FARKINDALIK ÜZERİNE EGZERSİZLER – Thich Nhat Hanh

Burada kendi şartlarıma ve tercihlerime uymaları için çeşitli yöntemlerden uyarlayarak sıklıkla kullandığım bir takım meditasyon egzersizleri ve yaklaşımları var. En çok hoşunuza gidenleri seçin ve kendiniz için en uygun olanı bulun. Her yöntemin değeri her insanın özgün ihtiyaçlarına göre farklılık gösterecektir. Her ne kadar bu egzersizler oldukça kolay olsa da, her şeyin üzerine inşa edildiği temel, bunlardır.

Sabahları İlk Uyandığınızda Tebessüm Edin

Tavana veya duvara bir dal, herhangi başka bir işaret ve hatta “gülümse” sözcüğünü asın ki gözlerinizi ilk açtığınızda önce onu görün. Bu işaret size anımsatıcı işlevi görecektir. Yataktan kalkmadan önceki saniyeleri nefesinize sahip çıkmak için kullanın. Hafifçe gülümsemeyi sürdürürken üç kez usul usul nefes alıp verin. Nefeslerinizi izleyin.

Boş Zamanlarınızda Hafifçe Gülümseyin

Kendinizi oturur veya ayakta bulduğunuz her yerde hafifçe gülümseyin. Bir çocuğa, bir yaprağa, duvardaki bir tabloya, nispeten durağan olan herhangi bir şeye bakın ve gülümseyin. Üç kez yavaşça nefes alıp verin. Hafif gülümsemenizi sürdürün ve dikkatinizi verdiğiniz noktaya kendi gerçek doğanız olarak düşünün.

Müzik Dinlerken Hafifçe Gülümseyin

Bir müzik parçasını iki, üç dakika dinleyin. Sözlere, müziğe, ritme ve duygulara dikkat edin. Nefes alışınızı ve nefes verişinizi izlerken gülümseyin.

Sinirlendiğinizde Hafifçe Gülümseyin

Sinirlendiğinizi fark ettiğinizde derhal hafifçe gülümseyin. Bu gülümsemeyi koruyarak üç kez sessizce nefes alın ve nefes verin.

Uzanmış Durumdayken Kendinizi Serbest Bırakın

Düz bir yüzeyde sırtüstü, bir şiltenin veya bir yastığın desteği olmaksızın uzanın. İki kolunuzu rahatça iki yanınızdan uzatın ve iki bacağınızı hafifçe aralayarak öne doğru uzanın. Hafifçe gülümsemeyi sürdürün. Dikkatinizi nefesinize odaklayarak yavaşça nefes alıp verin. Vücudunuzdaki her kası gevşetin. Her kası sanki zeminden süzülerek aşağıya doğru ağır ağır çöküyormuş gibi ya da kuruması için hafif esintiye bırakılan yumuşak ve akıcı bir ipek kumaş gibi rahatlatın. Dikkatinizi yalnızca nefesinize ve gülümsemenize vererek tümüyle gevşeyin. Kendinizi ılık bir sobanın önünde, kasları herhangi birinin dokunuşuna hiç direnmeden teslim olan tümüyle gevşemiş bir kedi olarak düşünün. On beş nefes devam edin.

Oturma Pozisyonunda Gevşemek

Yarım veya tam lotus şeklinde ya da bacaklarınızı çapraz yaparak veya iki bacağınızı kıvırıp altınıza alarak hatta bir iskemlede iki ayağınızı yere değecek şekilde oturun. Hafifçe gülümseyin. Hafif gülümsemeyi sürdürürken nefes alın ve nefes verin. Gevşeyin.

Derin Nefes Almak

Sırtüstü uzanın. Dikkatinizi midenizin hareketine odaklayarak yavaşça ve düzenli olarak nefes alın, verin. Nefes almaya başladığınızda ciğerlerinizin alt bölümünün havayla dolması için midenizin yükselmesine izin verin. Ciğerlerinizin üst bölümleri havayla dolmaya başladığında göğsünüz yükselmeye, mideniz alçalmaya başlar. Kendinizi yormayın. On nefes boyunca devam edin. Nefes vermek nefes almaktan daha uzun sürecektir.

Nefesinizi Adımlarınızla Ölçmek

Bahçede, bir nehir boyunda veya bir köy yolunda ağır ağır, telaşsızca yürüyün. Normal nefes alın. Nefesinizin uzunluğunu, nefes alış verişinizi adımlarınızı sayarak belirleyin. Birkaç dakika bunu yapmaya devam edin. Nefes vermenizi bir adımla uzatmaya başlayın. Daha uzun nefes almak için zorlamayın. Doğal şekline bırakın. Nefes almanızı, bir uzatma arzusu var mı diye dikkatle izleyin. On nefes boyunca devam edin.

Şimdi nefes vermeyi bir adım daha uzatın. Nefes almanız da bir adım uzuyor mu yoksa uzamıyor mu diye izleyin. Nefes almayı ancak size mutluluk vereceğini hissettiğinizde uzatın. Yirmi nefes sonra nefesinizi normale döndürün. Yaklaşık beş dakika sonra uzatılan nefesleri uygulamaya yeniden başlayabilirsiniz. En ufak bir yorgunluk hissettiğinizde normale dönün. Birkaç seans yapılan, uzatılan nefes egzersizinden sonra nefes vermeniz ve nefes almanızın süresi eşitlenecektir. Normale dönmeden önce uzun ve eşit nefesleri on ile yirmi nefesten fazla uygulamayın.

Nefesinizi Saymak

Yarım veya tam lotus pozisyonunda oturun veya bir yürüyüşe çıkın. “Nefes alıyorum, bir” diye derin düşünün. Nefes verirken, “Nefes veriyorum, bir” diye derin düşünün. Midenizden nefes almayı unutmayın. İkinci nefesi almaya başladığınızda, “Nefes alıyorum, iki” diye derin düşünün. Ve yavaşça nefes verirken “Nefes veriyorum, iki” diye derin düşünün. Bunu 10′a kadar sürdürün. 10′a ulaştığınızda, bire geri dönün. Ne zaman saymayı şaşırırsanız, bire geri dönün.

Müzik Dinlerken Nefesinizi İzlemek

Bir müzik parçasını dinleyin. Uzun, hafif ve eşit nefesler alın, verin. Nefesinizi izleyin, müziğin hareketinin ve duygusallığının farkında olmayı sürdürürken nefesinizin hakimi olun. Müziğin içinde kendinizi yitirmeyin, nefesinizin ve kendinizin hakimi olmaya devam edin.

Bir Sohbeti Sürdürürken Nefesinizi İzlemek

Uzun, hafif ve eşit nefesler alın, verin. Arkadaşınızın sözlerini ve kendi yanıtlarınızı dinlerken nefesinizi izleyin. Müzikte olduğu gibi devam edin.

Nefesi İzlemek

Yarım veya tam lotus durumunda oturun veya bir yürüyüşe çıkın. Farkında olarak, “Normal nefes alıyorum” diye düşünürken, usulca ve normal nefes almaya başlayın (mideden). Nefes verdiğinizin farkında olun, “Normal nefes veriyorum”. Üç nefes boyunca devam edin. Dördüncü nefeste, “Uzun bir nefes alıyorum” diye farkında olarak nefes almayı uzatın. Nefes verirken farkında olun, “Uzun bir nefes veriyorum”. Üç nefes boyunca devam edin.

Neşenin Farkına Varmak İçin Aklı ve Bedeni Sakinleştirmek Üzere Nefes Alıp Vermek

Tam veya yarım lotus durumunda oturun. Hafif gülümseyin. Nefesinizi izleyin. Aklınız ve bedeniniz sakinleşince çok hafif nefes alıp nefes vermeye devam ederken “Nefes alıyorum ve nefes bedenimi hafif ve huzurlu hale getiriyor. Nefes veriyorum ve nefes bedenimi hafif ve huzurlu bir hale getiriyor” diye derin düşünün. Üç nefes boyunca devam edin ve farkındalık içindeyken, “Nefes alıyorum ve tüm bedenimi hafif, huzurlu ve neşe dolu hale getiriyorum” düşüncesinin doğmasını sağlayın. Üç nefes boyunca devam edin ve farkındalık içinde, “Bedenim ve zihnim huzur ve neşeyken nefes veriyorum” düşüncesinin doğmasını sağlayın.

Bu düşünceyi farkındalık içinde, yeteneğinize ve müsait olan zamanınıza göre beş dakikadan otuz dakikaya ya da bir saate kadar sürdürün. Egzersizin başı ve sonu rahat ve yumuşak olmalı. Durmak istediğinizde iki elinizle gözlerinize ve yüzünüze hafifçe masaj yapın ve sonra da normal oturma şeklinize dönmeden önce bacak kaslarınıza masaj yapın. Ayağa kalmadan önce bir an bekleyin.

Vücudun Duruşunun Farkındalığı

Bu her zaman ve her yerde uygulanabilir. Dikkatinizi nefesinize odaklamaya başlayın. Her zamankinden daha sessiz ve derin nefes alın ve verin. Vücudunuzun duruşunun farkında olun, yürüyor musunuz, ayakta mısınız, uzanıyor musunuz yoksa oturuyor musunuz? Yürüdüğünüz yeri bilin; ayakta durduğunuz yeri, uzandığınız ve oturduğunuz yeri bilin. Pozisyonunuzun amacının farkında olun. Örneğin, yeşil bir tepenin yamacında kendinizi tazelemek, nefes alma alıştırması yapmak veya sadece öylesine durmak için durduğunuzun bilincinde olabilirsiniz. Eğer hiçbir amacınız yoksa hiçbir amacınızın olmadığının farkında olun.

Çay Hazırlarken Farkındalık

Bir konuğa ikram etmek veya kendiniz içmek için bir çaydanlık çay hazırlayın. Her hareketi yavaşça, farkındalık içinde yapın. Hareketlerinizin en ufak bir ayrıntısının bile farkına varılmadan gelip geçmesine izin vermeyin. Elinizin, çaydanlığı sapından tutarak kaldırdığını bilin. Kokulu sıcak çayı bir fincana döktüğünüzü bilin. Her adımı farkına vararak izleyin. Her zamankinden daha yavaş ve derin alın, verin. Aklınız, başka yere kayarsa nefesinizin denetimini ele alın.

Bulaşıkları Yıkamak

Bulaşıkları gevşeyerek, sanki her kâse, üzerinde derin düşüncelere dalınacak bir nesneymiş gibi yıkayın. Her kâseyi kutsal addedin. Aklınızın başka yerlere kaymasını önlemek için nefesinizi izleyin. İşi bir an önce yapıp bitirmek için acele etmeye çalışmayın. Bulaşık yıkamanın yaşamdaki en önemli şey olduğunu düşünün. Bulaşık yıkamak meditasyon yapmaktır. Eğer bulaşıkları farkındalık içinde yıkayamazsanız, sessizlik içinde otururken derin düşünemezsiniz de.

Giyecek Yıkamak

Bir kerede çok sayıda giysi yıkamayın. Sadece üç veya dört parça giysi seçin. Sırt ağrısını önlemek için en rahat oturur veya ayakta durur pozisyonu bulun. Giysileri gevşek bir halde çitileyin. Ellerinizin ve kollarınızın her hareketine dikkatinizi verin. Sabunu ve suyu önemseyin. Çitilemeyi ve durulamayı bitirdiğinizde aklınız ve bedeniniz giysileriniz kadar temiz ve taze hissetmelidir. Hafif gülümsemeyi sürdürmeyi ve aklınız dalıp gittiğinde nefesinizi kontrol altına almayı unutmayın.

Evi Temizlemek

İşinizi aşamalara bölün: Öteberiyi düzeltmek ve kitapları yerine kaldırmak, tuvaleti ovmak, banyoyu ovmak, yerleri süpürmek ve toz almak. Her iş için yeterince uzun zaman tanıyın. Yavaş hareket edin, her zamankinden üç kere daha yavaş. Her işe dikkatinizi tam odaklayın. Örneğin; rafa bir kitap yerleştirirken, kitaba bakın, hangi kitap olduğunun farkına varın, onu belirli bir yere koymak niyetiyle rafa yerleştirme süreci içinde olduğunuzu bilin. Elinizin kitaba uzandığını ve onu aldığını bilin. Herhangi bir ani veya sert hareketten kaçının. Nefesin farkında olun, özellikle de düşünceleriniz başıboş hale gelince.

Yavaş Hareketlerle Banyo Yapmak

Banyo yapmak için kendinize otuz ile kırk beş dakika zaman ayırın. Bir saniye bile acele etmeyin. Banyo yapacağınız suyu hazırlamaktan üzerinize temiz giysilerinizi giyene kadar her anın hafif ve yavaş olmasını sağlayın. Her harekete önem verin. Ayrım yapmadan ve korkmadan, dikkatinizi bedeninizin her bölümüne verin. Vücudunuzdaki her su akıntısının farkında olun. Banyonuz bittiğinde aklınız da vücudunuz kadar huzurlu ve hafif hissetmelidir. Kendinizi yaz mevsimindeki temiz ve mis kokulu bir lotus havuzunda düşünün.

Çakıl Taşı

Hareketsiz otururken ve yavaş nefes alırken, berrak bir derenin içine düşen bir çakıl taşı olduğunuzu düşünün. Dibe çökerken hareketinizi yönlendirme maksadı yoktur. Dere yatağındaki yumuşak kum üzerinde tümüyle dinlenilecek noktaya doğru batın. Aklınız ve bedeniniz tam dinlenmede, kum üzerinde dinlenen bir çakıl taşı olana kadar çakıl taşı üzerine meditasyon yapmaya devam edin. Bir yandan nefesinizi izlerken, bu huzuru ve neşeyi sürdürün. Geçmişe ve geleceğe ait hiçbir düşünce, şimdiki huzur ve neşenizden sizi çekip uzaklaştıramaz. Evren şimdiki anda vardır. Hiçbir arzu sizi şimdiki huzurdan uzaklaştıramaz, ne Buddha olma ne de bütün varlıkları kurtara arzusu. Buddha olmanın ve bütün varlıkları kurtarmanın, ancak şimdiki anın saf huzur temelinde gerçekleşebileceğini bilin.

Bir Farkındalık Günü

Haftanın bir gününü, kendi durumunuza uygun olan herhangi bir günü ayırın. Diğer günlerde yaptığınız işleri unutun. Hiçbir toplantı organize etmeyin veya arkadaşlarınızı çağırmayın. Sadece evi temizlemek, yemek pişirmek, giysileri yıkamak ve toz almak gibi basit işler yapın.

Ev temiz ve tertipli olduktan sonra her şeyinizi düzene koyduktan sonra yavaş çekim bir banyo yapın. Daha sonra çay demleyin ve için. Kitap okuyabilir ya da arkadaşlarınıza mektup yazabilirsiniz. Daha sonra nefes alıştırması yapmak için bir yürüyüşe çıkın. Kitap okurken ya da mektup yazarken farkındalığınızı koruyun, yazının veya mektubun sizi başka yerlere çekip götürmesine izin vermeyin. Kitap okurken ne okuduğunu bilin, mektubu yazarken ne yazdığınızı bilin. Müzik dinlerken veya bir arkadaşınızla sohbet ederken aynı yöntemi izleyin. Akşam olduğunda kendinize hafif bir yemek hazırlayın, belki sadece bir meyve veya bir bardak meyve suyu. Yatağa gitmeden önce bir saat meditasyon yapın. Nefesinize hakim olun. Gözleriniz kapalı, midenizin ve göğsünüzün inip kalkmasını izlerken yumuşak nefesler alın (nefes çok uzun olmamalıdır). Gün içindeki her hareket her zamankinden en az iki kez daha yavaş olmalıdır.

Karşılıklı Bağımlılık Üzerine Derin Düşünmek

Çocukluğunuza ait bir fotoğraf bulun. Yarım veya tam lotus durumunda oturun. Nefesinizi izlemeye başlayın. Yirmi nefesten sonra, dikkatinizi önünüzdeki fotoğrafa odaklamaya başlayın. Fotoğrafın çekildiği zamanda sizi oluşturan beş kümeyi yeniden yaratın ve yaşayın: Vücudunuzun fiziksel nitelikleri, duygularınız, algılarınız, zihinsel faaliyetleriniz ve o yaştaki bilinçlilik durumunuz. Nefesinizi izlemeye devam edin. Anılarınızın sizi ayartmasına ya da yenmesine izin vermeyin. Bu derin düşünce halini on beş dakika koruyun. Hafif gülümsemeyi sürdürün. Farkındalığınızı şimdiki kendinize döndürün. Vücudunuzun, duygularınızın, algılarınızın, zihinsel faaliyetlerinizin ve şimdiki andaki bilinçliliğinizin bilincinde olun. Sizi oluşturan beş kümeyi görün. “Ben kimim?” sorusunu sorun. Soru, yumuşacık toprağa gömülmüş ve su ile ıslanmış yeni bir tohum gibi içinizde derinlere kök salmış olmalıdır. “Ben kimim?” sorusu söylemsel zihninizle düşünülen soyut bir soru olmamalıdır. “Ben kimim?” sorusu zihninizle sınırlı olmayacak, beş kümenin hepsinin ilgisine maruz bırakılmalıdır. Zihinsel bir yanıt aramayın. On dakika için derin düşünceye dalın, felsefi kısıtlamanın sizi uzaklaştırmasını önlemek için hafif ama derin nefesi sürdürün.

Kendiniz

Karanlık bir odada tek başınıza ya da gece yalnız başınıza, bir nehir kenarında herhangi bir yerde oturun. Nefesinizi denetlemeye başlayın. “Kendimi göstermek için parmağımı kullanacağım” düşüncesinin oluşmasını sağlayın ve sonra kendi bedeninize doğru işaret etmek yerine, ters yöne, ileriye doğru işaret edin. Kendinizi beden biçiminizin dışında görmek üzerine düşünün. Beden biçiminizin karşınızda var olduğunu görmek üzerine düşünün; ağaçlarda, çimende ve yapraklarda, nehirde. Evrenin içinde olduğunuzun, evrenin de sizin içinizde olduğunun farkında olun; Eğer evren varsa siz de varsınız; eğer siz varsanız evren de var. Doğmak yok. Ölüm yok. Gelmek yok. Gitmek yok. Hafif gülümsemeyi sürdürün. Nefesinize egemen olun. On ile yirmi dakika derin düşünceye dalın.

İskeletiniz

Rahat hissettiğiniz bir pozisyonda yatağa, bir şiltenin üzerine veya çimenlere uzanın. Yastık kullanmayın. Nefesinizi kontrol etmeye başlayın. Vücudunuzdan geriye kalanın sadece toprağın üzerine uzanmış beyaz bir iskelet olduğunu düşünün. Hafif gülümsemeyi devam ettirin ve nefesinizi izlemeyi sürdürün. Bütün etinizin çürüyüp yok olduğunu ve gömüldükten seksen yıl sonra, şimdi, iskeletinizin toprakta uzandığını hayal edin. Başınızın, sırtınızın, kemiklerini, kaburgalarınızı, kalça kemiklerinizi, bacak ve kol kemiklerinizi, parmak kemiklerinizi net bir şekilde görün. Hafif gülümsemeyi koruyun, kalbiniz ve aklınız açık, çok hafifçe nefes alın. İskeletinizin siz olmadığını görün. Bedensel formunuz siz değilsiniz. Yaşamla bütünleşin. Ağaçlarda, çimende, başka insanlarda, kuşlarda ve diğer hayvanlarda, gökyüzünde, okyanusun dalgalarında sonsuza dek yaşayın. İskeletiniz sizin sadece bir bölümünüz. Siz her yerde ve her an da varsınız. Sadece bedensel bir form ya da hatta duygular, düşünceler, hareketler ve bilgi değilsiniz. Yirmi ile otuz dakika arasında bir süre devam edin.

Doğumunuzdan Önceki Gerçek Çehreniz

Tam veya yarım lotus içinde nefesinizi izleyin. Yaşamınızın başlangıç noktası olan A’ya yoğunlaşın. Bunun ölümünüzün de başlangıcı olduğunu bilin. Hem yaşamınızın, hem ölümünüzün aynı anda tecelli ettiğini görün: Şu olduğu için bu olur, şu olmasaydı bu olamazdı. Yaşamınızın ve ölümünüzün varlığının birbirine bağlı olduğunu görün: Biri diğerinin temelidir. Kendinizin aynı anda hem yaşamınız hem de ölümünüz olduğunu, bu ikisinin birbirinin düşmanı değil, aynı gerçekliğin iki yüzü olduğunu görün. Sonra bu iki katlı tecellinin, hatalı bir biçimde ölüm adı verilen bitiş noktası B’ye yoğunlaşın. Bunun hem yaşamınızın hem ölümünüzün tecellisinin bitiş noktası olduğunu görün.

A’dan önce ve B’den sonra bir fark olmadığını görün. A’dan önceki ve B’den sonraki dönemlerdeki gerçek yüzünüzü arayın.

Boşluk

Tam veya yarım lotus şeklinde oturun. Nefesinizi düzenlemeye başlayın. Bedensel biçim, duygular, algılamalar, zihinsel faaliyetler ve bilinçlilikten oluşan beş kümenin birleşmesindeki boşluğun doğası üzerine düşünün. Bir kümeyi düşünürken diğerini düşünmeye geçin. Hepsinin dönüştüğünü, devamsız ve öz benliksiz olduklarını görün. Beş kümenin birleşmesi bütün olayların birleşmesi gibidir. Hepsi karşılıklı bağımlılık yasasına itaat ederler. Bir araya gelmeleri ve birbirlerinden ayrılmaları, dağ doruklarındaki bulutların toplanmasına ve gözden kaybolmasına benzer. Hiçbiri beş kümeye ne sıkı sıkıya yapışır ne de reddeder. Beş kümenin öz benliklerinin olmadığını ve boş olduklarını ama aynı zamanda mükemmel, evrendeki her olay gibi mükemmel, her yerde var olan yaşam kadar mükemmel olduğunu açık ve net olarak anlayın. Beş kümenin aslında yaratılış ve yok oluş geçirmediğini, zira kümelerin kendilerinin nihai gerçek olduğunu görmeye çalışın. Böyle derin düşünerek süreksizliğin bir kavram olduğunu görmeye çalışın ki böylece süreksizlik, öz benliksizlik ve boşluk kavramları içine hapsolmayın. Boşluğun da boş olduğunu ve boşluğun nihai gerçeğinin beş kümenin nihai gerçeğinden farklı olmadığını anlayacaksınız.

En Çok Nefret Ettiğiniz veya Hor Gördüğünüz Kişi İçin Şefkat Duymak

Sessizce oturun. Nefes alın ve gülümseyin. Size en büyük acıyı veren kişinin hayali üzerinde derin düşünceye dalın. En çok nefret ettiğiniz ve hor gördüğünüz veya en itici bulduğunuz özellikleri göz önüne alın. Bu kişinin günlük yaşamında onu en mutlu eden veya ona acı çektiren şeyleri incelemeye çalışın. Bu kişinin algıları üzerinde düşünün; bu kişinin hangi düşünce ve mantık kalıpları izlediğini anlamaya çalışın. Bu insanın umutlarını ve davranışlarını neyin harekete geçirdiğini inceleyin. Ve nihayet bu insanın bilinçliliğini dikkate alın. Görüşleri ve sezgileri, açık ve serbest mi, değil mi? Ve herhangi bir ön yargının, dar görüşlülüğün, nefretin veya öfkenin etkisi altında kalmış mı? Kendi kendinin hakimi mi, değil mi? Taze suyla dolan bir kuyu gibi kalbinizde şefkatin yükseldiğini, kızgınlığın ve dargınlığın yok olduğunu hissedene kadar devam edin. Bu egzersizi aynı insan üzerinde çok kereler uygulayın.

Bilgelikten Yoksunluğun Neden Olduğu Acı

Tam veya yarım lotus şeklinde oturun. Nefesinizi izlemeye başlayın. Bildikleriniz içinde en çok acı çeken insanın, ailenin veya toplumun durumunu seçin. Bu seçtiğiniz derin düşünmenizin nesnesi olacaktır.

Bu bir insansa, bu insanın çektiği her acıyı anlamaya çalışın. Vücut biçiminin acılarıyla başlayın (hastalık, fakirlik, fiziksel acı) ve sonra duyguların neden olduğu acılara geçin (iç çatışmalar, korku, nefret, kıskançlık, azap çeken bir vicdan). Sonra algılamaların neden olduğu acıları düşünün (karamsarlık, karanlık ve dar bir bakış açısıyla kişinin sorunları üzerindeki ısrarı). Zihin faaliyetlerini harekete geçirenin korku, cesaretsizlik, umutsuzluk veya nefret mi olduğunu anlayın. Durumu, çektiği acılar, çevresindeki insanlar, eğitimi, propaganda veya kendini kontrol etme eksikliği sebebiyle bilinçliliğinin kapalı olup olmadığına bakın. Bütün bu acılar üzerinde derin düşünceye dalın, ta ki yüreğiniz temiz suyla dolu bir kuyu gibi şefkatle doluncaya ve siz o insanın şartlar ve cehalet nedeniyle acı çektiğini görebilene dek. O insanı şu an ki durumundan, olabilecek en sessiz ve gösterişsiz yollarla çıkarmaya azmedin.

Bu bir aileyse, aynı yöntemi izleyin. Ailenin bir ferdinin sonra bir diğerinin sonra bütün ailenin acılarını gözden geçirin ve bütün ailenin çektiği acıları inceleyene kadar böyle devam edin. O acıların kendi acılarınız olduğunu düşünün. O grup içinde bir tek kişiyi bile suçlamanın olanaksız olduğunu görün. Şu an ki durumlarından kendilerini kurtarmalarına, olabilecek en sessiz ve gösterişsiz yöntemlerle yardımcı olmanız gerektiğini anlayın.

Bağlılıklardan Kopmak

Tam veya yarım lotus durumunda oturun. Nefesinizi izleyin. Yaşamınızın en önemli başarılarını anımsayın ve her birini inceleyin. Yeteneğinizi, erdeminizi, kapasitenizi, başarıya yol açmış olan elverişli şartların bir araya gelmesini inceleyin. Böyle bir asıl nedeni olmak duygusundan kaynaklanan kendini beğenmişliği ve böbürlenmeyi inceleyin. Başarının aslında sizin değil, sizi eriminizin ötesindeki çeşitli şartların birleşmesinin olduğunu görmek için karşılıklı bağımlılığın ışığını bütün meselenin üzerine yansıtın. Bu başarılar için sizin şart olmayacağınızı görün. Ancak bu başarılardan vazgeçebildiğinizde gerçekten özgür olabilirsiniz ve artık onların saldırısına uğramazsınız.

Yaşamınızdaki en acı başarısızlıkları anımsayın ve her birini inceleyin. Yeteneğinizi, erdeminizi, kapasitenizi, başarısızlığa yol açan elverişli şartların olmaması durumunu inceleyin. Başarıyı gerçekleştirememe duygusundan kaynaklanan komplekslerinizi inceleyin. Başarısızlıklarınızın sorumluluğunun sizin yetersizliklerinize değil, elverişli şartların olmamasına bağlanabileceğini görmek için karşılıklı bağımlılığın ışığını meselenin üzerine çevirin. Bu başarısızlıkları yüklenecek gücünüzün olmadığını, bu başarısızlıkların sizin kendiniz olmadığını görün. Onlardan kurtulmaya bakın. Ancak onları bıraktığınızda gerçekten özgür olabilirsiniz ve artık onların saldırısına uğramazsınız.

Farkındalığın Mucizesi

Thich Nhat Hanh

Düşüncelerimizle Bedenimizi Birleştirmenin Yolu

Dünya dertlerine sabır”Derdi veren dermanı da verecektir”

mevlana Hz.

Mevlana hazretleri bir gün eve gelir,oğlunu üzgün görür ona nedenini sorar:”Hiç…”der.
Bununüzerien Mevlâna hazretleri dışarı çıkar,kapıda aslı kurt postunu alır,üstüne giyer ve ellerini havaya açıp ulumaya başlar.oğlu gülmeye başlar.Mevlâna Hazretleri  içeri döner ve oğluna;

Gördünmü mü,işte dünya dertleri de böyledir.Oysa kurt korkutucu bir hayvandır ama sen arkasında baban olduğunu bildiğin için korkmadın.İşte bütün dertlerin arkasında da Rbb’nin olduğunu unutma ve O’na güven.” der.

“Dünya dertleri etrafını sarmışsa unutma ki;o derdi veren,dermanını da verecektir kudrettedir.Sen Allah’a sığın tüm korkularından,dertlerinden..o zaman hepsi vız gelir….”

Ruhsal temizlik…


Temizlik yaptım bugün…
Hem de tüm benliğimde…
Tüm kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı temizledim…
En küçük yerlerine, kıvrımlarına girmiş, sinmiş bütün pislikleri attım…
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce…
Görmenizi isterdim…
İçimde ne kadar da büyük bir yer kaplıyorlarmış…
Kırgınlıklarımı atarken, bakmadım neydi onlar diye…
Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanmaya değer…

Onların yerine bağışlamayı yerleştirdim özenle..
Titizlikle her kırgınlığın üzerine ektim bağışlamanın tohumlarını…
Bağışlamayı ekerken, tekrar kırılmaktan korkuyordum belki…
Kıskançlığımı çıkardım…
Meğer ben ne az kıskançmışım… Çok kolay oldu. Sevindim…
Sanki kaybettiğim bir eşyamı bulmuş gibi oldum…
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde…
Nasıl temizlerdim bilmiyorum…
Sıra korkularıma gelmişti…
Çıkarmaya bile korktum önce…
Ne çok alışmışım onlarla yaşamaya…

Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır anlayamadım…
Her gün yeni yeni endişelerle beslenen yeni korkular birikmişti içimde…
Mutluluklarımı, umutlarımı ne de çok ertelemişim…
O an bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha
ekleseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim, herşeyden önce içimdeki
sevginin ve güc
ün daha fazla farkında olsaydım böyle bahar temizliklerine
ihtiyacım kalmazdı…
Çok zorlandım korkularımı temizlemekte…
Birbirlerinin içine halkalar biçiminde girmişlerdi, kenetlenmişlerdi adeta…


Ama bir bebek şefkatiyle, öperek, severek, okşayarak ve onları bir zaman kabus
gibi yaşamaktan pişmanlık duymayarak çıkardım içimden…
Kızsaydım korkularıma, bağırıp çağırsaydım onlara yine dönüp dolaşıp
geleceklerdi biliyorum…
Temizlik yaptım bugün, bahar temizliği…
Neşe ektim, hoşgörü, güven, sev
gi ektim…

Almadan vermeyi, sevilmeden sevmeyi, paylaşmayı ektim…
Çılgınlık ektim, doğallık, bağışlama ektim içime…
Aşk ektim her hücreme… Çoşku, heyecan, sessizlik ektim…
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana…
Kabullenme ektim… Baş eğme değil…
Olduğu gibi kabullenme…
(…Edward Morrison)

Evrendeki tüm incinmiş kalplere şifa gönderin ki, şifa gelsin kalbinize…

KENDİNİZE ŞİFA VERİN…
Bugün değişik birşey yapın;
Bırakın sürekli insanların size yaptıkları ”kötülükleri” düşünmeyi
Ne kadar acı çektiğinizi, haksızlığa uğradığınızı düşünmeyi bırakın
Oturun ve acı vermenin aslında acı çekmekten korkmakla alakalı bir çocukluk hastalığı olduğunu idrak edin!
Hepimiz bilerek ve bilmeyerek çevremize acı verdik.
Kimbilir ne ”masumane” tavırlarla tanıdığımız tanımadığımız nice insanın hayatına dokunduk ve onların yaşamlarında farkına vardıkları varmadıkları nice olaya yol açtık!
Kalbe şifa kızarak ve küserek ve hınçlanarak ve intikam isteyerek gelmiyor, gelmeyecek…
O yüzden,
Bugün kapatın gözlerinizi ve şöyle söyleyin;
Yaşamıma dokunmuş olan ve yaşamına dokunduğum tüm insanlar,
Sizden özür dilerim
Beni affedin
Sizi Seviyorum
Ve size teşekkür ediyorum
Bu bir aptallık değil…
Bu aslında her insanın yaralarının iyileşmesi için ihtiyaç duyduğu basit bir onurlandırma…
Herkes sevilmek,
Herkes bilerek bilmeyerek incitildiğinde bir ufacık özür duyabilmek
Herkes barışmak
Ve herkes olduğu gibi kıymet verilmek istiyor!
İnsanları onurlandırın,
Varlığınızı onurlandırın,
Evrendeki tüm incinmiş kalplere şifa gönderin ki, şifa gelsin kalbinize…

Juno Yıldız Gözlemcisi

OLMAYACAK ŞEYLERE KİM SÖYLERSE SÖYLESİN İNANMA”

MESNEVİ’DEN KUŞUN ÜÇ ÖĞÜDÜ

BİR ZAVALLI KUŞ,,hile ile,tuzak ile yakalanmıştı.Kendini yakalayan kişiye dedi ki:

-Ey efendi!sen hayatında pek çok sığır ve koyun yemişsin,ve pek çok deve kurban

etmişsindir.Sen onların etleriyle bile doymamışken,benimle hiç doymazsın!

Beni serbest bırak,sana üç öğüt vereyim.Vereyim de bil bakalım ben aptal mıyım yoksa akıllı mı?

Birinciyi elinde iken,ikinciyi uçup çatının üzerine konduğumda,üçüncüyü de şu

ağacın üzerinde söyleyeceğim.

Öğüdümü dinlersen mesut olursun.

Avcı kuşa inandı,biraz da merakından teklifi kabul etti.

Kuş,elindeyken vereceğim öğüt şudur dedi:

“OLMAYACAK ŞEYLERE KİM SÖYLERSE SÖYLESİN İNANMA”

Avcı onu bıraktı,evin çatısına uçan kuş oradan ikinciyi söyledi :

“GEÇMİŞ GİTMİŞ,ELİNDEN ÇIKMIŞ BİRŞEY İÇİN ÜZÜLME,SENDEN

GİDENİN ARKASINDAN HASRET ÇEKME”

Kuş oradan ağacın üzerine uçtu ve üçüncü öğüdü söylemeden önce :

-İçimde on dirhem ağırlığında çok kıymetli ve eşi bulunmaz bir inci vardı..O inci seni

de çoluk çocuğunu da servete kavuştururdu.,fakat kısmetin değilmiş ki kaçırdın.Dedi.

Avcı bu sözleri duyunca gebe kadının doğum sırasındaki bağırması gibi bağırıp

dövünmeye başladı.

Kuş,
ben sana,,”sakın elinden kaçan -gelip geçen bir şey için üzülme ,gam çekme

demedim mi”,dedi.

-Madem ki inci gitti,,niye dövünüp duruyorsun?Sana söyledikleri anlamadın mı?

-Ayrıca ilk öğütte, “ olmayacak bir şeye kim söylerse söylesin inanma” dememiş

miydim?

A benim aslanım,ben kendim,üç dirhem gelmez bir kuşken,içimde on dirhemlik inci

ne arar?

Adam biraz kendine gelir gibi oldu.

-peki üçüncüyü söyle o zaman,dedi

KUŞ:

Verdiğim şu iki öğüdü tuttun da üçüncüyü mü istiyorsun?

-UYKUYA DALMIŞ BİR KİŞİYE ÖĞÜT VERMEK,ÇORAK YERE TOHUM

EKMEKTEN FARKSIZDIR, dedi ve uçtu gitti.

EN DEĞERLİ İNSAN )

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını yanına çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı.

Aralarında bir fark olacak ve bu farkı sadece ikisi bilecekti.

Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi.

