Aşık olmuyorsan,
Dans edemiyorsan,
Şarkılar mırıldanamıyor,
Islık bile çalamıyorsan,
Ne anlamı var ki aklı başında olmanın…
Osho
kesinlikle katılıyorum Anette
Kardeşlerim, evinizde oturup talihin kapınızı çalmasını beklemeyin. Bir editörün kitaplarınızı, bir antrenörün yeteneğinizi, bir patronun çalışkanlığınızı, bir …üstadın manevi derinliğinizi keşfetmesini beklemeyin. Sindirella olsanız ve merhametli bir peri size yardım etse bile o baloya gitmeniz, orada düzgün tavırlar sergilemeniz ve bir şekilde prensin dikkatini çekip onunla dans etmeniz gerekir. Yoksa evlenme çağına gelen prensin güzel bir kız aradığı doğru olsa da evinize gelip sizi bulması mümkün değildir. Bu arada sakın ha güzelliğinizin prensin sizi seçmesi için gerekli olan tek nitelik olduğunu sanmayın. Ortalıkta bir sürü güzel kız olacak. Bu sebeple “Ne yapayım cicim ben böyleyim ama güzelim,” demeyin. Güzellik geçicidir. İnsanların başındaki ciddi belalardan bir tanesi zaaflarını yetenekleri sanmalarıdır; sakın bu çukura düşmeyin. Bu durum Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil’in Entellektüel şarkısında söyledikleri gibi fobilerimizi hobilerimize döndürmeye benziyor smile ifade simgesi O nedenle zahmet edip de yola çıkmadan, yola çıkıp da dingildemeyi bırakıp adam akıllı yürümeden talihten ya da dünyadan yakınmayın.
Kalkın ve yola çıkın. Yürüyün ama mutlaka doğru dürüst yürüyün.
Sevgi ve dostlukla
Cem şen

Dua etmek için güneşle beraber uyan. Tek başına dua et. Sen konuşursan büyük ruh seni dinleyecektir.

Yollarını kaybedenlere karşı hoşgörülü ve toleranslı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve hırs kaybolmuş bir ruhun işaretleridir. Bir gün yollarını bulabilmeleri için dua et.



Senin olmayan bir şeyi alma. Başka bir insana, bir topluluğa, doğaya veya bir kültüre ait olabilir. Onlar kazanılmış veya sana verilmiş değildir.

Bu yeryüzünde var olan her şeye saygı duy. Bu bir insan veya bitki olabilir.

Başka insanların düşüncelerine, dileklerine ve sözlerine değer ver. Sözünü kesme, dalga geçme veya taklit etme. Her kesin kendini istediği gibi ifade etmesine izin ver.

Başkaları hakkında kötü konuşma. Evrene bıraktığın olumsuz enerjiler, bir kaç kat artarak seni yine bulur.

Herkes hata yapar ve her hata affedilebilir.

Kötü düşünceler aklın, bedenin ve ruhun hastalanmasına yol açar. Olumlu düşünce egzersizleri yap.

Doğa bizim için var olmaz, bizim bir parçamızdır ve biz de onun bir parçasıyız.

Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Kalplerinde sevgiyi yeşert, onları erdemle ve hayat dersleriyle sula. Büyüdüklerinde, yeterince gelişebilmeleri için onlara alan tanı.

Başkalarının kalbini kırmaktan kaçın. Yarattığın acının zehri bir gün sana geri döner.

Her zaman gerçekten yana ol. Dürüstlük evrenimizde insan iradesinin bir sınavıdır.

Kendini dengede tut. Rasyonel Sen’i, Ruhsal Sen’i, Duygusal Sen’i ve Fiziksel Sen’i. Hepsi güçlü, saf ve sağlıklı olmalı. Zihnini güçlendirmek için vücudunu da güçlendir. Duygusal yaralarını sarmak için ruhunu büyüt.

Kim olacağın ve ne yapacağınla ilgili bilinçli kararlar ver. Aldığın kararların sorumluluğunu al.

İnsanların kişisel alanlarına ve gizlilik taleplerine saygı duy. Kimsenin kişisel eşyasına dokunma, özellikle de kutsal ve dini eşyalara.


Herkesin inancına ve inanışına saygı duy. Başkalarını senin inandığın dine inanmaya zorlama.

kaynak: onedio
İnsanlar çoğu zaman ölçüsüz, mantıksız, ben-merkezlidir;
Sen yine de affet gitsin.
Nazik biri isen insanlar seni bencillikle, art niyetle suçlayabilir;
Sen yine… de nazik ol gitsin.
Başarılıysan, bazı sahte dostlar ve bazı gerçek düşmanlar edinirsin; Sen yine de başar gitsin.
Açık yürekli ve dürüstsen insanlar seni aldatabilir;
Sen yine de açık yürekli ve dürüst ol gitsin.
Yapmak için yıllarını verdiklerini, birileri bir gecede yerle bir edebilir;
Sen yine de yap gitsin.
Huzuru ve mutluluğu bulursan birileri seni kıskanabilir;
Sen yine de mutlu ol gitsin.
Bugünkü iyiliğini, insanlar yarın unutabilir;
Sen yine de iyilik yap gitsin.
Dünyaya elindekinin en iyisini versen de asla yetmeyebilir;
Sen yine de dünyaya elindekinin en iyisini ver gitsin.
Gördüğün gibi en nihayetinde bu, seninle Tanrı arasında,
Zaten hiç seninle onlar arasında olmamıştı.
Rahibe Teresa
Allah birdir Peygamber hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası
Kürt’ü Türk’ü ne Çerkez’i
Hep Adem’in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi
Kur’an’a bak İncil’e bak
Dört kitabın dördü de hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası
Bin bir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi
Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi
Kimi ne çeker dilinden
Hem belinden hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası
Şu alemi yaratan bir
O’dur külli şeye kadir
Alevi sünnilik nedir
Menfaattir varvarası
Cümle canlı hep topraktan
Var olmuştur emir hak’tan
Rahmet dile sen Allah’tan
Tükenmez rahmet deryası
Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası…
Aşık Veysel
(Sanırım bir daha hatırlama zamanı)
Bu sutranın tercümesinden, okunmasından ve anlaşılmasından doğacak olan erdemi aileme, atalarıma, öğretmenlerime ve öğrencilerime adıyorum. Bu sutrayı okuyan herkes, bu sutrayı duyan herkes ve tüm varoluş boyutlarında yaşayan, acı çeken varlıkların tümü emniyette olsun, tehlikelerden korunsun ve korkularından arın…sın.
Hepinize saygı, sevgi ve dostlukla
Cem Şen
Cem şen
(OKUMADAN GEÇMEYİN)
1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir… merhaba ile ödüllendirir.
2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır.
3. En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.
4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.
5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.
6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.
7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.
8. Hayatın sırrı, oysa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalmaktı.
9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.
10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur.
11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.
12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.
13. Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.
14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir.
15. Ok ancak geri çekerek atılır. Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.
(Okuduysak başkaları da okusun diye paylaşalım)




. Sizi kendinizden başka hiç kimse kurtaramaz. Kendi kendinize ışık olun.

6. Damı basit yapılmış bir eve yağmur dolması gibi, derin düşünmeyen beyine de tutku öyle dolar.






kaynak: onedio
ALLAHIM!!!! Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için!
Ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için…
ve yalan söylememek için bana yardım et…
Eğer bana güçler verirsen muhakeme yeteneğimi çıkarma.
Eğer başarı verirsen alçak gönüllüğü çıkarma……
Eğer bana alçak gönüllüğü verirsen saygınlığımı çıkarma…
Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et…
Benim düşüncelerime katılmıyor diye bana karş…ı olanları hainlikle suçlayarak,
onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.
Kendimi sever gibi diğerlerini de sevmeyi
ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi de yargılamayı öğret bana.
Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuma izin verme…
Nede başarısız olursam olayım, umutsuzluğa düşmeme izin verme…
Daha ziyade, başarısızlığı başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.
Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu
ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünüşü olduğunu öğret bana.
Eğer paradan yoksun bırakırsan, bana umudu bırak.
Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan,
başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü bırak bana .
Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu bana bırak.
Eğer insanlara zarar verirsem, ÖZÜR DİLEME gücünü ver bana ..
Ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücünü ver bana.
Allahim! Eğer ben seni unutursam sen beni unutma.”
~ GANDHI
(Gerçek bir öyküdür- isimler değiştirilmiştir.)
Bir şirketin hukuk bölümünde çalışan Avukat Perihan Hanım sabah ofise gelir gelmez bölümün …asistanına şöyle diyor:
“Dün yaptığım alışverişte kasiyer 160 liralık elbiseyi yazmayı umutmuş; güzelim elbise bana bedavaya geldi!”
Oldukça neşeli bir kız olan asistan, “Yaşasın! Çak bir beş!” diyerek Avukat Perihan Hanım’ın sevincine katılır.
Açık ofiste yan bölmede oturan Avukat Yeşim Hanım konuşulanları duymakta ve duyduğu şeylerden rahatsız olmaktadır. Sesini çıkarmaz. Perihan Hanım, Yeşim’in hiçbir şey söylememesine anlam verememektedir.
“Yeşim Hanım duydunuz mu, 160 liralık elbise bana bedavaya geldi!” der.
“Duydum!”
“Beni kutlamayacak mısın?”
“Hayır!”
“Neden?”
“Senin elbisenin bedelini kasiyer kız ödeyecek. Onun durumunu hiç düşünmeyişini anlayamıyorum!”
“Bana ne. Hata yapan cezasını çeker. Dikkatli olsaydı!”
“Her insan ara sıra hata yapar; sen de böyle bir hata yapabilirdin; bu senin de başına gelebilirdi.”
“Ben böyle bir hata yaparsam, hatamın cezasını çekerim. Şimdi ben kazançlı durumdayım; hata yapan kızı kurtarmak için bu kazancımdan niçin vazgeçeyim?”
“Bu elbiseyi içine sindirerek giyebilecek misin?”
“Tabii, neden giymeyeyim? Herkes hatasının cezasını ödemeli. Bundan ders alsın; daha dikkatli davranmayı öğrensin.”
“İçin rahatsa, benim söyleyecek sözüm yok.”
**
Evet, bu gerçek bir öykü.
Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben ne düşündüğümü söyleyeyim; ama önce altını çizmek birkaç gerçek var:
1- Perihan Hanım, Türkiye’de doğmuş büyümüş, annesi, babası vatandaşımız olan, bu ülkenin okullarında, bu ülkenin öğretmenleri tarafından eğitilmiş, bu ülkenin bir devlet üniversitesinde bu ülkenin hukuk profesörleri tarafondan eğitilmiş, hukuk diploması almış bir kadın insan.
2- Bölüm sekreteri de üniversite mezunu bir kadın insan. Onun annesi, babası, öğretmeni, üniversitesi, profesörleri de bu ülkenin insanları.
Ve çok muhtemelen Perihan Hanım, bölüm sekreteri, onların anne ve babaları, onları yetiştiren öğretmenler, profesörler eşlerine, dostlarına bayram mesajları yazıyorlardır. Paylaştığımız bir inancın önemli bir gününü idrak ettiğimiz için birbirimizi kutluyoruz.
