır…

aglayan_cayir1

Yunan yönetmen  Theo Angelopoulas nefis bir görsellikle süslediği filmde savaş, sürgün, kardeş kavgası, dışlanma, sevdiğini bekleme, sel gibi felaketleri büyük bir ustalıkla işlemiştir.
Atların suda yansıması, kayıklar, beyaz çarşaflar, cenaze töreni ve daha pek çok sahnede bu yönetmene hayranlığınız giderek artacak.
Ayrıca filmde  keman, klarnet gibi enstrümanlardan oluşan orkestranın içe işleyen müzikleri de cabası…
Sonunda iki damla gözyaşı yanaklarımdan aşağı süzülen bu filmi mutlaka izleyin…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

aglayan_cayir1

Yunan yönetmen  Theo Angelopoulas nefis bir görsellikle süslediği filmde savaş, sürgün, kardeş kavgası, dışlanma, sevdiğini bekleme, sel gibi felaketleri büyük bir ustalıkla işlemiştir.

Atların suda yansıması, kayıklar, beyaz çarşaflar, cenaze töreni ve daha pek çok sahnede bu yönetmene hayranlığınız giderek artacak.

Ayrıca filmde  keman, klarnet gibi enstrümanlardan oluşan orkestranın içe işleyen müzikleri de cabası…

Sonunda iki damla gözyaşı yanaklarımdan aşağı süzülen bu filmi mutlaka izleyin…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

NE KADAR ÇOK ATACAK ŞEYİMİZ VAR… : ) )

14962703_222008764894726_1124381036881094887_n1
O neden aldığımı bilmediğim saçma sapan renkli ojeyi,
Kilo alınca giyerim elbisemi,
Sadece bir taşı düşmüş ben bunu takarım kolyemi,
Masanın altına itiştirdiğim bir boyasam pırıl pırıl, giyerim ki ben bunu botlarımı,
Dolapta gün yüzü görmeden bekleyen o kulpu kırık çok sevdiğim fincanı,
Neyse halim diye aldığım o rengi bana hiç yakışmayan çirkin ötesi ruju,
O hiç sevmediğim insanla çekilen sırf güzel çıkmışım diye silmediğim fotoğrafı,
Hani çekmecenin en dibinde ben bunu kullanırım diye tuttuğum broşu attım ben.
Oh, şöyle bir kendime geldim, sen de at…
Şimdi de “belki'” leri at. Hele ihtimalleri dök eteğinden gitsin.
Olacaktı, son anda dağlar denize paralel olduğu için olmadı. Kesin olurdu. Olmamış işte…
Takılıp kaldığın o geceyi,
Düşünüp durduğun o günü,
Kanayıp durduğun o yaratılmışı at.
Yanında olmayanların o aklında kalan görüntülerini,
O hiç yapmadığın yüz maskesi tarifini,
Gazeteden kesip sakladığın o diyet listesini,
İçini oyan o son cümleyi at.
İçinde kalan ukdeyi at.
O azimle, inançla zamanı gelince yemeyi beklediğin intikam yemeğini de dök gitsin. Soğudu mu tadı olmaz bir kere.
Cevabı olmayan soruları unut. Kaçırdığın fırsatları, yürümeyen ilişkileri,
Ucuz aşk romanlarını, bir de o yıllardır sakladığın Antalya’dan kalma şarap şişesini at.
Yolunu beklediğini, yolunun tam ortasında bekleyenleri,
O bir türlü alamadığın tüvit ceketin hayalini,
Arkandan konuşanları, aldığın ilk mektubu
Hatta aldığın son mektubu,
Hatıra defterini de at gitsin.
Çalışmayan o kol saati var ya, kaldırıp at gitsin.
Kaçan vapuru, yersiz acıları,
Zamansız, hem yaş aldıran hem gözü yaşlandıran o konuşmaları at.
“O gün” var ya, işte tam o günü at gitsin.
Yastığının altında sakladıklarını, yorgandan önce üzerini örtenleri at…
Bak, şimdiden aydınlandın değil mi…?
AT GİTSİN… KIYMETLİ OLAN *** SENSİN ***
alnt…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »