Oysa ben bir akşamüstü, oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi,tüketmek isterim…

Bu akşam yemeğini hazırlamak için, dünün çöp tenekesinin içinde malzeme arar mıydınız?

Bu akşam yemeğini hazırlamak için, dünün çöp tenekesinin içinde malzeme arar mıydınız?
Öyleyse yarının deneyimlerini yaratmak için dünün zihinsel çöp tenekesini karıştırmak niye?
Geçmişte sizi üzen, yaralayan, kızdıran, hasta eden ne varsa bırakın gitsin. O düşünce veya inanç artık size hizmet etmiyorsa bırakın gitsin.

Louise Hay

Hayat dediğin başka nedir zaten?

images[6]

Hayat dediğin başka nedir zaten?

Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.”

Sabahattin Ali

Hayat dediğin başka nedir zaten?

images[6]

 

Hayat dediğin başka nedir zaten?

Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.”

Sabahattin Ali

100. Maymun Fenomeni…

Ken Keyes Jr.’dan ilginç ve gerçek bir deneyin öyküsü:
Size gerçek bir hikâye anlatacağım: Yüzüncü Maymun’un hikâyesini…
Pasifik Okyanusu’nda irili ufaklı birçok ada. Bu adalarda Macaca Fuscata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor.

 

1952’de Koshima Adası’nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor.
Ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.

Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor, İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo’nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılıyor.
1952 ve 1958 yılları arasında genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor.
Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958’in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.
Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!
Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları…
Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.
Yani, “Yüzüncü Maymun Fenomeni” denilen bu fenomen şunu gösteriyor: Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor.
Ama “bilenlerin” sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha “yeni yol”a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası…
“Yüzüncü Maymun Fenomeni”, Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı.
Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularmı taşıyoruz. Yeniliklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların…
Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse! Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar.
“Yüzüncü Maymun” belki de sizsiniz.
Ken Keyes Jr. Çeviri: Nil Gün

Uzun zaman bir arada veya birbirlerine yakın bir halde yaşayan iki kişinin güya “tesadüfen” ilk kez karşılaştırılmalarında veya bir araya getirilmelerinde görünürde kendi iradi seçimleri var görünse de, perde arkasında pek çok başka faktör rol oynar. Bunlardan “sadece bazıları” şöyle sıralanabilir:

1926694_655777054459841_2036217744_n[1]
Uzun zaman bir arada veya birbirlerine yakın bir halde yaşayan iki kişinin güya “tesadüfen” ilk kez karşılaştırılmalarında veya bir araya getirilmelerinde görünürde kendi iradi seçimleri var görünse de, perde arkasında pek çok başka faktör rol oynar. Bunlardan “sadece bazıları” şöyle sıralanabilir:
*Her ikisinin birbirlerine acı veya tatlı olaylar yaşatarak birbirlerine değerler katacak, bazı tecrübeler kazandıracak oluşları.
*Her ikisinin birbirlerine huylarını bulaştıracak veya bazı yetenekler kazandıracak oluşları.
*Her ikisinin birbirlerinin yaşamlarını izleyerek birbirleri üzerinde gözlem yoluyla bilgi edinecek oluşları.
*Her ikisinin yaşam planlarında mevcut sınavları birbirleriyle geçirecek oluşları.
*Her ikisinin yaşam planlarında mevcut olumlu veya olumsuz deneyimleri birbirleriyle yaşayacak oluşları.
*Her ikisinin müstakbel eşini veya partnerini bulana kadar birbirlerini hazırlayacak oluşları.
*Bir arada olmaları sayesinde başkalarının sınav ve deneyimlerinin gerçekleşme imkanı bulacak oluşu.
*Yaşam planlarında önceden olmadığı halde, yaşam planlarında sonradan yapılan bazı ilave değişiklikler sonucunda, birinin diğerine veya karşılıklı birbirlerine yardımda bulunacak oluşları.
*Her ikisinin de mensup bulunduğu maşeri yaşam planlarında (akrabalar, çeşitli gruplar, cemaatler vs.’le kurulan topluluk planları ), diğer fertlere karşı bazı vazifelerini yerine getirmek zorunda oluşları.
*Yaşam planlarında olan ya da olmayan veya birinin yaşam planına sonradan eklenen bir değişikle, bir vazifeyi yardımlaşarak veya birbirlerini bir şekilde tamamlayarak yapabilecek durumunda oluşları…
A.Salt

HER GECE UYUMADAN ÖNCE KENDİMİZE SORMAMIZ GEREKEN SORULAR!..

service012

Bugün KENDİM için ne yaptım ?
Bütünün Hayrına ne yaptım,kaç kişinin hayatına  dokundum ?
Arkamdan beni hatırlatacak neler yapıyorum ?
Kendim için  istediğimi başkası için istiyor muyum ?
İçimdeki ‘ben’ ile yaptıklarım  uyuşuyor mu ?
Bu dünyaya geliş amacım ne ?
Hayatımda en çok neye değer  veriyorum ?
Birgün sonra öleceğimi bilsem ne yapardım?
Hatalarımdan ders  alıyor muyum ?
Kendimde değiştirmek istediklerim neler ,ne kadarını  değiştirebildim ?
En çok neyi seviyorum,en çok neden korkuyorum ?
Kötü  alışkanlıklarımdan,bana zarar veren bağımlılıklarımdan vazgeçebiliyor muyum  ?
Rutinin dışına ne kadar çıkabiliyorum ?
Hiç ölmeyecek gibi  bedenime,yarın ölecekmiş gibi ruhuma özen gösteriyor muyum ?
kaynak:haberciburada

Geçirgen Olmak..

Birisi size kaba,incitici bir şey söyler.Hemen saldırmak savunmak ya da içine çekilmek gibi bilinçsiz bir tepkiye ya da olumsuzluğa girmek yerine,onun içinizden geçmesine izin verin. Hiçbir direnç göstermeyin.Bu sanki artık… orada incinecek birinin bulunmaması gibidir. Bu bağışlamadır.Bu şekilde,siz incinmez hale gelirsiniz. Eğer isterseniz,yine de o insana davranışının kabul edilemez olduğunu söyleyebilirsiniz.
Ama,o insan artık sizin içsel halinizi kontrol etme gücüne sahip değildir. O zaman bu güç bir başkasında değil,sizde olur,ve siz artık zihniniz tarafından da yönetilmezsiniz. Bu ister bir araba alarmı,ister kaba bir insan,ister bir sel ya da deprem felaketi, ister tüm malınızı mülkünüzü yitirmek olsun…direnmek mekanizması aynıdır… Siz huzuru hala dışarıda arıyor ,ve bu arayış halinden kurtulamıyorsunuz.Belki bir sonraki seminer,belki şu yeni yöntem işe yarayacaktır diye düşünüyorsunuz.
Size şunu söyleyebilirim:HUZURU ARAMAYIN.Şu anda içinde bulunduğunuzdan başka bir hal aramayın, aksi takdirde,içsel çatışma ve bilinçsiz direnç yaratırsınız. Kendinizi huzur içinde olmadığınız için bağışlayın.Siz huzursuzluğunuzu tamamen kabullendiğiniz anda,huzursuzluğunuz huzura dönüşür.Tamamen kabul ettiğiniz herhangi bir şey sizi ona,huzura kavuşturacaktır.Bu teslimiyet mucizesidir. Siz olanı kabullendiğinizde her an iyi andır. İşte bu aydınlanmadır.”
Eckhart Tolle

Gerçek şu ki, vereceğin en büyük hediye kendi dönüşümündür…

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz…!

935589_247893408682748_1991287312_n[1]

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz…!
Bugün varım yarın birden yok olurum.
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.
Canımı acıtma, bir yarada sen açma..!
Sevme beni yoğun duygularımda kaybolursun tutuşursun.
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, engellerle doluyum.
Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum..
Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben böyle mutluyum..
Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka yıllardır inanmıyorum..
Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına..
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki..!
Vazgeçemezsin tutkun olurum.
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında; Hala minik bir çocuğum. Büyütemezsen ; Kaybolurum…!
Rabindranath TAGORE

Duymakta çabuk, kızmakta ve cevap vermekte yavaş olun…

1625588_452292728231021_924836553_n[1]

Duymakta çabuk, kızmakta ve cevap vermekte yavaş olun…

Yahya – 1:19

Şifacılar genel olarak şu özelliklere sahiptir;