Heykellerin yanına bir mektup konmuştu. Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar:

‘Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver.’

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı.

Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.

Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.

Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı.

Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.

Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.

İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.

Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.

Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:

‘Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.

Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.

En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.’

Tanrı’dan Hiçbir Şey İsteme. Bırak, O Kendi İradesine Göre Seninle İlgilensin…

Her türlü kötülüğü yapma imkanın varken, kötü bir şey yapmamak.. İşte, budur iyilik.. ”

b-357816-dere_manzarası[1]

 

Her türlü kötülüğü yapma imkanın varken, kötü bir şey yapmamak.. İşte, budur iyilik.. ”

Andre Gide

NASIL BİR İLİŞKİ?

 

NASIL BİR İLİŞKİ?

Doç. Dr. Şafak Nakajima

”Kaynayan sudaki kurbağa” meselini çoğunuz duymuşsunuzdur.

Duymamış olanlar için kısaca değinelim:

Bir kurbağayı, kaynayan suya atsak, kurbağa can havliyle sıçrayıp, kaynar su dolu kaptan kaçmaya çalışacaktır.

Ama onu baştan ılık su dolu bir kaba koyar ve suyu yavaş yavaş ısıtırsak, kurbağa rahatlayacak, gevşeyecek ve sonunda, farkına bile varamadan haşlanıp ölecektir.

Bazen ailemiz, sevgilimiz, arkadaşlarımızla ilişkilerimiz de bize, benzer durumlar yaşatır.

Çok kötü giden ilişkiler, kaynar su etkisi yapar. Ruhumuzu yakar ve bu acı, hızla kaçıp kurtulmamıza yardımcı olabilir.

Ama ilişkinin zehri, kanımıza yavaş yavaş karışıyorsa, kurtuluş çoğu kez bu kadar hızlı olmaz.

Ruhumuz tamamen ölene dek, üstelik fark bile etmeden, yakıcı ilişkinin içinde kalabiliriz.

Peki, suyun ısınmakta olduğunu daha erken fark etmek ve ölmeden önce kaçıp kurtulmak mümkün müdür?

Elbette!

Uyarıcı işaretlere dikkat edilirse, bu mümkündür!

Gelin şimdi beraberce, kimlerin hangi işaretleri verdiklerine yakından bakalım:

• Üste çıkmak isteyenler ve ilgi manyakları

Sürekli üste çıkmaya, sürekli sizi haksız göstermeye çalışırlar. Kendi kafalarında olayları kurarlar kurarlar, sizin neden öyle davrandığınızı sorgulamazlar kendilerini hep haklı görürler. Aslında unutmamak lazım çarşambanın gelişi salıdan bellidir. Size güven vermemişlerse, habire geçmişten bahsetmişlerse sizi uzaklaştırmışlarsa, kendi yaptıklarına değil de topu size atma da ustadırlar. Unutmayın bu tipler bencildir, onun her istediği zaman derdini dinlemeli, işe güce değil, ona ilgi göstermelisiniz. Onun istediği anda onun dertlerini dinlemelisiniz,  yoksa tam sana ihtiyacım vardı gene yoktun cümlelerini duymaya hazırlanın.

• Sürekli geçmişini gündeme getirenler

Sürekli eski eşinden, eski sevgilisinden bahsedenlerden uzak durun. Onlara yansıtamadığı öfkesini, ve onlara dile getiremediği sözleri size söyleyecektir. Hele bir de terkedilmişlerse eyvah… En ufak bir olayda size şans tanımadan sizi kapı dışına atmak için fırsat kollayacaklardır. İçlerinde biriktirdikleri tüm söylenmemişleri duymaya hazır değilseniz yol yakınken uzak durun.

• Kendinizi tutsak gibi hissettirenler

Sağlıklı ilişkiler, ancak özgür bireylerin beraberliğiyle gerçekleşir. Karşınızdaki insan, sizin ne yediğinize, içtiğinize, kimlerle görüştüğünüze, ne giydiğinize, ne yaptığınıza, nasıl konuştuğunuza, ne düşündüğünüze sürekli karışıyor ve sizin kararlarınıza ve seçimlerinize saygı duymuyorsa, su kaynamaya başlamış demektir. Bir süre sonra kendinizi nefes alamaz halde bulabilirsiniz. İster fikir verme isterse yardım etme maskesi arkasına saklansın, bu tutum size, duygusal bir şiddetle karşı karşıya olduğunuzu hissettirmelidir.

• Hayallerinizi ve yeteneklerinizi küçümseyenler

Her insanın hayalleri ve yetenekleri vardır. Karşınızdaki insan bunları küçümsüyor, engelliyorsa, kısa sürede öz güveninizi ve yaşam sevincinizi kaybetmeniz, neredeyse kaçınılmaz bir sondur. Yaşam, ucu açık bir serüvendir ve bu serüvenin yolunu bir harami gibi kesmeye, kimsenin hakkı yoktur. Hayallerinizi ve yeteneklerinizi engelleyen, kendinizi gerçekleştirmenize karşı çıkan kişilerle, sağlıklı bir bağ ve içten bir ilişki kurmak, neredeyse tamamen imkânsızdır.

• Yalan söyleyenler

Yalan, karşınızdakinin size yeterince saygı duymadığının işaretidir. Kandırma zemini üzerine yürekten bir ilişki nasıl inşa edilebilir? Sürekli yalan söyleyen birine nasıl güven duyulabilir? Yalan söyleyen, gerçeği eğip bükerek sizi kandırıyor ve kendi çıkarların uğruna, sizin çıkarlarınızı feda ediyor demektir. Bir süre sonra her söylediğini sorgulamak zorunda kalacağınız bir insanla, uzun bir yolculuğa güvenle çıkmak mümkün müdür? Ayrıca yalanın küçüğü ve büyüğü arasında da pek bir fark yoktur. Sorun, güvenilmez olmaktır.

• Sürekli olumsuz düşünen ve davrananlar

Sürekli olumsuz düşünce ve davranışlar, kişinin iç dünyasının bir dışa vurumudur. İç dünya kendisini, karşısındaki insana yansıtarak gösterir. Bir süre sonra, olumsuz düşünme ve davranma biçimi, bulaşıcı bir hastalık gibi size de geçebilir. Hayata bakışınız karamsarlaşabilir ve başkalarına karşı olumsuz davranışlar göstermeye başlayabilirsiniz. Olumsuzluk, sizin kendinize ve hayata bakışınızı da etkileyerek, zamanla öz güveninizi ve yaşam sevincinizi kaybetmenize yol açabilir.

• Sahip olduklarınızı kıskananlar

Sahip olduğunuz şeyleri kıskanan birisinin, sizin için en iyiyi istemesini beklemek zordur. Tabii bu durumda, karşınızdaki insanın kendisiyle ilgili ciddi bir memnuniyetsizliğinin olması da mümkündür. Bazen bu kıskançlığa engel olmak için, elinizdeki değerlerden vazgeçmeniz gerektiğine inanabilir veya inandırılabilirsiniz. Bunu yapsanız da, gösterdiğiniz gayret, ne karşınızdakinin sizi daha çok sevmesini sağlayacaktır ne de onun kendisini iyi hissetmesine yardımcı olacaktır.

• Fiziksel şiddet uygulayanlar

Fiziksel şiddet, itip kakmadan, dayağa ve işkenceye uzanabilir. Bu tür bir davranışın saygın bir ilişkide yeri yoktur. Daha sonra özür dilenmesi, oluşan hasarı gidermeye yeterli değildir. Fiziksel şiddete başvuran kişilerin, bunu tekrarlama olasılıkları çok yüksektir. Fiziksel şiddet, kendinize güven ve öz saygınızı ortadan kaldırmanın başlıca yollarından birisidir. Şiddetin yanı sıra, kontrol altında tutulamayan alkol, madde ve kumar gibi kötü alışkanlıklar da, devamlılık olasılıklarının yüksekliği nedeniyle dikkatle izlenmelidir.

Akraba, sevgili/eş veya arkadaş olarak, bir insanı ne kadar severseniz sevin, sağlıklı bir ilişkinin ancak özen, dürüstlük ve saygı ile kurulup yaşatılabileceği gerçeğini lütfen unutmayın!

Durup şöyle bir düşünecek olursak korku dolu düşüncelerle nasılda iç içe geçmiş olduğumuzu görürüz..

 

Durup şöyle bir düşünecek olursak korku dolu düşüncelerle nasılda iç içe geçmiş olduğumuzu görürüz..Aslında bu düşünce yapısını ta çocukluğumuzdan beri gördüklerimizle duyduklarımızla inşa edip her geçen gün üzerine yeni korkular ekleyerek çoğaltırız.
Bu korkuları taşıyan zihin tüm bedeni bir virüs gibi sarar..Korku duyulan duyguya göre, her organda değişik etki gösterir..Organlarımızın sağlığını dışarıdan aldığımız besinlerle desteklediğimizi biliyoruz, ama esas duygu ile direk bağlantılı olduğunu bilmiyoruz..Evet duygu çeşitliliğine göre değişiklik gösteren enerji akışının kesintisi ile organlar beslenemeyip rahatsızlanır..Bunu çok boyutlu olarak düşünmeliyiz..Korku dolu zihinle yaşamak beden sağlığını etkilemekle kalmıyor,o korku dolu düşünceden çıkan enerji aynı zamanda yaşamakta olduğunuz hayatınızı da şekillendiriyor..Siz farkında olmadan istemeden de olsa kendinize korktuğunuz şeyin senaryosunu hazırlayıp yaşayacağınız rolü belirliyorsunuz..Biliyorum şimdi soruyorsunuz “e ne yapalım nasıl kurtulacağız bu korku dolu düşünce yapısından ”
Bu düşünce yapısını nasıl edindik ,duyduğumuz sözcükler,gördüğümüz yaşanmışlıklarla değil mi..?.Üstelik bizler bunu bilmeden bilinç altımıza alıp kendi gerçeğimiz yaptık..O halde şimdi bunun tam tersini bilerek, isteyerek yapacağız..Her olumsuz duyguya olumlu sözcükler yerleştirerek bilinç altı temizliği yapmalıyız..Size şunu söyleyeyim tüm korkuların sonucu sadece, YETERİ KADAR İYİ DEĞİLİM düşüncesine çıkar..Bu meslek hayatında olabilir.İnsan İlişkilerinde olabilir Yani yetersizlik duygusu
eşittir kendini layık görmeme ,kendini sevmeme..
ŞİMDİ ŞU ANDA KENDİMİ KABUL EDİYOR VE ONAYLIYORUM
HER ŞEYİN EN İYİSİNİ HAK EDİYORUM
KENDİMİ TAKTİR EDİYOR VE SEVİYORUM
Serap Özger

Başarı dediğimiz şey kime göre, neye göre…

400626_526506080720273_1163498755_n[1]

Başarı dediğimiz şey kime göre, neye göre… Milyonlarca insan kendini ispatlamak, çevresindekilerin ve toplumun önüne koyduğu beklentileri karşılayabilmek için yaşamından vazgeçiyor. Yaşarken, yaşamıyor. Mutluluğu ararken bizi mutluluktan uzaklaştıran seçimlerin peşinden koşmak ikilemi… Sadeleştikçe hafifler, aradığına yaklaşırsın. Her birimiz temelde olduğumuz gibi sevilmek, değerli olduğumuzu hissetmek ve huzur istiyoruz. Bunları yakalamak, yaşamak gerçek başarı değildir de nedir? Önüne konan başarı tanımlamaları değil, senin başarı tanımın senin hikayeni yazıyor.

Aret Vartanyan

İnsan dediğinde, “Noksan da olur”…

Yüz’de ısrar etme, “Doksan da olur”.
İnsan dediğinde, “Noksan da olur”…
Sakın büyüklenme, “Elde neler var”.
Bir ben varım deme, “Yoksan da olur”.
Hatasız Dost Arayan, Dosttan da olur….
~Mevlana~

Gerçek Soru…

Bağırsak Ve Psikoloji Sendromu…

Otizm, şizofreni, dispraksi, disleksi, depresyon, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, epilepsi, MS hastalıkları sorun değil!
Vejetaryenlik sağlıklı değildir. Psikiyatrik hastalıkların ana sebebi gençlikte yapılan vejetaryen beslenmedir. Klinikteki hastaların yüzde 80’i bunlardan oluşuyor.
Bağırsak beyinden önemli.
Yaşlılıkta şekeri yeterince işleyemeyen vücut alzhamier, kalp hastalıkları, diyabet, obezite, kanser olur. Bütün hastalıkların temeli şekerdir.
Dolguda kullanılan civa ve antibiyotik tedavisi ciddi problemimiz.
Dr. Natasha Campbell-McBride, otizmli olan kendi oğlunu ve 10 binden fazla otizmli çocuğu, uyguladığı doğal GAPS diyetiyle iyileştirdi. Şizofreni, depresyon, MS gibi psikiyatrik hastalığı olan yüzlerce hastayı da aynı yöntemle tedavi eden nörolog: Hastalıkların ana kaynağı bağırsaktır. Ben 10 bin hasta ile çalıştım, hepsini de iyileştirdim. Diyete ne kadar bağlıysanız o kadar başarı şansınız vardır. Kitabı alıp da kendi kendine iyileşen de çok kişi vardır.

Kendisinden, Türkçe’ye Adalin Yayıncılık tarafından çevrilen “GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu İçin Doğal Tedavi Yöntemi” isimli bir kitapla haberdar oldum. Kitabı inceledikçe nöroloji ve beslenme alanında uzmanlaşan Dr. Natasha Campbell-McBride’in yöntemine ilgim arttı. Kitap kendi kendinizi tedavi edebileceğiniz reçeteler barındırıyordu zira. Bir konferans için geldiği İstanbul’da buluştuğumuz Dr. Natasha, otizm teşhisi konulan oğlunu kendi doğal yöntemiyle tedavi ederek binlerce otizmli hastanın ışığı olmuş. Otizm yanında şizofreni, dispraksi, disleksi, depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, epilepsi, MS gibi bütün hastalıkların bozuk bağırsak florası nedeniyle beynin toksinleşmesi sonucunda ortaya çıktığını kaydeden Dr. Natasha, “Tıp bilimi hastalıkları kutucuklara koyar, beyin ve bağırsak arasındaki ilişkiye bakmaz. Antibiyotiklerle bu denge daha da bozulur. Acil ve hayati durumlarda elbette tıbba ve doktorlara ihtiyaç var. Ama doğru şeyleri yersek birçok kronik hastalıklar iyileşir” diyor. Çok çarpıcı açıklamaları olan McBride’in önemli uyarıları var: Süpermarketlerden yiyecek almayın, tahıl kullanmayın, diyetinizi değiştirin, doğal otları kullanın, kimyasalları bırakın, güneşe çıkın. İnsanı doktorlar değil sadece doğa iyileştirir.
– GAPS adını verdiğiniz bağırsak ve psikoloji sendromu fikri nasıl ortaya çıktı?
– Ben nöroloji doktoruyum. Nörolojik hastalarla ilgilenen büyük bir hastanede çalışıyordum. Ve hepsinin çok ciddi sindirim problemleri olduğunu keşfettim. Ama bizim bildiğimiz klasik tıpta nörologlar sindirim sistemine hiç bakmazlar. Beyin ve bağırsak arasında bir ilişki kurmazlar. Ancak bir bağlantı olması gerektiğine inandım. Çünkü bağırsak florası diye bir kavram var. Ve hücresel olarak genetik yapılanmamız yüzde 90 bağırsak florasından etkileniyor.
– Bağırsak, beyinden daha önemli yani?
– Öyle. Yaşadığımız mikro sistemde vücudumuz bir kabuk aslında. Ve yaşadığımız her şey bağırsak florasından kaynaklanıyor. Orası çok iyi organize olmuş mikro dünyadır. Bakteri, mikrop, mantar, solucanlar var. Hem de trilyonlarca! Ve bilim bunu yeni araştırmaya başladı. Mikroplar birbirini yiyor, birbirini kontrol ediyor. Sağlıklı insanda yararlı bakteriler daha hakim ve zararlı trilyonlarca mikrobu kontrol ederler.
– Denge nerede bozuluyor?
– Antibiyotiklerin II. Dünya Savaşı’ndan sonra keşfiyle başladı her şey. Özellikle ampisilin gibi antibiyotikler kötü bakteriler gibi iyi bakteriyi de öldürüyor. Bağırsak florasının tekrar dengeye gelmesi haftaları, ayları alıyor. Ama bu sırada kötü bakteriler hücum edip bağırsağı kaplıyorlar. Kötü bakteriler yayılırken iyi bakterilerin yayılmasını da engelliyorlar. Art arda antibiyotik kullanımında da bu kötüye gidiş artıyor.

GENLERİMİZ KADERİMİZ DEĞİLDİR
– Tek sorumluluğu antibiyotiklere yüklemek yanlış olur herhalde?
– Elbette tek sorumlu antibiyotikler değil. Başka faktörler de var. Diş hekimlerinin ağzımızda uyguladığı tedavilerdeki işlemlerde civa ve çeşitli toksinler bağırsağımızı etkiliyor. Civa içeri girer biz yutarız ve onlar kötü mikropların artmasına neden olur. Annelerin bebeklerini emzirmek yerine mama ile beslemesi bu hastalıkları artırır. Annenin mahsur kaldığı bütün kimyasal yüklenmeler, kullandığı makyaj malzemeleri de dokuz aylık hamilelik sürecinde bebeğe gidiyor. Bebek toksin bir yüklenmeyle doğar.
– Bu hastalıklar antibiyotikler keşfedilmeden önce yok muydu?
– Antibiyotikler hayat kurtarır ama çok ciddi hastalıklarda kullanmak gerekir. Bu hastalıkların salgınlığı hep antibiyotiklerin keşfinden sonra gelişti. Mesela otizm 25 yıl önce on binde bir çocukta vardı. Bugün 40 çocuktan birine otizm teşhisi konuyor. Bilim adamları 2020’de iki çocuktan birinin otizmli olacağını öngörüyor. Bizim genlerimiz kaderimiz değildir. Doğarken o kadar çok genetik seçeneğimiz var ki… Yediğimiz yiyecekler ve çevredeki toksik yük hangi hücrelerin baskın kalacağını ve hangi kanser hücrelerinin uyanacağını belirliyor. Kanser, MS gibi rahatsızlıklar böyle oluşuyor.
– Çocuğunuzun otizm olduğunu anladıktan sonra mı bağırsak florasına yöneldiniz?
– Benim çocuğuma otizm tanısı konulduğunda bu benim kişisel bir meselem oldu. Ve o anda profesyonel mesleğimin otizm konusunda bir şey yapamayacağını öğrendim. Bunu asla kabul edemezdim ve araştırmalarıma hız verdim. O zaman farkettim ki otizmli çocukların hepsinin bağırsak florasında problem var. Ve anladım ki bu florayı iyileştirirsem otizm de yok olacak. Şimdi otizm teşhisi konan çocuğum 21 yaşında, üniversiteye gidiyor ve çok sağlıklı. Ancak şu an dünyanın her yerinde binlerce otizmli çocuğu hayata döndürmek için uğraşıyorum.