Yukarıda yazdığım gerçeklerden sonra ne düşündüğümü söyleyeyim: DEĞERLER BOŞLUĞU YAŞAYAN BİR TOPLUMUZ. Ailede, eğitimde, iş hayatında, meslek yaşamında, siyasal hayatta DEĞERLER BOŞLUĞU yaşıyoruz: Hakkaniyet, güven, empati yokluğu yaşıyoruz. Bu değerlerin yokluğundan ortaya çıkan boşluğu bencillik, güvensizlik, kaygı ve öfke dolduruyor.
**
“Beni kutlamayacak mısın?” sorusuna “Hayır” diyebilen dostumu tebrik ediyorum. İnsanın kendine olan tanıklığının önemini keşfetmiş biri.
Bütün mesele bu! İnsanın kendine olan tanıklığının önemini keşfetmek. Bu tanıklığın önemini keşfedince “doğru seçimi” yaparsın. Seni kendi gözünde onurlu ve haysiyetli yapacak olan “doğru seçimi” yapıp yapmadığının farkında olursun.
Bir ülkenin hukuk mezunu, avukatlık yapan bir insan kadın 160 liralık bir elbiseye kendi onurunu, haysiyetini satan bir seçim yaptığının farkına varamıyorsa, bu ülkenin ana babaları olarak, öğretmenleri, profesörleri, siyasetçileri olarak değerlerimiz ve önceliklerimiz üzerinde derin derin düşünmemiz gerek.
**
Düşüneceğimize ve başaracağımıza inanıyorum! Zaman verip bu yazıyı okuyan değerler konusuna önem veren her bir okurumu, büyük, güçlü bir ekibin parçası olarak görüyor, önemli değerleri temsil eden bu özel bayramınızı kutluyorum
Doğan Cüceloğlu
![bayram_sekeri[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2015/07/bayram_sekeri1.jpg?w=300&h=188)
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık…
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle…
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.
“Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!
Can Yücel
Uzun bir yolculuktu. Yan koltuktaki yolcu, tozlu bir aile albümünü karıştırarak sanki, kulağımıza tanıdık şarkılar söyledi.
Albümde, acılarımız, kahırlarımız, sevdalarımız, coşkularımız vardı.
Yan koltuktaki ablamızdı, annemiz, hasmımız, hısmımız, sevdalımız, yârimiz…
Anlattıkça anlattı; bizi… bize…
Yıldızlardan baktık, dünyadaki resmimize…
Sanki şehre bir film gelmişti; yazılarda bir güzel orman olmuştu, iklim Akdeniz’e dönmüştü.
Ufalana ufalana kaç kuşak, erimiştik bu yollarda; kimimiz yerle yeksan, kimimiz zor ayakta…
Çıktı sahneye dedi ki:
“Beraber, ülkenin bir sürü haline tanıklık ettik. İyi günde kötü günde… Dostluk böyle bir şeydir işte: Mükemmel olmayı beklemeden, kredi vererek, yol arkadaşlığı yapmaktır.”
‘Damar’larla başladı
Ülkenin bir sürü halinde yanı başımızdaydı Sezen Aksu…
Her halini hatırlattı Açıkhava’daki “40. Yıl Gecesi”nde:
Hem kendinin, hem memleketin…
İlkin, ağırbaşlı, siyah-beyaz bir elbiseyle geldi sahneye;
Siyah-beyaz ekranda, “ş”leri ıslayarak konuşan, kocaman dudaklı, kocaman yürekli, dilbaz kız oluverdi. Ömrümüzün renksiz devrinden hüzün şarkıları söyledi.
Kaybolan yıllarımızda, bir küçük iz bırakmak için didinmesini, oyuncak, küçük zaferlerini anlattı.
“Sen ağlama” dedi, “Geri dön” dedi. “Firuze” diye inledi.
İçini çeke çeke, burnunu sile sile kayıplarına ağıt yaktı, selam çaktı;
Onno’ya, Aysel’e, Meral’e, Uzay’a…
Düğüne döndü
Sonra bir an durdu; “Yeter kavrulduk” dedi…
Attı gözyaşlarını sildiği mendili, üstündeki siyah beyaz elbiseyi; cümbüşlerini giyindi.
Cenaze bitti. Düğünün fitili ateşlendi.
Mahzun Sezen, o malum işveli kadın oldu aniden…
40. yılının kına gecesini yaptı sahnede; göbek attı, oğlan oynattı. Ada Vapuru’nda, “Oh oh suyundan da koy” diye kalçasını çalkalayan çapkın, muzır, hayta bir kadına dönüştü.
Bizi hüzünlerden alıp kahkahalara saldı.
Hoyrat bir makasla
“Son tufan”, hepimizi öyle vurdu, öyle savurdu ki, kolay harcadık birbirimizi, kıydık birbirimize…
