Huzur içinde ellerimi kavuşturuyor ve bekliyorum.

Huzur içinde ellerimi kavuşturuyor ve bekliyorum.
Rüzgara gelgite yada denize aldırmıyorum; Artık zamana yada kadere isyan etmiyorum.Bana ait olan bana gelecek çünkü ..

Shakespeare —*

Kendimiz dışında nereye koştuysak gurbette kaldık.

485454_634616246564419_50857086_n[1]

“Kendimiz dışında nereye koştuysak gurbette kaldık.” Nurettin Topçu

Cevap vermen gereken tek kişi, her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir…

Fotoğraf: GÜNAYDINNN... :) :) :) <3 <3 <3

Çevrendeki insanlar susacağı, konuşacağı ve duracağı yeri bilmiyorlarsa, sen fazla adım atmışsındır onlara… Biraz geri çekil…

İ

Nefeste ustalaştığınızda, duygularınızın hakimi olur, ustalaşırsınız.

1800467_691802967550068_1067806579_n[1]
”Nefes sizin yaşamınızdır. Nefes bilinciniz ile bilinç dışınız, bedeniniz ile ruhunuz arasında köprüdür.
Bu köprü kullanılmalıdır ve doğru kullanılınca sizi öbür tarafa ulaştırır.
Nefesiniz duygularınıza bağlı olarak değişir.
Tersi de geçerlidir.
Nefesiniz değiştiğinde duygularınız da değişir. Nefeste ustalaştığınızda, duygularınızın hakimi olur, ustalaşırsınız.
Ve bu çok derin bir bilimdir.’’
OSHO

Alıştığımız her şey bir an gelir ki, tüm bildiklerimizi yok eder…!

images[6]

Balık karada yaşamayı öğrenmek için bilgeye yakarır; Bilge ‘karada yaşamayı öğretirsem bizim gibi olursun ve artık asla yüzemezsin’ der, balık diretir ve illa da karada yaşamak ister… Bilge balığa bildiklerini öğretir ve tıpkı bir insan gibi balık artık karada yaşamaya başlar, bir gün öyle çok yağmur yağar, öyle çok yağmur yağar ki, her yer suyla dolar ; Balık bu kez düştüğü suda boğulur !.. Bir dakika önce en büyük hakikatmiş gibi gelen her şey, bir dakika sonra dünyanın en büyük safsatası haline gelebilir !.. Alıştığımız her şey bir an gelir ki, tüm bildiklerimizi yok eder…!

Tolstoy

Olumsuz bir zihinle, olumlu bir hayat yaşayamazsınız…

 

Olumsuz bir zihinle, olumlu bir hayat yaşayamazsınız !”

Miley Cyrsü

Kimin Haklı Olduğunu Tartışmayın, Neyin Doğru Olduğuna Karar verin…

Bizim gibiler hep kendi kendine iyileşmek zorundadır.

Bizim gibiler hep kendi
Kendine iyileşmek zorundadır.
Kimse, gerçekten yardıma
ihtiyacımız olduğunu anlamaz…

Ece Temelkuran.

Meditasyon için Genel ve Derinlikli Yöntemler…

Bu yazı dizisini, meditasyon konusuna ilgi duyanlara yönelik ve farklı yaklaşımları içerdiği için yararlı gördüm. Ben bu yazılar yayınlanırken meditasyonla uğraşıyor olacağım. Ama şehre döner dönmez bu diziyi de deavm ettireceğim elbet. İçlerinde değerli hocaların güzel bilgileri var, önemli noktalara parmak basıyorlar. Bir dil sorunu yüzünden meraklı kişilerden uzak kalmasına gönlüm el vermedi. Meditasyon, herkesin sandığının aksine, dini bir uygulama değil, zihnin dingin bir hale ulaştırılması çalışması. Spor gibi, egzersiz yaptıkça gelişir ve dinginliğe ulaşır. Müziği keyifli hale getirenin aralardaki duraksamalar (es’ler), mimariyi ve görsel tasarımı dengeli hale getirenin de boşlukla dengesi (espas) olduğunu düşünürsek ancak araya sessizlik katarak zihnimizin daha sağlıklı olduğu bir hale ulaşabiliriz. Günümüz iletişim bombardımanı (aslında kakafoni demek gerek) içinde bunu sağlayarak zihnimizin daha sağlıklı kalacağını söylemek, iddialı bir söylem olmaz, hatta çok da gerekli.

3182684Tüm seriyi derleyen Sogyal Rinpoche, ülkemizde Tibet’in Yaşam ve Ölüm Kitabı’yla tanınıyor; kendisi özellikle de Tibet budizmi konusunda eğitimler veriyor. Hazırladığı bu kaynak için kendisine sessiz bir teşekkürlerimi sunarım. Bu çeviride dili akışkan ve herkesin anlayabileceği basitlikte tutmaya gayret edeceğim, yararlanmak isteyen herkese yardımcı olmasını umuyorum.

Meditasyon yapmanın ilk ve temel yöntemi, zihni durgun bir hale getirerek huzur ve dengelilik sağlamak ve dikkatin dağılmadığı durumda tutmaktır. Meditasyona ilk başladığınızda bir simgeden yararlanabilirsiniz, Buddha’nın -veya dindar iseniz dininize ait bir simgenin- resmi ya da heykeli, nefesin kendisi (ki pek çok dini gelenekte benzer uygulamalar bulunuyor) birer örnek olabilir.

Zihin alanında onlarca yıllık deneyimlere sahip pek çok Budist eğitmenin önerisi, zihni sürekli dinginliğe ulaştırmak için çalışırken odaklanmamak, bir noktaya sabitlememek yönünde. Bu yüzden dikkatinizin sadece dörtte birini nefesi izlemeye yönlendirmenizi önerirler. Uygulayanlar, burada farkındalığın da yeterli gelmeyeceğini görmüşlerdir. Nefesinizi izlerken birkaç dakika sonra kendinizi bir futbol oyununda ya da kendi kurguladığınız filmi oynarken bulabilirsiniz. Bu yüzden dikkatinizin diğer bir çeyreğini de nefesi izlemeye devam edip etmediğinizi takip edecek sürekli dikkate ayırmalısınız. Dikkatinizin kalanını da sürekliliğe ayırabilirsiniz. Elbette bu üç ögenin -farkındalık, tetikte olmak, rahatlık- bir arada var olmaları, bunların oranından daha önemli.

Zamanla, zihninizi dikkatin dağılmadığı konumda dinlendirdiğinizde bir imgeye ya da nefese ihtiyaç duymayacaksınız. Herhangi bir şeye odaklanmadığınız halde kaba bir tabirle “farkındalığın merkezi” adını verebileceğimiz bir durumun varlığı söz konusu olacak.

Zihnin bu dağılmayan hali, meditasyonu yürürken, yemek yerken veya yakınlarınızla ilgilenirken gündelik yaşamınıza dahil etmenin en güzel yoludur. Eylemlerinize bilinçli farkındalığı dahil ettiğinizde, dikkatinizi dağıtan etkenler ve endişeler giderek azalır ve zihniniz artan bir huzurla dolar. Bu, gündelik yaşam karmaşasına dinginlik, rahatlık ve neşe / mizah katarak yaşamı endişesiz, içinizde istikrarlı ve belirli bir güven halinde olmanızı da sağlar.

Tüm yazının ingilizce haline Meditasyon Yolu sayfasından erişebilirsiniz.

Zihnin Doğasını Ortaya Çıkarıcak Derin Yöntemler

Çok daha derin bir seviyede, meditasyonun zihni fark etmek için zihnin kullanılması ya da mevcut zihnin tasarı ve kandırma olmadan en doğal halinde dinlenmesi diyebiliriz.

Geçmişin büyük ustalarının bir deyişi vardır; ilk duyduğumda bu iki satırın bana nasıl büyük bir ilham verdiğini hatırlarım. Bu kısa deyişte hem zihnin doğası, hem de onu nasıl dinginleştireceğimiz -ki en üst seviye meditasyon budur- ifade edilmişti. Tibet dilinde adeta bir melodi gibidir: chu ma nyok na dang,sem ma chö na de.

Kabaca bir çeviriyle “Karıştırıp bulandırmadığınız su, berraklaşır. Zihin, müdahale olmadan bırakıldığında kendi doğal huzurunu, iyi halini, mutluluğu ve neşeyi bulur.”. Doğal olanın vurgulanmasında ve müdahale etmeden, değiştirmeden, zorlamadan sadece olmak için zihne izin vermek bu talimatın muhteşem basitliği.