OTİSTİKLER SAĞLIKLI BEYİNLE DOĞAR

– Bağırsak florası normal olmayınca ne oluyor otizmli ya da hastalıklı kişide?
– Çocuk yediğini sindiremiyor ve yiyecekler kötü fotojenlere dönüşüyor. Bu fotojenler emilip kana karışıyor, beyin bu toksinlerle zehirleniyor. Otistik doğan çocukların yüzde yüzü sağlıklı bir beyinle doğar. Ancak bağırsak florası üzerinden zehirlenirler.
– Yani mesele beyin değil besin!
– Kesinlikle. Bebekler nasıl öğrenir? Duyu organlarını kullanırlar ve bu iletileri beyin işler. Çocuk “Bu anne, bu baba bunlara güvenebilirim, bu oyuncak bununla oynayabilirim, bu kaşıkla yemek yerim” diye düşünür. Ama bu toksinler yüzünden beyin bu aradaki bağı işleyemez hale gelir ve o gürültüden dolayı bir şey öğrenemez. Annesiyle babasını bile ayırt edemez. Yolda başka birine anne-baba diye takılabilir. Bağırsaktan beyine giden toksinler durdurulduğunda beyin de birden temizlenir, her şey normale döner. Ne kadar erken bu toksinlerden temizlenirse öğrenmesi o kadar hızlı olur. 5 yaşına kadar olan çocukların otizmden tamamen iyileşme şansı vardır. İki yaşındaki bir çocuk GAPS diyetimle 6 ayda iyileşir.
– Çocuğunuzu ne kadar sürede iyileştirdiniz?
– Üç yaşında iken diyete başlattım. Altı ayda sindirim sistemi iyileşir iyileşmez düzeldi.
– Madem bu kadar basit ise neden tıp bilimi bunu uygulamaktan kaçınıyor?
– Çünkü kimse bu bağlantıyı yapmak istemiyor. Tıpta yeni bir fikrin gelmesi ve kabul edilmesi zordur, 50 yılı bulur. Şu an eğitim verdiğim çok doktor var, onlar bu yöntemi kullanıyorlar. yöntemimi inceleyen yerler var ama onların yayınlanması beş-altı yılı bulacak. Fakat çocuklar o kadar bekleyemez. Bu yüzden bu bilgiyi hızlıca yaymamız lazım.

İLAÇ ENDÜSTRİSİNİN BASKISI FAZLA
– Tıp biliminin işi ağırdan almasının nedeni ilaç lobisinin baskısı mı?
– Evet. Çünkü batıda ilaç endüstrisi var ve çok kârlı. Politikacılar da bu ilaç sektörüyle iletişim halindeler. Ben sistemin dışında olduğum için bunu rahatlıkla yapabiliyorum.
– Diyetinizden daha çok para kazanacakken neden bunu bir kitap fiyatına dağıtıyorsunuz?
– Bir şey keşfettiğinizde bütün dünyanın bunu bilmesini istersiniz. Bu yüzden bildiğim her şeyi bu kitabın içerisine koydum. Dünyanın her yerinden insanlar bana bile danışmadan bu kitapla kendilerini iyileştirebildiler. GAPS diyeti seyahat gibi ve herkesin yolu farklı. Dünyada olabildiğince çok kişiye yardım etmek istiyorum. Ücretsiz danışmanlık hizmeti veriyorum. Bu diyeti keşfettiğimde biliyordum ki meslektaşlarım bu bilgiyi öldürmeye çalışacaklardı. Ben de ebeveynlere bunu yayayarak geliştirdim. Doktorları ikna etmeye zaman harcamak istemedim. Anne-babalar doktorlara bu bilgiyle gidiyorlar, doktorlar da dünyanın her yerinden bana geliyor. Şu an GAPS protokolünü öğretiyorum, 800 tane GAPS uygulayıcı pratisyen doktor var.

VÜCUTTA İYİLEŞTİRME PROGRAMLARI VAR
– Çıkış noktanız otizm. Bu diyet şizofreni, depresyon gibi hastalıkları nasıl tedavi ediyor?
– Bir ev yapmadan önce temelini yaparsınız. Evin kalitesi bu temelin ne kadar sağlam olduğuna dayanır. GAPS programı bir temeldir. İnsanların yüzde 60-80’i GAPS diyetiyle iyileşiyor. MS, romatoid artrit, diyabeti olanlar başka şeyler de eklemeliler. Tıp bilimi şizofreni, depresyon gibi tüm hastalıkları kalıplara koydu. Her insan eşsizdir ve toksinler beyne gittiğinde gösterdiği tepkiler de eşsiz olur. Hastalarıma “teşhis etiketlerine yapışıp kalmayın” diyorum.
– Ne yiyorsak oyuz yani?
– Kesinlikle. İnsan sağlığında en etkin şey yediklerimizdir. Yediklerimizden yapılıyoruz.
– Modern tıp biliminin reçetesi yetersiz midir?
– Evet yeterli değil. Tıp semptomları bastırıyor, temele gitmiyor. Her semptoma ilaç veriyorlar, sonra yan etkilerden yeni hastalık, onlara da ilaç… Ve bu işler böyle gider.
– İlaçları ve doktorları hayatımızdan çıkaralım mı?
– Hayır, tıbbın da bir yeri var. Acil ve hayati durumlarda klasik tıbba ihtiyaç var. Çok kronik uzun hastalıklarda klasik tıp gideceğiniz son adrestir, anneanneniz size daha çok yardım eder. Diyetinizi değiştirin, doğal otları kullanın, kimyasalları bırakın. Güneşe çıkın. Sadece doğa iyileştirir. İnsanın vücudu çok güzel bir yaratımdır ve bütün iyileştirme programları vücutta zaten vardır. Doktor değil kendi vücudunuz iyileştirir. Vücudunuz bütün işi yaparken doktorlar sizi sadece eğlendirirler. Dünyada mucizevi bir hap yok.

PSİKİYATRİK HASTALIKLARIN ANA SEBEBİ VEJETARYENLİK
– Vejetaryen balonuna karşı mısınız?
– Dünya besinsel propaganda ile karşı karşıya. Bir şirket var ve vejetaryanlık fikrini onlar yayıyor. Çünkü o şirket böceklerle mücadele için bitki ilacı satıyor ve çok satması için de sebzelerin çok yenmesi işlerine geliyor. 20 milyar insana yetecek fazla tahıl 2013 yılında yetiştirildi. O yüzden bu tahıl stokunu eritmek istiyorlar. Vejetaryenlik sağlıklı değildir. Psikiyatrik hastalıkların ana sebebi gençlikte yapılan vejetaryen beslenmedir. Klinikteki hastaların yüzde 80’i bunlardan oluşuyor.
– Ne kadar sattı bu kitabınız?
– 500 binden fazla kitap satışı oldu. 10 dile çevrildi. İlginç olan çeviriler hep hastalarım tarafından yapıldı. Türkiye’de de bir hasta vasıtasıyla çevrildi bu kitap.
– Kaç kişiyi tedavi ettiniz?
– Ben 10 bin hasta ile çalıştım, hepsini de iyileştirdim. Diyete ne kadar bağlıysanız o kadar başarı şansınız vardır. Kitabı alıp da kendi kendine iyileşen de çok kişi vardır.
İŞLENMİŞ GIDALAR HIRSIZ
– İyi güzel de doğal yiyeceği nerede bulacağız? Artık gıdalar bile kimyasal işlemlerle üretiliyor mu?
– Çok klasik ve geleneksel tarım yöntemine dönmemiz gerekiyor. Bunları yapanları bulmaya çalışın. Hayvanların da doğal yiyeceklerle beslenmesi gerekir. Yiyeceklerinizi süpermarketlerden almayın. Şehrin dışına çıkın, çiftçileri, tarlaları bulun. Gidip kuzu alın, onu kestirip tüketin. Süt pastorize olmamalı. Kesinlikle işlenmiş gıdalardan uzak durun.
– Siz ne kadar koruyabiliyorsunuz kendinizi?
– Biz evde sadece organik ve GAPS yiyeceği yeriz. Hiç tahıl kullanmayız. Yaşımız ilerledikçe karbonhidratları daha az tüketmek gerekir. Yaşlılıkta şekeri yeterince işleyemeyen vücut alzhamier, kalp hastalıkları, diyabet, obezite, kanser olur. Bütün hastalıkların temeli şekerdir.
– Türkiye’de diyetisyenler ekmek de şeker de iyidir diyor?
– Bu dünyanın her yerinde böyle, bunları herkes seviyor. Çünkü tahılların içerisinde bulunan şeker, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddedir. 1800’lü yıllara kadar şeker gelmeden önce tatlıları, şekerleri nasıl yapıyorduk? Meyvelerden elde ediyorduk. GAPS diyetinde izin verdiğimiz tek şey doğal bal, muz ve şekerleştirilmemiş kuru meyvelerdir. Şeker pancarında bütün iyi besinler vardır. Ama onu fabrikaya götürüp bütün yararlı taraflarını atıyoruz.
– Bütün işlenmiş gıdalar birer hırsız mı?
– Evet hepsi toksin, zehirli ve hırsızdır.