Bir referandum oyundan, bir demeçten, bir fotoğraftan, müebbet verdik sevdiklerimize…
Dar günümüzde elimizden tutmalarını, her çıplağa battaniye kapıp koşmalarını unuttuk.
Sezen de aldı nasibini tufandan…
Bir çağ yangınında, onu da hoyrat bir makasla, eski bir fotoğraftan oydular.
Bizde kaldı yanağının yarısı…
Ne kavgası bitti; ne sevdası…
Değer mi hiç?
Oysa, 40. yıl konserinin mükemmelen hatırlattığı gibi, her yangında su taşıyanımız oydu.
Çocuk gelinler mi? “Ünzile”yi daha 1986’da söylemişti.
Cumartesi Anneleri mi? 1996’da bestelemişti.
Kürt meselesi mi? Kemal Burkay’dan önce “Gülümse”mesini getirmişti.
Erdal Eren’e şarkı yazmış, Sivas’a ağıt yakmış, Hrant için “Gitti cancağızım” diye yanmıştı.
Kredisi çoktu yani bizde…
Bir oyla ismini sildiler sokak tabelalarından…
Değer miydi hiç?
Masum değiliz
“Kendini kimsesiz hissettiğinde/ içindeki çocuğa sarıl/sana insanı anlatır” diyordu ya bir şarkısında…
Biz, içimizdeki o çocuğu aldırdık, seneler önce…
Bize insanı anlatacak kimsemiz kalmadı.
Sezen Aksu, o anlatıcıların en hası…
Keyfimizin, hüznümüzün kâhyası…
Gözyaşlarımızın, kahkahalarımızın mahyası…
Anlata anlata, kendisiyle birlikte bizi de büyüttü:
Elinden tuttuklarını, taklitlerini, orkestrasını, korosunu, âşıklarını, kocalarını, sevenlerini…
Onlar yaşlandı; ama onlara yazılan şarkılar genç kaldı.
Biz giderken, geride sadece, “İyi bilirdik” diyen bir cemaatin sesi kalacak; yol boyu kulağımıza fısıldanan şarkılarsa yıllar yılı kulaklarda çınlayacak.
40 yılımız
Kırık ayağı üstünde dans ederek tamamladığı konseri, “Bir 40 yılımız daha yok” diyerek noktaladı Sezen…
“Mükemmel olmayı beklemeden, kredi vererek, yol arkadaşlığı yapmak”sa dostluk…
Biz dün gece onunla en iyisini yaptık.
40 yıllık hatrı var bizde…
Sağ olsun!
Can Dündar
Bir erkeğin not defterinden: ‘Seni, sen olduğun için seviyorum. Sahiplenmeye çalışmadan, seni değiştirmeden,… Geçmişinle, geleceğinle, korkularınla, gel-gitlerinle, hayallerinle, hüznünle, coşkunla… İçinde onlarca kadın yaşar bilirim hepsi bende emanet.
Yaşamdaki önceliğim sen iken, tüm dünya karşımda dursa ne olur. Yeri gelir ben senin, yeri gelir sen benim kollarımda ağlarken nefesim nefesinde can bulur. Seni bir kristal parçası gibi incitmeden saran ruhum, canın yandığ…ında bir tirana dönüşürken, ordular gelse, göktaşları yağsa seni saran kollarım ancak son nefeste serbest kalır… Ben sana güzelliğin, bedenin için değil sen olduğun için aşığım. Yaşamın düz yollarında aşk marifet değilken bir yatağa bağlı kalsan ne olur ben yine son nefese elini tutar, gözlerine bakarım.. Hayat ne getirir bilmem, bilemem. Her an azrail ensemde nefes alırken, şu an kokunu içime çeker, şu an seni sımsıkı sarar, şu an aşkı senin ruhunda kutsarım. Ne günü sana ne de seni güne katmadan…
Aret Vartanyan







8. Onaracak kişi o olduktan sonra; kalbinizin kırılıp parçalanmasının zerrece önemi yok.







; Tepki göstermeden önce düşün
Harcamadan önce kazan
Eleştirmeden önce bekle
Pes etmeden önce dene
Yargılamadan önce dinle
Ayrılmadan önce hatırla…
Her ne yaparsan yap,
Öncesini bil…

Efsane o ki herhangi sıradan bir gün, bir cemiyet toplantısında, onu çekemeyen edebiyatçılardan birisi Hemingway’e ne derece yetenekli olduğunu sorar, Hemingway ”Senin hayal bile edemeyeceğin kadar.” diye yanıt verir. Bunun üzerine muhatabı ona, 10 kelimeyi geçmeyen, etkili bir hikaye yazıp yazamayacağını sorar. ”Eğer bunu yazmayı becerebilirsen, ve buradaki herkesi derinden etkilersen yeteneklerin önünde saygıyla eğileceğim.” der. 10 kelimeye bile ihtiyaç duymayan Hemingway 6 kelimelik bir dram öyküsü yazar. Orada bulunan herkesi etkileyen bu hikaye yukarıdadır.