Meditasyonu tanımlamak için kullanılabilecek diğer engin bir ifade de hangi düşünce, duygu veya algıyla yüzleşmek olursa olsun sade ve net bir halde bunları göğüslemek. Bundaki sır, zihnin tam nerede olduğudur: zihnin bu görünümleri olan duygu ve düşüncelerde yitip gidiyor musunuz yoksa gerçek doğanız ve varlığınız olan zihnin merkezinde sakin bir halde dinleniyor (dinginleşiyor) musunuz.

Meditasyon sayesinde aşkınlık seviyesine ulaştığınızda herhangi bir referans veya kavramın, umut veya korkunun olmadığı ve hayal edebileceğiniz en güçlü esenlik olan artan bir güvenin olduğu zihnin öz doğasında elinizden geldiğince dinlenirsiniz. Bulut gibi düşünce ve duygular kaybolmaya başladığında, gök yüzünü andıran öz varlığınız ve onun içinden güneş gibi ışıldayan öz doğanız kendini göstermeye başlar. Güneş ışınlarının ışık ve sıcaklığı iletmesi gibi, zihninizin en öz doğası da bilgelik ve şefkati yaymaya başlar.

Kendinizi tanımlayan egonun ötesine, aşkın bir bilgelik seviyesine ulaşmanız, en yüksek dağın zirvesine ulaşmak gibidir; her şeyi kapsayan engin bir görüntü ve diğer varlıkların ihtiyaçlarını kalben anlayan bir iç görü sahibi olursunuz. Kalbinizden derin bir sevgiyle harmanlanan şefkatin ortaya çıkması da bunu izler. Zihnimizin doğasında ne kadar uzun kalabilirsek kendi bilgeliğimizle ölçüsüz ve sonsuz şefkati keşfeder ve derinden beslenen bir içsel gücü geliştiririz.

Meditasyonla öz doğamızın saflığıyla temasa geçtiğimizde temel iyilik, kalbimiz belirginleşir. Merhamet, şefkat ve sevgi de buradan sızar. Yaşamımıza bunu dahil ettikçe sadece kendimizle değil başkalarıyla da temas ettiğimizi fark ederiz. Kendimizle diğerleri arasındaki engel ortadan kalkar. Olumsuzluk etkisiz hale gelir, kendini bağışlama güçlenir ve içimizdeki tüm kötü yok olmaya başlar. Bu şekilde çevremizde faydası dokunan ve diğerlerinin yardımına yetişen birine dönüşürüz.

Kaynak: sudaki ayak izleri.com

Ruhu Yakalamak …

Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyulur.

 

Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılırlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturur ve böylece beklemeye başlarlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremez. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyulur, sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına gelirler.
Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere sorar, “Hiç anlayamadım, niye yolun ortasında oturup saatlerce yok yere bekledik? ”
Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzeldir ki;
“Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik…” Niye içimizde hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar’ın yaşlı torunu.
Çünkü kimilerimiz bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kalıyor, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. … Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.
Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Evet kimi zaman bunlara sahip oluyoruz ama ruhumuz yanımızda olmadan…

ALINTI

Bu dünyaya ne yapmaya geldiğimi sorarsanız.. Cevabım şu olacak; Hayatımı yüksek sesle yaşamak için buradayım.

 

 

Bu dünyaya ne yapmaya geldiğimi sorarsanız.. Cevabım şu olacak; Hayatımı yüksek   sesle yaşamak için buradayım.

Emile Zola

Karşına, acı veya tatlı sonuçlarla sana dersler verecek, yontulmanı, eksik taraflarını tamamlamanı , olgunlaşmanı, gelişmeni, gözlemlerde bulunmanı, tecrübe edinmeni sağlayacak insanlar çıkacaktır. Bu bir dünya ilkesidir.