BU YİYECEKLERE İZİN YOK
Arpa, beyaz peynir, salamura balık, bamya, sirke, buğday ve bulgur, çavdar, çikolata, dondurma, enerji içecekleri, gazlı içecekler, irmik, jöle, keçiboynuzu, krema, işlenmiş et ürünleri, konserve sebze ve meyveler, makarnalar, mısır, nohut, nişasta, margarinler, pirinç, patates, reçeller, sakız, un, yulaf, süt, şeker vs…

Ya kendi fenerinin alevi olursun…Ya alevi olan birinin fenerine ihtiyaç duyarsın

images[1]

Ya kendi fenerinin alevi olursun

Ya alevi olan birinin fenerine ihtiyaç duyarsın

İnsan sadece kendi karanlığında ışıldar

Duygularını çalışarak , planlayarak yaşayamazsın onlar spontan gelişir

Kimseyi fethetmeye kalkma !

Fethedeceksen önce kendini fethet !

Hayatı acele ederek yaşama,yavaş ve sindirerek yaşa

Yanlızlıktan korkup kalabalıklara karışmak , sadece kendinden kaçmaktır

Genelde canı yanmış kimseler bunu yaparlar

Sadece şunu anlamaya çalış sen kendinden , karanlığından kaçtıkça , yanlızlığından korktukça , kendini bağımsız kılmadıkça ,

kendini katıksız başka birinin etkisi olmadan sevemedikçe , içindeki yanlızlığa yetemedikçe , içindeki karanlığı kendi başına aydınlatmadıkça ,

ışığından hiç kimse faydalanamaz , hiç kimseyi adam gibi sevemezsin

Hiç kimse de seni sevemez

Bu yüzden Hayatında birilerini öyle hemen çok özel yerlere koyma 

Özellikle şu ana kadar tecrübe ettiklerinden , yaşadıklarından sonra bir düşün ve pay biç ..

Yanlızlığınla mutlu olmayı öğrenmek zorundasın , çünkü yanlız doğar , yanlız göçer gidersin , sana verilmiş olan hal budur …

Çevrende sürekli birilerinin olmasına ihtiyaç duyma

Arkadaşların dostların tabi olsun ama bu yönünü bilen , yanlız olduğunda sana engel olmayacak ve arasıra özünün derinliklerine daldığında seni anlayışla karşılayan kişiler arkadaşın olsun , Senden çıkarı , beklentisi olmayan , kısaca çıplak seven dostların olsun..

İnan , Kendi içine , kendi özbenliğine çöreklenmeden asla üretemezsin ,

Meditasyon yapman gerekebilir , önce kafanı beynini boşaltmalısın ki tekrar doldurabilesin. 

En az herkes kadar iç hesaplaşmaların , her insan gibi yeniden doğuşların , kopuşların , resetlenmelerin olsun , hayatında hata yapmaktan korkma , o dudak payını bırak , hatasız kul olmadığını hesaba kat  ..

Sanatla , şiirle uğraş , ince bir ruhun olsun,bunlar için  beslenmen gerekir

Besleneceğin en iyi yer özün dür ,

Özünden beslen !

İçinde patlamaya hazır volkanlar var , emin ol , onları ara bul serbest bırak ..

Sağılmadığında ağrı yapan meme gibi olursun üretmediğinde .. 

Hayat basitçe bir döngüdür , Bu döngüde Enerjini üretmen ve tüketmen gerekir

Bu enerjiyi sakın başkasından çalmaya kalkma !  

Kendinden beslen

Bunun dışında insanlara güzel bir ayna ol !

Sana baktıklarında kendilerinin özünü görebilsinler

İnsan eğer bencil değilse kendi enerjisini kendi üretir , kendi kendini sağar , kendi öz sevgisinin , aşkının , ihtirasının , tutkusunun yansımasını sadece bir başka bedende deneyimler ,zaten gerçek sevgide , pratikte de olan budur ,

Ama eğer bencilsen , eğer sadece ben den ibaretsen , sadece başkasındaki enerjiden beslenirsin , karşındakini tüketir adeta sağarsın , işte bunu yaparsan karşındaki de zamanla seni tüketmeye başlar , orada bir kısır döngü oluşur , işte bu ilişkiler asla başarıya ulaşamaz.

Farklı olmaya çalışma

Farkında olmaya çalış !  

Seni farklı yapan bu farkındalık olsun , onun dışında sadece sıradan ve kendin ol.

Hayatında seni bulan , senin gibi olan diğer delilere hoşgeldin de.

Kimseyi öteleme ya da kırıcı olma.

Kimseyi genelleme ! bunu yapman az önceki farkındalığınla farklılaşmanı yokeder..

İnsanlarla dialoglarında ,  yorumlarında çelişme , ağzından çıkanı düşünerek çıkar

Kendini ve kimseyi  sakın şuana kadar tanımış olduğun herhangi başka birine benzetmeye , genellemeye , çıkarımlamaya , etkilendirmeye , kıyaslamaya kalkma..

Çünkü herzaman yanılırsın !

Her birimiz ayrı bir karışımın ürünüyüz , bilimsel olarak kimse kimseye tam olarak benzeyemez..

Buna en güzel örnek tek yumurta ikizidir

Tip olarak birbirine çok benzer fakat aynı zamanda hiç benzemezler..

Aynı yumurtadan çıkan iki birey nasıl olurda birebir aynı olamaz , çünkü dna yapısı aynı olmasına karşın parmak izleri farklıdır , deneyimleri , huyları , ilgi alanları farklı olacaktır..insanlar farklıdır …

Sadece anatomi olarak basitçe benzer bir yapıya sahiptir…

Belki Organlarımızın yerleri , kemiklerimiz , uzuvlarımız fiziksel olarak hemen hemen aynıdır

Ama parmak izlerimiz , göz retinamız  ,  düşünce yapımız , huylarımız , duygularımız , deneyimlerimiz , bilincimiz herzaman ve hep farklı olacaktır.

Hayatına İlham arıyorsan en kıymetli hal trans halidir , hani o uyku ile uyanıklık arası halin 

Orada düşündüklerin çok kıymetlidir fakat çabuk unutursun , hemen yazmalısın

İlham da ikinci kıymetli hal sürüklenmedir , bu ancak sevdiğin özel hisler beslediğin biriyle bir mürşid le olur 

Onda kendi suretini açığa çıkarırsın ,o anda  beyin susar kalbin konuşmaya başlar , bundaki güzel tarafsa asla unutmazsın ..

Sen bendeki cevherin yazdıklarımda ve konuştuklarımda saklı olduğunu sanıyorsun oysa cevher Senin kalbindedir…

Sen ulviyetin süreklilikte olduğunu sanıyorsun oysa o geçiciliktedir…

Sen medeti benden ya da bir başkasından umuyorsun , oysa medet sensin…

Sen huzurun tenha da  olduğunu sanıyorsun oysa o ateşin tam göbeğindedir….

Sen yanmaktan korkmuyorsun , yanacağını bilmekten korkuyorsun …

Sen ölmekten korkmuyorsun , öleceğini bilmekten korkuyorsun ….

Acı veren yanmak ya da ölmek değil , Acı veren bilmek ve korkmaktır  ,

İnsanlar sadece gerçek olan şeylerden korkarlar .. , Gerçek Aşk tan , Gerçek Sevgiden , Gerçek Yaşam dan , Gerçek Dost tan , Gerçeklerden sürekli kaçarız ..

Çünkü Gerçek herzaman korkutur …

Haz veren yaşananın sonsuz olması değil , haz veren yaşadığının bir an olmasıdır  , ve onu kaybetmekten korkundur ..

Mutlu eden sahip olmak değil , mutlu eden sahiplenmemektedir …

Marifet çiçeği dalından koparmak değil , onu koparmadan kabullenmekte ,  sevmekte ve incitmeden koklamaktadır ..

Sevgiyle ; 

Önder Dağ