• Şifacı duygusal olmalıdır ve bir o kadar da duygularını kontrol edebilmelidir. Duygular bir insanın, diğer insanla ve evrenle kurduğu en iyi iletişim yollarından biridir. Ama kontrolsüz bir… duygu seli, geri dönüşü olmayan zararlar verebilir. Bu yüzden şifacı gerektiğinde soğukkanlı kalabilmeli, öfkesine ve endişelerine hâkim olabilmelidir. Yoksa kişiye şifa getirmek yerine, panik ve kaosla daha çok sorun getirebilir.
• Şifacı hassas olmalıdır. Hassaslık ve duyarlılık, sezgiselliğin bir ölçüsü ve gözleme dayalı algının, naifliğini vermektedir. Haliyle bir şifacı ne kadar hassas olursa, dengesizlikleri ve sorunları algılaması da o denli kolay olur. Buradaki hassaslık, sorundan etkilenme değil, sorunu tespit etme açısından önemlidir.
• Şifacı güçlü bir empati yeteneğine sahip olmalıdır. Bu sayede hastanın sorununu, daha hasta sözünü etmeden hissedebilir hatta bunun da ötesine geçerek teşhis edebilir. Bu pozisyondaki bir empati yeteneği, normal empatinin ötesinde psişik bir algılayıştan öte gelmektedir.
• Şifacı güler yüzlü ve pozitif olmalıdır. Çünkü dengesizlikler negatif duyguların çakralarda ve auralarda yarattığı tıkanmalar sebebiyle oluşmaktadır. Haliyle güler yüzlü olmak, o negatifi polarize edecek pozitif enerjiyi sağlar ve bu da şifanın ilk basamağıdır. Bu neşeli hal, şifacıdan çıkıp, hastaya nüfus edecek ve şifalanma süreci hızlı bir başlangıç yapacaktır.
• Şifacı esnek olmalıdır. Çünkü hastalık ve hastalanma süreci karmaşık bir süreçtir. Aynı anda birçok faktör olabileceği gibi hastalığa tek bir faktörde sebep verebilir. Bu yüzden tek ihtimal üzerinde durmak, şifalanma sürecini baltayabilir. Şifacı aynı anda birçok olasılığı hissedebilmeli ve en yüksek olanı üzerinde durmalıdır. Bununla beraber farklı ihtimallerin olabileceğini ve “kesin” diye bir tabirin olmadığını bilmelidir.
• Şifacı sabırlı ve metanetli olmalıdır. Çünkü bazen “ölüm” de bir şifalanmadır. Haliyle bir şifalanma süreci, uzun sürebileceği gibi ölümle de bitebilir. Her koşulda sabırlı ve metanetli olunması gerekmektedir.
• Şifacı iyi bir dinleyici ve güçlü bir iletişim kabiliyetine sahip olmalıdır. Zira iletişim ve dinleme teşhis ve tedavi için çok önemlidir.
• Şifacıların çok büyük bir yüreğe sahip olmaları gerekir. Şifanın temeli sevgi olduğundan her insanı, ırk, dil, din, görünüş gözetmeksizin sevmeli ve sahiplenmelidirler. Bu yüzden evrensel sevgiye yakındırlar.
alıntı

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz…!

images[6]

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz…! Bugün varım yarın birden yok olurum.
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.
Canımı acıtma, bir yarada sen açma..!
Sevme beni yoğun duygularımda kaybolursun tutuşursun.
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, engellerle doluyum.
Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum..
Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben böyle mutluyum..
Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka yıllardır inanmıyorum..
Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına..
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki..!
Vazgeçemezsin tutkun olurum.
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında; Hala minik bir çocuğum. Büyütemezsen ; Kaybolurum…!
Rabindranath TAGORE

Başkalarının yaptıklarını, düşündüklerini, ima ettiklerini ya da söylediklerini kişisel algılamayın…

images[7]

Başkalarının yaptıklarını, düşündüklerini, ima ettiklerini ya da söylediklerini kişisel algılamayın…

Herkes kendi inanç sistemi içinde düşünür ve kendince yargılara varır.
Dolayısıyla insanların sizin hakkınızdaki düşünceleri sizin şahsınızdan çok kendileriyle ilgilidir…

Don Miguel Ruiz

Zorba ve Bilge (2014 Final inzivası konularından…)

İki yanımız var. Kendini iki sanan tek yanımız var.

 

Zorba biri, diğeri bilge.

 

Zorba böler ve ayırır; bilge ise ayrım yapmaz.

 

Zorba varsayar; bilge görür ve bilir.

 

Zorba geçmiş ve gelecekte yaşayıp şimdiki zamanda var olmayaçalışır; bilge şimdiki zamanda yaşayıp var olmayı bırakır.

 

Zorba engeller; bilge destekler.

 

Zorba arzulara inanır; bilge arınmış bir kalbe.

 

Zorba böler ve ayırır; bilge ise ayrım yapmaz.

 

Zorba öldürür; bilge yaşatır.

 

Zorba, farkındalığı zihnin içine alır; bilge, zihni farkındalığın içine alır.

 

Zorba, düşünceler tarafından yönetilir; bilge, düşüncelerini yönetir.

 

Zorba, kontrol etmeye çalışır; bilge teslim olur.

 

Zorba tutar; bilge bırakır.

 

Zorba sahip olur; bilge, olur.

 

Zorba için dansçı vardır ve tek gerçek odur; bilge için dans vardır ve tek gerçek odur.

 

Zorba korkar; bilge cesurdur.

 

Zorba acır; bilge anlar ve şefkat duyar.

 

Zorba acıyla kıvranır; bilge kıpırdamadan durur.

 

Zorba, görmesi telkin edileni görür; bilge, olanı görür.

 

Zorba, bilmesi telkin edileni bilir; bilge, olanı bilir.

 

Zorba harekete geçebilmek için “ne elde edeceğim?” diye sorar; bilge, harekette kendini yitirmiş, sorulardan ve beklentilerden kurtulmuştur.

 

Zorba kendini bilir; bilge kendini unutur.

 

Zorba, kendini ben sanır; bilge, ben diye bir şeyin varolmadığını bilir.

 

Zorba ölümlüdür; bilge ölümsüzdür.

Cem Şen