Evet, doğru, insan dünyaya bir kere gelmez ve tüm dünya zevklerini tatmak ve   maddeye gömülmek için de gelmez …
Gelmez ama, eş ruhunu bulmak veya  mutlu olmak için de değildir geliş amacı…
Evet mutlu olmayı herkes ister, ama mutluluk bi…r sonuçtur, amaç değil. Amaç gelişmen, olgunlaşmandır ve kendini olgunlaştırıcı faaliyetlerinin sonucu olarak bir mutluluk duysan da, bu bir sonuçtur, amaç değil. Bu arada unutma ki, mutluluk maddeyle asla elde edilemez. Zaten maddi olmayan bir şey hiç maddeyle elde edilebilir mi!!!? Mutluluk doğru davranışların sonucunda edinilen içsel bir olgudur ve yeryüzünde tadılanı da bedensizken erişilenin çok cılız bir tezahürüdür sadece…
Peki niçin mi gelir insan dünyaya?
Gelişim ihtiyaçlarını tamamlamak, kusurlu taraflarını kusursuz hale getirmek, geri taraflarını ilerletmek, eksik taraflarını tamamlamak, budanacak taraflarını budamak, kaba taraflarını inceltmek, olgunlaştırılacak taraflarını olgunlaştırmak, geliştirilecek meleke ve kudretlerini geliştirmek, yani kısaca topluluk içinde yaşamayı öğrenmiş bir insan olabilmek için gelir, daha da kısası yetişmek için gelir, kemal (tekamül, gelişme) için gelir…
Peki kemal ya da olgunlaşmak, tatlı deneyimlerden geçildiği kadar acılı, biberli deneyimlerden geçilmeden edinebilir mi? Bu hiç mümkün mü?
O halde mi?
O haldesi şu:
1- Mutluluk; yapacağın insani davranışlarla zaten kendiliğinden gelir sana, onu maddede aramayı bırak!
2- Ruhsal eş filan arama hiç, unut gitsin!
Birilerinle acı tatlı deneyimler geçirmekle birlikte aradığın ideal eşi bir türlü bulamaman, ne senin bir hatan, ne kaderinin bir oyunu, ne de talihin bir cilvesidir…
Zaten aradığın ideal eşi bulmak ve mutlu olmak için gelmedin ki dünyaya…
Dolayısıyla karşına ara sıra seni memnun edici insanlar çıksa da, çoğu zaman seni mutlu edecek insanlar değil, acı veya tatlı sonuçlarla sana dersler verecek, yontulmanı, eksik taraflarını tamamlamanı , olgunlaşmanı, gelişmeni, gözlemlerde bulunmanı, tecrübe edinmeni sağlayacak insanlar çıkacaktır. Bu bir dünya ilkesidir.
Dolayısıyla karşına çıkanlar, çıkacak olanlar seni elbette;
kimi zaman sevecek, kimi zaman sever görünecek
kimi zaman nefret sınavıyla karşılaştıracak
kimi zaman sevindirecek,
kimi zaman incitecek, kıracak,
kimi zaman terk edip üzecek, acılarla baş başa bırakacak
ve ama sonuçta, gerektiği gibi olmanı veya o yolda adımlar atmanı sağlayacaktır.
Bunların hiçbiri haksızlık, şanssızlık, bahtsızlık, tesadüf, plansız programsız olmayıp, senin bizzat elinle imzaladığın planının gerekleridir, yani planındaki deneyim ve sınavların içeriği olan şeylerdir, karşılaşmalardır, davranışlardır, olaylardır.
Yeter artık, işin sırrı ne  mi diyorsun?
Peki bir kez daha duy sırrı!…
Sınavları kanat takarak, uçarak, acı çekmeksizin geçmenin en önemli ve hatta tek şartı, tek yolu, tek anahtarı, tek sihirli değneği, tek şifresi, tek sırrı nedir bilir misin?
Maddi arzu ve ihtiraslar yönünde gitmemek, aksine daima vicdan pusulasının gösterdiği üst kutup yönünde gitmek ve o yönden hiç sapmamak… Son bir şey; vicdan kalpte değildir ve idrak ile yükselir…
AS

İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felâkete duçar olmayan kimse, huzurun kıymetini bilemez…

Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar, ama bir türlü sakinleşmedi.

 

Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı,
‘Müsaade buyurursanız ben onu sustururum’ dedi. Padişah da ‘Lütfetmiş olursunuz’ dedi.
Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı.
Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü, ‘Bu işteki hikmet nedir’ diye sordu.
Yaşlı adam cevap verdi:
“Köle evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selâmetin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felâkete duçar olmayan kimse, huzurun kıymetini bilemez…

alıntı

Bütün dünyayı dolaşabilirsiniz, ama kendinize geri dönmek zorundasınız…